Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
A.15-ÇÖLÜN SIRLARI
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Camdan dışarıdaki aya bakarken arkasından sessizce ona yaklaşan bedeni hissetti kız. Dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu oysa şu an sonunun geldiğini biliyordu. İnsan kendi sonuna gülebilir miydi? O gülüyordu.
“Kitap nerede?” diyen sesini duydu arkasındaki adamın. Üzerindeki siyah giysiler aslında içinin bir yansımasıydı.
“Geç kaldın,” dedi kız aya bakmaya devam ederken. Bir gün onu bulacaklarını biliyordu, annesi bu kitaba ona küçük bir çocukken verdiğinde onu o tarikat adı altında toplanan zalimlerin arasından kaçırdığında bugünün bir gün geleceğini biliyordu.
“Bizim tarafımızda olabilirdin. Seni korumamız altına alabilirdik.”
Kız onu duymazlıktan gelerek “Geç kaldın,” dedi tekrardan. “Mısır’ın kıyameti olacak.”
Adam bir adım daha yaklaştı “Kim?” aylardır bulmaya çalıştığı şey buydu. O kitabın içindeki yazan şey ayinin kurbanını belirleyecek böylece Mısır’ın sonunun gelmesini engelleyeceklerdi. Şimdi ise yıllar sonra bu kızı bulmuşken geç kalmıştı. Yıllardır üzerinde çalıştığı her şey bir boşluğa doğru sürükleniyordu.
Aklında iki isim vardı, bu iki isimden biri olmalıydı. Bu ihtimal adamın canını yaktı.
“O,” dedi sadece kız.
“Tıpkı annen gibi bize ihanet ettin,” dedi tükürür gibi.
Kız bakışlarını aydan çekip adama doğru döndü ve adamın yüzünü görmek sadece onun gülümsemesini daha da büyümesine sebep oldu. “Sende ona ihanet ettin.” kafasını yana yatırdı. “Kızına yalan söyleyen ona ihanet eden de sensin.”
Adamın göz kapakları titredi “Sen..”
Kız hemen onun sözünü kesti “Affetmeyecek,” adama yaklaştığında adamın elindeki bıçak ay ışığında parladı. “Onu yıkacaksın ama o seni kül edecek.”
“O beni anlar,”
“Onu bir yalan ile büyüttün.”
“Kitabı kime verdin?”
“Seni affetmeyecek.” adamın kanı kaynadı, kız bir adım daha attı “Seni yakac-” devamını engelleyen tam kalbinin üzerine saplanan bir bıçaktı. Adam geri çekildiğinde yüzünde soğuk kanlı bir ifade vardı, gözleri yerde yatan belki de büyük kızından bir kaç yaş büyük olan kızın bedenine düştü.
Onu görmüştü, kızını görmüştü.
“Milena,” dedi göğsüne takılan nefes ile. “Ben günahın içine battım ama senin için.” bıçağı yere düşen bedenin kalbinden çekti “Sen babanı affedersin,” bakışları dışarıya kaydı.
Karim Marad.
Milena’nın pelerinsiz kahramanı, zamanı geldiğinde onun yanmasına sebep olacak kötü adam olacaktı.
🏺
MİLENA MARAD
Hedef karşımda, sorularım var cevabı karşımda ama aynı zamanda hiçbir şey bilmiyorum. Hangisi gerçek hangisi yalan bilemiyorum. Çoğu şey ellerimden kayıp gidiyor ve ben ipleri elimde tutamıyorum.
Kız öldü…
“Anlamadım?” dedim kaşlarım çatıkken.
“Ölmüş,” diye yeniledi Adel. “Bu sabah ölü bulunmuş.” bu demek oluyordu ki dün gece biz gittiğimizde ölmüştü. Hayır öldürülmüştü, kendini öldürmeyeceğini biliyordum gözlerinde öyle bir şey yoktu.
“İntihar etmedi, öldürdüler.”
“Kim?” diye sordu Aris.
Bakışlarım masanın üzerine koyduğum kitaba çevrildi ve ona ilerledim. “Bilmiyorum. Korkuyordu ama kendini öldürmedi bakışlarında ölüm yoktu.” gül işlemeli kitabın kapağını açtım. Çölün Sırları. Kitap babamın yani kahinlerin alfabesinde yazılıydı. Defter yanımda olmadığı için bir şey anlamasam da sayfaları çevirmeye başladım.
“Kahin alfabesinde,” diye mırıldandım. Bir sayfayı daha çevirdim ve gözlerim şaşkınlıktan kocaman açıldı. Kitabın içinde kitaptan ayrı resim çizilmiş bir kağıt vardı, hayır sıradan bir resim değil benim resmim. Eski kağıda çizilen kadın bendim.
Kağıda uzandığımda elimin titrediğini fark ettim ama yine de kağıdı elime aldım ve kendi resmime baktım. “Bu nasıl olur?” arkamdan Jasmi’nin şaşkın sesini duydum. Sayfanın arkasını çevirdim ve arkasında yazan okudum M. Vivus. Mutlak güç sadece kandan değil soydan da gelir. Kader ile savaşırsan bir şansın olur, boyun eğersen sonsuza kadar mahkum olursun.
Bütün hayatın yalan Milena. Herşeyin yalan.
Damian odadaki sessizliği bozdu “Yani sen…”
“Kayora’nın soyundanım.” diye tamamladım cümlesini. “Ama bu nasıl olur? Bu nasıl mümkün olabilir ki?” buna inanmak istemiyordum. İnkar etsem arkama bile bakmadan kaçıp gitsem bunu yok edebilir miydim? Bu zamana kadar inkar etmiştim ama artık kaçacak yerim yoktu “Babamın günlüğünü alıp içindekileri okuyacağım.” elimdeki çizimi kitabın arasına koyup hızla merdivenlerden yukarı tırmandım.
Sen bile yalansın Milena.
Kimsin sen?
Dikenli, yaralayan, kan akıtan, dik başlı, asi kız.
Kimsin sen Milena?
Kimseye güvenmeyen, bu dünyadan nefret eden, yaşamak için mücadele eden, kardeşini için kendini bile yakan.
Ama gerçekten kimsin?
Bolca yalan, bolca ihanet, bir tutam vicdan, biraz merhamet.
Yalansın sen.
Mortis’in odasının kapısını bir hışımla açtım aynı hızla kütüphanesine girdim ve babamın günlüğünü koyduğum raftan alıp masaya oturdum. Sanki bu günlüğünü yüzüncü kez okumamışım gibi tekrardan okumaya başladım. Bir umut, sadece bir umut bir şeyler yazmıştır diye saatlerce okudum.
Tabiki de yoktu. İçimdeki öfke daha da harlandı o kadar harlandı ki bu öfke ile Mısır’ı gerçekten yakabilirdim bile. “Önce kardeşin Milena,” diye hatırlattım kendime “Önce Elena.” derin bir nefes alıp sakinleştim. Oturduğum yerden kalkıp günlük ve kitap ile beraber aşağı indim.
“Su işi beraber halledelim mi?” dedim elimdekileri tekrardan masaya koyarken. Herkesin bakışları bir an bana döndüğünde kimse bir şey söylemedi ama herkes ada tezgahın etrafında toplandı. “Dil çevirisini ben yapabilirim,” diyerek öne atıldı Jasmi.
Hiç düşünmeden kitabı ona uzattım “Olur,” dedim. Bu onlara güvenmek değildi, onlara bir parçamı teslim ediyordum ama o parçamı yakmayacaklarından emin olamıyordum. Bu yüzden canımla bir kumar oturmaya razı geldim.
“Biz ne yapacağız?” diye sordu Omar
“Adalet binasının içine girmeye çalışacağız.” dedim kendimden emin bir şekilde. Cebimden telefonumu çıkardım “Bir şema çıkardım ama detaylı olması lazım bu yüzden ya içeri girmemiz ya da içeriden birini bulmamız lazım.” herkes benim kabataslak çizdiğim haritaya baktı. “Kardeşim orada, artık buna neredeyse eminim.”
“Bunu nereden biliyorsun?” diye sordu şüphe ile.
“Bilmiyorum ama tahmin ediyorum. Bu zamana kadar bu kadar titiz ve iz bırakmadan ortadan kaybolmasının tek cevabı Adalet hapishanesinde olmasıdır.” bakışlarım bu sefer Mortis’e kaydı. “Bana daha önce izlettiğin video onların oyunu olabilir ama yine de bu riski almak istiyorum. Kardeşim onlar ile beraber bu kesin ama oranın içinde mi bilmiyorum. Bunu öğrenmem gerek.”
“İyi de oradaysa hiçbir resmi tutuklama yayınlanmadı.” dedi Omar.
“Yayınlanması gerekmez.” diye karşılık verdim.
“Amaçları ne?”
Siz
“Bilmiyorum.” diye yalan söyledim.
Mortis bir süre gözleri kısık bir şekilde telefonumdaki haritaya baktı, en sonunda bakışları bana döndüğünde “Planı ben yapacağım,” dedi net bir sesle. “Sana güvenmiyorum,” bunu bana sanki tekrardan hatırlatıyordu. Dün birlikte uyduğumuzu aklıma getirmemeye çalıştım. Unutacaksın Milena. Oyunun kurallarını bozma. “Planı ve haritayı ben halledeceğim. Ben ne dersem o olacak benim sözümden çıkılmayacak.”
“Bende sana güvenmiyorum,” dedim direkt. “Nasıl senin sözüne uyabilirim, benden sana körü körüne sözüne inanmamı bekleyemezsin. Ben senin emir kulun değilim, senin ile aynı safta mıyız o bile şüpheli,” kafamı iki yana salladım “Hayır kesinlikle bu olmayacak. Planı beraber yapacağız sen kendi ekibini yönet ama beni hiçbir zaman yönetmeyeceksin.”
“Ben bu konuşmadan çok etkilendim şahsen,” diyerek beni alkışlayan Damin oldu.
Onun bu haline gözlerimi devirip yarım ağız güldüm “Sende olmasan Dami kimse değerimi bilmiyor,” dedim onun gibi.
Damian gözünü kırpıp elini yumruk yapıp bana uzattı “Her zaman arkandayım Mil,” yumruğumu onunla tokalaştırdım.
“Bir şey buldum,” Jasmi’nin sesiyle hepimiz bir anda ona döndük. “Burada bir yüzyıl da sadece bir safkan olabileceği yazıyor. Yani biri ölmeden diğeri var olamaz. Soy ile ilerliyor, annenin kanında bir şey olmasa bile genlerden dolayı çocuğunda olabiliyormuş.”
“Yani Mısır’da sadece bir kişi Kayora’nın gerçek soyundan, onun kanını taşıyan tek bir kişi var.” dedim anlamaya çalışarak. “Ya o kişi ölür ve çocuğu olmazsa o zaman soy biter değil mi?”
Jasmi kafasını salladı. “Evet. Bu kural Kayors’un soyu içinde geçerli. Yani şuan Mısır’da kanında zehir dolaşan tek bir kişi var. Ayrıca kitapta Kayors’un soyundan olanların kanının onu zamanla içten içe zehirlediğini de yazıyor, damarlarında akan kan yavaş yavaş onu öldürüyormuş.”
“Ayin ne için?”
“O kısma daha gelemedim ama burada yazdığına eminim. Bazı yerlerde yine boşluk var ama bunu da çözeceğimize eminim.” dedi Jasmi bakışlarını kitaptan çekmezken.
Bakışlarım Mortis’e kaydı “Peki o zehirli kan kimin? Onu bulmamız lazım.”
“Önceliğimiz bu ayin ve o kızı kimin öldürdüğü.” söyledikleri mantıklıydı ancak zehirli kanın kim olduğunu da bulmamız gerekiyordu.
“İkisinide bulmalıyız.”
"Önceliğimiz…” sözünü kestim “İkisini de buluruz.” dedim.
Ya beni ciddiye almadı ya da bana karşı gelmenin artık boşuna olduğunu düşündüğü için sözümün üstüne bir şey söylemedi. Mortis oturduğu yerden kalktığında Damian ve Jamail’e baktı “İkiniz benimle geliyorsunuz,”
“Nereye?” diye sordu Adel hızla.
“İşimiz var,” demekten fazlasını söylemedi. Evden çıkarken Damian ve Jamail’de peşine takıldı ardından birlikte evden çıktılar.
“Biz ne yapıyoruz?” diye sordu Omar.
“Asil kanlar hakkında her kitaba ihtiyacımız olacak ayrıca şu ziyaret ettiğimiz kahin çocuk ve kızı da bulsak çok iyi olur. Belki oda bize bir yol gösterebilir.” diye açıkladım.
Onları kurtamadın.
Düşünmeyeceğim. Bunu düşünmeyeceğim. Düşünmek yasak, o çukura düşmek yasak. Kanımdaki şeyi bilmiyordum yapabilecek bir şeyim yoktu.
Senin suçun.
Düşünme. Benim suçum değildi, bilmiyordum. Düşünme, öğren, anla, yak, kır, devir. Bakışlarım haritaya kaydı ve elime bir kalem alıp kağıdın üzerine çizdim. Hücrelerin olduğu kısmı kırmızı ile işaretledim. Ardından sorgu odasına nasıl gidileceğini yolunu çizdim. Orada beni götürürlerken gördüğüm her şeyi gözümün önüne getirip alternatif yolları bulmaya çalıştım.
İdam edilirken gidilen yolları, olası bütün tehlikeleri binanın etrafını kırmızı ile çizdim ama yine de tam kroki elimde olmadığı için eksik kaldı. Ellerimi saçlarıma atıp saçlarımı geriye taradım, bakışlarım haritadaydı, elimdeki kalemi aşağı yukarı sallıyor bir çözüm yolu arıyordum.
Kendinden kaçman gerçeği yok etmedi.
Kafamın içindeki sesleri dinlememeliyim. Onlar yoklar, düşünmeyi kesmeliyim. İnkar etme hakkım vardı, kardeşimi hala kurtarabilirdim. En azından onun kanında bir şey yoktu ancak bunu sadece biz biliyorduk. Adalet bunu bilmiyordu, gerçi onlar benim kanımdakileri de bilmiyorlardı. Bunların hepsi bir avantajdı, son ana kadar da öyle kalacaktı.
“İşte burada yazıyor,” diyen Jasmi ile hızla oturduğum yerden kalkıp onun yanına oturdum ve kitabı önüme çektim. Heykelin olduğu odada bulduğum şeklin aynısı burada da vardı. Jasmi anlatmaya başlarken ben öylece sayfalara bakıyordum. “Ayin aslında laneti kaldırmak için değil, laneti güçlendirmek içinmiş. Masum bir kurban verilmesinin sebebi Kayors’un soyundan olanların onların kanındaki zehrin içten içe onları öldürülmesini engellemek için. Kayora’nın soyundaki safkan ile onunkini birleştirmeye çalışıyorlar. Etraftaki güneş işareti de kurban edildikten sonra aydınlığa ulaşmanın sembolüymüş.”
“Yani benim kanım ile,” bunun için artık deneye gerek yoktu. Herşey gözümün önündeydi “Kurban benim, bu yüzden beni istiyorlar. Ama kim olduğumu bilmiyorlar çünkü kimseye kendimi göstermedim.” kanımı istiyorlardı.
Zehir olan bir şey bir daha şifaya dönüşemezdi. “Peki adalet?” dedim anlamaya çalışarak. “Kral için ilaç arıyorlardı, Asteron ne olacak? Yalan o zaman her şey,”
Adalet kanımdakini biliyor olabilirdi.
“Bilemeyiz.” dedi Adel. “Zehir ilaca dönüşebilir Kral hasta ölümüne az kaldığını söylüyorlar.”
"Kralın hastalığını biliyor musunuz?”
“Kanındaki bir virüsten bahsediyorlardı.”
“Belki de Kayors’un soyundandır bu yüzden kanı onu öldürüyordur.” dedim bir çırpıda “Bu durumda onun varisi oğullarından biri olur. Onları bulabilirsek ve yanımıza çekebilirsek o zaman kazanç içinde oluruz.”
“Mortis geldiğinde tekrardan konuşuruz.” dedi Omar. “Ama Milena dikkatli olmanı istiyorum varsayımlar ile ilerleyemeyiz, bize kesin bilgiler lazım.”
Kafamı salladım “Haklısın,” tekrardan kitabın arasını karıştırıp çizilen resmime baktı. “Biliyordu,” dedim sessizce “Öleceğini de biliyordu benim geleceğimi benim Kayora’nın soyundan olduğumu da biliyordu.” o kız için üzüldüm onu koruyamazdım ama belki ölümün biraz olsun geciktirebilirdim.
Jasmi’nin eli omzunun üzerine yerleşti “Ölümü engelleyemezsin Milena. İnan bana bunu kanın bile yapamaz.” dedi teselli eder gibi. “Bazen her şeye yetişemeyebiliyoruz. Belki ölümü geciktirirsin ama ölüm eninde sonunda hepimizin kapısını çalacak.”
“Biliyorum.” derin bir nefes aldım “Her zaman bilmek yetmiyor.” her şeyi bilmek o kadar yetmiyordu ki… Bilmek yetseydi o zaman hiçbirimiz yanlış olan şeyleri yapmaz aynı yalana tekrardan inanmazdık. Aynı hataları tekrar tekrar yapmaz, sürekli kendimi suçlamazdık.
Yetmiyordu işte. Kime ne dersin desin bilmek yetmiyordu, bildiklerinin altında eziliyordun. Bilmek nasıl yeterdi ki?
Derin bir nefes alıp elimdeki fotoğraf ile beraber oturduğum yerden kalktım. Telefonumu da aldıktan sonra dışarı çıktım. Hemen evin önündeki kaldırıma oturdum, dizlerimi kendime çektim cebimde duran sigara paketini çıkardım. Sigara paketinin içindeki çakmağı da alıp sigaranın ucunu yaktım.
Bu sigara paketini de Mortis’den aşırmıştım, bu yüzden bunu görse sinirleneceğini bilmek keyfimi biraz da olsa yerine getirdi. Sigaramı içerken düşünceler yine zihnime hücum etti. Ben bu muydum gerçekten yani?
Milena Vivus.
Tuhaftı. Bütün her şeyin bir boşlukta sallanması, gerçek olmaması. Telefonumu dizlerimin üzerine koydum ve onun numarasını yazdım. Bir süre hem ekrana hemde fotoğrafa baktım, hangi tarafı seçmeliydim? Kabul mu etmeliydim? Yoksa inkar mı etmeliydim ?
Aramalı mıydım? Yoksa aramamalı mıydım?
Kimsem kalmamıştı ki zaten, bir o kalmıştı ama yine de oda beni görmezden gelirse tamamen kimsesiz kalacağımı kimsemim olmadığını kabul etmek istemiyordum. Çocukça bir hareketti ama istemiyordum. Şu dünya da yanımda olmasa bile benim için var olan birini olmasını istiyordum.
Yüzünü görmesem, sesini duymasam bile sadece dünya üzerinde varlığının olması ile yetinmek istiyordum. Bir kez bile olsun benim de arkamda olacak birini hak eden bir kadındım. Ama bu ülke hiçbir kadına hak ettiğini vermezdi.
Bu düşünce kendime gelmemi ve öfkelenmemi sağladı. Telefonu kapatıp cebimde koydum dizlerimi iyice kendime çektim. Elimdeki sigarayı kaldırım taşında söndürdüm elimdeki resmi buruşturup kenara fırlattım gözlerime gelen yaşları geri ittim.
En sonunda oturduğum yerden kalktığımda karşıdan gelen üç kişiyi gördüm. Mortis, Damian ve Jamail. Bakışlarımı tamamen normale çevirip çenemi dikleştirdim. Damian bana doğru geldiğinde elini yine yumruk yaptı, bu artık onunla birbirimize söylemediğimiz bir selamlaşma olmuştu.
Yumruğumu onunla tokuşturdum “Selam Mil. Hava serinledi niye burdasın?”
Omuz silktim “Sigara içmeye çıktım.” eve doğru ilerledim. “Yeni şeyler bulduk. Siz nerelerdeydiniz?”
“Harita işini hallediyorduk.” dediğinde kafamı salladım.
İçeri girdiğimizde Jasmi’nin çorbayı karıştırdığını gördüm, Adel’de bir yandan da masanın üzerindeki kağıtlar topluyordu. “Biraz mola vakti.”
“Yemek!” diye ellerini birbirine sürttü Damian “En sevdiğim.”
“Sen niye kardeşimin dibindesin Aris?” soru ile beraber Jasmi’nin dibinde durmuş çorbaya bakan Aris’i fark ettim. Bu aralar onların arasındaki yakınlığı fark edenin sadece ben olmadığımı biliyordum, bu çok bariz bir şeydi ancak bunu kabullenmeyen tek kişi Jamail’di. Aris’i ne zaman kardeşinin yanında görse saçma sorular soruyor sinirleniyordu.
“Çorba kaselerini koyuyorum.” dedi gayet rahat bir şekilde Aris.
“Güzel, koy ama kardeşimden uzakta.”
Jasmi arkasını dönüp kardeşin kaşlarını çatarak baktı “Ben kendi sınırlarımı biliyorum Jam. Senin bana abilik yapmana gerek yok.” onu ikinci defa bu kadar sert bir ses tonunu kullanırken görüyordum. Bunun üzerine Jamail bir şey diyecek oldu ama sadece sustu.
Masaya doğru ilerledim, yemek yerken bugün herkes fazlasıyla sessizdi. Yemeklerimiz bittikten sonra hep beraber sofrayı topladık. “Harita birkaç güne tamamen elimizde olacak.” diye konuşmaya başladı Mortis “Bu gece bir davete katılacağız.”
“Neden?” diye sordum hemen.
“Haritayı bizim için oluşturacak kişi için bir iyilik yapacağız.”
“Nasıl bir iyilik bu?” diye sordu Jasmi.
“Birini ortadan kaldıracağız.” bunu o kadar rahat söyledi ki tüylerim diken diken oldu.
“Ne?” dedim hiddetle. “Hani siz kimseyi öldürmezdiniz. Temizdiniz ya, hani kimsenin kanını elinize bulamazdınız. Ayrıca öylece masum olan birini mi öldüreceğiz?” kafamı iki yana salladım “Kafayı yemiş olmalısınız.”
“Yargılamadan önce bence dinle. Öldüreceğimiz adam bu, Ezkar Kanaş ” cebinden bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta otuzlu yaşlarında oldukça genç ve yakışıklı takım elbiseli bir adam vardı. Adam kahverengi kısılan gözleri, geriye taranmış özenli saçları ve üzerinde pahalı takımdan da belli olduğu şekilde varlıklı birine benziyor.
“Küçük çocukları yurtdışına kaçırıyor, çoğunlukla yetim olanları. Kolundaki saati görüyor musunuz? Oldukça nadir ve maddi değeri büyük bir saat. Harita için anlaştığımız kişi bu saati istiyor ancak eğer şartlar uygun olursa bu adamı ortadan kaldırmak karlı olacak. Bunu kimse değil ben yapacağım. Kimse dikkat çekmesin.”
“Neden sen?” diye sordum.
“Önceliğimiz saati bir çizik bile almadan o adamdan almak.” diye devam etti beni duymazlıktan gelerek. “Kimse benim sözümün dışında adama dokunmayacak. Gerek görmezsem adamın kılına bile dokunmayacaksınız.”
“Yani onu orada öylece bırakacağız öyle mi?”
Keskin buz mavisi bakışları bana döndü “Gerekirse evet.” dediğinde sesinden sorun olma dediğini anlayabildim. Her şeye aşırı tepki veriyordu o kadar da sorunlu biri değildim. Emin misin? Bence herkes biraz sorunluydu o yüzden bu benim suçum değildi.
Aris heyecanla oturduğu yerden kalktı “O zaman gece şenlik var!” dedi coşkuyla.
Onun bu haline tebessüm ettim. Sanki hiç dünyanın sonu gelmiyormuş gibi davranıyordu, gerçi kıyametin yaklaştığını sadece ben düşünüyordum. Çünkü kıyamet bendim, yakan bendim ama yanan da bendim. Son ve başlangıç bendim. Oyun da bendim, kurucu da
🏺
Üzerimdeki elbise bir erkekten beklenmeyecek şekilde zevkli bir elbiseydi. Mortis bunu giymem için yatağın üzerin bıraktığında ilk görüşte elbiseye aşık olsamda üzerimde bu kadar güzel duracağını asla tahmin etmemiştim.
Kan kırmızısı olan elbisenin askıları inceydi, aşağı indikçe tam omuz kemiğimin hizasından aşağı doğru elbise ile aynı renkte taşlar iniyordu. Derin bir göğüs ve sırt dekoltesi vardı ayrıca tam kasıklarımın hizasında yukarıdan aşağı belimi ortasına çıkacan bir büzgü vardı. Göğüslerimin arasından aşağı doğru taşlar ile çizgi geçiyordu, bana göre bu bir çizgi değil yılana benziyordu. Elbisenin yarısı zaten neredeysen hep taştı.
Elbise tül olduğu için özellikle sağ bacağım tülün altında belirgin bir şekilde belli oluyordu. Giydiğim kırmızı topuklulara rağmen elbise ve kuyruğu hala yerde sürünüyordu.
Elbise fazlasıyla abartılı olduğu için makyajı çok abartmamıştım ama yine de yüzümdd beni gören birinin beni tanıma ihtimalini düşürecek kadar makyaj vardı. Saçlarım normalde de çabuk uzadığı için omuzlarıma değmeye başlamıştı bile.
Kapının açılması ile beraber bakışlarımı aynadan çektim ve içeri giren Mortis’e çevirdim. Onun üzerinde ise siyah pahalı olduğunu anladığım bir takım vardı. Saçları normalden daha düzgündü o dağınıklığı yoktu. Takımın ceketinin cebinde ise aynı elbisemin renginde bir açelya çiçeği vardı.
Kaşlarım havaya kalkarken dudağımın kenarı kıvrıldı “Kırmızı Açelya?” dedim sorar gibi. “Hiç çiçek adamı değilsin oysa,”
Bana doğru bir kaç adım attığında ancak o zaman elindeki lacivert kutuyu fark ettim. “Çiçek takmak Jasmi’nin fikriydi.”
“Onları gerçekten önemsiyorsun,” diye mırıldandım. Onlara güvenmese bile onları seviyor onlara değer veriyordu.
Omuz silkti “Jasmi fazlasıyla narin biri. Onu kırmak kolay ama toparlamak zor,” dedi. Elindeki kutuyu açıp bana doğru uzattı. “Elbisen ile uyar diye düşündüm.” bakışlarım kutudaki yılan desenli altın rengi şahmerana kaydı. Yılanın sırtında küçük kırmızı yakutlar vardı.
“Benim için aldın yani?”
“Senin için,”
“Kabul edeyim bari,” dedim şahmerana uzanırken. “O kadar masraf yapmışsın, ayıp olmasın,” önce bileğime taktım daha sonra parmağımdan geçirdim.
“Sana yakıştı.”
“Teşekkür ederim,” gözlerimi onunkilere çevirdim. “Farklı duruyor muyum?”
“Aynısın,”
“Yani zor duruma girmeyelim diye kontörü biraz fazla yaptım. Yüzüm biraz değişsin diye. Ben artık saklanmayacağım bunu sana söyledim. Ben risk alırım, sadece bunun ucunda kardeşim var. Geri adım atmak değil bu sadece olduğum yerde durmak.”
Kafasını salladı “Emin ol geride değilsin.”
“Üzerime bir şey almama gerek yok. Gidebiliriz.” onun yanından geçerken yine kokusu burnuma geldi. Bu sefer üzerinde farklı biraz ağır bir parfüm kokusu daha da vardı ama bu bile ona yakışmıştı. Düşünme, öyle düşünme. Onun hakkında düşünmem gereken tek şey ona ettiğim ihanetti. Onun arkasından çevirdiğim işleri düşünmeliydim, kafamın içinde başka bir şeye yer yoktu. Zaten olmamalıydı.
Mortis’i bırakıp aşağı indiğimde Vita hemen ayaklarıma dolandı, bazen o kadar sessizleşiyordu ki onu tamamen unutabiliyordum. “Kızım merak etme hemen geleceğim,” dedikten sonra uzaktan bir öpücük gönderdim. Bu elbise ile eğilmem mümkün dahi değildi.
“Gerçekten her seferinde sadece ben mi geç kalıyorum?” derken ellerimi belime yerleştirmiştim.
“Evet. Biraz beni örnek alıp daha hızlı giyinebilirsin,” diye Adel kendini gösterdi. Üzerinde siyah,tamamen bedenini ortaya döken, derin göğüs dekolteli, dizlerinin biraz üzerine biten, uzun kollu kadife bir elbise vardı. Siyah saçlarını sıkı bir at kuyruğu yapmış, mavi gözlerini tamamen ortaya çıkaracak bir şekilde koyu göz makyajı yapmıştı. Dudaklarında ise kırmızı bir ruj vardı. Kesinlike ne kadar seksi olduğunu söylememe gerek yoktu.
“Hey Mil o benim hatunum!” diyerek Adel’e yapıştı Damian.
Gözlerimi devrdim “Yemedim hatununu,” diye homurdandım. Normalde buna da laf söyleyecek olan Adel sadece Damian’a dik dik baktı ancak onu itmedi. Oda değişik, duvarları olan bir kızdı ama Damian’a karşı daha yumuşak olmaya çalıştığını bililyordum.
“Gerçekten çok güzel duruyorsun,” dedi Jasmi sesindeki beğeniyi gizlemeden. “Bu elbise tamamen senin için yapılmış.”
Dudaklarıma hemen bir gülüş yerleşti “Teşekkür ederim. Sende çok iyisin,” diye karşılık verdim. Üzerinde zümrüt yeşili uzun kolları olan saten bir elbise vardı.
“Çok güzel değil mi?” dedi Aris bana dönerek. Son zamanlarda duygularını tamamen açığa çıkarıyordu.
“Sanane Aris!” dedi Jamail. “Kardeşim güzelse bana güzel. Sana ne oluyor!”
“Jamail,” dedi uyarı dolu bir ses ile Jasmi. “Yeter,”
Tam bir şey söyleyecekken Omar araya girdi. “Bugün gerginlik yok,” dedi. “Sadece o saati alıyoruz dans ediyoruz sonra eve gelip kafayı buluyoruz.”
Mortis’de aşağı indiğinde ekibe döndü “Her zaman papağan gibi her şeyi tekrarlamama gerek yok diye düşünüyorum. Herkes kendi işini biliyor.” bakışları bu sefer bana döndü “Sakın dikkat çekme ve başını belaya sokma.”
Gözlerimi devirip arkamı dönüm ve çıkışa yöneldim. Sürekli bunu vurgulaması canımı sıkmaya başlamıştı, sanki hep durduk yere başıma dert açıyordum. Bende sorun çıksın istemiyordum ancak herkes bana karşı cephe almışken ne yapabilirdim ki? Savaşacaktım.
Arabaya bindiğimizde yol boyunca sanki ikimizde konuşmamaya yeminli gibiydik. En sonunda araba yavaşlamaya başladığında sessizliği bozan Mortis oldu. “Orada ne görürsen gör, ne olursa olsun sakın ters bir hareket yapma,” diye uyarıda bulundu.
Kaşlarım anında çatılırken ona döndüm “Bir sorun mu olacak?”
“Hayır, sen rahat durursan olmayacak. Sözümden çıkma ve kimseye bulaşmadan yanımda otur.”
“Oradan bakınca süs bebeğine mi benziyorum Mortis?” dedim anında yükselerek. “Eğer müdahale edilmesi gereken bir şey varsa ederim. Onun dışında durup dururken niye olay çıkartayım?”
“Sözümden çıkma,” diye yeniledi. “En azından kardeşin için tamam mı? Bunu onun için yapıyoruz,” işte yine aynı şey oluyordu. Konu o olunca ipler benim için kopuyordu. “Bana söz ver,”
Derin bir nefes aldım. “Söz veriyorum, Elena için.”
Mortis arabadan indikten sonra arabanın etrafında dolanıp benim kapımı açtı ve elini bana uzattı. Önce eline baktım daha sonra elimi onun kocaman olan avucunun içine bıraktım. Eli hemen dünyanın en normal şeyiymiş gibi elimi kavradıktan sonra diğer eli de belime yerleşti.
“Biraz gülümse,” diye fısıldadı kulağıma.
“Niye gülümseyecekmişim?” dedim aksi bir şekilde.
“Buradaki herkes gülümser, insanlara onları yakacakmış gibi bakmamalısın.” dediğinde haklıydı. İçeri girerken yüzüme sahte bir gülümseme yerleştirdim. İçerisi oldukça büyük ve asortik bir mekandı. Salonun tam ortasında kocaman bir avize vardı. Duvarlarda ise değişik ama göz alıcı işlemeler bulunuyordu.
Etrafta bir sürü zenginlerden oluşan insanlar vardı. Kadehleri tokuşturuyor sahte gülüşlerini birbirlerine sunuyorlardı. Sadece para ve statü ile bir araya gelen insanlardan nefret ediyordum, bu ortamdan şimdiden nefret etmiştim. “Doktor ne olacak?” diye sordum merakla.
“Bir süre daha misafirimiz olacak. İşe yarayacağı zamana kadar onu canlı tutacağız,” diyerek açık uçlu bir cevap verdi yine. En sonunda bir masaya oturduğumuzda bakışlarım etraftaydı, ekipten herkes farklı bir masalarda oturuyordu.
“Burada öylece adamın gelmesini mi bekleyeceğiz?”
“Evet,”
Masanın üzerinde duran şarap şişesine uzandım ve kadehin yarısını doldurup kocaman bir yudum aldım. Elimden geldiğince kimse ile göz göze gelmemeye çalışıyordum, yüzümdeki makyajdan dolayı beni tanıyamazlardı zaten ama yine de içim rahatsızdı.
“O fotoğrafı neden dışarı attın?” sesi yakından gelince kaşlarımı çatıp ona döndüm. O bunu nereden biliyordu ki? Halbuki kimse görmesin diye köşeye doğru atmıştım.
Omuz silktim umursamazca “Saçma sapan bir resim, anlamı yok.” diye beyaz bir yalan söyledim. Ona tabiki de o resim sinirlerimi bozup ne kadar aptal yerine konulduğumu ve yalnız olduğumu yüzüme vurduğunu söyleyemezdim. Bana acımasını istemiyordum, beni tekrardan zaafımdan vurmasını istemiyordum.
“Öyle olmadığını biliyorsun,”
“Hayır bilmiyorum,” kadehi başıma diklediğim sırada yutmakta zorlandım. Boğazım yandı ama yüzümü bile buruşturmadım. Carol Of The Bells şarkısı çalmaya başladığında çiftler oturdukları yerden kalkıp dans etmeye başladılar.
Mortis’in yanımdan kalkıp sandalyemin etrafında dolandı tam önüme geldiğinde elini bana uzattı “Benimle dans eder misin gün yıldızı?” diye sordu. Belki de ilk defa bu kadar içten rica ettiğini hissediyordum.
“Dans etmeyi bilmiyorum,” dedim hemen.
“Ben öğretirim. Sadece bana bırak.” gözlerine tereddüt ile baktım. “Derelinquas te mihi,” diyerek latince konuştu Kendini bana bırak.
Tereddütte kalsam bile elimi onun elinin üzerine koydum, sahnenin tam ortasına kadar ilerlediğimizde Mortis’in eli belimi buldu ve beni iyice kendine çekti. “Ayaklarını benimkilerin üzerine koy,” dedi emreder bir tonda.
“Ne!”
“Ayaklarını benimkilerin üzerine koy,” diye yeniledi cümlesini.
“Tabiki de hayır. Ayakkabılarım topuklu.” diye itiraz ettim.
Sabır çeker gibi derin bir nefes aldıktan sonra beni hiç umursamadan ayaklarını benim ayaklarımın altına aldı. Böylece ayaklarım onun ayakkabılarının üzerindeydi. “Canın acır,” dedim fısıltı gibi çıkan bir ses ile.
“Acımaz,” dedi ve ayaklarını hareket ettirmeye başladı. Refleks olarak ellerim ensesine tutundu oda diğer elini de belime yerleştirip yüzlerimiz arasındaki mesafeyi azalttı. O hareket edip döndükçe benim yaptığım tek şey onun ensesinini daha sıkı tutmaktı.
“Dans etmeyi nasıl biliyorsun?” diye sordum nefesim kesilmiş bir şekilde. Şuan etraftaki insanların bir önemi yoktu, sadece biz vardık. Benim onun ensesine sarılan ellerim, onun belime sarılan elleri vardı.
“Daha bilmediğin çok şey biliyorum,”
“Nasıl?”
“Annem hep centilmen biri olmam gerektiğini söylerdi,” sesindeki durgunluğu anlayabilmiştim.
“Ama öyle biri değilsin,” dedim ama bunu dediğim anda pişman oldum.
“Değilim,” diye onayladı. “O resmi niye attın?” diyerek konuyu değiştirdi yine.
“Önemsizdi,” dedim.
“Bana yalan söyleme Milena,”
Ensesindeki ellerim daha da sıkışlatı “O zaman sende yalan söylememi gerektirecek sorular sorma!” bir kaç kez etrafımızda döndük. “Sana bir şeyler anlatmak istemediğimde beni zorlama! Çünkü yarın o anlattığım şeyi yüzüme vurup vurmayacağından emin olamıyorum.”
“Bunu düzelteceğim,”
“Bu bir makine değil. Düzeltemezsin. Sana güvenmiyorum, güvenmeyeceğim. Sana söylediğim her sözü hep on kere düşüneceğim, bu senin suçun.” belimde olan elleri daha da yukarı çıplak sırtıma doğru ilerledi.
Gözleri sanki kendinden nefret ediyormuş gibi öfkeyle kapanıp açıldı “Özür dilerim,” dedi dişlerini sıkarak. “Nasıl düzelteceğim?”
“Düzeltemezsin,” dedim tek seferde.
“Milena,”
“Bulacağım,” dedi kararlı bir ses ile. “Bir yolunu bulacağım.” şarkı bittiğinde hiç beklemeden ayaklarının üzerinden indim ve masaya doğru ilerleyecekken ileride bakışları bende olan bir adam dikkatimi çekti. Bu oydu. Aradığmız adamdı.
Hiç beklemeden adama doğru ilerlediğimde Mortis hemen arkadan bana yaklaştı ve eli belime sarıldı. “Milena,”
“Sorun çıkmayacak,” dedim gülerek.
Adamın tam önünde durduğumda onun gibi gülümsedim “Merhaba,” dedim nazik ve samimi bir sesle. “Bana baktığınızı gördüm de tanışıyor muyuz acaba?”
Ezkar’ın gülüşü daha da büyüdü “Ah hayır!” dedi bozuk bir aksanla arapça konuşurken. “Sadece o kadar güzel dans ediyorsunuz ve o kadar güzelsiniz ki gözlerimi bir an sizden alamadım.” yanımda olan Mortis’in kasıldığını belimde sıkılaşan elinden fark ettim.
Elini bana uzattı “Ezkar,” eline baktığıma midemin çalkalandığını hissettim. Tanrı bilir kaç kişiye o pis elini sürmüş kaç çocuğu esir almıştı.
Elini sıkıp kendimi gülmeye zorlandım “Milena,” bakışlarım tuttuğum elindeki saate kaydı. Adamdan sağ salim almamız gereken saat buydu. Ezkar denen adamın bakışları bu sefer yanıma duran Mortis’e kaydı ve ona da elini uzattı “Ve siz?”
“Mortis,” dedi Ezkar’ın elini sıkarak. “Kocasıyım.” sesi net ve sahipleniciydi. O an kaşlarımı çatmamak için kendim ile büyük bir mücadele vermiştim.
“Sizinle tanışmak çok güzeldi.” dedikten sonra ona doğru gelen genç kıza döndü. Kız daha yeni on sekizine girmiş olmalıydı. Ezkar’ın eli kızın beline yerleştiğinde kızın yüzünden rahatsız olduğunu anladım ve bu midemin bulanmasına neden oldu.
Mortis benimle beraber arkasını dönerken “O kızı almalıyız.” dedim net bir sesle.
“Ben halledeceğim,” dedi Mortis ardından ekibe döndü. “Saatti aldım, siz gidin ben halledeceğim.”
Şaşkınlıkla ona döndüm “Ne ara aldın?” diye sordum hayretle.
“Hokus, pokus,” diyerek sırıttı. Tokalaşırken adam farkettirmeden almıştı ama o kadar profesyoneldi ki ben bile fark etmemiştim.
“Beraber gitmeliyiz,” dedim konuyu değiştirerek. “Sen gittiğinde geç olabilir şimdi gidelim,” olduğum yerde durduğumda Mortis’de durdu.
“Ben halledeceğim,” dedi net bir sesle.
Bakışlarım Ezkar ve yanındaki kıza kaydı. Ezkar yanındaki kızın kolunu kavramıştı, ben bu adamın nasıl biri olduğunu bilmesem normal bir tutuş olduğunu sanabilirdim ama öyle değildi.
“Çok geç olacak,” dediğimde artık beni tutmak için çok geçti. Hiç beklemeden ondan uzaklaştım ve kalabalığın arasına karıştım. Ezkar ve kızın lavaboların olduğu yere ilerlediğini gördüğümde kalbim o kıza bir şey olma ihtimaline karşı daha da deli gibi atmaya başladı.
Ben onların peşinden giderken en sonunda kadınlar tuvaletine girdiler “Sana daha geç kere şu yüzüne çeki düzen vermeni söyleyeceğim!” diye haykırdığını duydum Ezkar itinin.
“Özür dilerim!”
Hızla kapıyı açıp içeri girdiğimde Ezkar’ı kızın bileğini sertçe kavramış olduğunu gördüm “Her şey yolunda mı?” diye sordum gülümseyerek.
Ezkar’ın dudaklarında sahte bir gülüş oluştu “Evet bilirsiniz işte karı koca tartışmaları,” bakışlarım kıza kaydığında gözlerinde akmaya hazır olan yaşları gördüm.
“Bana hiç öyle gelmedi,” derken bir adım ilerledim. “Bence kızı bırakabilirsiniz,”
“Karı koca arasında Milena hanım.”
“Ezkar,” dedim daha sert bir sesle. “Kızı bırak.”
“Sende kimsin?” dedi alayla.
“Milena,” bir adım daha yaklaştım. “Milena Marad,” herşey ani bir şekilde gelişirken elbisemin içine sakladığım bıçağı çıkarıp Ezkar’ın bacağına fırlattım. Ezkar acı içinde inleyip bacağını tutarken kızı bırakmak zorunda kaldı. Tam o anda kapı açıldı ve ben kızı kollarımın arasına aldım “Sorun yok,” dedim kollarımda ağlamaya başlayan kıza. “Burdayım, kurtardım seni.”
Mortis’in öfkeli bakışları bendeydi ama onu umursamadım. Hatta daha da korkusuz bir şekilde gözlerine baktım pişman olmadığımı anlasın istedim. Aynı anda içeri Jasmi’de girdiğimde bana sarılan kıza uzandı. “Sorun yok,” dedim tekrardan. “Seni güvenli bir yere götürecekler.”
Kız ağlamaya devam ederken elimi sıkı sıkı tuttu “Teşekkür ederim.” dedi minnetle. Gülümsedim burukça ve elini bıraktım “Ona güvenebilirsin!” derken Jasmi’yi gösterdim. “Seni güvenli bir yere götürecek,” kız tekrardan kafasını salladı. Jasmi ile beraber dışarı çıktıklarında Ezkar’n acıdan bayıldığını gördüm.
“Ne zaman beni dinleyeceksin!?” adeta bunu karşıma gelip haykırmıştı.
“Vak-” devam etmeme izin vermedi. “Sana ben halledeceğim dedim! Senden tek basit bir şey istedim ya, tek bir şey! Bir kere olsun sözümden çıkma dedim!”
“Bağırmayı kes,” dedim onun aksine sakin bir şekilde.
“Sende artık başına buyruk olmaktan vazgeç! Yeter lan yeter! Bir kere de sorun çıkartma! Burnunun dikine gitme! Sadece tek basit görevin vardı onu bile yapamadın! Sana ne görürsen göreyim sorun çıkarma dedim!”
“Sen halledene kadar geç olurdu!” dedim onun gibi bağırarak. Bağırmak istiyorsa bende bağırırdım. “Geç olacaktı! Sana dedim uyamam dedim!”
“Söz verdin!”
“Bir kızın ölmesi sözden daha üstündü! Bilerek olmuyor tamam mı!?” sesim öfkeden mi bilinmez titredi. “Ben kahraman değilim ama kimsenin özellikle bir kızın canının yanmasını izleyemem! Onun ölümünü izleyemem!”
Kimse bana sahip çıkmadı diye herkese sahip çıkmaya çalışıyordum.
“Git,” dedi sadece en sonunda bana. “Kalırsan iyi şeyler olmayacak. Ekiple dön eve,”
“Ne bu sözünde durmadım diye beni yanından mı kovacaksın?”
“Hayır,” dedi tek nefeste “Senin bulaştığın pisliği temizleyeceğim. Birinin kirlenmesi gerekiyor.”
Benim yarım bıraktığım işi tamamlayacaktı. Neden benim için tekrardan kendini kirletiyordu? “Bunu yapmana-”
“Git Milena.”
“Sözümü kesip durma!” diye yükseldim.
“Git!” dedi oda benim gibi yüksek sesle. Bunu söylerken yüzüme o kadar yakındı ki irkilmemem imkansızdı.
“Sende siktir git!” yanından geçip lavabodan çıktım. Kimseyi umursamadan mekandan çıktığımda ekibin dışarıda olduğunu gördüm. “Jasmi ve Adel yurda mı gitti?” diye sordum Aris’e.
Kafasını sallarken arabaya bindik. “Hep başımıza iş açıyorsun?” diyen Jamaildi.
Güldüm sadece bu dediğine hatta kahkaha attım “Bunu iltifat olarak algıladım.” diye alaya vurdum. Çünkü alaya vurmazsam canım yanardı çünkü kendime itiraf etmek istemesem de bu insanların sözüne artık kırılmaya başlıyordum.
“Neyse en azından artık hayatımızda aksiyon var,” diyerek devam etti Jamail.
Eve gidene kadar kimse tek kelime etmedi. Eve vardığımızda içeri girme zahmetine bile girmeden evin önündeki kaldırıma oturdum. “Siz gidin ben biraz burada oturup sigara içeceğim.” dediğimde itiraz etmediler.
“Çok durma,” dedi Damian “Üşürsün.”
Ona gülümserken kafamı sallamakla yetindim. Biraz zaman sonra Adel ve Jasmi geldiğinde yanımdan geçip gitmek yerine yanıma çöktüler. “Bugün yaptığın yanlış değildi.” dedi Adel. “Bende olsam bende aynısını yapardım.”
“Bende,” diyerek ona katıldı Jasmi.
“Ve haklısın,” elini omzuna koydu ve mavi gözlerinde şefkat oluştu “Biz kadınların birbirimizden başka kimsemiz yok.”
Diğer omzumda Jasmi’nin elini hissettim “Biz birbirimizin şehri, ülkesi, yurduyuz.” dedi gülümseyerek.
Derin bir nefes alıp gökyüzüne baktım “O nasıl?” diye sordum kızı kastederek.
“Daha iyi olacak. Adı Elena’ymış.” içimde öyle bir koptu ki kardeşimin özlemi kimsesizliğimin bile üzerine geçti. “Senin kardeşinde iyi olacak Milena, onu bulacağız.”
“Bu üçlüden bir şey kaçmaz.” diye destek verdi Adel.
Benim artık bir değil üç kız kardeşim vardı.
“Biz içerdeyiz,” dedi Jasmi yalnız kalmak istediğimi anladığımda. Adel ile beraber oturdukları yerden kalktığında yine tek başıma kaldım.
Telefonuma yine aynı numarayı çevirdim ve bekledim. Arama cesaretini bulmak için kaç saate ihtiyacım olduğunu bilmiyordum. Mortis’de hala gelmemişti, ilk onu aramak istedim ama sonra vazgeçtim. Ona hala sinirliydim. Sinirli miydim?
Hayır sadece kendimi kandırıyordum ve onu merak etmeye başlamıştım. Saatlerdir yoktu, işi bu kadar uzun sürmüş olamazdı. Yazdığım numarayı silip Mortis’in ismine tıkladım ve açmasını bekledim. Telefon çaldı çaldı ve telesekreter düştü.
Kaşlarım çatıldı ve tekrardan aradım yine açmadı. Hatta yetmedi mesaj attım.
Milena ; Neden açmıyorsun?
Milena ; İşin bu kadar uzun süremez.
Milena ; Hala kızgın mısın?
Milena ; Ben daha da kızgınım!
Mesajlaşmadan çıktım ve onu aradım. Abimi. Tabiki de açmadı, zaten hiç açmazdı. Bu yüzden arama telesekreter düştüğünde konuşmaya başladım “Gelmen lazım. Artık gelmen lazım, Elena zor durumda geri dönülmeyecek bir yola girdim.” titrek bir nefes aldım. “Abi,” adeta çocuk gibi mızlandım “Artık gerçekten burada olman lazım. Gel, lütfen benim için olmasa bile Elena için…” zorlukla yutkunmaya çalıştım.
“Ben…Ben herkese ilaç olabiliyorum ama kendime sadece yarayım. Kendi yaramı saramıyorum, kendi canımı yani Elena’yı bulamıyorum. Gel lütfen yalvarıyorum. Abi çok ihtiyacım var. Birine ihtiyacım var arkamda duracak, kimsem olacak birine ihtiyacım var.” gözümden bir damla yaş aktığında daha fazla konuşamadım.
Telefonu kapattığımda artık bitmiştim. Kimsesizdim, o mesaj boşunaydı. Oturduğum yerden kalktığımda telefonum çaldı. Ekrana gördüğüm kişi sinirlerimi bozduğunda meşgule attım, o benimkileri açmıyorsa bende onun telefonlarını açmazdım.
Bir kaç aramadan sonra telefon sesi kesildi. Olduğum yerde ayakta durmuş dikilirken önce araba farları gözümü aldı daha sonra tekerleklerin çığlık sesinde sert bir şekilde durduğunu duydum.
“Umarım o telefonu açmamak için sağlam bir sebebin vardır.” diyen kişi tabiki Mortisti. Bana doğru ilerlerken gözlerimden akan yaşlara rağmen çenemi dikleştirdim. Bakışları hemen akan gözyaşlarıma takıldı.
“Senden neden açmadıysan bende o sebepten açmadım.”
“Ceset temizliyordum,” dedi soğukkanlı bir şekilde.
Kafamı salladım “Güzel bende kendi ruhumun parçalarını temizliyordum.” diye karşılık verdim. Gardımı indirmemiştim ve öyle kolay kolay indirme niyetim yoktu.
“Ne oldu?”
“Sanane.”
“Milena,”
“Sanane,”
“Sorun ne?”
Kaşlarımı yukarı kaldırdım “Hiç bana boş yere bağırmamış gibi davranıyorsun.”
Bakışları anında sertleşti “Bizi ve en önemlisi kendini tehlikeye attın.”
“Onu orada bırakamazdım.. Pişman değilim,” lanet olası yaşlar neden hala akmaya devam ediyordu ki?
“Hala ağlıyorsun?” yüzümdeki yaşları elinin tersiyle sildi. “Sana bağırdığım için mi ağlıyorsun? Sen öyle bir kadın değilsin. Sen bir adamın sana bağırdığı için ağlayacak bir kadın değilsin ama eğer bunun içinse ağlama.” o sildikçe yenisi gelmeye devam eden gözyaşlarından nefret ediyormuş gibi bakıyordu “Eğer bunun içinse özür dilerim. Ben hemen yükselirim. Haklıydım ama çok bağırdım. Milena, özür dilerim.”
Karşımdaki adam ben ağlamayayım diye özür diliyordu. Düşmanım deyip ihanet ettiğim adam yapıyordu bunu. Sürekli onu kışkırtıp başıma buyruk davranmama rağmen yapıyordu bunu. Bu sefer daha çok ağlamaya başladım.
“Milena…”
“Sorun sen değilsin,” dedim ağlarken. “Ben hep zor durumda olanın yanına oluyorum çünkü kimse benim yanımda değil.”
Bakışları hala gözyaşlarımdaydı ancak beni dikkatle dinlediğini biliyorum “Kimsesizlik çok zor Mortis. Ben o kadar kimsesizim ki, etrafım o kadar yalanlar ile dolu ki,” dudaklarımdan küçük bir hıçkırık kaçtı. “Abim o benim. O kadar yok ki bazen kafamda kurduğumu hissediyorum. Gerçekten var olmuş mu bilmiyorum.”
Gözyaşlarımı sildim sertçe “Siz benim ailem olmaya başlıyorsunuz, kalbime dokunuyorsunuz ama ben bunu istemiyorum. Güvenemem. Yapamam ki, sizde bana sırtınızı çevirirsiniz.”
“Milena-”
“Söz veremezsin.” dedim hemen. “Olacak bu biliyorum. Herkes yalan, benim hayatım bile yalan. Kimim mesela onu bilmiyorum. Bana öğretecek kimsem yok, yalnız olmaktan yoruldum. İnsan yorulur mu yalnızlıktan? Ben o kadar yoruldum ki.” gözlerine acıyla baktım. Gözlerime acıyla baktı. “Benim bir dağım yokmuş, o dağı ben kafamda kurmuş ona inanmışım. Benmişim o dağ. Babam bile yalanmış, abim yalanmış, annem yalanmış, herşey yalanmış.”
“Yalnız değilsin,” dedi yüzümü ellerinin arasına alırken “Ben varım, biz varız.”
“Hayalsin sende, aslında yoksun. Bir gün olmayacaksın.”
“Olacağım. Yaşadığım sürece.”
“Yalan.”
“Anlat bana,” dedi çaresiz bir sesle. “Anlat asıl sorunu çözelim.” dediğinde artık içimde bir şeyler sakladığımı bildiğini anladım.
“Beş dakika istiyorum senden.” diye konu değiştirdim.
Üsteler sandım ama onun yerine kollarını sıkıca bana doladı. O an ilk defa kafamı onun göğsüne yaslamak yerine kollarımı onun beline doladım. Ona ilk defa gerçek anlamda içten gelerek sarıldım. “Unutacağız değil mi?” diye sordum burnumu çekerken.
“Konuşmak yok Milena.”
“Ama-”
“Şşş,” elleri uzamaya başlamış saçlarımda gezindi. “Beş dakika sonra konuşacağız.” gözlerimi kapatıp kendime sakinleşmek için zaman tanıdım. Bugün onun kollarında teselli buldum ve bu saatten sonra bu oyunun kurallarını sadece kendim için değil bu ekibe göre şekillendirmem gerektiğini biliyordum.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir bal kuşlarım kahin alfabesini instagram hesabımda paylaşacağımmm beklemede kalın
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar



Basyapit mubarekkkk
YanıtlaSilOyy okuyan gözlerine sağlık yerimmm
SilBu adamm mükemmelll
YanıtlaSilEline sağlık yazarrr🤍
Teşekkür ederim 🫂🥹
Sil