Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A. 2-ÇARESİZLİĞİN SESSİZLİĞİ





“Güvenmek bir silahtı,

güvenememek ise lanet.

Bir savaşın ortasında elimde bir hançer

ne tarafa gitmem gerektiğine o karar verecek.”



2weı - Survivor

Cellist in the forest - baroque music


Bu kitap yarı distopik yarı fantastiktir.

Bu kurguda deçen ve geçecek olan sistem, mısır mitolojisi, markalar ve bazı kavramlar

tamamen benim kendi bulduğum bir şey olup şahsıma aittir


iyi Okumalar ballarım bölüm sonu yorumlara buluşalım 

Buz mavisi bakışları öyle bir bakıyordu ki gözlerime yere düşeceğimi sandım. Bakışları deliciydi, rahatsız edici değildi ama çok dikkatliydi. Daha önce hiç bir bakıştan dolayı yere yığılacakmış gibi hissetmemiştim çünkü bu zamana kadar kimse bana böyle bakmamıştı. 


Sigaradan ikinci bir dumanı çekemedim tadı çok ağırdı, böyle bir sigarayı nasıl içiyordu aklım almıyordu. Sigarasını ona uzattığımda bir şey söylemeden sigarayı elimden aldı ve bir kez daha kendi dudaklarına yasladı. Yere düşüp rezil olmamak için ondan en uzak olan koltuğa oturdum. 


Bakışlarım Aris’teydi. Anlamadığım bir şekilde bu adamla alakalı içimde bir yerlerde bir şeyler vardı, bunu hissediyordum. Ona baktığımı hissetmiş olacak ki bakışları bana döndü, anlık olarak bocaladım ama o bana göz kırptı. Samimi birine benziyordu.


Onların nasıl biri olduğuyla ilgilenmiyoruz Milena. Sadece onları mahvetmekle ilgileniyoruz.


Onlara yakın olmam lazımdı, onlara yakın olursam onların zayıf yanlarını görebilirdim. Onları yenmem onların ağzından laf almak daha kolay olurdu. Yani en azındana öyle olmalıydı, öyle olmasını sağlayacaktım.


“Bakın ne diyeceğim.” derken Jasmi ayağı kalktı. “Bence tanışmalıyız.” diye bir öneri sundu.


“Tanımadığım ve güvenmediğim birine hiçbir şeyimi söylemem.” dedi Adel. Kesinlikle benden hoşlanmamıştı hatta benden nefret bile ediyor olabilirdi ama bulunduğumuz durumun içinde bu çok saçmaydı. 


“Oysa ki bu sistemin içinde erkeklere güvenmekle tanımadığın birine güvenmek aynı şey.” dedim geri yaslanırken. “Yanındaki adamlara güveniyorsun ama hemcinsine güvenmiyorsun öyle mi?” tek kaşım havaya kalktı “Tuhaf.” dediğimde alev gibi bakan gözleri benim üzerimdeydi. O an bakışlarından anladım o da buradakilere güvenmiyordu. Oda erkeklere güvenmiyordu ki bence yapacağı en akıllıca şey sadece erkeklere değil kimseye güvenmemek olurdu. 


Çünkü Milena sadece bu hayatta değil, hiçbir hayatta kimseye güvenemezsin. Özellikle de erkeklere.


Belki de bu bizim lanetimizdi. Kimseye güvenenememek, tutunacak tek dal ararken o dalın aslından hiç var olmadığıını bilmek ve sürekli dibe batmamak için çırpınmak. “Yeter!” diye yükselen ise Jamail’di. Daha ilk günden sesimi duymaya dahi tahammül edemiyordu.


“Niye yanlış bir şey mi söyledim?” dediğimde Jamail’in bakışları bana kenetlendi. Oturduğu yerden kalktığında Jasmi hızla onun önüne geçti lakin bende hiç korkmadan ayağı kalktım. “Bana mı saldıracaksın Jamail?” dedim alayla. “Söylesene ne yapabilirsin? Vuracak mısın bana?” çenemi daha da dikleştirdim.  Onun sınırlarını zorluyordum, onu kışkırtıyordum ama bu umrumda değildi çünkü onun gibiler bir çok kez benim hayatımı mahvetmek istemişlerdi. 


“Jam.” dedi Jasmi kardeşinin önüne geçerek. “Sakin ol bir şey söylemedi bile.” onun bakışları anlık olarak kardeşine çevrildiğinde bakışları yumuşadı az önce bana attığı öldürücü bakışlar tamamen yok olmuştu. Bir şey söylemek yerine kapıyı çarparak evden çıktığında Jasmi’de onun peşinden gitti. 


“Bizi yalnız bırakın.” Mortis'in sesiyle Adel ve Aris oturduğu yerden kalktı ve onlarda dışarı çıktılar. Ayaktayken ona döndüm Haris oturduğu yerden kalkıp bana döndü. “Bir daha sakın.” dedi beni uyarır gibi. Sesi yüksek değildi sadece otoriterdi “Ekibimi kışkırtmaya çalışma.” 


Alayla güldüm “Ekibin?” 


“Milena, benim sabrım sınırsız değil.” yüzündeki tek  bir mimik bile oynamıyordu “Ve burası da senin eğleneceğin bir sirk değil. Sınırı aşarsan bende sınırı aşarım. Onların canını yakarsan, senin canını yakarım ve inan bunu yapmam için sana elimi sürmem bile gerekmez.” dediğinde artık gerçek yüzünü bana gösteriyordu. Demek ki doğru noktaya basmıştım. Bu ekip onun ailesiydi, bu ekip onun zaafıydı.


“Mortis, zaaflar savaşta birer silahtır.”


“Milena, savaşlar sadece zayıflar içindir.” bir şey söylemedim. Tekrardan koltuğa oturduğumda kafamı arkaya yaslayıp gözlerimi kapattım. Artık sabah olsun ve bu gece bitsin istiyordum. Gözlerimi açtığımda bunun bir kabustan itibaren olmasını diledim. 


“Ben zayıf biri değilim.” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. “ama yinede bu savaşın içindeyim. Ben bu savaşın içinde doğdum ve ben bu savaşın tam ortasındayım.” ben bu savaşta olmaktan yorulmuştum. Bir şey söyler sandım ama söylemedi sadece sustu. Zaten ondan da bir şey söylemesini beklemedim, bu adam bana ne söyleyebilirdi ki? Hiçbir şey.


“Burdakilerin hepsi kendi rızasıyla mı senin yanına geldiler?” sorumla beraber gözlerimi açtım ve kafamı yasladığım yerden kaldırmadan ona doğru çevirdim. 


“Kısmen.” derken oda yeniden yanıma oturmuştu. 


“Yani isteseler gidebilirler mi?” 


“Gitmek istemezler.” 


“Çok eminsin.” 


“Onları tanıyorum.” 


Dudağımın kenarında alaycı bir gülümseme oluştu “Ama onlara güvenmiyorsun.”  dedim. Buna itiraz etmedi. “Kardeşimle konuşmam lazım, onunla görüşüp iyi olduğumu bildirmem lazım.” 


“Onunla yüz yüze gelemezsin.” 


“Ama konuşabilirim. Onunla konuşmamı sağla bende sana yardım edeyim.” dediğimde bir şey söylemeden oturduğu yerden kalktı. Evden çıktığını kapı sesinden anladığımda artık tamamen yalnızdım. Oturduğum yerden hızla kalkarken üst kata çıktım az önce duş aldığım odaya girip dolapları karıştırmaya başladım. Her bir çekmeceyi her deliği kontrol ettim ama hiçbir şey yoktu. Beni evde yalnız bırakırken tabiki de hiçbir şeylerini burada bırakmamışlardı. Diğer odalara girersem oralar karıştırdığımı anlarlardı. 


Sıkıntıyla yere çöktüm “Tanrım bu neyin cezası? Kadın olarak doğmak mı suçum?” gözümden bir damla yaş döküldü. Bunun bir haksızlık olduğunu haykırmak istiyordum, ismimi haykırmak var olduğumu haykırmak istiyordum. Oysa sadece kendim için susmak zorunda kalan her kadın için bunu yapmak istiyordum. 


Tanrım artık adalet istiyorum.



⏳️



İLAHİ BAKIŞ AÇISI


Güneş neredeyse doğmaya başlarken ufuk çizgisine bakmaya devam etti Mortis. Buz mavisi gözlerindeki ifadesizlik hislerinin çok uzun zaman önce yok olduğunun göstergesiydi. En son ne zaman gerçekten içinden gelerek gülmüştü hatırlamıyordu. 


Dudaklarının arasındaki sigaradan derin bir nefes alırken yine aklına o geldi Milena. Yeşilin en koyu tonu gözleri oval yüzü, yuvarlak çenesi, dalgalı sarı saçları ve dudakları. Sigarasına değen dudakları… Neredeyse beş aydır bu kızı izliyor, nerelere gittiğini, kimlerle görüştüğünü anlamaya çalışıyordu. Ve beş  aya rağmen onda hala çözemediği bir şeyler vardı, onun gece uykularını bölen bir şey.


Eğer başını belaya sokmasaydı tam bugün onun evinden almak için birilerini gönderecekti. İsteyerek ya da zorla onun için fark etmezdi. Bunu ona hiç söylemeyecek olsa da ona ihtiyacı vardı amacına ulaşmak için tek eksik o kızdı ve oda şu ana kadar bu kız yüzünden başına bir sürü bela almıştı bile. 


Kanunlara uyan biri değildi gerçi burada olanlara kanun denirse tabiki. Bu düzeni asla onaylamıştı, hiçbir zaman da onaylamazdı ve bunu değiştirmenin her yolunu da deniyordu. Her ne kadar kanunlara uyan biri olmasa da daha önce hiç idam ipinden birini kurtarmak zorunda kalmamıştı. Gerçi Haris asla buna kurtarmak demezdi, bir iyilik yapmıştı ve karşılığını alacaktı. O merhametli bir adam değildi. Merhamet ona çocukluğundan beri uğramıyordu.


“Merhamet bir insanın en büyük gücüdür.” derdi annesi ona her zaman. Bunun üzerinden çok zaman geçmişti. Annesi gitmişti ve onunla beraber kardeşi de gitmişti. Küçük kız kardeşi Amaya’da gitmişt. Bu düzeni en çok onun için yıkmak istiyordu. Çünkü onlar bunu hak etmemişti onlar en masum olanlarıydı, bu şehir, adalet onları da almıştı Mortis'ten. Onlar gittikten sonra dünya o kadar acımasız bir hale gelmişti ki. Annesi bunu görseydi daha fazla kahrolabilirdi. O yüzden bazı geceler iyi ki burada yok diyordu.


“Kızı alabilmişsin.” diyerek yanına gelen ise abisi Omar’dı. Aralarında iki yaş vardı, Omar Mortis'e göre kumral, beyaz tenli ve açık yeşil gözlüydü. Daha mizaçlı, daha cana yakındı o daha çok annesine çekmişti. 


Güzeller güzeli Athena. Kaderi güzelliğinin tam aksi olan Athena. Kocasının biricik aşkı, hayatı, bütün her şeyi olan Athena. Bir gece ansızın veda bile etmeden hayattan koparılan Athena. 


Kafasını salladı Mortis “Aldım.” 


“Adalet karış karış her yerde onu arıyor. Kız artık bir kaçak ve bu yüzden daha da dikkatli olman lazım.” dedi Omar. 


Sıkıntılı bir nefes verip elindeki sigarayı söndürdü “Biliyorum.” dedi lakin bunu nasıl yapacağından emin bile değildi. Milena asla sağı solu belli olmayan bir kızdı, ne yapacağını asla kestiremiyordu. Onu takip etmeye başladığından beri asla onun kontrolü altına girmeyeceğini hissetmişti. Kontrol hep senin elinde olacak. dedi iç sesi. Böyle olacağını biliyordu sadece hissetmiyordu ki Mortis hisleri kuvvetli olan biriydi.


“Kızın kardeşini kontrol et Omar.” dedi Haris düz bir sesle.


“Sebep?”


“İpler her zaman bizim elimizde olsun diye.” dediğinde bakışları daha da uzaklara gitti. 


Akhet; Ufuk demek. Güneşin doğup battığı yer, aydınlık ve karanlığın arasındaki o ince çizgi. Ne tarafa fazla kayarsan içine çekilirsin. 


⏳️



MİLENA MARAD


Salonda tek başıma otururken dakikaları sayıyordum, bir kaç saat önce gözlerim uykuya yenik düşmüştü. Şimdi 

ise gözlerimi açtığım andan beri gözlerim saatin yelkovan ve akrebinin üzerindeydi. Küçükken de en çok yaptığım şey buydu. Bir koltukta oturup saatlerce babamın gelmesini beklerdim, annemin gelmesini beklerdim en yakın arkadaşım gelmesini beklerdim. 


Babam bir gün benim yüzümden alınmıştı, annem bir gün ne kadar dakika sayarsam sayayım gelmemişti ve en yakın arkadaşım, onu o kadar uzun zaman beklemiştim ki… Oda bir gün gitmişti belki de tamamen erkeklere olan güvenimi o zaman kaybetmiştim. O sadece öylece gitmişti, veda etmeden bana bir şey söyleme gereği duymadan elinde olmasa gitmeyeceğini biliyorsun Milena sana söz vermişti. Yine de onu özlüyordum. O şu an burada olsa kollarımı boynuna dolar ellerimi kumral saçlarına geçirirdim, yeşili görmeyi en sevdiğim renk olan gözlerine uzun uzun bakardım. 


Bana hiç ismini söylememişti ona her zaman “Ar” derdim onunla ilk tanıştığımız gün ona böyle seslenmemi istemişti. Sadece bir kere annesi ona seslenirken Aris derken duymuştum ama yine de bunu ona hiç söylemedim. Şimdi ise buradaki Aris’te benim Ar’ım çok benziyordu ama o değilldi biliyordum, onun yanan evini görmüştüm. Onun cenazesini uzaktan görmüştüm katılmama bile izin vermemişlerdi, o bile yasaktı.


Bu kadar fazla düşünmek beni delirtebilirdi bu yüzden oturduğum yerden kalktım ve evin kapısını açtım. Burası tam olarak Mısır’ın neresiydi bilmiyordum ama Elena’ya ulaşmam lazımdı. Çıplak ayaklarım beton zemine bastığına ürperdim. Bakışlarım etrafı taradı, uzun ve büyük binalardan burasının merkez olduğunu tahmin etmek zor değildi. 


Sana yardım etmiyorlarsa tek başına bu işiii halletmen gerekiyor Milena.


Eve tekrardan girip askılıkta bulduğum ilk ceketi üzerime geçirdim, erkek ceketi bana kocaman olurken içinde adeta kayboldum lakin şu an bunu düşünecek durumda değildim. Kapının kenarındaki tam bana göre olan spor ayakkabıları da giyinip ceketin kapşonunu kafama geçirip yüzümü gizledim. Artık bir kaçak olduğum için tanınmamam lazımdı. 


“Bir yere mi gidiyorsun gün yıldızı?” arkamda duyduğum sesle beraber sinirle gözlerimi yumdum.


Gün yıldızı mı? 


Arkamı döndüğümde çoktan gözlerimi açmıştım bile ve yine onu gördüm. Mortis. Yüzünde çözemediğim bir ifade vardı. Yine de  duruşumu bozmadan kafamdaki şapkayı inirdim ve bakışlarımı keskinleştirdim. Ona yalan söyleyebilirdim ama onun yerine “Evet.” dedim ona meydan okuyan bir sesle. “Kardeşimi görmeye gideceğim.”


“Nerede olduğunu biliyor musun ki?” diye sordu alayla.


“Bulurum.” 


Birkaç adımda  bana yaklaştığında gerilemedim keskin bakışlarım hala onun üzerindeydi. Ona meydan okumalıydım eğer şimdi kaderime razı gelip boyun eğersem bir daha asla başım dik yürüyemezdim. “Benimle dövüş.” dedi tam önümde durduğunda.


Söylediği şeyle bir an afalladım “Ne?”


Dudağının kenarında silik bir kıvrım oluştu “Benimle dövüş Milena. Eğer sen kazanırsan birlikte kardeşini görmeye gideriz.”


“Eğer sen kazanırsan?” diye sordum vakit kaybetmeden. Umursamazca omuz silkti. “O zaman bana borçlanmış olursun.” 


“Kabul.” dedikten sonra beklemedim “İlk yere serilen kaybeder.” diye ekledim. Bacaklarımı iki yana ayırdığımda hiç vakit kaybetmeden ona doğru atak yaptım ancak bu ondan kurtuldu. Hala olduğu yerde hiç hareket etmeden bekliyordu. Gözlerimi kapatıp babamın bana öğrettiklerini aklıma getirmeye çalıştım.


“Rakibini tanı Milena. Onun gözlerinin içine bak.” gözlerimi açıp yeşillerimi onun buz mavilerine kenetledim. “Onunla beraber nefes al onunla beraber hareket et. Rakibini asla küçümseme, bu sadece kaybetmene sebep olur.”


Yumruğumu yüzüne doğru savurduğumda geri çekildi lakin asıl hamlem bu değildi. O yumruğuna odaklanmışken onun ayağına bastım, anlık bir acıyla geriye doğru sendelerken bu sefer yumruğumu karnına geçirdim. Bunu engelleyemedi tam tekrardan yumruğumu karnına geçirecekken bu sefer hızla kendini toparladı ve eli bileğimi kavradı ardından beni hızla kendine doğru çekti.


Göğüslerimiz sertçe birbirine çarptığında yüzlerimizin arasında sadece iki parmaklık bir mesafe vardı. Göğsüm sinirli olduğum için hızla inip kalkıyordu. “Kazanma şansının olmadığını bile bile sadece çırpınıyorsun Milena.” dediğinde göğsümdeki alev daha da yandı.


Bizi tanımıyor Milena.


“Beni fazla küçümsüyorsun. Beni tanımadan böyle bir şey söylemen tuhaf.” dedim onun gibi alayla.


“Hayır küçümsemiyorum sadece…” sustu devamını getirmedi


Ben ise durmadım ve daha ileri gittim yüzüne daha fazla yaklaştım öyle ki burunlarımız birbirine değiyordu “Sadece ne?” bacağıma yediğim darbe ile dengem sarsıldı ve yere düşeceğim sırada Mortis'in yakasını tuttum Ben düşmemek için iki elimle onun yakasını tutarken o öne doğru eğilmiş ellerini iki yanda serbest bırakmıştı, eğer onun yakasını tutmasam yere düşerdim eğer o biraz geri çekilse yere düşerdim. “Sadece fazla dikkatsizsin.” diye devam ettirdi cümlesini.


Dudaklarımda küçük bir sırıtış oluştu  yüzüne biraz daha yaklaştım ve dudaklarına doğru fısıldadım “Sende öyle.” bacağına tekme attığım sırada onu aşağı çektiğim için dengesini kaybetti o yere düşerken ben kendimi çevirdim ve o yere düşerken bende onu üzerine düştüm. Ellerim göğsünün üzerindeydi “Kaybettin.” dedim zaferle nefes nefeseyken.  “Düştün.” buz mavisi kısılmış benim yeşillerimi esiri altına almıtşı. Kuruyan dudaklarımı yaladım istemsizce.


“Kazandın.” dediğinde yüzümde zafer sırıtışıyla onun üzerinden kalktım. 


“İstediğimi yapacaksın Mortis. Kalk hadi kardeşimi görmeye gideceğiz.” düştüğü yerden kalkarken bana döndü “Bugün gideceğimizi söylemedim.” dedi rahat bir şekilde.


“Beni yanlış anladın galiba senden izin istemiyorum ya da senin benimle gelmeni istemiyorum. Benimle dövüş dedin dövüştüm ve seni yendim. Sırf egonu tatmin etmek için benimle dövüştün ve kaybettin, şimdi ise bunu hazmedemiyorsun bu yüzden sözünden cayıyorsun.” cevap vermesine izin bile vermeden arkamı döndüm ve kapşonu tekrardan kafama takıp yürümeye başladım.


“Belki de yerini adalete söylemeliyim.” dediğinde durmak zorunda kaldım. Bunu yapmayacaktı bana ihtiyacı vardı  ve bu yüzden bunu yapamazdı. Neden bu kadar emindim bilmiyordum ama nedense biliyordum. Bu riski alabilir miydim ? Alamazdım ve bu onu biliyordu. Elena’ya zarar gelmesini göze alamazdım, yapamazdım işte. 


Kaybettin Milena.

Erkeklere de sözlerine de güvenemezsin.


Yüzümü ona çevirdiğimde yüzümde ifadesizlik maskesi vardı ona doğru adımladım gözlerine bakmadım tam yanından geçerken durdum. “Benden zaaflarını gizle Mortis. Çünkü savaş anında her biri sırtında bir yara oluşturacak.” dedikten sonra yanından geçip yürümeye başladım. Camdan dışarı bakan çete üyelerini gördüğümde ne zamandan beri bizi izlediklerini umursamadım. 


Eve girdikten sonra hiçbir şey söylemeden masanın üzerinden bir dal sigara ve çakmağı aldım. Sigarayı yaktıktan sonra koltuğa oturdum ve odada olan herkesi izlemeye başladım. Aralarından tanımadığım  bir yüz gördüğümde bakışlarım onda daha uzun süre oyalandı. Ona baktığımı fark etmiş gibi bana döndü, kumral saçları ve açık yeşil gözleri… Yüz hatları genel olarak daha yumuşaktı. “Sen Milena’sın.” dedi bana gülümseyerek. 


Herkesin beni tanıyıp benim kimseyi tanıyamamam sinirlerimi bozmaya başladığından istemsizce güldüm “Ve sen?”


“Omar.” diye ismini söyledi ve devam etti “Az önce yere serdiğin adamın abisiyim.” bir abisi olduğunu asla düşünememiştim ve ayrıca hiç benzemiyorlardı. “Evet şaşırtıcı olduğunu biliyorum ben ondan daha mükemmelim.” dediği sırada Mortis içeri girmişti. 


Bakışlarımı ona çevirmeden Omar’a baktım “Umarım öylesindir.” dediğim sırada bakışlarım Aris’e kaydı. Onun gözlerine bakmak bana evdeymiş gibi hissettiriyordu. 


“Biraz kendinden bahsetsene Milena?” diyen yine Omar’dı. 


“Neden?” diye sordum şüpheci bir şekilde. 


“Sadece beraber çalışacağım insanı tanımaya çalışıyorum.” koltukta rahat bir şekilde arkasını yaslandı. “Mesela dövüşmeyi kimden öğrendin? Mortis'i öyle kolay kolay kimse yenemez.”


“Ama ben yendim.” oturduğum yerde biraz daha dikleştim ama herkes beni dinlediği için istemsiz gerilmeye başlamıştım. “Bana kendimi savunmayı babam öğretti. Beni o bu hale getirdi, bana sizin gibilere boyun eğmemeyi öğretti.” sözlerim keskin ama inandığım her şeydi.


“Bizim gibiler?” alayla konuştu Jamail “Nasılmışız biz küçük katil?” 


Katil.


“Jamail.” diye uyaran Mortis olmuştu. 


Jamail buna daha çok sinirlenmiş olacak ki bakışları keskin bir şekilde Haris’e döndü “Yalan mı? O bir katil!”


Alayla güldüm “Sanki sen sütten çıkmış ak kaşıksın.” diye karşılık verdim.


“Yine de katil değilim.”


“Tabil ki katil değilsin çünkü kimse seni ezmeye veya yok saymaya çalışmıyor. Tabiki katil değilsin çünkü bu boktan sistemde hayatta kalmaya çalışmıyorsun! Yaşamak için mücadele etmek zorunda kalmıyorsun! Ama yanındaki kardeşin ben ya da Adel biz hayatta kalmak için çaba vermek zorundayız! Hiçbiriniz bunun ne demek olduğunu bilmiyorsunuz! Ben kardeşimi korumak için birini öldürürüm ama siz onun ölümüne sebep olursunuz!” sesim her kelimede daha da yükseliyordu. “Bu yüzden biz asla aynı tarafta olmayacağız! Asla olmayacağız!” 


“Hey hey sakin ol.” göğsüm hızla inip kalkarken Aris’e döndüm. Bakışlarında anlayış vardı ama yine de bu anlayaşına bile şu an inanmıyordum. Kendimden başka kimseye inanmıyordum, hem zaten nasıl inanacaktım ki?

Oturduğum yerden bir hışımla kalkıp yukarı odaya çıktım. Üstümdekileri hiç umursamadan yatağın tam ortasına uzandım, sırtım yatakla buluşurken kollarımıı iki yana açtım. 


Derin nefesler alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştığım sırada kapı çalındı “Siktir git!” dedim kim olduğunu umursamadan. Bu evdeki herkesin cehennem kadar yolu vardı tek istediğim kardeşimi kurtarmaktı, onun güvende olduğundan emin olmalıydım. 


Kapı açıldığında kafamı yana yatırdım ve yine onu gördüm. Mortis. Dünden beri her an dibimde bitiyordu, ondan uzaklaşmak için onun bulunmadığı ortamlara giriyordum ama o yine bir şekilde hep dibimde bitiyordu. Bugün ikinci gündü ve şimdiden sinirlerimle oynayıp onu bozmayı başarmıştı. “İçeri girmişsin oysaki siktir git demiştim.” 


Bir şey söylemedi ama dudağının kenarı kıvrıldı “Ceketim yakışmış.” dediğinde anlamaz bir şekilde baktım. “Üzerindeki ceket benim ceketim yakışmış.” tam yatağın kenarında durduğunda bana bir telefon uzattı.Yavaşça yattığım yerden kalktım ve elindeki telefona baktım “Almayacak mısın?” 


Bir şey söylemeden Elena’nın numarasını tuşladım ve telefonu kulağıma götürdüm. Telefon birkaç kez çaldı daha sonra kapandı. Bir kez daha aradım çaldı, çaldı ve tekrardan kapandı. Endişe filizleri kalbime dolarken tekrardan aradım. Hadi Elena. Aç şu telefonu. “Açmıyor..” dedim sesimdeki telaşı gizlemeden. “Normalde açar.”


“Yabancı numara olduğu için açmaması normal.” dedi rahat bir sesle Mortis.


“Değil.” diyerek karşı çıktım hemen. “O hep açar kesin başına bir şey geldi. Yoksa açar, hep açar.”


“Duymamış olabilir.” dediğinde “Açar dedim!” bir anda yükseldim. “Anlamıyorsun. Benim kardeşim asla böyle yapacak biri değil, başına bir şey gelmiştir yoksa açardı.” oturduğum yerden kalkıp tam karşısında durdum. “Ona bakmamız lazım.”


“Olmaz.”


“Lütfen.” diye fısıldadım ilk defa çaresizce. “Kardeşim sağlam olursa ne istersen sormadan yapacağım. Bütün inandığım şeylerin üzerine yemin ederim.” bakışlarımda ne gördü bilmiyorum ama en sonunda ağır ağır başını salladı.


“Gideceğiz ama onu bulamasak bile dediğim her şeyi yapacaksın Milena. Onu bulmana yardım ederim ama yanımda olup benimle çalıştığın sürece. Bu bir iyilik değil bunu unutma, bu karşılıklı bir alışveriş kardeşinin canına karşı senin benim yanımda durman.” dedi net bir sesle.


Çaresiz bakışlarım tekrardan sertleşti ama yine de kalbim umutsuzca çırpınıyordu “Kabul ama dediğim gibi senin tutsağın değilim. Senin yanında değilim Mortis, senin için çalışacağım ama senin yanında durmayacağım.”


Senin tarafında değilim Mortis sana ihanet edeceğim. Seni bitireceğim.


⏳️




İLAHİ BAKIŞ AÇISI


Gece çöktüğünde yine onlar ortaya çıkardı, kimse onları görmez tanımazdı ama daima varlıklarını belli ederlerdi. Onlar sadece beraber çalışan insanlar değildi, sadece bir ekip değillerdi onlar bir aileydi hepsi tek bir vücuttu.


Adel, bu ailenin gölgesiydi, orada olduğunu bilmez ama daima var olduğunu hissederdiniz hep arkanızda olurdu. Aris, bu ailenin neşesiydi herkes düştüğünde omzunu yaslayacağı kişiydi. Jamail bu ailenin gücüydü evin kolonlarının yıkılmasıını engelleyen o kişiydi. Jasmi bu ailenin sıcaklığıydı bir evi yapan şeydi, bir annenin sıcaklığı bir ateşin kömürüydü. Omar, bu ailenin kollarıydı istediğiniz her şeyi size söyleyebilir sizi düştüğünüz karanlıktan kurtarabilirdi. Damian bu ailenin sesiydi, eğer zincirlerinizden kurtulmak istiyorsanız ona gitmenin yeterliydi. Mortis bu ailenin zekasıydı, şeytanın bile aklına gelmeyecek şeyleri düşünebilirdi ve onlara inanmanızı sağlardı.


Ve Milena…. Henüz bunu kimse bilmesede o bu ailenin kalbi olacaktı, bir aileyi aile yapan nefes almasını sağlaya o şey olacaktı. Kalp bir kere parçalandığında kanları herkesi yıkacaktı. 


“Sen önden gidip evin etrafı ve yollar güvenli mi diye kontrol et Adel.” dedi Mortis.


Adel yüzüne kar maskesini takıp kafasını salladı ve önden kontrol için arabasına atladı. Mortis bu sefer diğerlerine döndü herkes ne yapması gerektiğini biliyordu aslında. Ne yapacağını bilmeyen tek kişi Milena’ydı, o bu işin dışındaydı çünkü içine girmesi canına mal olabiliridi. İçinde olmaması da kardeşinin canına mal olurdu.


“Damian geldi mi?” diye sordu gergin bir şekilde Mortis. Gelmesinin zor olduğunu biliyordu ancak bu gece ona ihtiyacı vardı ve onsuz yapamazdı. Kardeşi olmadan yapamazdı. 


“Çok beklettim mi?” diyerek rahat bir şekilde yürüdü Damian. Elini koyu kahve saçlarına geçirdi ve tam Milena’nın önünde durdu. Bu kızı tanıyordu çünkü bizzat kendisi Mortis'le beraber takip etmişti. Hiç çekinmeden elini uzattı “Damian bu yanında yakışıklının kardeşiyim.” 


Milena’nın şaşkınlıkla kaşları havalandı önce Daiman’ın ela gözlerine sonrasında ise eline baktı “Daha kaç tane kardeşiniz var acaba?” dedi sesindeki şaşkınlığını gizlemeyerek. Elini Damian’ın eline doğru uzattı ve sıktı bir kişi daha dedi iç sesi ona. Kandırman gereken biri daha Milena.


“Fazla zamanımız yok hadi.” diyerek araya giren Mortis oldu. 


Elleri birbirlerinden ayrılırken herkes kar maskelerini taktı. Hepsinin üstünde siyah kargo pantolon üzerlerinde siyah badi ve pelerin vardı. Herkes motorlarına atlarken Mortis son bir kez daha planı tekrarlardı. “Jasmi sen burada kalıp Kuzey tarafında ki güvenlik kameralarını devre dışı bırakacaksın. Jamail sen etrafı kolaçan edeceksin şüpheli birini görürsen işaret vereceksin.”


“Ne işareti?” diye sordu Milena.


“Bir uzun iki kısa ıslık.” diye açıkladı Omar..


“Omar ve Damian bizi koruyacaksınız. Ve sen Aris sadece uzaklarda biraz gürültü çıkarsan yeter.”

Aris’in gözleri parladı ve yüzüne kocaman bir sırıtış oluştu “En sevdiğim.” 


“Hepinizi sağlam istiyorum.” dedi son olarak Mortis. Herkes kendi motoruna bindiğinde Haris’in bakışları Milena’ya döndü. Milena ise sadece önünde duran siyah motora bakıyordu. Siyah motor Haris’in kendi üretimi olan Narkov markasınındı. Bundan sadece iki tane vardı biri onun diğeri ise garajdaydı. Neden yaparken iki tane yaptığını sorsalar söyleyemezdi, çünkü oda bilmiyordu. Fakat oda içten içe bu motoru vereceği kişiyi kalbinin seçeceğini biiyordu.


⏳️




MİLENA MARAD


Bakışlarım siyah motorda takılı, daha önce hiç görmediğim bir tarzdayı. Siyah motor diğer motorlara göre daha büyüktü. Tek fark buda değildi sol tarafında tekere yakın olan tarafta birbirine sürünen iki yılan vardı sağ arka tarafta N, tam önünde ise M.B harfleri işlenmişti.


“Motorun güzelmiş. Değişik duruyor.” dedim ilgiliyle. Kesinlikle nadir bir parçaydı ancak markasını görmemiştim. “Markasını göremedim.” 


“Göremezsin.” diyen sesi düzdü. 


“Niye?” merakım gittikçe artıyordu.


“Çünkü ben yaptım. Markası da bana ait.” dediğinde eliyle sağ arka tarafta kazılı olan N harfini gösterdi. “Narkov.”  derken sesinde kendine karşı olan bir gurur var gibiydi.


“Anlamı ne?” 


“Mısır arapçasında gümüş yılan demek. Gümüş yılan eski Mısır’lılara göre güç, ihtişam ve saygıyı temsil ediyor.”


“Efsanelere gerçekten inanıyor musun peki?” dediğimde omuz silkti. 


“Bilmem sence inanıyor muyum?”


Bakışlarımı tekrardan motora çevirdim “M.B.?” 


“Mortis Badh.”


Mortis Badh.


“Gidelim mi?” dediğinde kafamı salladım. “Normalde bebeğime kimseyi bindirmem.” 


“Beni niye bindiriyorsun?”


“Çünkü sana canlı ihtiyacım var.” dedi ardından kafasına kaskı taktı ve diğerini de bana uzattı. “Yanımdan ayrılma.” motora bindiğinde bende arkasına oturdum ve ona sarılmak yerine motorun koltuğundan tutundum. Hayatımda hiç motora binmemiştim çünkü binecek bir zamanım olmamıştı ki zaten istesemde binmeme izin verilir miydi bunu bilmiyordum. Artık Adaletin ve Mısır Kralının ne yapacağını kestiremiyordum uyandığımda gözümü hangi kısıtlamayla açacağımı kestiremiyordum.


Motorun hızlanmasıyla kendime gelip düşüncelerimden sıyrıldım. Soğuk rüzgar yüzüme vurmaya devam ettikçe nefes almam daha da kolaylaşmış gibi hissediyordum. Rüzgar yüzüme şiddetle çarparken ciğerlerim havayla buluşuyor ve özgürmüş gibi hissediyordum.


Zaten özgürlük böyle bir şey değil miydi? Sadece bedeninde değil ruhunda da zincirler olmadan rahatça nefes almak, konuşmak, gülmek, dans etmek, sanki yarınların yokmuş gibi istediğin gibi yaşamak? 

Ne kadar zaman geçtiğini anlayamadım ama durduğumda ikimizde hızla kasklarımızı çıkarıp motordan indik. “Motorun gerçekten iyiymiş.” 


“İyidir ben kızım.” derken motoruna bakıyordu. Onunla gerçekten bir bağ kurmuştu, gerçek bir bağ. Bakışlarını motorundan çekip yanımızda duran Damian’a çevirdi “Temiz mi?”


“Temiz.” 


Mortis kafasını sallayıp beni bileğimden yakaladı ve beni arkasına sakladı. Evin kapısını gördüğümde kalbim delicesine atmaya başladı. Burası her şeyin altüst olduğu yerde ama aynı zamanda her şey de buranın üzerine kurulmuştu. Tam kapının önünde durduğumuzda Damian benim kapıyı çalma fırsatı bulamadan bir aletle kapıyı açtı. Kapı açıldığı anda Mortis'in arkasından çıktım ve bileğimi dokunuşundan kurtardım.


“Elena.” sesim özlem doluydu. Onu özlemiştim, sadece üç gün olmuştu ama onu ölesiye özlemiştim ve şu an ihtiyacım olan tek şey onu kollarımın arasına almaktı. Evin içine adımımı attığımda bakışlarım etrafı taradı ama onu göremedim “Elena.” diye seslendim bir kez daha.


Aceleci adımların onun odasına girdi lakin orada yoktu yatak olduğu gibi düzgün duruyordu. Elena’nın odasından çıkıp kendi odama girdiğimde gördüğüm manzara zorlukla yutkunmama neden oldu Kalbime sanki binlerce hançer saplanmış gibi hissediyordu.. Babamın tek hatırası olan çello paramparça olmuştu. Bütün parçaları etrafa dağılmıştı, genzim sızlarken çelloya uzanmak için birkaç adım attım ve dizlerimin üzerine çöktüm. Clik.


Duyduğum ses içimdeki paniği daha da artırdı bir şeyin üzerine basmıştım. “Mortis.” dedim titrek bir sesle. Kafamı kapının tarafına çevirmeye korktum, hareket edersem bir şey olur diye korktum.


“Milena kardeşin burada yok gitmemiz lazım.” diyen sesini duydum ama benim titreyen ellerim paramparça olan çellomun sapını tutarken hareket dahi edemiyorum.


“Gidemeyiz. Ben gelemem.”


“Ne demek gelemem!” sesi yükseldiğinde bana doğru geldiğini fark ettim.


“Sakın gelme!” diye uyardım onu yüksek sesle “Bir şeyin üzerine bastım sakın gelme.” 


Mortis’in motoru










Sizce Elena'ya ne oldu ?

Bundan sonra ne olacak?


Umarım bölümü beğenmişsinizdir haftaya cumartesi 15.00'da yeni bölümded buluşalım

Yorumlar

Popüler Yayınlar