Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
24- SONSUZA KADAR (FİNAL)
YEKTA DUMAN
“Ellerim daima kalbinin üzerinde sevgilim.” gözlerini kapattığında kalbimin üzerindeki eli düştü.
“Alin!” dedim korkuyla hızla bedenini yan çevirirken. “Güzelim iyi misin?” kulağımı kalbine dayadım ama kalbinin atışını hissedemedim. Kalbi atmıyordu, kalp atışları yoktu. Onu kollarımın arasına alırken gözlerimden yaşlar akmaya başladı “Canım, gitmedin! Gitmedin değil mi?” acıyla haykırdım “Beni bırakmadın değil mi?”
Tekrardan kafamı göğsüne koydum fakat hala kalp atışlarını duymuyordum. “Nefesim uyan!” kafamı kaldırıp iki yana salladım “Hayır gitmedin. Bu olmadı. Lütfen aç o mavi gözlerini. Alin. Canım karım, güzel bebeğim.”
Başımı boynuna gömdüm “Hayır! Hayır!” gitmezdi gidemezdi. Söz vermişti, bırakmazdı. “Lütfen aç gözlerini. Yalvarıyorum beni sensiz bırakma, beni nefessiz bırakma” diye haykırdım acıyla. O gözlerini açmadı benim canım bu sefer gözlerini açmadı. Daha sıkı sarıldım bedenine “Nefesim, canım, benim güzel karım. Beni bırakmadın değil mi? Bırakma beni bırakma.”
“Lunaparka gideceğiz. Bilet almıştım bize kalk!” burnunun kenarından yanağına doğru kor kızıl kanın aktığını gördüm tekrardan. Dudaklarımı alnına yasladım “Şimdi olmaz be güzelim. Çok erken….çok erken. Geri gel.”
“Biri yardım etsin!” diye haykırdım boş sahile “Lütfen biri karıma yardım etsin.”
Saatlerce haykırdım bağırdım ama o gözlerini açmadı. Benim canım gitti, ben nefessiz kaldım. Benim bebeğim gitti, benim biriciğim beni bırakıp gitti. Ben yaşamayı bıraktım.
Cenaze Günü
Bana onun bedenine toprak atmamı istediler. Yapamadım, nasıl yapardım ki zaten? Ondan nasıl vazgeçerdim. Herkes yavaş yavaş dağıldığında mezarın kenarına çöktüm. “Canım…” dedim sesim titrerken “Seni özledim biliyor musun? Ben sensizliğe alışamadım. Sensiz nasıl yaşanılır öğretmedin ki bana. Bu öğrenilir mi birtanem? Sensiz yaşamak öğrenilir mi?” elimdeki kağıttan Turna Kuşunu toprağın üzerine koydum “Evin her yerinde bunlardan var biliyor musun? Sen bırakmışsın.” bin taneyi de geçmiş birtanem. “Bir umuda tutunmuşsun.” zorlukla bir nefes almaya çalışıtım “Sensiz üşüyorum Alin. Sen hep ısıtırdın beni, şimdi ben ayazda kaldım.” senin bedenin üşümüştü canımın içi. O sahilde seni üşümüştün, ben seni ısıtamadım. Senin elin hep sıcaktır ama sen üşümüşsün.
“Çok sevdim seni biliyorsun değil mi? O kadar çok sevdim ki canımı istesen canımı verirdim senin için.” cebimden onu alyansını çıkardım “Bunuda sana veremedim heyecanda ama merak etme ben taktım.” dedikten sonra onu alyansı toprağa gömdüm. “Sen dalından koparılmış çiçekleri sevmiyorsun diye çiçek getirmedim. Onun yerine rüzgar gülü getirdim. Bunu daha çok seversin diye düşündüm.” ne diyordum ben? O gitmişti.
Omzurlarım düşerken başımı toprağın üzerine koyup hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım “Hayır üzülme Ben…” devami gelmedi ne diyeceğimi bilemedim “Ben sadece seni çok özledim. Ben canımı özledim ben seninle nefes almayı özledim.” derin bir nefes aldım “Gülüşünü, kahkahalarını, gözlerini, beni öpmeni, bana sarılmanı, bana canımın içi deyişini …. Alin ben nefes alış verişini bile özledim. Senin nefesini bile özledim”
“Canımın içi… Gözlerim yollarda kaldı ama sen gelmedin. Arada gözüm kapanıyor rüyama bile gelmedin gittin gideli. Giderken kızdın mı bana? Dün piyano çalmana izin vermedim diye mi?” son kez olduğunu bilseydim sevgilim, hep çalmanı isterdim.
“Mektuplarını okudum merak etme ama sen okuyamadın benim mektuplarımı. Sana getirdim ama ben okursun diye.” ben okuyamazdım. Canım yanıyordu, ben okursam kırılırdı. “Hani sen demiştin ya bana beni özlediğinde eğer dayanamazsan bana mektup yaz diye.” yazdım sevgilim hep yazdım. O gideli tam on sekiz saat on iki dakika olmuştu ve ben çoktan ondokuz tane mektup yazmıştım.
“Korkma olur mu ben geleceğim yanına. Çok yakında geleceğim.”
