Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
A.18-LUX SOLİS SEMPER, VİNCİT
“Sadece sen değil ikimiz,
bu oyunu beraber oynadık.
İkimizde sağır ve kör
bir gün göreceğiz ve duyacağız”
Prayer1 - Abril27
Watch Me Burn - Michele Morrone
Bölümden önce küçük bir açıklama yapmak istiyorum. Hem Yks sınavına az kaldığı ve bende sınav öğrencisi olduğum için hemde kurgu gereği artık olaylar daha da karıştı, bu sebepten dolayı bölümlerin daha uzun olması gerekiyor. Hazır 1.kitap finaline yaklaşmışken bundan sonraki bölümlerimiz 2 hafta da bir düzende olarak gelecekkk
İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
Dağlar yıkılmaz sanıyordum, kendi kendine dağ olanlar yıkılmazdı ama bugün bir şeyi çok daha iyi anladım. Dağlarda yıkılırmış. Kalpsiz, duygusuz, taş gibi, egolu, gamsız dediğimiz insanlarda yıkılırmış. Bana en çok ağır gelen şeyin ne olduğunu anlamam zordu, o kadar çok şey yaşanmıştı ki hangi birinin beni yıktığını anlayamadım. Her gün biraz daha eksildiğimi hissettiren gerçeklerin altına kalmıştım mesela.
Annemin, biricik annemin hayatının aşkı olan o adam benim babamdı. Annemi dünyanın en mutlu kadını yapan ona dünyaları veren benim babamdı. Onu oğlundan ayırıp ona hayatı dar eden de benim babamdı. Annemi kendi yokluğuyla cezalandırıp ölümünün sebebi olanda benim babamdı.
Bir insan nasıl hem yaşamının hem ölümünün sebebi olurdu ki?
Olmuştu işte babam annemin en büyük aşkı onun ölümü olmuştu.
Babam abimin biricik kahramanı onun hayal kırıklığı olmuştu.
Babam benim ilk aşkım, bütün doğrularım beni cehennemin içinde tek başına kocaman bir yalanla bırakmıştı. Hayatı boyunca bana ne kadar kahraman olursa olsun o artık bir kitabın kötü karakteriydi ve ben bunu çok derinden hissediyordum.
Başımdaki ağrıyla beraber yüzümü buruşturduğumda gözlerimi aralamaya çalıştım ancak yüzüme gelen beyaz ışık bunu yapmama izin vermedi. “Işık,” dedim zorlukla boğazım kurumuşken. “Işığı kapatın,” saniyeler içinde ışık kapandığında sonunda gözlerimi açabildim.
İlk başta nerede olduğumu anlamasam da sonradan Mortis’in yatağında olduğunu anlamam uzun sürmedi. Yaşananlar aklıma geldiğinde yüzümü tekrardan buruşturdum ve yanımda olduğunu hissettiğim bedene doğru baktım.
Mortis hemen yatağın dibinde yerde oturuyordu ama yüzü bana değil karşı duvara dönüktü. Sırtını yatağa dayamıştı. “Yemene daha çok dikkat etmelisin,” dediğinde sesi her zamankinden daha yumuşaktı.
“Sen niye yerde oturuyorsun?” diye sordum kaşlarımı çatarken. “Yaran yok mu senin?”
Sorumu duymazlıktan geldi “Kendini daha iyi hissediyorsan yemek ye, kalkamayacak gibiysen ben getirebilirim.” dediğinde şaşkındım. Ondan böyle şeyler duymayı beklemiyordum daha çok bana ters davranmasına alışkındım.
“Hey gerçekten sen misin?” sesim yarı tedirgin yarı alaylıydı. Yattığım yerden kalktığımda elimin ince bir sargıyla sarıldığını fark ettim. Bunu Mortis’in yaptığını bilecek kadar onu tanımıştım, yerde onun tam karşısında oturduğumda bakışlarını bana çevirdi. Yorgun ve uykusuz görünüyordu, ne kadar süredir baygındım bilmiyordum ama güneşin doğduğunu varsayarsak sabaha kadar başımda beklemiş gibi duruyordu.
“Hiç uyumadın mı? Yorgun görünüyorsun,”
“Sorun ben değilim, sorun sensin,” bakışları keskinleşti. “Kendine neden bakmadığını merak ediyorum daha doğrusu alt tarafı yemek yiyeceksin. İnsan nasıl yemek yemeyi unutur acaba?”
“Son günler yoğundu,” diye açıkladım bunu neden yaptığımı bilmeyerek. “Hem bu kadar endişelenme, kötülere bir şey olmaz,” yarım bir şekilde güldüm.
“O zaman kötü olmadığının farkındasındır herhalde,” oturduğu yerden kalktığında yarasından olacak ki biraz zor kalkmıştı. Yukarıdan bana baktı. “Gel diğerleri seni çok merak ettiler,”
“Kaç gündür baygınım?”
“Dün geceden beri, onlarda senin için çok endişelendi,” birilerinin benim için endişelenmesi alışkın olduğum bir şey değildi bu yüzden göğsümün altında bir his belirdi.
Oturduğum yerden kalktığımda Mortis'le beraber odadan çıkıp küçük olan oturma odasına girdiğimizde herkesin ahşap orta sehpanın etrafında toplandığını gördüm. Jasmi ise daha iyi görünüyordu ve bu içimi bir nebze de olsa rahatlatmıştı.
Beni ilk fark eden Damian oldu. “Mil?” dedi çoskuyla. “Bütün gözler tam Jasmi ve abimdeyken kendini abimin kollarına bırakman çok kırıcıydı ama merak etme hala gözde sensin,” yine her zamanki Damian’dı bu yüzden söylediklerine sadece güldüm.
Jasmi’nin yanına oturduğumda bakışlarım koluna değdi hala sargılıydı lakin daha iyi görünüyordu. “Kolun daha iyi mi?” diye sordum.
Bana gülümseyerek kafasını salladı “Ben iyiyim asıl sen nasılsın? Nasıl olur da gözümüzden kaçtı bilmiyorum açlıktan bayıldın,”
“Abim gitti mi?”
“Gitti ve bayıldığını da bilmiyor,” bu benim işime gelirdi bu yüzden bilmemesine memnun oldum. En kısa zamanda abime Elena’ya olanları anlatmam lazımdı ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyordum. Artık bir yola girmişken onu tehlikeye atmak istemiyordum.
“Bize saldıranları öğrenebildik mi?” sorum direkt olarak Mortis’deydi ama onu etrafta göremiyordum. Mutfakta olduğunu gördüğümde elinde bir kase ile bana doğru geldi kaseyi bana uzattı, öylece elindeki çorbaya bakakaldım.
“Ilık yanmazsın al iç,” bir şey söylemeden kaseyi elime alıp bir kaşık içtim, daha önce hiç yemediğim bu çorbanın tadına bayılmıştım. İçindeki suyun tavuk suyu olduğunu anlamıştım, biraz da buğday vardı ama baharatları neydi bilmiyordum.
