Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A. 19- AYASOFYA’NIN DERİNLİKLERİ




“Bir kutsanmış bir lanet sonunu getirir herşeyin.

Eğer bulmak istersen sırlarını inmelisin 

o kutsanmışın derinlerine.”


Holy War - Hans Zimmer

Lamma Bada Yatathana - Lena Chamamyan


Upuzun bölümle iyi okumalar bal kuşlarım.

Sindirerek ve duyguları hissederek okuyun lütfen

Bölüm sonu yorumlarda buluşalım 🫶🏻🫶🏻


Yaşamayı sevmek. 


Hayatım boyunca yaptığım tek şey buydu, bütün mücadelem bütün amacım, bütün herşeyim yaşamı sevmekten ibarettim. Bunu kendim için mi yapıyordum diye sorgulamaya başladım. Kendim için mi yaşamak istiyordum? Yoksa kardeşim için mi? Ya da annem için mi? Hiç kendim için yaşamak istedim mi diye düşündüğüm zaman buna bir cevap bulamıyorum.


Gerçekten ne istediğimden bile artık emin değilim. Kardeşimi kurtarmak, devrim yaratmak, bu savaşı kazanmak istiyorum ama ya sonra? Sonra ne yapacağım bir meçhuldu. O kadar yaşayabilecek miydim? O zaman geldiğinde okuyacak, hakime olacak kadar temiz olbilecek miydim? 


Belki de ellerimdeki kanlar daha da çoğalacaktı bunların hiçbirini bilmiyordum. Bildiğim tek şey şu an yaşamak zorunda olduğumdu ama sevdiğim için değil, kardeşim için. 


Aynadan kendime baktığımda aynadaki ben değildim. Koyu renkte küt kesim peruk, mavi renkte bir çift lens, yüzümde bir ton makyaj, dudaklarımda kırmızı ruj. Üzerimde bütün vücut hatlarımı ortaya çıkaracak kadar dar siyah elbise. Aynadaki kadın kim bilmiyorum.


İstanbul'a gitmem için tek yolu buydu, kılık değiştirmezsem yakalanırdım. Çok ironikti, kardeşimin öldürdüğünü sandığı ve benim bu şekilde yaşamamım sebebi olan adam yaşıyordu. Ben yine de kaçak biri olarak yaşıyordum.


Hayat hep ironikti


“Mil çıkıyoruz,” kapının kenarında duran Damian’ı aynanın yansımasından gördüm. Yüz ifademi toparlayıp ona döndüm. “Nasılım?”


“Daha ateşli ama sarışın halini daha çok seviyorum,” dedi alayla.


Sözleriye dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştu. Ona doğru adımlayıp elimi koluna koydum “Dami sen iyi misin?” diye sordum.


Bakışlarında buruk bir hüzün vardı. “İyi olacağım, hep iyi olurum,” 


“Dami, ne kadar değeri var bilmiyorum ama biriyle dertleşmek istersen ben varım,” bunu benim söylemem ironikti ama Damian’ı gerçekten sevmeye başlamıştım. “Ve Adel’İ de anla. Onun için de zor bir durum eminim doğru zamanda sana anlatacaktı,”


Damian kafasını iki yana salladı. “Anlatmazdı. Ben artık onun hayatına dahil olamamaktan çok yoruldum Mil. Benim onun hayatında tam olarak bir yerim hiç olmayacak.” cebinden telefonunu çıkardı. “Her neyse, konumuz benim acıklı, sıkıcı ve bitmiş aşk hayatım değil.” kamerayı açtıktan sonra beni kolunun altına aldı. “Gülümse Mil! Bu anı ölümsüzleştirmemiz lazım!” dediğinde onu bozmak istemediğim için ilk defa duvarlarımın birazını da olsa yıkıp otuz iki diş sırıttım. 


Damian fotoğrafımızı çektikten sonra bir adım geri çekildim. “Artık aşağı insek iyi olur. Sen git ben geliyorum,” dediğimde Damian kafasını salladı. Odaya geri dönerken Damian’dan almasını istediğim şahmeranımı komidinin üzerinden alıp taktım. Mortis’in benim için aldığı şahmerandı. 


Kendinle çelişiyorsun Milena. dedi iç sesim ve haklıydı. Sürekli kendimle ve duygularımla çelişiyordum ancak bu sadece sıradan bir hediyeydi. Bunu takmamdan Mortis özel bir anlam çıkarmazdı, bir bileklikti sadece. 


Derin bir nefes alıp odadan çıktım ve aşağı indim. Aris beni gördüğünde ellerini birbirine çarpıp beni alkışladı ve aynı anda diğerlerinin gözü de bana döndü. “Şuna da bakın,” Aris bana doğru ilerleyip elimi tuttu ve beni etrafımda döndürdü. “Kesinlikle farklı biri olmuşsun,” dedi Aris. 


“Bu kadar şova gerek yok,” dedim her zamanki huysuzluğumla. “Alt tarafı kılık değiştirdim, bu mecburiyetten yoksa hayatta sarı saçlarımı saklamazdım,”


“Her zaman favorim sarı saçların olacak,” dedi Jasmi. 


Göz ucuyla Mortis’e baktım ama o bana değil telefonuna bakıyordu. Bana kızgın olduğu her halinden belliydi ama bizim birbirimize kızma hakkımız var mıydı ki? Biz o kadar yakın mıydık? Bir sadece birbirlerinin hayatında olmak zorunda kalan iki kişiydik. Birde öpüşmüştük, o detayı unutamazdım. 


“Vita nerede?” diye sordum Omar’a


Omar oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru ilerledi “Merak etme güvenilir bir yerde,” dediğinde kafamı salladım. Onu bu aralar fazlasıyla boşladığım için kendimi suçlu hissediyordum ama bunu da telafi edecektim. Döndüğümde onunla daha fazla vakit geçirip onunla daha fazla ilgilenecektim.


Evden çıktığımızda Mortis yine bana bakmadı hatta gözünü bile değidirmedi. Bunu umursamam lazımdı ama kahretsin ki umursuyordum. Sinirlenmeye başlamıştım, ne yani onunla bir yolumuz olmadığını söylediğim için çocuk gibi bana küsecek miydi? Yüzüme bakmayacak mıydı, bakmasındı. O inatçıysa ben daha da inatçıydım, o bana bakmıyorsa ben gözümü dahi değidirmem ağzımı açmazdım.


“Milena sizinle gelsin,” dedi Mortis arkası bize dönükken. Arabasına bindiğinde yanına Adel’in oturması içimdeki öfkeyi harladı. İkisi birbirini teselli ederdi! Beni ilgilendirmezdi.


Sinirden dişlerimi sıkarken Aris’in kolu omzuma sarıldı ve beni kendine çekti. “Bugün bizdesin sarışın,” dedi yarı alayla.


“Bundan sonra hep sizdeyim,”


“Aranızda bir sorun mu var?” diye sordu bana ilgiyle.


Kafamı iki yana salladıktan sonra Aris, Damian ve Omar ile aynı arabaya bindim. Yol boyunca telefonumu sıkı sıkı tutarken dışarıyı izledim. İki sigara içtikten sonra rujumu tekrardan tazeledim. Havaalanına geldiğimizde herkes kendi valizini aldı ve beraber içeri girdik. Elimdeki pasaportta yazan kadına baktım Milena Vey evet yeni soyadım buydu. Görünüşümü değiştirdiğim için sadece soyadı değişikliği yeterli olmuştu.


Yanımda yürüyen kişinin Mortis olduğunun farkındaydım ama o bana bakmayı reddettikçe bende ona bakmayı reddediyordum. Güvenlikten geçtiğimizde bekleme alanına geçtik ama benim gerginliğim hala geçmemişti. Daha önce hiç uçağa binmemiştim, orada nasıl davranmam gerektiğini bilmiyordum. Bir çok konuda bilgisiz ve cahildim. Sanki dünyayı ve hayatı daha yeni keşfediyordum, bu canımı sıkıyoru bana kendimi yetersiz hissettiriyordu. 


Gözlerimin dolduğunu hissederken kafamı iki yana salladım ve oturduğum yerden kalktım. “Ben lavaboya gidip geliyorum,” diye ekibe haber verdikten sonra telefonumla beraber lavaboya girdim. Tuvaletlerden birinin içine girip kapıyı kitledim ve internete girdim. Uçakta neler yapılır ve kemer nasıl bağlanır? klavyeye değen parmaklarım bile titrerken videoyu üç kere izledim. 


Bu kadar yetersiz olmayı kabullenmek istemiyordum, alt tarafı bir uçağa binecektim bu kadar aciz olunacak ne vardı ki? Sırf bu yüzden bu ülkedeki kimseyi affetmeyecek, kimseye merhamet etmeyecektim. Bu kadar basit bir şeyi bile bizden esirgedikleri için onların yıkımı olacaktım.


Tuvaletten çıktığımda kendimi toparlamış bir şekilde ekibin yanına döndüm, artık daha özgüvenli hissediyordum. “Kapılar açıldı, gidiyoruz,” dedi Mortis düz bir sesle. 


Onunla konuşmak yerine kafamı sallamakla yetindim ve ekibi takip ettim. Herkes kendi koltuğuna oturduğunda ben Mortis ile yan yana olan koltuklara düşmüştük. Mortis cam kenarında ben ise ortada oturuyordum yanıma hiç tanımadığım bir adam oturdu. Aklıma izlediğim videoyu getirip kemerimi bağlamaya çalıştım, ilk seferde başarısız olduğumda gözlerimin dolduğunu hissettim.


Ağlama sadece tekrardan dene.


Bir kez daha denediğimde bu sefer yapabilmiştim, üzerimde bir çift buz mavisinin ağırlığını hissediyordum. Ona dönüp bakmak istemedim, bana tavır alıyorsa sonuna kadar tavrının arkasında durmalıydı ve bana bakmayı kesmeliydi.


En sonunda bakışlarındaki ağırlığa karşı daha fazla dayanamayıp ifadesiz tutmaya çalıştığım bakışlarımı Mortis’e çevirdim. İlk konuşan ben olmayacaktım, buna kafama takmıştım bu yüzden Mortis konuşana kadar susup gözlerine bakmaya devam ettim.


Diliyle dudaklarını ıslatıp dakikalar sonra konuştu. “Uçaktan korkuyor musun?” diye sordu. Dünden bu yana bana söylediği ilk şey bu oldu.


Omuz silktim. “Bilmiyorum, daha önce hiç uçağa binmedim. Korkuyor muyum bilmiyorum,” 


“Gergin görünüyorsun,” dedi Mortis.


Yakalanmış bir çocuk gibi hızla bakışlarımı kaçırdım. “İlk defa uçağa bindiğim için gergin olmam normal değil mi?” 


“Normal,” 


“Normal,” diye tekrarladım onun dediğini. Dün olanlar hakkında konuşmak istiyordum ama sinirliydim. Sinirim sadece ona değil aynı zamanda kendimeydi. Aptalca davranmıştım gardımı bu kadar kolay indirmemeliydim, kendimi tutmalıydım. “Mortis,” dedikten sonra tekrardan ona dönmüştüm ki oda aynı anda konuştu “Önemi yok,” 


Kaşlarım anında çatıldı, ne söyleyeceğimi öncede anlamış daha sonrasında önemli olmadığını söylemişti. Önemsizdi yani. Bunu ben söylemiştim evet, hata demiştim bir daha olmasın demiştim. Önemi yoktu ama o dediğinde neden kanıma dokunuyordu. 


Cevap vermek yerine sinirle önüme döndüğümde yanımdaki adamın koluma dokunduğunu fark ettim. İçimdeki öfkeyle beraber deli gibi bakışlarımı adama çevirdiğimde adam bana hafifçe tebessüm ediyordu. Hızla elimi kolunan kurtardım. “Bir sorun mu var?”


“Hayır, sadece sizinle tanışmak istedim,” dediğinde Mortis’in sert nefeslerini buradan bile duyabiliyordum. Şuan adama saldırmasına engel olan tek şey İstanbul'a gitmek zorunda olduğumuz içindi. Hiçbir aksilik kabul edemezdik.


“Senin yerinde olsam bir kadının yanında erkek arkadaşı varken onun koluna dokunup geniş geniş sırıtmazdım,” adamın yüzündeki sırıtış anında yok olurken Mortis’in bakışlarının bende olduğunun farkındaydım.


Öpüşmeye hata dedikten sonra adama erkek arkadaşım demek tam senlik bir hareket Milena.


“Özür dilerim ben bilmiyordum,”


Ben cevap veremeden Mortis araya girdi “Artık biliyorsun,” sesi düz ve netti. Adam önüne dönerken bende Mortis’e döndüm. “Bir anda ağzımdan çıktı,” dedim sadece onun duyabileceği bir sesle. “Bir anlam çıkartmanı istemiyorum çünkü bu söyediklerim tamamen olay çıkmasın diyeydi,” açıklama yaptığımda daha çok batırdığımı fark ettim ama artık kelimelerimi geri alamazdım.


“Her sözünden anlam çıkaracak bir ergen değilim Milena,” dediğinde aramızdaki bir santim bile olsa indirdiğimiz duvarların artık daha da yükseldiğini anladım.


İniş boyunca bir daha konuşmadık, sessizlikle artık bir bütündük istesek de ayrılamazdık. Uçak inişe geçtiğinde kulaklarımda oluşan çınlamayla koltuğun kenarlarını sıktım. “Kulağımın bu kadar çınlaması normal mi?” diye sordum kısık sesle. Gözlerimi ne ara kapatmıştım farkında değildim ama elimin üzerine kapanan el ile gözlerim hızla açıldı.


“Normal, basınçtan oluyor. Kendini fazla kasma uzun sürmez zaten,” elimin üzerindeki eli hala dururken baş parmağı ile elimin kenarlarını okşuyordu.


“Kolaymış gibi söylüyorsun,” dedim.


“Bu halini sevmedim,” diyerek konuyu değiştirdiğinde anlamaz bir şekilde ona döndüm. “Saçlarındaki ışık, gözlerindeki mücevher yeşilinin yok olmasını sevmedim,”


“Bunun görev için olduğunu biliyorsun,”


“Sikmişim görevi, gözlerini göremiyorum güneş sarısı saçlarını göremiyorum. Otele geçince çıkar şu peruk ve lensleri,”


“Tanınmaz mıyım?”


“Burada seni kimse tanımaz. Tanısa bile bir şey olmaz,” 


“Tamam,”


“Çıkar onları Milena ciddiyim,”


Tek diyebildiğim şey yine “Tamam.” oldu 


🏺


“Uzun araştırmalar sonrasında burada yiyeceğimiz bir sürü şey olduğunu kanaatine vardım,” dedi Aris otele giriş yaptığımızda. 


“Umarım buraya tatil yapmaya gelmediğimizi biliyorsundur Aris,” dedi Jamail aksi bir şekilde. Zaten Jasmi’den dolayı Aris’e fazla gıcık olduğu için her kelimesi ona batıyordu.


“Ne yani aç mı kalalım Jam?” diye verdiği cevap oldukça makuldu. 


Jamail sustuğunda odalarımızın olduğu kata varmıştık. “Herkes kendi odasına geçsin akşam yemek yeriz yarın ilk işimiz Ayasofya’ya gitmek olacak,” dediğinde hepimizin eline birer anahtar verdi Mortis. 


Kendi odama girdiğimde derin bir nefes aldım ve ilk yaptığım şey saçımdaki peruğu ve gözlerimdeki lensleri çıkarmak oldu. Banyoya girip soğuk suyun altına girdim ve yapacağım şeyleri düşündüm. Bu görevden sonra davete katılacaktım kardeşimi alacaktım.


Onlara tamamen ihanet edeceksin.


Bu acı gerçeği kendime unutturmaya çalışıyordum ama böyle bir şeyin mümkün olmadığının farkındaydım. Ettiğim ihanetleri nasıl unutabilirdim ki zaten hangi birini unutacaktım, o kadar günaha girmiştim ki hiçbir günahımı unutamazdım. Suyu kapatıp duştan çıktım ve bornoza sarılıp valizimi açtım, içinden bordo mini bir elbise çıkardım. Elbisenin sırt dekoltesi derindi ve boyundan bağlamalıydı. İç çamaşırlarımı giydikten sonra elbiseyi üzerime geçirdim. 


Babamın günlüğünü valizden çıkarıp yatağın kenarına oturdum ve sayfaları çevirdim. İlk sayfada bizim fotoğrafımız vardı. Annem, babam, abim, Elena ve ben. Aile olduğumuz zamanlardan bir fotoğraftı, her şeyin yolunda olduğu hayatın benim için toz pembe olduğu bir zamandı.  O günü neredeyse hiç hatırlamıyordamaaüma yine de o gün özlüyordum. Çünkü biliyordum ki hiçbir an bana şu andan daha berbat hissettiremezdi..


Kapımın tıklatılmasıyla günlüğü kapatıp oturduğum yerden kalktım ve kapıyı açtım. “Mortis?” dedim sorgulu bir ifadeyle. 


“Gözlerini görmek için geldim,” bu kadar açık sözlü olmasını beklemediğim için yutkunmam zorlaştı.


Kafamı yana yatırdım. “Böyle söyleme,” dedim yalvarır gibi. Onunla eskisi gibi bir hiç olmak istiyordum, onunla aksi aksi konuşmak, hatta bana çok yaklaştığında yüzünü tokatlamak istiyordum. 


Bir kaç adım atıp içeri girdiğinde kapıyı kapattı ve elleri belime dolandı. “Neden?” sesi fısıldar gibiydi.  


Gözlerine bakacak cesaretim olmadığı için kafamı yana çevirdim. “Olmaz, böyle konuşma, bana dokunma, yaklaşma. Olmaz Mortis…” içli bir nefes verirken ellerimi onu kendimden uzaklaştırmak için göğsüne yasladım ama onun belimdeki elleri daha da sıkılaştı. “Biz yapamayız,”


“Neden?!” sesi yüksek çıkmıştı. “Bana bak Milena,” eli çenemin altına yerleşti. “Gözlerime bak ve bana nedenini söyle?”


Dolmuş bakışlarım ona döndü. “Sadece olmaz tamam mı?” sesim bu sefer daha sertti.


“Neden?”


“Olmaz işte anlasana!”


“Neden?!” adeta yalvarır gibi haykırmıştı. 


“Çünkü pişman olacaksın!” diye haykırdım bende bütün gücümle onu ittirdiğimde bu sefer müsade etti ve bir adım geri çekildi ancak belimdeki ellerini hala çekmemişti. “Seni pişman edeceğim anlamıyor musun?!” 


“Ne yaptın?” dedi daha yumuşak sesle. “Ne yaptıysan ya da ne yapacaksan söyle bana? Şimdi söyleki her şeyi sineye çekeyim. Şimdi söyle ki görmezden geleyim,”


Gerçekten beni affettiği bir evren olmayacağını bilecek kadar aklım başımdaydı. Beni tuzağa çekmek istiyordu, bana itiraf ettirip beni kenara atacaktı. Belimi tutan ellerinden kendimi tamamen kurtardım. “Düşmanımsın sen  benim, sırf öpüştük diye aynı safa geçtik mi sanıyorsun?!” sözlerim kırıcıydı ama gitmesi gerekiyordu. Kırılmasa bile gururudan gelmezdi biliyordum. “Düşmansın sen Mortis. İşimiz bitince yollarımız da ayrılacak daha fazlası yok olmayacak. Seni öptüm diye bir şeyim değilsin. Düşmansın sen bana, hep öyle kalacaksın bizim için bundan ötesi hiç yoktu,”


Bakışlarının daha da sertleştiğini gözlerinin koyulaştığını gördüm. “Haklısın,” dedi buz gibi bir sesle. “Bu sözlerini unutma Milena, bu sözlerini sakın unutma. Eğer olur da unutursan ben sana tekrardan hatırlatacağım,” 


“Unutmayacağım,” dedim


“Unutturmayacağım,” dedi. Bir kez daha bana bakmadan arkasını dönüp gittiğinde kapıyı sertçe kapattı. düşmanım dememişti. En azından sadece benden nefret eden o adam olacak diye kendimi avuttum, onun düşmanı değilim. Onun hiçbir şeyi değilsin. Ama düşmanı da değildim.


Yaşlarımın akmasına izin vermedim, kendi yaptığım şeylerin sonuçlarında ağlamayacaktım. Kafamı ve omuzlarımı dik tutacaktım. Ben istemiştim, erkeklere güvenmemem gerektiğini öğrenmiş ona söylenmeyecek sözler söylemiştim. Yine de yeminimi bozmuş olsam bile bir daha bunu yapmayacaktım, kimseye güvenecek bir zamanda değildim.


Bana düşmanımsın demedi, belki de daha farklı bir dünya da bir biz olurdu. Çünkü biliyorum bu hayatta biz yoktuk olması için bir mucizenin var olması gerekiyordu. 


Akşama kadar toparlanmak için kendime zaman tanıdım, hava kararmaya başladığında düzleştirdiğim saçlarıma son bir kez daha baktım. Yüzümde ağırlıklı olarak göz alıcı kahve tonlarında bir göz makyajı vardı. Dudaklarımda ise elbisemle uyumlu bordo bir ruj sürmüştüm. Bahar aylarına girmiş olmamıza rağmen İstanbul Mısır’dan daha soğuktu bu yüzden üzerime de beyaz bir kürk giydim.  


Odadan çıkıp locaya doğru ilerledim, ilk gelen ben olduğum için bir kız ve babanın yanına oturdum. Aslında onlara bakmayacaktım yanlarına otururken onlara bakmayacağımı içimden söylemiştim ama yine kendimi tutamadım ve babasının dizinde oturan kız çocuğuna baktım.


Kahverengi dalgalı saçları ve pembe bir elbisesi vardı. Babası kızının saçlarını okşuyordu, bir zamanlar babamda benimkileri okşardı. Onları öyle nazik bir şekilde okşardı ki dokunuşları sanki var ile yok arasındaydı incitmekten korkar gibi severdi.


Bakışlarımı onlardan çekip oturduğum yerden kalktım ve dışarı çıktım. Serin hava yüzüme çarptığında üzerimdeki kürke daha da sıkı sarıldım. Bir sigara yakıp sokaktan geçen insanları izledim, çok değişik bir ülkeydi Türkiye. Herkes çekinerek yürüyordu, sanki onlarda korkuyordu ama bunu maskelemenin iyi bir yolunu bulmuşlardı. 


“Demek buradasın Milena!” arkamda duyduğum sesle Aris’e döndüm. “Hadi gidiyoruz!”


Elimdeki sigarayı yere atıp söndürdüm ve yerden alıp çöpe attım “Nereye?” diye sordum.


“Rakı balık yemeye!” dedi coşkuyla.


“Rakı balık mı?”


“Ona kebap yemeye gidelim demiştim,” diye homurdanarak arkadan geldi Jamail.


“Yarın da oraya gideriz,” dedi Omar.


Arabalara bindiğimizde ben yine Damian’la aynı arabaya binmiştim. O kadar söz ettikten sonra Mortis’in arabasına binemezdim zaten onca sözden sonra onunla zorunda olmadıkça yüz yüze bile gelmemem gerekiyordu. 


Yol boyunca sessizlik tek arkadaşım oldu. En sonunda şık bir mekanın önünde durduğumuzda arabadan indim ve hep beraber içeri girdik. “Hoşgeldiniz,” diyen adam İngilizce konuşmuştu ancak aksanı gerçekten kötüydü. 


“Rezervasyonumuz vardı,” dedi Mortis. 


Adam eliyle bize masamızı gösterdiğinde herkes yerine oturdu. Tam karşımda Damian onun yanında Adel vardı. Benim yanımda Aris onun karşısında yani benim çaprazımda da Mortis oturuyordu. Jamaii ve Jasmi’de karşılıklı otururken masanın en sonunda Omar oturuyordu. 


Önümüze balık servisi yaptıktan sonra ortaya birkaç salata çeşidi getirdiler, çoğunu daha önce hiç görmemiştim bile. Arkada hoş bir müzik çalarken balığıma döndüm, çok balık seven biri değildim. Balıktan bir parça aldığımda damağımda hoş limonlu bir tat bıraktı.


“Bu niye bu kadar acı ya?!” diye isyan etti Aris.


Jamail’in gözlerini devirdiğini ardından suya uzandığını gördüm. “Keşke rakının nasıl içildiğine de baksaydın süper zeka,” Aris’in rakısının üzerine su kattı. “Üzerine su katarak içeceksin, direkt içersen çarpar seni,”


Aris’in hafifçe gülümsedi. “Beni çarpan çarptı zaten. Kardeşin beni fena çarptı,” 


“Aris kendine gel,” dedi Damian. “Birazdan Jam seni çarpacak,”


Omuz silkti “Sevmek suç değil herhalde,”


Jamail oturduğu yerden kalkacak gibi oldu ancak Jasmi onu tuttu, “Jam yeter,”


“Jasmi,”


“Yeter. Biri beni sevebilir ve bende bizzat birini sevebilirim,”


“Onu mu yani?” dedi Jamail. “Onu mu seviyorsun?” bu imkansız bir şeymiş gibi söylüyordu.


Jasmi’nin tek kaşı havalandı “Olamaz mı?” 


“Olur!” diyerek öne atılan Aris oldu. “Seviyorsun beni yani!” heyecanlandığı her halinden belliydi. Koluyla beni dürttü “Duydun mu beni seviyormuş!” onun bu çocuksu sevincine kayıtsız kalamayıp güldüm.


“Duydum,” 


Rakısını kafaya dikti. Bende kendime biraz rakı biraz su doldurup bardağı tekte kafama diktim, başta boğazımdan inerken gelen yanma hissi yüzümü buruşturmama sebep oldu.


“Bu rakı bok gibi!” dedi Damian.


“Suyunu çok az koyuyorsun,” dedi Adel onun bardağına uzanırken. “O yüzden acı geliyor,” bardağına biraz daha su koydu. 


“Sağol,” dedi ama sesi mesafeliydi yine de Adel’in rakısına su koyduğu bardaktan ağır ağır yudumlar aldı. Masadaki bakışlarım bu sefer Omar’a değdi, denize dalmış bir şekilde bakıp rakısını içiyordu. Her zaman saklayabildiği acısı bu sefer açığa çıkmış gibiydi. 


Onun içinde sakladığı acıları görmek istedim, neleri kaybettiğini bilmek istedim ama o da tıpkı Mortis gibi bir kutuydu. Kimsenin onu açmasına izin vermiyordu. 


Mortis’e bakmak istedim ama yapamadım, sözümün arkasında durmam lazımdı. Sözümün arkasında duracaktım, ne ona ne de kendime bu işkenceyi yapmayacaktım. Denize döndüm ama bu deniz bile bana onun sinirlendiğinde koyulaşmış gözlerini hatırlatmaya başlamıştı. 



🏺


MORTİS BADH 


Masaya oturduğumuz andan itibaren tek bir kişiyi izliyordum, bana bakmamakta ısrar ediyordu. Bir kere lanet olası bir kere bile gözlerini bana çevirmiyordu. Gurursuz gibi ona inatla bakan bendim. Sözlerinde samimi olup olmaması umrumda değildi, bir kere kelimeler ağzından çıkmıştı artık onun için bir adım ölsem atmazdım.


Ona bakıyor olabilirdim ama bu onun yanında olduğum anlamına gelmiyordu. Bir adım arkasındaydım ama artık yanında yürümeyecektim. Yine de gözlerini bir kez bana çevirse… bir kez bana o masum mücevher gözleriyle baksa…


Gururumu bile sikip atmaya hazır olduğumun farkındalığı kaşlarımı çatmama sebep oldu. Kendime gelmeliydim, kendimi ve kurallarımı ezmezdim.


Elini yanağına yaslayıp derin bir iç çekti ve bende onun gibi iç çektim, onun için ah ettim. Rakı bardağını eline alıp bordoya boyadığı dudaklarına yasladı ve büyük iki yudum aldı.


“Abi ben gidiyorum,” diyen Damian’ın sesini duyduğumda bakışlarımı Milena’dan çektim. Damian’ın ayakta bile zar zor dururken otele gidemeyeceğini anladığımda hemen arkasından yürüyen Adel’e döndüm. “Adel şu salağı tut,” 


Adel minnettar olmuş gibi bana bakarken kolunu Damian’a doladı. “Tutun bana,”


Damian geri çekilmeye çalıştı “Gerek yok,”


“Tut dedim Damian,” Adel’in sert sesiyle Damian onun yüzüne döndü. Mest olmuş gözlerle Adel’e baktığında kafamı iki yana salladım. Köpek gibi seviyor ama yine de gardını indirmiyordu. Herkes teker teker dağılırken Milena oturup denizi izlemeye devam etti bir süre sonra masaya bakıp herkesin gittiğini anladığında kaşlarını çattı.


“Neden ben tek kaldım ki?” bunu söyleyen sesi her zamanki gibi aksiydi. Çantasını ve kürkünü alıp ayağı kalktı ama dengesini sağlayamadığı için tekrardan yerine oflayarak oturdu. Dudaklarını büzdü ve tekrardan denize döndü. Kafasını anlamsızca iki yana salladı bakışları serleştirdi o an kimseye değil kendine kızdı bunu biliyordum.


Tekrardan oturduğu yerden kalktı yine sendeledi ama bu sefer oturmadı, sandalyenin kenarını tuttu. “Ben nasıl otele gideceğim? Hainler ya!” yine kafasını iki yana salladı. “Hain değiller,” dedi ama ses tonu üzgün gibiydi. 


Derin bir nefes alıp oturduğum yerden kalktım ve ceketini alıp bir kaç adımda Milena’nın dibinde bittim. Bakışları saatler sonra ilk defa bana değdiğinde bakışlarımı ifadesiz tutmaya çalıştım. Beni daha yeni fark etmiş gibi şaşırdı “Sen gitmemiş miydin?”


“Karşındayım Milena, gitmiş gibi mi duruyorum?”


“Buradasın ama değilsin,” diye mırıldandı anlamsızca. “Otele nasıl gideceğim?” diye yine kendi kendine sordu.


“Ben götüreceğim,” elim beline uzanırken bir adım geri çekildi. Kaşlarım çatıldığında yine içimde beni ittiğinde olduğu gibi anlamsız bir öfke yerleşti.


“Taksi çağıralım,” 


“Ben varım ya ben götürürüm,”


Kafasını iki yana salladı bana hariç her yere bakıyordu. Elim çenesini kavradığında bana bakmak zorunda kaldı “Niye ben götüremem?” 


“Sözümün arkasında durmam gerekiyor,” sesi fısıldar gibi çıkmıştı. Onun sesinin kısılmasından da nefret ediyordum. Sesini yükseltmeliydi. “Unutma,” dedi daha yüksek sesle. “Sözümün arkasında durmam lazım, sen demiştin,” 


“Seni otele götürürken de sözünün arkasında durabilirsin,” dedim beni anlaması için. Onu götürmek istiyordum bunu anlmasını istedim ama o yine beni anlamamak için direndi. 


Kafasını iki yana salladı tam bir şey söylecekken bakışları arkama takıldı. “Abi,” dudaklarından dökülen tek bir kelime dişimi sıkmama sebep oldu.  Milena benden iyice uzaklaşıp abisine doğru ilerledi. “Senin burada ne işin var?” sesi aynı küçük bir çocuk gibi çıkmıştı.


Ona döndüğümde gördüğüm tek şey mükemmel sırtı ve dövmesi olmuştu. Güneş olduğunu kanıtlamaya ihtiyacı varmış gibi birde sırtına dövme yaptırmıştı.


“Sen nerede ben orada,” diyerek gevşek bir cevapta bulundu.


Milena kafasını sallarken bir an dengesini kaybeder gibi oldu tam öne atılmışken Aron benden önce davranıp Milena’nın belini tuttu ve onu kendisine yasladı. Milena hiç itiraz etmeden kafasını Aron’un göğsüne yasladı. “Beni otele götürür müsün?”


“Götürürüm abicim,”


Sözünün arkasında duruyordu ve bende sözlerimin arkasında duracaktım. Ondan uzak duracak onun bana söylediklerini unutmayacak ve unutturmayacaktım.


🏺


Soğuk rüzgar yüzüme vuruyor saçlarımı okşayıp onların geriye doğru salınmasını sallıyordu. Kalbimde bir ağrı, ağzımda acı bir tat ama içtiğim rakıdan mı yoksa sarf ettiğim sözlerden mi bilmiyorum. Abim yanımda beni otele götürüyordu ama asıl istediğim bu muydu ondan bile emin değildim.


O an istediğim tek şey Mortis’den kaçmaktı, ondan olabildiğince uzaklaşmak nefret dolu bakışlarının altında ezilmemekti. Abim yanımdaydı ama neden burdaydı?


“Sen buraya nasıl geldin?” diye sorduğumda kelimeler ağzımın içinde yuvarlanıyordu. 


Abim çok kısa bir an bana baktı ardından tekrardan yola döndü. “Benimde kendimce bağlantılarım var,” dedi kendini beğenmiş bir şekilde. “Hem seni bundan sonra yalnız bırakamam. Kendime söz verdim ve sana da veriyorum. Bundan sonra seni asla yalnız bırakmayacağım, hep yanında ve arkanda olacağım.”


Dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştu. “Geç kalınmış bir söz,” diye fısıldadım ardından omuz silktim “En azından hiç yoktan iyidir sanırım,”


“Mortis ile aranda ne var?” sorusu anlık kasılmama neden oldu ama derin düşünemeyecek kadar fazla içmiştim bu yüzden sadece omuz silktim. “Onu seviyor musun?” diye sordu bu sefer.


Bakışlarım yeniden dışarıya kaydı. “Hayır,” sesim sakin ama netti. “Öyle bir şey yok. Hem unuttun mu benim bir kalbim yok, kalbi olmayanlar sevemezler.”


“Milena öyle demek istememiştim,”


“Sorun değil bunu söyleyen ilk kişi değilsin ve eminim sonda olmayacaksın,” otele varana kadar aramızda sessizlik hakim oldu. Araba otelin önünde durduğunda abim inmemde bana yardım ederek kolunu belime doladı, hiç itiraz etmeden kafamı onun göğsüne yasladım. Gözlerim kendiliğinden kapanırken abimin kokusunu içime çektim onun kokusu babamın kokusuna benziyordu ve onun kolları babam gibi hissettiriyordu.


“Oda numaran kaç minik yıldızım?” o an yine onun küçük kardeşiydim hiç acı çekmemiş, üzülmemiş o kız çocuğuydum. 


“1224,” diye mırıldandım. 


Abim beni odasına götürürken ona ayak uydurdum. Çantamdan odanın anahtarını alıp kapıyı açtı beni içeri soktuktan sonra ayakkabılarımı çıkardı. “Sana yaramıyorsa içmemlisin,” diye kızdı beni yatağa yatırırken. Dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştuğunda abim üzerimi örttü sonra saçlarımı okşadı ve alnıma küçük bir öpücük kondurdu. 


Odadan çıktığını anladığımda gözlerim doldu. Bacaklarımı iyice kendime çekip cenin pozisyonu aldım ve yorgana daha çok sarıldım. Gözlerimi kapattığımda kanımdakı rakı uyumama yardımcı olmadı, boğazımda hala bir ip varmış gibi hissediyordum. Belki de nihai sonum aklıma geliyordu. 


Ölmeye hazır mıydım?


Bütün bunlar bittiğinde yaşayacağımı hissetmiyordum, davete sadece iki gün kalmıştı. İstanbul'dan dönünde her şeyi berbat edecektim yapmam gerekeni yapmak zorundaydım ama yine de sanki ben bu savaşı kazansam bile mağlup olacakmış gibi hissediyordum. 


Ağlama istediği göğüs kafesimin içine daha çok yerleşti, yastığıma bir kaç damla yaş düştü ama onları hemen sildim. “Ağlarsan yıkılırsın Milena,” dedim kendi kendime. “Çok ağladın artık ağlama, gözyaşların artık akmasın çünkü kalbin bu kadarını kaldıramayacak,” 


Uyku ne zaman beni kollarına aldı bilmiyordum tek bildiğim beni bekleyenin güzel rüyalar değil peşimi asla bırakmayacak olan kabusların olduğunu gördüğümdü.


🏺



Gözlerimi açtığımda başımda büyük bir ağrı vardı. Yüzümü buruşturup yattığım yerden kalktım, ellerimi şakaklarıma bastırıp ovmaya başladım ve ağrımın biraz da olsa azalmasını umdum. Tabiki umduğum gibi olmadı. Yataktan kalkıp valizimden dizlerimin biraz üstünde biten bol siyah desenli bir etek ve bordo uzun kollu penye çıkardıktan sonra duşa girdim. Kısa bir duş alıp kıyafetlerimi giydim ardından saçımı tarayıp kuruttum ve dalgalandırdım. 


Gözlerime siyah buğulu bir makyaj yaptıktan sonra dudaklarıma da toprak rengi bir ruj sürdüm ardından çantamı aldım ve odadan çıktım. Benimle aynı anda odasından çıkan Mortis’le karşı karşıya geldik. Aklıma dün yaşanan konuşma geldiğinde kalbim sızladı ama bunu ifademe getirmedim. “Günaydın,” dedim kuru bir sesle.


“Başın ağrıyor mu?” diye sordu günaydınımı es geçerken. Bunu umursamam gerekirdi sonuçta bana günaydın demek zorunda değildi ama umursuyordum. Lanet olsun ki umursuyordum!!


Bir erkek için kendini üzme Milena.

Buna değmez Milena.

Buna değmeyecek.


Bakışlarımı ondan çektim “Ağrımıyor,” dedim kuru bir sesle.


“Yalan söylemek konusunda iyi değilsin,” diyen sesi alaylıydı.


“Yanılıyorsun,” dedim sadece. Sana öyle çok yalan söyledim ki…


Aşağı indiğimizde Damian ve abimin birbirine dalacakmış gibi baktığını gördüm. “Sen niye her yerden çıkıyorsun?” dedi huysuz bir sesle Dami.


Abimin cevabı oldukça net ve basitti. “Kardeşim yanınızda,” 


“Şimdi mi aklına geldi kardeşin?” diye sordu Aris.


“Sizene,”


Olay daha fazla büyüsün istemediğim için hızla yanlarına koştum “Günaydın,” dedim her zamanki gibi.


Damian’ın bakışları bana çevrildi “Günaydın Mil,” derken sesi hala huysuzdu. “Şu peşimizde kuyruk gibi dolaşan abin hoşuma gitmedi. Ayrıca o ne öyle bir anda yumurtadan çıkar gibi çıktı,” 


Ona gözlerimi devirerek güldüm. “Beni mi kıskanıyorsun Dami?” 


“Tabikide kıskanıyorum!” diye yükseldi birden. “Bende senin abin sayılırım hatta ben bu sarı sıçandan daha çok abinim,” 


Dudaklarımdaki tebessüm büyüdüğünde avuç içlerim kanlar içinde kaldı. Hayır bu bir yaralanma değildi ruhumun içinden akıyordu bu kan, ihanetimden kaynaklıydı bu kan. 


“Sallama,” dedi abim.


“Boş muhabbetinizi kesin,” dedi Mortis dışarı çıkarken. “Yapmamız gerekenler var,”


Damian abime ölümcül bakışlar atmaya devam ederken hep beraber Ayasofya’ya doğru yol aldık ve ben yine Mortis’in arabasına binmedim. Bir kez beni istemediğini belli etmişti, ben artık sırf gururumdan onun arabasına binmezdim. Oysa arabasını gerçekten seviyordum, onun arabasında geçirdiğimiz zamanları da seviyordum en azından beni kovmadan önce seviyordum. 


Bu kadar alıngan bir insan değildim aslında sadece sona geliyordum ve bunu hissediyordum. Bu savaşın sonu gibi değildi benim sonum gibiydi, yaptıklarımın sonuydu. Bir kez olsun duygularımı belli etmek istiyordum çünkü bu sondu. 


Görkemli Caminin önünde durduğumuzda bakışlarımı ondan alamadım. Kocaman bir kubbesi ve iki tane minaresi vardı. İçeriye adım attığımızda içerisindeki işlemelere takıldı gözlerim o kadar güzel ve göz kamaştırıcıydı ki resmen mest olmuştum. Zaten duvarda yazılan bu arapça yazılara mest olmamak imkansızdı. Caminin tam ortasında dikilip kafamı yukarı kaldırdım.


Kubbenin altındaki büyük avizenin her camı bile özenle işlenmişti. Kubbedeki işlemelerin hepsinin altınla işlendiğine emindim. “Çok güzel,” dedim hayranlıkla.


“Bencede,” diyen Jasmi tam yanımdaydı. 


“Demek geldiniz, Mortis Bey değil mi?” yanımıza yaklaşan beyaz saçlı ve koca göbekli adamı gördüğümde kaşlarım çatıldı. 


“Evet İhsan Bey,” dedi adamın elini sıkarken. 


“Burayı araştırıp dünyaya daha çok yaymanız bizi onure etti,” dedi adam sevinçle.


Mortis sadece kafasını sallamakla yetindi. “Oldukça mükemmel bir yapıt,” dedi Mortis. “Ve buradaki eşyalar… tamamen bir şaheser. Daha önce gelmediğimiz ve araştırmadığımız için kendime kızıyorum,” o kadar nazik bir şekilde konuşuyordu ki onu tanımasam bu nazikliğinin gerçek olduğunu düşünebilirdim.


Bu kadar iyi rol yapıyor olması beni korkutmalı mıydı bilmiyordum. Zaten sonuçta hayatta hepimiz biraz rol yapmıyor muyduk?  


“Bunlar sizin ekibiniz mi?” diye sordu şaşkın bir şekilde isminin İhsan olduğunu öğrendiğim yaşlı adam. 


“Evet, biraz kalabalığız ama ne kadar fazla kişi o kadar iyi araştırma diye düşünüyorum.”


“Tabiki keyfinize bakın bir şeye ihtiyacınız olursa bana seslenmeniz yeterli,”


Mortis kafasını salladıktan sonra ilerlemeye başladı “Yerin altına nerden gireceğimizi biliyor musun?” diye sordum. 


Bana cevap vermeden yürümeye devam etti. Bu tavrına daha da sinirlendim hatta o kadar çok sinirlendim ki silahı alıp onun değil kendi kafama dayamak istedim. Bir daha yüzümü görmesin, sesimi duyamasın vicdan azabı çeksin istedim. 


Abartıydı bu kadarı. Onun için önemli olduğumu düşünmem abartıydı.


Düşüncelerimi kendimden uzaklaştırıp yürümeye devam ettik. Camide araştırma yapacağımızı söylediğimiz için bizden başka kimse yoktu ve bu bizim fazlasıyla işimize gelmişti. Mortis bi duvarın önünde durduktan sonra eliyle bir tuğlaya dokundu ve onu bütün gücüyle itti. İtilen tuğla ile beraber küçük kapı gibi bir delik açıldı. 


“Oha!” diyerek bir tepki verdi Aris.


“Gerçekten bunu nereden bildiğini merak ediyorum?” diye sordu Omar. 


Mortis omuz silkti “Meslek sırrı,” dedikten sonra önden gitti. Eğilerek küçük kapıdan içeri girdiğine hepimiz onun arkasından ilerledik. Önümüzde upuzun ve ince bir koridor vardı, koridor meşalelerle aydınlatılmıştı. Küf kokusundan dolayı nefes almak zor olsa da hiç birimiz bunu umursamadan yürümeye devam ettik. Yolun sonu büyük bir alana çıktığında bu alanın kitapta geçen yer olduğunu yerdeki şekillerden anladım. Aynı zamanda duvarlarda da çeşitli ve bazıları Arapça olan cümleler yazıyordu. 


Alanın tam ortasında büyük mermer bir taş vardı, taşın üzerindeyse bir hançer vardı. Hançere doğru ilerledim. “Hareket etmeyin!” karşımda duyduğum sesle kafamı kaldırdım. Karşımda kafasına yüzünü örten bir pelerinle duran adam duruyordu. Yanında bir kaç tane daha adam olduğunu fark ettiğimde bakışlarım ilk abime değdi.


Abim kafasını salladığında ikimizde aynı anda belimizdeki bıçakları çıkarıp karşımızdaki adamlara sapladık. Abim her zaman bıçak kullanmada iyiydi çünkü bana da bıçak kullanmasını öğreten oydu. Karşımdaki adam acıyla karnını tutarken aynı anda bir silah patladı. Olduğum yerde eğilirken bakışlarım diğerlerini taradı, hepsinin güvenli bir yerde olduğunu görmek içimi rahatlattı.


Ben daha ne olduğunu anlamadan üzerime kapanan bedenle beraber neye uğradığımı şaşırdım. Mortis ikinci defa benim için kendini açık hedef haline getiriyordu. Beni bu kadar görmezden gelirken canımı mı önemsiyordu, önemsemesindi bunu istemiyordum bu yüzden hızla onun bedeninden uzaklaştım. “Nereye gidiyorsunn açık hedef haline geleceksin!” diye bağırdı Mortis ardından bir tane adamı tam alnından vurdu. 


“Bana siper olma!” diye bağırdım bende ona. Cevap vermesine dahi izin vermeden ondan uzaklaştığımda az önce bıçak sapladığım adama doğru süründüm. Etrafımda patlayan silah seslerini umursamadan duvara yaslanmış bir eliyle karnındaki yaraya bastırırken diğer eliyle de güçsüz bir şekilde silahı tuttuğunu fark ettiğim adamın karşısında geçtim. 


Silahı bana doğrulttu ama daha doğru düzgün tutamadığı için hemen silah olan eline tekme geçirdim. Bir elimle yarasına bastırdığımda adam acıyla inledi. “Ne istiyorsunuz?” diye sordum net bir sesle.


Karşımdaki adamın kafasındaki şapkayı açtığımda yüzü açığa çıktı ancak yüzünü görür görmez gözlerimdeki anlık olarak gelen dehşeti saklayamadım. Adamın yüzünün yarısı yanmıştı sağ tarafında sadece buruşuk bir deri vardı. “Kimsiniz siz?”


“Eceliniz,” dedi alayla.


Bakışlarımdaki alev çoğaldı yaraya iyice bastırdığımda acıyla haykırdı “Cevap ver!” diye haykırdım yüzüne. “Kim gönderdi sizi!? Ne istiyorsunuz?” 


“Seni,” dedi. 


Tek kelime

Sen

Ben


“Avucunuzu yalarsınız,” dedim tükürür gibi. “Kim buraya gönderdi?” 


“Ecelin,”


Yarasına bastırdığımda gülüşü yarım kaldı “Kim!?”


Adam acıyla haykırmaya devam etti “İsim söyleyemem yeminim var ama bir cümle ile anlayacaksın,” acıyla da olsa yine gülümsedi. “Artık yanında olmasam bile gölgem hep seninle olacak, kalbine her zaman adını fısıldıyor olacağım,” sözler karşımdaki adamın dudaklarının arasından geçti ama ben sanki babamın sesini duydum ve anılar zihnimi doldurdu. 


Babam sürgüne gönderileceği gündü ve bu tamamen benim suçumdu. Suçlu olduğumu biliyordum ama yine de babamı kurtarmak için elimden gelen herşeyi yapmıştım. Şimdiyse son kez babamı görecektim, belki de sarılacaktım. 


Sahi sarılmama izin verirler miydi?


Babam ayaklarında kelepçelerle bana doğru geldi, elleri de ayaklarındaki kelepçeye bağlı olan zincirle bağlıydı. Kalbim boğazımda atıyordu sanki. Hiç beklemden babama doğru koştum ve ona sarıldım babam askerlerin bana doğru geldiğini gördüğünde ellerini kaldırdı “Lütfen dokunmayın, canını yakmayın kendisi geri çekilecek,” dedi adeta yalvarır gibi.


“Baba,” dedim gözlerimden yaşlar akarken. “İfade verdim kaçmamıştım yolumu kaybettim babamın bir suçu yok dedim!” kelimeler ağzımdan hızla dökülüyordu. “Senin suçun olmadığını söyledim! Dinlemediler baba beni! Beni dinlemediler! Söyledim onlara söy-”


“Şşş,” diyerek sözümü kesti babam. “Ağlama Milena,” dedi içi gider gibi. “Ağlama bebeğim, ağlama canım kızım, canım, canımın canı…” oysa onuda gözlerinden yaşlar akıyordu. O ağlarken ben nasıl ağlamazdım? 


“Annem gelemedi,” dedim titrek sesle. “O iyi değil baba ne olur gel!” gelmesi için ayaklarına kapanmaya bile hazırdım. O yanımıza dönsün diye canımı bile vermeye hazırdım. “Sen yoksun diye iyi değil,” gözlerini acı çeker gibi kapattığını gördüm oysa acı çeksin diye değil anneme kıyamayıp gelmenin bir yolunu bulsun diye söylemiştim bunları.


“Bundan sonra annen sana emanet Milena,” geri çekilip ellerinin acıdığını bilmeme rağmen yüzümü avuçladı ve gözyaşlarımı sildi. “Artık yanında olmasam bile gölgem hep seninle olacak, kalbine her zaman adını fısıldıyor olacağım,”


“Görüş bitti,” dedi asker beni kolumdan tutarken. Oysa ben daha birkaç gün önce on sekizine basan genç bir kızdım babama daha doyamamıştım. “Hayır!” diye haykırdım babamdan ayrılmak istemeyerek. Asker hiç acımadan kolumu sıkı sıkı tutup beni çekti.


“Dokunmayın!” diye bağırdı babam. “Canını yakmayın! Yalvarıyorum dokunmayın!


Zihnimin içindeki pus dağılırken karşımdaki adama inanmaz gözlerle baktım. “Yalan söylüyorsun,”  dedim sadece. Babam benim ölüm fermanını vermezdi, beni böyle bir şeye kurban etmezdi. Benim babam böyle bir şeye inanıp beni bir ayine kurban vermezdi. Hem ölmüştü benim babam, bunca sene ondan tek bir haber bile almamın tek sebebi ölmüş olmasıydı. Yoksa kesin bana ulaşırdı, annem için ulaşırdı.


“Söylemediğimi biliyorsun,” dedi.


Hayır! Hayır! Hayır!


Sana inanmıyorum. Yalan söylüyorsun,”


“Sana yalan söylüyorsam o zaman nereden babanla son anını biliyorum dersin,” 


Kahretsin ki mantıklı konuşuyordu! Midemin bulantısı arttı, zihnim eskisinden daha da dağıldı. “Milena!” ismimi duymamla beraber belime bir çift güçlü kol dolandı. Karşımdaki adamın ağzından kan akarken gözleri açık kaldı. “İyi misin?” diye sorduğunda nefesini ensemde hissediyordum.


“Onu ben öldürdüm,” dedim. 


“İyisin, bakma oraya iyisin,” beni kendine çevirdiğinde ona bakmayı reddedip bir adım uzaklaştım ardından kafamı salladım. “İyiyim,” diye mırıldandım. Oysa midem o kadar bulanıyordu ki yediğim her şeyi çıkarmak istiyordum ama bunu da sonraya sakladım. Kendime şu an düşme fırsatı vermedim.


“Milena!” abimin sesini duyduğumda bana doğru koştuğunu gördüm. Ellerime ve üstüme bulaşan kanı gördüğünde hızla beni baştan aşağı süzdü. “Yaraladın mı?” diyen sesi korku doluydu.


Kafamı iki yana salladım. “Benim değil,” dedim ruhsuz bir sesle. “Onu öldürdüm benim değil,”


“Bir şey söyledi mi?” diye soran Jamail’in ne ara buraya geldiğini bilmiyordum bile. Diğer bütün adamların ölmüş olduğunu fark ettim. Dudaklarımdan çıkacak olan bir kaç cümle bütün her şeyi değiştirebilirdi. 


Kafamı iki yana salladım. “Söylemedi,” dedim. “İsim vermedi yemin etmişler. Size verdiler mi?” 


Adel kafasını iki yana salladı “Vermedi piç kuruları! Konuşturmak istediklerimizde kendini zehirledi, dillerinin altına zehirli bir şey koymuşlar onu yutunca zehirlediler.”


“Buraya bizi öldürmeye geldiler ama sırf konuşmamak için kendilerini öldürdüler,” dedi Jasmi düşünceli bir sesle. “Hiç mantıklı gelmiyor, nasıl bir yemin onları böyle bir ölüme sürükleyebilir?”


“Bilmiyorum,” dedim. . “Bildiğim tek şey bu tarikat üyelerini hafife aldığımız. Bundan sonra daha da dikkatli olmalıyız,” mermer sunağın önünde durdum. “Burası onların ayin yerlerinden biri ve bu hançer,” mermerin üzerindeki hançeri elime alıp incelediğimde tanıdık gelen hançer kalbime saplandı. Bakışlarım duygusuz ama içim kan ağlıyordu.


Babamın hançerinin aynısıydı.


Bunu ben, Mortis ve abimden başka kimse anlamadı ama benim için artık her şey daha netti. Babam beni öldürmek istiyordu, beni bir ayine kurban vermek istiyordu. O yaşıyordu. Mutluluktan havalara uçmam gerekiyordu ama bunu yapamadım. 


Omar elimdeki hançere uzandı ve onu avuçlarının arasına alıp çevirdi. “Bu kutsal bir hançer,” dedi Omar. “Kestiği kişiye önce büyük bir ferahlık daha sonra da büyük bir acı verir.  Bu demir eskiden ayinlerde kullanılan özel bir demir. Lanetle kutsanmış bir demir bu yüzden önce ferahlık daha sonra acı var. Bir laneti temiz bir şeyle kutsadığı için temiz olanı da götürmüş olursun ve eskiler bunu yaptı.”


Bu bıçağın aynısı bende vardı ve ben bu bıçakla Mortis’in boynunda ince bir çizik bırakmıştım. Bakışlarım onu buldu. Hayatında ferahlık var mıydı bilmiyordum ama acı mı çekecekti? Laneti ona mı bulaştırmıştım? Ona yaşatacağım kötülükler gittikçe çoğalıyordu. Amacım onu öldürmek miydi?


Onu öldürecek misin Milena?

Kanını bile akıtmayacak öylece onu bitirecek misin?


Bunu yapabilir miydim? 


Zalimlik bu kadar kalbime işlemiş olamazdı. Onu lanetlemek istememiştim, acı çeksin istememiştim, zaten ölmesini de istemiyordum benden uzakta istediği kadar mutlulukla yaşayabilirdi ama buna bile izin vermemiştim. Bunun farkındalığı bir çığ gibi üzerime çöktü, onu mahvediyordum belki kanı akmıyordu ama sonunda yok olacaktı.


“Oha!” diyerek araya girdi Damian ardından abime döndü “Sana bir çizik atayım ister misin?” sesindeki muzipliği anlamamak imkansızdı.


“Artık bana aşık olduğunu düşüneceğim,” 


“Yok, benim sevdiğim başka,” dedi alayla ancak sonradan dediğinin farkında varıp dudaklarını birbirine bastırdı. Adel’in dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu.


“En azından anladığımız net bir şey var, bizim kim olduğumuzu biliyorlar ve biziz öldürmek istiyorlar.”


Yorgun bakışlarımı Mortis’ten çektim “Bu zaten kesin değil miydi?”


“İhtimaller her zaman devam ediyordu. Bugün bir şeyi netleştirdik, şimdi ise asıl önemli olan bunları Saray ve Adalet biliyor mu? Ayrıca bu tarikatın asıl inini de bulmalıyız.”


“Saray ve Adalet bunu biliyor olsaydı çoktan her yeri ayağı kaldırmıştı,” dedim.


Mortis kafasını iki yana salladı. “Aksine bende onların yerinde olsam bunu herkesten gizli yapardım. Sonuçta kimse bir kaos istemez.”


“Sikmişim kaosunu,” diye mırıldandım dudaklarımın arasında. “Artık buradan çıkalım midem bulandı, nefes almak zaten zor,” dedikten sonra çıkışa doğru ilerledim. Abim hiç vakit kaybetmeden dibimde bitti. “Bir şey söyledi,” diye fısıldadı kulağıma.


“Neden bahsettiğini bilmiyorum,”


“O adam bir şeyler söyledi ve Milena o hançerin aynısından babamında olduğunu biliyorsun. O özel bir hançerdi.”


“O hançer bende,” bakışlarımı ona değdirmiyordum. “Bunları sonra konuşalım,” dedim daha fazla şüphe uyandırmamak için. Üzerimdeki kanlardan dolayı dikkat çekmemek için girdiğimiz yerden değil farklı bir yerden çıktık. 


“Otelde buluşalım, orada daha rahat konuşuruz,” dedi Mortis. O kendi arabasının önünde durduğunda ben abimin geldiği arabaya doğru yönelecektim ki Mortis kolumu tutup beni durdurdu. “Sen benimle gel.” Ses tonundaki emirde dolayı kaşlarımı çattım ve kolumu ondan kurtardım. “Abimle giderim ben,” dedim.


“İnat mı edeceksin?” 


“Hayır inat falan etmeyeceğim direkt gelmiyorum seninle,”


“Konuşmamız gerekiyor,”


“Acelesi yok,”


“Milena,” 


“Ne Milena!” diye yükseldim bir anda. “Neyim ben acaba? Önce beni istemiyorsun şimdi de arabaya binmemi istiyorsun! Sözünün arkasında dur diyorsun sonra benim dibimde bitiyorsun. Çocuk değilim deyip bana tavır alıyorsun!” kanlı ellerimle göğsüne vurup onu ittirdim. “Senin karşında emir kulun mu var? Gel deyince geleceğim git deyince gideceğim. Beni yok sayacak sonra beni yanında isteyeceksin öyle mi?” bir kez daha göğsünden ittim. “Ben senin oyuncağın değilim!” bunu adeta bağırır gibi söyledim. 


Benim için bardağı taşıran son damla neydi bilmiyordum. İçimde öyle bir ateş vardı ki hiç sönmüyor onun yanında daha çok alevleniyordu. 


“Oyuncağım olduğunu söylemedim,” dedi dişlerini sıkarak.


Alayla güldüm. “Bazı şeyleri anlamak için söylemeye gerek olmaz Mortis. Bazen hisettirdiklerimiz söylediklerimizden daha ağırdır,” buz mavisi gözlerindeki dağlar birer birer eridi. 


“Öyle hissetmek istemedim! Kahretsin Milena!” benden bir adım uzaklaşıp arabanın tekerine tekme attı ardından ellerini saçlarına geçirdi. Tekrardan bana döndüğünde beklemediğim anda yüzümü avuçlarımın arasına alıp yüzlerimi birbirine yakın tuttu. “Kendimle savaşıyorum, kendimle çelişiyorum Milena,” diye fısıldadı. “Senin için yapıyorum bunu, senin için sana karşı kendimle düşman oluyorum. Nasıl davranmam gerektiğini bilmiyorum, ne yapacağımı bilmiyorum aklım durdu benim. Kafam her şeye çalışıyor ama konu sen olunca mantığım sikiliyor,”


Sözleri beni dumura uğratırken dudaklarım şaşkınlıkla açıldı. Sanki ben bir gemiydim o bir limandı, ben ona ne kadar gidersem gideyim sonunda ondan ayrı kalmak zorundaydım. 


“Böyle konuşman ikimiz içinde iyi değil,”


Sözlerime alayla güldü ama geri çekilmedi. “Kendi adına konuş, çünkü benim hakkımda hiçbir bildiğin yok.”


“Hoşuma gidiyor mu sanıyorsun? Bu benim hoşuma mı gidiyor?” kafamı iki yana salladım. “Güvenmiyorum Mortis. Bunu gerçekten yapmak istesem bile yapamıyorum, ben sana güvenmiyorum,” gözlerinde kırılan ifadeyi gördüm. 


Onu daha geç defa öldüreceksin Milena?


“Aramızdaki çekimin sadece tensel olmadığını biliyorsun,” dedi hala bir umutla. Israr ediyor asla vazgeçmiyordu. 


“Bunun yeterli olmadığını biliyorsun,”


“Yettiririz,”


“Yettiremeyiz,” yorgun gözlerimi yumdum ama geri çekilmeyip alnımı alnına yaslamaya devam ettim. Onun kokusunda biraz soluklaklanmak öğrendilerimi en önemlisi de aramızdakileri biraz sindirmek istedim. 


“Nutkum tutuldu şu an çekil lan kardeşimin dibinden!” diyerek beni kolumdan çeken abimle hızla gözlerimi açıp şaşkın şaşkın bir ona bir Mortis’e baktım. 


Mortis ateş gibi bakışlarının hedefi kolumu tutan abime çevrildi “Daha yeni bir kardeşin olduğunu fark etmen ne güzel,” dedi abimin gıcık olması için.


“Bu seni hiç alakadar etmez,” dedi abim. “Benim kardeşim, benim ailem. Bu sadece onunla beni ilgilendirir. Kardeşime bir daha yaklaşma,”


“Yaklaşacağım,” dedi Mortis.


“Ona dokunmayacaksın!” abimin sesi yükselmişti.


Mortis’in sesi abimin aksine daha sakindi “O izin verdiği sürece dokunacağım,” 


“Bakmayacaksın!”


“Bakacağım,”


Abim öne atıldı “Seni öldürürüm!” dediğinde kolumu ondan kurtarıp önüne geçtim. Arkamdaki Mortis’in sesi kulaklarıma doldu. “Sadece denemekle kalırsın,”


“Abi yeter,” dedim keskin bir sesle. 


“Milena,” sesindeki uyarı kaşlarımı çatmama sebep oldu. Benim üzerimde hak iddia edeceğini düşünmesi aptallıktı. “Aron yeter dediysem yeter. Herkes yerini bilsin,”


Abimin gözlerindeki ifade sarsıldığında kafasını iki yana salladı. “İstediğin gibi olsun. Benimle geliyor musun?” diye sorduğunda bu sefer kafamı iki yana sallayan bendim. “Mortis’le döneceğim,” dediğimde abim arkasını dönüp arabasına bindi. Mortis’in kiraladığı arabaya bindim, ellerimdeki kan siyah arabanın kapısının kulpunda iz bıraktı.


Kemerimi taktıktan sonra bakışlarım ellerimdeki kanlara takılı kaldı. Bu ellerle annemi kaybetmiştim, bu ellerle babamı kaybetmiştim, bu ellerle kardeşimi kaybetmiştim, bu ellerle elimden kayıp gidenleri tutamamıştım ve bu ellerle birini öldürmüştüm. Masum değildi ama yine de yapmıştım, ilk değildi ama son da olmayacaktı ve bunun farkındalığı mide bulandırıcıydı.


“Bu eller hiç güzel bir şey yapmayacak mı?” diye fısıldadım ruhsuz bir sesle. Kafamı kaldırıp arabayı süren Mortis’e döndüm onunda beyaz gömleğinde benim kanlı el izlerim vardı. “Sadece can mı alacak ellerim?”


Trafiğin kitlenmesiyle Mortis’in eli kanlı ellerimin üzerine kapandı. “Bu ellerde mucize var,” dedi fısıltıyla. “Bu ellerde hayat var,”


“Ben niye göremiyorum o zaman?”


“Çünkü benim gözümden bakmıyorsun. Benim gözümden kendi ellerini görseydin ne kadar mucizevi olduklarını da anlardın.”


Bulunduğumuz hale acıyla güldüm. “Ne kadar ironik değil mi?” dedim ellerime bakmaya devam ederken. “O kadar şey söyledim sana hala elimi tutuyor bana teselli veriyorsun. Vazgeçmen için ne yapmam lazım? Olmayacağını nasıl anlatayım sana, nasıl göstereyim?”


Trafik tekrardan açılıp önümüzdeki araba gittiğinde elini elimin üzerinden çekti ve arabayı sürmeye devam etti. Soruma cevap vermedi, aslında bende duyacağım cevaptan çekindiğim için birşey söylememesine minnettar oldum. Bakışlarımı elimden çekmedim. 


Bu ellerle herkesi yakmalıydım.


🏺



Ellerimi buz gibi soğuk suyun altına soktuğumda su bir çivi gibi derime battı. Duru su kırmızıya boyandı, tırnaklarımla elimdeki kanları ovaladım ellerimin üzeri çizildi yine de durmadım. Ne kadar kişinin kanı ellerime bulaşırsa bulaşsın bunu asla normalleştiremeyecektim. Her seferinde gözümün önüne o insanlar gelecekti, annem hep beni ağlayan gözlerle izleyecekti.


“Herşeyi Elena için yapıyorum anne,” diye fısıldadım titrek bir sesle. “Neyim var neyim yoksa onun uğruna. Yakıyorsam onun için yanıyorsam onun için,” gözlerimden akmak için hazır olan yaşları engellemek için banyonun tavanındaki ışığa kısık gözlerle baktım. “Anne, bana çok kızma olur mu? Hepsi onun için, bizim için,”


Kalbim artık kurtarılması imkansız olan  paramparça bir saat gibiydi, dişlileri kırılmıştı içi yok olmuştu. Hiç bugünden daha kötü günüm olmuş muydu? 


Babam benim kalbimdi ve kalbim bana ihanet etmişti. Kalbim benim bütün hayatım boyunca inandığım her şeye ihanet etmişti. İhanetin ağırlığını daha çok anladım, benim göğsümün içinde bir taş varmış gibiydi. Mortis’in kalbine de o taşı koyacak mıydım? 


Herşeyi haykırmak istiyordum, bütün dünya acımı duysun istiyordum ama buna bile vaktimin olmaması daha da canımı yaktı. Onunda canı bu kadar yanacak mıydı? 


Tavandaki bakışlarımı çekip yüzüme buz gibi suyu bir kaç kez çarptım. Su damlaları boynuma kadar akarken yüzümü havluyla kuruttum ve banyodan çıktım.


Hepimiz Mortis’in odasında toplanmıştık ve son durum değerlendirmesi yapacak ve Mısır’a döndüğümüz zaman katılacağımız davet hakkında konuşacaktık. “Öncelikle bir kaçının kimliklerini araştırdım hepsi Mısır vatandaşı ama hiç birinin sabıka kaydı yok. Hepsi kendi halinde insanlar yani anlayacağınız dışarıdan çok zararsız görünen insanlar. Döndükten sonra ilk işimiz onların çalıştığı yerler ziyaret etmek olacak, illaki konuşturacağımız biriler vardır,” dedi Mortis. “Çok fazla vaktimiz olmayacak. Yarın akşam davete katılacağız ve büyük İhtimalle kılık değiştirmemiz gerekecek. Kimsenin bizi tanıması riskine giremeyiz. Doktor girişimizi sağlayacak, ilk olarak Hakim konuşma yapacak sonra yeni kuralları söyleyecek. Ardından yemek başlayacak işte biz tam bu zaman devreye gireceğiz. Aris, Omar ve Damian siz asker olarak gireceksin. Jamail sen dışarıda keskin nişancı olacaksın, Adel sen garson olacaksın, Jasmi sen dışarıda bizim yemek minibüslerden birinde uzaktan bizi izleyecek, dinleyecek ve yönlendireceksin. Aron sen istersen kendini kurşunlat sikimde değil yeterki benim planımı bozma,” 


“Gece içinizden biri beni öldürecek diye gerilmeye başladım,” dedi sahte bir korkuyla abim.


Mortis onu duymazlıktan gelip konuşmaya devam etti. “Ben Milena ile beraber yemek sırasında aşağıdaki hücrelere bakacağız. Oraya yakın olacağı için Jasmi onlar fark ettirmeden sisteme girecek ve bize yardım edecek. Böylelikle Elena’nın hangi hücrede olduğunu bulabiliriz,” komidinin üzerindeki viski şişesini alıp kristal bardağa koydu ve tekte kafasına dikti. “Aris bize gözcülük yaparken Omar ve Damian’da bize yardım eder.”


“Mantıklı,” dedim ama benim planımın daha farklı olduğunu benden başka kimse bilmiyordu. Bir yanım vicdan azabı çekerken diğer yanım bunun bir zorunluluk olduğunu bildiği için kendini aklıyordu.


“İyi o zaman konuşmanız bittiyse ben gidiyorum,” dedi Damian. 


Mortis üçüncü bardağını da kafasını dikti. “Şimdi dinlenin yarın zor bir gün olacak,” dediğinde herkes teker teker odadan çıktı. Odada bir tek ben kaldığımda konuşmak için dudaklarımı ıslattım “O hançerin aynısının babamda da olduğunu biliyorsun,” 


Mortis’in bakışları bana döndüğünde ağır ağır kafasını salladı. “Biliyorum.”


“O zaman bu işin içinde babamında olduğunu biliyorsun,”


“Biliyorum.”


“Neden ekibe söylemedin?” 


“Zamanı gelince söyleyeceğim.”


Bakışlarımı ondan çekip yerdeki halıya odaklandım. “Yarın ne bulmayı umuyorsun?”


“En azından kaldıkları yere dair bir ipucu,” dediğinde kafamı salladım. Konuşacak bir şeyimiz kalmadığını anladığımda arkamı dönüp kapıya doğru ilerledim ama göğsüm acıyla kasılıyordu. Elim kapının kulpuna gittiğine “Milena,” diyen sesini duydum.


“Hm,” konuşursam ağlarmış gibi hissediyordum.


“Kardeşini kurtaracağız,” dediğinde kafamı salladım ve odadan çıktım ama çıktığım anda tekrardan odaya girmek istedim. Son kez olduğunu bilerek ona sarılmak ve sabaha kadar ağlamak istedim. Uzun ve cılız ışıklı koridorda dikilirken dudaklarım titredi.


Son kez Milena.

Kendine son kez izin ver başka bir zamanın olmayacak.


İlk defa iç sesimi dinleyip bütün acizliğim ve yıkılmışlığımla kapıyı çaldım. Kapı birkaç saniye sonra açıldığında Mortis’in elinde kristal bir bardakla karşımda dikiliyordu. Gömleğin düğmeleri de yarıya kadar açılmıştı ve bakışları ifadesizdi.  “Yarın bu yüzden kendimde kızacağıma eminim ama buna ihtiyacım var,” titrek sesime geçmiş günler  boyunca akmayı bekleyen ama bir türlü izin vermediğim yaşlar eşlik etti. 


Bakışlarındaki ifadesizlik kırıldığında beni kolumdan tutup içeri aldı. Sırtımı duvara yaslarken eli çenemin altına yerleşti. “Hainmiş benim babam,” dedim içimden bir şeyler kopup giderken. “Mortis benim babam hainmiş ya! Gerçekten hainmiş artık ihtimal değil,” kafamı geriye duvara hafifçe çarptım. “O çok yalvardı, bana dokunmasınlar diye yalvardı. Hain olur mu hiç? Bana kıyamıyordu bile, canım acısa canı acıyordu şimdi sanki ölüyorum. Bana öğrettikleri yalanmış, ben artık kimseye nasıl inanayım?” bir kez daha kafamı duvara vurdum ama bu sefer daha sertti. 


Dudaklarımdan ard arda hıçkırıklar çıkarken omuzlarım kontrolsüzce sallanıyordu, artık kendimi o kadar tutamıyordum ki bütün duvarlarımı yıkmıştım, bütün maskelerim düşmüştü. 


“Daha ne kadar dayanmam lazım!” diye inledim. Bir kez daha kafamı geriye vuracakken onun elini kafamın arkasında hissettim. “Vurma,” dedi benim yerime acı çekiyormuş gibi. Durmadım bir daha vurdum ama bu sefer arkamda duvar değil onun eli vardı.


“Nefes alamıyorum ben! Benim canım çok yanıyor! O kadar yanıyor ki!” son bir kez daha kafamı geriye vurdum. Bacaklarımda derman kalmadığında duvardan aşağı kaydım. “Benim babam nasıl hain olur?” ellerimle yüzümü kapattığımda Mortis’in de önümde diz çöktüğünü ve ellerini dizlerime yasladığını hissettim. “Benim ölüm fermanımı vermiş, o saçımın teline kıyamazdı.” 


Ellerimle kapattığım ellerimi avuçladığında avuç içlerimden öptü “Ağlama,” dedi içi gider gibi. “Çaresiz hissediyorum sen ağlayınca. Ne yapayım söyle ama ağlama,” 


“Bana kıydı Mortis, babam bana kıydı ve ben bunu kabullenemiyorum. Bu sefer kaldıramıyorum, kalpsiz, ruhsuz bir kadınım, hep öyle diyorlar bilmiyorum belki de öyleyim ama kalpsiz ruhsuz kadınlarında canı yanar,” sözlerime beraber söylediklerinden dolayı gözlerindeki pişmanlığı gördüm. Oysa daha bir kaç ay önceye kadar beni hep zaafımdan vuruyordu şimdi ise yaralarımı kanattığı için pişmandı ve onları kapatmaya çalışıyordu.


Bunun bir adı var mıydı bilmiyordum.


“İntikamını alacağız. Söz veriyorum her bir gözyaşın için bir bedel ödeteceğim. Hepsinin canına okuyacağım,” dudaklarını tekrardan avuçlarıma bastırdı bu hareketi ağlamamı daha da şiddetlendirdi. 


“Bu kadar merhameti hak ediyor muyum?” diye sordum. “Ben bu ellerle bugün bir can aldım, masum değildi ama yine de bunu yaptım. Pişman değilim ama yine de bunu yaptım.”


Tekrardan öptü “Ne kadar can alırsan al senden aldıkları kadar değil aldıkların. Bu eller ne kadar can alırsa alsın can verdiklerin kadar çok değil,” parmaklarımın uçlarını teker teker öptü. “Ellerin şifa. Milena, ellerin şifam.”


“Sana söylenmeyecek sözler söyledim,” dedim suçlu suçlu. “Ve sen yine de buradasın, benim babam hain ve sen yine burdasın,” sana ihanet edeceğim ve yine olacak mısın?


Derin bir nefes aldı “Burdayım,” dedi.


“Ben olmazdım sen niye burdasın?” bu gerçek canımı yaktı. “Ben olmazdım Mortis, ben gururumu hiçe saymazdım sen neden burdasın?”


“Ben sen değilim ve sende ben değilsin Milena. Ayrıca düşündüğün kadar zalim değilsin, ben sana böyleyim ama senden daha zalimim.” dediğinde bu sefer derin bir nefes alan bendim. Alnımı Mortis’in omzuna yasladığımda oda kollarını sırtıma doladı ve eli sırtımı okşadı.


“Ben bu enkazın altından çıkamayacağım, ben…” boğazım düğümlendi. “Kan kaybından öleceğim, bedenim değil önce ruhum terk etti beni. İçimde tutunduğum o küçük umut gitti, babam artık kalbime adımı fısıldamıyor artık sesi kulaklarıma gelmiyor. Annem hala benimle, bana kızgın bunu hissediyorum kendimi düşürdüğüm durum için bana çok kızgın ama bana hala kıyamıyor. Sesini kulaklarımda hissediyorum ama biliyorum Mortis onunda ruhu kan kaybediyor. Onun ruhu bedenini çoktan terk etti ama onun ruhu kan kaybediyor, uğruna kendini heba ettiği adamın hain olduğunu biliyor.”


“Geçecek,” dedi. “Bir anda değil ama geçecek ve annen seni bu konuda hiç suçlamaz. O acı çekmiyor onu ruhu huzurlu.”


“Huzurluysa neden huzursuz gibi hissediyorum. Neden rüyalarımda bana gülümsemiyor, onun gülümsemesini özledim neden rüyalarımda bana gülümsemiyor,” söylediklerime bir cevap vermezken bir kolunu bacağımın altına geçirdi ve beni kucağına alıp yatağına taşıdı. 


Bir kolunu kendime çekip elini yastık gibi kullandığımda diğer koluyla beni kendine çekti ve sırtım onun göğsüne yasladı. “Hainmiş…” diye sayıkladım akan gözyaşlarımla. Durmaları için elimden geleni yapıyordum ama bir türlü durmuyorlardı. “Çok yalvardı nasıl hain olsun?”


Mortis’in nefesini ensemde hissettim “Şşş,” diye fısıldadı kulağıma. “Düşünme bunları kapat gözlerini ve uyu,”


“Rüyamda annem bana gülümser mi?” diye sordum bir çocuk gibi. 


Beni yalan sözlerle teselli etmedi onun yerine dürüst olup “Belki,” dedi.


“Bana çok mu kızdı? Ne olur bir kere gülümsesin,” dedim titrek bir sesle. Arkamda kasılan bedenini hissettim dudaklarını saç diplerime bastırdı. Ne kadar o şekilde kaldık ve ben ağladım bilmiyordum ama sonunda gözyaşlarım artık akmadığında Mortis’in elinin üzerinden kalkıp yatakta döndüm ve onun yüzüne baktım.


Son kez olduğunu bilerek ellerimi kemikli yüzüne yerleştirdim ve çenesinin kenarını okşadığımda gözleri kısıldı. “Sözümün arkasında durmadığımı biliyorum,” sesim artık ağlamaktan çatallaşmıştı.


Anında kaşlarını çattı “Sikmişim sözünü de arkasında durmanı da buradasın kollarımdasın,”


“Yarın yine senden uzaklaşıp seni tersleyebilirim,” dedim.


“Arkandan gelir karşılık veririm,” dedi.


Bakışlarım boynundaki küçük ize takıldığında yüzümü buruşturdum. “Boynunda benim yaptığım bir iz var,” dedim suçlu bir şekilde. “Lanetledim seni,”


“Lanetlenmiş birini lanetleyemezsin sen,”


Kaşlarımı çattım “Ne demek o?”


“Bu izi gururla taşıyacağım demek,”


Yüzüne yaklaşıp dudaklarına kısa ve yumuşak bir öpücük bıraktım. “Özür dilerim,” diye fısıldadım dudaklarına doğru. “Her şey için,” yaptıklarım ve yapacaklarım için. Geçmiş ve gelecek için.


“Dileme, senden özür dilemeni istemiyorum. Sadece bana bütün kapılarını kapatma,” sözleri dudaklarımda küçük bir tebessüme sebep oldu. Ona sen bana bütün kapılarını kapatacaksın diyemedim bu yüzden sadece gülümseyip gözlerimi kapattım.


 Mortis beni iyice kendine çektiğinde göğsüne sokulup onun kokusunu soludum ve son kez olduğunu bilerek kokusuyla beraber huzurla bir uykuya daldım. Bir ara kulaklarıma sanki sesi geldi ama tam emin olamadım yine de belki de benim hayalimde şunu fısıldamıştı ; “Ben sana bütün kapılarımı açtım,, benim kapılarımın hepsini mühürlememe sebep olma…” 



Sezon finaline son 1 bölüm diğer bölüm sezon finali yani 1.kitap finali olacakkkk 


Umarım bölümü beğenmişsinizdir.

Diğer bölüm sizce neler olacakkkk?


Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep



Yorumlar

Popüler Yayınlar