Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
9- HİSLER VE GÜLÜŞLER
“Tamamdır artık açabilirsin” duyduğum sesle hızla gözlerimi açtım ve karşımdaki manzara karşısında gözlerim büyüdü “Burası…” derken sözümü Yekta tamamladı
“Seramik atölyesi, seveceğini düşündüm”
Heyecanla kafamı salladım “Severim, hemde çok.” severdim onunla beraber yaşadığım her anı, bana geride kalacak her hatırayı severdim. “Daha önce hiç seramik yapmamıştım” dedim dudağımı dişlerken
“Buraya en son Asya ile gelmiştim, çok küçük olmasına rağmen seramik yapmayı severdi,” dediğinde sesindeki hüznü fark edebiliyordum. Elimi kaldırıp Yekta’nın omzuna koydum.
“Eminim senin yeniden buraya geldiğine sevinmiştir” dedim ona destek olmak için, o her anımda yanımdaydı şimdi ise sıra bendeydi. Onu iyileştirecektim.
“Hoşgeldiniz Yekta Bey.” dedi karşımızdaki orta yaşlı sarı saçlı mavi gözlüklü kadın.
“Hoşbulduk Şevval hanım,” dedi Yekta normal bir ses tonuyla
“Bayağıdır yoktunuz,”
“Artık buradayım,” derken bana döndü “İlacımla beraber” diye sadece benim duyabileceğim bir sesle fısıldadığında kalbim duracak sandım. Hayır yalan değildi gerçekten duracak sandım. İlacımla beraber. Onun ilacıydım bu nedensizce beni gülümsetti. Hem İlaç hem yara dedi iç sesim hem ilaç hem yara…
“Her zamanki yer mi?” diye sordu gülümserken
Yekta başını sallarken “Her zamanki yer,” dedi, anlamamış gözlerle ona bakarken parmaklarını parmaklarıma geçirdi “Bahçeye bakan taraf,” derken ilerlemeye başladık ve Yekta’nın dediği gibi bahçeye bakan bir cam tarafına geldik “Asya’nın en sevdiği yer çünkü camın aralığından içeriye kediler giriyor ve Asya kedilere sevmeye bayılırdı” bakışları orada duran sandalyelere takıldı.
Ona güven vermek istercesine elini sıktım “O zaman bizde bugün Asya yerine seramik yapıp kedileri severiz. Eminim bunu hissedip mutlu olacaktır” dedim gülümseyerek,
Bakışları bana dönerken acı çekiyor gibiydi “Ah nephente! Keşke o güzel kalbini çıkarıp öpebilsem. Keşke başkalarına çare olduğun, nazik olduğun gibi kendine de çare olup nazik olsan…”
Gülümsedim sadece, bütün acılarıma bütün olumsuzluklara rağmen gülümsedim “E hadi bana seramik yapmayı öğretmen gerekiyor” dedim kafasının dağılması için ve ilginçtir ki işe yaramıştı. Elimi bırakıp önlüklerin asıldığı askılıktan iki tane önlük aldı biri siyah biri sarıydı hem de civciv sarısı. Siyah önlüğü kendi kafasından geçirip arkadan bağlarken sarı önlükle tam benim önümde durdu. Önlüğü kafamdan geçirip arkasını ustalıkla bağladı bende bunu fırsat bilerek kokusunu içime çektim. Kokusu huzur veriyordu…
“Otur bakalım,” dedi yuvarlak bir taşın önünde duran sandalyeyi göstererek, dediğini yapıp sandalyeye oturdum o ise biraz kil alıp yuvarlak taşın üzerine koydu ve benim arkama bir sandalye çekip hemen arkama oturdu.
“Şimdi,” derken kollarını iki yana açınca sırtım onun göğsüyle bir bütün oldu. Elleri önce kenarda ne zamandır orada olduğunu bilmediğim suya gitti kili biraz ıslattıktan sonra yuvarlak taş dönmeye başladı ardından Yekta’nın elleri ellerimin üstündeki yeri buldu. Parmaklarım onun yönlendirmesiyle soğuk ve çamurumsu kile dokundu.
Yekta’nın nefes alış verişlerini hissedebiliyordum “Kile nazik ve yavaş hareketlerle şekil vermelisin,” diye tarif ederken nefesi boynuma vuruyordu, yakındı hemde hiç olmadığı kadar…
Zorlukla nefes alıp kafamı salladım, o bu kadar yakınımdayken odaklanmak zordu ama önemli değildi çünkü ellerim onun elleri arasındayken çok iyi idare ediyordu. “Sadece resim yeteneğin var sanıyordum ?” dedim etkilenmiş bir şekilde
“Daha bilmediğin bir sürü yeteneğim var,” derken sesindeki muzipliği hissedebiliyorum.
“Bir gün öğrenmek isterim.”
“Hay hay”
En sonundaki dakikalar sonra dönen yuvarlak taş durdu ve gördüğüm görüntü karşısında nutkum tutuldu. Ellerimiz iç içe girmiş ve çamurluydu. O çamurun arasında duran ise bir kalpti, kalpten bir kaseydi. Birlikte yaptığımız kalpten bir kase…
“Buda mı Asya sevdiği için…” dedim mest olmuş bir şekilde
“Hayır bu ben istediğim için, senin için” dediğinde kalbim sıcacık olmuş bir şekilde yaptığımız kalbe baktım. Ne diyeceğimi bilmiyordum yanlış bir şey söylemekten korkuyordum. Tam düşüncelere dalmışken burnumun üstüne değen soğuk şeyle kendime geldim.
Elimi burnumun ucuna götürünce elime bulaşan kili görüp hızla arkamı döndüm “Hey” dedim burnumu kışkırtarak Yekta ise otuz iki diş gülüyordu. Bu sefer bende elimdeki kilden yanağına bulaştırınca gülüşü soldu ve donmuş gözlerle baktı ardından ben onun bu hali karşısında kahkaha atınca oda gülüşüme bakıp güldü. Gülüşüme baktı ve güldü…
Elini kaldırırken ne yapacağını anlayıp hızla oturduğum yerden kalktım ve ve yuvarlak taşın diğer tarafına geçtim. Ben kalkınca oda hızla kalktı işaret parmağımı kaldırıp ona çevirdim “Sakın yaklaşma” dedim yapmacık bir tehditle
“Sakın olduğun yerden kıpırdama sarı intikamım acı olacak” dedi keyifle
“Çok beklersin”
Bana doğru bir adım atarken bir adım daha geri çekildim “Sakın gelme” dediğimde öne atılırken bende hızla koştum ancak Yekta çevik bir haraket beni belimden tuttu ve kendine yasladı “Benden kaçamazsın nephente,” dedi yüzüme yaklaşırken göğsüm heyecandan hızla inip kalkıyordu.
“Kaçmak isteyen kim” dediğimde yüzüme yaklaştı biraz daha yaklaştı ve eli yanağımı bulurken aynı anda bir flash patladı.
Gözlerim şaşkınlıkla yana dönerken elinde fotoğraf makinesiyle bizi çeken Sibel’i gördüm. Yüzünde kocaman bir gülümsemeyle “Ayy çok güzel çıktınız” dedi, bir anda panikle hızla geri çekildim ve Yekta’nın dokunuşundan kurtuldum.
“Abicim yani burası topluma açık bir yer biliyorsunuz değil mi ? Allah’tan biz yabancı değiliz yani” diyerek alayla araya girdi Batu
Yanaklarım alev almış gibi yanarken “Aslında öyle değil-” sözümü yarıda kesen Yekta oldu “Batu biraz daha çeneni kapatmazsan senin ağzını,” devamını getirmedi
Batu ellerini yukarı kaldırıp teslim olur gibi yaptı “Tamam sustum,” derken geri geri çekildi “Hadi Sibo gidelim Bora’da dışarıda sizi bekliyoruz,” derken kolunu Sibel’in omzuna attı, Sibel ise yüzünü buruşturarak Batu’yu itti “Sibo ne ya!” diyerek söylene söylene dışarı çıktı Batu’da gülerek Sibel’in peşinden gitti. Onların bu haline gülümserken ayağıma dokunan şey ile yerimden sıçradım. Korkuyla ayağımın dibine baktığımda ise bembeyaz pamuk gibi bir kedi gördüm. İster istemez dudaklarımı büküp kedinin önünde çömeldim ve elimle başını okşadım. Asya için…
Bundan sonra çoğu şeyi kendimle beraber Asya içinde yapacaktım. Çünkü bundan sonra onu daima kalbimde yaşatacaktım…
“Asya için,” diye fısıldadım Yekta’nın duyabileceği bir sesle, ben kediyi sevdikçe oda iyice bana sırnaştı. Saçlarımda hissettiğim el ile bakışlarımı Yekta’ya çevirdim “Yekta, bu kedi bizim olsun mu ?” derken bunu gerçekten çok istiyordum “Bunu gerçekten hep çok istedim lütfen bu bizim olabilir mi?” kediyi bir çırpıda kucaklayıp çöktüğüm yerden kalktım ve başımı yana yatırıp şirince gülümsedim “Olsun hı olsun mu ?”
“Sen böyle gülmeye devam edersen ben hiçbir şeye hayır diyemem biliyorsun değil mi ?” bana bir adım yaklaşıp saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı “Peki nephente alalım onu bizim kedimiz olsun” demesiyle heyecanla yerimde zıpladım ve elimde kedi olmasını umursamadan ona sarıldım “Teşekkür ederim,” diye fısıldadım
Kollarını bana sardı “Senin şu gülüşünü görmek için ömrümü bile verebilirim,” dedi her zamanki kalbimi hızlandıran sesiyle. Bu anlar her ne kadar beni mutlu etse de onu bırakıp gideceğim için kendimi suçlu hissediyordum.
“Hadi ama kardeşim,” dışarıdan Bora’nın aksi sesini duymamla gülümseyerek geri çekildim ve yaptığımız kalpten kaseye döndüm
“Merak etme onu alacağım, birlikte boyarız. Ama önce yüzümüzdeki killerden kurtulmalıyız.” diyene kadar yüzümdeki kilin varlığını bile unutmuştum.
“Tabi ki” derken rafa doğru ilerledim ve hızla yüzümü silip Yekta’dan önce kucağımda kedimizle beraber seramik atölyesinden çıktım. Kedimize de bir isim bulmalıydım ona yaklaşıp kafasını öptüm “Merak etme ben gittikten sonra o sana çok iyi bakacak,”
****
“Hayır kesinlikle kedime turşu ismini vermeyeceğim,” dedim yüzümü buruşturarak. Hem ben seçmeleri kazandığım hem de Yekta yarışı kazandığı için bir telafi partisi yapmaya bir mekana gelmiştik. Bu kesinlikle benim planım değildi ama yine de itiraz etmiştim. Şuan ise masada biricik kedime verilecek ismi tartışıyorduk.
“Neden olmasın bence gayet güzel bir isim ?” dedi gerçekten ciddi olduğunu belirten bir sesle Batu fakat kesinlikle bu olmayacaktı.
Ağlamaklı bir şekilde Yekta’ya döndüm “Arkadaşına bir şey söylesen iyi edersin kedimize böyle bir isim veremeyiz,” dedim ciddiyetle
“Görende sanki çocuğunuza isim koyuyorsunuz zanneder,” diyerek geldiğimizden beri ilk defa konuştu Bora. Sibel’ de oda keyifsizlerdi birbirleriyle konuşmaktan hatta bakmaktan bile kaçırıyorlardı.
Utanç ve şaşkınlıkla birden bakışlarımı Yekta’dan çekip önüme döndüm o anda Yekta ciddiyetle “İsmi turşu olmayacak,” dedi tam o esnada ise içeceklerimiz geldi herkes alkolsüz kokteyl sipariş etmişti. Kokteylimden bir yudum aldıktan sonra ağzımda bıraktığı tadı çıkarmaya çalıştım ama başım ağrımaya başlamıştı, doktor bunun olabileceğini söylemişti ama bu kadar acı vereceğini hiç düşünmemiştim.
Bugün kesinlikle teyzemle bu hastane konusunu konuşmalıydım, en azından biri bilmeliydi.
“Gençler,doğruluk cesaretlik oynamaya ne dersiniz ?” arkamda duyduğum sesle bakışlarım artık eski okulum olan üniversiteden Eylül ve Çağrı’yı gördüm. Burada ne işleri vardı
“Burada ne işiniz var ?” diye sordu Sibel düşüncelerimi dile getirerek
“Tesadüf,” dedi Çağrı muzipçe gülümseyerek ama bunun tesadüf olmadığını hepimiz biliyorduk.
“Gidip başka eğlence bulun,” dedi Bora
Eylül dudak büzdü “Hadi ama en fazla ne olabilir ki ?” dediğinde
Batu “Ben varım, eğlenceyi severim,” dedi ama bu oyunun sonu iyiye gitmeyecek gibi hissediyordum.
“İşte şimdi eğlenmeye başlıyoruz” derken masanın eliyle birilerine işaret yaptı ve birkaç kişi daha geldikten sonra herkes boş bulduğu yere oturdu ve şişe çevrildi. İlk gelen kişi ise Çağrı ve Sibel’di. Çağrı ve Sibel bir dönem takılmışlıkları vardı ama bu çok uzun sürmemişti kısa süre sonra sonlanmıştı, onu aldatmıştı.
“Seç bakalım, Doğruluk mu cesaretlik mi ?” diye sordu Sibel
“Doğruluk” dedi hiç düşünmeden Çağrı
Sibel’in gözleri sinsilik ile parladı parmaklarını çenesinde birleştirdi ve “Beni kiminle aldattın?” diye sordu direkt hiç çekinmeden, onun bu halini seviyordum sevimliliğin altında gizli bir acımasızlık vardı. Herkesin gözleri şaşkınlıkla açılırken Çağrı’da bunu beklemiyor olacak ki bir süre durdu
“Seni aldat-”
“Yalan söylüyorsun,” dedi direkt, o an o telaşlı bakışın aynısı Eylül’de belirdi, benim gibi bunu Sibel’de görmüştü. “Ben cevabımı aldım devam edebiliriz,” dendiğinde şişe tekrardan çevrildi bu sefer ise Eylül ve Bendim. O soracaktı ben ise cevaplayacaktım.
“Doğruluk mu Cesaret mi ?”
“Cesaret” dedim
“Şuradaki adamı görüyor musun?” dediğinde o tarafa baktım, elinde kadeh bardağını tutan beyaz gömlekli oldukça yakışıklı bir adamdı, fakat benim tarzım değildi. “Onun numarasını alacaksın ve ismini öğreneceksin,” dediğinde anında Yekta’nın kasıldığını hissettim.
Yinede oturduğum yerden kalktım “Bu asla olmayacak,” diye karşı çıktı Yekta
“Oyun oyundur,” dediğinde sadece gülümseyip Yekta’ya döndüm “Sadece numara ve isim benim için önemi yok,”
Siyah topuklarımın üzerinde sağlam adımlar atıp Eylül’ün bahsettiği adama doğru ilerleyip tam önünde durdum. Geldiğimi görünce bakışları baştan aşağı beni süzdü “Merhaba,” dedim neşeli bir sesle
Oda aynı samimiyetle “Merhaba,” dedi
“Ben Alin” dedim elimi uzatarak
“Ferit” dedi elimi sıkarak
“Şey aslında ben eğer teksen şurada oturan arkadaşım senden çok hoşlanmış” derken bizim masaya gösterdim “Kendisi utanıyor bu yüzden ben geldim rica etsen numaranı alabilir miyim?” diye sordum
Kaşları havaya kalkarken etkilenmiş gibi gözüküyordu, cebinden bir kart çıkarıp bana verdi “İşte bu kartvizitim buradan beni arayabilir” dediğinde bakışlarım kartvizite takıldı avukat kartıydı.
“Çok teşekkür ederim,” dedikten sonra masaya doğru ilerledim ve kartviziti Eylül’ün önüne koydum “Avukat Ferit beyi aramayı unutma Eylül senin aramanı kesinlikle bekliyor,” Eylül anında sinirden kıpkırmızı oldu.
“Burada işimiz bitti,” diyerek oturduğu yerden kalktı Yekta kalkmasıyla sandalye de yere devrilmişti. Yanıma gelip parmaklarını parmaklarıma geçirdi “Gidiyoruz,” sesi sertti ve sinirden neredeyse kızarmak üzereydi.
Beni peşinden çıkışa süreklerken hem başım ağrıyordu hem de ayaklarım bu topuklulardan helak olmak üzereydi. “Daha fazla yürüyemem,” dedim ağlamaklı bir sesle
“O avukata gayet iyi yürüyordun,” dedi imayla Yekta
“Sadece bir oyun tamam mı ? Ayrıca benim için önemi olmadığını söylemiştim,”
“Ama benim için var o siktiğimin herifinin numarasını almanın benim için önemi var,,” dediğinde kendini patlamamak için tuttuğu çok belliydi. Yalan yoktu bu hoşuma gitmişti.
“Sen ben mi kıskanıyorsun?”
“KISKANMAK MI ? ORADA O ADAMIN YÜZÜNÜ DAĞITMAMAK İÇİN KENDİMİ NE KADAR ZOR TUTTUM BİLİYOR MUSUN ? KISKANMAK BU KADAR HAFİF BİR ŞEY DEĞİL ” diye yükselirken elimi bırakıp saçlarından geçirdi “Bana biraz sakinleşmem için izin verir misin ?” dediğinde sırtını bana dönmüştü, sinirli olmasına rağmen beni düşünüyordu. Hiçbir şey söylemeden ayaklarımı acımasına rağmen biraz yüksek bir duvarın üstüne oturdum. Onun sakinleşmesini oturarak bekleyebilirdim.
Birkaç saniye sonra arkasını döndü beni görünce yüz ifadesi rahatlamıştı, gideceğimi mi sanıyordu ? Hayır bugün değildi. Karşıma gelip önümde diz çöktü, topuklu ayakkabılarımı dikkatlice çıkarıp kenara koydu “Yekta…”
Hiçbir şey söylemeden kendi ayakkabılarını çıkardı ve bana büyük olacağını bile bile kendi sporlarını bana giydirdi. Gözlerim yaşla dolarken Yekta elime uzandı “Özür dilerim, sana böyle çıkışmamalıydım. Sana sesimi yükselttiğim için özür dilerim, bir daha olmayacak yemin ederim” derken bileğimi baş parmağı ile okşayıp yumuşak bir öpücük kondurdu “Dengemle oynuyorsun nephente, bununla nasıl başa çıkacağımı bilmiyorum…”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar


Çoooookkk güzeeeellll. Yeni bölüm ne zamannnn
YanıtlaSilKitabın sonunda Alin ölürse ağlarım nolur ölmesin lütfen lütfen
YanıtlaSil