Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 24.PERDE
"Kendini sevmek istiyorsan
önce kusurlarından başla."
Her şeyi Yak - Duman
Ben Varım - Ayten Alpman
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN KİŞİ VE OLAYLAR TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
X/ruhunlasavass
İyi okumalar ballarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
Göğüs kafesimin içinde içimi için için kemiren bir şey vardı. Kafamın içinden çıkmıyor göğsümün ortasında ağrı yapıyordu. Kaçmak, kulaklarımı tıkamak işe yaramıyordu, bu yolda ya o beni bitirecekti ya da ben onu bitirecektim.
Sarp’ın kollarının arasında olduğumu hissettiğimde gözlerim hafifçe aralandı. Benim uyandığımı fark ettiğinde bakışları bana döndü “Uyandırdım mı?” dediğinde uyuduğumuz odaya girdiğimizi fark ettim.
“Yok.” dedim lakin sesim çatallı çıkmıştı. Sesimden hala uyku akıyordu “Uyu hadi.”
“Saat kaç?” diye sordum.
“Sabaha karşı dört falan.” beni yatağa bıraktığında kendisi de benimle beraber yatağa girdi lakin birden uykum kaçmıştı. Bakışlarım onun üzerinde takılı kalırken tekrardan aklıma bugün onun doğum günü olduğunu geldii.
“Ayağın bu haldeyken beni kucağına aldın?” kaşlarım çoktan çatılmıştı. Kendine dikkat etmemesi sinirlerimi bozuyordu. “Kendi başına bile zor yürüyorsun neden beni kucağına aldın ki!”
“O kadar da zorlanmadım.”
“Yalancı.” dedim hemen. “Sen bu aralar bana hep yalan söylüyorsun. Ceza vereceğim artık sana.”
Onunda bakışları anında kısıldı “Hm.” dedi düşünüyormuş gibi “Dudaklarının dudaklarıma değeceği bir cezaysa neden olmasın. Kesinlikle ağzım bir cezayı hak ediyor.”
“Pisliksin!” dedim omzuna vurarak. Aklıma gelen bir fikirle hızla yattığım yerde doğruldum. “Aklıma bir şey geldi. Cezanı buldum.”
“Uyuyacaktık?” diyerek kaçmaya çalıştı ama benden kaçamazdı “Kaçtı benim uykum bekle hemen geleceğim.” parmağımla ona bir dakika işareti vererek odadan çıktım ve oturma odasına ilerledim. Çekmecelerin hepsini birer birer karıştırırken sonunda bir tane tükenmez kalem bulmayı başarmıştım. Koşar adımlarla odaya geri döndüğümde Sarp elimdeki kaleme tuhaf tuhaf baktı.
“Umarım o kalemi bir yerime saplamayı düşünmüyorsundur chica guerrera.” onun alaylı sözleri karşısında gözlerimi devirmekle yetindim ve yatağa çıkıp dizlerimin üzerinde durdum.
“Tişörtünü çıkar.”
“Bu bana ceza değil ödül olur.”
“Aklından edepsiz fikirleri çıkar. Öyle bir şey olmayacak.” dediğimde başka bir şey söylemeden üzerindeki tişörtü çıkardı ve bütün heybetiyle kasları önüme serildi. Sen kaşındın kızım. Bu görüntü karşısında zorlukla yutkunurken “Arkanı dön.”
“Deren.”
“Sırtına resim çizeceğim. Ve baştan söyleyeyim benim resmim berbattır.” sesimdeki alay onu gülümestirken yanağının kenarından yine gamzesi çukur gibi oldu. En sonuna halini kabullenerek bana arkasını dönük bir şekilde oturdu. Onun sırtına dokunmadan önce derin bir nefes almam gerekti. Kalemin kapağını açtığımda bir elim onun sırtına gitti yara izlerinin olduğu sağ tarafına elimden geldiğince düzgün bir şekilde çizim yapmaya başladım. Ceza demiştim lakin asıl istediğim ona yaralarını bile sevdirmekti, ceza sadece bunun bahanesiydi.
“Hiç düşündün mü?” diye sordum yaraları bir balerinin pabucunu çizerken, ayağında kırmızı pointlerin olduğunu hayal ediyordum. Elimdeki kalem siyahtı ama bana göre onun pointleri kırmızıydı.
“Neyi?” diye sordu.
“Herşey bitince ne yapacağını, ne yapacağımızı?” balerinin kollarını çizdim yamuk yumuk. Pointlerinin bazı yerleri yırtıktı, bacaklarına yaraları vardı. “Nasıl toparlanacağız mesela, ya da toparlanabilecek miyiz?” sonra yanına boksör bir adam çizmeye çalıştım. Bir elinde boks eldiveni vardı, diğer eli ise balerine uzanıyordu. Gölgesi balerinin üzerine düşüyordu “Bütün yaşadıklarımıza rağmen gerçekten devam edebilecek miyiz?” adamın keskin bakışları balerine çevriliydi sanki eli düşersen tutarım der gibiydi. Yardıma ihtiyacın olduğu her an elimi tutabilirsin der gibiydi.
Bu çizmeye çalıştığım kişiler bizdik. Yaralıydım, ayakta duracak halim yoktu ama yinede yıkılmıyordum, belkide boksörden o yaralı adamdan güç alıyordum. Elini her zaman tutamıyordum ama üzerime düşen gölgesi bana güç veriyordu. Tıpkı şu ana kadar ve bu zamandan sonra olacağı gibi.
“Bunların bir önemi yok.” dedi Sarp beni düşüncelerimden uzaklaştırırken. “Sen yanımdaysan her engel aşılır. Biz beraber olursak her şeyin üzerinden gelebiliriz.” sözleri kalbimde bir yer ederken. Balerin ve boksörün altına tıpkı Sarp’ın annesinin kolyesinde olduğu gibi bir zambak çizmeye çalıştım. Çizdim de, hatta şu ana kadar çizdiğim en güzel şey olmuş olabilirdi.
“Bitti.” dedim elimi sırtından çekerek.
Telefonunu bana uzatıp “Benim için bunu çeker misin?” diye sordu.
Elindeki telefonu alıp sırtına yamuk çizdiğim resimleri çektim. Telefonu Sarp’a geri verirken omzunun üzerinde çektiğim fotoğrafa baktım. Kollarımı onun boynuna dolarken ağırlığımın birazını onun üzerini ona verdim “Nasıl?” dedim heyecanla “Cezamı beğendin mi?”
Kafasını çevirip benimle göz göz geld ve gözlerini sıktı “Bayıldım.” eliye yüzümün önüne düşen saçları kulağıma sıkıştırdı. “Peki sen hiç düşündün mü?”
“Hm.” dedim düşünür gibi.
“Hm.”
“Yani hep değil ama bazen düşünüyorum. Herşeyin bittiğini huzurlu bir hayatımızın olduğunu düşünüyorum. Evlenmişiz mesela böyle çok büyük bir düğün değil sade bir nikah. Üzerimde beyaz bi elbise, tam gelinlik gibi değil ama şık ve zarif.” elim ensesinde dolaşmaya başladığında bunun artık benim için normalleşmiş birşey olduğunu fark ettim. “Bir evimiz var, bahçeli güzel müstakil bir ev. Sonra bir tanede oğlumuz olmuş. Gerçi fark etmez kızda olabilir, ikizde olabilir bilmiyorum saçmaladım galiba.” büyük bir dikkatle söylediklerimi dinliyordu. “Saçma mı? Yani en azından hayal edebilirim değil mi?” bu gerçek bir kez daha canımı yaktı. Anne olman çok düşük bir ihtimal.
Bakışlarımı ondan çekip karşı duvara çevirdim ardından çenemi onun omzuna koydum. “Evlatlık da edinebiliriz, sonuçta sıcak bir eve ihtiyacı olan bir sürü çocuk var.” omzumu silkti.
“Canım.”
“Hm.”
“İmkansız değil. Bunu biliyorsun bunun farkındasın. Hayal ettiğin herşeyi gerçekleştireceğim, sana söz veriyorum.” eli belime yerleşirken beni kucağına çekti ve kafamı göğsüne yasladı.
Çenemi göğsüne yaslayıp alttan alttan ona baktım “Sadece hayal işte.” dedim umursamaz davranmaya çalışarak. “Hayaller hep hayal olarak kalır.”
Yüzüme yaklaşıp burnumun ucunu öptü “Seninkiler değil. Senin hayallerin gerçek olacak bunun için her şeyimi ortaya dökeceğim.”
“Peki senin hayalin ne?”
“Benim tek hayalim sensin, hep sendin.” bir kez daha öptü burnumun ucunu “Benim hayalim gerçekleşti. Şimdi ise sıra bütün gerçekliğimin hayallerini gerçekleştirmekte.”
Elim onun yeni çıkmaya yüz tutmuş sakallarına gitti “Seni çok seviyorum bunu biliyorsun değil mi?”
Hafifçe kafasını salladı. “Biliyorum. Hayatımdaki güzel olan tek şey bu, sen ve senin bana hissettirdiğin sevgi.” dediğinde mest olduğum yüzüne bakmaya devam ettim. “Henüz güneş doğmadı uyuyalım.”
“Ama benim uykum yok ki!” diye mızlandım çocuk gibi.
Kucağında ben varken yatağın üzerine koyduğum kalemi bir çırpıda yere attı ve ikimizide yorganın içine soktu. Kollarını sıkı sıkı bana sardı “O zaman benim uyumama yardım et olmaz mı? Beni uyut.” onun bana karşı olan bu hislerini seviyordum.
Bende kollarımı onun ensesinde birleştirdiğimde yanağına tüy kadar hafif bir öpücük kondurdum “Uyu benim koca bebeğim.” diye fısıldadım kulağına.
Belki yarın daha aydınlık bir güne uyanırız.
🩰
Gözlerimi araladığımda yanımdaki boşluğu hissettim, yatağın diğer tarafı soğuktu. Komidinin üzerinden telefonumu aldığımda saatin on ikiyi geçtiğini fark ettim ayrıca Sarp’tan mesajda vardı. Hemen mesaja tıkladım.
Koca Bebek : Güzelleri güzelim günaydın
Koca Bebek : Biraz işim var. Turan’la beraberim. Seni uyandırmak istemedim ama gitmeden şakağından öptüm. Hissettin biliyorum, hep hissedersin.
Koca Bebek : Akşama doğru geleceğim. Seni seviyorum.
Koca Bebek : Uyanınca beni ara ki müptelası olduğum sesini duyayım.
Mesajların her birini sırıtarak okurken hiç vakit kaybetmeden Sarp’ı aradım. İlk çalışta hemen açtı “Yavrum.”
“Günaydın!” diye şakıdım benden beklenmeyecek bir şekilde. Hattın diğer ucunda sessiz bir gülme işittim “Şuan gerçekten günüm aydı.”
“Neredesin?” bu soruyu sormak için çok beklemiştim bile. Hatta direkt ilk bunu sormam gerekirdi ama bir anda ağzımdan günaydın çıkmıştı.
“Biraz işimiz var.”
“Ne işi?”
“Turan Şeyma’ya hediye bakmak istiyormuş.” kaşlarım anında çatıldı “Bunun seninle ne alakası var?”
“Ben daha iyi bilirim diye. Çatma kaşların ve sen söylemeden söylüyorum bu hayatta hediye aldığım tek kadın sensin. Bence bu bile beni zevkli biri yapar, haksız mıyım?”
Kaşlarım anında düzelirken diyecek bir şey bulamamanın etkisiyle dudaklarımı büzdüm “Haklı olabilirsin.”
“Şimdi kapatmam lazım.”
“Peki akşam görüşürüz.” dedikten sonra biraz duraksadım ve devam ettim “Seni seviyorum mia mor"
“Yo tambien te amo” telefon kapandı ancak ben hala onun sesinin etkisindeydim. İspanyolca konuşmak ona çok yakışıyordu, daha sık konuşmalıydı hatta hep konuşmalıydı.
Sen ne zaman bu adama bu kadar abayı yaktın Deren?
Düşüncelerimden çıkıp oturduğum yerden kalkıp kısa bir duş aldım ve hemen mutfağa indim. Şeyma’yı arayıp telefonu hoparlörlere aldım. Günlerdir Sarp’ın doğum gününü planlıyordum ve bu süreçte herşey kusursuz olmalıydı. “Efendim bebeğim?” diyerek telefonu açtı Şeyma.
“Pasta yapmam lazım.” dedim hemen. Evet Sarp’ın pastasını kendim yapmak istiyordum. Tek sorun ise daha önce hiç pasta yapmamış olmamdı.
“Sen mi!” diye ciyakladı telefonun diğer ucundan Şeyna. “En son pasta yaptığında az kalsın evimi yakacaktın. Hayatta olmaz.” evet birde böyle küçük bir detay vardı.
“Seni bu yüzden aradım saftirik.”
“Evi yaktığında itfaiyeyi arayayım diye mi?
“Tabikide hayır!” dolaptan yumurtaları çıkardım “Bana tarif vermen için.”
“Desene ev her an yanabilir.”
🩰
“Sence nasıl görünüyor?” diye sordum yanımda durmuş benimle beraber saatlerde yapmaya çalıştığım pastaya bakarken. Çalıştığım diyorum çünkü pasta dışında her şeye benziyor olabilirdi. Üzerindeki pasta kreması pütürlü duruyordu ve ayrıca pastanın bir yani biraz çöküktü. Çünkü pandispanyayı düz kesememiştim.
“O kadar da kötü değil.” dedi lakin bunun berbat olduğunun farkındaydım.
Gözlerim dolarken elimle yüzümü kapattım “Berbat olmuş. Birazdan gelirler bunu çöpe atacağım” dedim ağlamaklı bir sesle.
“Her şey yolunda mı?” diyen sesini duymamla ellerimi yüzümden çekip mutfak kapısının önünde duran Işıl’a döndüm.
“Yeni bir pasta alsak yetişir mi?”
Işıl yanımıza gelince önce pastaya sonra bana baktı “Sarp buna bayılacak. Hem kendine bir bak ne kadar güzel olduğuna bak. Onun için yaptığın bu hazırlığa bak, onun gözü bu pastanın nasıl olduğunu bile umursamayacak.”
“İlk defa bu kızıl kafayla aynı fikirde olabilirim. Eminim eniştemin gözü senden başka bir şeyi görmeyecek.” diye destekledi lakin bu bana asıl söylemesinin sebebi Işıl’a bir nevi beyaz bayrak çekmesiydi.
“Neyse hadi siz gidin bende mumları yakıp geleceğim. Birazdan burada olurlar.” dediğimde kızlar bana biraz şüpheli bakışlar attı “Ağlamayacağım hadi!” buna ikna olmuş olacaklar ki ikiside mutfaktan çıktı. Mumları yakacağım sırada telefonuma gelen bildirimle durdum. Muhtemelen Sarp yazmış olmalıydı bu yüzden bunu umursamayıp tam olarak pastaya benzemeyen pastaya mumları yerleştirip onları yaktım. Pastayı elime aldığım anda kapının açılma sesini duydum. Hızlı adımlarla oturma odasına gittiğimde Sarp’ın daha yeni eve girdiğini fark ettim. Işıklar kapalıydı, şuanki tek ışık pastanın mumlarıydı “İYİ Kİ DOĞDUN SARP!” hepimiz bir ağızdan bunu söylerken Sarp’ın bakışları benim üzerimde takılı kalmıştı. Bakışları elimde tuttuğum pastadaydı. Dolmuş gözler ve kocaman bir gülümsemeyle ona doğru adımladım. Tam önünde durduğumda “Dilek dileyip mumları üfle.” dedim
“Ben mi?” diye sordu tıpkı bir çocuk gibi.
Heyecanla kafamı salladım “Sen tabiki.” acı kahvelerini benimkilere kenetledi, ardından gözleri yine benim üzerimdeyken eliyle mumu söndürdü. “Diledin mi?” sesim bir fısıltı gibiydi.
“Diledim.” bu sefer bakışları pastaya kayarken yine kötü hissetttim. Her şey mükemmel olmalıydı ama ben yapamamıştım.
Gözlerimden bir anda yaşlar boşalmaya başladı ve aynı anda dudaklarımda bir hıçkırık koptu. Başımı öne eğdim “Hiç istediğim gibi olmadı. Çok uğraştım ama yapamadım, çok çirkin oldu.” içli bir nefes aldım. “Tadı güzeldir ama görüntüsü güzel değil pastaya bile benzemiyor. Berbat yaptım, her şey kusursuz olmadı. Yine bir şeyler eksik oldu.”
Elini çenemin altına yerleştirip başımı kaldırdı “Sen bunu benim için mi yaptın?” diye sordu ancak sorma şekli fazlasıyla masumdu.
Dudaklarım büzüldü, kafamı salladım bir çocuk gibi “Çok uğraştım.”
Bakışları titredi, gözlerinin parladığını gördüm gözyaşlarımı parmaklarıyla sildi. Tekrardan pastaya baktı “Sen… benim için yaptın yani?”
“Senin için yaptın.”
“Senin yaptığın bir şeyin kötü ihtimali yok sen bunu hala anlayamadın mı?” yüzüme yaklaşıp burnumun ucundan öptü. “Sen yaptıysan mükemmeldir.”
“Bölmek istemiyorum ama acıktım.” diyerek araya giren Berk’le beraber yalnız olmadığımızı hatırladım. Boğazımı temizlemeyip geri çekildim ve elimdeki pastayı orta sehpanın üzerine koydum.
“O zaman yemek sipariş etmeliyiz. Çünkü sabahtan beri pasta yapıyorum ve yemek yok.”
Yemekler geldikten sonra yine aynı sehpanın etrafında toplandık. Tıpkı aylar önce olduğu gibi, benim Sarp’a eğer yaralanırsan bana gelme dediğim gün ki gibi. O zamanın üzerinden aylar geçmişti, artık herşey daha farklıydı. Parmağımda onunla gerçekten nişanlı olduğum bir yüzük vardı. Artık birbirimizi yaralamıyor yaralarını sarıyorduk. Benim kafam koltuğun kenarına yaslı bir şekilde ona verilen hediyeleri izliyordum.
İlk hediye Turan’dandı ona bir paston almıştı “Yaşlandın artık kardeşim.” derken Sarp az kalsın pastonu onun kafasında kıracaktı.
“Siktir git Turan. Senin mizahının ben taa…” devamını getirmesine izin vermeden araya girdim “Çok ayıp.”
“Bana ayıp değil yani.”
“Al işte alınganlık bile başlamış otuz yaşındasın artık oğlum onun için biraz daha yaşlı olman lazım.” diye takıldı, bundan ne kadar zevk aldığını yüzünden okuyabiliyordum.
“Yirmi dokuz yaşındayım.”
Güldüm istemsizce adeta çocuk gibiydiler “Uğraşmayın benim nişanlımla.” gülmemek için yanaklarımın içini dişliyordum. Sarp’ın yanağını sıktım bir çocuk gibi “Zaten yaşını göstermiyor.”
“Kusucam.” diyense Berk’ti. “Al kardeşim buda bizden.” elindeki kutuyu Sarpa verdi. Sarp küçük kutuyu açtığında içinden eski model bir saat çıktı, eski ama değerli bir saate benziyordu.
“Sağolasın kardeşim.” dedi Sarp.
“Enişte benim sana en büyük hediyem canım arkadaşım ama yinede bir şeyler alayım dedim.” Sarp paketi açtığında içinden bir kitap çıktı “Otuzundan sonra biraz kültürlen diye.” dipnot düşmeyi de ihmal etmemişti.
“Resmen kendine benzetmişsin şu kızıda lan!” diye Turan’a döndü Sarp. Turan bundan gurur duyuyormuş gibi Şeyma’yı kendine çekti.
“Abi büyük bir şey değil ama buda benden.” elindeki paketi uzattığında içinden bir çakı çıktı lakin sıradan bir çakı değildi. Siyah deri işlemeli ve üzerinde isminin yazdığı bir çakıydı. Matias Sarp Çeliker. Ufuk beni arayıp benim fikrimi almak istediğinde ona kesinlikle Matias ismini de eklemesini önermiştim. Bu işin içinde benim parmağımın olduğunu anlamış gibi gözlerini kısarak bana baktı. Kafam hala koltuğa yaslıyken gülümsedim en kocamanından. Bakışları tekrardan Ufuk’a döndü “Sağol kardeşim.”
“Bana yaptıklarının yanında bu ne ki abi.”
“Sıra bende!” derken heyecanla elindeki kocaman poşeti Sarp’a uzattı Adil. Merakla kafamı yasladığım yerden kaldırırken bakışlarımı Sarp’ın elindeki poşete kenetledim.
“Adil ne aldın lan?” diyerek hemen araya atladı Turan. Bunların ikisi sürekli çocuk gibi atışıyorlardı, onların bu hallerini sevmediğimi söylersem yalan olurdu. Sarp poşetin içinden üç tane altılı çikolatalı süt çıkardığında gözlerim kocaman oldu.
“En sevdiğinden. Hemde Avrupadan getirdim lan.”
“Ne?” derken ağzım beş karış açılmıştı.. Sarp’ın çikolatalı süt sevdiğini bilmiyordum, Adil bunu biliyordu ama avrupa mı? İşte benim için en beklenmedik olan şey buydu.
“Biz yaşlandı adam diyoruz bu da kendini genç hissetsin diye ta avrupalardan çikolatalı süt getirmiş.”
“Turan!” dedim uyarılı bir sesle. Nişanlımın bu saatten sonra yaşına takıntılı bir adam olmasını istemiyordum.
“Aman hiç de laf gelmesin nişanlısına.” dedi Turan.
Herkes hediyesini verdiğinde yemekler yenmeye başladı. Ben hediyemi onunla baş başa kaldığımda vermek istiyordum. Aslında aldığım şeyin pek bir özelliği yoktu ama onun için özel olacağını düşünüyordum. Yemekler yendikten sonra sıra pastaya geldiğinde ben hızla oturduğum yerden kalktım “Ben pastayı getiriyorum bekleyin!” kimsenin cevap vermesine izin vermeden mutfağa gittim ve dolaptan pastayı aldım. “Lütfen tadın güzel olsun.” bakışlarım görüntüsü pek iyi olmayan pastanın üzerindeydi.
Elimle pastayla oturma odasına geri döndüm ve hemen Sarp’ın yanına kurulup pastayı orta sehpanın üzerine koydum. Pastayı kesip herkese bir dilim verdikten sonra ise pastadan bir parça alan Sarp’a döndüm. Lütfen tadı güzel olsun. Ellerimin çenemin altına yerleşmiş heyecanla onun lokmasını bitirmesini bekliyordum. Ağzındaki parçayı yuttuğunda “Nasıl olmuş?” diye sordum hemen.
Bakışları bana döndüğünde dudağının kenarı kıvrıldı “Mükemmel.” dedi kadife gibi bir sesle.
“Görüntüsüne göre hayret edici bir güzel bir tadı var.” diyen ise Turan’dı. O an Şeyma’nın Turan’ın omzuna vurduğunu gördüm.
Bende pastamdan bir parça aldım ve tadı gayet iyiydi. En azından iyi. “Önemli olan iç güzellik.” dedim sanki daha önce kötü olduğu için hiç ağlamamışım gibi.
Gecenin sonuna kadar güldük, sohbet ettik. Yeri geldi Turan ve Adil sataştı birbirleriyle alay ettiler. En sonunda ise herkes dağıldı ve biz ikimiz yine tek kaldık. Koltukta yan yana oturduğumuzda Sarp kolunu omzuna attı ve beni kendine çekti “Bugün benim için çok değerliydi.”
“Benim içinde öyle.” diye karşılık verdim.
“Hayır.” dedi bakışlarını bana kenetlerken. “Sen bugün bana ilki yaşattın, sen bugün içimde yıllardır buz tutmuş olan o oğlan çocuğunu ısıttın. Ona kendini sevdirdin. Onu gördün, onu sevdin, onu mutlu ettin. Sen bugün onun için gerçekten yuva oldun, artık senden başka yerde yaşayamaz.”
Elim yüzünü avuçladığında sakalları parmak uçlarıma battı. “İçindeki çocuğu daima seveceğim. Unuttun mu sende benim içimdeki minik kıza dokunuyorsun.” kafamı yana eğdim. Dudaklarında silik bir tebessüm oluştuğunda yine sağ tarafındaki gamzesi çukur oldu. Gamzende uyumak isterdim. “Az kalsın unutuyordum!” dedim birden oturduğum yerden kalkarken. Hızlıca televizyonun olduğu dolabın içinden küçük dikdörtgen kutuyu aldığımda Sarp’ın yanına geçip ona verdim.
Sarp elimdeki pakete baktığında yine pastayı tuttuğum zamanki parıltı oluştu gözlerinde “Senin için.” alması için bir kez daha uzattım. Elimden küçük kutuyu alıp paketini söktü, ardından içindeki kutunun kapağını kaldırdı. Elinin içinde küçücük kalan mavi koleksiyon arabaya baktı. Bir şey söylemesini bekledim ama o arabaya uzun uzun baktı. “Annenin aldığı bütün arabaları attığını söylemiştin ya hani. Bende o yüzden… Onların yerini tutmaz ama-” sözümü kesen şey ise onun dudaklarıma kapanan dudaklarıydı. Öpüşü her zamanki gibi sert değildi sadece naifti.
Ellerimle yüzünü sıkıca tutup onu kendime daha fazla yasladım. Sırtım koltukla buluştuğunda ise Sarp’ın çoktan tişörtünü çıkardığını fark ettim. Nefes nefese geri çekildiğimizde bakışları benimkileri buldu. “Mükemmelsin herşeyinle, herşeyine rağmen, herşeye rağmen.” bakışları bu sefer üzerimdeki bordo elbiseye kaydı “Bordonun sana çok yakıştığını söylemiş miydim?”
Cilveli bir şekilde güldüm “Belki.” dediğimde kollarım boynuna dolanmıştı. “Bugünü beğendin mi? Sevdiğimiz insanları da görmek isteyeceğini düşündüm.” yüzüme yaklaştı ve alnımdan öptü “Her zaman yalnız kalmamızdan yana olacağım.”
“Sana bir şey göstereceğim.” dediğinde üzerimden kalkmıştı. Kaşlarım çatılırken elini bana uzattı “Hadi.” gözlerimi kısarak elini tuttum ve yattığım yerden kalktım.
“Ne göstereceksin?” diye sordum merakla. Bir şey söylemek yerine elimi bırakıp bana sırtını döndü. Elim şokla ağzıma giderken gözlerim büyüdü, “Bu…” benim dün onun sırtına çizdiğim resimdi. Hemde aklımın içinde düşündüklerim bile vardı balerinin pointleri kırmızıydı. Parmaklarım korkuyla sırtına gitti ancak hemen bundan vazgeçtim dövmeyi daha yeni yaptırdığı için mikrop kapabilirdi. “Bu mükemmel.”
Tekrardan bana döndüğünde elleri yüzümü buldu “Mükemmel olan sensin. Senin dokunduğun her şey mükemmel.” kollarımı boynuna doladım. “Ben değil bize ait olan herşey mükemmel.” beni belimden tutuşu güven vericiydi. Beni bırakmayacağını biliyordum, beni asla bırakmazdı.
“Çikolatalı sütü sevdiğini bilmiyordum.” dedim geri çekilirken. “Bende çok severim.”
“Biliyorum.”
“Çizgi film izler misin benimle?” diye sordum.
“Kucağında yatarsam neden olmasın.” ellerimi heyecanla birbirine çarparken oturduğum yerden kalktım “Muftaktan hemen çikolatalı sütlerimiz alıp geliyorum.” o bana sadece gülümserken ben mutfağa girdim. Tezgahın üzerinden iki tane paket süt aldığımda telefonuma ard arda gelen mesajlarla dikkatim dağıldı. Sütleri tezgaha geri bırakıp gelen bildirime baktım.
Bilinmeyen Numara : Fazla vaktin yok Deren.
Bilinmeyen Numara : İki gün sonra attığım konumda ol.
Bilinmeyen Numara : Sadece oğlum ve sen
Altında bir fotoğraf ciğerimi delecek kadar vicdansız bir fotoğraf. Ölmemi isteyecek kadar berbat bir fotoğraf.
Benim sonum olacak bir fotoğraf…
Selam umarım bölümü beğenmişsinizdir. Bundan sonra artık son düzlükteyiz. Olaylar biraz daha karışacak. Diğer bölüm hakkındaki görüşlerinizi merak ediyorum
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

bölüm niye gelmedi
YanıtlaSil4 gibi gelecek balım
Sil