“Jasmi bu çorbanın adı ne?”
Jasmi dudak büzerek omzunu silkti “Bilmiyorum. Annem hep bundan yapardı ve bu en sevdiğim çorbaydı onu kaybettikten sonra bunu ilk defa yaptım. Umarım tadı güzel olmuştur,”
“Hayatımda hiç bu kadar güzel bir çorba daha içmemiştim,”
“Afiyet olsun,” dedi Jasmi.
Çorbayı afiyetle içtikten sonra masanın etrafında oturan ekibe baktım teker teker. Bu bir dönüm noktasıymış gibi hissediyordum. Bugün onlar bir ev kaybetmişti ve bugün yeni bir ev kazanacaklardı, savaş artık eskisinden daha beter olacaktı.
“Bunu kim yaptı?”
“Tarikat,” dedi Omar hiç tereddüt etmeden. “Bizi buldular ve seni istiyorlar bu açıkça bir mesajtı. Seni onlara vermezsek ne olacağının başlangıcını gösteriyorlar bize,” kalbim korkuyla kasılırken Mortis’e döndüm. Beni onlara vermelerine izin vermeyeceğimi adı gibi biliyor olmalıydı.
“Ve bizde asla Milena’yı vermeyeceğimizi onlara söyleyeceğiz,” bunu yemin eder gibi gözlerimin içine bakarak söylemişti. Ona güvenemeyeceğimi biliyor ama bu sözüne güvenmek istiyordum.
“Ay yeter vallahi içim kıyıldı!” diyerek bağırdı Damian. “Eskiden daha eğlenceliydik,”
“Ne önerirsin Damian?” diye sordu baygın bir şekilde Aris.
“Doğruluk cesaretlik ama daha farklı bir şekilde,”
“Nasıl?” diye sordu Omar.
Damian hızla oturduğu yerden kalkıp amerikan mutfağa ilerledi ve içinden bir tekila şişesini aldıktan sonra geri yerine oturdu. “Bu sefer sadece doğruluk olacak. Herkes sırasıyla istediği bir kişiye onun için çok özel olduğunu düşündüğü zor bir soru soracak. Karşıdaki kişide cevap verdikten sonra tekila şişesini kafasını dikecek. Bir sonraki soru hakkı o kişinin sorduğu kişi de olacak.
“Tam senlik bir şey,” dedi Adel huysuzca.
Damian Adel’e sırıtırken şakağına bir buse kondurdu. “Bana bayıldığını daha sonra söylersin canım,”
Herkes oynamayı kabul ettiğinde biliyordum ki ne kadar saçma olursa olsun o an herkes sadece bir anlığına normal bir genç gibi hissetmek istiyordu.
“O zaman ilk kim başlıyor?” diye sordu Jamail.
“Ben başlayayım,” diyerek öne atıldı hemen Jasmi. Bakışları ben ve Aris arasında gidip geldiğinde en sonunda gözleri bana çevrildi. “Sorum Milena’ya olacak. Eğer böyle bir sistemde olmasaydık ve sen okuyor olabilseydin ne okuyor olurdun?”
Bunu hiç düşünmeme gerek yoktu çünkü cevabım netti “Hukuk okuyor olurdum. Hakime olmak için,” dedim.
“Neden?” diye sordu merakla Jasmi ama ben cevap vermek yerine tekila şişesine uzandım. “Sadece bir soru,” dedim.
Kime soru soracağımı bilemez bir şekilde ekibe baktım en sonunda bakışlarım Jamail’de takılı kaldı. “Benden gerçekten çok nefret ediyor musun?”
Jamil bir süre bekledi, belli ki böyle bir soru beklemiyordu. “Hayır. İlk başlarda senden hoşlanmadığımı söylemiştim ama seninle kişisel bir sorunum yok. Hata ekstra olarak söyleyeyim artık sana bir çok konuda saygı duyuyorum,”
Cevap vermek yerine sadece elimdeki şişeyi ona uzattım şişeyi elimden alıp kafasına dikti ve Adel’e döndü. “Yetimhanede ölen kızın kardeşin olduğunu biliyor muydun?” sorusu aramızda bir bomba gibi düştü.
Adel’in bakışları bocalarken tek şaşıran o değildi yanında oturan Damian’da dehşete düşmüştü. Jamail’in söylediği şeye şaşırmayan tek kişi Mortis’ti. “Öldükten sonra öğrendim, bana kayıtları gösterdiler. Üvey kardeşimmiş.” Jamail’in elindeki şişeyi alıp kafasına dikti.
Söylediğinin üstüne kimse bir şey sormadı ve Adel Omar’a döndü. “Hiç birine aşık oldun mu?”
Omar hiç düşünmeden cevap verirken gözlerindeki kedere şahit oldum. “Oldum,” gözlerindeki bakış kaybetmenin geride bıraktığı acıydı. Sevdiği kadını mı kaybetmişti? Tekila şişesini kafasına dikti ve Mortis’e döndü.
“Sen ne olmak isterdin?” diye sordu. Kardeşinin hangi mesleği istediğini bilmemesine aslında şaşırmıştım.
“Hiçbir şey,” dedi Mortis. “Olmak istediğim yerdeyim zaten,” abisinin elindeki tekila şişesini alıp kafasına dikti. “Benim soracak bir şeyim yok,” dedi Mortis düz bir sesle.
“Mızıkçılık yapma Mortis,” dedim sözüne karşılık.
“Her neyse,” diyerek duruma el attı Damian. Oturduğu yerden kalkarken yüzünde hala gülümseme vardı. “Çok sıkıcısınız bu oyunun eğlenceli olması lazımdı. İçimi kararttınız, hadi yeni evimize gidelim,” mutlu gözüküyordu ama içten içe Adel’in ondan sakladıklarının onu incittiğini anlamıştım.
“Yeni ev mi?” diye sordum anlamaz bir şekilde.
Damian hızla kafasını salladı. “Yeni ev! Artık yeni bir yuvamız var ama önce eşyalarımı almam lazım. O sırada sizde arkamdan gelirsiniz,” odadan çıkarken Adel’de oturduğu yerden kalktı ve onun peşinden gitti.
Bakışlarım Jamail’e döndü “Bunu neden yaptın?” diye sordum içimdeki koruma içgüdüsüyle. “Damian’ın buna üzüleceğini bile bile bunu yaptın,”
“Gerçeği öğrenmeye hakkı vardı,” dedi düz bir sesle Jamail.
“Hadi ordan!” dedim sesim daha yükselirken. “Siz var ya aileyiz diye kendinizi kandırıyorsunuz bunu da bugün anlamış oldum,”
“Sen aile olmak hakkında ne biliyorsun Milena?” diye sordu Jamail.
“Jamail,” arkamdan Mortis’in uyarı dolu sesini duydum ancak onun beni korumasına ihtiyacım yoktu.
“Sürekli onun arkasında olmak zorunda mısın?”
“Merak etme o benim arkamda değil ama şunu söyleyeyim aile hakkında hiçbirşey bilmiyor olabilir ama nasıl aile olunmaz bunun hakkında çok şey biliyorum ve bir aile böyle olmaz,”
“Onun üzülmesini istemedim!” sesi bir anda yükseldi. “Sonradan öğrenmesi canı daha fazla yanacaktı. Canı daha fazla yanmasın istedim sadece, Damian benimde kardeşim onun canının yanmasını tabiki istemem,” sözleriyle içimdeki öfkem azaldığında derin bir nefes aldım.
“Sadece şunu bil şuan daha az canı yanmıyor,”
🏺
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Karşısındaki kırılmış yıkık dökük eve bakarken içi acıdı Damian’ın. Asıl acısı bu değildi, asıl acısı daha derindendi daha içinden tam kalbinin ortasındaydı. İçeri girdiğinde direkt olarak komidinin üzerindeki fotoğrafları aldı. Adel ile çekildiği sayılı fotoğraflardan biriydi. Kolunu Adel’e omzuna atıp onu göğsüne çekmişti. Damian gülümseyerek Adel’e bakarken Adel’in kaşları çatık olmasına rağmen kolunu Damian’ın beline dolamış kafasını göğsüne yaslamıştı.
Hiçbir zaman kolay bir kadın olmamıştı, hiçbir zaman tam olarak duygularını belli etmesede Damian onu anlıyordu bu yüzden aksi tavırlarını sorun etmiyordu. Onu böyle sevmişti bir kere, onu olduğu şekilde kabullenip kalbine almıştı.
Şimdi ise bu fotoğrafa bakarken anlıyordu ki Adel onu hiçbir zaman tamamen hayatının içine almayacaktı. Sadece kapıyı aralık bırakacak bazı odalara girebilecek bazı odalar ise hep kapalı kalacaktı ve bu nedense onun kalbini incitiyordu. Sevginin ne demek olduğunu küçük yaşta annesini kaybettiğinde unutmuştu ama annesinden gördüğü o kısa sürede sevgi bile ona yetmiş annesinin onu sevdiği gibi sevmişti Adel’i.
Saf bir sevgiydi bu, hiçbir kötülük olmayan bir türdü.
Adel, Damian’ın odasının kapısının önünde dururken onu fotoğraflarına bakarken görmüş olması kendini daha da suçlu hissetmesine neden oldu. “Damian?” sesi ilk defa bu kadar çekingen çıkıyordu.
Damian resimden başını kaldırıp Adel’i görmezden gelerek dolabına ilerledi ve dolabındaki fotoğrafların hepsini bir çırpıda sertçe söküp çıkardı. “Damian konuşalım,” dedi Adel.
Damian yine cevap vermedi ama aynı hınçla eşyalarını dolaptan çekti, Adel’in tişörtlerinden biri eline geldiğinde bakışları o tişörte daldı. Adel bunu fark ettiğinde içeri girdi ve Damian’a iyice yaklaştı. “Damian,”
Bu Damian için son damlaydı, sinirle arkasını döndü. “Konuşalım Adel,” sesi ilk defa ona karşı bu kadar sertti. “Sen istiyorsun konuşalım, sen istemiyorsun susalım, sen Damian’ı it o zaten geri gelir,” her cümlede Adel’in gözleri daha da dolmaya başladı, oysa kolay kolay ağlamazdı.
“Ben…” dedi titrek sesle “Özür dilerim… Damian-”
“Adel,” diye sözünü kesti. “Yapma, bunu kendine de bana da yapma. Ben galiba artık yoruldum, seni sevmekten değil senin hayatına bir türlü girememekten…” Damian’ın da gözleri dolduğunda başka tarafa baktı. “Ben anladım, seni gerçekten artık anlıyorum. Bu zamana kadar çok direttim çünkü seninde beni sevdiğine inandım,”
“Seviyorum,” dedi hemen devam etmesine izin vermeden. “Damian ben söyleyemiyorum belki ama ben seni seviyorum gerçekten,” bu itirafı karşısında Damian’ın kalbi kasıldı. Adel’in onu sevdiğini zaten biliyordu ama ondan duymak farklıydı.
Yine de bunun artık yetmeyeceğinin farkına varmıştı. “Bunu biliyordum ama Adel sende biliyorsun bu artık bize yetmez. Sorun sadece o kızın üvey kardeşin olduğunu benden gizlemen değil, sorun senin asla tamamen beni hayatına almayacağın gerçeği. Sen hiçbir zaman tamamen beni kalbine almayacaksın aramızda hep sırlar olacak bana güvenmeyeceksin. Beş sene, seni sevdiğim kocaman beş sene hala bana güvenmiyorsun ve bundan sonra da güvenmeyeceksin,”
Adel sözlerinin haklı olduğunu biliyordu ama bunun için haklı sebepleri vardı. “Çünkü biliyorum sende gideceksin, çünkü biliyorum bu sistemde bunu yapamam. Seni sevmek elimde değil, evet sertim seni itiyorum ama gitmediğinde minnet duyuyorum ve bir gün beni bırakacaksın diye korkuyorum,” bir adım daha atıp tam Damian’ın karşısında durdu ve sağ elini yanağına yerleştirdi.
“Bana bak,” dedi Adel gözlerinden bir damla yaş akarken.
Damian akan yaşlı gözlerine bakmak istemedi çünkü biliyordu ağladığını görse dayanamazdı. “Damian, lütfen gözlerime bak,” diğer elini de Damian’ın yanağına koyduğunda Damian Adel’in mavi gözlerine baktı. “Deneyeceğim, lütfen. Bir şans ver deneyeceğim. Sevgi ne demek bilmiyordum kimsesiz büyüdüm ama sen bana sevmeyi öğrettin. Biraz beceriksizim ama yine de deniyorum sana güvenmeyi de deneyeceğim. Bana zarar vermeyeceğini biliyorum ama beni bırakırsan bu bana en büyük zarar olur.”
“Yarın arkasında duramayacağın sözler söyleme,” dedi Damian oysa şimdi ellerini onun yüzünün iki yanına tutup onun dudaklarına kapanmayı o kadar istiyordu ki lakin kendini tuttu.
“Bizden vaz mı geçiyorsun?” diye sordu Adel cevabını almaktan korkarken.
Damian’ın bakışları keskinleşti “Asla,” dedi net bir sesle. “Ben aşkımdan vazgeçmiyorum. Seni sevmekten vazgeçmiyorum,” birkaç adım geri gittiğinde Adel’in eli boşlukta sallandı “Ama senden vazgeçiyorum tam da senin istediğin gibi, böylece bana güvenmek için kendinle savaş vermek zorunda kalmazsın”
Adel o an anladı ki onu koşulsuz seven bir aşığı belki de sonsuza kadar kaybetmişti. Damian ondan gitmişti, sevgisinden değil ondan… Sadece ondan gitmişti.
O an iki yolu vardı ; Ya savaşacak ya da kabullenecekti. İlkini seçti, sevdiği adam için sonuna kadar savaşacaktı.
🏺
MİLENA MARAD
Önünde durduğumuz yeni ev diğeri gibi o kadarda eski değildi hatta küçük ama oldukça şık bir malikaneydi. Arabadan inmeyip sadece arabanın camlarından malikaneyi izliyordum. “Eve saldıranların Tarikat olduğunu nereden bildin?” diye sordum merakla ona dönerken.
Arabadan inip eve girmek için ne bekliyordum bilmiyordum, sadece şuan girmek istemediğim için bu süreyi olabildiğince uzatmaya çalışıyordum.
“Bulduğumuz kitaptaki güneş işaretinin aynısı kurşunların üzerine de işlenmişti. Kovanlarda gördüm,”
Kafamı salladım “Anladım,”
“Eve girmek istemiyor musun dies stella?” bunu anlamış olması sinirlerimi bozmuştu açıkcası yine de sorusunu duymazlıktan gelerek “Arabana nasıl bir şey olmadı?” diye sordum.
“Bu arabayı ben ürettim Milena, takdir edersin ki süslü bir hayatım yok. Hayat tarzıma uygun bir şekilde tasarladım bu arabayı aynı şekilde motoruda,”
“Yeteneklisin,” dedim dürüst olarak. “Peki gerçekten olmak istediğin yer burası mı? Yani gerçekten böyle bir hayat sürmek istiyorsun? Hırsız çetesi lideri, hep ölümle burun buruna. Bir gün illaki kimliğin ortaya çıkacak peki o zaman ne olacak?”
“O zaman çaresine bakarım ama o kadar yaşayacağımı sanmıyorum,”
Kaşlarımı çattım “Niye öyle söyledin ki?”
“Hayat çok kısa da o yüzden,” diye açıkladı ama yine de ölüm düşüncesi hoşuma gitmemişti.
“Bir sır istiyorum,” dedim koltukta yan oturup tamamen ona dönerken. “Bende sana vereceğim,”
Dikkatini çekmiştim bu yüzden dudaklarının kenarında silik bir gülüş oluştu. “Gerçekte ne olmak istiyorsun bunu merak ediyorum. Bende sana neden Hakime olmak istediğimi söyleyeceğim,”
Hiç düşünmeden “Tamam,” dedi ama cevabım değişmeyecek çünkü olmak istediğim yerdeyim,”
Gözlerimi kıstım “Yalan söylüyorsun,
“Söylemiyorum.”
“Bana gerçekleri söyle Mortis, yalan söylediğini gözlerinden bile anlayabiliyorum.”
Bir süre sessizce bana baktı en sonunda pes eder gibi sıkıntılı bir nefes verdi “Doktor olmak isterdim ama tıpı yarıda bıraktım,” duyduklarımla kaşlarım havalandı, bunu beklemiyordum. Tıp okuyan bir adam nasıl oldu da hırsız çetesi lideri olurdu ki? Tam dudaklarımı araladığımda Mortis konuşmama izin vermedi “Bir sır Milena, sıra sende,”
Yenilgiyle omuzlarımı düşürdüm “Peki. Bu sistemde doğmasaydım bile Hakime olmak isterdim çünkü içten içe yine adaletsizliğin bir yerde olduğunu düşünür ve adaleti sağlamak isterdim,”
“Tahmin etmiştim,” dedi sadece. “Sende tam devrim yaratacak bir kadın tipi var ki öylesin,”
“Bunu gerçekten yapacağım biliyorsun değil mi?” nedense bunu hatırlatma gereği duymuştum çünkü ben oldukça ciddiydim. “Kardeşimi kurtardıktan sonra bu ülkenin altını üstüne getireceğim,”
“Biliyorum ve ben tam arkanda olacağım,” bu sözlerinin güven vermemesi lazımdı ama yine de veriyordu bu yüzden sadece ona değil kendime de lanet ettim.
“Sen ne olursa olsun bu sözünün arkasında durabileceğine gerçekten inanıyor musun?”
Bakışı değişirken uzu zamandır bende bir şey şey olduğunu hissetiğini biliyordum ve sözlerimle beraber bunu doğrulamış oldum. Artık sadece şüphe etmiyor bende bir şeyler olduğunu biliyordu, kıyametin yaklaştığının farkındaydı. Bizim kıyametimiz çok yakındı.
“Ne olursa olsun, devrim anında senin arkanda olacağım,”
Olmayacağını biliyorsun Milena, kimse olmaz.
Ben olsam olmazdım bu yüzden zamanı geldiğinde bana arkasını dönecekti ve ben ona kırılmayacaktım çünkü onun yerinde ben olsaydım, hayatını kurtardığım evimin içine aldığım adam bana ihanet etseydi ben bir daha onun yüzüne bakmazdım.
“Dövme yaptırmak istiyorum,” dedim birden.
Tek kaşı havalandı. “Eve girmek istememenle alakalı olabilir mi bu dövme?”
Cevabım netti “Hayır,” dedim. “Sırtıma bir dövme istiyorum, benim seçtiğim bir dövme olacak,”
“Bir anda nerden çıktı bu dövme?”
Omuz silktim “Zaten istiyordum bence bundan daha güzel bir zaman bulamam. Bundan sonra herşey daha da karışacak,” haklı olduğumun farkındaydı. Bir daha ne zaman normal bir insan olabilirdim ki? Gerçi şu an bile normal sayılmazdım bir kaçaktım.
“Bildiğim bir dövmeci var güvenilir biri,” dediğinde önüme döndüm.
“Güvenilir?”
“Yani en azından bizi satmayacak,”
Kafamı salladığımda Mortis tekrardan arabayı çalıştırdı, torpido gözünden onun sigaralarından birini aldım. Mortis bana çakmağı uzattığında sigaramı yaktım ve derin bir nefes alıp yavaşça dumanların dudaklarımın arasından dökülmesine izin verdim.
Elimdeki sigarayı yana uzattım “İster misin?” direksiyonu kavrayan elleri sıkılaşırken ağır bir nefes aldı ve sigarama uzanıp büyük bir nefes çekti. Sigaramı tekrardan kendi dudaklarımın arasına aldığımda onun dudaklarını hissetmiş gibi oldum.
Bunu düşünmemelisin Milena.
Elimde değildi istemeden de olsa ona çekiliyordum, ona tam olarak güvenmiyor hatta belki de hala ondan nefret ediyordum. Erkeklerden bana hayır gelmeyeceğini kendime ezberletip bunun hayatımı etkilemesine izin vermemem gerektiğini biliyordum.
Ama bunların hiçbirini bilmek benim ona karşı çekilmemi engellemiyordu, dudaklarının tadını merak ediyordum. Onu merak ediyordum, Adem ve Havva gibiydim onun yasak olduğunu biliyor ama yine de onun dudaklarını dudaklarımda tenimde hissetmek istiyordum.
Kendine gel! diye haykırdı kafamın içi. Sen o adama ihanet ettin!
Biliyordum.
Yasak.
İmkansız.
Günah.
Bunların hepsi Mortis’in karşılığı kelimelerdi.
Bir dükkanın önünde durduğumuzda güneş tam tepeydi ve ben fazla dikkat çekiyordum. “Yüzümü kapatmam lazım,” dedim bundan nefret ederken. Kendimi saklamaktan nefret ediyordum.
“Gerek yok,”
“Ya tanınırsam”
“Sana bakan, seni tanıyan bütün gözleri oyarım. Sadece seni ihbar etmeyi denesinler ve sonuçlarına katlansınlar,” sesindeki eminlik ürpemem neden olurken sigaramı bitirip yere atıp söndürdüm ardından sigara izmaritini yerden aldım. “Ne kadar örnek bir vatandaşsın,” dedi alayla.
Gözlerimi devirip elimdeki izmariti çöpe attım ve dışında FİRE yazan kırmızı tabelalı küçük dükkana girdik. Bu yeri ilk defa görüyordum. İçeri girdiğimizde bir dövmeciye göre fazla hoş bir koku burnuma hücum etti. İçeride sadece iki müşteri vardı ve içeri girer girmez kızıl saçlı burnunda piercing olan bir kız bize doğru geldi.
Uzun bacakları ve dolgun göğüsleri vardı üzerine giydiği dar tayt ve üzerine yapışan siyah tişörtle bütün fiziği ortaya çıkmıştı. “Mortis,” dedi kadın ince sesi ve bozuk aksanıyla. “Görüşmeyeli uzun zaman oldu,” Mısır’da büyümediği çok belliydi çünkü bazı Arapça kelimeleri yanlış telaffuz ediyordu.
Bakışlarımı mekanda gezdirdim, duvarlarda kırmızı ve siyahtan oluşan değişik desenler vardı. Alt yedi koltuk bir tane de perdeyle örtülmüş bir kısım vardı. Duvarların bazı yerlerinde yapılan dövmeler ve dövme çizimleri vardı.
“Bize bir yer ayarlar mısın Cas?” dedi Mortis buz gibi sesiyle.
Tekrardan karşımdaki kadına döndüğümde Cas’in bakışları da bana döndü baştan aşağı beni süzdüğünde tekrardan Mortis’e döndü. “Yine başına bela mı aldın Mortis?” dedi Cas denen kadın.
Mortis umursamaz bir şekilde omuz silkti “Bela beni çekiyor?”
Anında kaşlarım çatıldığında Mortis’e döndüm “Hey ben hala burdayım,” bana bela diyordu ama kendisinin nasıl bir baş belası olduğundan haberi dahi yoktu.
“Gelin,” arkasını dönüp yürümeye başladığında onu takip ettik, perdenin arkasında bir yere girdiğinde tamamen kırmızı ışıkla kaplı olan oda gözlerimi aldı. “Burada kimse bizi rahatsız etmez,”
“Burası neden bu kadar kırmızı?” diye söylendim aksi bir sesle.
Cas omzunun üzerinden bana bakıp göz kırptı “Şehvetin rengi hep kırmızıdır bebeğim,”
“Bir daha bana bebeğim deme,” bu dediğim onu eğlendirmiş olacak ki bu sefer Mortis’e baktı. “Sevdim bu kızı, boşuna kellene o kadar para koymamışlar,” başta ne dediğini anlamadım.
Cas tamamen durduğunda dövme koltuğunun yanındaki sandalyeye oturdu “Bilmiyor muydun? Telefonuna daha sık bakmalısın çünkü kellen için bir servet döküyorlar,”
Uzun zamandır haberlere bakmadığım için bunlardan haberim olmaması normaldi ama en azından kelleme servet döküldüğünü öğrenmek tuhaf hissettirmişti. Umursamaz bir şekilde omuz silktim. “Ne diyebilirim ki, bu kadar güzel bir kadın olmak benim hatam,”
Gergin olmam gerekirdi ama değildim aksine sanki kendimi daha da güçlü hissediyordum. Belki istediğim bu şekil değildi ama yine de şuan herkes istese de istemese de beni görmek zorundaydı artık herkes olmasa da çoğu kişi beni tanıyordu.
“Şuraya otur,” dedi Cas bana koltuğu gösterirken. Karşı gelmeden koltuğa oturdum ve Cas’e döndüm. “Çizim pek iyi değil bu yüzden ben söylesem sen çizsen olur mu?” Cas kafasını salladı. “Sırtıma tam omurgamın olduğu yere güneş istiyorum aşağı ve yukarı doğru ise ip şeklinde bir bağ olsun. Omurgamın üzerinde bağın altında ise lux solis semper vincit, yazmasını istiyorum,”
Güneşin ışı her zaman kazanır. Bu benim metaforumdu bundan sonra güneş ve ışık bendim, her daim kazanmak zorundaydım.
Cas dövmeyi çizdikten sonra elindeki tableti onaylamam için bana çevirdiğinde kafamı salladım tam istediğim gibi çizmişti. Üstümü çıkarmadan önce Mortis’e baktığımda onunda bana baktığını gördüm “Bana bakmaya devam etmeyeceksin herhalde,” dedim ama o hiç istifini bozmadan dikildiği yerde gözlerime bakmaya devam etti. “Üstümü çıkaracağım Mortis defol şurdan,”
Bana cevap vermek yerine sadece arkasını döndüğünde önce üzerimdeki siyah dar tişörtü çıkardım ardından sütyenin kopçasını açıp sütyenimi göğüslerime bastırarak koltuğa yüz üstü yattım. “Burası hassas bölge bu yüzden acıyacak,”
“Sorun değil acı eşiğim yüksek,” dedim umursamaz bir şekilde.
Cas sırtım temizlendiğinde benim bakışlarım Mortis’in geniş sırtına kaymıştı, her zaman sırtı çok gergin duruyordu acaba rahat olduğunu bir an var mı bunu merak ediyordum. “Otursana Mortis,” her ne kadar acı eşiğim yüksekte olsa gerilmiştim ve konuşmaya ihtiyacım vardı. “Yaran var diye yani, kaldın ayakta,”
Omzunun üzerinden direkt olarak bakışlarını vücudumda gezdirmeden gözlerime baktı daha sonra tamamen bana dönüp Cas’ın yanında ama bana yakın olan sandalyeye oturdu.
“Bakışların gözlerimden başka yerlere kayarsa gözlerini oyarım Mortis,” sesim net ve ciddiydi. Ben istemediğim sürece vücudumun her hangi bölgesine bakmazdı, bakarsa sonuçlarına katlanırdı.
Bu dediğim onu sadece keyfilendirirken geriye yaslandı ve kollarını göğsünde birleştirdi. “Bu tavırlarını gördükçe çocukken nasıl bir kız olduğunu daha da merak etmeye başlıyorum,”
“Kesinlikle şuankinden pekte farklı değildim,” derime giren iğneyi hissettiğimde hafifçe irkildim ve deri koltuğun kenarını kavradım. Çok acımıyordu lakin yine de kaskatı kesilmeme engel olamadım.
