Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
C.AKOR 11
“Her şeyden önce bütün acılara rağmen yaşamayı seçtim…”
Doğal Afetim - Kahraman Deniz
İntizar - Nilüfer
İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
ÇINAR ALP SANCAR
Benden hoşlanıyor.
Hazan Yalçıner, Hazan güneşi benden hoşlanıyor. Bu anın gelmesini üç yıl değil de üç asır beklemiş gibiydim. Her seferinde kafamın içinde oluşturduğum senaryolardan bile daha iyisiydi bu an.
Hazan benim elimden aldığı poşete kusarken bir elimle kısa, omzuna kadar gelen saçlarını toplamış diğer elimle de rahatlamasına yardımcı olsun diye sırtını sıvazlıyordum.
Ondan daha fazla etkilenemem sanıyordum ama hayır bunun sınırı yoktu. Bugün giydiği sarı elbise onu o kadar tatlı göstermişti ki, ben gerçekten bu kızı çok sevdiğimi bir kere daha fark ettim.
Onun her halini seviyorum ve onu her haliyle her zaman seveceğim.
Bitkin bir şekilde geri çekildiğine gözleri dolmuştu. Onun için pizzacıdan aldığım suyu uzattım. Şişeyi elimden alıp ağzını çalkaladı ve oturduğu yerden kalkmasına yardım ettim.
“Daha iyi misin?” diye sordum az önceki söylediği şeyin etkisinden hala çıkamazken. Benden hoşlanıyordu. Konuşmak yerine sadece kafasını salladı.
Benim dışında her yere baktığı için elimi çenesinin altına yerleştirip gözlerini bana çevirmesini sağladım. Dolmuş gözleri ağlamak için hazır bekliyorlardı.
Söylediği şeyden pişman olmuş olabilirdi.
Bu ihtimal kalbimin sıkışmasına sebep oldu. “Niye bana bakmaktan kaçınıyorsun?” diye sordum anlayışlı bir sesle.
Gözyaşları akmaya başladığında kaldırımın ortasında durduk. “Böyle olmayacaktı,” dedi titrek bir sesle. “Sana senden hoşlandığımı söyledikten sonra kusmamalıydım. Şuan beni burada bırak ve git,”
Kaşlarım anında çatılırken onu kaldırımın kenarına çektim ve yüzümü ellerimin arasına aldım. “Bu hiçbir şeyi değiştirmiyor. Sırf kustun diye senden iğrenmedim ve seni bırakıp gitmeyeceğim,”
Dudakları şaşkınlıkla aralandı, gözünden bir damla yaş daha akarken burnunu çekti. “Gitmeyecek misin?”
Bu hali gülümsememe sebep oldu. “Gitmeyeceğim. Sana hep senin yanında olmak istiyorum demiştim,”
“Of!” ellerini gözlerinin üzerine kapandı. “Lütfen bugün söylediklerim hakkında bir şey söyleme çünkü unuturum. Yarın sana tekrardan aynı cümleyi kuracağım o zaman hala aynı hissedersen bana cevap ver,” dediği sırada ellerini gözlerinden çekmişti.
Ellerini onun yüzünü avuçladığım ellerimin üzerine koydu. “Ya sen yarın aynı şeyleri hissetmezsen?” içimdeki korkuyu dışa vurdum. Hazan’ın bir gün benden soğuması beni kahrederdi.
“Bunun imkanı yok,” dedi. “Sarhoş olduğum için daha cesaretliyim ama bu içimdekiler geçecek demek değil,” geçmemesini diledim. Bana olan duyguları hiç eksilmesin istedim.
“Yine de gideceksin değil mi?”
Kafasını salladı ve bu sefer bana gülümseyen oydu. “Bu şehirden evet ama senden gitmeyeceğim Çınar Alp. Söz veriyorum geride kalan olmayacaksın,” bana doğru bir adım atacaktı ama benim ona tutmama rağmen sendeledi ve bu haline güldü.
“Sarhoşsun,” dedim bende onun gibi gülerken. Ellerimi yüzünden çekip kolumu beline doladım ve bana yaslanmasını sağladım.
