Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 28.PERDE
Eğer iyileşmek istiyorsan bir çaba göstermen gerekir. Eğer kendini sevmek istiyorsan kusurlarını, hatıralarını, bütün yanlışlarrını kabul etmen gerekir. Eğer birini sevmek istiyorsan, önce kendini sevmen gerekir. Eğer kendini seversen başkalarının seni sevmesine muhtaç olmazsın.
Kendini sev.
Dene.
Düş.
Tekrardan dene.
Yine düş.
Tekrardan dene,
tekrar ve tekrar.
Başarana kadar devam et.
Başaracaksın.
Kendimi sevmeyi öğrenmeye başlamıştım artık. Aslında her zaman kendimle barışık olduğumu düşünürdüm oysa ben sadece içimdeki kırıklar gözükmesin diye kendi önüme bile duvar örüyormuşum. O duvarı seviyormuşum, sevdiğimi sanıyormuşum. Kendimi bu yalana o kadar inandırmışım ki kendimi sevmek nasıl olur bunu bile unutmuşum.
“Ne düşünüyorsun?” duyduğum soruyla bakışlarımı karşımda duran kapıdan çektim ve Sarp’a döndüm.
“Çocuğumuza öğreteceğim ilk şeyi.” dedim dürüst bir şekilde.
Gözlerini kısıp elimi tutuşu daha da sıkılaştı “Neymiş peki ilk öğreteceğin şey?”
“Kendini sevmek. İlk kendini sevmeyi öğrensin istiyorum, bütün hatalarıyla bütün yanlışlarıyla beraber. Kimseyi umursamadan sadece kendini sevmesini öğretmek istiyorum.” dediğimde bana olan bakışları daha da derinleşti. “Benim gibi olsun istemiyorum Sarp. Buna izin verme.”
Elimi bırakıp yüzümü avuçlarının arasına aldı “Çocuğumuz sana benzerse bu bana bir nimettir. Çünkü sen hayatımda gördüğüm en mükemmel insansın. Senin merhametli kalbini almasını her şeyden çok istiyorum.”
Yanaklarımdan yaşlar akarken gülümsedim “Yalancı.” dedim alayla ona “Benim gibi sabaha kadar başını şişirirse bıkarsın.”
“Senden ne zaman bıktım?”
“Bazen.” dediğime gülerken burnumdan fiske aldı ve “Yalancı.” dedi.
“Deren Çeliker.” diyen sesi duymamızla Sarp’ın eli tekrardan elimi buldu. “Buyrun.”
“Buna alışmam biraz zaman alacak.” dedim soyadını kastederek.
“Olsun alışmak için bol bol vaktimiz olacak.” ona cevap vermezken içeri girdik.
“Merhaba, hoşgeldiniz.”
“Hoşbulduk.”
“Sonuçlarınıza baktım. Sizinde şüphelendiğiniz gibi çıktı. Tebrikler dört haftalık hamilesiniz.” demesiyle Sarp’ın elini daha sıkı tutum. “Sizi şöyle alalım ve bakalım minik ne durumda.”
“Tabi.” dedikten sonra oturduğum yerden kalktım ve perdenin arkasındaki sedyeye uzandım. Karnımı açtığımda Azra hanım üzerine bir jel sıktı. Hissettiğim soğukla beraber yaramın hissiyatı irkilmeme sebep oldu. Bakışlarım Sarp’a kaydığında onun da dikkatli bir şekilde beni incelediğini fark ettim, bir yandan da elimin üstünü okşuyordu.
Hafifçe gülümsediğimde bakışlarımı ekrana çevirdim. “Evet bakın miniğimiz burada.” dediğinde bakışlarım gösterdiği küçük noktaya kaydı. Mercimek tanesi kadardı, çok küçüktü.
“O nokta mı bizim çocuğumuz?” diye sordu anlamamış bir şekilde “Mercimek kadar bir şey o Deren.”
“Merak etmeyin bu normal.” dedi Azra hanım. “Zamanla daha da belirgin olacak.” bakışları benim üzerime değdiğinde bir sorun olduğunu anladım. Bir şey söylemedim Azra Hanımda söylemedi o an sadece minik bebeğimizin mercimek kadar olan görüntüsüne odaklandım.
“Çok küçük değil mi?” diye sordu bir çocuk gibi.
“Küçük.” dedim sesimin titremesine engel olamayarak. Gözlerinin parlamasına şahit olurken dudaklarını alnıma yasladı. Alnıma düşen bir damla yaş zaten akmaya hazır olan gözyaşlarımın akmasına sebep oldu. “Teşekkür ederim.” diye fısıldadı. “Ne desem eksik kalacak ne desem az olacak.”
“O zaman bir şey söyleme, ben seni sessizliğinden de anlarım.”
“Sen beni hep sessizliğimden anladın.” geri çekildiğinde bakışlarım doktora kaydı, o ise bana gülümseyerek bir peçete uzattı.
“Siz karnınızı silin sonra içeride konuşalım.” kafamı salladığımda doktor perdenin arkasından geçti. Karnımı sildikten sonra içimdeki huzursuzlukla beraber oturuğum yerden kalktım. Göğsümün içinde huzursuzca kıpırdanan bir şey vardı, bana ne olduğunu fısıldıyor ama ben onu duymayı reddediyordum.
Beraber Azra Hanım’ın karşısına oturduğumuzda konuşmaya başladı “Rahminizin aldığı hasarı zaten önceden biliyorsunuz. Aldığınız yara derin olduğundan dolayı gebeliğiniz riskli bir gebelik olacak.”
“Nasıl yani?” diye sordum anlayamarak.
“Rahminizde oluşan yırtık hala tam anlamıyla kapamış değil ki kapanması yıllar sürecek bir şey. Bu durumda tabi ki bazı riskler var. Hamileliğinde düşük riskinin büyük olması şu an ki önceliğimiz. Karnınız büyüdükçe rahminiz zorlanacak ve bu hem sizi hemde bebeği riske atacak. Biz durumu şimdiden kontrol altına alıp hem sizin hemde bebeğinizin sağlığını korumak için ilaç tedavisine başlayacağız.”
Göğsüm daraldıkça daraldı “Bu ona zarar vermez mi?” diye sordum korkuyla.
“Hayır tabiki de bu tamamen güvenilir bir tedavi ama dediğim gibi biz sadece bir süreliğine kontrol altına alacağız. Doğum anında ne olacak ya da bu hamilelikte neler olacak bunu öngörmeyiz.”
“Ben ne yapabilirim?” diyerek araya girdi Sarp. Onunda en az benim kadar korktuğunu biliyordum.
“Bu süreçte Deren hanımın stresten uzak durması gerekiyor, üzülmemeli, gergin olmamalı. Hatta çok fazla ayakta bile dolaşmamalı.” bakışları tekrardan bana döndü “Bu ciddi bir durum Deren hanım. Diğer seçenekleri de düşünmek sizin hakkınız bu yüzden bu kararı size bırakıyorum.” diye açıklama yaptığında kafamı sallayıp oturduğum yerden kalktım.
“Teşekkür ederim.”
Diğer seçenekler. Bebeğimden vazgeçmekten bahsediyordu, ondan vazgeçmek kendimden vazgeçmek demekti. Odadan çıktığımda adımlarım durdu ve titreyen elim karnıma gitti. Diğer seçenekler. Gerçekten böyle bir seçenek var mıydı? Ondan vazgeçebileceğim bir seçenecek var mıydı?
Bakışlarım önümde gölgesini hissettiğim adama kaydı, başımı yana eğdiğimde gözümden düşen yaşa engel olamamıştım. Bir şey söylemek istedim ama dudaklarımdan tek kelime bile çıkmadı. Sarp’ta bir şey söylemeden sadece beni kucağına aldı.
Kollarının arasında küçülebildiğim kadar küçülürken kollarımı karnıma sarıp gözlerimi kapattım. Dudaklarını saçlarıma bastırdığında dudaklarımdan küçük bir hıçkırık kaçtı. “Güzelim, ağlıyor musun?” diye sordu lakin ağladığımın zaten farkındaydı. “Bu aralar hep ağlıyorsun.” dediğinde gözlerimi açıp ona baktım. O ise bana bakmıyor, çatık kaşlarıyla çıkışa doğru yürümeye devam ediyordu.
“Hormonlardan.” dedim benim için üzülmesin diye.
Güldüğünü sarsılan göğsünden hissettim “Bu hormonlar sana çok çabuk tesir etti.” alayla kurduğu cümle dudaklarıma gülümseme yerleşmesine sebep olmuştu. “Yakıştı ama sana böyle olmak.”
“Nasıl?” diye sordum kafamı göğsümden kaldırıp ona bakarken.
“Böyle uysal, her fırsatta bana sırnaşıyorsun falan…” bana baktığında dudağının kenarı kıvrıldı “Hoşuma gitti.”
“Ha yani ben uysal olmayınca, sana sırnaşmayınca hoşuna gitmiyorum yani.”
“Ne alaka şimdi?”
“O alaka işte.” diye yükseldiğimde kafasını iki yana salladı “Bak hiç de itiraz etmiyor, sen artık benden hoşlanmıyorsun değil mi? Evlendik bitti her şey, istediğin oldu diye artık hoşlanmıyorsun. Birde hamileyim şimdi, böyle karnım falan olacak koc-” dudaklarıma hızlı bir öpücük kondurduğunda sözüm yarıda kaldı.
Gözlerimi şaşkınlıkla kırpıştırırken o arabanın kapısını açmış ve beni koltuğa yerleştirmişti bile. “Ne diyorsun güzelim?” ded benimle eğleniyormuş gibi. “Benim senden hoşlanmama gibi bir seçeneğim var mı sence? Benim senden başka yolum var mı sence?” yüzüme yaklaşıp nefesini yüzüme üfledi “Ölüyorum kızım sana.”
Ellerim yeni çıkmaya başlamış sakallarında gezindi “Başka seçenecek yok değil mi?” diye sorduğumda beni anlamış olacak ki bakışları benim üzerimde gezindi. “Olmasın Sarp, başka seçenek olmasın.” kafamı çaresiz bir şekilde iki yana salladım. “Ondan vazgeçmem, onu kaybedemem.”
Gözlerini kapatıp alnını alnıma yasladı ve elleri iki yandan saçlarımı okşamaya başladı “Senden vazgeçemem, seni kaybedemem.”
“Beni kaybetmeyeceksin.” dedim tek nefeste. “Bizi kaybetmeyeceksin.”
“Sizi kaybetmeyeceğim.” gözlerini açtığında acı kahvelerinde sadece acı vardı. Bir seçim yapmak zorunda bırakılıyordu ama o bir seçim yapamazdı. Bunu bilme sebebim bir oluşumuzdu çünkü bende bir seçim yapamazdım.
Alnıma dudaklarını yaslayıp geri çekildi ve kapımı kapatıp şoför koltuğuna geçti. “Bence bir ağaç almalıyız.” dedim konuyu dağıtarak. “İki gün sonra yeni yıla gireceğiz hatta süste almalıyız. Sonra sıcak çikolata, atıştırmalık falan hatta bizimkileri de çağıralım olur mu?”
“Turan Karadağ’da bir ev ayarladı, oraya davet etti.”
“Olsun orada ağaç süsleriz.” kafasını salladığında arabayı çalıştırdı.
“Sence kar yağar mı?”
“Büyük ihtimalle, bugün yarın yağar.”
Bakışlarımı cama çevirdim “Bebeğimizle beraber yağan ilk kar tanesini görmek istiyorum.” içli bir nefes alıp kafamı cama yasladım. “Hemen gidecek miyiz?” diye sordum bu sefer.
“Yarın yola çıkarız. Bugün eşyaları hazırlayıp arabaya yerleştiririm.” dediğinde kafamı salladım. Gözlerimi kapattığımda kalbimdeki sancı hala duruyordu, çok ince bir sızıydı biraz fazlası sizi öldürebilirdi.
Arabanın durduğunu hissettiğimde gözlerimi açtım, arabadan inerken ikimizin üzerinde de derin bir sessizlik vardı. Evin kapısını açtığımda bakışlarım ayakkabılarımıza takıldı. Onun her zaman giydiği siyah ruganımsı ayakkabıları ve benim topuklu ayakkabılarım. Bakışlarım yavaşça yukarı çıktığında askılıkta asılan boks eldivenini ve pointleri gördüm.
O ayakkabıların yanına bir çift küçük ayakkabı gelsin istiyordum. O eldiven ve ceketin yanına bir tane küçük ceket asılsın istiyordum.
Sarp elini belime yerleştirip içeri girmem için beni yönlendirdiğinde topuklu ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim “Galiba bu bir süre topuklu ayakkabılarımı giyemeyeceğim anlamına geliyor.” dedim içli içli.
“Kesinlikle.” beraber koltuğa oturduğumuzda ona doğru dönüp kollarımı beline sardım ve başımı göğsüne yasladım.
“Bebeğimizi doğurmak istiyorum Sarp, ondan vazgeçemem, vazgeçemeyiz.” dudakları saç diplerimde bir süre bekledi bana bir şey söylemediği her sanıp bana ölüm gibi geldi.
“Deren…” dedi acı çekiyormuş gibi. “Onu çok seviyorum, bebeğimizi bende senin kadar çok istiyorum ama senden vazgeçemem. Bebeğimizi doğurmak isteyebilirsin sana engel olamam, asla olmam ama…” ama seçim zamanı geldiğinde beni seçerdi. “Kötü bir babayım değil mi? Şimdiden ondan vazgeçtim, bunu duymuş mudur? Üzülmüş müdür?”
“Sen kötü bir baba değilsin, olmayacaksın. İkimizden de vazgeçmek zorunda kalmayacaksın, sana bunu yaşatmayacağım. Ama yanımda olmana ihtiyacım var.”
Beni daha çok kendine çekti “Ben her zaman yanınızda olacağım.”
🩰
“Her şey hazır değil mi?” diye seslendim Sarp’a. Elinde valizlerle aşağı doğru inerken bende oturduğum yerde kalktım ve elimdeki şapkayla beraber ona doğru ilerledim.
“Sence de iki gün için üç valiz gerekli miydi?” sesinde şimdiden bıkmışlık vardı. Ona gülümserken tam önünde durdum ve elimdeki şapkayı kafasına geçirdim. Kulaklarını iyice kapattıktan sonra gülümsedim.
“Tabiki gerekli. Ne olur ne olmaz diye.” dediğinde kafasını sabır dilenir gibi iki yana salladı. Onu hiç umursamadan evden çıktım onunda arkamdan geldiğinin farkındaydım. Dışarı çıktığımızda vücuduma çarpan keskin soğukla kabanımı iyice kendime sardım.
“Bana şapka takıyorsun ama kendine atkı takmak aklına bile gelmiyor.” diye söylenirken arabayı açtı. O valizleri arkaya koyarken ben ise daha fazla soğukta kalmamak için çoktan arabaya girmiştim. Sarp’ta yanıma oturup arabayı çalıştırdığında heyecanla yerimde kıpırdandım. “Sence Karadağ’da kar yağmış mıdır?”
“Yağmıştır.”
“Kardan adam yapar mıyız?”
“Seni yormadığında ikna olduğumu düşündüğüm her şeyi yapabiliriz.” dediğinde kafamı salladım.
“Antonio nasıl?” diye sordum günler sonra bunun konusu açarken.
“Şanslı piç yaşıyor.”
“Mahkemeye az kaldı. Onları görmek istiyorum, en azından son kez bunu yapmalıyım.” dediğimde yüz hatlarının gerildiğini hissettim.
“Bak pislik bir koca gibi davranmak istemiyorum ama olmaz. Üzülmemelisin ve strese girmemelisin.”
“Sorun değil sadece konuşacağım.” diye güven vermeye çalıştım. “Sadece babamla konuşacağım. Diğerleri umrumda değil.”
“Baban umrunda m?” diye sordu. Sorusu beni hazırlıksız yakalarken sadece bir an düşündüm. İçimde ona karşı bir sevgi kaldı mı? Hayır sadece sevgi değil, içimde ona karşı herhangi bir his kaldı mı ?
“Hayır.” omuzlarımı indirip kaldırdım “Ama içimdeki küçük kızın umrunda. Çünkü ne kadar kabul etmek istemesem de bir zamanlar o küçük kızın kahramanıydı.” bir şey söylemezken kollarımı karnıma doladım ve camdan dışarı bakmaya başladım.
Sonra içimdeki kızın çılgına dönmesini sağlayacak o şeyi gördüm. Kar tanesini. Gökyüzünden düşen kar taneleri bütün kara bulutlarımı bir kenara attı, içimde sadece çocuksu bir heyecan kaldı. “Kar yağıyor!” dedim içimdeki heyecanı gizleyemeyerek. Elim karnıma gittiğinde kafamı aşağı indirdim “Bak annecim bu kar, böyle beyaz her biri birbirinden farklı olan eşsiz bir şey.” diye açıkladım ona.
Araba durduğunda Sarp’ın bakışlarını üzerimde hissettim, ona döndüğümde yüzünde silik bir gülüşle beni izlediğini gördüm. “Geldik mi?”
Kafasını iki yan sallarken arabadan indi, bagajı açıp içinden bir şeyler çıkardı ardından benim tarafıma gelip kapımı açtı. Soğuk sert bir şekilde içeri girerken elinde duran atkı ve eldivenleri fark ettim. Atkıyı boynuma doladıktan sonra ellerime eldivenleri geçirdi “Karı görmek istemiyor muydun?” kabanlarımın düğmelerini iliklemeye başladı “Arabadan güzel göremezsin dışarı gel.”
Kafamı sallarken hiç vakit kaybetmeden arabadan indim. “Senin atkın yok.”
“Sorun değil benim ısıtıcım yanıma.” eli bir çırpıda belime yerleşti ve beni kendine çekti.
“Öyle mi?” diye meydan okudum.
“Daima öyleydi, sen bilmediğin zamanlarda bile.” bir şey söylemeden sadece onunla beraber karın altında durdum. “Ağaç süsleri aldım senin için.”
“Yaa aldın mı?”
“Ya aldım.” dedi sesini incelterek. Kaşlarımı çatıp omzuna vurdum “Pislik yapma Sarp.”
Dişlerini dudaklarımda hissettiğimde gözlerim kocaman açıldı Sarp ise çok rahat bir şekilde “Ayıp kocaya pislik denmez.” dedi. Tam ağzımı açacaken yine beni konuşturmadı “Hava soğuk. Hemen üşüdün.”
“Üşümedim.” dedim aksi bir şekilde.
Burnumdan bir fiske aldı “Yalancı seni.” dedi son harfini uzatarak. “Burnun donmuş, kıpkırmızı oldu. Hadi arabaya, hem ağacı süsleyeceksin hızlı gitmeliyiz.”
“Çocuk mu kandırıyorsun Sarp?” diye söylendim lakin arabaya binerken ayaklarımı yere vura vura yürüyordum.
“Hm kandırabiliyor muyum?” gözlerimi devirip arabaya bindiğimde Sarp’ta şoför koltuğuna yerleşti. Yolun geri kalanınde pek konuşmamıştık zira ben sürekli olarak uyukluyordum sonra irkilerek gözlerimi açıyor ve tekrardan uyku ile uyanıklık arasındaki o ince çizgide mekik dokuyordum.
İçeri giren soğuğu hissettiğimde kaşlarımı çattım ancak bu uzun sürmedi sıcak kollar etrafıma sarıldığında hafif uykulu bir şekilde gözlerimi açtım. “Geldik mi?” diye sordum uykulu bir sesle. Bakışlarım etrafta gezindi “İndir beni de yürüyeyim.”
“Doktor neredeyse yürümese daha iyi dedi.” dediğinde itiraz etmek istedim ama o an beni düşünüp kalbimi sıcacık etmesi daha ağır bastı. Kollarımı onun boynuna doladığımda kafamıda omzuna koydum.
“Bizimkilere ne zaman söyleyeceğiz?” diye sordum. “Bu gece yarısı mı söylesek, hem yeni yıl sürprizi olur.”
“Olur.” dediğinde çoktan büyük ahşap evin kapısının önüne gelmiştik bile. Kapı daha biz çalmadan açılınca Turan yüzünü buruşturdu.
“Şimdi de taşımacılık mı yapmaya başladın oğlum.” dedi eyvah dercesine. “Geçmiş olsun kardeşim. Siz şimdi hemen çocuk da yaparsınız.” demesiyle dudaklarımı birbirine bastırıp Sarp’a baktım. Turan kocaman olmuş gözlerle bize baktığını hissettiğimde “NE!” diye haykırdı adeta. “Bunu yaptınız mı? Ben dayı mı olacağım!” sesi artık şaşırmış değil de daha çok heyecanlıydı.
Sarp beni kucağından indirirken diğerleride bir solukta kapının önüne dayandı “Hamile misin!” diye yükseldi Şeyma. Bir şey söylemek yerine dolu dolu gözlerle kafamı salladım.
“Ulan Turan bütün süprizin içine ettin.”
Sarp’ın dediğine güldüğümde diğerlerine döndüm “Mutlu olmaya içeride devam etsek daha iyi olur. Hava soğuk ben ve bebeğim üşüdük.” geçmemiz için bize yol açıldığında koltuğa doğru ilerledim ve adeta kendimi koltuğa bir çuval gibi bıraktım.
“Hayır yani ne ara yaptınız bunca olayın içinde.” diyen Berk’ti.
“Berk!” hepimiz aynı anda ikaz edinc ağzına gizli bir fermuar çekti.
“Bizde daha yeni öğrendik sayılır, henüz çok taze. Aslında size bu gece söylemeyi umuyorduk ama Turan hemen çaktı.”
“Sen bir şu yeşillere bak.” dedi gözlerini göstererek. “Bu gözlerde hiç bir şeyi kaçıracak bir hal var mı?” kendiyle övünürken onun bu haline güldüm.
Biz konuşmaya devam ederken Sarp eşyaları ve süsleri almak için arabaya gitmişti. Geri döndüğünde ise kutuları bana uzattı “Kendini fazla yormak yok anlaştık mı?”
Hevesela başımı salladım “Sen gidiyor musun?”
“Çarşıda bir kaç işim var. Alacaklarımız var bizimkilerle gidiyoruz hemen dönerim sen bak keyfine.”
“Dikkatli ol.” kafasını sallayıp dudaklarını alnıma yasladı. “Dikkatli olun.” geri çekilip gittiğinde bende oturduğum yerden kalktım. “Şeyma biz nerede kalacağız?” diye seslendim.
“Yukarıdaki en sol olan oda” mutfaktan bana seslendiğinde sadece küçük bir valizimi alıp odaya çıktım ve hemen üzerimi değiştirdim. Üzerime bordo boğazlı bir kazak altıma ise siyah bol belden bir pantolon giydim. Aynadan kendime baktığımda kahküllerimin iyice uzadığını fark ettim. Kendim kesebilirdim lakin Sarp’ın kesmesini istediğim için şimdilik bunu rafa koydum. Odadan çıktığımda Şeyma’nın koltukta oturduğunu fark ettim, beni görünce yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ayağı kalktı. “Ağaç süslemeye hazır mısın?” diye sordu oda benim gibi aynı heyecanı taşıyarak.
Kafamı salladığımda beraber ağaca doğru ilerledik. Elime yuvarlak mavi bir top alıp ip kısmından onu ağaca astım. “Deren.”
“Hm.” bakışlarım ona döndüğünde dolu gözleri karnımın üzerindeydi.
“Gerçekten teyze mi olacağım?” kafamı salladığımda gözünden bir damla yaş aktı. “Benim kimsem yoktu sen bana kardeş oldun ve şimdi kardeşimin bir bebeği mi olacak?” derin bir iç çekti “Bu şu ana kadar hissettiğim şeylerden birinci sıraya girer. Peki sen nasıl hissediyorsun?”
“Korkuyorum.” diyerek dürüst davrandım. “Doktor düşük riski fazla dedi. Şeyma ben onu kaybetmeden korkuyorum, bana tutunamaz diye çok korkuyorum. Doğuma kadar gelirsek bile Sarp’ın aksi bir hale onu değil beni seçmesini korkuyorum. Anne olmamayı becerememekten ise daha çok korkuyorum, annem gibi olmak istemiyorum.”
“Hey hey.” derken kollarını bana doladı “Senin o cadaloz kadına benzeme ihtimalin yok bunu aklından çıkar tamam mı? Sen çok iyi bir anne olacaksın. Her şeyin üstesinden gelebilirsiniz ben her zaman senin yanında olacağım. Korkman normal ama bu korkunun sana yön vermesine izin verme. Ayrıca…” derken geri çekildi ve elini karnıma yerleştirdi “Bu ufaklığıın çok havalı bir teyzesi olacak tabi ki onu görmek isteyecektir.”
Burnumu çekip güldüm bu dediğine “Sen delisin!”
“Herkesin deli bir teyzeye ihtiyacı olur.” dediğinde elini elimin içine aldı “Ve bu deli teyze her zaman ufaklığın yanında olacak.”
“Biliyorum. Teşekkür ederim.”
“Kardeşler bu günler içindir.”
Süslemeye geri döndüğümde saatler nasıl geçtiğini anlamamıştım bile. Kapının açılma sesini duyduğumda omzunun üzerinden Sarp’a baktım, elindeki poşetleri bırakıp bana doğru ilerlediğinde bende ayağı kalkıp ellerimi belimin iki yanına yerleştirdim. “Nasıl olmuş?” bakışlarım rengarenk süslediğimiz çam ağacındaydı.
Eli belime yerleşince beni kendine çekti “Mükemmel.” ona döndüğümde bakışlarının bende olduğunu fark ettim. “Hey bana değil ağaca bakacaktın!”
“Baktım zaten.”
Omzuna vurdum “Yalancı.”
“Nasılsınız?”
“İyiyiz ama acıktık.”
“Gelirken bir şeyler almıştıı, hadi gel sen ye.”
“Gece yarısın az kaldı, ya ağırlık çöker uyursam.” dedim korkuyla. Yeni yıla onunla beraber girmek istiyordum.
“Uyandırırım Deren hadi, aç kalamazsınız.”
“Peki babacık sen ne dersen o.
Baba.
Baba olmak ona çok yakışacaktı.
🩰
ŞEYMA TEPE
Hayatımızda dönüm noktalarının olduğu zamanlar olurdu. Benim dönüm noktam ise Deren ile tanıştığım gündü. Onu ilk gördüğümde asla onun gibi biriyle anlaşamayacağımı düşünmüştüm. Çünkü o soğuktu, bakışları sanki boşlukta sallanıyor gibiydi. Onunla tanıştıktan sonra ise bu buzların sadece kendini korumak için yaptığı bir eylem olduğunu anladım.
Yıllar geçti, hayatıma onca insan girip çıktı ama bir o yerinden kımıldamadı. O hep ordaydı, her zaman yanımdaydı ve her zaman bana destkçi olmuştu. Belki ailem yoktu ama o vardı, o benim ailem kız kardeşim olmuştu.
Şimdi ise benim kardeşim anne oluyordu. O büyümüştü ve değişmişti artık eskisi kadar buzları yoktu eskisi kadar umursamaz değildi. Sanki yıllardır içinde saklanan biri daha vardı ve o gün yüzüne çıkmıştı.
“Hala teyze olacağıma inanamıyorum.” dedim heyecanla. Hepimiz masanın etrafına toplanmıştık. Bir aileydik biraz yarım biraz buruk ama neticede bir aileydik.
Deren hafifçe tebessüm ederken başını Sarp’ın omzuna yasladı. “Ben şimdi dayı mı olucam amca mı?” diye sordu yanımda oturan yakışıklı sevgilim. Oda en az benim kadar heyecanlıydı bu duruma.
“Dayı.”
“Amca.” ikiside aynı anda söze girdiğinde Deren kaşlarını çatarak kafasını yaslandığı yerden kaldırdı ve “Dayı.” dedi.
“Sen öyle istiyorsan öyle olsun güzelim.”
“Çoktan hanımcı oldu.” diye kulağıma fısıldadığında kaşlarımı çatıp bu sefer Turan’a dönen bendim.
“Sen benim sözümü dinlemezsin yani” dudaklarındaki alaycı gülüş anında silindi.
“Ben öyle mi dedim aşkım.” dedi tatlı tatlı.
“Ne dedin Turan.”
“Yeni yıla girmemize az kaldı.”
“Konuyu değiştirme.” sözüm havada asılı kalırken yanağıma hızlı bir öpücük kondurdu. “Hala cevap vermedin.”
“Vereyim o zaman.” sandalyesinden kalktığında ne olduğunu anlamaz bir şekilde ona baktım.
“Ne yapıyorsun otursana yerine.” beni duymazdan gelerek cebinden bir şey çıkardı ardından dizlerinin önüne çöktüğünde kocaman olmuş gözlerle ona baktım. Hayır şu an bir maymuna benzerken bunu yapıyor olamazdı.
“Benimle evlenir misin?” diye sorduğunda nefes almayı unutmuştum. Onu seviyordum, o şu ana kadar sahip olduğum en iyi şeylerden biriydi ama… buna hazır değildim. İçimde hala kırgınlıklarım ve aşamadıklarım vardı.
Dudaklarıma silik bir gülüş yerleşirken bende oturduğum yerden kalktım ve onunla beraber dizlerimin üzerine çöktüm. Dolu dolu gözlerle kafamı iki yana salladım “Yapamam.” diye fısıldadığımda gözlerindeki ışığın sönüşüne şahit oldum lakin hemen kendini toparlayıp oda benim gibi gülümsedi.
“Anlıyorum.” dedi sadece.
“Hayır.” ellerimi yüzünün iki yanına yerleştirip alnını alnıma yasladım. “Seni seviyorum ve biriyle evleneceksem bu sen olmalısın ama… şu an değil. Bunu yapamam, aşamadıklarım var.”
“Biliyorum.” diye kabullendi “Sadece şansımı denemek istedim.”
Hiç beklemeden kollarmı onun boynuna sardım “Şansa ihtiyacımız yok, sadece zamana ihtiyacımız var çünkü kalbim zaten sana ait salak. Başka kimseye veremem.”
Umarım bölümü beğenmişsinizdir
Son 2 diyor ve ağlamaya gidiyorum
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder