Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
21-HER ŞEY SENİNLE
Mutluluk içimizdeydi, aslında hayatımızda olan çoğu şeyin anahtarı bizim içimizdeydi. Mutlulukta, hüzünde, öfkede ama en önemlisi hayallerimiz hep içimizdeydi. Özellikle onları gerçekleştirmek…Evet sen bunu başarabilirsin sadece vazgeçme, her ne olursa olsun, tıpkı benim gibi.
Heyecanla aynadaki yansımama baktım, kalbim neredeyse heyecandan dışarı fırlayacak gibi hissediyordum. Bunun nedeni ise Yekta’nın bana bugün motor sürmeyi öğretecek olmasıydı. Üstüme mavi bir crop altıma ise beyaz bir şort giymiştim, havalar artık sıcaklamaya başlamıştı ve bu ise beni ekstra mutlu ediyordu.
Dışarı çıktığımda Yekta’nın her zamanki gibi motora yaslanmış bir şekilde telefona baktığını gördüm. Geldiğimi hissetmiş olacak ki başını kaldırıp bana kocaman gülümsedi gülümsemesine karşılık verirken dibinde bittim ve ellerimi ensesine yerleştirdim, onun elleri ise belime yerleşti ardından beni kendine çekti. “Size çok güzel olduğunuzu söyleyen oldu mu?” dedi mest olmuş gibi.
Bu dediğine karşı en cilveli gülüşümü yerleştirdim dudaklarıma “Hm…sizden başka kimsenin sözünü önemsemiyorum beyfendi.”
“Bu hoşuma gitti. Sadece bana özel olman…” biraz daha yaklaştı “Hoşuma gitti.” dedikten sonra dudaklarını alnıma bastırdı ve geri çekildi “Hadi o zaman başlayalım.” dediğinde bende geri çekildim ve heyecanla ellerimi birbirine çarptım.
Yekta dikkatli bir şekilde kaskı kafama geçirdikten sonra motora çıkmamda bana yardımcı oldu “Şimdi bak,” dedikten sonra sağ kolu gösterdi “Bu gaz,” ardından soli olu gösterdi “bu fren, bu da debriyaj.” diye ne yapmam gerektiğini teker teker anlattı ardından düşmemem için motorun arkasını tuttu. “Hadi başlayalım.”
Kafamı sallayıp aynı dediği gibi önce debriyaja daha sonra gazı çevirdim ancak çok fazla yüklenmiş olacağım ki birden motor gereğinden hızlı gitti “Ay!” dudaklarımın arasından bir çığlık koparken Yekta beni hızla tuttu “Yavrum yavaş, şimdiden motoru perte çıkarmayalım.” dedi anlayışlı bir sesle lakin benim içim yavrum deyişine gitmişti.
Kocaman gülümserken tekrardan dengemi korudum, bakışlarımın onun kehribarlarına kenetlendi “Yavaş olurum, yavrum.” dedim onun gibi.
Bu dediğim hoşuna gitmiş olacak ki kafasını iki sallarken gülmeye başladı. Gülüşü güzeldi, hemde fazlasıyla. Birkaç saat daha çalıştıktan sonra az bile olsa nasıl kullanılacağını kavramıştım.
“Ve şimdi.” derken belimden tutup beni motordan indirdi “Bugün benimle mezuniyet partisine gelir misiniz hanımefendi.”
Gözlerim şokla açıldı “O gün bugün müydü?” dedim hayretle. Ardından kollarımı göğsümde birleştirip kaşlarımı çattım “Bana daha önceden söylemen gerekirdi.” diye huysuzlandım. Giyecek hiçbir şey hazırlamamıştım, tamamen hazırlıksız yakalandım.
İşaret parmağını iki kaşımın ortasına koyup “Çatma kaşlarını erken kırışacaksın.” dedi alayla. Bütün ciddiyetim anında bozuldu ve gülmeye başladım “Ben ciddiyim. Ne giyeceğimi bile bilmiyorum.” kollarımı onun boynuna doladım.
“Ne giyersen giy gözüm senden başkasını görmeyecek.”
****
“Nasıl oldum?” dedim Sibel’e dönerek. Üzerimde siyah askılı sade bir mini elbise vardı. Saçlarımı ise topuz yapmıştım, ilk başta ne giyeceğimi bilemeyip akşama kadar Sibel’i darlamış olsam da sonunda sade ama şık olmaya karar vermiştim.
Sibel gold rengi halka küpesini takarken bana döndü “Bebeğim çok güzel oldun.” derken kollarını bana doladı “Bugün senin yanında olmayı ne kadar çok istesem de, bu yemek bizimkiler için önemli.”
Geri çekilip elini sıkı sıkı tuttum “Bende orada olmanı isterdim ama sen merak etme tek başıma da halledebilirim.” duraksadım “Sanırım yani.”
“Halledersin” dedi hiç düşünmeden.
Başımı yana eğip dudaklarımı büktüm “Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?” elini daha çok sıktım “Son anıma kadar en yakın arkadaşım olacaksın.” bir adım geri çekilip odadan çıktım. Oturma odasına girdiğimde Yekta’yı siyah bir gömlek ve siyah bir kumaş pantolon ile karşımda dikiliyordu. Siyah bir insana ancak bu kadar çok yakışabilirdi.
Bakışları baştan aşağı beni süzerken bana yaklaştı ve ellerini belime yerleştirdi “Nefes kesici gözüküyorsun.” diye fısıldadığında gülümsedim.“Sende öyle.”
“Ben vazgeçtim boşver mezuniyeti falan ben oturup sabaha kadar seni izleyeyim.”
Ellerimi göğsünün üzerine koyup yaklaştım ve çenesinden öptüm “Saçmalıyorsun şu an hem ben senin diplomanı alışını en ön sıradan izlemek için sabırsızlanıyorum.”
“Gençler.” arkadandan duyduğum sesle bakışlarımı o yöne çevirdim. Bugün diploma alacak olanlardan biride Bora ve Batu’ydu. Geri çekilip Yekta’dan ayrıldım ve Bora’ya ilerledim oda beyaz kumaş pantolon üzerine ise lacivert bir gömlek giymişti. Batu ise Yekta gibi siyahtı “Vayy.” dedim elimle alkış tutarken “Resmen hepiniz mezun oluyorsunuz, kendimi gururlu bir anne gibi hissediyorum.”
“Abart Alin.” dedi Batu göz deviriken. Ben ise ona karşılık olarak sadece dilimi çıkardım.
“Size iyi eğlenceler.” diyerek odadan çıkan Sibel’in bakışları ilk önce beni daha sonra Bora’yı buldu. Onların böyle birbirlerine yabancı gibi bakmaları canımı yakıyordu fakat elimden de bir şey gelmiyordu.
“Sanada bebeğim.” dedikten sonra hepimiz evden çıktık.
Yol boyunca kimseden tek bir çıt bile çıkmamıştı, mezuniyet alanına girdiğimiz zaman Batu ve Bora kendi yerlerine geçti Yekta ise bana döndü “Beni burada bekle sevgilim, diploma aldıktan sonra hemen geleceğim.” dediğine kafamı salladım ve kollarımı onun boynuna doladım.
“Seninle gurur duyuyorum. Ve seni daima bekliyor olacağım sevgilim.”
Başını boyun girintime gömerken daha sıkı sardı kollarını belime “Yekta hadi!” Bora’nın sesi ile geri çekildi. Son kez dudaklarını saç diplerime bastırdıktan sonra arkasını döndü ve gitti.
Bana ayrılan yere otururken herkesin isimlerinin okunmasını ve sahneye çıkmasını izledim. Herkes teker teker konuştu; eşine, ailesine ve dostuna teşekkür etti. Yekta’nın ismi seslenildiğinde oturduğum yerden kalktım ve sevgilimi alkışlamaya başladım. O an bir elin koluma değdiğini hissettim, dokunuşla beraber irkilirken bakışlarım yanıma çevrildi ve Leyla teyzeyi gördüm. Şaşkın bakışlarım ona odaklandım “Leyla teyze, geleceğini bilmiyordum. Yekta söylemedi hiç.”
Hafifçe gülümsedi “Onunda henüz haberi yok merak etme.” dedikten sonra gözleri oğluna değdi, gözlerinin içi parlıyordu adeta. Gururlu bir şekilde oğluna bakıyordu, bu bakış bana yabancıydı ama yinede içimi sıcacık etmeye yetiyordu.
“Hiçbir zaman öyle süslü cümlelerim olmadı,” diye başladı Yekta. Bakışlarım anında ona döndü bir elimle Leyla teyzenin kolumun üstüne koyduğu elini tutarken diğer elimi ise kalbime koyup bütün dikkatimi Yekta’ya verdim. “Sadece bir kaç kişiye teşekkür etmek istiyorum. İlk önce beni hayata bağlayan, yaşam sebebim bugün burada olma sebebim, nefesim, Alin Korkmaz’a minnettarım. O olmasaydı bende olmazdım, ben diye bir şey de olmazdı. Ayrıca benden hiçbir zaman vazgeçmeyen özellikle annem olmak üzere bütün aileme ve arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” bakışlarını gökyüzüne çevirdi “En son ise beni izlediğini bildiğim ve her daim kalbimde olan kardeşim Asya ve Babam Adem…Onlara da minnettarım.” kocaman bir alkış tufanı koparken, hafifçe gülümsedim o an gözümden bir damla yaş yanağıma doğru süzüldü.
Yekta sahneden indikten kısa süre sonra yanımıza geldi, gözleri annesine değdiğinde şaşkınlıkla açıldı ardından hiç beklemeden annesini kollarının arasında aldı. Leyla teyze kollarını Yekta’ya doladı ardından geri çekildi alnından, yanağından, gözlerinden teker teker öptü. “Oğlum, canımın içi,” dedi içli içli ardından tekrardan alnını öptü “Seninle gurur duyuyorum kınalı kuzum.”
“O Leyla sultan bizi unutmuşsun.” diyerek araya girdi Batu.
Leyla teyze hafifçe gülümseyip geri çekildi ve kollarını iki yana açtı “Olur mu hiç oğlum öyle, gelin bakalım.” dediğinde sanki Batu ve Bora bunu bekliyormuş gibi Leyla teyzenin kolunun arasına girdiler. Normalde Bora her zaman serttir ama bazen dünyanın en yumuşak insanı oluyordu, belki de sevgi her insanı yumuşatıyordu.
Dolmuş gözlerle onları izlerken belimdeki soğuk elleri hissetti, sıcak ellerimi onun ellerinin üzerine koydum. Elleri hep soğuktu, ben onunkileri ısıtırdım “Ellerin hep soğuk.” diye fısıldadım diğer elinide elimin içine alırken.
Hafifçe gülümsedi “Sen hep ısıtasın diye.”
Dudaklarıma gülümseme yerleşirken kafamı onun omzuna yasladım “Hep ısıtırım ben. Ellerim daima ısıtmak için ellerinde olacak.”
“Hadi bakalım, şimdi parti zamanı!” dedi yumruğunu havaya kaldırırken Batu “Konser olacak hemde Mavi Gri’nin”
Yekta’nın eli belimde, benim ellerim onun ellerinin üzerindeyken Leyla teyzeye ilerledik. Leyla teyze bize mutlu bir hüzünle baktı. Sanki kendine bakıyor gibiydi, bilmiyordum belkide bizde kendisini görüyordu.
“Leyla teyze biz partiden sonra eğer sizin içinde sorun olmazsa size uğrarız.” dedim hafif çekingen bir tavırla.
“Siz hiç bana sorun olur musunuz canım kızım. Gelin tabiki.” dedi.
Hayatımda ilk defa birinin bana bu kadar içten kızım dediğini hissetmiştim. Öyle bir kızım demişti ki içime dokunmuştu. Koşup boynuna sarılmak istedim fakat onun yerine Yekta’nın elini daha sıkı tuttum, kimse görmedi ama o gördü anladı ve gülümsedi.
Yekta ile beraber konser alanına doğru ilerlediğimizde direkt bizimkileri gördüm. Batu elindeki kokteyller ile beraber bizim yanımıza geldi. “Ben almayayım.” dedim
“Merak etme alkolsüz. Bugünün tadını iyi çıkar.” dedikten sonra bardakları elimize verdi. Kokteylden bir yudum alırken bakışlarım etrafta gezindi. Burada olan kişilerin çoğu tanıdık yüzlerdi, bir zamanlar aynı derste olduğum insanlardı.
Şimdi ise birer yabancı
Ya da her zaman yabancılardı sadece şimdi ortaya çıkmıştı.
“Ne düşünüyorsun Nephente.” bakışlarım sevdiğim adama dönünce gülümsedim “Hiç.” dedim omuz silkerek.
Okyanuslarım kehribarlarına tutundu, bana bakınca gülen gözleri kısıldı o an şarkı çalmaya başladı. Kokteyl bardağımı bir kenara bırakırken kollarımı onun boynuna doladım, oda ellerini belime yerleştirdi. Bedenlerimiz uyumlu bir şekilde salınmaya başladı.
“Şu bakışına, şu gülüşüne,” elinin tersiyle yanağımı okşadı “şu tenine,” iyice yaklaşıp kokumu içine çektiğinde gözleri kapandı “şu kokuna destan yazılılır sevgilim. Bir roman yazılır.”
Ellerimi saçlarına daldırdım ve kulağına yakalaştırdım “Yekta Duman, eğer bir roman karakteri olsaydın herkesin aklını başından alırdın.” dediğimde geri çekildi ve alnını alnıma yasladı.
“Kimsenin değil senin aklını başından alsam yeter. Hem biz bir roman karakteri olsaydık o zaman herkesin aklı başından giderdi.”
“Neden?”
“Çünkü Alin, çünkü sevgilim. Bu kadar delice sevmek, gerçekten akıl kârı değil. Canından bile çok sevmek, akıl kârı değil.” dediğinde alını iyice alnıma bastırdı “Şimdi ise bugünün asıl önemine geliyoruz,”
Gözlerim şaşkınlıkla açıldı “Ne?” dedim anlamaz bir şekilde
“Sıradaki şarkımız ise özel bir rica üzere sayın Alin Korkmaz için. İyi ki doğdun Alin.” dediğinde kocaman olmuş gözlerle Yekta’ya döndüm.
Bugün günlerden 17 Haziran mıydı ?
“Bugün 17 haziran sevgilim. Unutmadım, insan nefesinin doğum gününü unutur mu hiç?” dedi kafasını omzuna yatırırken. Ben daha şoktan çıkamazken o şarkıya eşlik etmeye başladı
Sanki ilk baktığım gözlerdi gözlerin
Duyduğum en güzel şarkı sesin
Sabah uyanmak artık başka, çok başka
Çünkü sabahlar artık senle, hep senle
Her şey senle
İlk aşk belki senle
Senle, senle karışmak güzel senle
Her şey senle
Hayaller güzel senle
Senle, senle hep senle
Sanki ilk tuttuğum ellerdi ellerin
Yağmur yağmur ıslak tenin
Gece ayışığı artık başka, çok başka
Çünkü geceler artık senle, hep senle
Her şey senle
İlk aşk belki senle
Senle, senle karışmak güzel senle
Her şey senle
Hayaller güzel senle
Senle, senle hep senle
Yüzümü ellerinin arasında aldı ve dudakları sertçe dudaklarımla buluştu. Ardından geri çekildi “Sevgilim, canımın içi, benim canım bebeğim, ilacım. Bugün sen doğdun ama ben seninle yeniden doğdum, sen bana nefes oldun. Bu adam olmamı sağladın, sen oldun ben yeniden var oldum. Ben bugün değil her sabah seninle uyanmak istiyorum. Her gecem her sabahım seninle olsun istiyorum.” ellerini yüzümden çekerken bir kaç adım geri çekildi ve bir dizin önüne çöktü. Elim şaşkınlıkla ağzıma kapanırken gözlerimden yaşlar boşanmaya başladı. Cebindeki yüzük kutusunu açtı “Nephente, bütün gece ve sabahlarında olmama izin verir misin? Benimle evlenir misin? Seninle evlenebilir miyim?”
Kalbim o an konuşabilseydi çığlık atardı ben ise kafamı ard arda sallarken dizlerimin üzerine çöküp kollarımı onun boynuna doladım. Bir alkış tufanı koparken ağlamaya devam ettim “Teşekkür ederim. Beni dünyanın en mutlu kadını yaptığın için çok teşekkür ederim.” diye fısıldadım kulağına
“Asıl ben teşekkür ederim. Benim canım olduğun için.” derken geri çekildim. Hala ikimizde dizlerinin üzerindeyken Yekta kutudan yüzüğü çıkardı, titreyen elimi ona doğru uzatırken yüzüğü parmağıma taktı.
O an bir flaş patladı fakat ben parmağımdaki yüzüğe baktım, sıradan bir tek taş değildi aksine özel üzerinde küçük bir Turna Kuşu figürü vardı. Buna bakan bir evlilik yüzüğü olduğu bilmezdi ama bizim bilmemiz yeterli olurdu. “İçinde de anka kuşu işlemesi var.” dedi müptelası olduğum ses.
“Bu bin tane tek taştan daha kıymetli.” dedim
“Bu bizim hikayemiz sevgilim, mutlu ya da mutsuz. Her zaman birlikte olacağımız bir hikaye…”
Elimi ellerinin arasına alıp fısıldadım ; “Daima ellerimizin bir olduğu bir hikaye…”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder