Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

1-ACILAR VE GERÇEKLER

 


Selamm ballarımm yepyeni bir kurguyla tekrardan karşınızdayımmm
Sakla Beni benim içime çok dokunan bir kurgu inşaallah sizinde içinize dokunur ve sizde onları çok seversinizz ❤️‍🩹 İyi okumalarr


Son Arzum-Nilüfer


"İçte tutulan yaşları gözyaşları
akıtılanlardan daha çok acıtır..."


Hayatınızda hiç düşmeye yada dinlenmeye hakkınız olmadığınız zamanlar oldu mu ? Benim oldu, hayatım boyunca düşmeye veya dinlenmeye hakkım olmadı bana bu hak verilmedi. Her gün kendimi bitirdim kimse görmedi ama sorun değildi hiçbir zaman olmamıştı. Bana böyle öğretmişlerdi böyle hissettirmişlerdi…


Bakışlarım babama kitlendi, derin bir nefes aldım birazdan yapacağım konuşma için cesarete ihtiyacım vardı, elim istemsizce güç almak ister gibi gerdanımın üstündeki anka kuşu dövmesinin üzerine gitti yapabilirsin  “Baba ben piyano derslerine katılmak istiyorum” dedim tef nefeste hızlı bir şekilde 


Babamın çaya uzanan eli durdu ve bakışlarını bana çevirdi “Buda nereden çıktı?” diye sordu yargılayıcı bir sesle 


“Bir yerden çıkmadı hep vardı zaten, hani sende demiştin ya hukuk okursan piyano derslerine katılabilirsin diye, hem şimdi düşünüyorum da hukuk o kadar da kötü değil ilgimi çekmeye başladı” dedim titremesine engel olmaya çalıştığım sesle 


Tek kaşını kaldırarak “Öyle mi dedim?” dedi 


“Evet” 


“Hukuk bitsin eline bir mesleğini al ondan sonra bakarız” dedi her zamanki geçiştirici sesiyle ve kahvaltısına devam etti


Hayır baba bunu yapma 


“Ama-” sözümü bitirmeme izin vermeyip araya giren ise annem oldu “Babanı duydun Alin , önce mesleğini eline al sonrasına bakarız, hem ne yapacaksın piyano çalmayı ne işine yarayacak boş işler ile uğraşma” sözleri ile boğazım düğümledi 


Sorun değil Alin , sorun değil 

Sorun yok . Herşey düzelecek 

Bununda üstesinden gelebilirsin. 


Gözyaşlarımı gelmemeleri için geri itmeye zorladım ama daha fazla yemek yiyemeyecektim boğazım düğümlenmişti. Oturduğum yerden kalktım “Müsadenizle okula geç kalmayayım “ deyip masadan acelece ayrıldım, çantamı ve montumu alıp kendimi dışarı attım. Soğuk hava anında tokat gibi yüzüme çarptı, derin bir nefes almaya çalıştım ama bu neredeyse şu an imkansızdı çünkü yıllardır hayallerim ailem tarafından erteleniyordu ve bu her geçen gün benim ölümüme sebep oluyordu. Yavaş adımlarla sokakta yürümeye başladım ağlamadım ama içim paramparça oldu . 


Birden dengemi kaybedip sendeledim ve başımı aşağı eğince bağacıklarımın açıldığını gördüm. Aptal bağacıklar ! Kaldırımın kenarına geçip ayakkabı bağacıklarımı bağlamaya çalıştım, çalıştım diyorum çünkü gözlerim yaşlardan dolayı pusluyken bunu yapmak imkansızdı. Bir süre sonra pes edip kaldırımın kenarına oturdum aynı anda gözyaşlarımda yanaklarıma doğru firar etmeye başladı. Başımı yere eğip gözyaşlarımın akmasına izin verdim, bir süre sonra gözyaşlarım sessiz iç çekişlere dönüştü. Niye bağacıkları bağlamak bu kadar zordu ki. Sorun hiçbir zaman bağacık olmadı Alin 


Omzumda bir el hissetmemle kafamı hızla kaldırıp omuzuma dokunan elin sahibine baktım.  Boyu uzun olduğu için kafamı fazla yukarı kaldırmak zorunda kalmıştım.Yekta, keskin çene hatlı, belirgin adem elmalı, biraz büyük bir burunlu ve kehribar renkli gözlü oldukça yakışıklı sayılabilecek bir çocuktu.  



Yekta bizim okuldaydı o yüzden onu tanıyordum hatta ondan biraz hoşlanıyor bile olabilirdim hemde okula ilk geldiğim günden beri  “ Niye oturmuş burada ağlıyorsun?” diye sordu kaşlarını çatmış bir şekilde. Cevap vermedim onun yerine yanağıma doğru bir damla yaş aktı, kaşları iyice çatıldı “ İsmin Alindi değil mi?” diye sordu bu sefer 


Kafamı salladım sadece ortak derslerimiz vardı ismimi oradan biliyor olmalıydı. Önümde diz çöküp benimle aşağı yukarı aynı boya geldi “Şimdi Alin söyle bakalım niye oturmuş burada ağlıyorsun?” diye sordu bir kez daha, neden buradan gidip beni yalnız bırakmıyordu ki? 


Bakışlarımı çözülmüş ve bağlamayı bir türlü beceremediğim ayakkabılarıma çevirdim. Oda benimle aynı anda bakışlarını bağacıklarıma çevirdi, çattığı kaşları düzeldi ve dudağının kenarında küçük bir sırıtış oldu niye gülüyordu komik miydi “Ayakkabılarını mı bağlayamadın o yüzden mi ağlıyorsun?” diye sordu 


Evet 

Hayır 

Hem evet , hem hayır 


Kafamı aşağı yukarı salladım . Bu sefer biraz daha sesli güldü “ Demek bağacıklarını bağlayamadın, yardım edeyim o zaman” deyip bağacığı çözülmüş ayakkabıma uzandı ve saniyeler için bağacımı bağladı. “İşte oldu,ne vardı bunda ağlanacak bir dahaki sefer sana bağacıklarını bağlamayı öğretirim” dedi ama kesinlikle artık dalga geçiyordu. 


Aynı anda hem utandım ve sinirlendim, kaşlarımı çatarak oturduğum yerden kalktım

“Bağacıklarımı bağlamayı biliyorum” deyip çantamı sırtıma taktım. Bir teşekkür et Alin 


Teşekkür falan etmedim lakin, daha fazla Yekta’ya bakmadan arkamı dönüp okula doğru yürüdüm. Az önce yaşadığım şeyi daha yeni yeni kavrıyordum. Niye çekip gitmemişti ki beni o kadar tanımıyordu bile, beni tanıdığından bile şüpheliydim arkadaş falan da değildik. Belkide oda acımıştı bana, halbuki normalde kimsenin yanında ağlamazdım ya da ağladığımda kimse beni umursamazdı. 


Sınıfa girdiğimde her zamanki gibi en arkaya oturdum tek başıma . Bazen bu yalnızlık canımı yakıyordu ama çoğu zaman iyi tarafından bakıyordum en azından beni arkamdan vuracak fazla dostum yoktu. Bir arkadaşım vardı onunla da yanı bölümde olmadığımız için yanımda olamıyordu. Ama sorun değildi. 


Yanıma birinin çanta koymasıyla bakışlarımı yana çevirdim ve sıranın başında ayakka duran Yekta’yı görmemle  kaşlarımı havaya kaldırdım “Hayırdır yanıma mı oturacaksın?” diye sordum şaşkın bir şekilde 


“Oturamaz mıyım?” diye sordu Yekta 


Omuz silktim “Bilmem, neredeyse iki yıldır oturmadın da şimdi oturunca şaşırdım” 


“Bugün canım senin yanında oturmak istedi” demesiyle duraksadım 


“Canının her istediğini yapar mısın?” 


“Çoğu zaman” 


Kafamı salladım sadece belli belirsiz, ve hocanın gelmesiylle dersimi dinlemeye başlayıp notlarımı aldım. Ders bittikten sonra yine kimseye takılmadan okuldan çıktım. 


Arkadan boynuma sarılan kollarla gülümsedim “Aşkımm nasılsın?” diye şakıdı Sibel açık kahve gözlerini bana çevirirken 


“İdare eder,sen?”


“Mükemmel,  bugün projemi teslim ettim var ya omuzlarımdan bir yük kalktı” dedi rahatlamış bir şekilde. Sibel Mimarlık 2.sınıf öğrencisiydi ve gerçekten başarılı bir öğrenciydi çünkü çok çalışıyordu. 


“Aferin benim akıllı kızım” dedim yanağından öperken 


“Alin” duyduğum sesle kafamı bana seslenen kişiye çevirdim annem, yavaş yavaş yüzümdeki gülümseme soldu 


Her zamanki gibi düz kalem etek üstüne beyaz saten gömlek, olmazsa olmaz topuklu ayakkabıları ve yüzündeki otoriter ifade “Anne” anında gerildim yalnış bir şey mi yapmıştım derslerim mi kötüydü “Anne senin burada ne işin var?” diye sorabildim en sonunda


“O ne demek öyel annen değil miyim kızımı almaya geldim anne kız günü yaparız diye düşündüm” demesiyle duraksadım 


Nedense hiç gerçekçi gelmedi bu dediği 


“O zaman ben kaçıyorum balım sonra yine konuşuruz, size iyi eğlenceler “  dedikten sonra yanağımdan öpüp  yanımdan ayrıldı Sibel 


“Gidelim mi Alin?” dedi annem eliyle geçmemi işaret ederek, kafamı salladım sadece 


Gidelim anne 


Yol boyunca hiç konuşmadık, bakışlarımı camdan dışarıya çevirdim. Sonunda bir kafeye geldiğimizde arabadan indik ve içeri geçip oturduk . 


“Bir şey ister misin?” diye sordu annem garsonu çağırırken 


“Yok istemem, teşekkür ederim”  dedikten sonra annem kendi siparişini verip bana döndü işte şimdi başlıyorduk 


“Alin biliyorsun ki biz piyano derslerine gitmeni istemiyoruz, evet piyano çok güzel bir sanat bunu hobi olarak yapabilirsin ama adı üstünde hobi değil mi bunu bir mesleğe çevirmene gerek yok biz babanla sana anlayış göstermeye çalışıyoruz ama sen ısrarla sınırlarımızı zorluyorsun” demesiyle göz bebeklerim titredi “Birazda bizi anla olur mu yoksa bundan sonra daha farklı konuşacağız”


Sorun değil Alin 

Seni daha çok sevecekler böyle

O yüzden sorun değil 

Her şey yoluna girecek 


Kafamı salladım ve oturduğum  yerden kalktım “Ben eve yürüyerek gideceğim” dedikten sonra annemin cevap vermesini beklemeden çıkışa doğru yürümeye başladım. 


Derin nefes al, nefes al, nefes al elim boynuma gitti nefes almak ne zamandan beri bu kadar zor olmaya başlamıştı. Kulaklarım uğuldamaya başladı sanki bir anda her şey anlamsızlaştı bir ses duydum tanıdık ama boğuk bir ses gerisi koca bir boşluk . 


****


YEKTA’DAN


Bakışlarım kafeden hızla çıkan Alin’e takıldı ama surat ifadesinde bir sorun vardı. Gözleri dolmuştu elini ince boynuna götürdü telaşlı gözlerim onun hareketlerini takip etti, adımlarım bakışlarımla aynı telaşlıkla Alin’e doğru gitti o an her şey aniden oldu Alin’in gözleri geriye düştü “Alin” diye telaşla seslenerek düşmeden hızlıca kolunu kavradım ve düşmesini engelledim. “Alin beni duyuyor musun?” derken kuş kadar bedenini kucağıma aldım kucağımda o kadar küçük kalmıştı kalbime bir şey battı sanki o an karşıda beni gören Bora hızla yanıma geldi “Bora arabayı getir” derken kendimi kaybetmek üzereydim.


“Yekta ne oldu?” diye sordu telaşla


“Bilmiyorum bayıldı birden araba nerede?”


“Hemen ileride” demesiyle telaşla gösterdiği yöne doğru koşmaya başladım. Arabaya bindiğimde arka koltuğa geçip Alin’in kafasını dizime yatırdım “İyi olacaksın” dedim iyi olmalıydı…


****


Zorlukla gözlerimi araladım, buğulu gören gözlerim saniyler içinde netleşti, tepemdeki ışık gözlerimin acımasına sebep olurken yanımda telaşlı bir ses duyuldu “Alin iyi misin?” bakışlarımı sesin geldiği yöne çevirdim ve Yekta’nın telaşlı gözleriyle karşılaştım.


Yekta’nın burada ne işi vardı ? Ve burası neresiydi?


“Sen mi getirdin beni ?” diye sordum çatlamış bir sesle, içime endişe tohumları yeşermeye başladı beni o halde mi görmüştü, görmemeliydi beni daha fazla yıkık bir şekilde görmemeliydi 


“Ben getirdim” demesiyle kapı açıldı ve orta yaşlı beyaz önlüklü bir kadın içeri girdi. Gülümseyerek bana doğru yürüdü “Kendini nasıl hissediyorsun Alin ?” diye sordu ama bakışlarında bir değişiklik vardı.


“Şu an daha iyiyim” 


“Son zamanlarda mide bulantısı, baş dönmesi, nefes darlığı, aşırı kilo kaybı, saç dökülmesi yaşıyor musunuz* “


“Yani bilmiyorum sadece bu sıralar daha fazla panik atak geçiriyorum ve iştahım yok” dedim gergin bir şekilde 


“Alin hanım birkaç test yaptık sizde ve sonucunda üzülerek söylüyorum ki 1.evre Kronik Miyeloid Lösemi kanserisiniz” 


------------------------------------------------------


Evet ballarım umarım bölümü beğenmişsinizdir ilk bölüm olduğu için biraz kısa oldu bu diğer bölümler daha uzun ayrıca bölümler iki haftada bir gelecek.


Satır arası yorum yok o yüzdeen bölüm sonunda yorum yapmayı unutmayın x' de paylaşırsanız beni etiketlemeyi unutmayın siz çokk seviyorum kocaman öpüyorummm



Alin'in dövmesi



Yorumlar

Popüler Yayınlar