Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
A.9-VİTA & MORTEM
“Bir bakış, bir söz bazende
sadece sessizlik
yeter birini anlamaya”
Fairuz - Ya Ana Ya Ana
Eyes Don't Lie- Isabel La Rosa'nın
Sizi mükemmel bir bölümle baş
başa bırakıyorum bölüm sonu
yorumlarda buluşalım
Kızların ilk aşkı babalarıdır.
İlk babamız elimizden tutar, yürümeye başladığımızda arkamızda duran o gölge olurdu, düştüğümüzde tutacağını bilmek bize güvenirdi. Kalbini bir tek ona açar, sadece onun kollarının arasında huzur bulacağını, onun saçlarını okşadığında her şeyin hallolacağını bilirdin. Ve bildiğim bir şey varsa babasız büyüyen, babasının sevgisinden yoksun büyüyen her kız çocuğu biraz eksik kalırdı.
Aslında bir kızın babasından nefret etmesi imkansızdı çünkü ne olursa olsun bir kız çocuğunun kalbi her zaman babasının avuçları içindeydi. Zalim bir babadan bile nefret etmek imkansızdı, herkes bilirdi ki bir kızın kalbi en çok babasına kırılır en çok onu severdi, onun için içi giderdi. Tek bir kelimesi yüzünde çiçekler açtırdığı gibi tek bir kelimesi de o açan çiçekleri soldururdu.
Ben babasına aşık bir kızdım, beni pamuklara sarıp değil dikenlerle büyüten ama bana batan dikenlerin benden çok onun canını yaktığını bildiğim bir adamdı benim babam. Benim kalbim hep ondaydı, en başından beri hep ondaydı ve şimdi kalbim paramparçaydı ama ben yine de ona olan sevgimden vazgeçemiyordum, vazgeçmiyordum. Vazgeçersem inandığım her şey biterdi, bütün hayatımı yalana çıkarmayacaktım.
Babamın her gece kulağıma fısıldadığı o cümlelerden biri zihnime doldu “Hiçbir erkeğin emrinin altına girmeyeceğine dair bana yemit et Milena,” sert ama şefkatli elleri usul usul saçlarıma okşarken hiç tereddüt etmeden yemin etmiştim. Sonra ise devamında bana fısıldadı, uyuduğumu sandığı bir andı çünkü biliyordum bunu ben uyanıkken bana söyleyseydi içime bir tohum bırakacak bende o tohumu sulayacak ve filizlendirip o filizin ağaç olma ihtimalini her daim içimde taşıyacaktım. Bu yüzden sessiz söyledi ve ben bunu ona hiç açmadım “Ama eğer kalbine söz geçiremezsen ve seni benim gibi seven bir adam bulursan o zaman onu önce kalbinin en derinliklerine daha sonra da kendine zincirle ama asla kendini kaybetme. Bir erkek için kendini ayaklarını altına alma, alma çünkü ben bunu görürsem o adamı yaşatmam Milena. Tek damla gözyaşına bütün şehri aleve veririm. Ama yine de gerçekten öyle biri olursa artık gözüm arkada kalmayacak çünkü sadece senin arkanı kollayacak tek kişi kendin olman seni yoracak, ona yaslanırsın. Yine de o kişi olmasın, ben sana hep yeterim.”
Zilin çalma sesiyle kendime gelirken hala koridorun tam ortasında duruyordum yanımda Haris vardı, sanki ne yapacağımı bekliyordu. O an iki yolum vardı; korkaklık edip kaçmak ya da cesaret edip çocuklarla vakit geçirmek.
İkinci yolu seçtim. Adımlarımı sağlam bir şekilde atmaya başlarken sınıflarından çıkıp neşeyle bahçeye koşan çocuklara doğru yürümeye başladım. Mortis'in bakışlarının sırtımda olduğunu biliyordum ama dönüp ona bakmadım sadece önüme baktım çünkü geriye bakmaksadece benim vazgeçeme sebebim olurdu.
En sonunda büyük ağaçlarla kaplı olan bahçeye çıktığımda çocukların çoktan oyunlar oynamaya başladığını gördüm. Bahçede küçük bir park vardı onun dışında yere sek sek çizilmişti ve bazı çocuklarda ip anlıyordu. “Aileleri var mı?”
“Bazılarının,”
Yavaş ama temkinli adımlarla onlara doğru ilerlediğimde ileride bir kız çocuğu ile göz göze geldik ardından bakışları arkamdaki adama kaydığında gözleri kocaman açıldı ve yüzündeki aydınlanmayı fark ettim. “Geldin!” diye bağırdığında öyle hızlı koşmaya başlamıştı ki bir an düşecek diye korktum.
Mortis arkamdan çıkıp ona doğru gelen bukleli kız çocuğuna doğru ilerlediğinde kızı bir çırpıda kucağına aldı. “Siyah pelerinli prens!” bunu o kadar heyecanla söylemişti ki onu ne kadar sevdiğini anladım. “Çok uzun zaman oldu, sonunda geldin. Ama ben sana küstüm daha erken geleceğim dedin üç kere ona kadar gün saydım ama sen gelmedin.”
“Şehri kurtarmakla meşguldüm prensesim. Ve bak sana birini getirdim,” bana döndüğünde elim ayağım birbirine karıştı.
Kızın kahverengi gözleri kocaman kocaman açıldı “Bu prensesi mi kurtardın?” diye sordu heyecanla.
“Hayır o bir prenses değil o bir savaşçı o kendini kurtardı,” onlara doğru ilerlediğimde kız hemen kucağıma gelmek için Mortis'in kolunda çırpındı “Beni kucağına al! Hadi al! Gözlerini yakından görmek istiyorum!”
Sözleri beni gülümsetirken kucağıma minik kızı aldım elini hiç beklemediğim anda yüzümün iki yanına koyduğunda şaşırmıştım. “Vay canına! Gözlerin ne kadar güzel! Orman gibi çok yeşil, bu rengi yeni öğrendim yeşil!”
Kaşlarım havaya kalktığında alnımı onun alnına yasladım ve gözlerimi kıstım “Başka hangi renkleri öğrendin bakalım?” diye sordum onun gibi tatlı tatlı.
“Siyah pelerinli prensin gözlerindeki renk gibi maviyi öğrendim ama onun gözlerine buz mavisi deniyormuş,” öğrendiklerini anlatırken o kadar heyecanlıydı ki onun heyecanı bana da geçmeye başlamıştı. “Söylemeyi unuttum benim adım Tamara peki seninki ne?” dediğinde bakışlarım bizi izleyen Haris’e kaydı. Bu çocuklara kendi ismimi söyleyemeyeceğimi zaten biliyorum ama ne diyebilirdim ki? “Aaa buldum!” ellerini yüzümden çekip birbirine çarptı “Savaşçı kız olsun senin ismin, olur mu beğendin mi?”
Tamara’yı yere bırakırken saçlarının üzerini okşadım “Olur.”
“Yaşasın!” ardından tekrardan Haris’e döndü “Peki diğerleri nerede? Ar yok mu ben onu de çok özledim,” duyduğum lakap sanki beynimden vurulmuşa dönmeme sebep oldu. Zihnimin içinde çocukluğumun sesi yankılandı; “Anne Ar artık gelmeyecek mi? Ben onu çok özledim.”
“Benim gökyüzü prensesim!” arkamda Aris’in coşkulu sesini duyduğumda ona doğru döndüm. Kör değildim oradaydı benim çocukluk arkadaşım karşımdaydı, gözlerimi kapattım her şeyin bir kabus olduğuna inandım. Kimse alevlerin içinden kurtulamazdı, gözlerimi tekrardan açtım ve artık karşımda sadece ihanet edeceğim insanlar vardı.
Tamara Aris’e doğru koşarken Aris hızla onu kucağına aldı. Aris Tamara’nın tombul yanaklarını öperken onları arkasından minik bir tebessüm ile izleyen bir kadın vardı. Jasmi…Onun ilk defa Aris’e ve kucağındaki kız çocuğuna bu kadar hayranlıkla baktığını fark etmiştim.
Bir kaç saat çocuklarla beraber oyun oynadık evet kulağa çok tuhaf gelmesine rağmen bunu yapıyorduk. Şimdi ise özellikle Tamara’nın ısrarı üzerine saklanbaç oynayacaktık. Duvara yaslanmış Tamara ile sayan kişi Mortis'ti, o ne kadar oynamamak için dirense de sonunda Tamara dudaklarını büzüp ağlar gibi olduğunda kabul etmek zorunda kalmıştı.
Binanın içine girdiğimde saklanılacak en iyi yeri arıyordum ki zaten saklanma konusuna uzman olduğum için bu benim için çok kolay olacaktı. Sınıflardan birine gireceğim sırada başka bir odadan gelen ağlama sesiyle olduğum yerde durdum.
Sesin geldiği yöne ilerlemeye başladığım sırada Tamara saydıklarının bittiğini haber vermek için bağırıyordu. Lavabo olduğunu anladığım kapının kulpunu çevirdiğimde gördüğüm görüntü şok olmama sebep oldu. Yerde bir neşter ve kanlar vardı hemen onun dibinde ise dizlerini kendine çekip ağlayan bir kız.
Adım seslerimi duyar duymaz kafasını kaldırıp korku dolu bakışlarını bana çevirdi, kollarından ince ince sızan kanları görmez içimi sızlattğında hiç vakit kaybetmeden kıza doğru ilerledim ancak o benden hızlı davranıp yere düşen neşteri eline aldı. “Dur!” dedim panik olmuş bir şekilde ardından bunun onu daha çok korktuğunu fark edip olduğum yerde adımlarımı durdurdum ve bir elimi öne uzattım.
“Sana zarar vermeyeceğim,” sesim az öncekine nazaran daha sakindi “Bunu neden yaptın bilmiyorum ama beraber konuşarak halledebiliriz,”
Kafasını hiddetle iki yana sallayıp daha şiddetli ağlamaya başladı “Hiçbir şey halledemeyiz. Daha fazla yaşamak istemiyorum. Zaten illaki bir gün öleceğim, bu sistemin içinde bu adaletsizliğin içinde uzun süre yaşamam imkansız.”
“Böyle söyleme, seni anlıyorum ama bu düzeni yıkabiliriz. Hep beraber bütün kadınlar olarak buna dur diyebiliriz.”
“Durduramayız!” diye haykırdı. “Kardeşimi aldılar benden! Çok küçüktü daha o kadar küçüktü ki, ondört yaşındaydı tek yaptığı bu ülkede hak sahibi olmak istemesiydi. Ondan hayallerini aldılar, gözümün önünde onun kalbini bir elektrikle durdurdular!” sözlerinin her biri kalbime bir bıçak misali saplanıyordu.
“Bak, zor olduğunu biliyorum. Benimde kardeşim kayıp, bende onu arıyorum yaşıyor mu bilmiyorum. Nerede ne yapıyor ne yiyor bilmiyorum ama onun için savaşmak zorundayım. Kendim için bütün kadınlar, anneler, ablalar için savaşmak zorundayım.” bir kaç adım ona yaklaştım “Eminim kardeşinde onun için savaşmanı isterdi, kendin için savaşmanı isterdi,”
Elindeki neşteri tutuşu gevşediğinde yaşlı gözlerle bana baktı “Onsuz nasıl yapacağımı bilmiyorum,”
“Abla gitme sensiz bu dünya ile nasıl başa çıkılır bilmiyorum,”
“Ben sana öğreteceğim sen yeterki o elindeki neşteri bana ver. Kardeşin bunu istemezdi, onun için adaleti sağlayacağız. Sana söz veriyorum, hatta yemin ediyorum. Sadece kendine daha fazla zarar verip onları mutlu etme.”
“Anlamıyorsun, canım çok yanıyor,” dedi içli içli.
“Anlıyorum çünkü benimki de çok yanıyor.”
Bir an düşündü, kan çanağına dönüşmüş ela gözlerini benimkilere çevirdi ve neşteri yere fırlatıp daha da şiddetli ağlamaya başladı. İçimdeki ezilmeyle beraber kollarımı ona doladığımda oda kafasını güçsüz bir şekilde göğsüme yasladı. “Şşş geçti,” saçlarını okşadım usulca “Söz veriyorum bu adaletsizliğe bir son vereceğiz,”
“Nabi…” duyduğum çocuksu ses ile bakışlarım hemen kapıya çevrildi. Tamara dolu dolu gözlerle kollarımdaki kıza bakıyordu.
“Tamara bebeğim,” dedim bana odaklanması için. Dolu dolu bakışlar anında bana döndü “Gidip bana siyah pelerinli prensi ve Dami'yi çağırır mısın lütfen?” Damian’a Dami diye lakap taktığını diğer çocuklardan duymuştum hatta diğer herkese de isim takmışlardı.
Adel’e Deniz kızı, Omar’a Şövalye, Jasmi’ye Jas, Jamail’e de Kızıl diyorlardı. Bu onların kendi aralarında bütün ekibe taktıkları ve kendi hayal dünyalarında yaşayan insanlardı. Gerçekleri onlarda bilmiyordu sadece bir rüyanın içindelerdi.
Kollarımdaki kız hıçkıra hıçkıra ağlarken dolan gözlerimin akmasını engellemek için lavabonun floresan lambasına baktım. “Geçti, hepsi geçti güzelim,” sözlerim bir yalandı geçen bir şey yoktu ama geçeceğine inanmak zorundaydım. Hepsi geçerdi, geçmeliydi.
Kapının sert bir şekilde açılmasıyla Nabi bana daha sıkı sarıldı, bakışlarımı tavandan çekip karşımdaki kişilere çevirdim. Mortis'in telaşlı bakışları önce bana sarılan kıza sonra da bana çevrildi, ikisi de hiç vakit kaybetmeden bize doğru geldiklerinde kollarımı gevşettim. “Kolundaki çizikler derin değil, yani galiba değil kanamıyor.” sesim sakindi ama içimdeki fırtına hala oradaydı.
Kollarımı tamamen gevşetip yüzünü avuçlarımın içine aldım, gözlerinden hala eskisi kadar şiddetli olmasa da yaşlar akıyordu. “Her şey yoluna girecek sana söz veriyorum. Adaleti sağlayacağıma söz veriyorum. Bana güven tamam mı?” kafasını sallarken Damian’a döndüm. “Bu şekilde yürüyemez,” dediğimde Nabi bana karşı çıktı. “Yürüyebilirim,” diyen sesi ağlamaktan çatallaşmıştı.
İtiraz etmek yerine onun koluna girip oturduğu yerden kalkması için yardım ettim. Bir elimi sırtına koyup diğer elimle kolundan destek verdim. “Revire,” Damian’ın sesi beni yönlendirdi. Özellikle hiçbir çocuğun görmemesi için büyük çaba gösterdikten sonra revire ulaştık.
Damian Nabi’ye pansuman yapıp sakinleştirici verdikten sonra hepimiz odadan çıktık. Bakışlarım ellerimdeki kanlara gittiğinde midemdeki çalklanmayı hissettim. Bakışlarımı kimseye dokundurmazken çıkışa doğru ilerledim, Haris durmamı ya da beklememi söylemedi hatta peşimden bile gelmedi sadece ben dışarı çıkarken beni öylece izledi.
Kendimi dışarı attığımda soğuk hava yüzüme tokat gibi çarptı peçemi indirip nefes alma ihtiyacı duyduğumdan binadan uzaklaştım. Burası biraz daha ıssız bir yer olduğu için kimse beni tanımazdı. Elena’nın özlemi tekrardan göğsüme vurduğunda gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Bu cehenneme onun için girmiştim ama bu cehennemden onsuz çıkmak istemiyordum. Onu kaybetme ihtimali bile nefesimi kesiyorken daha fazla ondan uzak kalamazdım, bir an önce bu işi bitirip buralardan defolup gitmem lazımdı.
Gitmek artık bir kurtuluş değil Milena, savaşmalısın.
Savaşmak istemiyordum, zaten ömür boyu savaşan birinden tekrardan savaşmasını isteyemezdiniz. Çünkü o bir savaştaydı onun savaşı daha bitmemiş olurdu. Ben bir savaştaydım yaşamak için verdiğim bu savaşta başkaları adına da savaşmam gerekiyormuş gibi hissediyordum.
Sanki tanrı bana bir kez daha yaşama şansı vermiş onu da bütün haksızlığa uğrayanların sesi olmam için kullanmamı istiyordu. Bu yükü kaldıracak kadar güçlü müydüm bilmiyorum. Adımlarım yavaşladığında artık dizlerimin titremekten beni taşımadığını fark ettim. Olduğum yere çökerken başımı öne eğip elimdeki kanlara baktım.
Bu kanların hesabını sormalısın.
Ben bunu soramazdım, kendimi bile daha yeni tanıyordum. Yirmi iki yıllık hayatımın yalan olduğunu öğrendiğimden bu yana kendimi arıyordum.
Bu sefer kafamı kaldırıp kararmaya başlayan gökyüzüne baktım. “Baba bana yol göster, lütfen. Beni bütün bu karmaşanın ortasında yapayalnız bıraktın,” dudaklarımdan sıkıntılı bir nefes döküldü. “Yeterim dedin baba, ben sana hep yeterim dedin. Yetemedin… Sen bana o kadar yetemedin ki şimdi beni bir başıma burada bıraktın, üzerime taşlar düştü ben onların altından kaldım. Evim yandı ben kül oldun. Sen bıraktın, benim için beni bıraktın her şeyin bir yalan olduğunu öğreneceğimi bile bile bıraktın.”
“Milena.” arkamda sesini duydum ama bu sefer ona karşı gelecek, onu tersleyecek gücüm yoktu. Yorulmuştum bir kere ve o beni acımla beraber rahat bırakmıyordu. Senin sonun olacak kadınının acılarıyla boğulmasına izin vermelisin Mortis.
“Git,” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. Daha fazlasını söylemeye gücüm yoktu bu yüzden beni anlasın ve gitsin istedim. O her zamanki gibi gitmek yerine bana doğru gelen adımlarını işittim, yanıma çöktüğünde yukarıda olan bakışlarım onunda benim gibi çamur olmuş dizlerine değdi. “Pantolonun çamur oldu,”
“Olsun,”
“Çamur zor geçer,”
“Geçsin,”
“Kıyafetlerin…” devamını getirmeme izin vermeden konuştu “Yıkanır Milena, kıyafetlerim yıkanabilir.”
Genzim sızladı ama ağlamak yerine sadece burnumu çektim “Nabi nasıl oldu?”
“Daha iyi. Kardeşini dört yıl önce kaybetti, hala onun daha yeni öldüğünü sanıyor. Ölüm yıl dönümü yaklaştığı için zihni karışıyor, kafasının içi ona oyunlar oynuyor,” duyduklarım Nabi’nin anlattıklarından daha ağırdı.
“Kardeşimi bulmam lazım,” bakışlarımı ona çevirdim. “Onu bulmam lazım, ölüsünü değil dirisini bulmam lazım. Herkesi yakarım Haris, yemin ederim herkesi yakarım. Onun için kendimi bile yakarım,” yaktım onun için kendimi bile yaktım.
“Onu bulacağız,” sesi kesindi. Kafamı salladım sadece ne diyeceğimi bilemedim, konuşursam sesim titrer diye korktum zayıf olduğumu görürse o silahı bana doğrultur diye korktum. Bir kere yapan yine yapardı. Oturduğum yerden kalkarken kanlı ellerimle yerden destek aldım.
Onun yanında bir kere zaaflarımı göstermek gibi bir hata yapmıştım bunu bir daha asla yapamazdım. “Ellerimi yıkamam lazım,” dedim etrafa bakınırken.
“Nehir buraya çok uzak değil,” dediğinde kafamı salladım. Oda oturduğu yerden kalkıp dizlerindeki çamurları umursamadan yürümeye başladı. Yolu bilen o olduğu için bende hiç itiraz etmeden peşinden gittim, yan yana yürüdüğümüz için omuzlarımız bazen birbirlerine değiyordu.
Onbeş yirmi dakika kadar yürüdükten sonra sonunda nehre ulaştığımızda hiç vakit kaybetmeden dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimi buz gibi nehire soktum. Tırnaklarımla elimdeki kanı kazımaya çalışırken ellerime zarar verdiğimin farkınaydım ama istediğim tek şey bir an önce şu kanların gitmesiydi.
Suyun içindeki ellerimin üzerine kapanan ellerle beraber anlık olarak duraksadım ve ona döndüm. Ne ara yanıma çöktüğünü bile fark etmemiştim. Ben çatık kaşlarımla ona bakarken o ellerimi suyun içinde sakin bir şekilde ovalıyordu, bütün dikkatini ellerime vermiş gibiydi.
“Ellerinin bir suçu yok,” dedi sert bir sesle.
Kaşlarımın ortasındaki boşluk çoğalırken kendime geldim ve ellerimi ellerinin arasından çekmeye çalıştım ancak Mortis daha da sıkı bir şekilde ellerimi avuçlarının içine aldı. “Bıraksana elimi,” dedim onun gibi sert bir sesle.
“Ellerine çok sert davranıyorsun.” dedi ama hala bana değil suyun içindeki ellerimize bakıyordu.
“Sanane ya!” dedim bir an yükselerek “El benim elim!” sözlerimden hiç etkilenmemiş olacak ki ellerimi ovmaya devam etti. Ben yine durmadım ve elimi çekmeye çalıştım “Mortis fena sinirlerimi bozuyorsun,” dediğimde bu sefer göz ucuyla bana baktı.
“Eğer biraz daha çırpınmaya devam edersen seni gerçekten tamamen suya atarım Milena,” bu açık bir uyarıydı ama sesi oldukça sakindi.
“Bende kendimle beraber senide suyun içine çekerim,”
“Su fantezisi yani?” dediğinde dudaklarının kenarı yukarıya doğru kıvrılmıştı.
“Pislik herifin tekisin!” dedim hiddetle.
“İltifatlarını daha çok geliştirmen lazım.” ellerimi sonunda serbest bıraktığında bir an bile tereddüt etmeden zaten nehrin dibinde olduğumuz için bütün gücümle Mortis'i suya itekledim. Bunu beklemediğinden olacak ki küfür ederek suya düştüğünde kocaman bir kahkaha patlattım.
Mortis suyun yüzeyine çıktığında yüzündeki öfkeli ifadeyi görmek daha da kayiflenmem sebep oldu. “Peki bundan sonra sana ıslanmış sıçan mı demeliyim?” dedim keyifli bir sesle.
“Ben göstereceğim sana ıslanmış sıçanı.” homurdana homurdana suyun kenarına kadar gelirken benim bakışlarım gözyaşı misali gözlerinden çenesine doğru uzanan su damlalarına takılmıştı. Üst gövdesinin bir kısmını görebiliyordum ve gömleği üzerine yapıştığı için kasları tamamen belirginleşmişti. Ayak bileğime uzanan el ile kendime geldiğimde her şey için çok geçti, saniyeler içinde buz gibi suyun içindeydim.
Manyak herif dikkatimin dağıldığını fark edip beni suya çekmişti!
Sinirle buz gibi sudan kafamı çıkardığımda bakışlarım vücudumun aksine alevdi. “Salak mısın!” diye haykırdım sinirle. Yüzüme gelen saçlarımı geri iterken bana doğru yüzdüğünü fark ettim bana doğru gelmemesi için yüzüne su sıçrattım “Defol git!” derken çenem soğuktan birbirine çarpıyordu.
Mortis sanki hiç ona su sıçratmamışım gibi yüzünü yana çevirirken yüzünde muzır bir gülüş vardı. İki kulaç atarak tam karşımda dururken ben hala alev saçıyordum. “Beni atarken gayet keyifliydin ne oldu suyu sevmiyor musun?” dedi pis pis. “Biliyorsun ben çok beyefendi bir adam olduğum için benim suda senin de orada olmana gönlüm vermedi. Sende gelip suyun keyfini çıkar istedim.”
“Aman ne keyif,” diye homurdandım.
Yüzümü tamamen ona doğru çevirdiğimde yüzümüzün ne kadar yakın olduğunu fark edip duraksadım. Bakışlarım yine buz mavisi gözlerinde takılı kaldım “Bu su senin bakışların gibi,” dedim soğuktan sesimin titremesine rağmen. Biraz daha bana yaklaştığında devam etmemi istiyormuş gibi kafasını hafifçe yana eğdi. “Soğuk, buz gibi,” diye devam ettim. “İnsanın içini üşütüyor.”
Bakışlarındaki değişime şahit oldum ama o kadar anlıktı ki hemen ifadesini geri toparladı ve yüzüne alaycı bir ifade yerleştirdi. “Emin ol diğer insanlara bu sudan daha soğuk bir şekilde bakıyorum,” sözleri bende yutkunma isteği uyandırmıştı ama yutkunamadım sadece öylece ona baktım.
“Çenen titriyor,”
“Çünkü su soğuk,” dediğimde eli direkt belime dolandı ve beni kendi vücuduna yasladı. Ne yapacağımı bilemez bir şekilde ona baktığımda “Yüzünü boynuna sakla,” dedi düz bir sesle. Kaşlarım anında çatılırken dediği şeyi anlamakta zorlandım.
“Ne!”
“Askerler burada, yüzünü boynuma göm hemen şimdi!” korku göğsüme oturduğunda hiç düşünmeden dediğini yapıp kolumu boynuna dolayıp yüzümü boynuna sakladım. Mortis'in vücudunun kasıldığını hissettim ama korku daha üstün geldiğinden yüzümü iyice boynuna gömdüm. Burnum tamamen kokusuyla dolarken kokusunun tuhaf ama hoş bir koku olduğunu fark ettim. Sigarayla karışmış baharatlı parfüm kokusu gibiydi.
“Hala oradalar mı?” diye fısıldadığımda belimi tutan ellerinin sıkılaştığını hissettim.
“Ordalar,”
“Burada ne işleri var?”
“Milena konuşma,” dedi boğuk bir sesle. “Sadece uzaklaşana kadar konuşma,”
“Sorun ne?” sesim sinirliydi.
“Nefesin, dudakların…”
“Anlamadım?” o kadar sessiz cümle kurmuştu ki ne dediğini anlayamamıştım.
“Sorun yok,” eli belimden sırtıma doğru aşağı yukarı giderken üperdim.
“Elin rahat dursun Haris,” dedim dişlerimin arasında. “Okulu bulmazlar değil mi?”
“Bulamazlar,” sıkıntılı bir nefes verdi “Umarım,”
“Gittiler mi?” diye sordum
“Gittiler,” dedi.
Kaşlarım anında çatılırken ondan uzaklaştım ama belimdeki eli gevşemedi “Bıraksana belimi Mortis. Hayırdır hayran mı oldun bana?” sesimde alay vardı.
“Bende senin için aynı şeyi soracaktım?” derken ensesine sıkı sıkı geçirdiğim elimi gösteriyordu. Onun orada durduğunu unuttuğumdan hızla elimi geri çektim ve onun dokunuşundan uzaklaştım. “Cevap vermedin?” tek kaşı havalanmıştı.
Yüzümde alaycı bir gülümseme oluşurken orta parmağımı kaldırdım “Rüyanda siyah pelerinli prens.” kıyıya doğru yüzerken ona seslendim “Sen anca bu prens numaralarını çocuklara yutturursun ama ben senin karanlık yüzünü çoktan gördüm,” sudan çıktığımda su damlacıkları çoktan yere damlamaya başlamıştı. Saçımdaki suyu sıktığımda Mortis'in de kıyıya yüzdüğünü fark ettim. “Aptalsın donup zatüre geçirirsem suçlusu sensin,”
“Abartma istersen,” sudan çıktığında saçlarını eliyle geriye taradı. “Eğer hızlı yürür arabaya binersek ikimizde zatüre geçirmeyiz,”
“İyi ki telefonumu arabada bıraktım yoksa oda perte çıkacaktı,” hem yürüyüp hemde homurdanıyordum. Üşümüştüm, dişlerim birbirine çarpıyordu ve sırılsıklam olmuştum. Bugün hayatımın en kötü ikinci günü falan olabilirdi.
“Okula geri gidecek miyiz?”
“Tehlikeli olur direkt arabaları park ettiğimiz yere gidelim.” kafamı salladığımda daha fazla konuşmadan arabaya doğru ilerlerdim.
Arabanın kapısını açtığımda “Arabadan ıslanacak,” dedim düşünceli bir sesle.
“Şu an siktir et, arabam ıslanabilir,” kendisi arabaya girdiğinde bende umursamadan girdim. Mortis direkt arabayı çalıştırıp klimayı açtı ve telefonunu torpido gözünden alıp Omar’ı aradı. Telefon ikinci çalıştan sonra açıldığında Haris konuşmayı hoparlöre aldı. “Omar ne durumdasınız?”
“Askerlerin dikkatini henüz çekmedik ama çok yakınlarda dolaşıyorlar. Normalde buraya asla gelmezler şimdi neden gelesi tuttu bilmiyorum,”
“Her zamanki kontrollerden biri olabilir ara sıra yaptıklarını biliyorsun,” dedi Mortis sakin bir sesle. Arabayı park ettiği yerden çıkardığında bende telefonumu alıp açtım. “Biz şimdi eve geçiyoruz siz de fazla dikkat çekmemeye özen göstererek askerler gittikten sonra hepiniz farklı yollardan gelin,”
“Anlaşıldı kardeşim,” dedikten sonra telefon kapandı. Araba ısınmaya başladığında bütün odağımı kendi telefonuma vermiştim. Anlık düşen bildirimle kaşlarımı çattım ve mesaja girdim
Bilinmeyen Numara; Yarın akşam piramitlerin orada buluşalım.
Bilinmeyen Numara; Hakim artık senden bilgi istiyor, elinde bir şeyler olsa iyi olur.
Milena; Henüz kayda değer bir şey yok ayrıca herkesin gözleri benim üzerimdeyken akşam ortadan kaybolmam dikkat çeker.
Bilinmeyen Numara; Kardeşini canlı görmek istiyorsan yarın gelmek zorundasın sana tam konuma atacağım.
Bilinmeyen Numara; Gelip gelmeme seçim hakkı senin ama unutma kardeşinin canı da senin ellerinde.
Telefonu hızla kapatıp titreyen ellerimi bacaklarımın arasına koyarken ifademi olabildiğince düz tutmaya çalışıyordum. Mortis'in herhangi bir şeyi anlamasını göze alamazdım bu yüzden bakışlarımı akıp giden yola çevirdim. “Hala üşüyor musun?”
Dalgın bakışlarımı yoldan çevirip ona döndüğümde “Efendim?” dedim.
“Titriyorsun hala üşüyor musun?”
“Tabiki de üşüyorum! Şu soğukta beni suya çektin, üşümemem mucize olurdu herhalde,”
“Hatırlatırım ki önce sen beni atmıştın,”
“Oh iyi yapmışım, keşke kafanı suya batırıp seni boğsaydım da,” aslında öfkem ve hırçınlığım ona değildi ama şuan yakınımda sadece o vardı. Benimde ona hiddetlenmek için her zaman bahanem vardı bu yüzden ona ters davranmak daha kolaydı.
Eve vardığımızda hiç konuşmadan arabadan indim ve anahtarım olmadığı için kapının önünde bekledim. Haris kapıyı açtığında hemen ayaklarıma dolanan afacan ile yüzüme bir tebessüm oluştu. Eğilip onu sevmeye başladığım bana sırnaştıkça sırnaştı. “Sende anneyi özledin değil mi Vita?” miyavlamaya benzer bir ses çıkardığında başının üzerini okşadım.
“Ve benim oğlumda buradaymış,” diyen Mortis'e döndüm. Hemen karşımda duran siyah panter başını sahibin kolunun altına koymuştu. Yeşil gözleri huzurlu olduğu için kısılırken birden bana döndü, hırlayacağını ya da üzerime atılacağını düşünürken siyah panter sadece başını öne eğdi.
“Normalde başka insanları yabancılar,”
“İsmi ne?”
“Mortem.” Ölüm. Tıpkı sahibi gibi sadece korku salan bir namı vardı. Oturduğum yerden kalkıp siyah pantere doğru ilerledim, tam karşısında durduğumda ise elimi yüzüne yaklaştırdım. Başta hırlar gibi bir ses çıkarsa da Haris onu okşadıkça sakinleşiyordu. Önce elimi kokladı daha sonra kafasını bana yaklaştırdığında dudaklarımda tebessüm oluştu. Mortem neredeyse benim kızımın üç katıydı.
Elimi geri çekip merdivenlere doğru ilerlediğimde kısa bir an dönüp Mortis’e baktım “Oğlunu kızımdan uzak tut,” dedim net bir sesle. Benim bebeğim küçük olduğu için Mortem onu çiğ çiğ yiyebilirdi ona daha fazla zarar gelmesini istemiyordum.
“Merak etme iyi anlaşıyorlar, ayrıca oğlum kimseye zarar vermez.” ona cevap vermek yerine yukarı çıkıp üzerime rahat bir eşofman takımı aldım ardından banyoya girdim ve uzun ve sıcak bir duş aldım. Bir an önce para bulmam lazımdı, sahip olduğum her şey bloke edilmişti. Tek çarem babamın sahte bir kimlik adına açtığı hesap vardı ama ona da tek başıma ulaşmam imkansızdı.
Saçlarımı kurutma gereği duymadan banyodan çıktığımda Mortis üzerinde kuru kıyafetlerle odasından çıkıyordu. “Diğerleri geldi yemek yiyeceğiz,” kafamı sallayıp aşağı doğru yürüdüğümde diğerlerininde çoktan üzerlerini değiştirdiğini fark ettim.
“Eğer Omar seni kovmadıysa neden dün koltukta uydun?” Aris’in sesi kulaklarımı doldurduğunda yeniden sabahki konuyu konuştuklarını anladım.
“Canım istemiş olamaz mı yani?” dedi Damian.
“Olamaz,”
“Olur,”
“Olamaz,”
“Olur,”
“Olamaz dediysem olamaz,”
“Geçen gün yatağında çikolatalı süt içtim ve yarasını döktüm,”
“Olamaz,” dedikten sonra Damian’ın dediğini daha yeni kavramış olacak ki “Ne!” diyerek ayağa kalktı. “Lan oğlum sallama ben neden görmedim,”
Sandalyelerden birine otururken Damian sandalyesinde geriye yasladı ve rahat bir tavırla konuştu “Çünkü döktüğüm kısmı yatağın altına sıkıştırdım,”
Aris hiç vakit kaybetmeden tabağındaki bezelyelerden birini Damian’a fırlattığında Damian kafasını öne eğerek ondan kurtuldu “Rezil bir insansın,” sandalyesine geri oturdu.
Damin inadına havada bir öpücük attı “Bende seni çok seviyorum kardeşim,”
Aris yüzünü buruştururken Adel’e döndü “Şu sevgili al başımdan bana yürüyor,” dediğinde Adel kaşlarını çatmış Damian keyiflenmişti.
“Al sevgilim beni,”
“Bir çarparım şimdi,” ters ters Damian’a baktı ancak sonra yüz ifadesinden dayanamamış olacak ki bakışları yumuşadı “Sende sevgilimle uğraşma o zaman,” dedi.
“Sevgilim dedi duydunuz mu?” sesindeki heyecan o kadar saftı ki bakışları bana döndüğünde ona gülümsedim “Duydun dimi sarışın sevgilim dedi!”
Adel dirseğini karnına geçirdi “Kapat çeneni Damian,”
Onların bu haline gülerken Omar’a döndüm “Gerçekten odadan kovdun mu?” diye sordum sessiz bir şekilde.
“Çok horluyor artık kovmam şarttı.” sesindeki alayı anladığımda bana gerçeği söylemek istemediğini de anlamıştım.
“Evet içkiler benden şarkı söylemesi benim kızıldan o zaman,” Jamail ayaklandığında dolaba doğru ilerledi ardından hepimize birer tane içki şişesi uzattığında sanki bana olan bütün nefretini bırakmış gibiydi. Jamail ikizi kolunun altına alırken saçlarına küçük bir öpücük kondurdu. “Hadi bakalım sahne senin,” utandığını hafif kızaran yanaklarından anladığımda badem bakışları bana döndü.
“Bana eşlik eder misin?” diye sorduğunda gözlerim şaşkınlıkla açıldı.
“Emin ol sesim güzel değil,” dediğimde Adel araya girdi “Bende söylerim,” demesini beklemiyordum. Hatta bunu dediğinde içimin aile sıcaklığı ile dolduğunu hissettim. Uzun zaman sonra ilk defa her şeyi kenara bırakıp huzurlu hissediyordum. Sanki uzun zamandır kimsesizdim ve bu insanlar benim kimsem olmaya başlamıştı.
Jasmi şarkıyı söylemeye başladığında ona önce Adel katıldı içkimde büyük bir yudum aldığımda bende onlara katıldım. Aynı andan da diğerleri alkışlarla ritim tutuyordu. Fairuz- Ya Ana Ya ana
Gecelerin gözümde, pencerenden ışık geliyor
Beni yolculuğa çıkart sevgilim, gecelerinde dolaştır beni
Ve ben diyorum ki unutma, sonsuza dek unutma
Gözlerin beni götürüyor, bana gecelerini vadediyor
Bakışlarım Mortis’e dönerken onun içkisini yudumlarken bana baktığını fark ettim. Şarkı söylenen dudaklarıma, gülen yüzüme, parlayan gözlerime sanki hipnoz olmuş gibi bakıyordu. Şarkı en sonunda bittiğinde hep beraber alkışladık “Vay be Mil sesin gerçekten güzelmiş!” diyen Damian’a tek yapabildiğim gülümsemekti.
Kulağıma yine onun sesi doldu ; “Gülmek sana çok yakışıyor küçük yıldızım. Sen hep gül ki bende her seferinde seni deli edip başının etini yiyebileyim.”
Gözlerim dolduğunda şişemi ortaya uzattım. “Kaybettiklerime,” dedim hüzünle.
İlk şişesini ortaya çeviren Damian oldu bakışları Adel’e döndüğünde “Kazandıklarıma,” dedi.
Adel Damian’a bakmadı ama kafasını onun omzuna yasladı “Kaybetmek istemediklerime,”
Jamail kardeşini kendine çekti ve şişeyi ortaya koydu “Tek sahip olduğum, herşeyim olana kızıl kafama,”
“Canım kardeşime ve kalbime,”
Aris’in bakışları bana döndüğünde gülümsedi “Dostlarıma,”
“Aileme,” dedi Omae
Merakla Mortis'e döndüğümde boş duvara baktığını fark ettim ardından bakışları kardeşlerine döndü, oradan herkese teker teker baktı ardından buz mavisi bakışları bana döndü “Asla sahip olamadıklarıma ve pişmanlıklarıma.” herkes aynı anda içkisini kafasına dikti.
Bakışlarımı herkesten koparıp küçük kızıma döndüm. Mortem ona yukarıdan bakarken o patisiyle Mortem'in burnuna vuruyordu. Mortem hiç bozuntuya vermeden Vita'ya uydu ve kafasını daha da eğip başını onun başının üzerine koydu.
Bütün gece konuştuk güldük, ben bir zaman sonra sadece masaya kafamı koyup dinlemeye başladım. En sonunda Jamail sarhoş olmuş kardeşini yukarı çıkarken bende sigara içmek için dışarıya çıkmıştım
Sigarayı dudaklarımın arasına aldım ve ucunu ateşleyip kaldırıma oturdum.
Sigaradan derin bir nefes aldığımda yanıma biri oturdu, oturan kişinin kim olduğunu biliyordum ancak sigaram bitene kadar sessizliği bozmadım. Sigaram bittiğini külü kaldırımın kenarında söndürüp Damian’ın kahve gözlerine döndüm “Teşekkür ederim,” dedim samimi bir sesle. “Bugün gerçekten bir aile gibi hissettim uzun zaman sonra huzurluydum,”
“Bu ailedeki herkes yumuşak değildir ama bugün olan olay hepimizi etkiledi ve senin yaptığın cesaret isteyen bir şeydi Milena. Birinin hayatını kurtardın, bir kız çocuğun hayatını kurtardın ve bende sana söz veriyorum kardeşini kurtarmak için elinden geleni yapacağım,”
“Teşekkürler,”
Gülerken omzuyla omzumu dürttü “Sevdim seni Mil.”
Küçük bir kahkaha atarken onun kolundan ittim “Defol git ya ne Mil’i iğrençsin Dami!”
“Sen bana Dami de bende sana Mil,” elini bana uzatırken garip garip ona baktım “Ciddi misin?”
“Oldukça,”
Önce eline sonra yüz ifadesine baktığımda sonunda pes ettim ve elini sıktım “Anlaştık o zaman Dami,”
“Anlaştık o zaman Mil,”
🎭
Gözüme kahverengi göz kalemi sürüp makyajımı tamamladığımda aynadan gördüğüm görüntüden oldukça memnundum. Üzerimde kahverengi üzerime yapışan, yamuk kesim gelen, uzun kollu derin göğüs dekolteli bir elbise vardı. Sade ama şık bir parçaydı. Saçlarımı aşağıdan düşük bir topuz yapmıştım. Gözlerime kahverengi tonlarında buğulu bir makyaj vardı. Koyu olan yeşil gözlerim iyice ortaya çıkmıştı.
“Hazır mısın?” diyen seslenen Mortis'i duyunca gözlerimi devirdim. Sanki bize zehrin şifaya nasıl döndürüleceği hakkında konuşacağını söylediği arkadaşıyla buluşacağımızı bir saat önce söylemiş gibi birde yarım saattir hadi deyip benim sinirlerimi bozuyordu.
Onu duymazlıktan gelip gold renginde bir şahmeran taktım, krem kabanımı ve krem çantamı alıp aşağı indim. “Bizde gelseydik,” dedi düşünceli bir sesle Adel.
“Tehlikeli olur siz buradan bizi izleseniz yeter,” dedi Mortis.
Jasmi oturduğu yerden kalkıp bana kıvrılmış bir yılan şeklinde olan bileziği vardı. Yılanın kafası dışarı çıkmış gibi duruyordu. “Bu bilekliği tak içinde gps var seni takip edebileyim diye. Haris’inde düğmelerinde var,” kafamı sallayıp bileziği bileğime taktım.
Kapıya doğru ilerlerken bakışlarım anlık olarak Mortis'e kaydı. Üzerinde saten lacivert bir gömlek, altında kaliteli olduğu çok belli olan kumaş pantolon, üzerinde ise aynı renk ceketi. Saçları her zamanki alışılmışın dışında geriye doğru taranması.
Kabanımı üzerime geçirdikten sonra krem rengi çizmelerimi giydim. “Dikkatli olun,” diyen Aris’ti. Ona gülümseyip kafamı sallarken beraber dışarı çıktık ve arabaya bindik.
“Hava soğuk,” dedim arabaya girerken “Kaban giyseydin,”
Göz ucuyla bana baktı “Ne o şimdi de beni mi düşünüyorsun?”
Anında kaşlarım çatıldı “Ne münasebet be! İstersen don banane,”
Yol boyunca konuşmadık en sonunda araba büyük bir piramitin önünde durduğunda Haris’e döndüm. “Ne zamandan beri burada bir mekan var?”
“Bayağıdır ama çok bilinmiyor. Zaten herkes giremez öyle aşikar olan bir yer değil.”
“Beni tanırlar mı?”
“Sanmıyorum, bizim gittiğimiz yer özel bir süit olacak bu yüzden sorun olmaz merak etme. Ayrıca tanınsan bile sorun değil çünkü buradaki insanların hepsi temiz değil. Ben bu gece herşeyi ayarladım,” arabadan indikten sonra anahtarı bir tane adama verdi ve elini sırtıma koyup yürümemi işaret etti.
Piramitin girişine doğru yürüdüğümüzde Mortis bileğindeki dövmeyi piramite doğru çevirdi ve ben daha ne olduğunu bile anlamadan kapı kendiliğinden açıldı. Vlad denen adam da bu dövmeyi görünce bakışlarında tanıdık bir sima geçmişti.
Bu dövmede bir şeyler olduğunu kesindi ama ne olduğunu çözemiyordum. İçeri girdiğimizde bizi bir adam karşıladı “Buyrun efendim süitiniz ileride,” dedi. İçerisinin ışığı loş olduğu için tam olarak adamın yüzünü seçemiyordum
“Seni nereden tanıdılar?”
“Kapı açıldığında buraya giren herkesi tanırlar,”
“Rujumu sürmeyi unuttum,” dedim bir an.”Lavaboya gidip hemen süreyim, burada bekle beni,”
“Rujunu sürmen bu kadar önemli olamaz orada sürersin,”
“Hayır!” dediğimde sesim kendiliğinden biraz yüksek çıkmıştı “Beş dakika beklesen ölmezsin Mortis. Rujum gerçekten önemli.”
İtiraz edeceği sırada görevli adama döndüm “Lavabo ne tarafa acaba?” diye sordum. Adam yolu tarif edince hiç zaman kaybetmeden oraya doğru ilerledim. Mortis'in arkadan bana ölümcül bakışlar attığını biliyordum ama bunu umursamadım.
Lavaboya girdiğimde çantamı musluğun yanına koydum rujumu kapağını açıp bakışlarımı aynaya çevirdim ve onu gördüm.
Maskenin altındaki yüz bana keyifle bakıyordu “Nihayet görüşebildik Milena Marad,”
Oyun başladı
VEEE BÖLÜM SONU
Bu bölümü büyük heyecanla yazdım ama asıl bomba diğer bölümdeee
Bu bölüm hakkında ne düşünüyorsunuzzzz
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
X/ruhunlasavass
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle....
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Yani sen yazıyosun diye demiyom ama walla çok iyi yaaa💝💖
YanıtlaSilOyy yerimmmm okuyan gözlerine sağlık balımmm
SilAğağağağağa burada bitmemeliydi ruj kısmında aklıma bige geldiğ
YanıtlaSilHaftaya bölümde tekrardan görüşelimm
SilYazar yazarr nerede yeni bölümm
SilBugün 15.30'da gelecek balımmm
Sil