Alin Korkmaz Duman
Doğum Tarihi 19 Haziran 2002
Ölüm Tarihi 26 Haziran 2025
Daha evleneli bir gün bile olmadan, hayallerinin çoğunu gerçekleştiremeden gençliğinin baharında öylece insafsız bir hastalık onu benden almıştı. Her zaman ona hayran kalacaktım. Çünkü o bir an bile savaşmaktan vazgeçmemişti fakat o bu savaşa yenik düştü.
Ve ben Yekta Duman, sevdiğim kadınla beraber son nefesimi verecektim “Daima sevgilim.”
****
YAZAR’DAN
30 Haziran 2025
Yekta Duman motor yarışlarında aşırı hız yaparak hayatına son verdi. Herkes haberlerde bu trajediyi konuştu ama o bunu bilerek yapmıştı. Sevdiği kadınsız bir hayat ona ağır geldi, onsuz yapamazdı zaten. O dibe batmışken bulmuştu Alin’i yaşam sebebi olmuştu. Alin gittikten sonra önce kıyafetlerini koklayıp fotoğraflarına sarılda her dakika. Sonra yavaş yavaş sesini ve kokusunu unutmaktan korktu sonra ise onu hayatta tutacak bir şey bulamadı. Tam dört gün dayanabildi onsuzluğa…
Yekta Duman
Doğum Tarihi 15 Eylül 2000
Ölüm Tarihi 30 Haziran 2025
Mezarları yan yanaydı. İkisinin mezarının başında çiçek değil, Rüzgar Gülü vardı.
Leyla hem oğlunun hemde Alin’in acısıyla yanıp kavrulmuştu. Yüreği dayanmaz sandı ilk başlarda ama zamanla ne kadar çok çöksede her zamankinden daha dik durdu. Her gün oğlunun kıyafetleriyle yattı onun fotoğraflarını öpüp kokladı. Ciğeri her gün daha da yandı ama acısını sessiz ve içten yaşadı.
El ele tutuşmuş bir şekilde karşılarındaki hastaneye bakıyordu Sibel ve Bora ALİN KORKMAZ DUMAN LÖSEMİ TEDAVİ MERKEZİ. Bunu Yekta yaptırmıştı. Burada bir sürü çocuk iyileşmişti ve her biri Alin’in hikayesini duymuştu. Yekta Alin’in fotoğraflarını ve mektuplarını hastanede onun anıldığı köşeye asmıştı. Çünkü Alin en çok unutulmaktan korkardı ve Yekta Alin’i asla unutturmamıştı.
Sibel ve Bora ise verdikleri kayıpların onları bir araya getireceğini bilemezdi. Onlar iki yarım kişiydiler, onların yaraları birdi. Birbirlerinin yaralarını sararak bir bütün oldular. Hatta ileride iki çocukları olacaktı. Biri erkek diğeri kız isimleri Alin ve Yekta koyacaklarından habersizlerdi.
Batu ise en sessiz acısını yaşayanlardandı ama oda zamanla toparlandı ve birini sevdi.
Alin’in anne ve babası. Özlem Korkmaz ve Kadir Korkmaz hayatları boyunca kızlarına yaptığı haksızlığın pişmanlığını duydu. Kendilerini asla affetmedikleri gibi birbirlerine affetmediler ve yollarını ayırdılar. Alin ise onlara her zaman kırgın ve küs oldu, son nefesinde bile.
Tunç’un kardeşi Sude’yi ise Yekta görmeye gitti yaşarken, ona artık Alin’in uzaklarını gittiğini söyledi. “Abimin yanına mı gitti? diye sormuştu. Oda “Evet.” demişti.
“Bende gideceğim yakında” dedi Yekta
“Benide götürsene” dediğinde sadece gülümseyip ona sarıldı. Daha sonrasında ise Bora, Batu ve Sibel onu ziyarete gitti. Sude Alin’i asla unutmadı.
Mucizeler Alin ve Yekta için gerçekleşmedi. Prenses ve soytarı hikayesinin sonu mutlu değildi. Bunu Yekta’da biliyordu ama sevdiği kadın için susmuştu. Bunu asla ona söylemedi. O kadar inanmıştı ki Alin’in yazdığı sona gerçek olur sanmıştı.
Hikayede Prensesin aslında ağır bir hastalığı vardı, ailesi her yöntemi denedi bütün uzman doktorları çağıttırlar ama fayda etmedi. Prenses soytarının kollarının arasında can verdi, soytarı ise bu acıya dayanamayıp canına kıydı.
Hayır bu bir mutsuz son değildi bu onların mutlu sonuydu. Başka bir evrende mutlu olacakları bir son. Ellerinin daima bir olacağı bir son.
ELLERİ DAİMA ELLERİNİZDE
OLANLARIN SONU
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Ağlattın be abla çok güzeldi
YanıtlaSilAğladım mı evet. Peki mutlu son olur muydu? Haklısın olmazdı. En başından beri belliydi ama biz de Prenses ve Soytarı'nın mutlu sonuna inandık. Gayet güzel bir kitaptı, ilerideki kitapların için şimdiden başarılar🎀
YanıtlaSilAmaaaaa
YanıtlaSil