“Milena,” deri koltuğu kavradığım elin üzerinde bir el belirdi. “Cas uyuşturucu krem sürdü pek bir şey hissetmeyeceksin,” dediğinde kaşlarımı çatıp elimi elinin altından çektim. “Acı eşiğim yüksek demiştim zaten sana, sadece daha önce hiç dövme yaptırmamıştım,”
“Peki,” dedi ama kendimi küçük bir çocuk gibi savunmama gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıyordu.
“Senin başka ne dövmelerin var?”
“Kendin görmek ister misin dies stella?” hadsiz, küstah ve salak bir adamdı.
“Bence sen tokat istiyorsun ve ayrıca bu çok hadsizceydi,” onu öpmek istiyorsun Milena. Hayır bunu istemiyordum, bu istediğimde hadsizce ve salakçaydı.
“Kırıcısın ben her zaman centilmen ve beyefendi bir adamım. Sadece direkt göstermek istemiştim,”
“Konuyu çevirdin şuan farkında mısın?”
“Zamanı geldiğinde nerede ne dövmem var görürsün Milena,” dediğinde görmediğim yerlerde daha ne kadar dövme olduğuna dair merakım arttı.
“Gözümün önünde flörtleşmeyi kesin, midemi bulandırıyorsunuz,” diyerek araya girdi Cas.
“Flörtleşmiyorduk,” dedim net bir sesle. Ölümcül bakışlarımı Mortis’e çevirdiğimde dudağının kenarının kıvrıldığını fark ettim. Gerçekten şerefsizin tekiydi.
Cas işini bitirip geri çekildiğinde sırtıma krem sürüp bandajladı, Mortis tekrardan arkasını döndüğünde bende uzandığım yerden kalkıp sütyenimin kopçasını taktım ve siyah tişörtümü üzerime geçirdim. “Burası fazlasıyla kırmızı,” sesimdeki hoşnutsuzlukla oturduğum yerden kalktım.
Mortis’de oturduğu yerden kalkıp bana döndüğünde kırmızı ışığa rağmen buz mavileri beni ateş gibi yakıyordu. Bakışları bir anda o kadar yoğunlaştı boğazımın kuruduğunu hissedip zorlukla yutkundum. “Şehvet rengi,” dedi Mortis ama sesi boğuk çıkmıştı.
Bakışlarım sadece bir an, bir an dudaklarına kaydı ama bunu kafamdan çıkarmam gerekiyordu. Bana ne oluyordu? Düşünmemem gereken şeyleri düşünüyordum, bunu yapmayı hemen kesmeliydim. Göz temasını kaçırıp boğazımı temizledim ve perdeden geçeceğim sırada Mortis’in elini bileğimde hissettim.
Kalbimde binlerce atlı aynı anda koşarken ona dönmedim “Mortis,” diye fısıldadım.
Nefesini ensemde hissettiğimde gözlerimi kapatmak zorunda kaldım, dudakları enseme o kadar yakındı ki bedenimi bir ürperti aldı. “Dies stella,” sanki benden izin istiyordu ona izin vermemi bekliyordu.
Yapamazdım, yapamayacağımı biliyordum bu yüzden bileğimi elinin tutuşundan kurtarıp arkama bile bakmadan kendimi dışarı attım. Kalbimin üzerindeki baskı daha arttığında derin nefesler almaya başladım “Sen bir erkeğe yenilecek bir kadın değilsin Milena,” diye hatırlattım kendi kendime.
Yemini unutma.
Mortis’in arkamda olduğunu hissettiğimde ifademi toparlayıp arabanın önüne geçtim, Mortis arabayı açtığında ise hiç beklemeden arabaya girdim. Torpido gözünden bir dal sigara aldığımda Mortis şoför koltuğuna geçmişti bile. Çakmak almak için ona döndüğümde bunun yaptığım en yanlış şey olduğunu anladım.
Mortis gözlerini kapatmış sanki sakinleşmek istiyormuş gibi sert bir şekilde direksiyonu kavramıştı “Mortis?” sesim ilk defa bu kadar kısıktı. Gözlerini açtığında gözleri elimdeki sigaraya ilişti ve cebinden çakmağını çıkarıp bana yaklaştı. Çakmağı yaktı ama ben sigarayı ona yakması için uzatamadım, bakışları dudaklarıma kaydığında “Yapma,” dedim. “Bana yeminimi bozdurma, bunu yapma,”
Geri çekil Milena.
“Bırak en büyük günahın olayım,” yüzüme yaklaştı. Sözleriyle beraber nefesim kesildi sanki artık önümde sadece tek bir yol vardı. “Yeminimi bozamam, ben bir erkeğe muhtaç olamam ben bir erkeğin emri altına girecek ona yenilecek bir kadın değilim Mortis,” bu bir yalvarmaydı şimdi geri çekilmesi lazımdı ama o bunu yapmayıp elini yüzüme yerleştirdi.
Gözlerinin daha da kararlı bir ifade aldığını gördüm “Sen bir erkeğe muhtaç olacak bir kadın değilsin. Sen bir erkeğin muhtaç duyacağı kadınsın Milena,”
Bütün kuralları şuan siktir ediyordum.
Bakışlarım bir anda karardı “Seni kendime muhtaç edeceğim. Seni dudaklarıma muhtaç edeceğim,” dedim ve durup yüzüne iyice yaklaştım. “Suç Kralım,”
“Sana bunu yapmadığını düşündüren ne?” dedil dudakları dudaklarıma kapanmadan hemen önce.
+16 RAHATSIZ OLACAKSIN GEÇİN BALIM AMA SADECE ÖPÜŞME SAHNESİ OLDUĞUNU SÖYLEYEYİM
Dudaklarım onun yumuşak dudaklarına yaslandığında elimi boynuna yerleştirip onu iyice kendime çektim. Dudaklarının tadı mükemmeldi, hayal ettiğimden daha da güzeldi. Daha önce hiç öpüşmediğim tam olarak nasıl öpüşüleceğini bile bilmiyordum.
Zorlukla geri çekildiğimde göğsüm hızla inip kalkıyordu “Ben..” dedim ne diyeceğimi bilemez bir şekilde.
“Sorun ne güzelim?” benim bir elim hala onun boynunda onun eli ise benim yanağımdaydı.
“Ben daha önce kimseyle öpüşmedim, nasıl öpüşülür bilmiyorum,” bir şey der diye düşündüğümde o sadece dudaklarını dudaklarımın üzerine kapatıp bana hızlı ama kısa bir öpücük verdi “Ben ne dersem onu yap güzelim, seni yönlendireceğim,”
Dudaklarımız tekrardan birleştiğinde bu sefer Mortis daha sertti dudağımı öpüyor onu çekiştiriyor hatta emiyordu. “Kucağıma gel Milena,” dediğinde ikiletmeden kendi koltuğumdan kalkıp onun kucağına oturduğunda sert ereksiyonunu hissettim. Bir elini bacağımın üzerine koyduğunda bende bir elimi ensesine diğerini ise koluna koydum, birden aklıma gelen şey ile duraksayıp inledim “Yaran var Mortis,” dediğimde bunu umursamadan elini saçlarımın arasından geçirip dudaklarımı daha sert öptü.
“Dudaklarını benim için arala ınfantem meum,” bebeğim, bana bebeğim demişti. Dudaklarımı onun için araladığımda dili ağzımın içine hücum etti. İçimdekileri söyleyecek bir kelime yoktu, dolup taşıyordum sanki ve hepsi şuan kucağında oturup öptüğüm adam yüzündendi.
İnlemelerimiz arabanın içinde yankılanırken kalçalarımı bilinçsizce ereksiyonunun üzerinde ileri geri hareket ettiriyordum. “Mortis,” diye inledim dudaklarına doğru.
“Infantem memum,” dediğinde zorlukla dudaklarından ayrılıp geri çekildim. Alnımı alnına yaslarken gözlerimi kapatmış nefesimi düzene sokmaya çalışıyordum. Az önce onu öperken gösterdiğim cesaretin çeyreğini bile gözlerine bakmak için gösteremiyordum. “Gözlerini açmayacak mısın?” bacağımdaki eli ileri geri gidip bacağımı okşuyordu. Bacaklarımın arasındaki sızı daha da arttığında geri çekilmem gerektiğini biliyor ama bunu faaliyete sokamıyordum.
Gözlerimi açmadan hafifçe alnımı alnına vurdum “Bunu yapamazsın,” bir kez daha vurdum. “Beni yenemezsin,” bir kez daha vurdum. “Beni esirin yapamazsın,” bir kez daha vuracağım sırada diğer elini de yüzüme yerleştirip durmamı sağladı.
Gözlerim yavaşça açıldığında onun koyulaşmış bakışlarıyla karşılaştım “Yapacağım, yeneceğim, seni esirim yapacağım,”
Gözlerimi kıstım “Çok beklersin, sana asl-” sözümü yarıda kesen onun dudaklarıydı. Her zamanki gibi hırçındı, sertti. Öpüşüne anında karşılık verdim, onun dudaklarını reddetmek hata olurdu. Ellerimi onun saçlarına daldırdım ve yumuşak saçlarını karıştırdım, saçları düşündüğümden daha da yumuşaktı. Saçları çok güzeldi.
Kalçamın altındaki baskınlık daha da arttığında dudaklarına doğru inledim. Mortis’in dudakları dudaklarımdan ayrıldığnda saçlarımdan tutup kafamı nazikçe geri çekti ve gerdanımı ortaya çıkardı. “Bana cennetin tadını ver bebeğim,” gözlerindeki hırçınlık içimi ürpertiyordu. “Bana izin verir misin?” onun gibi bir adamın izin istemesi tuhaftı.
Ağzımdan kelimeler dökülmedi onun yerine sadece kafamı salladım. Dudakları açıkta kalan boynuma ıslak bir şekilde dokunduğunda yine inledim. Öpücükleri boynumdan aşağı inip gerdanıma kadar gitti ama daha aşağı inmedi, ikimizde daha da ileri gitmemeiz gerektiğini biliyorduk.
Dudakları tekrardan boynuma çıktığında dilinin ıslaklığını hissettim “Mortis!” o kadar sesli inledim ki çıldıracak gibiydim. Hiç acele etmiyor dilin ustaca boynumdan çeneme doğru ilerletiyordu. Mortis iniltimle geri çekildiğinde o an bedenimin titrediğini fark ettim, daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım.
DEVAM EDEBİLİRSİNİZ
Bakışlarımız tekrardan kesiştiğinde alınlarımız birbirine değdi, “Bu fazlaydı,” dedim nefes nefese, bacaklarımın arası hala sızlıyordu.
Mortis’in kaşları çatıldı. “Hoşuna gitmedi mi?”
“Hayır,” dedim hemen. “Yani hoşuma gitti tabi ki daha önce hiç böyle bir şey yaşamamıştım ama,” bakışlarımı kaçırdığımda dudaklarımdan sıkıntılı bir nefes döküldü. “Bir daha tekrarı olmamalı,” tamamen geri çekildiğimde kucağından inmek için hamle yaptım ama ellerini belime sarıp bunu engelledi.
“Milena,” sesi daha çok uyarı gibiydi.
“Bırak Mortis,” dedim bende sert bir şekilde. “Bir kere oldu, zevk aldım bunu inkar etmeyeceğim ama bu ilk ve sondu. Bir daha olmayacak,” ona değil camdan dışarı bakıyordum. Tekrardan kucağından kalkmaya çalıştığımda yine beni bırakmadı. Sinirim daha da katlandığında tırnaklarımı ensesine geçirdim “Bırak beni Mortis,”
Tek kaşı havalandı. “Ne o şimdide kedi olup tırmalamaya mı başladın?”
“Ben kedi değil aslan olurum, ayrıca şimdi kafa atacağım,”
“Neden bu kadar korkuyorsun?” sorusuna cevap vermedim.
“Bırak,”
“Seni korkutan ne?”
“Bırak!”
“Milena!”
“Ben annem gibi olmayacağım anlıyor musun!?” birden yüzüne haykırmamı beklemiyor olacak ki ifadesi sekteye uğradı. “Ben bir adam için kendimi helak edip ölmeyeceğim, ben bir adama yenilmeyeceğim!” kafamı iki yana salladım. “Ben annem gibi hayatımda olan adam ne yaparsa yapsın onun arkasında durmayacağım. Ben yenilmeyeceğim!”
“Sen annen değilsin ve bende baban değilim Milena!” bunu yüzüm öyle bir haykırdı ki ensesindeki ellerim daha da sıkılaştı.
“Biz daha kötüsü oluruz, biz felaket oluruz,” kucağından kalkıp yan koltuğa oturduğumda bu sefer beni engellemedi.
“Herkesin felaketi oluruz o zaman,”
Anlamamakta o kadar ısrar ediyordu ki, “Anlamıyorsun,”
“Anlatsaydın anlardım, anlatırsan anlarım” dedi ama haklı olduğunu bende biliyordum. Susmaya devam ettiğimde siniri daha da katlandı “Harika anlatmadığına göre bu saçma şeyi bir daha yapmayız”
Öpüşmemize saçma şey demişti. Ben sadece tekrarlanmasın demiştim ama o saçma demişti, haklıydı. “Aynen yapmayız. Hataydı.” bir yalan daha. Cehennem gerçekten varsa sadece söylediğim bu kadar yalandan kesin yanacaktım.
“Hata?” dedi sorar gibi “Aferin sana Milena, sıç tamam mı her anımızın içine sıç böyle,”
Alayla bir kahkaha attım “Biz diye bir şey yok, bizim bir anımız hiç yok,”
“Harika!”
“Harika!
🏺
Ekibin yeni evinin önüne geldiğimizde kapıda dış kapının önünde durup sigara içen kişiyi görmemle sinirlerim daha da bozuldu. Dün bana kalpsiz dedikten sonra nasıl kendinde buraya gelme hakkı buluyordu anlamış değilim.
Bakışlarını kaldırıp bana baktığında çenemi dikleştirdim ve hiç bir şey söylemeden yanında geçerken eli kolumu kavradı. “Milena, konuşalım,”
Umursamaz bakışlarım abimin üzerine değdi. “Yine beni aşağılamak için mi sağol kalsın, ben almayayım,” sesimdeki imayı anladığında bakışlarında yine pişmanlık oluştu ama artık pişman olmanın hiçbir anlamı yoktu o sözler bir kere ağzından çıkmış her ne kadar kabul etmek istemesem de bana zarar vermişti.
“Milena gerçekten özür dilerim, ben öyle demek istemedim. Bir anlık sinirle çıktı,”
“Bence git, bugün yorucu bir gündü sonra konuşuruz.” kolumu elinden kurtardıktan sonra kapıyı çaldım. Abim daha fazla ısrar etmeden arkasını döndüğünde rahat bir nefes aldım. Dünden sonra onunla yeniden bir diyaloğa girmeye hazır olduğumu sanmıyordum, düşünmeye ve yolumu nasıl çizeceğime karar vermeliydim.
Kapı anında açıldığında Adel’i gördüm, gözleri hafif kızarık, yüzünde ise yorgun bir hal aldı. Büyük ihtimalle Damian ile araları bozulmuştu. Jamail’e başta ne kadar kızsam da şimdi düşündükçe bununun şimdiden ortaya çıkmasının doğru olduğunu anlamıştım.
İçeriye girdiğimde beni geniş ve oldukça ferah bir hol karşıladı, diğer evin salonuna benzer şekildeydi tek fark koltukların beyaz mutfağın siyah oluşuydu ayrıca kesinlikle diğer evden daha büyüktü. Yukarı çıkan iki ahşap merdiven vardı.
“Bende nerede kaldınız diye merak etmeye başlamıştım,” diyen Aris koltukta rahat bir pozisyonda oturup kasesindeki cipsleri birer birer mideye indiriyordu.
“Aris eğer hemen benim seçtiğim odadan eşyalarını almazsan gerçekten bütün her şeyini yakacağım!” duyduğum sesle bakışlarımı merdivenin başında durup ellerini beline koymuş bir şekilde çatık kaşlarla Aris’e bakan Damian’i gördüm. Genel itibariyle iyi görünüyordu.
Koltuğa doğru ilerleyip Aris’in yanına oturdum ve kasesindeki cipsten alıp ağzıma attım. Sırtımdaki dövme hala biraz sızladığı için sırtımı koltuğa yaslamamaya çalıyordum. “Biz yokken neler öğrendiniz?”
“Şu tarikat,” diye başladı Jasmi önünde bir kurşun birde o yetimhanedeki kızın yanı Adel’in üvey kardeşinin bize verdiği kitap vardı. “Kurşunun üzerinde aynı ayinde yaptıkları gibi güneş sembolü var, ayrıca bu sembolün aynısı başka bir yerde daha varmış,”
Oturduğum yerde dikleştim “Nerede?”
“Türkiye, İstanbul’daki Ayasofya Camisinin olduğu yerin altında. Buradaki notlarda yazdığına göre bu Cami başta Bizans döneminde o zamanın İmparatoru I. Justinanus Bazillika planlı bir patrik katredali olarak yapılmış. O zamanlar bütün dini toplantılar hep orada yapılırmış. 1453 yılında İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethedildiğine Camiye dönüştürülmüş. Oldukça sağlam olan bu Cami hala da ayaktaymış. Tuhaf olan ise Bizans döneminde bu katedral hakkında çok fazla efsane olduğu,”
“Mesela inşası sırasında İmparator’un rüyasında bir azizi gördüğü ve ona gümüş bir levha üzerinde Ayasofya’nın resmini görmüş o gece aynı rüyayı mimar’da görmüş,”
“İyi de bunun tarikatla ne bağlantısı var ki?” diye sordu Omar.
“Omar haklı, eğer Osmanlılar tarafından yenilendiyse orada bu ayin işaretinden bir iz kalmamış demektir. Ya da neden biri böyle bir ibadethanenin altına böyle birli bir ayinin işaretini koyar ki?”
Jasmi bir sayfayı çevirdi “Bana mantıklı geldi, düşünsenize sen ve mimarın aynı anda bir yerin inşa edilmesi için rüya görüyorsun. Katredal inşa edilirken de bir sürü açıklayamayacağın şey yaşıyorsun. Bu bir tesadüf değil, Cami şuan eskisi gibi olmasa da o zaman için mükemmel bir yapıtı. Ses yalıtımı çok iyi, yerin bilmem kaç kilometre altında bir ayinin düzenlenmesi şuan müze olan bir yerde, şüphe çekmez gözlerden uzak bir yer olur,”
“Beni canlı istiyorlarsa o zaman neden eve saldırsınlar ki sonuçta vurulup yaralanabilirdim?”
“Ama ölmezdin,” dedi Jamail. Hemen Jasmi’nin yanında oturuyor onunla beraber kitaba bakıyordu. “Son nefesini onun ellerinden verdiğin sürece bir şey fark etmez, kanına ihtiyaçları var ve son nefesini o ayin anında vermene,”
Siktir.
“O zaman bu basit bir uyarı değil,” dedi Damian
Bu sefer bakışlarım Mortis’e kaydı “Ne yapacağız?”
“Anlaşılan İstanbul'a gidip oradakilere bir selam vermemiz gerekecek,”
“Umarım hala bir kaçak olduğumun farkındasındır,”
“Orasını ben halledeceğim,”
“Peki davet?” diye sordum bu sefer.
Omar’ın cevabı gecikmedi. “Davet üç gün sonraya ertelendi, yani gitmek için vaktimiz olur,”
“O zaman yaşasın!” Damian’ın coşkulu sesini duydum “Bekle bizi İstanbul, biz geliyoruz!”
Bir kaçak olarak ilk defa ülke dışına çıkacaktım ve bu beni şimdiden germeye başlamıştı.
VE İSTANBUL'A GİDİYORUZZZZZ
Sence bundan sonra Mortis ve Milena’nın ilişkisi nasıl olacak?
Milena söylediklerinin arkasında durabilecek mi?
İstanbul'da neler yaşanacak?
Adel ve Damian’ın arası düzelecek mi?
Omar kimi kaybetti ?
Umarım bölümü beğenmişsinizdir yukarıda dediğim gibi iki hafta sonra upuzun bir bölümde görüşelim
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Mortis inan milena sadece senin değil bizimde ağzımıza sıçtı BEBEĞİM. Satır araların gizli mesajlar veriyorsun yazarrr sende az fena dağilsin
YanıtlaSilDamı biraz haklı ama kız dayanışması banane ADEL HAKLI!
Bölüm harikaydı ellerine sağlık💖🤍
Oyyy gdgfgfyfy okuyan gözlerine sağlık balımmm
Sil