Kafasını göğsüme yaslarken kıkırdadı. “Sarhoşum,” diye onayladı beni. “Çok rezil bir insanım,”
“Değilsin,”
“Yarın sahil kıyısına gelir misin? Gözlerini çizmek istiyorum, sınavlardan önce tek boş vaktim yarın,” sanki reddedebilirmişim gibi birde tatlı tatlı soruyor ve benim yine içim ona gidiyordu.
“Gelmememin imkanı varmış gibi soruyorsun,”
“Yok mu?”
“Seni daha fazla görebilmek için senin olduğun kafede çalışmaya başladım Hazan güneşi sence var mı?” yine kıkırdadı.
“Yok galiba,”
“Galiba fazla kesinlikle yok,” yine kıkırdadı.
“Şenlik yerini toparlayalım mı?” diye sordu ama bunun eve gitmemek için öne sürdüğü bir bahane olduğunu biliyordum.
“Yarın da yapabiliriz,” dedim yumuşak bir sesle. Onu reddetmek istemiyor ancak ailesinden kaçmamasını istiyordum.
Dudakları büküldü, gözlerinden buruk bir hüzün geçti. “Peki o zaman yarın ilk orayı toparlar daha sonra sahile gideriz,”
“Olur,”
Evine yaklaştığımızda kolumun altında çıktı. “Semina’yı unuttum,” dedi telaşla birden.
“Ertekin onu evine bıraktı,”
“Aralarında kesin bir şey oldu ve Semina bana bunu anlatmıyor. Anlatmak zorunda değil ama bazen…” kırılıyordu. bir süre sustu ve yeniden gözleri doldu. “Çok sulu gözüm ya!” diye isyan etti. “Artık ağlamak istemiyorum, ağlamaktan yoruldum,”
“Sorun olmadığını biliyorsun Hazan,” evinin önüne geldiğimiz için onu kollarımın arasına alamıyordum. Hayır ben sorun etmezdim ama belki o zor durumda kalırdı ve ben onu zor durumda bırakmak istemiyordum.
Omuz silkti “Yine de istemiyorum,” ardından dolan gözlerini hemen sildi ve bana gülümsedi. Gerçek gülüşünü ezberlemiştim ve bu benim ezberlediğim neşeli gülüşü değildi. “Teşekkür ederim Çınar Alp,” tam karşıma geçip bana yaklaştı. “Söz olsun diye değil gerçekten iyi ki varsın. Hep var ol,”
“Sarhoşsun,” dedim sadece sözlerine karşılık. Başka ne diyecektim ki? Normalde bu sözleri öyle kolay kolay söyleyemezdi ama şimdi sarhoştu ve bende hafif çakırkeyiftim.
“Sarhoşum,” diye onayladı. “Ama hislerimin sarhoşlukla alakası yok,”
Kalbim deli gibi çarparken kafamı salladım. “Bunları unutma çünkü yarın tekrardan söylemeni isteyeceğim,”
Bu sefer gerçek gülümsedi. “Ve bende yarın bunları tekrardan gözlerine bakarak söyleyeceğim,” ardından arkasını döndü evinin kapısını açmadan son bir kez bana baktı ve gülümsedi ardından içeri girdi.
Ben ise bozuk kalbimle onun arkasından öylece baktım. Sırıttım hatta elimle kalbimi atışını yokladım. Dönüş yolunda Ertekin’i aradığımda telefon ilk çalışta açıldı.
“Umarım küfürlerimi dinlemek için aramışsınıdır,” dedi Ertekin sinirli bir sesle.
“Tedavi olmak istiyorum, o dediğin merkezi ayarla.” dedim direkt olarak sözünü dinlemeden.
Bir süre duraksadı. “Sen ciddi misin?” diye sordu şaşkınlıkla haklı olarak. Bu zamana kadar bana ne kadar söylediyse onu reddetmiştim o zaman sadece bir gün yaşamak istiyordum şimdiyse her gün yaşamak istiyorum. Hazan ile birlikte her gün yaşamak istiyordum.
“Böyle bir konuda dalga geçer miyim?”
“Ne bileyim oğlum kaç yıldır sana şunu zıkkımı bıraktırmaya çalışıyorum ne oldu da şimdi kararını değiştirdin diye sormayacağım. Çünkü bu anı çok bekledim,”
Bir Hazan güneşi girdi hayatıma beni aydınlattı ve ben onunla yaşamayı sevmeyi öğreniyorum.
“O zaman tamam mı?” diye sordum.
“Tamam tabi oğlum!” benim için en çok çabalayan hep Ertekin olmuştu bu yüzden o bir bakıma kardeşimdi.
“Sağol kardeşim.” Telefonu kapattıktan sonra boş yolda yavaş yavaş yürümeye başladım. Adımlarımın beni nereye götüreceğini çok iyi biliyordum. Zaten hep öyle olurdu dönüp dolaşıp hep aynı yere annemin mezarına dönerdim.
Mezarlığın içine girdiğimde annemin ezbere bildiğim mezarına doğru yürüdüm ve toprağın yanında diz çöktüm. “Anne,” dedim içim titrerken, içim bir ona bir Hazan’a titriyordu zaten. “Ben kurtulacağım. Biliyorum sende bunu isterdin ve ben bunun için geç kaldım ama yine de denemek istiyorum,” toprağın üzerinde biten otları yolmaya başladım. “Birini çok sevdim anne ama öylesine değil gerçekten sevdim. Kalbim onunla var oluyor, kalbim onun için atıyor ve ben onu hak etmek istiyorum. Belki sana iyi bir evlat değildim çünkü gitmenin başka sebebi yoktu. On yaşındaydım anne ve…” devamını getirmek zulüm gibi geldiğinden derin bir nefes aldım ve bir süre sustum. “Her neyse sadece bil istedim. Sevdiğim kızı hak etmek istiyorum ve bu yüzden kurtulmak için elimden geleni yapacağım. Biliyorum beni bırakıp gitmiş olsan bile sende bunu isterdin.”
🎡
HAZAN YALÇINER
Kelimelere sığdıramayacaktım ona olan hislerimi. Hoşlantı demiştim ama hoşlantıdan fazlasıydı. Onu gördüğümde kalbim her seferinde yerinden çıkacak gibiydi ve eğer bu mümkün olsaydı kalbim yerinden fırlardı, göğsümün altına sığmazdı.
Evin içine girdiğimde koltukta oturmuş beni bekleyen kişi annem ya da babam değildi Eren’di. Koltukta kıvırlımış bir şekilde iki büklüm uyuyakalmıştı. Ne komikti beni anne babamın beklemesi gerekirken kardeşim bekliyordu.
Ona doğru ilerleyip uyanması için omzuna dokundum. “Kalk Eren yatağında uyu,” diye fısıldadım.
İlk önce kaşlarını çattı ardından gözlerini hafifçe aralayıp bana baktığında gözlerinin kan çanağı olduğunu gördüm. Mavi gözleri kızarıklıktan belli olmuyordu. “Eren,” telaşlı sesimi saklayamamıştım. “Kötü görünüyorsun,”
Yattığı yerden kalkıp odasına doğru yürüdü bense hemen peşine takıldım ve arkasından odaya girip kapıyı kapattım. “Kötü görünüyorsun,” diye tekrarladım sözümü.
Eren yatağa oturdu ve derin bir nefes aldı “Çünkü kötüyüm,” dedi tek nefeste. “Abla sana bir şey söylemem gerekiyor,”
Sarhoştum ama bu sözlerden sonra daha çok kendime gelmiş gibi hissediyordum. “Söyle.” Yanına oturup ona döndüm.
“Gideceğim,” tek kelime iki hece gitmek.
“Ne gitmesi Eren?”
“Daha fazla bu evde kalamam sınavı bekleyemem. Çok zorlanıyorum abla yapamıyorum, ölecek gibi hissediyorum nefes alamıyorum ben,” kollarını dizlerine yaslayıp ellerini kafasının iki yanına koydu. “Beni rahat bırakmayacaklar biliyorum. Bırakmıyorlar abla burada kalırsam daha kötü olacak zarar görmenizi istemiyorum. Hapse girmek istemiyorum, benim gitmem lazım buradan çok uzaklarda olmam ve herkesten uzaklaşamam lazım. Her şeyi geride bırakmalıyım.”
“Eren sen aklını mı yitirdin!” dedim dehşete düşmüş bir şekilde. “Nereye gideceksin? Ne yapacaksın? Ben halledeceğim demedim mi sana, biraz sabret sonra beraber gideriz. Annemler sorgulamaz ama biraz sabırlı ol.” Onun için korkuyordum, neye bulaşmıştı bilmiyordum ama onun bu halleri beni korkutmaya başlamıştı. Kardeşimi kaybetmek istemiyordum.
“Yapmam!” dedi yüksek sesle. Bağırmadı ama kafasını kaldırıp bana yine o nefret eder gözlerle baktığında bağırışından daha çok canımı yaktı.
“Gitmek yok,” dedim inatla. “Kimsen yok nereye gideceksin? Yalnız ne yapacaksın? Bir kaldırım kenarında kendini mi kaybedeceksin? Senin ölüm haberini almayı beklememi mi istiyorsun? Eren bunu yapamazsın, bunu bana yapamazsın. Ben senin ablanım bu acıyı bana yaşatamazsın.” Bakışlarındaki öfke yavaş yavaş geri çekildi ardından gözlerinden yaşlar akmaya başladı.
“Ben böylede ölüyorum,” cümlesi içimi yakıp geçti. “Ben bu kadar güçlü değilim abla yapamıyorum. Bu illeti bırakamıyorum.”
“Bırakacaksın. Annemlere söyleyebiliriz başta kızarlar ama seni korurlar.”
Yüzünü buruşturdu. “Bu hiç olmaz,”
“Gitmek yok,” dedim net bir sesle. “Sana gitmek yasak,”
“Abla küçükken yaptığın gibi ben uyurken saçlarımı sever misin? Bana her zaman kulağıma fısıldadığın şarkıyı da söyler misin?”
“Söylerim,” oturduğum yerden kalkıp yorganı açtım. “Gir bakalım yatağa,” tıpkı biz çocukken olduğu gibi yatağa girdi ve yorganı boğazına kadar çekti. “Nefessiz kalacaksın çektin öyle kafana kadar,”
Yorganın altından omuz silkti. “Huy,” dedi sadece. Yatağın kenarına oturup saçlarını okşadım ardından anneannem bana söylediği şarkıyı bende ona mırıldanmaya başladım.
Sakın bir söz söyleme, yüze bakma sakın
Sesini alır olur, sana göz koyan olur
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın
Annen bile olsa okşasa benim bağrıma taş olur
Nefesleri düzene girdiğinde uykunun kıyısında olduğunu tahmin edebiliyordum. Ondan acılarını almak istiyordum.
Bu durumda bir kez daha anne babama kızdım onu görmüyorlar diye. Bir insan çocuğunun nasıl olduğunu, ne halde olduğunu bilmez miydi? Bilmiyordu işte. Eren içten içe ölüyordu ama anne babası onu görmüyordu.
“Ben görüyorum Eren, yemin ederim seni görüyorum. Nasıl olacak bilmiyorum ama halletmeye çalışacağım, sen vazgeçme ben deneyeceğim.”
🎡
“Ne demek ondan hoşlandığını söyledin!” Telefondaki Semina’nın ince sesi kulaklarımı tırmalarken yüzümü buruşturdum.
“Asıl olay benim hoşlandığımı söyledikten sonra kusmam,” dedim hoşlandığım kısmını es geçerken. Oda önemliydi ama daha az önemliydi. “Ne kadar rezil olduğumu tahmin edemezsin, birde üstüne ağladım.”
“O ne dedi?”
“Ne ne dedi?” dedim anlayamayarak.
“Sen hoşlandığını söylediğinde ne söyledi diye soruyorum Hazan! Ay hafızan mı silindi yaa!”
“Şimdi şöyle ki…” i harfini bilerek uzatmıştım çünkü bu an Semina’nın benim kafamı kırmasını istemesine sebep olacak kısımdı. “Sarhoşum bir şey söyleme, yarın ayıkken tekrardan söyleyeceğim o zaman söylersin dedim,”
Gözleri kocaman açıldı “Ne dedin ne dedin?”
“Dedim ki sarhoşum-”
“Duydum Hazan,” diye kesti sözümü. “Gerçekten senin bu aşk hayatın açığa kavuşana kadar benim beyazlarım çıkacak. Canım yavrum, bebeğim, canımın içi neden öyle diyorsun?”
Gözlerimi devirip Karamel’i kucağıma aldım. “Çünkü sırf sarhoş olduğum için öyle söylediğimi ve hissettiğimi sanmasın diye,”
“Ama zaten sarhoşken söyledin,”
“Biliyorum,” dedim huysuz bir şekilde. Dün gece ne yaptıysam hepsi için kendimi kötü hissediyordum. Mesela ona kendini kötü hissettirmiş miydim? Sözlerimin sadece sarhoşluktan olduğunu mu düşünüyordu?
“Neyse ya,” elini havaya sallarken. “Kız evi naz evi biraz beklesin canım.” Bunu söylemesinin tek sebebi moralimin bozulduğunu anlamış olmasıydı.
“Tuhaf bir kızım Semi, ya benden soğursa?”
“O zaman zaten seni hiç hak etmemiş demektir.” Haklıydı. Bu yüzden her şeyi bir kenara bırakıp dudaklarıma küçük bir gülümseme yerleştirdim.
“O zaman gideyim mi?”
“Git seni deli kız,”
Kafamı salladım. “Gideyim,” ona öpücük yolladıktan sonra telefonu kapattım ve Karamel’i kenara bırakıp oturduğum yerden kalktım.
Üzerimde bordo bol kot ve beyaz askılı bir tişört vardı. Saçlarımı sabah yine çeneme gelecek şekilde küt kesmiş kahküllerimi de kısaltmıştım. Sanırım ne olursa olsun saçlarımı uzun bir süre bu şekilde kısa kullanacaktım.
İhtiyacım olan bütün malzemeleri çantama koyduktan sonra odadan çıktım. Mutfakta Eren için yaptığım detoks sularını kontrol ettim ve iki küçük şişede yanıma aldım. Evdeki kimseyi görmeye hazır olmadığımda onlar gidene kadar beklemiştim bu yüzden rahat rahat evden çıktım.
Biraz gecikmeli de olsa sahile vardığımda sandaletlerimi çıkarıp elime aldım ve sahilde arkası dönük bile olsa saçlarında tanıyacağım Çınar Alp’i gördüm. Üzerinde koyu mavi bir tişört altında ise siyah dizlerine kadar gelen buz mavisi bir şort vardı. “Çınar Alp!” bağırşımla aynı zamanda bana dönerken ben koşa koşa ona ilerliyordum.
Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle bana baktığında nefes nefes karşısında durdum. Bir kaç saniye nefeslendikten sonra gözlerine bakarak “Senden fena halde hoşlanıyorum,” dedim ilk olarak. Dün galiba demiştim ama galiba değildi fena haldeydi.
Yüzündeki şaşkınlığını yavaşça silinen gülüşünden anladım. “Ne?”
“Hoşlanıyorum,” dedim yine direkt. “Dün sarhoştum ama bugün değilim ve ben senden fena halde hoşlanıyorum ya,”
“Hoşlanıyorsun,” diye tekrar ettiğinde hevesle başımı salladım. “Benden hoşlanıyorsun,”
Adam bozuldu galiba.
“Çınar Alp beni korkutmaya başlıyorsun,” dedim yarı alayla gerginliğimi atmak için. “Niye söylediklerimi tekrar ediyorsun,”
“Şaşırdım,”
“Bunu dünde söylemiştim,”
“Ama sarhoştun,”
Kafamı salladım “Ve şimdi ayığım,” dediğimde kafasını salladı ama bir şey söylemedi. “Bir şey söylemeyecek misin?” diye sordum çekingen bir şekilde.
“Oturalım mı?” Bu sefer şaşırma sırası bendeydi. Ondan hoşlandığımı söylemiştim ve o oturalım mı demişti.
“Oturalım,” Kumların üzerine oturup ona bakmayı sürdürdüm. Ondan hoşlandığımı söyledikten sonra bana hiçbir şey söylememezlik yapamazdı. “Çınar Alp, bir şey söylemeyecek misin?”
Birden elini kalbine götürdü daha sonrasında benim elimi tam kalbinin üzerine bastırdı. “Ne kadar hızlı atıyor hissediyor musun?” elimin altında delice atan kalbi zorlukla yutkunmama sebep oldu.
“Hissediyorum,” diye mırıldandım.
“Tek bir cümleyle bunu bana yapıyorsun,”
“Yani sende benden mi hoşlanıyorsun?” diye sordum saf saf.
Güldüğünde kafasını iki yana salladı. “Benden senden hoşlanmıyorum Hazan, bunun hoşlantı olmadığını biliyorum. Ben seni seviyorum. Sana karşı hissettiğim şey bu sevgi,”
Bu cümleyi kurmasını beklemediğimden sanki bir anda dilim tutuldu ve bütün kelimeler anlamsız kaldı. “Seviyorsun?”
“Seviyorum,”
“İki ayda mı?”
“Üç yılda,” dedi ama anlamadım açıkcası bunu ona sormayı akıl edemedim çünkü aklım hala benimle miydi bilmiyordum.
Elimi yavaşça elinden çektim. “Bu kadarını bende beklemiyordum,” dedim çekingen bir tavırla. “Yani sevmek..” omuz silktim. “Sanırım buna alışmam uzun sürecek. Çok ani oldu.”
Gözlerindeki bakış anında değişti. “Gidecek misin?” diye sordu birden.
Gitmek mi? Neden gideceğimi düşünüyordu ki?
“Hayır!” dedim hemen. “Niye gideyim ki? Sadece şaşırdım ama gitmem. Sana söz verdim unuttun mu seni asla terk etmeyeceğim,”
Beni seviyordu.
Çınar Alp beni gerçekten seviyordu.
Bu anı ağlayarak mahvetmemek için çantama koyduğum detoks sularını çıkardım. “Bak sana ne getirdim?”
Önce elimdeki şişeye daha sonrasında bana baktı. “Kan gibi duruyor umarım vampir değilsindir,”
Gözlerimi devirip gülümsedim. “Komik şey seni. Tabiki de kan değil bu bir detoks suyu pancar, havuç ve zencefil var. Eren için yapmıştım ama artık diyete girdiğim için bende içiyorum ve düşündüm de belki sende içmek istersin?” lütfen anlamasın, lütfen ne yapmaya çalıştığımı anlamasın.
İfadesini bozmadan elimdeki küçük şişeyi aldı ve kapağını açıp küçük bir yudum içti. Bir kaç saniye durup tadını almaya çalışıyormuş gibi durdu ardından bir yudum daha içti. “Güzelmiş,” dedi hoşnut bir sesle. “Tarifini sen bana verir misin yoksa görüşmek için sebebimiz olsun diye sen mi yaparsın?” diye sorması bana komik geldiği için gülümsedim.
“Bence artık sebeplere ihtiyacımız yok. Seni acayip hoşlandığım adam olarak görmek istiyor olabilirim,”
“Bende seni sevdiğim için görmek istiyorum.” Kesinlike bu cümleye artık alışmam gerekecekti. Çantamdan çıkardığım defterler tamamen ona döndüm.
“Şimdi sakın kımıldama tamam mı? Güneş şuan gözüne çok güzel çarpıyor.” Beni onaylamak için sadece kafasını salladığında dudaklarımda küçük bir gülümsemeyle onun bana gülerek bakan kısık gözlerini çizmeye başladım.
“Sana saatlerce gülümseyebilirim ama çenem ağrıdı daha ne kadar böyle beklemem gerekiyor,”
Gözlerimi devirip güldüm. “Gözlerini çiziyorum Çınar Alp dudaklarını değil.”
“Ama gözlerim güldüğümde kısılıyor,”
“Gözlerini o kadar fazla kısılırken gördüm ki ezberledim sayılır,” diye itiraf ettim. “Bana hep gülüyorsun ya o yüzden,”
“Beni sadece sen gülümsetiyorsun,” Ne tesadüftür ki beni de o gülümsetiyordu.
Yaklaşık iki saate yakın Çınar Alp’in gözlerini çizmeme rağmen hala çizimin bazı yerlerinde detay eksiklikleri vardı ancak bunları sonra da yapabilirdim. “Sanırım bugün bu kadar çizim yeter,”
Kafasını resmi görmek için öne uzattı “Göster bakayım,” dedi meraklı bir sesle.
O görmeden hızla defteri kendime çektim. “Hayır daha bitmedi, detayları bitince görürsün,”
Kaşları çocuksu bir şekilde çatıldı. “Neden şimdi göremiyorum?” diye sordu huysuz bir şekilde.
Defteri kapatıp çantama koydum “Çünkü bitmedi,” diye bahanemi sürdürdüm. Bitse bile ona göstereceğimden şüpheliydim çünkü mükemmel olmamıştı. Yaptığım hiçbir şey mükemmel olmuyordu yine de mükkemmel olmasını istiyordum bu yüzden eve gittiğimde birçok kez daha bu resmi çizecek mükemmel olana kadar bırakmayacaktım.
“Bitmeyen halini görmek istiyorum,” diye ısrar etti.
Sıkıntılı bir nefes verdikten sonra saçlarımın kum olmasını umursamadan sırtımı kumlara verip uzandım. “Lütfen ısrar etme, sonra göstereceğim söz veriyorum.” Artık ona değil gökyüzüne bakıyordum.
Onunda derin bir nefes aldığını duydum ardından benim yanıma kumlara uzandı. “Saçlarını yine kısa kesmişsin,” dedi düşünceli bir sesle.
“Kısa saçı seviyorum bence bana yakışıyor, sen sevmedin mi?”
“Benim ne düşündüğümün bir önemi yok sen seviyorsan bende seviyorum,”
“Neden üzgünken buraya geldiğimi biliyor musun?” diye sordum konuyu değiştirerek. Belki ben ona daha çok kendimi anlatırsam oda kendini daha rahat hisseder ve bana anlatmaya başlardı.
Çınar Alp konuşmayınca devam etmemi istediğini anladım. “Buraya geliyorum, denize bakıyorum delice savrulan dalgalarını izliyorum. Beni ne kadar sürede içine alabileceğini düşünüyorum, nefesimin ne kadar sürede kesileceğini ve acılarımı dindirebileceğini düşünüyorum,” kumların üzerinde duran elimin üzerine Çınar Alp’in eli kapandı ve elimi sıkı sıkı tuttu. “Buraya gelip sürekli dalgaları izliyorum ve yaşamayı seçiyorum Çınar Alp. Bütün acılara rağmen, bütün aksiliklere rağmen yaşamayı seçiyorum,” kafamı yana çevirdiğimde onunda zaten bana baktığını fark ettim.
Batan güneşin sıcaklığı yüzlerimize vuruyor gözlerimizi kamaştırıyordu ama biz sadece birbirimizin gözlerinin içine bakıyorduk. “Dini inancını bilmiyorum, Allah’a ya da Tanrı’ya kime inanıyorsan fark etmez. Ben yaşamayı seçiyorum çünkü biliyorum ki ne kadar eksik olursam olayım Allah benim için bir yol açacak. Belki bugün değil ama ileride benim için bir ihtimal olacak ve ben o ihtimali güveniyorum. Ben Allah’a inanıyorum,” sözlerimle beraber içim gide gide baktım ona. “Ve seninde yaşamayı seçmeni istiyorum Çınar Alp. Ne olursa olsun, inancın ne olursa olsun inandığın şeye güven ve yaşamayı seç.” dediğimde aslında içten içe ona yalvarıyordum. Yaşamayı seç kendini seç.
“Sen varken ben hep yaşamayı seçtim Hazan. Lütfen hep var ol,”
“Nefesim yettiği sürece… hep,”
“Hazan,” dediğinde elimin üzeriyle oynuyordu.
“Hm?”
“Hani dün bana demiştin ya,” dediğinde dün söylediklerimi düşündüm. “Ayıkken söylerim dedim,”
“Ne söylediğimi hatırlamıyorum ama bana hatırlatmanı istiyorum.”
“Neyse önemsizdi zaten,” dedi umursamaz bir şekilde.
“Ya söyle lütfen, çok sarhoştum hatırlamıyorum.” diye ısrar ettim.
“Gerçekten önemsiz bir şey,” bana söylemeyeceğini anladığımda hafızamı zorlamaya çalıştım. Ona ne söylemiş olabilirdim ki? Ne kadar süre düşündüm bilmiyorum ama en sonunda elim onun elindeyken aramızdaki sessizliği bozdum.
“Çınar Alp, bence sen iyi ki varsın sözde olsun diye değil gerçekten iyi ki varsın,”
Artık hepimizin derin bir nefes alabilirizzz
Diğer bölümde buluşalım
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder