Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

12- GÜNLÜK

 


I Bet On Losing Dogs - Mitski
End Of Beginnng - Djo






Hayat hep kaçtıklarımızdan ibarettir. Neden çok kaçarsan o illaki bir gün seni bulur. Bu zamana kadar hep bir şeylerden kaçmıştım ve her zaman en acı şekilde karşıma çıkmıştı tıpkı şimdiki gibi…

Yağız karşımdaydı arkasında ise annem vardı, gözlerinde hüzün vardı bunu görebiliyordum. Beni mi özlemişti ? Pişman mı olmuştu ? 

“Burada ne işin var,” dediğimde bakışlarım annemdeydi. İçimdeki küçük kız yine kenara çekilmişti onun yerine şu an öfkeyle bu sözleri söyleyen kocaman kadın olmuş Alin’di. 

“Onu ben getirdim.” diye araya girdi Yağız, bakışlarımı hızla ona çevirdim artık alev gibi bakışlarımın odağı oydu.

“Yerimi nereden buldun ?” 

“Takip ettim,” kaşlarım hayretle havalandı 

“Hangi sıfatla bunu yapıyorsun peki ? Sana annemi buraya getir diyen mi oldu ya da sana buraya gel diyen mi oldu ?” sözlerim onu bir anlığına afalattı ancak annem hemen araya girdi “Ben istedim ondan bunu, seni görmek için geldim. Kızım ben herşeyi öğrendim,” 

“Neyi öğrendin ?” 

“Kanser olduğunu,” bakışlarımdaki öfke bir bir kırıldı 

“Alin kim gelmiş ?” teyzemin sesini duymamla kafamı o yöne çevirdim ve teyzemin yanıma geldiğini gördüm. “Hayırdır niye geldiniz?”

“Kızımla konuşmaya geldim,” dedi annem eski tavrını hemen ortaya çıkararak o değişmedi dedi iç sesim o değişmez…

“Benim seninle konuşacak bir şeyim yok,” kapıyı kapatırken annem hızla araya girdi “Kızım,” dedi titrek bir sesle “Beni bir kere dinle,” gözlerimi yavaşça kapattım ve kendimi tutmaya çalıştım. Sadece on dakika 

“Peki ama on dakika,” deyip kapıyı açtım ve geri çekildim annem kafasını sallayıp içeri girdiğinde Yağız’da hemen arkasından içeri girdi. Oturma odasına geçtiğimizde annem bana döndü “Yalnız konuşalım,” deyip benim kaldığım odaya girdi. Eminim ki o odanın benim olduğunu bilse kalp krizi geçirirdi, çünkü oda benim istediğim gibi renkli dizayn edilmişti. 

Annem odaya girer girmez gök mavisi duvarları görünce yüzünü buruşturdu ardından yatağımın kenarındaki beyaz tekli koltuğa oturdu.

“Evet dinliyorum,” deyip bende yatağımın kenarına oturdum

“Bize niye hastalığını söylemedin kızım?”

“Beni duymadınız ki anne, ben bas bas bağırdım siz duymadınız ki,” dediğimde gözleri hüzünle doldu.

Bakışları baştan aşağı beni süzdü “İyi görünüyorsun, iyileşiyorsun o zaman,” dediğine kafamı salladım hafifçe.

Hani anneler anlardı dedi içimdeki küçük kız kötü olunca anneler anlardı, hissederdi anne sen hiç mi hissetmedin.

“İyileşiyorum,” dedim kuru bir sesle

“Dövmeni kapatmıyorsun artık,” 

“Kapatmıyorum, onu seviyorum.”

“Ben senin düşmanın değilim kızım, ben sana yabancı değilim bana o gözlerle bakma sanki yabancıymışım gibi bakma,” dediğinde gülümsedim acıyla, 

“Sen zaten bana yabancısın anne,” sen en çok bana yabancısın anne, sen en çok bana düşmasın 

“Eve dönmeni istiyorum, babanı biliyorsun çabuk parlar ne dediğini bilmez, çok pişman oldu eve gelsen seni hemen affeder,” dedi her zamanki gibi

“Buraya kadar geldiğin için teşekkür ederim ama ben geri dönmeyeceğim anne, siz benden utandınız beni istemediniz. Şimdi bunların hiçbirinin önemi yok çünkü ben böyle mutluyum sizde mutlu olun, artık size yük olacak sizi utandıracak kimse yok” dedikten sonra oturduğum yerden kalktım ve annem için odanın kapısını açtım “Görüşürüz,”

Annem oturduğu yerden kalkıp kapıdan geçerken son kez yüzüme bakıp yanımdan geçti bende onun arkasından ilerledim. Oturma odasına girdiğimde kehribar gözlerle karşılaştım, ona bakınca gözlerimden binlerce duygu, kelime geçti. Kimse görmedi, kimse duymadı, kimse bilmedi ama o anladı o duydu, o gördü.

Annem dışarı çıkarken ayakta duran Yağız’ın karşısına geçtim “Bir daha asla böyle bir şey yapma,” dedim düz bir sesle “Niyetin kötü olmayabilir ama bunlar sadece bana zarar verir bir psikoloji öğrencisi olarak bunu anlaman lazımdı.” ne diyeceğini bilemez bir şekilde sadece kafasını salladı ve eliyle koluma uzanınca bir adım geri çekildim “Yağız git.” 

“İhtiyacın olursa buradayım,” dediğinde belime sarılan kolu hissettim “Ben varken sana ihtiyacı olmaz.” diyerek araya girdi Yekta 

Yağız hiçbir şey söylemeyip evden çıktı benim ise omuzlarım düştü fakat ağlamadım, bu kez ağlamayacaktım. Yekta’nın dokunuşundan kurtulup ona döndüm “Yarın görüşürüz,” deyip arkamı döndüm ve yavaş adımlarla odama girip direkt kıyafetlerimle beraber yatağa girdim. Yorganı kafama kadar çektim bakışlarım karşımdaki pencereye kaydı. 

Ağlamayacağım bu sefer bunu kendime yapmayacağım. Hak etmiyorlar olar için gözyaşı akıtmamı bile hak etmiyorlar.

Yatağımın diğer tarafı çöktüğünde dudaklarımı dişledim ağlamak istemiyordum ama o yanımdayken bütün duygularım ortaya çıkıyordu. 

“Bana sarılmayı unuttun,” demesi sadece içimin deşilmesine sebep oldu. Yattığım yerden oturur pozisyona gelip hızla kollarımı boynuna doladım. Gözyaşlarım onay almış gibi birer birer yanağıma doğru akmaya başladı. Sesli değil sessiz sessiz akıyorlardı “Kendini tutma, ben burdayım” dedi yatıştırıcı sesi 

“Yekta,” diye mırıldandım titreyen sesle

“Söyle canımın içi,” 

“Bir gün beni affeder misin ?” diye sordum içimdeki açığa çıkan korkuyla 

“Sen ne yaparsan yap ben sana kızamam zaten, o yüzden o evreye gelmeden hallederiz her şeyi.” 

“Neyi affetmezsin peki?”

“Niye böyle sorular soruyorsun Alin,” dediğinde sesindeki tediginlik çok belliydi dediklerimden hoşlanmıyordu fakat benim bilmem lazımdı. En azından bir umudum olursa o küçük umuda tutunmam lazımdı yoksa yaşayamazdım. 

“Sadece cevap ver,” diye ısrar ettim. Geri çekilip yüzümü ellerinin arasına aldı alnımı öpüp geri çekildi “Hadi uyu artık,” derken yorganımı içine girmem için açtı.

Sıkıntıyla yatağın içine girdim Yekta’da yorganı üzerime örtüp saçlarımı okşamaya başladı. Dokunuşları beni rahatlatırken karanlık yavaş yavaş beni içine çekti. 


****

 

YEKTA'DAN

Sevdiği kadının saçını okşamaya devam ederken onun düzenli nefes alış verişlerini hissediyordu. Onu üzgün görmek onun için ölmekle eş değerdi. 

Bir yandan da kafasını Alin’in söylediği cümleler dolduruyordu. Neden onu affetmesi gereksindi ki ? 

 O zaten kıyamazdı Alin’e ne yaparsa yapsın bir şekilde onu kendi içinde aklardı ve affederdi, bu saçmalıktı küsemezdi bile.

Oturduğu yerden kalkarken bakışları komidinin üstünde duran onun için yaptığı Turna Kuşunu gördü yüzünde hafif bir tebessüm oluşurken gözü kuşun yanındaki siyah defteri… Eli deftere gitti aslında okumaması gerekiyordu ama Alin’in ondan bir şey sakladığını düşünüyordu,  öyle hissediyordu ve bu zamana kadar hisleri onu hiç yanıltmamıştı.

Defterin ilk sayfasını açtı ve okumaya başladı

12 Mayıs 2012

Bugün ilk defa tek başıma piyano çalmayı denedim ve başardım. İlk başta başaramam sanmıştım çok korkmuştum ama yaptım ve annemde bana baktı gülümsedi, çalmayı bitirdikten sonra saçımı bile okşadı, galiba o artık beni sevmeye başladı.

Büyüyünce iyi bir piyanist olmak istiyorum hem o zaman babamla konuşacak daha konumuz olur…


Okudukları sanki göğsüne oturmuştu Yekta’nın ardından bir sayfa daha çevirdi

12 Mart 2013 

Bayağıdır yazmadığımı fark ettim hatta doğruyu söylemek gerekirse bu defterin varlığını bile unutmaya başlamıştım. Niye mi yazdım ? 

Çünkü artık yoruldum derdimi anlatacak bir Sibel var onu da sürekli daraltmak istemiyorum. 

Söylesene gerçekten sevilmeye değer biri değil miyim ? Sorun ben miyim ? Şımarık mıyım ? Sevilmeye veya değer görmeye layık değil miyim ? 

18 Haziran 2017 

Lisede arkadaşlık kurmakta zorlanıyorum, hiç kimse benimle arkadaş olmak istemiyor çünkü ben ailemin istediği şeyleri yapıp onları gururlandırmak zorundayım. 

Annem asıl olması gerekenin bu olması gerektiğini söylüyor. Bugün annemle konuşurken “Bir kardeşim olmasını isterdim,” diye ağzımdan kaçırdım. 

O ise bana ters ters baktı ve “Saçma sapan konuşma daha seninle başa çıkmakta zorlanıyorum bir tane daha çocukla uğraşamam” dedi, oysaki ben onun her istediğini yapıp ona zorluk çıkarmıyordum. 

20 Temmuz 2023

İnsanı en çok ailesi yaralarmış…

Yoruldum. Hayat bana gerçek yüzünü gösteriyor tam başardım derken yine en dibe batıyorum. Hayır güçlüyüm bunun üstesinden gelebilirim ama en azından benimde yorulmaya ve düşmeye hakkım var değil mi ? 

Bir yerde bir şeyler kopacak bunu hissediyorum ve ben yoluma devam etmek için ailemi geride bırakmak zorunda kalacağım. Bunu istemiyorum

Oysa ben onlar mutlu olsun onlar beni sevsin diye her şeyi yapmıştım, hayallerimden bile vazgeçmiştim. Darmadağınım ve aynı zamanda bu kadar darmadağın olan bir ailede kendimi nasıl toparlayacağım bilmiyorum.


21 Temmuz 2023

Kendime, kimseye yetemiyorum. Çoğu şeyi başarmak isteyip başaramıyorum. 

Çok gergin ve endişeliyim. Artık çok sık panik atak geçiriyorum baskı altında duygularımı kontrol altına alamıyorum ve bu beni korkutuyor.

16 Aralık 2024

Bugün annemden saçımı örmesini istedim ama o istemedi beni başından savdı.  Aslında çokta önemli değil ama yine de ne bileyim örsün isterdim.


Yekta’nın genzi sızlarken bir sayfa daha çevirme cesaretini kendinde bulamadı. Gözleri yanmaya başlayıp bulanıklaştı. Elindeki defterle hemen yatağın karşısında olan duvara sırtını vererek oturdu. Defteri kapatırken arasından bir fotoğraf düşünce fotoğrafı eline aldı ve  arkasındaki yazıyı okudu 

Bir gün bir yerde yeniden tanışalım

İlkler kalır, iliklere kadar


Fotoğrafın diğer tarafını çevirdiğinde ise seramik yaptıkları zaman Sibel’in çektiği fotoğrafı gördü. Yekta’nın bir eli Alin’in belinde diğeri ise burnunun ucundaydı kil sürüyordu,  gülümsüyordu. Alin ise kocaman bir gülüşle bir eli Yekta’nın omuzunda diğeri ise ondan kurtulmak için kolunda duruyordu. Burukça gülümsedi, defterden bir sayfa koparıp katlamaya başladı ve en sonunda yaptığı Turna Kuşunu defterle beraber komidinin üzerine bıraktı.

Kehribar gözleri masum ve yorgun olan yatakta küçücük olmuş bedene çevirdi. Yanına yaklaştı ve alnına bir buse kondurdu. Yatağın diğer kısmına geçip  onu uyandırmamaya dikkat ederek saçlarını ördü ve saçlarından öptü.

“Sana söz seni iyileştireceğim, hemde sevgimle…” o anda gözünden bir damla yaş düştü boşluğa, ilk defa biri için bu kadar ağlıyordu. 

Yekta evden çıktığında adımları sarsaktı, nereye gideceğini bilmiyordu sadece ayaklarını onu nereye götürüyorsa oraya gidiyordu.  Dakikalar sonra kaçtığı ve kabuslarına giren o büyüdüğü evin önünde durdu.

İçeri girmeye cesareti yoktu bunu biliyordu bu eve sevdiği kadınla gelecekti. Çünkü biliyordu ki onunla gelirse bütün kötü anıları silinecekti. Buraya onunla gelecekti ki artık her buraya geldiğinde aklına o gelsin istiyordu.

“Oğlum,” duyduğu sesle daldığı yerden bakışlarını çekti ve arkasında elindeki poşetleri yere düşürmüş annesini gördü. Gözleri ışık saçıyordu karanlığa rağmen saçlarına düşen akları görebiliyordu. Annesi çökmüştü…

Bir kaç adım atıp yere düşen poşetleri eline aldı “Leyla hanım hala çok sakarsın.” dedi hafifi şakayla 

Leyla burukça gülümserken kollarını oğluna doladı “Rabbim sana binlerce şükürler olsun,” derken oğlunu iyice bağrına bastı. “Kehribar gözlüm benim, ben seni ne kadar çok yanımda istedim biliyor musun ? Baban ve kardeşin gitti sende beni yalnız bıraktın,”

“Özür dilerim anne,” anne sanki onun için tozlanmış bir kitabın sayfası gibiydi eski ama güzeldi…

Geri çekilip defalarca hasretle oğlunun yüzünü saçını yanağını hatta gözünü bile öptü. “Sen geldin ya annem ben unuttum her şeyi, dindi benim acım,” derken gözyaşlarını sildii “Hadi gel içeri,” dediğinde Yekta durdu

“Annem önce beni kurtaranı buraya getirmem lazım, babam bana söyledi onu kurtar dedi ama asıl o beni kurtardı,” Leyla hiçbir şey bilmemesine rağmen gülümsedi “Git bakalım ama sonra geri gel. Bundan sonra sensiz yapamam oğlum,” 

“Geri geleceğim, hemde kurtarıcımla…”


****


Telefonun çalmasıyla zorlukla gözlerimi araladım, komidinin üzerinde duran telefona uzanıp kim olduğuna bakmadan açtım. 

“Günaydın sarı,” duyduğum erkeksi ses yüzümde gülümseme oluşmasını sağladı.

“Günaydın,” dedim yeni uyandığım için çatallaşan sesimle, yataktan doğrulduğumda saçlarımın önüme gelmediğini fark ettim ve elim saçıma gitti. Saçım örülüydü…

“Yekta,” derken sesim şaşkınlık ve ona hayran olma arasında gidiyordu. Saçımı örmüştü, hemde yeniden. Beni görüyordu içimdeki kız çocuğunu görüyordu, ona değer veriyordu.

“Şaşırmanı sonraya sakla, hadi hazırlan senin şu listende olan şeyleri yapmamız lazım,” dediğinde direkt olarak ne olduğunu anladım ve bu kalbimin daha da hızlı  atmasını sağladı. Şuan böyle yapıp hem içimdeki çocuğu hemde şuan ki genç kadını mutlu ederken ben onu nasıl bırakıp gidecektim. 

Bu doğru değildi, bencillikti. Hayatımda ilk defa bencil olmak istedim fakat bundan bile suçluluk duyuyordum. Bana bu kadar değer vermemeliydi pişman olacaktı beni affetmeyecekti. 

“Hey daldığın yerden çık bakalım, on beş dakikaya ordayım,” 

“Tamam,” derken telefonu kapattım telefonu komidinin üstüne koyarken defterimin üstünde olan Turna Kuşunu farkettim bunu da dün yapıp bırakmış olmalıydı. Aklıma gelen şeyle kalbim panikle doldu. Defterin içindekileri okumuş muydu ? Belkide görmemiştir.

Saçmalıyorsun Alin defteri görmese nasıl üzerine kağıttan kuşu koysun 

Düşüncelerimi hızla kenara iterken yataktan kalkıp banyoya gittim işlerimi hallettikten sonra dolabımın önüne geçtim. 

Şimdi bu randevu muydu ? 

Hayır

İç sesim hemen devreye girdi Evet, başka ne olacakn

Altıma grimsi bir kot pantolon geçirdim üstüne ise beyaz boğazlı bir kazak giydim. Saçlarımın örgüsünü pek bozulmamıştı  o yüzden onun böyle kalmasını istiyordum. Yüzüme de hafifi bir renk vermesini için fondöten, allık ve rimel sürdüm son olarak şeftali tonlarında rujumu sürüp ardından takılarımı da taktıktan sonra telefonumu alıp odamdan çıktım.



 

Evden çıkmadan önce deri ceketimi, spor ayakkabılarımı giydim ve çantamıda aldıktan sonra evden çıktım. Dışarı çıkar çıkmaz soğuk hava yüzüme çarptı artık neredeyse kış geliyordu. Yakında kar yağmaya başlardı. 

Telefonumu çıkarıp Yekta’yı arayacaktım ki motorunun sesini duymamla bundan vazgeçtim.

Hızlı adımlarla ona doğru yürüdüm bakışları baştan aşağı beni süzdü ardından yüzünde memnun olmamış bir ifade oluştu. 

“Hava soğuk atkın ve şapkan nerede acaba ?” dedi azarlar bir tonda. 

“Unutmuşum, aklıma gelmedi,” 

“İyi ki benim geldi,” derken kaskını çıkarıp motordan indi ve motorun arkasından beyaz bir atkı ve şapka çıkardı. Bu kadar düşünceli olması sadece kalbinin ritmini değişmesine sebep oluyor. Hafifçe gülümsedim oda şapkayı dikkatli bir şekilde kafama geçirirken bakışları yaptığı örüğe takıldı ve dudağının kenarı kıvrıldı “Bozmamışsın,” 

Kafamı salladım “Güzel duruyordu,”

Atkıyı boynuma dolarken “Sadece güzel durduğu için mi bozmadın?”

“Hayır senin yaptığın örgü güzel olduğu için bozmadım,”



----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Selam ballarım umarım bölümü beğenmişsinizdirrr

Ben yazarken bayağı duygulandım🤧


Diğer bölüme kadar kendinize çok dikkat edin sizi çok seviyorum kocaman öpüyorum 

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar