Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

11-SON 2 GÜN




Belkide Aşık Oldun -  Pera
İçimde Bir Bahar - Duman





 Hayat benim yerime bir sayfa daha çevirdi, odada duvarın köşesinde oturup ağlayan bir kız vardı…  Oradaydı, onun elinden tutan bir çocuk vardı kızın elini tuttu gözyaşlarını sildi kocaman sarıldı, yaralarını sardı. Kızın mavi gözleri bana döndü gülümsedi hafifçe ve dudaklarını oynattı “Affettim,” dedi “Sende kendini affet, ben affettim.” 


Sonradan fark ettim o kız bendim, içimde yalnız kalmış çocukluğum…Hayalleri olan saçlarıyla oynanmasını çok seven ama annesi bir kere bile saçını okşamamış olan çocukluğum. 


“Affettim,” dedim bende bu sefer “Sende kendini affet, ben affettim.” 


Islanmış kirpiklerimi araladığımda bana çatık kaşlarla bakan Yekta’yı gördüm hala onun kollarındaydım ama şimdi uyuduğumun aksine koltukta bedenimin yarısı onun üstündeydi. 


“Ağlıyordun, iyi misin?” dedi telaşlı bir sesle 


Gülümseyip kafamı salladım “Hiç bu kadar iyi olmamıştım,” dediğimde yüzü rahatladı, neden ağladığımı sormadı, ne gördüğümü sormadı fakat ne hissettiğimi biliyordu. Bunu görüyordu beni görüyordu. “Yekta,” diye mırıldandım göğsüne anlamsız şeyler çizerken


“Hm” dedi o olduğunu onaylayan bir sesle 


“Saç örmeyi biliyor musun?” 


“Biliyorum, onunkileri örerdim,” dediğinde Asya’dan bahsettiğini biliyordum. O mükemmel bir abiydi keşke onları görebilseydim. 


Yattığım yerde dikleştim hala uykulu olduğum için gözlerim yarı açıktı, bakışlarım pencereye kaydığında havanın hala karanlık olduğunu gördüm. Arkamdaki hareketliliği hissettim Yekta’da yattığı yerden kalmıştı. Bir süre hiç konuşmadık. 


Ondan saçımı örmesini istesem canı yanar mıydı? Onu yaralar mıydım ?


Derin bir nefes aldığımda omuzlarım sıkıntıyla inip kalkmıştı. “Sana bir şey söyleyeceğim ama seni üzecekse sadece boş ver tamam mı, seni üzmek istemiyorum.” kelimeler ağzımdan bir bir sırayla çıkarken bakışlarım onda değil karşı duvardaydı. “Saçlarımı örer misin?” dediğimde konuşmadı, tabi ki  konuşmazdı canı yanmıştı, canını yakmıştım çünkü… “Bak biliyor musun aptallık ettim boş ver,” derken yine ona bakmadım. Yine salaklık etmiştim işte, sırf annem saçımı örmediği için, sırf içimdeki çocuk mutlu olsun diye onun üzmüştüm. Bencildim, affedilmeyi hak etmiyordum. 


Gözlerim dolarken oturduğum yerden kalktım, Yekta ise hiçbir şey söylemedi beni tutmadı, ben ise onun gözlerine bakmaya cesaret edemedim. Adımlarım mutfağa doğru ilerlediğinde masadaki  sandalyeye oturup dizlerimi kendime çektim ve kollarımı bacaklarıma sararak balkonun camından dışarıyı izledim.


Dışarıya dalmışken saçlarımın üzerinde hissettiğim eller ile bir an irkildim ve arkamı döndüm. Yekta tam arkamdaki sandalyede oturuyordu, ben ona dönünce elleri havada kalmıştı. Onu görmek bende ağlama hissi uyandırıyordu.


“Kafanda kurmayı bırak artık,” diye homurdandı “Beni üzmedin sadece uzun zamandır kimsenin saçını örmedim bunu beceremeyebilirim” dediğinde dudak büzdüm ve kollarımı bacaklarımdan çekip Yekta’nın boynuna doladım “Senin canını yaktığımı sandım ve bu benim canımı daha çok yaktı.” titrek bir nefes verdim 


“Sen benim canımı yakmazsın güzelim, sen yanımda olursan benim canım yanmaz,” itirafı ile kalbim tekledi. Aynı anda kalbime suçluluk tohumları ekilirken geri çekilip arkamı dönmemi sağladı “Şimdi saçını örme vakti” dediğinde heyecanla kafamı salladım. Elleri saçlarıma giderken ustalıkla saçımı üçe ayırdı ve aynı ustalıkla örmeye başladı. Hiç paslanmamıştı… 


“Seni bazen Asya’ya benzetiyorum biliyor musun,” dediğinde duraksadım “Kalbin aynı ona benziyor o gitti ama seni bana gönderdi…”


****



Gözlerime gelen ışıkla kaşlarımı çatıp elimi yüzüme koydum ve gözlerimi aralamaya çalıştım, yattığım yerde doğrulduğumda Yekta’nın yatağında olduğumu fark ettim. Gece en son koltukta uyuya kalmıştım beni buraya Yekta getirmiş olmalıydı. Elim saçıma gittiğinde saçımdaki örüğü hissettim bu da yüzümde bir tebessüm oluşturdu. Ayaklarımı yataktan sarkıttığımda ise bakışlarım komidinin üstündeki origamiye ve yanındaki güzel bir yazıyla yazılan nota takıldı. Komidinin üzerindeki notu alıp okudum 


Ben efsanelere inanmam nephente ama sen iyi ol diye değil bin tane milyonlarca kağıttan Turna Kuşu yaparım…


Turna Kuşunu komidinden alıp bağrıma bastım, bunu sonsuza kadar saklayacaktım. O yapmıştı, benim için ben iyi olayım diye…


Yataktan kalkıp banyodaki işlerimi hallettikten sonra oturma odasına girdim. O sırada koltuğun üstünde uzanmış bir eli başının üstüne koymuş bir şekilde uyuyan Yekta’yı görmemle yüzümde tebessüm oluştu. Dahada yaklaştığımda ise ellerinin boyalı olduğunu ve önünde bir tuval olduğunu gördüm bakışlarım tuvale kayınca gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Beni çizmişti hemde ben uyurken… Dün bir anda yaptıklarımı hatırlayınca utançla yanağımın içini ısırdım. Onu öpmüştüm…


“Bu kadar şok olacağını tahmin etmemiştim,” yeni uyandığını belli eden erkeksi bir sesle konuşunca başımı hızla ona çevirdim. 


“Şok olmam çok normal, hergün kendimi çizilmiş bir tuvalde görmüyorum sonuçta,” 


“Beğendin mi ?”


Hızla kafamı salladım “Çok,” dediğim sırada telefonumun çalmasıyla odağımı Yekta’dan çekip çalan telefonum aradım. Koltuğun kenarında çantamı görmemle hemen telefonumu içinden çıkardım ve hemen telefonu açtım. 


“Birtanem?” bakışlarım kısa bir anlığına yanıma kayınca çatık kaşlarla bana baktığını gördüm. Bana diyordu ama benden daha fazla kaşlarını çatıyordu.


“Alin,” dedi çatallaşmış sesiyle, sesi niye böyle geliyordu iyi değil miydi ?


“Sibel iyi misin ?” 


Telefonun diğer tarafından bir hıçkırık koptu ama benim canım yandı “Hemen geliyorum,” dedim anında ve cevap vermesini beklemeden telefonu kapattım. Oturduğum yerden hızla kalkıp Yekta’ya döndüm “Sibel iyi değil onun yanına gitmem lazım,” dedim telaşla


Kafasını sallarken oturduğu yerden kalktı ve koltuğun kenarındaki poşeti bana uzattı “Teyzen gece bunları sana getirdi. Hazırlan seni bırakayım,” 


Kafamı salladıktan sonra hızla banyoya geçip teyzemin benim için getirdiği poşetten beyaz çiçekli, dizimin biraz altına kadar gelen elbiseyi üzerime geçirdim. Banyodan çıktığımda Yekta’da odasından çıkmıştı. Üzerinde siyah kot ve üstünde ise siyah boğazlı kazak vardı. Bakışları beni süzdüğünde artık onun gözlerinde de telaşı görebiliyordum.


Hiçbir şey söylemeden koltuğun kenarından çantamı, askılıktan ise ceketimi alıp üzerime geçirdim. Hareketlerim o kadar telaşlı ve hızlıydı ki ellerim titriyordu. Kapıyı açtığımda karşımda Bora’yı gördüm gözaltları koyulaşmıştı, gözlerinin içi kan kırmızıydı telaşla gözlerim büyüdü “Bora,” deyip kolunu tuttum zorlukla yutkunurken olduğu yerden sallandı 


“Çıkıyor muydunuz?” dedi çatallaşmış sesiyle 


“Sibel iyi değil galiba onun yanına gideceğim” bu söylediğim onun canını yakmış gibi yüzünü buruşturdu 


“Bora, oğlum sarhoş musun?” diye araya girdi Yekta


“Biraz,” dedi ama yerinde bile zor duruyordu. 


“Tamam sen içeri geç arabanın anahtarını da bana ver ben Alin’i bırakıp geleceğim,” demesiyle Bora kafasını sallayıp eve girdi anahtarı verdi Yekta elini Bora’nın omzuna koyarak “Sağol kardeşim,” dediğinde o sadece başını salladı.


Onunla da daha sonra konuşabilirdim ama şimdi önceliğim Sibel’di. Dün giydiğim topuklu ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. Ve yanımda duran Yekta’ya döndüm “Niye araba ile gidiyoruz ki ?” diye sordum. Onun daha önce hiç motorundan başka bir araca bindiğini görmemiştim. Her ne kadar dile getirmese de motoruna çok düşkündü onunla arasında sanki bir bağ vardı. 


Anahtarla siyah bir jeepi açtığında Yekta ön kapıyı benim için açtı “Çünkü hava soğuk ve üstündeki ince, bu elbise ile motora binersen üşürsün,” diye soruma cevap vermesi bende ağlama hissi uyandırıyordu. Ne diyeceğimi bilemedim oda bir cevap beklemedi anladı gözlerimden. 


Ben içeriye girdikten sonra kapıyı kapatıp kendi de arabaya bindi. Araba çalıştığında bakışlarım camdan dışarı kaydı şu an hava ne kadar soğuk olsada yavaş yavaş ısınmaya başlamıştı.


“Sence aralarında bir şey mi oldu?” diye mırıldandım


“Bilmiyorum,” dediğinde araba tekrardan sessizliğe gömüldü. Sibel’in evinin önüne geldiğimde bakışlarım hemen yanındaki evime kaydı. Buraya gelmeyeli sadece iki hafta olmuştu ama şuan buraya gelmek bana tuhaf hissettiriyordu. Derin bir nefes aldığımda arabanın kapısını açtım çıkacakken Yekta bileğimi tuttu “Sibel senin için önemli biri biliyorum ama sende benim için önemlisin o yüzden kendini çok yıpratma sağlığın için iyi olmaz,” kafamı salladım sadece ama yine de üzüleceğimi oda bende biliyordum. 


Arabanın kapısını kapattığımda ellerimi ceketimin cebine koydum Yekta’nın hala arkamdan bana baktığını hissediyordum. Tam kapının önüne geldiğimde kapıyı çaldım. Kapı birkaç dakika sonra açıldığında karşımda Burcu teyzeyi gördüm “Hoşgeldin kızım,” dedi içtenlikle onu her zaman bir anne yerine koymuştum çünkü onda kendi annemde bulamadığım sıcaklık vardı. 


“Hoşbuldum Burcu teyze, Sibel’i görmek için gelmiştim,” dedim çekingen bir tavırla


Kafasını sallayıp içeri girmem için bir adım attı “Dünden beri odasından çıkmadı yemek yemedi, konuşmadı bende onun için endişelenmeye başlamıştım. Geldiğin iyi oldu sana anlatır,” kafamı sallayıp hızla yukarı çıkıp Sibel’in odasının kapısını çalıp içeri girdim. 


Kapıyı açtığımda onu bu kadar dağılmış görmeyi beklemiyordum gözlerinin altında koyu halkalar vardı gözleri şişmişti. Beni görünce hızla oturduğu yataktan kalktı bende hiç durmadan ona doğru ilerleyip kollarımı ona doladım. Gözyaşları birer birer akarken üstümdeki elbiseyi ıslattı. 


“Canım,” dedim hüzünlü bir şekilde, bir şey söylemeden daha sıkı sarıldı. Kollarımı gevşettiğimde oda geri çekildi onun elinden tutup yatağın üstüne çektim bağdaş kurup onun tam karşısında oturdum. Oda aynı benim gibi oturdu ve bir eliyle gözyaşlarını sildi fakat anında yenileri eklendi. “Bana ne olduğunu anlatmayacak mısın camının içi,” dedim elini ona güven vermek için sıkarken.


“Kalbim acıyor,” dedi sadece “Bora’yı sevmeye başladım ve onu sevmek canımı yakıyor. Bu yanlış mı Alin onu sevmem yanlış mı ? O yüzden mi bu kadar sanki kalbimi yerinden çıkarsam bile bu acı geçmeyecek gibi hissediyorum.” derin bir nefes alıp yeniden gözyaşlarını sildi “Dün ona kendimi açtım ve onu sevmeye başladığımı onu sevmek istediğimi söyledim nedenini bilmiyorum bana anlatmıyor. Bana bizden olmaz dedi, olur aslında niye olmasın. Hissediyorum bir şey var geçmişiyle alakalı bunu biliyorum.” kelimeler hızlı hızlı çıkıyordu ağzından “Ama ne olursa olsun o istemiyorsa üstüne gitmem, sadece kalbimdeki acı bir an önce gitsin istiyorum,” 


“Sibel…” dedim ne diyeceğimi bilemeyerek


“Sende konuş onunla sana anlatır belki, seni kardeşi gibi görüyor,” dediğinde kafam salladım 


“Biraz zaman verin size, ben biliyorum onun gözlerinde görüyorum o seni seviyor sadece aşması gereken şeyler var” elini ona güven vermek için sıktım “Sadece biraz zaman herşey yoluna girecek bana inan,” 


Hızla kafasını salladı ve hafifçe gülümsedi “Ee sizin nasıl gidiyor ?” dedi konuyu değiştirerek


“Biz?” 


“Sen ve Yekta” demesi kalbimi sıkıştırdı. Sahi ben bunu kendime hiç sormamıştım biz nasıl gidiyordu. Dahası biz  var mıydık? Olabilecek miydik ?


Omuz silktim “Sana söylemem gereken bir şey var,” 


“Dinliyorum,”


“Sibel doktor ilaç tedavisinin işe yaramadığını söyledi, hastaneye yatmam lazım.” dedim zar zor


Sibel yüzüne yumruk yemiş gibi ifadesi sarsıldı “Nasıl ?” diye fısıldadı “Yekta’ya söyledin mi , Ya annen, teyzen?” 


Başımı iki yana salladım “Kimseye söylemedim bir tek sen biliyorsun, teyzeme yarın söyleyeceğim,” 


“Bizimkilere söylemelisin, özellikle de Yekta’ya” 


“Yapamam,” diye fısıldadı “Onu beni biterken görmesine izin vermeme anlıyor musun ? Saçıma bir şey olmayacağına söz vermişti ve benim saçlarım dökülüyor, sözünü tutamadığını görürse canı yanar, kendini suçlar,” gözümden bir damla yaş aktı “O yüzden sen ve teyzemden başka kimse bilmeyecek, ben iyileşene kadar kimse bilmeyecek sadece öylece gideceğim,”


“Yekta seni affetmezse?” diye sordu her gün kendime sorduğum soruyu dışa vururken


“Affeder, anlar beni…” dediğimde buna inanmak istiyordum


“Niye daha önce söylemedin ?” 


“Söyleyemezdim, kimse üzülsün istemedim.”


“Habersiz gitmem herkesi daha da üzeceğini biliyorsun değil mi ?” bakışlarımı öne eğdiğimde beni kendine çekti ve sıkı sıkı sarıldı “Ne zaman gideceksin?” 


“2 gün sonra,”

 

“Bunu beraber atlatacağız canımın içi” 


“Atlatacağız,” dedikten sonra geri çekildim ve Sibel’in elinden tutup kaldırdım “Hadi ya ne bu dram biraz eğlenelim,” 


O gün akşama kadar dans ettik yemek yedik güldük eğlendik, sanki bu son anımız gibi her dakikasını dolu dolu geçirdik. 


****


Eve gidip  üzerimi değiştirdim ve teyzemle konuştuktan sonra telefonuma düşen bildirimle yüzümde tebessüm oluştu. Bildirim üstüne basınca attığı fotoğrafa tıkladım. Ekranda Yekta’nın üstü çıplaktı ve onun üzerinde kedimiz uyuyordu.


Siz: Ya şuna bak çok özledim


Yekta: Beni özlemedin mi ?


Siz: Yok


Külliyen yalandı.


Yekta : Kırıldım, incindim


Siz: Biz hala kedimize bir isim vermedik farkında mısın ?


Yekta : Yarın gel verelim


Siz: Niye geliyormuşum buradan da yazıp verebiliriz


Yekta : Yok olmaz gözlerine bakarak vermem lazım


Salak gibi ekrana bakakaldığımda yeni bir mesaj düştü


Yekta : Beni arasana sesini duyayım biraz


Dudağımı dişleyip arama tuşuna bastım ilk çalışta hemen açtı “Nephente,” dedi her zamanki gibi büyüleyici sesiyle


“Hm,” dedim


“Nasılsın ?” sorduğu soru beni gülümsetti 


“Daha sabah beraberdik, iyiyim sen?” 


“Sesini duyduktan sonra kötü olmam imkansız,”


Dediği şeye cevabım olmadığı için “Bora nasıl ?” diyerek konuyu değiştirdim


“İdare eder hala karşımda sığır gib uyuyor,”


“Uykumda bile seni duyabiliyorum,” arkadan bir ses gelmesiyle gülümsedim


“Yat zıbar lan,” dedikten sonra tekrardan konuştu “Sibel nasıl ?”


“İdare eder şimdi daha iyi,” dediğimde kapının çalmasıyla oturduğum yerden kalktım. Teyzem uyuyor olmalıydı. 


“Kim geldi ?” diye sordu tedirginlikle Yekta


“Bilmiyorum birini beklemiyordum” kapının önünde durduğum “Bir dakika,” deyip telefonu kulağımdan çektim ve kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm kişiyle gözlerim kocaman açıldı telefon yere düşerken,Yekta’nın sesi geliyordu ama kulaklarım tıkanmış gibi onun ne dediğini seçemiyordum, dudaklarımdan sadece bir isim çıktı “Yağız…”  



Yağızcım senin burada ne işin var yavrum kjbcsuı
 Diğer bölümde birazcık olaylar karışacak hazırlıklı olun

Alin'in gidecek olması hakkında ne düşünüyorsunuzz 

Diğer bölüme kadar kendinize çok dikkat edin kocaman öpüyorum siziii

Yorumlar

  1. Aaayyyyyyii ba-yıl-dım-mmm çokk güzelll acil yeni bölüm ❤️❤️

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar