Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

V. 6.PERDE



Geri Ver - Melike Şahin
U- Turn ( Lili ) - AaRON

***

"Gerçekler gün yüzüne

çıktığı zaman kendine

bile yabancı olursun"

****

BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN KİŞİ VE OLAYLAR

HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE

GERÇEKLİĞİ YANSTMAZ


Ig/sesimiziduyuramadik

Wattpad/sesimiziduyuramadik

Tt/sesimiziduyuramadik

X/ Ruhunlasavas


İyi okumalar ballarım bölüm sonu

yorumlarda buluşalım


Masada çatal ve bıçak sesleri hariç hiçbir ses çıkmıyordu. Sanki biri ağzını açsa ortalık yıkılacak kıyamet kopacaktı. Etimden bir parça daha kesip ağzıma aldığımda üzerimdeki bakışların ağırlığını hissedip kafamı kaldırıp bakışlarımı Sarp'ın babaannesine çevirdim. Gözlerini bile kırpmadan bana bakarken eti zorlukla yutkundum ve çatal,bıçağı bırakıp bende bakışlarımı ona çevirdim. 


Bir sorun mu var?” diye sorduğumda herkesin bakışı bana döndü. Bayan Fernandez ise sinsice gülümsedi. “Hayır.” dedikten sonra eliyle hizmetçi kadına işaret yaptı. “Tatlı faslına geçelim. Umarım Tiramisu seviyorsundur.” bakışlarım anında donuklaşırken. Midem bulanmaya başladı, o bunu nereden biliyordu? Kanım kaynamaya başladığında Sarp’ın elini masanın altındaki bacağımda hissettim sanki bana yapma diyordu. 


O herşeyi biliyor muydu? Onunda mı parmağı vardı?


Bu sefer benim bakışlarım ona kenetlendi, hayır bu bakışlar normal değildi. Gözlerimde gördüğü şey ile bir an bakışları titredi. Bakışlarımdan korktu, bunu hissettim. Bunu gözlerinde gördüm.


“Deren bana bak.” kulağımda onun fısıltısını duydum ama ona dönmedim. Bu kadını öldürecektim. Sarp’ın elin elimde hissettiğimde alev gibi bakışlarım ona döndü. Oturduğu yerden kalktı ve benide kaldırdı “Size iyi akşamlar.” dedikten sonra beni yürütmeye başladı. Yukarı kata çıkar çıkmaz elimi elinden çektim, bir odaya girdi bende onunla beraber içeri girdim.


Kapı kapandığı an benim barajlarım açıldı “Bu da neydi böyle!” dedim bağırarak.


“Bağırma.” sesi benim aksime daha sakindi.


“Bağırmayayım öyle mi?” dedim daha yüksek sesle bağırırken. 


“Bağır o zaman amına koyayım!” dediğinde artık oda bağırıyordu.


“O içeride olan neydi? O nereden biliyor? Eğer onun bu işte bir parmağı varsa onu kendi ellerimle öldürürüm.” dediğimde onun bakışları sakinleşti. Sakindi. Parçalar yavaş yavaş yerine oturduğunda artık içimde bir yanardağı vardı. Biliyordu ve susmuştu.


“Biliyordun!” dediğimde bir şey söylemedi. Bir adım yaklaştım “Biliyordun ve bana söylemedin! Buraya beni bilerek getirdin!” bütün sinirim tavan yaparken bütün gücümle elimi kaldırıp yüzüne indirdim. Attığım tokatın sesi odada yankılanırken onun kafası yana bile dönmemişti. Kısa süreliğine gözlerini kapattı ve dişlerini sıktı.


“Emin değildim.” dedi sadece.


“Hadi be ordan! Emin değilmişmiş, bal gibide biliyordun ve söylemedin.” bir adım daha yaklaştım “Bu iş böyle yürümez tamam mı? Benden bir şey saklayamazsın!” 


“Senden hiçbir şey saklamadım.” 


“Öyle mi! Saklamadın sen mi söyledin ona.” dediğimde bunları söyleyen ben değildim sanki. Acı tat tekrardan ağzıma yayıldı ama susmadım “Sen mi söyledin son anımda abim kurtulsaydı tiramisu yiyeceğimizi. Canım mı yansın istedin?”


“Deren haddini aşıyorsun.” kendini zor dizginliyordu farkındaydım ama umurumda değildi. Bana bunu yaptıysa hiç umrumda değildi “Haddimi aşıyorum öyle mi? Bana dürüst ol o zaman!” dedim avazım çıktığı kadar bağırırken. Göğsüne yumruğumu geçirdim “O zaman benden bir şeyler gizlemeyi bırak. Bırak ki bende kafamda kurup haddimi aşan herşeyi söylemeyeyim.” bir kez daha vurdum bu defa sendeledi. Koskoca Sarp Çeliker benim vuruşumla sendeledi “Söylesene, sen abim sana nasıl güvendi?” bakışları bendeyken cam kırıklarını gördüm. “Çünkü ben sana güvenemiyorum.” sesim artık bir fısıltı gibi çıkıyordu.


Geriye sendeledi. Hayır ben ona vurmadım ama sözlerimin ağırlığı ile geriye sendeledi. Midem iyice bulanmaya başlarken onun yanında kusmamak için kendimi zor tuttum “Çık dışarı lütfen. Kafamı toparlamam lazım.” dedim. Ona güvenmediğim biri ile aynı odada kalamam diyemedim.


“Deren, beni bir din-” diyecekken sözünü kestim “Sarp lütfen benim bu olanları sindirmem lazım. Sonra konuşalım, yoksa ben seni kırarım, sende beni.” dediğimde ısrar etmedi. Güçsüz adımlarla odadaa çıktığında onun ardında hızla kendimi banyoya atıp midemdeki herşeyi dışarı çıkardım. Kulaklarım uğuldarken sesler zihnimde yankılandı 


“Biz en çok birbirimizi kırdık sevgilim.”

“Hayır sen en çok beni kırdın” 


Midemdeki herşeyi çıkardıktan sonra sifonu çekip kafamı ve sırtımı soğuk duvara yasladım. Zihnin sana oyun oynuyor Deren ona kanma. Düşüncelerimden uzaklaştım ve yerden destek alarak oturduğum yerden kalktım. Ağzımı çalkalayıp aynadan kendime baktım. “İyisin Deren. Güçlüsün ve iyisin.” dedim kendi kendime.


Sorun yoktu toparlanacaktım. Banyodan çıkıp içerisinde eşyalarımın olduğu valizden pijama takımını çıkarıp yatağa yatıp yorganın içine girdim. Gözyaşlarım akmayı bekliyordu ama izin vermedim, içime attım acımı öfkeye dönüştürdüm. Yarın bu evden gidecektim bu evde kalmayacaktım, bu oyuna devam etmeyecektim. 


****


ŞEYMA TEPE 


Bugün kaç kere aradığımı bilmediğim Deren’in telefonu tekrardan meşgule düşmüştü. Onun için o kadar endişeliydim ki, annesi Nihal teyze her fırsatta beni arayıp onu soruyordu ve bende her seferinde bilmiyorum diyordum. Bir işler döndüğü kesindi, bana söylemiyordu ama ben yakında öğrenirdim. 


Kapının çalma sesiyle oturduğum yerden kalktım kapıyı açtığımda karşımda selvi boylu bir adam görmeyi beklemiyordum tabikide. Gözlerim kocaman olmuş bir şekilde sarı civcivli pijamalarımla karşımdaki kumral saçlı, koyu yeşil gözlü, oldukça iri olan adama baktım. “Pardon, sizi bir yerden tanıyor muyum?” dedim bakışlarım hala onu süzerken. 


“Sanmıyorum.” dediğinde hemen ikna oldum. Böyle yakışıklı birini daha önce görsem kesinlikle unutmazdım. 


“Tanışalım o zaman ben Şeyma.” derken elimi uzattım. Evet sayın yolcularımız Şeyma Tepe hava yollarına Hoşgeldiniz.


Elime baktıktan sonra güldü ve elimi sıktı “Turan. Seni almaya geldim.” 


“Ne!”


“Deren’in yanı yani götürücem. Ama önce bir süre benim misafirim olacaksın.” dediğinde ben Deren kısmında kalmıştım. Heyecanla elimi çekerken Turan denen adamın boynuna atladım evet tam olarak atladım. Çünkü ikimizde yere kapaklandık, aferin kızım ilk izlenim mükemmel.


****





SARP ÇELİKER 


Odadan çıktığımda adımlarım sarsak ama sağlamdı. Bugün söylediklerine yarın pişman olacaktı ama bir yanım onun haklı olduğunu biliyordu. İçimdeki öfke harlanırken aşağı indim ve Bayan Fernandez’in çalışma odasına kapıyı çalmadan girdim. 


Onu içeride keyifle bir şekilde oturduğunu gördüğümde kanım daha da kaynadı “Sen ne halt ediyorsun!” dedim hiddetle.


Ne dediğini anlamıyorum Matias.” dediğinde sabır çeker gibi bir nefes aldım. Hepsi bir anda gelmek zorundaydı çünkü. Katil edeceklerdi beni. Ben sakin kaldıkça illa beni delirteceklerdi.


Yumruk yaptığım elimi masaya vurdum “Benimle taşak geçmeyi bırak. Ne dediğimi gayet iyi biliyorsun.” delirmemi istiyorlarsa istediklerini alabilirlerdi ama olanların sorumlusu ben olmayacaktım. “Şimdi lafı dolandırmadan konuş. Yoksa sadece bu evi değil bu şehri yangınlar içinde bırakırım.” iyice yüzüne yaklaştım “Bir şeyi yaparım dersen yaparım biliyorsun” 


Bu iş benide aşıyor. Kız bir şifre herşey onda.” 


Ne şifresi?”


Her şeyin Matias. O kız çok değerli, o kızın her şeyin şifresi. O gereğinden fazla şey biliyor. Bunun sende farkındasın.” çekmeceden bir fotoğraf çıkarıp masanın üstüne koydu. Fotoğrafta ben Deren ve Özer vardı. Özer’in kolu ona yaslanan Deren’in omzundaydı benim kolum ise Özer’in boynundaydı. Bizim elimizde iki kadeh vardı ve gülümsüyorduk.





Gerçekler can yakardı ve benim en çok canımı yakan gerçek oydu. Ve bazı şeylerin farkındaydım, ama bu kadarının değil. ona söyleyemezdim, bir gün öğrenecekti ve o gün yüzüme bile bakmayacaktı. Yinede o güne kadar susacaktım, buna mecburdum. 


“Anlamıyorum. Kim var bunun arkasında?” dedim kaşlarımı çatarak 


Bilmiyorum. Bu hepimizin boyunu aşan bir örgüt. Kızı istiyorlar.” dediği anda bakışlarım durgunlaştı. Onu mu istiyorlardı? 


İstiyorsa gelip almayı deneyebilirler. Çünkü ben daima onun yanında başında olup onun için savaşacağım ve ben içinde olduğum hiçbir savaşı kaybetmem.” dedikten sonra geri çekildim. Arkamı dönüp kapıdan dışarı çıkmadan önce son bir kez ona döndüm “Eğer senin bu işte bir parmağın varsa senide ezip geçerim. Bu evi de yakarım.” 


❤️‍🔥


“Bana babamın bunu yapmadığını söyle!” diye bağırdım abime karşı o ise sadece başını önüne eğmişti. 


“Deren üzgünüm.” 


“Midem bulanıyor bu duruma.” dediğimde abim bana doğru geldi ama şu an onuda görmek istemiyordum. Bana yalan söylemişti. “Kafamı dinlemem lazım.”


“Deren lütfen…”


Elim kalbime giderken hıla gözlerimi açıp uyandım. Bedenimden terler akmaya başladığında gördüklerimin etkisinden çıkmaya çalıştım. Gözlerimden ne ara yaşlar akmaya başladı bilmiyordum hızla gözyaşlarımı silerken. Yattığım yataktan kalktım ve kendimi banyoya attım. Hızlı bi duş aldıktan sonra üzerimi değiştirdim ve aşağı indim. 


Oturma odası bomboştu sadece o vardı. Koltukta oturur bir pozisyonda yayılmış ve kafasını geri atmış uyuyordu. Onu kovduğum için odaya geri gelmemişti ve burada kalmıştı. Dün söylediklerim kalbimin içinde pişmanlık tohumlarımı yerleştirirken onun yanına gittim ve başında dikildim. Yüzündeki ve boynundaki benlere kaydı gözlerim çok fazla beni vardı ama bu onu çirkin değil, aksine daha çekici ve yakışıklı yapıyordu. 


Kapalı bir kutuydu sanki o kadar fazla zinciri vardı ki kimsenin onu açmasına izin vermiyordu. Onu göremiyor, içini bilmiyordum, onu anlayamıyordum. Bana izin vermiyordu, beni içeri almıyordu.


“Daha ne kadar başımda beni izleyeceksin?” dedi erkeksi bir sesle.


Elim ayağıma dolaşırken gözlerini açtı ve bana baktı “Uyanık mıydın?” 


Kafasını kaldırıp ellerini saçlarında gezdirdi. Gözleri kan çanağıydı üstü başı dağılmıştı. Saçları karışıktı, tam anlamıyla dağılmış gözüküyordu. “Bakışların o kadar delici ki hissetmem mümkün değil.” 


Kaşlarımı çatarken yanına oturdum. Dün söylediklerimden pişmandım evet haklı olduğumu biliyordum ama yinede onu kırmıştım. 


“Boynun için krem aldım.” dedikten sonra yanındaki poşeti bana uzattı. 


Şaşkınlıkla elindeki poşete baktım “Teşekkürler.” dedim


Bana cevap vermek yerine oturduğu yerden kalktı “Duş alıcam sonra gideceğimiz bir yer var.” ağzımı açmıştım ki arkasını dönüp yukarı çıktı. Bana kızgındı, hatta belki kırgındı. 


“İyi halt ettin Deren. Şu çeneni biraz tutmayı öğren.” diye kendi kendime kızdım. Telefonumdan Işıl’ı bulup aradım belki o bana akıl verebilirdi. Telefon ilk çalışta açıldı “Alo Deren?” dedi tedirgin bir sesle büyük ihtimalle aramamı beklemiyordu, açıkcası bende beklemiyordum.


25 yıllık hayatımda ilk defa abimden başka birinden akıl alacaktım.


“Işıl. Nasılsın?” diye sordum enerjik tutmaya çalıştığım bir sesle. Sürekli somurtup, yas tutan ve öfkeli biri olmak istemiyordum. Ben böyle biri değildim, evet sinirliydim ama onun dışında böyle biri değildim. Olmayacaktım, hiçbir şeyin beni değiştirmesine 

izin vermeyecektim. 


“İyiyim, sen nasılsın?”


“Aynı ama daha iyi olacağım.” dedim buna inanmak ister gibi “Yardımına ihtiyacım var. Ben Sarp’ı biraz kırdım galiba, ona olmayacak şeyler söyledim bir anlık sinirle. Beni çıldırtıyor asla anlaşamıyoruz ama kimseyi bile isteyerek kırmak istemem. Bu yüzden bunu düzeltmeme yardım et lütfen” 


Işıl bir süre telefonun diğer ucunda sessiz kaldı ardında derin bir nefes alıp konuştu “Deren bak Sarp kapalı bir kutu iyi bir hayat yaşamıyor, küçüklüğünden beri hiç yaşamadı ve farkındayım o benim yakın dostum o zor biri ve sende en az onun kadar zorsun. Ama o ne kadar zor ya da sert olursa olsun bir yerde içindeki o küçük oğlan çocuğu yatıyor. Onu biraz kendi haline bıraksan daha iyi olur. Ve unutma o ne yapıyorsa seni korumak için yapıyor, Özer’in emanetini korumaya çalışıyor.”


“Benden bir şeyler gizliyor bunu hissediyorum. Herkes benden bir şeyler saklıyor sanki aklımda görüntüler var birilerinin sesleri var ama çözemiyorum. Ve ben ona güvenemiyorum, deniyorum yemin ederim ama benden bir şeyler gizlerken bunu yapmam imkansız.” dedim ilk defa birine dürüst olarak. Bunları daha önce kimseye söylemiştim ama artık taşımak zor geliyordu.


“Sadece zihnini serbest bırak olur mu? Bırak hepsi dışarı çıksın. Sarp için ise ona biraz zaman tanı sana herşeyi açıklaması ve bir şeyleri öğrenmesi için.” 


“Peki.” dedim yenilgiyi kabul ederek. Hiçbir zaman o istemediği sürece ona ulaşamayacaktım. 


“Kendine de izin ver Deren. Buna ihtiyacın var.” sesindeki şefkat burnumun direiğinin sızlamasına neden oldu. 


“Teşekkür ederim.” 


“Her zaman ve son bir şey Özer’le çok benziyorsunuz. Oda bir işin içinden çıkamasa beni arardı. O benim kardeşim gibiydi ve ona yetişememek benim en büyük kaybımdı.” telefon kapanırken hala kulağımda durmaya devam ediyordu. Her gün abimden biraz daha uzaklaşıyordum ve bu canımı yakıyordu. O bana derdini anlatmazdı mesela, benim yanımda ağlamazdı. Sadece gülerdi, bana sarılırdı ve “Yanında ben varsam sorun yok” diyerek beni teselli ederdi ve haklıydı. O artık yoktu ve ben bütün sorunların ortasındaydım. 


Sarp’ın merdivenlerden aşağı indiğini görünce telefonu kulağımdan çektim ve oturduğum yerden kalktım. Bana tek kelime etmeden kapıdan çıkarken bende onu takip ettim. Arabaya bindiğimizde de konuşmadı ama ben daha fazla dayanamayacaktım “Sarp.” dediğimde direksiyonu daha fazla sıktığını fark ettim. Sanki kıracaktı direksiyonu. “Dün için üzgünüm. Fazla ileri gittim.” 


“Haklıydın.” dedi buz gibi sesle “Babaannemin bu işte bir parmağı olabilir. Bir şeyler biliyor, senin bir örgüt için şifre olduğunu söyledi.” 


“Şifre mi?” 


“Evet. Bildiğin bir şeyler var mı? Zihninin derinliklerinde falan.” 


“Hayır.” dedim direkt. Herkes bir şeyler bildiğimi ima ediyordu ama ne olduğunu söylemiyordu. “O evde daha fazla kalmayacağım.” dedim konuyu değiştirerek. Ona rüyalarımdan bahsetmedim.


“Yakında gideceğiz.” 


“O evde bir gün daha kalmayacağım. Çünkü ben abimin katili ile aynı sofraya oturursam kendimi kaybederim. Abim nefes almıyorken onun nefes aldığını görürsem onun nefesini keserim.” dedim sert bir sesle. Hayatımda hiç adam öldürmemiştim, bunu yapabileceğimden bile emin değildim lakin cinnet anında ben ben değildim. 


“Bu kadar mı gözünü intikam hırsı bürüdü?” dedi hayret eder gibi.


“O kadar Sarp. Hatta o kadar ki ben kendimden vazgeçtim.”


Bana cevap vermedi sadece sustu. Bir deponun önünde durduğunda yine arabadan ondan önce indim. Sarp deponun kepenklerini açtığında burasın aslında bir depo olmadığını anladım. İçerisi antrenman alanıydı. 


“Buraya niye geldik?” diye sordum içeri girerken.


“Kendini korumayı öğrenmelisin.” dedi hemen yanımda ilerlerken.


“Kendimi korumayı zaten biliyorum. Abim bana öğretti.” 


“İyi ya işte o zaman ringte daha kolay olur işin.” dedi davetkar bir şekilde. Ona meydan okumamı istiyordu. 


“Savaş mı istiyorsun?” derken ringe doğru ilerledim. Nefesini ensemde hissettim “İstiyorum. Savaş.” dedikten sonra üzerindeki tişörtü çıkarıp kenara fırlattı ve ringe çıktı.


Neyseki ceketimin altına crop giymiştim. Ceketimi ve topuklu ayakkabılarımı çıkarıp kenara koyduktan sonra onun gibi ringe çıktım. Bacaklarımı aralayıp ellerimi yumruk haline getirdim. “Önden hanımlar.” dedi pis pis sırıtırken.


“Seve seve,” dedikten sonra sağ yumruğumla yüzünü hede aldım fakat tabikide o bu hamleden hızla kurtuldu. Ardından bu sefer sağ vuruyormuş gibi yapıp sol elimi karnına geçirdim. Kısık bir şekilde hafifçe inlerken gülümsedim lakin bu erken bir gülümsemeydi birden ayak bileğimi tutup çekti ve dengemi kaybetmeme neden oldu. Sert bir şekilde yere düşerken başıma aldığım darbe ile zihnimi anılar doldurdu.


Sağ yumruğumu ona doğru savurduğumda bundan hemen kaçtı ardından sinirle sol yumruğumu geçirmeye çalıştım ama bundan da kurtuldu “Hadi ama sen bu işte çok iyisin! Haksızlık bu!” dedim karşımdaki adama 


Sinsice bir şekilde güldükten sonra ayak bileğimi yakaladı ve beni yere düşürdü ancak düşerken kafamı yere vurmayayım diye elini hızla kafamın arkasına koydu. “Ben her işte iyiyim bebeğim.” dediğinde kollarımı göğsümde birleştirdim. 


“Ama hep sen kazanıyorsun.” dedim huysuz bir şekilde. Bunu derken dudaklarım büküldü, sürekli onun kazanması sinirimi bozuyordu. Bir kere bile yalandan bile olsa benim kazanmam izin vermiyordu.


“Her konuda sana yeniliyorum bari bırakta bunda kazanayım.” 


Yüzünü ellerimin arasına aldım ve gülümsedim “Şapşalsın”



“Deren.” duyduğum ses beni zihnimin bataklığından çıkardı. O da neydi öyle? O an gerçekti. Gerçek olamazdı böyle bir anım hiç olmamıştı. “İyi misin?” dediğinde bakışlarım onunkileri buldu, gözlerim dolmuştu “Kafan mı acıyor?” elinin başımın altında olduğunu hissettim. 


Gözümden şakağıma doğru bir damla yaş süzüldüğünde “Kimsin sen?” diye fısıldadım. Kaşları çatıldığında anlamaz gözlerle bana baktı, yüzünü ellerimin arasına aldım ve kendime çektim dudaklarını dudaklarımda hissetmek ise benim kıyametimdi. Onu tanıyordum, onun beni öpüşünü bile tanıyordum. O anda aynı and üç duyguyu yaşadım; Hasret, acı ve öfke. 


“Sana her zaman yenildim. Bir tek hep sana yeniktim.” 


Öfke hepsine galip geldi. İçimdeki ateş yanmaya devam ederken onu eli kafamı daha sıkı tutmaya başladı. Nefes nefese geri çekildiğimde gözyaşlarım daha şiddetli akmaya başladı. Acı kahveleri daha da koyulaşırken birden onu sertçe göğsünden ittim. Bir anda afallayıp geriye sendeledi “Kimsin sen!” diye haykırdım yüzüne karşı. O an bakışlarından anladım, o biliyordu işin kötü yanı ise artık bende biliyordum. 


“Deren…” devamını getirmedi sustu. Bu zamana kadar nasıl sustuysa şimdi yine sustu. 


Sinirle düştüğüm yerden kalkarken ellerimi saçlarım geçirdim. Kafayı yiyecektim, hiçbiri rüya değildi. Hepsi gerçekti hatta o kadar gerçekti ki hepsi gözümün önüne seriliyordu. Herkes beni kandırmıştı, bu zaman kadar herkes beni kandırmıştı. Beni aptal yerine koymuşlardı. 


Abim bile beni kandırmıştı. Ellerimde birinin ellerini hissedene kadar kendime zarar verdiğimi fark etmedim. “Dokunma bana!” diye haykırdım onun yüzüne karşı “Ellerini çek üstümden!” Sarp çaresizce bana bakarken ben onu kendimden uzaklaştırdım. 


Yalan. Bütün hayatın yalan


“Deren ben bir dinle!” dedi sesini bana duyurmak istiyormuş gibi bağırırken. Onu dinlemeyecektim, bu zamana kadar konuşsun diye beklemiştim. Tam üç aydır konuşsun diye beklemiştim ve o konuşmamıştı. Şimdi ise ben dinlemeyecektim.


“Konuşma!” dedim hızla ringten inerken. Topuklu ayakkabılarımı ayağıma giyip ceketimi üzerime geçirdim “Sakın gelme! Sakın!” dedikten sonra hızla salondan çıktım.


Yalan dedi içimdeki kız. Yalan Deren, bütün hayatın yalan. Hepsi sana oyun oynadı. Ayağımdaki topukluları umursamadan koşmaya başladım, yanağımdan yaşlar akmaya devam ederken nereye gittiğimi bile bilmiyordum. Midem bulanıyordu, bir elim karnımın üzerine giderken bir ağacın dibine çöktüm ve kusmaya başladım. O kadar çok kustum ki bir zaman sonra sadece öğürmeye devam ettim. 


Kalbim deşiliyor gibiydi, kalbim artık onun ellerindeydi. Onu tanıyordum, hayır sadece abimin arkadaşı olarak değil. Aramızda daha fazlası vardı, bunu biliyordum. Herşey o kadar karmaşıktı ki zihnimin içinde bin tane senaryo geçiyordu. Hangisi gerçek seçemiyordum bile. 


Bana ne olmuştu, ben kimdim bilmiyordum. Bu ben miydim onu bile bilmiyordum. O kadar yorgunum ki yüklerim artık sırtımda kambur olmuştu. Herşeyi yoluna koyamıyordum artık ağır geliyordu. 


Oturduğum yerden zorlukla kalkarken arkamda birinin varlığını hissettim. Hayır birinin değil onun. Yüzüme ifadesizlik maskesini takarken arkamı döndüm ve ona baktım. “Sana gelmemeni söylemiştim.” dedim buz gibi bir sesle.


“Konuşmamız lazım.” dediğinde güldüm.


“Konuşmamız lazım öyle mi!” acılı bir kahkaha attım “Ben ilk sana söyledim bunu. Deliriyorum sandın, bana seni manipüle ediyorlar dedin ama asıl beni manipüle eden senmişsin.” bakışlarım acı kahvelerini buldu “Sana sordum.” dedim hayal kırıklığı ile “Ve sen bana bir şey söylemedin, beni kandırdın. Sadece şunu duymak istiyorum. Kimsin sen? Sadece abimin arkadaşı Sarp değilsin, seninle aramda başka bir şey vardı ve ben bunu hatırlamıyorum.”


“Sana anlatamazdım. Senin için riskliydi, hala çok şey bilmiyorum.”


“İşte buna inanmıyorum, bir şeyler bilmediğine inanmıyorum.” ellerimi iki yana açtım “Herkes biliyordu değil mi? Turan, Işıl, Berk, abim.” 


Bakışlarını kaçırdığında gözümden bir damla yaş daha aktı “Tabiki biliyordu!” 


“Sandığın gibi değil!” diye savunmaya geçti. Güçsüz bir şekilde göğsüne vurdum “O zaman anlat ya! Gerçeği anlat bana!” diye bağırdım boş sokağın ortasında. 


“Peşine düştüğümüz şeyi ilk sen öğrendin. Özer’in dosyalarını görmüşsün, Özer o dosyaları mesleki gizlilik yüzünden bana bile göstermemişti. Sen bir şekilde bulmuşsun onları. Kavga edince sinirle evden çıkmışsın. Beni aradın o gece.” duraksadı bir ara “Buluşmak istedin ağlıyordun. Sana ne olduğunu sordum ama cevap vermedin, sadece ağlıyordun. Sonra bir korna sesi duydum, ardından senin çığlığın ve hat kesildi.” 


Duyduklarımı sindirmeye çalıştım, hayır bunları sindiremezdim. Karnım ağrımaya ve az önce herşeyi çıkarmama rağmen tekrardan midem bulanmaya başladı.


“Hastanede bir hafta komadan uyanmanı bekledik. Doktor bize kafatasının hasar aldığını ve hafızanın bir kısmını kaybettiğini söyledi. Bazı şeyleri hatırlamayabilir dedi. Sana olanları hatırlatmak riskliydi, senin hayatını tehlikeye atıp beyninin savunmaya geçip tekrardan komaya girebileceğini söyledi.” elini kolumu tutmak ister gibi ileri bana uzatırken daha sonra bundan vazgeçip ellerini saçlarına daldırdı. “Yapamazdım!” dedi yüksek sesle “Sana hiçbir şey söyleyemezdim. İstediğin kadar bana kız, haklısın ama yine olsa yine söylemezdim.” 


İçimdeki öfke geri çekildi yerini acıya bıraktı. Mecburiyet insana herşeyi yaptırdı, mecburiyet insanı kendine köle ederdi. “Biz…” dediğimde sözümü kesti “Sorma.” dedi acı çekiyormuş gibi “Ben sana hiçbir şey anlatamam çünkü. Bunları anlatarak bile çok şeyi riske attım. Sen bunları hatırlamamaya devam etsen yine anlatmazdım.” dedi net bir şekilde “Bana bunu sorma çünkü bunun cevabını sana ben veremem. Eğer önceden yaşadıklarımız bir rüya değilse elbet bir gün aklın hatırlamasa bile kalbin hatırlar.”


Başımı iki yana sallarken tekrardan ağlamaya başladım “Seni sevmiştim, bunu hissediyorum. Ama ben artık kendime bile yabancı hissediyorum, bunu tekrardan yapamam.” dedikten sonra parmağımdaki yüzüğü çıkarıp ona uzattım “Rol bile olsa yapamam. Ağır…Çok ağır ben burada kalamam.” 


“Gitmene izin veremem!” dedi en net sesiyle “Canın tehlikedeyken bunu yapamam. O yüzüğü ister tak ister takma o sende kalacak.” dediğine kaşlarını çattım. 


“Bana biraz alan tanımak zorundasın!” 


“Alansa al sana alan. Eve gelmem güvenliğinden emin olurum. Yüzümü bile görmezsin ama benim gözetimimde olmak zorundasın. Bunun pişmanlığını iki kere yaşadım, üçüncü kez yaşayamam.” onu böyle görmeye alışık değildim. Şu an duvarları çatlaktı ve ben o çatlaktan ona bakıyordum. Ben o çatlaktan kıyametime bakıyordum ve ona bakarken kendime bakıyordum. Ona bakmak aynaya bakmak gibiydi. 


“O zaman,” dedim içim kan ağlaya ağlaya “Lütfen bir daha karşıma çıkma. Hayalet ol benim için. Abimle alakalı gelişmeleri bana yazarsın, şu an sesini bile duymak istediğimden emin değilim.” sözlerim birer hançerdi ama en çok beni yaraladı.


😔


Parmaklarımın uçlarında yükselirken bedenimi kasmamaya çalıştım. Bir süre daha İspanya’da kalmam gerekiyordu bu yüzden bende kendime bir uğraş bulmak için bale kursuna yazılmıştım. Zaten profesyonel eğitimim olduğu için onlara ayak uydurmakta zorlanmıyordum. Zorlandığım tek şey odaklanmaktı ve buda zihnim çok dolu olduğu için oldukça zordu.


Ellerimi yukarı kaldırdım aynı anda sol ayağımı kaldırıp üçgen bir şekilde sağ bacağıma yasladım ve etrafımda döndüm. Bacağımı havaya kaldırdım sonra yine dizimi büküp sağ bacağıma koydum. Bir kaç kez bunu tekrarladım “Harika gidiyorsun!” bir anda dengemi kaybedip düştüm. Kafamdaki sesler bir türlü susmuyordu, bana hiç bir şekilde izin vermiyorlardı. 


Göz pınarlarımda yaşlar dolarken kafamı tavana çevirdim. Sakin ol. Herşey düzelecek. 


Telefonumun çalmasıyla oturduğum yerden kalktım. Yerdeki çantamdan telefonumu aldığımda numaranın kayıtlı olmadığını gördüm. Telefonu açıp kulağıma götürdüm “Alo?”


“Deren kızım sen misin?” annemin telaşlı sesini duymak, gözlerimin fal taşı gibi açılmasına sebep oldu. Numaramı nereden bulmuştu? Beni neden aramıştı?


“Benim.” dedim sert bir sesle.


“Kızım bize yardım etmen lazım. Babanın peşinde adamlar var, ne yapacağımızı bilmiyoruz. Birden ortadan kayboldun, endişelendik.” dediğinde acıyla gülümsedim ve tavana bakmaya devam ettim.


“Beni sattın. Beni onların eline verecektin, kaçmasaydım onların elinde olacaktım.” dediğimde sesimde gizleyemediğim bir kırgınlık vardı.


“Asla!” dedi direkt “Asla böyle bir şey yapmam. Senden vazgeçmem sadece çaresiz kaldım Deren. Yemin ederim o kadar çaresiz kaldım ki ne yapacağımı bilemedim, korktum.” ona inanıyordum fakat on inanmak benim kırgınlıklarımı geçirmiyordu. Onu inanmak içimi soğutmuyordu.


“Yanıma gel eve gel. Lütfen kızım, sana ihtiyacım var.”


“Benimde sana ihtiyacım vardı anne. Bence bundan sonra bensiz de yapabilirsin.” dedikten sonra cevap vermesine izin vermeden telefonu kapattım. Genzim sızlarken başımı iki yana salladım Ağlamak yok Deren. Bundan sonra sana ağlamak yasak.


Bakışlarım parmağımdaki alyansa takıldı, o gün benden almamıştı bunu. Oysa bir anlamı yoktu bu yüzüğün benden almalıydı. Bende olması yanlıştı, anlamsızdı. Bu durum ise daha çok canımı sıkıyordu, içimde ona kızmam için bir neden yoktu. Bunu bana abim söylemeliydim, ama eğer bir zamanlar o benim sevdiğim adamsa o zaman neden bir daha karşıma çıkmamıştı? Bana bir şey söylemesine gerek yoktu sadece yanımda dursa belkide onu hatırlardım, belki zihnim değil ama kalbim kesinlikle hatırlardı.


Belli Ki pişmandı beni sevdiğinden, o yüzden uzaklaşmıştı. Pişman olmuştu zamanında benimle yaşadıklarından, bana dokunmaktan, ya da öpmekten. Sorun değildi. Kalbimin onu hatırlamasına izin vermeyecektim. 


Telefonuma bir bildirim düştü 


Sarp: Konuşmamız lazım


Sarp: Yüz yüze. Önemli bir mesele


Deren: Peki


Sarp: Aşağıdayım


Sarp: İşini hallettikten sonra gel


Deren: Peki


Sarp: Deren


Deren: Efendim


Sarp: Sürekli peki deyip durma


Deren : Neden?


Sarp: Sevmiyorum 


Deren : O zaman hatırlat sürekli söyleyeyim.


Sarp : Peki


Mesajlaşmadan çıkarken yüzümde aptal bir sırıtış vardı. Bu iki hafta sonra ilk defa oluyordu. Doğruyu söylemek gerekirse onunla dalaşmayı özlemiştim, onun inadına gidip damarına basmayı ise daha çok özlemiştim. 


İşlerimi hızlı bir şekilde halledip aşağı indiğimde siyah bir Range Rover’ın kapıda beklediğini gördüm. Tam iki haftadır onunla konuşmuyor hatta yüz yüze bile gelmiyordum. Bunu ben istemiştim oda hiç itiraz etmeden hemen kabul etmişti.


Sevseydi çabalardı Deren.

Seven çabalar.


Arabaya bindiğimde bakışları benim üzerimde dolandı. Ona baktım, gözlerine. Aynı gibiydi ama bir yandan da farklıydı, hemde çok farklı. Yine duvarlarıyla karşımdaydı hemde bu sefer geçen seferkinden daha sağlamdı duvarları en ufak bir çatlak bile yoktu. 


Zorlukla boğazımı temizledim “Evet?” konuşmayınca oturduğum yerde iyice dikleştim “Ne konuşacağız?”


“Seni…” zorlukla yutkundu “Beni…” 


“Sarp…”


“Bir kere dinle,” sesi sakindi ama kendini zor tutuyordu, sakin olmaya alışkın değildi.  Bunun farkındaydım, bunu görüyordum “Bak senden hiçbir şeyi anlamanı beklemiyorum. Yaptıklarımdan asla pişman değilim, sana söylediğim gibi yine olsa yine sana hiçbir şey söylemezdim. Sadece…” sustu gerisi gelmedi. Sinirle eliyle direksiyona vurdu “Sikerler bu işi!” dedi direksiyona vurmaya devam ederken. Ben ise izledim sadece, müdahale etmedim. 


Bir kaç dakika sonra direksiyona vurmayı bıraktı ve bana döndü “Sadece oluruna bırakalım gitsin. Yani… sadece eskisi gibi olalım. Bu işe ilk başladığımız gibi.. Kavga edip inatlaşalım, sen benim damarıma bas bende seninkinin…”


“Bence biz artık uzaklaşalım.” 


“İstesekte uzaklaşamayız. Çünkü bu işte biriz.” haklıydı bu işte birdik ama benim bahsettiğim fiziksel uzaklık değildi. O bunu anlamadı. Bende anlatmadım. 


“Yan yana olsak ne olur, bizler aynı dünyanın insanı değiliz.” dedim sadece ve cama döndüm. Bu konuşma burada bitmişti, zaten konuşulacak bir şey de yoktu. Gereksizdi geçmişi konuşmak, biz bu zamandaydık ve bende bundan sonrasına bakardım. Bakmazsam ilerleyemezdim, hayatımda devam edemezdim.


“Yarın İzmir’e dönüyoruz.” dedikten sonra arabayı çalıştırdı.


“Annem aradı, onların yanına gitmem lazım.” 


“Bu tehlikeli.”


“Farkındayım ama onlar ne olursa olsun benim ailem onların yanına gitmem lazım.”


Alayla gülümsediğini duydum ama ona bakmadım “Seni kim olduğunu bilmediğimiz bir örgüte satan ailen.” dedi acımasızca.


“Bunun farkındayım. Ama aile işte adı üstünde aile. Atsan atılmaz satsan satılmaz.”


“Bunu hissi hatırlamıyorum. Bir aileye sahip olmayalı uzun zaman oldu.” dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. Oda bana döndü “Aile duygusunu hissetmeyeli uzun zaman oldu.” 




Selam bal kuşlarım umarım bölümü beğenmişsinizdir.

Diğer bölümde çok isteyen olduğu için bölümleri daha

uzun tutacağım. Artık bölümler bir aksilik çıkmadığı sürece

Cumartesi günü ve bu bölüm uzunluğunda gelecek.


Bu bölüm kitabın ilk kilit noktasıydı ve bundan sonra işler

bir tık karışacak. Bundan sonraki bölümlerde artık

yavaş yavaş kaoslu zamanlara girmiş olacağız.


Sizi çok seviyorum kocaman öpüyorum

Yorumlar

  1. Yorumumu dikkate alıp bölümleri uzatan sevgili güzel yazarım çookk güzel bir bölüm dü Hak ettiğin yerlere gelme dileğiyle 💋💋💋💋

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bende okuduğun ve güzel dileklerin için çok teşekkür ederim ❤️‍🩹

      Sil
  2. en başında şeyma ve turanı shiplemiştim allahım çok mutluyummmm

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar