Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
20-UMUTSUZLUK
Sözleriyle beraber kalbim çoşkuyla atmaya başladı ve gözlerim doldu “Canını canıma kattın ki zaten.” dedim elimle göğsüne daireler çizerken “Canım oldun sen benim.”
Bakışları hayranlıkla bana döndü sadece baktı saniyeler dakikalara karıştı dakikalar saatler oldu ve biz sadece birbirimize baktık. Sessizliği bozan taraf ise o oldu “Çizgi film izleyelim mi?” diye sormasını beklemiyordum.
“Çizgi film mi?” diye sordum kaşlarım havalanırken
“Evet, seninle hiç çizgi film izlemedik.” bunu derken sesi sanki hüzünlüydü, herşeyi kaçırmışız gibiydi.
“Olur. İzleyelim”
Bana kocaman gülümserken oturduğu yerden kalktı ve birkaç dakika sonra elinde bir bilgisayarla geri geldi. Yatağın içine tekrardan girerken beni yine kolunun altında aldı.”Ne izlemek istersin?” diye sorduğunda hiç tereddüt etmeden “Esrarengiz kasaba!” dedim heyecanla. Bu çizgi filmi çocukluğumdan beri çok seviyordum ve bin kere de izlesem bir bin kere daha izleyebilirdim.
Yekta kafasını salladı ve birinci bölümü açıp beni iyice göğsüne çekti, bilgisayarı dizinin üstüne koyup kollarını sıkı sıkı bana doladı. Neredeyse birinci sezonu bitirdikten sonra güneşin doğmaya başladığını fark ettim, Yekta'nın düzenli nefes alış verişleri göğsümün üzerinde yattığı için hissedebiliyordum.
Onu uyandırmamak için önce bilgisayarı alıp yatağın köşesine koydum ardından yavaş bir şekilde Yekta’nın kafasını yastığa koydum ve telefonunuda alıp odadan çıktım. Oturma odasına girip koltuğa oturdum Lily hemen bana sırnaşmaya başladı, gülümseyip onun bakışını okşadım “Bende seni seviyorum kızım.” diye fısıldadım ona.
Korkuyordum, hayır sadece ölmekten değil arkamda bırakacağım enkazdan da korkuyordum. Kendimi çaresiz hissediyorum o kadar çaresizim ki Yekta’nın yüzünü her boş bulduğum vakit izliyordum, ona mektuplar bırakıyordum hatta sadece ona değil arkamda bıraktığım herkese, bırakacağım herkese bir mmektupta kendimden bir parça bırakıyordum.
Telefonumun çalma sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım ve telefonu açtım “Alo.”
“Alo Alin,”
“Aylin abla bir sorun mu var?” diye sordum tedirgin bir şekilde.
“Bu kadar erken saatte aradığım için özür dilerim. İlik testi sonuçları çıktı ve malesef kimsenin iliği uyuşmuyor.” demesiyle gülümsedim burukça ve gözümden bir damla yaş aktı fakat hızla sildim “Ama hala ilik nakli sırasındasın merak etme, sana en kısa sürede donör bulmaya çalışacağım. Söz veriyorum.”
“Peki.” dedim sadece “Kaç ay?” diye sordum dudağımı dişlerken
“Alin…”
“Aylin abla, lütfen.”
“Üç bilemedin dört ay.”
Kafamı salladım “Teşekkürler.” telefonumu kulağımdan çekerken içim acıyla kasıldı ama ses etmedim gözümden akan yaşları hızla sildim fakat hemen yenileri eklendi. En sonunda dudaklarımdan bir hıçkırık döküldüğünde elimi ağzıma götürdüm. Yekta duymamalıydı, üzüldüğümü görmemeliydi ama kendimi durduramıyordum küçük hıçkırıkarım büyük haykırışlara döndü ve en sonunda benim yıkımım oldu.
“Alin,” duyduğum sesle bulanık bakışlarım yeni uyanmış Yekta’ya döndü. Hızlıca yanıma geldi ve dizlerinin önüne çöküp ellerini ellerini arasına aldı “Bebeğim ne oldu?” diye sordu telaşla.
Acıyla başımı iki yana salladım “Ölmek istemiyorum.”
YEKTA DUMAN
Dudaklarından dökülen iki kelime benim yıkımım oldu, tekrardan başını iki yana salladı “Yekta ben ölmek istemiyorum. Ben…” devamını getirmesine izin vermeden onun yüzünü avuçlarımın arasına aldım “Şşş… Böyle söyleme. İyi olacaksın.” dedim onu yatıştırmak için ama içimde büyük bir yıkım başlıyordu.
“Ben korkuyorum.” dedi beni duymuyormuş gibi “Yekta ben ölmekten çok korkuyorum. Yekta ben sensiz ölmekten korkuyorum. Ben seni nasıl yalnız bırakayım ben ailemi nasıl arkamda bırakayım.”
“Alin.” dedim daha yüksek sesle “Ölmeyeceksin. Konuşma böyle, hem unuttun mu ölürsen bende seninle beraber gelicem. Ölürsem seninle, yaşarsam seninle.” dedim bir yemin gibi.
Korkuyla boynuma sarıldı “Ölme,” dedi ağlamaya devam ederken “Sen ölme. Biz ölmeyelim. Biz yaşayalım.” ellerim saçlarını okşamaya başladı kısacık kestiği saçlarını… “Yekta ben hiçbir şey başaramadan ölmekten çok korkuyorum. Ben unutulmaktan çok korkuyorum. Ben kimse beni duymadan, sesimi duyurmadan öleceğim diye çok korkuyorum.”
Her bir kelimesi içime battı, her iç çekişinde içim biraz daha deşildi. Burnumun direği sızladı “Güzelim. Canımın içi. Benim güzel bebeğim.” saçlarından öptüm yavaşça her telinden tek tek öptüm “Buna izin vermeyeceğim, başaracaksın sen bütün hayallerini gerçekleştireceksin ve ben hepsinde senin yanında olacağım. Seni unutturmayacağım kimse senin gibi altın kalpli birini unutmayacak.” bu bir teselli değildi bu bir sözdü bu bir yemindi.
Boynuma daha sıkı sarılırken derin bir nefes aldı, ağlaması azalmıştı “Söz mü?”
“Söz değil yemin.” dedikten sonra ayağı kalktım oda bacaklarını belime doladı ve yüzünü iyice boynuma gömdü. Asya’da hep böyle yapardı, üzüldüğünde aynı bu şekilde yüzünü boyun girintiime saklardı.
“Sana şarkı söyleyeyim mi?”
“Şarkı söylemeyi biliyor musun?”
“Yani pek değil ama Asya babam olmadığı zaman üzüldüğünde çoğunlukla benim yanıma gelirdi ona şarkı söylememi isterdi.” diye fısıldadım.
“Bana da söyler misin? Babam bana hiç şarkı söylemedi.” dedi. Bunun onun kalbinde ne kadar büyük bir boşluk oluşturduğunu hissedebiliyordum ve bu ondan çok benim canımı yakıyordu.
Gel kızım sokul bana
Bir kez daha alayım kokusunu
Benim küçük bahçemin
Büyüsen de, gitsen de hala bekliyor gibi beni
Uzanmış küçük ellerin
Dakikalar sonra nefes alış verişleri düzene girdi dudaklarımı onun saçlarına bastırdım “Özür dilerim.” diye fısıldadım içim yanarken. Gözümden bir damla yaş döküldü “Allah’ım benim ömrümden al ona ver.” Benden al ona ver…
****
Doğdum, küçüktüm, büyüdüm, susturuldum, bastırıldım, ötelendim, ayrıldım, vazgeçtim, kendimden ve hayallerimden. Sonra hayatıma o girdi Yekta Duman onunla beraber tekrardan doğdum, çocuk oldum, güldüm, sevdim, sevildim bir ailem oldu. Sesim oldu, nefesim, canım ve herşeyim oldu.
Tek tek acılarımdan öptü, beni bütün acılarımdan saklamak istermiş gibi bana sarıldı, beni öptü ve beni canından daha fazla sevdi. Hayallerimi gerçekleştirdi, her zaman yanımda durdu, şimdi ise çocukluğum mutlu gençliğim biraz buruktu.
Ve ben Alin Korkmaz.
Bundan sonra kendimi sevmeyi öğrenecektim, bunun için savaşacaktım, yaşamak için, sevdiğim adamla beraber olmak için her şeyi yapacaktım. İnsanların ruhuna dokunacaktım ve bir dün gitsem bile ellerim daima onların kalbimin üzerinde olacaktı.
“Kahvaltı hazır,” her bir zerresine aşık olduğum sesi duyduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. Sabaha doğru geçirdiğim krizden sonra beni kollarının arasında sakinleştirip şarkı söylemişti. Sesi o kadar huzur vericiydi ki bir an bunun gerçek olacağını düşünmemiştim bile.
Saçlarımı dağınık bir topuz yapıp banyodan çıktım. Saçlarım artık uzamıyordu hatta dökülmesi daha da hızlanmıştı. Yinede ilaçları artık bıraktığım için daha hızlı uzasın diye vitamin almıştım, bu bana kendimii daha iyi hissettiriyordu.
Mutfağa girdiğimde bizimkilerin sofrada birbirlerine laf attıkarlarını gördüm, yüzümdeki tebessüm daha da genişledi. “Turşu buraya gel,” dedi benim biricik kedime Batu
“Hey!” dedim kaşlarımı çatarak “Kızıma turşu demeketen vazgeç. Onun adı Lily.” dedim Yekta’nın yanına otururken, o ise beni hemen kolunun altına alıp şakağımdan öptü.
“Bence turşu çok güzel bir isim hem oda bunu sevdi,” diyerek kızımı sevmeye devam etti. Tam bir şey söyleycekken Sibel’in elini elimin üstünde hissettim, bakışlarım ona döndüğünde onu ne kadar özlediğimi fark ettim.
Bir şey söylemek yerine elini sıktım ve kahvaltıma döndüm “Turşucum yemek yemek ister misin?” dedi Batu turşunun üzerine bastıra bastıra.
“Batu eğer biraz daha o kediye turşu dersen Alin seni turşu yapacak.” dedi alayla Bora. Bakışlarının ağırlığını üzerimde hissettim onunla da konuşmam lazımdı belki de bugün iyi bir zamandı.
“Alin siz bu kediyi aç mı bırakıyorsunuz? Bir deri bir kemik kalmış.”
“Batu!” dedik hepimiz aynı anda
“İyi be tamam.” kahvaltının geri kalanı boyunca hepimiz birbirimize laf attık ama sonunda hep güldük. En sonunda ise masayı topladıktan sonra Bora’ya döndü bakışlarım. Yekta bunu anlamış olacak ki “Hadi biz içeri geçelim.” dedi diğerlerine.
Kimse ses etmeden mutfaktan çıkarken Bora ile tek kaldık “Otursana,” dedim önümdeki sandalyeyi işaret ederek. Gözlerini benden kaçırdı ve karşımdaki sandalyeye oturdu “Bora…” devamını getiremedim. Ne diyecektim ki ? Özür dilerim hayır beni affet
“Özür dilerim.” bakışlarını birden bana kaldırdığında kaşlarını çattı “Sen neden özür diliyorsun?”
“O gün seni zor bir durumda bıraktığım için.” dedim başımı yere eğerken. Ben daha ne olduğunu anlamadan hızla sandalyemi kendisine çekerek beni kolunun altına aldı.“Alin… Asıl ben özür dilerim. Kendine bir şey yapacaksın diye aklım çıktı, seni durduramadım. O kadar korktum ki ben ilk defa kardeşimi kaybedeceğim diye çok korktum.” daha sıkı sarıldı bir arkadaş gibi, bi sevgili gibi değil. Bir abi bir kardeş gibi sarıldı “Ben seni kaybetseydim kendimi asla affetmezdim. Ve sen kardeşim, o an seni kurtaramadığım için beni affet.”
Gözümden yaşlar akmaya başladığında hıçkırdım “Senin suçun değildi. Özür dilerim. Bir daha böyle bir şey olmayacak. Söz veriyorum.” kafamı iki yana salladım “Yemin ederim.”
“Kız sümüklü.” dedi alayla keyfimi yerine getirmek için “Bu tişörtü yeni aldım sakın sümüklerini bulaştırma.” dediğinde burnumu çekerek geri çekildim ve omzuna vurdum.
“Sümüklü falan değilim bir kere ben.” dedim huysuzca.
“Bal gibide öylesin.”
“Değilim.”
“Öylesin.”
“Değilim işte!”
“Öylesin.”
“Yekta!” dedim huysuz bir çocuk gibi, Bora şaşkınlıkla bana bakarken Yekta hemen dibimde bitmişti.
Bora kocaman bir kahkaha attı “Resmen babasını çağıran çocuklar gibi sen Yekta’yı çağırdın.” dediğinde ona kötü kötü bakıp Yekta’nın koluna sarıldım
“Bana sümüklü dedi öyle miyim ben?” istemsizce dudaklarım büküldü. Yekta kocaman bir kahkaha atarken beni kolunun altına çekti “Kurban olurum sana.” başımın üzerini öptü derin derin “Asıl Bora sümüklü. Lise yıllarını unutma.”
“Hiç bu kadar çabuk satılmamıştım.”
İçeriden bir ses geldi “Alin varken sen daha çok satılırsın canım.”
Hepimiz buna gülerken içeri geçtik “Alin.” dedi şaşkınlıkla yerdeki tuvale bakarken Sibel
Bakışlarım dün Yekta’nın bana resim yapmayı öğrettiği resim tuvali vardı, yani eskiden tuvaldi şimdi ise sadece tuval parçaları.
“Ne yaptınız oğlum buna,” dedi Bora arkamızdan
Utançla yanağımın içini dişledim “Lily yapmış.” dedim birden
Yekta bu dediğime sırtırken Batu araya girdi “Bu kucağımdaki masum turşu bunu yapmış olamaz.”
“Onun içinde nasıl bir canavar olduğunu bilmiyorsunuz.”
Affet beni kızım seni bunlara alet ettim.
“Bende bilmiyordum.” dedi Yekta. O an bir kat daha yerin dibine girdim öfkeli bakışlarım ona döndü “Seni mahvederim.”
“Ve böylece hangi yırtıcı kedinin bunu yaptığını anlamış oluyoruz.” diyen ise Batu’ydu
****
Biz beş kişiydik.
Yekta Duman
Bora Akın
Batu Akın
Sibel Varol
Ve ben Alin Korkmaz
Biz bir aileydik, biz aile olmanın kan bağıyla olmadığının kanıtıydık. Bakışalarım evin bahçesine diktiğimiz fidana kaydı.
“İleride çocularımıza bile kalacak bir anımız olsun” demişti Sibel
“Bir izimiz olsun.” demiştim bende
“Bir neşemiz olsun.” dedi Batu
“Bir huzurumuz olsun.” dedi Bora
“Bir sevgimiz olsun.” dedi Yekta
“Daima.” diye fısıldadım. O an bunu benden başka kimse duymadı ama Yekta bunu hissetti ve bana döndü, kollarımı onun beline doladığımda oda kollarıyla beni sıkı sıkı sardı. Dudakları saç diplerime değdi ve o an bir flaş patladı. Şaşkınlıkla o tarafa baktığımda Sibel’in hepimizi içine alarak çektiğini gördüm.
“Daima…” dedim dua eder gibi “Beraber olalım.”
Bölüm sonu yorumlarınızı bekliyorum ballarım
Ig/ sesimiziduyuramadik
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Kedi kısmı çok komikti Allah affetsin ama bi an hülmekten nefes alamadım🙏🏻
YanıtlaSil