Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

C.AKOR 9




“Cam kırıklarımı toplarken bana öylece bakmadın,

yanıma geldin ve benimle beraber parçalarımı topladın…”


Divane - Yaşar

Kaybolurum Gülüşünde - İkilem


İyi okumalar bal kuşlarım



Görmezden geldiğim çok şeyin altında ezilmenin verdiği acı her şeyden fazlaydı. Susup sadece uzaktan izlemek, sanki hiçbir şey olmamış hiç canım acımamış gibi davranmak zordu.


Söylenilen lafları alttan almak, hiç söylenmemiş gibi farz etmek çok zordu. Bütün bunların arasında kendinden şüphe etmemek imkansızdı. Sırf bu yüzden aynadan gördüğün kişiyi bile sevememek, hayatında olan her şeyin altında kalmak yaşamayı ve nefes almayı zorlaştırırdı.


Sonra hayat size bir el uzatır, bir arkadaş, bir sevgili, bir hayvan ya da sizi hayata bağlayacak herhangi bir şey verirdi. Yavaş yavaş kendinizle barışır kendizi severdiniz canınız artık daha az yanar.


İşte şu an tam olarak böyle hissediyordum. Hiç beklemediğim bir anda hayatıma giren bu adamla böyle hissediyorum. Ben bir cambazdım ipin üstünde yürüyor hayatımla oynuyordum, bunu bir an bile umursamıyordum. O ise o yolun sonundaki bitiş çizgisiydi, seyircilerin alkışı, benim arkamdan bana gururla bakandı patronumdu. O yolun sonunu görüp o alkışları duymak için daha da heveslendim. 


Kendimi sevmeyi, her gün aynaya baktığım kızı sevmeye başladım. Hayat artık gözüme bir farklı geldi sanki önüme yeni bir kapı açıldı, bu kapı hayatımın farklı bir versiyonuydu ve ben o kapıdan seve seve geçtim.


“Giderken bana bu kekten verir misin?” diye sordu Çınar Alp sanki kekten dört dilim yememiş gibi. 


Düşüncelerimden sıyrılıp onun bu şekilde tatlı tatlı sormasına karşı kafamı salladım. “Veririm,” dedim.


Dudaklarında minik bir tebessüm oluştu. Babam ve Özkan Bey işleri ile alakalı olan görüşmeyi çalışma odasında devam ettirirken ben ve Nil çay masasındaki bardakları kaldırdık.


“Abim daha önce hiç senden bahsetmemişti,” dedi Nil ben bardakları bulaşık makinesine yerleştirirken. Anlık bir olarak duraksasam da sonrasında Çınar Alp’in ailesiyle arasının iyi olmadığını hatırladım.


“Arkadaşız zaten,” dedim içimdeki duyguları saklamaya çalışarak. Ona karşı kalbimin delice çarptığını kardeşine söyleyemezdim. 


“Arkadaş?” dedi sorgu dolu bir şekilde Nil. Ona doğru bakmazken sadece kafamı salladım. “Abim daha önce hiçbir arkadaşının yabanmersinli kekini yememişti.” 


Ne yapmaya çalışıyordu? Neden kalbime umut tohumları ekiyordu?


“Bunu söylemen kişi ben değil Çınar Alp olması gerekiyor Nil,” makineyi doldurup ona döndüm ve gülümsedim. “Sence de öyle değil mi? Abinin duygularını bana sorma çünkü bende henüz senden fazlasını bilmiyorum.”


Nil bakışlarını suçlulukla kaçırdı. “Özür dilerim. Ben seni gocundurmak istememiştim. Sadece abimi uzun zaman sonra bu kadar kendinde görüyorum. Sana bakınca onun gözlerinin içi gülümsüyor, abimi uzun zaman sonra yaşıyor olarak görmek tuhaf hissettirdi ama aynı zamanda da hep böyle kalsın istiyorum.”


Söylediği şeylerden sonra adeta dilim tutulmuştu. “Nil ben…”


“Hayır bir şey söyleme  sadece bil istedim. Lütfen ondan bu mutluluğa alma,”


“Almam,” dedim ama bir yandan da kendimi düşünüyordum. Nil sanki Çınar Alp’i anlatırken beni anlatıyormuş gibi hissetmiştim. 


Salona döndüğümüzde annem ve Aslı Hanım ilgimi çekmeyen şeyler konuşuyordu. Nil ile yan yana oturup bakışlarımı Çınar Alp’e çevirdiğimde onun zaten bana baktığını gördüm.


Dudaklarında küçük bir gülümseyle beni izliyordu. Annemler bir şey anlamasın diye bakışlarımı ondan çektim. Hemen Çınar Alp’in yanında oturan Eren’de kaşları çatık bir şekilde ona bakıyordu. 


“Ee Hazan senin hayatında biri var mı? Genç kızsın,” diye sordu Aslı Hanım.


Ne diyeceğimi bilmez bir şekilde Aslı Hanım’a döndüm. Hayatımda biri yoktu ama bir şeyler hissettiğim biri vardı bu durumda yine biri olmuyor muydu?


“Bu işler pek bana göre değil,” 


“Nasıl işler?” diyerek araya atlayan Çınar Alp olmuştu. 


Şaşkınlıkla ona döndüğünde dudaklarında muzip bir ifade vardı ve biliyordum ki sırf utanayım diye böyle bir soru sormuştu. “Aşk meşk,” dedim.


“Aşk meşk,” diye beni tekrarladı.


Kafamı salladım. “Senin hayatında biri var mı Çınar evladım?” diye sordu annem.


“Yok,” dediğinde rahatlamam mı gerekirdi? Çünkü tam şuan pek te rahatlamamıştım. 


“Bahar şenliğine iki hafta kaldı her şey hazır mı?”


Hevesle kafamı salladım. “Çoğu şey hazır, yarın son hazırlıkları yapacağız,” bu şenlik için o kadar heyecanlıydım ki, ilk defa bu kadar büyük bir şey organize etmiştim. 


“Size güveniyorum,” dedi Aslı Hanım.


Minnetle gülümserken Çınar Alp’in bakışlarının değiştiğini hissettim. Burada bulunmanın onun için ne kadar zor olduğunu anlayabiliyordum ve bu kalbimi sıkıştırıyordu. 


Babam ve Özkan Bey çalışma odasından çıktığında Aslı Hanım ayaklandı. “Biz artık gidelim, bu güzel akşam için size çok teşekkür ederiz.” 


“Asıl biz çok teşekkür ederiz,” dedi annem Aslı Hanım’a sarılırken. Onlar vedalaşırken bende hiç vakit kaybetmeden mutfağa gidip Çınar Alp’e keklerden biraz koydum. Aslında birazdan kastım altı- yedi dilim olabilirdi ama sorun değildi. O seviyorsa bundan sonra ona hep yapardım. 


Görüşmemiz için bir sebebimiz olurdu.


Kapıyda doğru ilerleyip elimdeki kapı Çınar Alp’e uzattım. “Kabı sonra almaya gelirim.” dedim hemen.


Çınar Alp hafifçe gülümsedi “Peki ve teşekkür ederim.” arkasını dönüp gittiğinde üzgün olduğunu biliyordum. Onun üzgün olmasını sevmemem normaldi değil mi? 


Eve gidince yapacağı şeyi tahmin etmek tedirgin olmama sebep oldu. Onunla bu konuyu konuşamazdım, henüz o kadar yakın değildik bu sınırı aşmak olurdu. Ayrıca böyle bir konuyu ondan duymak isterdim, onun kendini bana açmasını isterdim.


Bu yüzden ona sadece bir adım atıp bana gelmesini bekleyecektim. 


🎡

ÇINAR ALP SANCAR


Boktan bir gecenin ardından elimde bir kutu dolusu yabanmersinli kekle eve girdim. Bugün o kadar gerilmiştim artık gevşemem gerekiyordu.


Bu geceyi güzel kılan tek şey Hazan’ın varlığıydı. Çoğu zaman keşke onunla daha fazla vakit geçirebilseydim diye düşünüyorum. Gidecekti ve bu benim sonum olabilirdi, gidecekti ve bu benim için her şeyi yokuşa sürebilir. 


Ona bir kez bu kadar yakın olmuşken gitmesini istemezdim ama kalmasını istemek de bencillik olurdu. O gitse bile bende onun peşinden giderdim, okul nakli için elimden gelenin fazlasını yapardım. 


O benim kurtarıcım gecemi aydınlatan yıldızımdı ve benim onu bırakmaya hiç niyetim yoktu. 


Elimdeki çiçek desenli pembe kabı tezgahın üzerine koyduktan sonra dudaklarımda salak bir gülümsemeyle bir süre keki izledim. “İyice kafayı yedin Çınar,” diye söylendim kendi kendime ve kek kabına bakmayı kesip buzdolabına ilerledim.


Dolabın içinden bir viski şişesi çıkarıp tezgahın üstüne koydum ardından kristal bardağı çıkardım. Viskiyi bardağı doldurduğum sırada telefonumun çalmasıyla sinirlerim oynadı. “Alt tarafı şu zıkkımı içeceğim bir rahat bırak Ertekin,” her seferinde sanki içine doğuyormuş gibi içmek üzereyken arıyordu. Büyük ihtimalle yine o arıyordu.


Telefonumu cebimden çıkardığımda gördüğüm isimle bir süre ekrana baktım. Hazan beni görüntülü arıyordu. Hiç vakit kaybetmeden telefonu açtım ve karşımda onu gördüm.


Üzerinde kırmızı bir pijama takımı vardı, takımın üstü kısa kolluydu uzamaya yüz tutmuş saçlarını dağınık bir şekilde toplamıştı ve boynunda benim ona aldığım dönme dolaplı kolye vardı. “Selam,” dedi biraz çekingen bir tavırla.


“Beni bu kadar çabuk özleyeceğini düşünmemiştim,” dedim alayla. 


Gözleri kocaman açılırken yanakları anında al al olmuştu bile. “Seni özlediğimden aramadım, yani özledim ama…” susup dudaklarını büktü. “Hemen şuan telefonu yüzüme kapat Çınar Alp,” dediğinde telefonu bir yere fırlatmış olacak ki ekran siyahlaştı. Onu görmesem bile şuan elleriyle yüzünü kapattığını hayal edebiliyordum. 


“Hazan,” dedim gülmemi engellemek için dudaklarımı birbirine bastırırken. Tezgahın önünden çekilip odama geçtim ve ışığı açtım. “Göster bana yüzünü hazan güneşi,” 


Saniyeler içinde yüzünü bana gösterdiğinde dudaklarında utangaç bir gülüş oluştu. “Aslında ben yeni şeyler öğrendim de sana anlatayım mı diyecektim?” yatağının içine girdi ve sırtını başlığa yasladı. “Anlatayım mı? Hı, hı anlatayım mı?” bu hali o kadar tatlıydı ki şuan yanında olsam dolgun yanaklarını ısırabilirdim. 


Bende Hazan gibi yatağa oturup sırtımı yatak başlığına verdim. “Anlat bakalım neler öğrendin?” diye sordum merakla. Onun ağzından çıkacak her şeye muhtaçtım kimsenin değil sana onun sözlerinin müptelasıydım. 


Gözlerinin içi adeta parladı. “Hazır mısın? Biraz saçma şeyler olabilir ama gerçekten çok ilginçler,”


Kafamı geriye atıp küçük bir kahkaha attıktan sonra tekrardan ekrana döndüm ve kafamı salladım. “Anlat hadi çok merak ettim,”


“Muz teknik olarak bir meyve değilmiş, çilek türündenmiş gerçi çilek meyve sayılıyorsa oda sayılabilir mi emin değilim. Yinede meyve değilmiş. Penguenler birbirlerine evlenme teklifi etmek istediğinde taş hediye ediyorlarmış o yüzden en güzel taşı bulmak çok önemliymiş,” ardından kıkırdadı ve devam etti. “Ahtapotlar bazen sıkıldıklarında kendilerine şaka yapar gibi nesnelerle oynarmış. Aslında bu oldukça tuhaf bana kalırsa Ahtapotlar şizofreni bile olabilir kim kendi kendine şaka yapar ki?” 


Kafamı geriye atıp kocaman bir kahkaha attım. “Gerçekten sakıncalı bir durum ama sonuçta o bir hayvan,”


“Çınar Alp!” dedi uyarı dolu bir sesle gözleri kocaman açılırken. “Onlarda bir canlı sadece hayvan deyip onları incitebilirsin. Hem onların üç kalbi var hepsi kırıldı şuan,”


Kaşlarım havaya kalktı. “Ahtapot’dan bahsediyoruz değil mi?”


“Kesinlike ve ondan özür dilemen gerekiyor hatta birinden değil hepsinden özür dilemen gerekiyor,”


“Bütün Ahtapotlardan bütün içtenliğimle özür diliyorum. Oldu mu?”


Bu yaptığım hoşuna gitmiş olacak ki kafasını salladı. “Çok güzel oldu,”


“Maskara yaptın şu an beni farkında mısın?”


“Öyle mi yaptım?”


“Öyle yaptın,” dediğimde yine kıkırdadı. Arından esneyip yatağının içine girdi hemen arkasında omzunun üzerine çıkan kızıl kediyi gördüm. 


“Karamel,” diye mırıldandı mutlulukla. “Çınar Alp’e merhaba de bebeğim,” kedisi Karamel buna karşı sadece miyavladı. “Sana selam verdi,”


“Selamını aldım,” dedim. “Uykun gelmiş yat uyu,”


“Hayır,” diye karşı geldi hemen. “Sen uyumadın daha bende uyumam. Senin uykun gelince kapatırız.”


Hazan’ın uykusuz kalmasını istemediğim için bende yatağın içine girdim. “Birden uyku çöktü, uyuyalım.”


Kaşları anında çatıldı. “Benim için mi yapıyorsun?” diye sordu aksi bir şekilde.


“Hayır senin için yapmıyorum,” diyerek yalan söylemiş oldum. “Uykum geldi ondan,” 


“İyi o zaman,” dese de bana inanmadığını anlamıştım. Bir süre sadece ekrandan bana baktı bende onu izledim ardından derin bir nefes aldı. “Çınar Alp,”


“Efendim hazan güneşi,” dediğimde yine bu hitabı her zaman duyduğunda yaptığı gibi dudaklarında minik bir gülüş oluştu. 


“Şenlikte her şey güzel olur değil mi?” soruyu bir çocuk gibi sormuştu. “Annem beni tebrik etsin istiyorum, benimle gurur duymasını istiyorum,”


“Her şey çok güzel olacak Hazan çünkü sen varsın, sen varsan her şey güzel,” 


“Sana çok saçma şeyler anlattım,” dedi ama daha çok kendi kendine söylüyor gibiydi. 


“Odanın duvarındaki çiziklerin hepsini teker teker anlatsan yine hiç sıkılmadan seni dinlerdim Hazan, seni her zaman dinlerim. Sesini duymak için zaman oluştururum.”


“Bana bir kere konuşsan bende seni dinlerim Çınar Alp. Söz veriyorum hiç konuşmam ama bana anlat, lütfen anlat çünkü…” gün sonu gözleri bana şefkatle baktı. “Kendini benim gözümden gör istiyorum. Bana anlat ve anlatırken gözlerime bak, gözlerimde kendini gör istiyorum. Benden kendini görmelisin çünkü bendeki sen, senin hiçbir kusurunu incelemiyor,”


Bir şey söylemek istedim ama kelimeler dudaklarımdan dökülmedi. İçimde ona karşı olan sevgi daha da büyüdü kalbimden dışarı taştı.


Bir şey söylemeyeceğimi anlamış gibi “İyi geceler Çınar Alp,”


“İyi geceler Hazan Güneşi,”


“Yarın akşam yine sana önemli bilgiler vereceğim,”


“Yarın akşamı dört gözle bekliyorum.



🎡



KAZADAN 63 GÜN ÖNCE


“Hadi ama Semi bir hafta izin al ne olacak sanki,” neredeyse bir haftadır bahar şenliğine gelmesi için Semina’yı ikna etmeye çalışıyordum. 


“Bilmiyorum okula bağlı,” dedi ama sesinden buraya gelmeyi pekte istemediğini anlayabiliyordum. Sorunun ne oluğunu bana söylemiyor sürekli bu konuda konuşmaktan çekiniyordu ve nedense gittikçe ondan uzaklaşmışım gibi hissediyordum. 


“İzin almaya çalış en azından sadece haftasonu olsa bile olur, yeterki gel. Seni özledim hem bahar şenliği sensiz çok eksik olur.”


Düşünceli bir şekilde okula doğru yürürken kafasını salladı. “Tamam deneyeceğim.”


“Teşekkür ederim,”


“Bugün işe gideceksin değil mi?” diye sorduğunda kafamı salladım. “Gideceğim ama önce kampüse gitmem gerekiyor şenlikten sonra vizeler başlayacak bu yüzden bu dersler önemli,” 


“Yapabileceğini biliyorum,” dedi Semina yatıştırıcı bir sesle.


Kafamı salladıktan sonra ona veda edip okula girdim. Okul her zamankinden daha sakindi buna rağmen fakültede bazı fısıldaşmaları duymamam imkansızdı. Bazıları Semina’nın gitmesi hakkındaydı bazıları ise bana üzülüyor bir ruh gibi olduğumdan söz ediyordu. 


Sınıfa girip her zamanki yerime oturdum, Maliyet Muhasebesi dersinden nefret ediyordum. Bu yüzden bu derste ne kadar çalışsam da hep düşük notla geçmiştim. 


Dersin başlamasıyla bakışlarımı camdan dışarı çevirdim. Antalya’da artık güneş açmış ve havalar ısınmaya başlamıştı. Tekrardan hocaya döndüğümde ders boyu asla kendimi derse veremedim bu yüzden dersten çıktıktan sonra eksiklerimi biraz da olsa tamamlayabilmek için okulun kafeteryasına geçtim. 


Birkaç saat kafeterya da onaylandıktan sonra doğruca çalıştığım kafeye geçtim. Çantamı askılığa astıktan sonra önlüğümü giydiğim sırada Gökay’ı gördüm. Hiç vakit kaybetmeden kollarını bana dolarken bende samimi sarılışına karşılık verdim. “Bayağıdır yoktun senin için endişelenmeye başlamıştım,”


Geri çekilip hafifçe tebessüm ettim. “Semina’nın gidişine alışmaya çalışıyordum ama artık burada işimin başındayım,”


“Aslında tam zamanında geldin bugün yeni biri çalışmaya başlayacak,” 


Kaşlarım anında havalandı. “Kim bu yeni biri?” diye sordum merakla.


Tam bir şey söyleyecekken arkamda kimi gördüyse “İşte geldi!” dedi heyecanla. Arkamı döndüğümde karşımda gördüğüm kişiyle gözlerim kocaman açıldı. “Bu mu?” diye sordum Gökay’a.


“Tam isabet canım!” 


Çınar Alp bize doğru gelirken ben hala ağzım bir karış açık bir şekilde şaşkınlıkla bize doğru gelişini izliyordum. Ne yani birde aynı yerde mi çalışacaktık? 


“Ben bugün işe başlayacaktım?” dedi sorar gibi ama bana değil Gökay’a bakıyordu. 


“Önlüğün hemen tezgahın arkasında bu tarafa doğru gel,” sesi dostaneydi. “Hazan bu yeni elemanımız…”


“Çınar Alp,” diye bitirdim cümlesini.


Gökay anlık bir şaşkınlıka bana döndü “Tanışıyor musunuz?”


“Hemde çok yakından,” diye cevap verdim.


“O zaman ben sizi yalnız bırakayım siz hasret giderin daha sonra tekrardan konuşuruz.” 


Gökay’a kafa salladıktan sonra kısık ve şüpheci bakışlarımın odağı tamamen Çınar Alp oldu. “Bunu bilerek yaptın değil mi?” 


Masum bir şekilde omuz silkerken aynı zamanda hiç vakit kaybetmeden tezgahın arkasına, yani benim yanıma geldi. “Belki seninle daha fazla vakit geçirmek için boş zamanlarımda burada çalışmak için başvuru yapmış olabilirim,”


Bu tatlı haline gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken tek kaşım havalandı. “Belki mi?”


“Tamam belkiyi de geçti direkt düz artık burada çalışacağım.”


“Bunu neden yapıyorsun ki?” 


“Seninle daha fazla zaman geçirmek istediğim için, İstanbul’a gitmeden önce seninle ne kadar vakit geçirirsem benim için kar demek.”


Başımı hafifçe sağa eğdim. “Çınar Alp…”


“Birde tabiki ödemem gereken bir kiram var,” dedi alayla. 


“O zaman artık iş arkadaşı mıyız?”


“Biz hiçbir koşulda arkadaş değiliz,” dedi net bir şekilde. Konu her arkadaşlığa geldiğinde hep net sınırlar çiziyordu ve benim her seferinde bu tavrına kahkahalarla gülesim geliyordu. 


Usulca kafamı salladım. “Peki o zaman şimdi işe geri dönme vakti,” ben gelen müşterinin siparişini alırken göz ucuyla Çınar Alp’in önlüğünü giymesini izledim ama bu çok kısa sürdü. Çalışırken ona bakmayı sürdürmemeliydim.


“Bir orta boy ıce latte,” dedim Çınar Alp’e siparişi vererek. Büyük bir dikkatle kahveyi yaparken benim yaptığım tek iş ise onu hülyalı bakışlarla izlemekti. Yaptığı kahveyi bana verdiğinde bende müşteriye uzattım. “Afiyet olsun,”


Kahve makinesinin üzerindeki bardakların tozunu almak için elimde bir bezle Çınar Alp’in yanına gittim ve bardaklardan birine uzanmaya çalıştım. Çalıştım diyorum çünkü boyum yetmiyordu ve bu bardakları bana genelde ya Semina ya Gökay verirdi.  


Elimin hemen üzerinden bardaklara uzanan Çınar Alp’in eli oldu. Raftaki bardaklardan birini alıp bana uzattı “Teşekkür ederim,” diye fısıldadım. 


“Rica ederim.”


Bardağın tozunu alırken gözümün ucuyla ona baktım, yan profili çok hoş duruyordu. Kahve makinesinin ızgarasını temizlerken ciddi bir ifadeye bürünmüştü ve bu şekilde ne kadar karizmatik göründüğünden hiç haberi yoktu. Kafasını çevirip bana döndüğünde hızla önüme döndüm. Yüzümde aptal bir sırıtış kalbimde tatlı bir heyecan vardı ve bu hoşuma gidiyordu.


Bana hissettirdiği şeyleri seviyordum. Onun bana bakışını seviyordum, bu aptalcaydı tanışalı sadece bir buçuk ay olmuştu ve o şimdiden bende böyle delice hisler uyandırıyordu.


Gün boyu hep aynı şey oldu. O bana üst raflardaki bardakları uzattı ben bardakları sildim ve tabiki de yakışıklı yüzüne kaçamak bakışlar atmayı ihmal etmedim.


“Çınar Alp,” dedim düşünceli bir sesle.


“Hm?”


Dükkanı kapatmak üzereydik kasanın önünde üzerimizde  önlüklerimiz yan yana duruyorduk. “Şakayık bulamaz mıyız?” evet aklımda tam olarak sadece şenlik için bir türlü bulamadığımız şakayıklar vardı.


“Çok mu istiyorsun?” diye sorduğunda ona döndüm ve kafamı salladım.


“Çok istiyorum,” dedim. “Anneannem şakayıkları çok sever ve her bahar geldiğinde şenlikte şakayık olurdu. Şakayıkların olduğu her yerde sanki beni izliyor gibi hissediyorum,” dudaklarımda buruk bir tebessüm oluştu. 


Sanki şu an ona ne kadar istediğimi söylersem bana o şakayıkları bulurmuş gibi hissediyordum. “Lütfen bulalım, benim için çok değerli,” dedim hislerime güvenerek.


“Eğer istiyorsan şenlik günü her yerde şakayık olacak,” dedi.


“Gerçekten mi? Bulacak mısın?”


Kafasını salladı “Bulacağım,” dediğinde hiç beklemeden kollarımı onun boynuna doladım. “Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim,”


Kolları belime dolanırken derin bir nefes aldığını duydum. “Her zaman,” dedi ve artık biliyordum Çınar Alp bana o şakayıkları bulacaktı. Ben istedim diye sadece ben dedim diye.


Çekingen bir şekilde geri çekildim. “O zaman bu iyiliğine karşı bu gece seni azad ediyorum. Bu gece seni arayıp değişik ama önemli bilgilerimle sıkmayacağım,”  dediğim sırada önlüğümü çıkardım ve askıya astıktan sonra çantamı koluma taktım.


Çınar Alp’te önlüğünü astıktan sonra beraber kafeyi kapattık. “Bunu bir karşılık bekleyerek yapmadım,” dedi az önceki söylediğim kurduğum cümleye karşı. “Sana dedim bana duvardaki çizikleri bile anlatsan hiç sıkılmadan saatlerce dinlerim,” omuzlarımız birbirine değerken ona bakmamak için büyük çaba sarf ediyordum çünkü bakışlarının ağırlığı altında ezilmekten korkuyordum.


“Yani demek istediğim her gece ara beni Hazan çünkü sen varsan benim için güneş doğuyor. Her yer karanlık ama sen gelince her yer ışık, hatta belki inanmayacaksın ama karanlık bile sen varken güzel,”


“Çınar Alp,” dedim ne diyeceğimi bilmez bir şekilde.


“Hayır bir şey söyleme sadece akşam beni ara ve yeni öğrendiğin önemli bilgileri bana anlat lütfen,”


Çekingen bir şekilde serçe parmağımı onun baş parmağına sardım. “Seni beni dinleyeceksen ben sana hep anlatırım. Beni kimseler dinlemedi ama sen dinlerim diyorsan ben hep konuşurum, en çok sana konuşurum.”


Lütfen en çok bana konuş,” bu bir ricadan çok bir yakarış gibiydi. Bu sefer duygular daha netti ikimizde saklanmamıştık belki yarın tekrardan saklanacaktık ama bu akşam, ılık bir Anltalya akşamında  her şey açıktı. 


Umarım beğenmişsinizdir


Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle





Yorumlar

Popüler Yayınlar