Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

C.AKOR 6




“Ben senden önce sana dair olan herşeyi izlemeyi sevdim….”


Gittiğinde - Göksel

Sarılırım Birine - Adamlar


Gecikme için özür dilerim bal kuşlarım iyi okumalar


Hazan Güneşi….


Bir kelime size kendinizi ne kadar değerli hissettirirse o kadar iyi hissettirmişti bana. Sanki artık ismim daha güzel geldi kulağıma, sanki bütün sıkıntılarım birden yok oldu, sanki adım hakkında bütün kötü düşünceler kafamdan silindi. 


Kelimeler o kadar önemliydi ki, hep söylenmeliydi. Bir kelime sizi dünyanın en mutlu insanı yapabilirdi mesela. Ya da bir kelime sizi dünyanın en berbat insanı gibi de hissettirebilirdi.


Ben bu akşam kelimeler sayesinde kendimi değerli hissetmiştim.  


Son birkaç dakikadır dediği sözlerden dolayı öylece yüzüne bakıyordum. “Böyle şeyler söyleme,” dedim mahcup bir sesle. Serçe parmağım hala onun serçe parmağındaydı. 


“Utandın mı?” sesinden keyifli olduğunu belli ediyordu.


Cevabım ise oldukça netti “Tabiki utandım, benim böyle süslü cümlelerim yok. Ne diyeceğimi bilemiyorum, hem neden böyle konuşuyorsun?”


Omuz silkti “İçimden geliyor,” 


Senin içinden geliyor diye kalbime inecek be adam!


Ne diyeceğimi bilemez bir şekilde hızla oturduğum yerden kalktım. “Ben gideyim artık, geç oldu zaten,”


Çınar Alp’te oturduğu yerden kalktı “Ben götüreyim seni,” dedi.


“Yok ben taksiyle giderim,” 


“Olmaz,” 


“Olur, sen zahmete girme,” dedim ama Çınar Alp beni dinlemeyip oturduğu yerden kalktı ve koltuğun kenarındaki ceketini aldı. Hadi der gibi bana baktığında bir şey söylemeden yanından geçtim ve beraber evden çıktık.


“Arabayla götürmek isterdim ama arabamı pek kullanmadığım için buraya getirmiyorum,” 


“Ailenle yaşadığını düşünmüştüm,” dedim çekingen bir sesle.


Bakışları bana döndüğünde gözlerinde ince bir acı vardı. “Benim ailem yok Hazan, onlar aile ben ise sadece kan bağları olan o adamım,” dediğinde onun yerine canım yandı.


“Artık bende varım,” dedim ardından hemen ekledim. “Arkadaşın olarak, hep varım.”


“Arkadaşım olamazsın sen benim,” sesi sert değil ama netti. Yan yana yürürken kalbim sıkıştı ve hızla bakışlarımı ondan kaçırdım.


“Neden?” diye sordum. “Kötü biri miyim senin için? Ya da katlanılmaz mıyım? Arkadaşın olacak kriterlere sahip değil miyim?”


“Hazan…” dedi sayıklar gibi. “Hazan….Hazan…Hazan… Bu kadar saf olma,”


Kaşlarımı çattım, yanlış bir şey mi söylemiştim ki? Arkadaş olamaz mıydık yani? Tek arkadaşım Semina’ydı, Çınar Alp’te arkadaşım olmaz mıydı?


“Niye şifreli konuşuyorsun Çınar Alp? Arkadaşın olmayacak mıyım?”


“Senden arkadaşım olmanı istemiyorum Hazan. Senden daha fazlasını olmanı isterdim, arkadaştan öte olmak isterdim,” tekrardan bana baktığını hissettim ama bakışlarına karşılık vermek istemedim. 


Geçmiş zaman eklemişti yani artık istemediği anlamına mı geliyordu bu dediği?


“Kafanın içindekiler bana söyle lütfen?”


“Kafamın içinde bir şey yok,” 


“O zaman niye bana bakmıyorsun?” 


“Yüzündeki yaraları gördükçe ağlayasım geliyor,” bunu sadece bir bahane olarak söyledim ama söylediklerim doğruydu. Onun yaralarını görmek ağlamak istememe sebep oluyordu.


Bütün gözyaşlarım onun için değildi, birazda kendime ağlıyordum ama yinede bunu onun bilmesine gerek yoktu. 


Evin önüne geldiğimizde Çınar Alp’e döndüm. “Teşekkür ederim,” dedim.


“Asıl ben teşekkür ederim, sen gelmeseydin bu gece karanlıktan çıkmam daha da zor olurdu,”


“Bundan sonra sen istersen yanında olabilirim. Ark-” sözümü hemen kesti. “Arkadaş olmak yok Hazan, her şey olabiliriz ama arkadaş olamayız,”


Dedikleri karşısında kalbim hızlandığında güldüm “O zaman seni birilerine tanıştırırken ne diyeceğim?” 


“Bir şeyim de, arkadaşım dışında her şeyim de ama arkadaşım deme,” 


🎸


KAZADAN 80 GÜN ÖNCE



Kalp atışınızın hızlanması, sürekli kafanızda dolaşan sesi, gülüşü, kelimeleri size ne yaptırır bilmiyordum ama bana elimde yaptığım yaban mersinli kekle onu görmeye gitmeye itti.


Aslında buluşma günümüz yarındı, bahar festivali için bir kaç mekan bakacaktık ama ben heyecandan duramadığım için bugün okuluna yaban mersinli kek götürmeye karar vermiştim.


Belki yaptığım çocukça bir şeydi ya da saçmaydı ama bunu yapmaktan kendimi alıkoyamamıştım. İçten içe belki de bugün akşam anneme yapacağım konuşma için kendime bir güç arıyordum.


Babam her ne kadar inkar etse de bir şeyler olduğunu biliyordum ve bunu annemden sonsuza kadar saklayamazdım. 


Ayrıca birde geçen hastaneye gelen adamdan dolayı Eren’le konuşmam lazımdı. O günden sonra onunla da doğru düzgün konuşamamıştım. Hepsini halledecektim ama önce bu kekleri Çınar Alp’e götürmem lazımdı.


Aynadan son kez kendime baktım ve uzamaya yüz tutmuş kahküllerimi düzelttim ardından Semina’yı aradım. Telefon ilk çalışta açıldığında “Günaydın!” diye şakıdım anında.


“Sana gün gerçekten aymış, hayırdır?” dedi sorgulu bir sesle ama sesinde bir sorun olduğunu anlamıştı.


“Sen iyi misin balım?” diye sordum endişeyle. 


“Biraz yorgunum ama önemli bir şey değil bu. Sana başka bir şey söyleyeceğim ama yüz yüze telefonda olmaz,” 


“Semi beni korkutma lütfen,” evden çıkıp Semina’nın evine doğru gittim “Geliyorum,” dedim net bir sesle.


“Hayır gelme, evde değilim zaten dışarıdayım işim var biraz.” derin bir nefes aldı. “Yarın konuşuruz ama merak etme, endişelenecek bir şey yok,”


“Emin misin?”


“Hayır canım Semina’yım,” dediğinde kusar gibi ses çıkardım. “Tamam kabul ediyorum bu iğrençti, o zaman yarın görüşürüz kocaman öpüyorum.”


“Bende seni seviyorum dikkatli ol,”  telefonu kapattıktan sonra elimdeki saklama kabını daha da sıkı tuttum ve adımlarımı hızlandırdım. 


Kampüsün bahçesine geldiğimde onunda kapıdan çıktığını fark ettim. Üzerinde okul forması olarak pilot forması vardı, bu kıyafet ona o kadar yakışmıştı ki az kalsın dilimi yutacaktım. Saçları dağınık dudağının kenarındaki yara iyileşmeye durmuştu ama elindeki yara hala sargılıydı.


Gözlerini kaldırıp bana bakmasını beklediğimde tam o an yanına bir kız yaklaştı ve Çınar Alp’in koluna dokundu. Kızın açık kahve uzun saçlarını ve mükemmel vücudunu seçebilmiştim sadece uzaktan.


Kız eli Çınar Alp’in kolundayken ona bir şey anlatıyor Çınar Alp ise arada kıza bakıp kafasını sallıyordu. Bu görüntü bir an için kalbimi kırdı. 


Okula kek yapıp getirmek mi Hazan? 


Komik ve saçmaydı bunu şuan daha iyi kavrıyordum. Geri bir adım atmıştım ki Çınar Alp’in bakışları karşıya baktı ve sıcak kahve gözleri benim ela gözlerim ile buluştu. Bakışlarında anlık bir şaşkınlık gördüm, beni beklemediğinin zaten farkındaydım.


Yanındaki kıza bir kez daha bakma gereği duymadım ama dudaklarımda silik bir tebessüm oluştuğunda onların arasına girmemem gerektiğini hissettim. Bu yüzden arkamı döndüm ve saçma sapan hayal kırıklığım ile yavaşça yürümeye başladım.


Sen yanlış anladın Hazan. 

Bir kaç güzel cümle söyledi diye mi bu cesareti almıştım?


Aptallık etmiştim ve şimdi kendi aptallığımı alıp uzaklaşma vaktiydi. Hatta o beni görmeden gitmeliydim, keşke onu da beklemeseydim.


Kendi zihnimin içindeki düşüncelerde boğulmuş bir şekilde yürürken bir el koluma dolandı ve aynı anda onun kadife gibi sesi geldi “Hazan,” sesinde anlamlandıramadığım bir tedirginlik vardı. 


Gözlerimdeki kırgınlığı gizlemeye çalışarak Çınar Alp’e döndüm. Pilot üniforması ona çok yakışıyordu. Hayır bunu aklımdan çıkarmam gerekiyor. 


“Çınar Alp,” ses tonumu oldukça normal tutmaya çalıştım. 


“Buluşma bugün müydü? Yarın diye hatırlıyordum am-”


“Hayır,” diye sözünü kestim. “Bugün değildi en seni görmeye gelmiştim,”


Kaşları havalandı “Beni mi görmeye geldin?” buna şaşırdığı her halinden belliydi. 


“Yani aslında yaban mersinli kek yapmıştım,” elimdeki kabı yukarı kaldırdım. “Seversin diye düşündüm ama hata ettim. Arkadaşınla konuşmanı bölmek istemedim hem zaten çocukça bir şeydi yarın da getirebilirdim ama taze daha güzel olur diye…” omuz silktim ona bakarken.


Bakışları sanki büyülenmiş gibi bendeydi ve yüzünde o her zamanki gibi gülümsemesi vardı. “Hande ile aramda sandığın gibi bir şey yok sadece arkadaşım.” diye açıkladığında içim bir nebze de olsa rahatladı ama bunu belli etmemeye çalıştım.


“Bana açıklama yapmak zorunda değilsin,” dedim buna karşılık.


“Ama yapmak istiyorum,” dedi inatla.


“Peki,” dedikten sonra bir kez daha baştan aşağı süzdüm onu. “Bu forma sana yakışmış, senin için var olmuş gibi duruyor,”


Gülüşü daha da genişlerken bakışları elimde tuttuğum saklama kabına değdi. “Ee vermeyecek misin?”


“Neyi?” diye sordum saf saf. 


Dudaklarının arasından küçük bir kahkaha attı. “Keki tabiki Hazan başka ne olacak?” sesindeki muzipliği fark ettiğimden kendi salaklığıma mı utansam yoksa onun muzipliğine mi bilemedim.


“Kek tabi ki,” derken saklama kabını açtım “Yaban mersini seviyorsundur umarım,” dedim heyecanla kabı ona uzatırken.


Kabın içinden bir dilim kek aldığında “Sen yaptıysan severim,” dedi. Az önce hissettiğim ufacık kırgınlık birden uçup gitti yerine sadece onun bana hissettirdiği güzel şeyler kaldı. 


Kek diliminden kocaman bir ısırık aldığında beklentiyle ona baktım, hatta telefonumu çantamdan çıkarıp onun fotoğrafını bile çektim. Bunu fark ettiğinde kafasını kaldırdı “Nasıl beğendin mi?” diye sordum hevesle.


“Çok beğendim,” dedi heyecanıma karşılık. “Hatta şuan bütün yaralarımın ağrılarının geçtiğini hissediyorum. Ne bu yoksa sihir falan mı yaptın?” 


Gözlerimi devirip güldüm “Abartıyorsun alt tarafı bir kek,” 


Kafasını ciddiyetle iki yana salladı “Hayır senin ellerinin değdiği muhteşem bir kek,” diye düzeltti kendince beni.


Kutunun kapağını kapatıp kutuyu ona verdim “Al eve götür yersin,” dedim ama bir an duraksadım. “Yemek yapmayı biliyorsun değil mi? Aç kalmıyorsun yani? Hep dışarıdan da yiyemezsin sonuçta,” 


“Kırıldım gücendim hanfendi, sence bu kasları sağlıklı beslenmeden yapabilir miyim?” dediğinde elini yumruk yaptı ve kolları kısa formasının dışında kalan pazusu tamamen belli oldu.


Gözlerim pazusundayken zorlukla yutkundum. Bakışlarımı kolundan çekip başka yöne baktım “İyi bari,” dedim ağzımın içinde. 


Kutunun hala elimde olduğunu fark ettiğinde kutuyu aldı ve parmakları benimkileri teğet geçti. O küçük dokunuş bile içimi kıpır kıpır etti ama bunu ona göstermedim. 


“Şimdi eve mi gidiyorsun?” diye sorduğunda yan yana yürümeye başlamıştık. 


Kafamı salladım “Evet. Zaten yarın yine görüşeceğiz bu yüzden eve gitsem iyi olur. Yeni bir parça çalmayı deniyorum bu Perşembe kursta çalacağım,” 


“Hangi kurs?”


“Çalıştığım kafenin yakınında bir gitar kursu ayda bir kaç defa oraya gitar çalmaya ve tekniklerimi geliştirmeye gidiyorum. Aslında belki de buna ihtiyacım yok ama yeni şeyler öğrenmeyi seviyorum bu yüzden oraya gitmek beni mutlu ediyor,”


“Bende gelebilir miyim?” diye sordu Çınar Alp.


Bakışlarım şaşkınlıkla ona doğru çevrildi “Beni izlemeye mi gelmek istiyorsun?” 


Kafasını salladı “İstiyorum,” dediğinde sesi gerçekten istekli çıkmıştı. “Peki sen beni orada görmek ister misin?”


Bende aynı şekilde hızla kafamı salladım “İsterim, çok isterim.”


“O zaman saatini bana atarsın olur mu?” dediğinde onu yine onayladım. Yollarımızı ayırma vakti geldiğinde ikimizinde ayakları olduğu yerde durdu. Sanki birbirimizden ayrılmak istemiyorduk ama yarın tekrardan görüşeceğimizi hatırladıkça bir an önce ayrılalım da yarın olsun istiyorduk.


Bu duyguya yabancıydım, şu kısacık sürede kalbimin içinde oluşan duygulara o kadar yabancıydım ki yerini bile garipsiyor ama yine de onları tamamen kabul ediyordum.


“Yarın görüşelim mi?” dedim ellerimi arkada birleştirerek. Çünkü şu kısa sürede anlamıştım ki ben görüşürüz demeden oda gitmiyordu.


“Görüşelim.”


Kocaman gülümsedim ona, zaten uzun zamandır sadece ona böyle gülümsüyordum. Kalbim ona aşina diye mi yoksa bana değerli olduğumu hissettirdiği için miydi bilmiyordum.


Oda bana gülümsediğinde arkamı döndüm ve eve doğru yürüdüm. Bir ara sokakta dans bile ettim, içimdeki sevinci dışarı atmak için kahkahalar attım. 


Evin önüne geldiğimde ise yine sakinliğe büründüm ama içimdeki heyecan hala duruyordu. İçeri girdiğimde annemin ve babamın evde olmadığını fark ettim, büyük ihtimalle iştelerdi.


Eren’le yalnız konuşmak için en doğru zaman bu andı bu yüzden odasına doğru ilerledim. Kapının önünde durduğumda kapısını çaldım “Eren,” diye seslendim.


Cevap vermediğinde kapıyı açtım ve içeri girdim. Yüzüme aniden vuran duman yüzünden öksürmek zorunda kaldım. “Eren?” elimle dumanları yüzümden uzaklaştırmaya çalıştığımda Eren’i gördüm.


Yere yatmış elinde yanan bir şeyi burnuna çekiyordu, hayır bunun sigara olmadığını biliyordum “Eren!” bu sefer sesim dehşetle çıkmıştı. 


Eren aniden yattığı yerden kalktığında gözleri bana çevrildi. Mavi gözleri kan çanağı olmuştu, gözlerinin altıysa kızarmıştı. 


Bir çırpıda karşısına geçtiğimde elinde tuttuğu şeyi aldım. “Abla ver şunu!” dedi yüksek sesle elime doğru atılırken. 


Hızla elimi geri çektim “Bu ne Eren! Sen neye bulaştın?!” sesim titrek çıkmıştı. “Hastanedeki adamlar bu zıkkım yüzündendi değil mi!?”


Bakışları daha da keskinleşti ama bakışları hala elimdeki zıkkımın üzerindeydi. Sanki karşımdaki benim kardeşim değil başka biriydi. “Ver şunu bana!” dedi tekrardan.


“Bunu mu istiyorsun!?” bir kez düşündüm sadece ardından Eren’i kolundan itip banyoya girdim. O ise arkamdan geliyordu. Kapıyı kapatıp kilitledim ve bir kez daha düşünmeden elimdeki zıkkımı tuvaletin içine atıp sifonu çektim.


Kapı şiddetli bir şekilde vurulurken olduğum yerde irkildim. “Abla!” diye haykırdı adeta. “Yapmadın dimi!? Düşündüğüm şeyi yapmadın!?” bir kez daha vurdu “Aç kapıyı abla!”


Ben nasıl fark etmemiştim? 

Kardeşim bu haldeyken ben nasıl fark edememiştim?

O kadar mı kendi derdimdeyim?


Kapıyı açtığımda Eren’e baktım “Ne zamandan beri kullanıyorsun?” diye sordum sakin bir sesle.


“Attın mı?”


“Attım,” yanımdan geçmek istedi ama izin vermedim. “Ne zamandır beri kullanıyorsun!?” sorumu yeniledim.


Eren’in alev gibi bakışları bana çevrildi ama karşımdaki Eren değildi. “Sanane!” adeta yüzüme öyle bir haykırdı içim ürperdi “Sen niye karışıyorsun!? Herşeye niye burnunu sokuyorsun!? Sana mı kaldı beni terbiye etmek, sen mi kurtaracaksın beni!? Sen kendini bile kurtaramıyorsun beni mi kurtaracaksın!?” 


“Haklısın!” diye bağırdım bu sefer bende. “Kendimi kurtaramıyorum ama seni kurtarırım kardeşimsin sen benim!”


“Boğuyorsun abla bırak beni! Ben senin gibi birine muhtaç değilim,” sözleri ağırdı sonradan pişman olacaktı biliyordum ama bu ona kırılmamı engellemedi. “Sen kendini kurtar önce kendine yet, bana yetemiyorsun,” 


Acı başımdan başlayıp göğsüme kadar indi, gözbebeklerim dudaklarım titredi. Pişman olacaktı ama bu canımın yanmasına engel olmadı.


Haklı olduğunu biliyordum bu yüzden sesimi çıkarmadım. Kafamı sallayıp yanından geçtim “Kendine geldiğinde konuşuruz,” arkam ona dönükken gözümden birkaç damla yaş aktı. 


Hava kararmaya başlamıştı ve annemler hala eve gelmemişti bu yüzden dışarı çıktım. Sahile gidip denize baksam içimdekiler hafiflerdi. 


Öyle de yaptım bir elimde gitarım diğer elimde kalp kırıklıklarımla sahile doğru yürüdüm. “Ne biçim ablasın sen Hazan?” dedim kendi kendime. “Kardeşininin düştüğü çukuru bile fark etmedin,” 


Sahile vardığımda her zamanki gibi ayakkabılarımı çıkardım ve nereye bıraktığımı umursamadan ilerledim. Oturamadım ama ayakta denize baktım.


Bir insanın nefesinin kesilmesi kaç saniye sürerdi acaba? Bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Kafamın içinden çıkmak için onu aramak istedim ama bu bencillikti. Her başım sıkıştığında sırf bana iyi geliyor diye onu arayamazdım. 


Beni arasın, lütfen ben aramadan beni arasın.


Denize bakmaya devam ettim, kaç saniye sürerdi beni tamamen içine alması? Beni kendi içine alıp kendiyle bir bütün yapması kaç dakika sürerdi?


İntihar etmek bana göre değildi. Yaşamak için sebeplerim vardı, bütün olumsuzluklara bütün darbelere rağmen yaşamak için sebeplerim vardı. Olmasa bile bulurdum çünkü ben yaşamayı seçiyordum. Çekip gitmeyi,  bırakmayı değil.


Telefonumu çıkarıp onu aradım telefon bir kaç defa çaldı ama açan olmadı. Yere oturduğumda dudaklarımda küçük bir tebessüm vardı. Mutluluktan değil acıdandı bu gülümseme.


Gitarın tellerini ayarladıktan sonra çalmaya başladım ardından sessiz bir şekilde mırıldanmaya başladım. Nakarat kısmına geldiğinde daha da sesli söyledim.


Gitmesen olmaz mı?

En azından bir gece

İçimde bir kara orman

Yanıyor gittiğinde


Bulanık sularında 

Takıldım ağlarına

"Yüz" diyor, içimde bir ses

Yetmiyor kulaçlarım


Susmasan olmaz mı?

Anlatsan bir kere

Önümde kilitli kapılar

Anahtarları sende


Acılarımı şarkıya dönüştürdüm, sesimi daha çok çıkardım. Herkese inat daha güçlü kaldım, kendimi eksik gördüm ama eksikliğim ile sevmeye çalıştım kendimi


“Hazan!” arkamda duyduğum sesle beraber çalmayı bıraktım ve omzumun üzerinden arkama baktım. 


Çınar Alp

Sesi güzel adam buradaydı.


Koşarak yanıma geldiğinde “Ne oldu?” diye sordum. Beni burada bulacağını tahmin etmiştim. Onu aramıştım ve o benim burada olduğumu bilmişti.


“Buradasın,”


“Başka bir yerde mi olmam lazımdı?”


“Hayır,”


“Merak ediyorum,” derken o hala karşımda ayakta duruyor bende yerde oturuyordum. “Nasıl oluyor da bu kadar kısa sürede beni bu kadar iyi tanıyabiliyorsun?” 


Tam karşımda otururken kafasını yana yatırdı. “Sadece seni izliyorum,” diyen oldukça dürüst bir cevap vermedi. “Heyecanlanınca kulağının arkasına attığın saçlarını, utanınca kaçırdığın bakışlarını, sıkıntılı olunca şarkı söyleyen dudaklarını izliyorum,” daha fazla sayacağından emindim ama bunu duymak istemedim.


“Bende özel bir şey yok biliyorsun değil mi?” 


“Sen varsın Hazan, özel olan sensin bu bile sana hayran olmaya yeter.” 


Gözlerimi devirip güldüm “Abartıyorsun,” 


“Benim gözümden seni görsen böyle söylemezdin,”


“İyi de sende benim gözümden seni görmedin. Bende bir sürü şey sayabilirim,”


“Önemsiz,” diye kestirip attı.


İçimde ona karşı bir savunma mekanizması oluştu “Ona ben karar veririm. Kendini değersiz görme çünkü ben seni değersiz görmüyorum, eğer kendimizi sadece kendi gözümüzden görüyorsak bende önemsiz kendini kurtaramayan biriyim.”


“Öyl-”


Sözünü kestim “Öyleyim. Kardeşimi kurtaramıyorum mesela, annemle babamın onu aldattığını konuşamıyorum çünkü korkuyorum bana inanmaz beni suçlu tutar diye. Kendimi sevemiyorum mesela, kilomu kafaya takıyorum bazen yemek yemeyip kendimi cezalandırıyorum. Saçma şeylere alınırım, en ufak şeyi kafama takarım. Eğer önemli biri olsaydım bunları kafama takmaz sadece kendimi düşünürdüm.” bakışlarımı ondan kaçırdım. “Ama ne var biliyor musun sen bana benimde değerli olabileceğimi bana gösteriyor bana böyle hissettiriyorsun ve sana söz veriyorum bende sana bunu hissettireceğim,”


“Bu bir zorunluluk değil,”


“Biliyorum ama bunu yapmak istiyorum. Belki bencilce gelecek ama birilerine iyi gelmeye ihtiyacım var. Birilerinin hayatına dokunmaya ihtiyacım var hayır

hatta biri değil sen, senin hayatın dokunmak istiyorum,


Umarım beğenmişsinizdir


Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle






Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar