Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL





“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini,

şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?”


Always You Been - Chris Grey

Valse - Evgeny Grinko 


İyi okumalar bal kuşlarım bölüm

sonu yorumlarda buluşalım


Sindirerek okuyun tamam mı....



Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı. 

 

“İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüştüm. 


“İçeri geçelim,” diye araya girdi Damian.


“Onu bir daha evimize mi alacağız!” dedi hiddetle Jamail. 


Sürekli bağırması sinirlerimi bozuyordu ve kanımın sinirle kaynamasına sebep oluyor. Bakışlarım direkt olarak Jamail’i bulurken Mortise uzattığım eli indirdim. Tutmayacaksa bir daha elimi uzatmazdım ona. Adımlarımın ilk hedefi Jamail oldu. “Bir daha bana sesini yükseltme.” Sesim sakin olabilirdi ama oldukça net ve sertti. Bana meydan okur gibi iyice dibime girdi. “Yükseltirsem ne olur!” adeta yüzüme haykırmasına rağmen yüzümü ifadesiz tutmayı başardım.


Acıyı düşünme.


Kulaklarım çoktan çınlamaya başlamıştı bile, kafamın içindeki sesler yine susmuyordu. Acıyı yok et. Dudaklarımı araladığım sırada abim hemen önümde bitip Jamail’i göğsünden itti. “Ben sana göstereyim ne olur,” 


“Jamail yeter,” dedi Omar net bir sesle. 


Mortis sustu, geriye dönerken ne görmem gerektiğini bilmiyordum ama bu kadar ifadesiz bir adam beklemediğim kesindi. Beni ilk kurtardığı günden daha ifadesiz daha ruhsuzdu belki canım yanmamalıydı ama göğsüm sızladı. Elimi kalbimin üzerine koymamak için dişlerimi sıktım, lanet kalbim artık gerçekten zayıftı. 


Abim bana döndüğünde ekip içeriye girmeye başladı. Yüzümü ellerinin arasına aldı “İyi misin?” diye sordu. Yüksek seslerden rahatsız olduğumu dışarıda oynayan çocukları izlerken far etmişti. Her bağırdıklarında yüzümü buruşturmama engel olamamıştım.


Kafamı salladım. “İyiyim,”


“Bu konuşmayı şimdi yapmak zorunda değilsin.”


“Zorundayım. Hem sorun yok,” abimden bir adım uzaklaşıp aylar sonra küçük malikenin içine girdim. Kapı ilk defa benim için aralık bırakılmıştı ama ben artık buraya ait değildim. Hayır ben aslında hiç buraya ait değildim. Herkes oturma odasına oturuyordu. Bakışlarım ilk ada tezgaha değdi artık sekiz değil yedi sandalye vardı ve o an anladım ki beni zaten hiç sahiplenmeyen bu insanlar ben hiç yokmuşum gibi ölümü beklemişlerdi.


Vücudum hala zayıf olduğu için ayakta daha fazla duramayacağımı anladım ardından tekli koltuğa oturup benim konuşmamı bekleyen ekibe döndüm. “Kimseyi beni dinlemesi için zorlamayacağım o yüzden dinlemek istemeyen çıkabilir,” Jamail direkt ayağı kalkacaktı ki Jasmi onu durdurunca oturmak zorunda kaldı. 


Abimin elini omzumda hissettiğimde derin bir nefes alıp konuştum. “Tutuklandığım gece tutuklanmadan saatler önce  Elena elinde kanlı bıçakla eve geldi, eski sevgilisini öldürdüğünü söyledi bende yapılması gerekeni yapıp suçu üstüme aldım. İdam edilmeden önce Hakim ben öldükten sonra Elena’nın ensesine çökeceğini söyledi çünkü aslında Elena’nın öldürdüm dediği Evin Ray ölmemişti. Bunu çok sonra öğrendim. Anlaşması basitti ben Mısır’da en çok konuşulan hırsız ekbinin liderinin kimliğini ifşa edip sizi onlara teslim edecek, neyin peşinde olduğunuzu onlara söyleyecektim onlarda Elena’yı rahat bırakacaktım. Nasıl bildiklerini hala bilmiyorum ama bir şekilde sizin beni kurtacağınızı biliyordu, bana nedenini söylemedi.” bakışlarım sadece orta sehpadaydı. 


“Kabul ettim çünkü kardeşim için her şeyi yapardım. Sonra Elena’nın onların elinde olduğunu öğrendim nedeni basitti ihanetimi garantilemek istiyorlardı. Sizi özellikle Mortis’in kimliğini ifşa etmemi kesinleştirmek istiyorlardı.  Zaman zaman onlarla buluştum, bazı operasyonlardan bilgi sızdırdım. Astreon’nun varlığından bahsettim ama adını söylemedim, sadece bir tür zehirden bahsetmiştim ki zaten onu bulmuşlar. Hiç detaylı bilgi vermedim onlarda istemedi zaten. Zamanla artık bunu yapmak istemediğimi fark ettim çünkü ben sizi versem bile onlar Elena’yı yem olarak kullanacaklardı hemde size kendimi yakın hissettim bu yüzden bu kararımdan vazgeçtim. En sonunda kendi planımı kurdum, bu sayede hem kardeşimi kurtacak hemde sizi yakalatmayacaktım.” kardeşimi kurtaramadım diyemedim. “En sonki operasyondan önce Mortis’in tam kimliğini vermek zorunda kaldım ki Mortis zaten asla bana gerçek kimliğini söylememiş. Bu yüzden sizin hakkınızda hala hiçbir şey bilmiyorlar. Yakalandığım gün plan basiti, alarmların erken uyarı vermesine sebep oldum böylece Jasm deşifre olduğumuzu anlayacak ve sizi oradan çıkaracaktı.”


“Bunu nasıl yaptın?” diye soru Aris.


“Abimden yardım istedim. Jasmi’nin bilgisayarına erken uyarı gönderdi bu sayede çıkmak için fazladan zamanınız olmuş oldu. Hem anlaşmadan dönmemiş olup Mortis’i onlara getirmiş olacaktım hemde teslim olup Elena’yı alacak abime götürecektim.”


“Kendini feda edecektin,” dedi fısıldar gibi Damian. Haklıydı çünkü kendi yaşayacağım bir plan hiç kurmamıştım, kendimi bile kandırmak istemiştim bu konuda. Ben inanırsam herkes inanırdı.


“Yaşama ihtimalim vardı ve yaşarsam devrim için geri gelecektim.” ama diğer yarımı kaybettim. “Plan kusursuzdu ta ki…” sustum. Çenem titriyordu hatta her yerim titriyordu. Elena’nın artık olmadığını söylemeye dilim varmadı bu yüzden o kısmı atladım. “Sonuç olarak beni öyleyece öldürmeyeceklerini biliyordum, beni ibretlik olarak asmak isteyeceklerdi ama bilmedikleri şey abimdi. Beni eninde sonunda oraya getireceklerini biliyordum ve abime bu ihtimalden bahsetmiştim. O beni buldu zehri içti ve sonrası işte televizyonda ne gördüyseniz.”


“Oradaydık,” dedi Jasmi. “Hepimiz oradaydık.” 


Vücudum anında kasılırken abime döndüm. “ Onlar olmayacaktı, plan böyle değildi.”


“Senin kalbin durmuşken plan düşünme lüksüm yoktu.”


“Her neyse. Bu kadar işte şimdi buradayım devrim yapmaya geldim. Başka müttefiklerde bulacağım ama önce size soruyorum. Yancı mıyız düşman mıyız?”


“Sana neden güvenelim ki?” diye sordu Jamail. 


Acı bir şekilde gülümsedim.”Çünkü artık canımdan başka kaybedecek bir şeyim yok,” bakışları sarsılır gibi olduğunda artık aldığım nefes sanki bana az geliyordu. “Ama Jamail bende senin yerinde olsam bana güvenmezdim çünkü bu bir güven anlaşması değil.” 


“Kabul ediyorum,” dedi saatler sonra ilk defa benimle konuştu Mortis. 


Kafamı salladım. “Belgeleri ve şartları yarın konuşuruz.” dedim düz bir sesle.


“Neden seni dört ay sonra asmak istediler? Dört ay sonra ne değişti?” diye sordu Omar. Sesindeki şüpheyi sezmiştim ve haksızda sayılmazdı. Bende olsam onlara ihanet ettiğimi düşünürdüm.


“Kalbim artık zayıflamıştı ve muhtemelen daha fazla acıyı kaldırmazdı. Bu yüzden beni kendileri öldürmek istedi. Şimdi gitsem iyi olur yarın belgelerle beraber gelirim.” Oturduğum yerden kalktığımda çenemi dik tuttum. 


“Mil?” diyen sesini duydum Damian’ın. Adımlarım olduğu yere mıhlanırken göğsümün ağrısının arttığını hissettim. Damian oturduğu yerden kalkmıştı ve bana doğru ilerliyordu. Ben daha ne olduğunu anlamadan kollarını canımı yakmaktan korkar gibi hafifçe bana sardığında gözlerimi kapattım. “Sebeplerin vardı ve seni anlıyorun. Sana hala kızgınım ama seni anlıyorum ve özür dilerim,” sözleri bedenimin kaskatı kesilmesine sebep oldu. “Seni orada bıraktığım için, geri dönemediğim için özür dilerim.”


Kollarımı ona dolamak istedim ama bunu yapacak gücü kendimde bulamadığımda sadece alnımı göğsüne yasladım. “Sorun değil. Sana kızgın değilim hatta hiçbirinize kızgın değilim, ihanet ederken bunları göze almıştım. Bu benim seçimimdi, ölümle oynamayı ben seçtim.”


“Canın çok acıyor mu?”


“Onun yokluğu kadar acıtmıyor,” diye fısıldadım sadece o duysun diye. “Yemin ederim Dami onun yokluğu kadar hiçbir şeyi canımı yakmıyor,”


“Geçecek demeyeceğim çünkü geçmeyecek ama azalacak,” dedi beni teselli eder bir sesle. Elbette daha büyük tepkiler bekliyordum ama yanımda olması iyi hissettirmişti. Bu yüzden geri çekilirken dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu. 


“Yeni tarzına bayıldığımı söylemiş miydim?” Damian’ın hemen arkasından Adel’in sesini duydum. Tam karşımda durduğunda ilk defa bana kollarını doladı. Hatta öyle bir kardeş gibi sarıldı ki Elena’nın yokluğunu daha net hissettim. “Eğer geri gelmeseydin seni mezarından çıkarmaya gelirdim,”


Bu dediğine güldüm. “Bir mezarım olmazdı seni salak kız ama beni öldüğüm yerden çıkarmaya geleceğini biliyorum,”


“İyi ki yaşıyorsun,” dedi ve ardından geri çekildi.


“Yemeğe kalsanıza,” dedi Omar abimle bana bakarken.


“Gerek yok,” diye kestirip attım. Sandalyemi bile hemen yok sayacak kadar hızlı hayatlarından çıkmıştım. “Vita burada mı?”


Mortis ayağı kalkıp bana doğru ilerledi. “Benim odamda,” dedi aynı donuk sesiyle. Kafamı sallayıp izin isteme gereği bile duymadan yukarı çıktım. Mortis’in odasının önünde durduğumda derin bir nefes almak zorunda kaldım ve aralık duran kapıyı açtım. 


Odanın kokusu Mortis’in kokusu gibiydi. Hafif serin, biraz baharat ve adlandıramadığım bir keskinlik vardı. Odaya girer girmez bacaklarıma dolanan tüylü şeyi hissettiğimde gözlerimi yavaşça kapatıp açtım. Dizlerimin üzerine eğilip bana sürtünen ve artık kocaman olmuş kızıma baktım. “Vita,” benim sesimi tanıdığını belli edercesine bir mırlama sesi çıkardı. Onca aydan sonra beni unutmamış hemen tanımıştı.


Hiç beklemeden onu kollarımın arasına aldığımdan oda yüzünü kolumun altına koymuştu. “Sanırım hala bana karşı aynı hisseden tek kişi sensin kızım,” dudaklarımı onun kürkünün üzerine bastırdım. “Seni bırakıp gittiğim için özür dilerim,” yine küçük bir mırıltı çıkardı. “Bende seni çok özledim.”


Yüzümü onun kürkünden uzaklaştırdığımda öylece oturmuş bir kaç adım mesafede beni izleyen Mortem’i gördüm. Koyu yeşil gözlerinin hedefi keskin bir şekilde bendim. Mortem’e bakmaya devam ederken çöktüğüm yerden kalktım ve arkamda duran bedenin varlığıyla bedenim kaskatı kesildi.


Kim olduğunu zaten biliyordum bu yüzden benimle aynı ortamda bulunmak istemeyeceğini düşündüğümde gitmesini bekledim ama arkamdaki nefesi enseme çarpıp dikkatimi dağıtıyordu. Boğazımı temizleyip arkamı döndüm, yüzlerimizin beklemediğim bir şekilde yakın olduğunu gördüğümde ise bir kaç adım geriye çekildim.


Gözlerime bakarken ifadesini anlayamadığımda sustum ve onun konuşmasını bekledim. Dakikalar geçti ama yine de dudaklarından tek kelime dökülmediğinde sessizliği bozarak konuştum. “Kaşındaki iz nasıl oldu?” diye sordum aylardır düşündüğüm şeyi dile getirerek.  


Sorumla bakışlarındaki bocalama gözle görülür hale gelmişti. “Aylar sonra sorduğun şey bu mu Milena?” diye sordu.


“Evet. Çünkü aylardır merak ettiğim şeylerden biri de bu, bana cevap vermeyecek misin?” artık saklayacak bir şeyim yoktu. 


“Bana tuzak kurdun,” dedi bunu kabullenemiyormuş gibi.


Kafamı salladım. “Kurdum,”


“Beni kandırdın,”


Yine kafamı salladım. “Kandırdım,”


“Asıl boktan olan şey ne biliyor musun Milena?” sesi gitgide yükselmeye başlamıştı ve ben yüksek sesten nefret ediyordum. “Bunları zaten biliyordum, bana ihanet edeceğini biliyordum. Beni onlara vermek isteyeceğini biliyordum ve bile bile buna izin verdim. Bunları bile bile seni kollarıma aldım, yatağımda uyuttum, seni öptüm, senin saçlarını okşadım,” saçlarımı anarken bakışları kahveye boyadığım saçlarıma değmiş yüzünü buruşturmuştu. “Her şeye rağmen gel diye bekledim. Bana gelseydin Milena yemin ederim, yemin ederim ben bir yolunu bulurdum ama sen ihaneti seçtin. Bunun nasıl bir dönülmez yol olduğunu bile bile yaptın.”


“Kardeşim için yaptım. Sana nasıl gelseydim? Düşmanım dedim ben sana, seni öperken de dedim, senin kollarına girerken de seni kollarıma alırken de dedim. Kardeşimin canı üzerine kumar mı oynasaydım? Sen kendin dedi Mortis kardeşim hayatta olsaydı herkesi yakardım dedin bende tam olarak bunu yaptım.” sakindim ama acı çekiyordum, görmüyor muydu?


“Konu ben değilim. Konu beni yakman değil. Sen kendi kardeşin için benim ailemin canını tehlikeye attın,”


“Plan kurmuştum. Onların canına bir şey gelmesine izin vermezdim,”


“İhtimaller gidenleri geri getirmezdi.”


“Onlara bir şey olmadı,” dedim bu sefer. “Ailene zarar gelmedi Mortis,” Sözlerimle daha da öfkelendiğinde üzerime doğru yürüdü ve kapıyı sertçe kapattı. 


“Anlamıyorsun değil mi? Sende ailemdendin!” bunu yüzüme haykırdığında gözlerimi kapatmak zorunda kaldım. Eskiden ailesiydim ama neden hiç öyle hissetmemiştim. “Şimdi bak ne hale getirdin her şeyi. Saçların Milena! Saçlarına ne yaptın! Sen benim ışığıma benim güneşime ne yaptın!”


“Kararttım. Yok ettim,” gözlerimi açtığımda yanaklarımdan yaşlar süzüldü. “Asıl sen anlamıyorsun! Beni aileden hiç görmedin Mortis bana hiç güvenmedin. İnsan ailesine güvenir sen bana hiç güvenmedin ki, ben sana acılarımı anlattım sana güvenmezken yaptım bunları ama sen bir kere bile bana anlatmadın. Aile dedin ya ne ailesi!” yumruklarımla göğsüne vurdum. “Bir odam bile yoktu! Bir çatım yoktu! Arkamda duran kimse yoktu! İnsan ailesini bırakıp gider miydi? Sen gittin çünkü ben senin gözünde sadece bir haindim.” bir kez daha vurdum ardından yüzümdeki yaşları sildim.


“Kendimi aklamıyorum, suçlu olduğumu biliyorum. İhanetin affı yoktur biliyorum hatta ben senin yerinde olsam senin yüzüne dahi bakmazdım. Sana daha kötülerini yapardım, seni süründürür canını yakardım ama ben seni ölüme terk etmezdim. Sana kızmıyorum sana gitmeni ben söyledim zaten ama ödeştik o zaman. Ben ihanet ettim sen ölüme terk ettin,” Onun karşısında ağlamaktan ölesiye nefret ediyordum, zayıf görünmekten nefret ediyorum.


“Milena seni aradım,” dedi pişman bir sesle. “Ne yapacağımı bilemedim, haksızdım evet her şeyi biliyordum ama yine de yapmazsın diye düşündüm. Kardeşlerimin sağ salim olduğundan emin olmam lazımdı. Onların başına bir şey gelmediğini bilmem gerekiyordu.”


Hızla kafamı salladım. “Biliyorum ve sana kızmıyorum. Gerçekten kalbimde sana karşı kızgınlık yok ama sende beni anla,” ilk defa biri beni anlasın diye yalvardım. “Elena içindi, kardeşim o benim…” nefesim kesildi konuşamadım. Bir elim kalbimin üzerine gitti derin nefesler alıp kendimi sakinleştirmeye çalıştığım sırada omzuma dokunan ellerini hissettim. “O gitti,” diyebildim en sonunda.


“Mortis o öldü ben tuttum elini, çok acı çekti. Gülüyordu ama biliyorum canı çok acıdı çünkü çok kan kaybetti. Doğum günüydü onsekizdi, daha çok yaşasın diye yaptım ama yaşatamadım,” yanağıma doğru son bir damla daha düştü. “Özür dilerim, onun için yaptım. Yine olsa yine bin kere daha onun için ihanet ederdim ama özür dilerim. Ben onu kurtaramadım ama yine de özür dilerim,” 


“İntikamını alacağız,” dedi kararlı bir sesle ama oda paramparça olmuş gibiydi.


“Biliyorum ama hiçbir intikam onu geri getirmeyecek. Bedeni nerede onu bile bilmiyorum, yok ettiler geriye tek bir parçası bile kalmadı bana,” 


“Onları doğduğuna pişman edeceğim. Öyle bir edeceğim ki hiç var olmamayı dileyecekler,” dedi yemin eder gibi ve onun bu sözüne güvendim. Biliyordum dediğini yapardı ama yine de yeterli değildi.


Bir kaç adım geri çekilip onun dokunuşundan kurtardım. “Bu Kayors meselesini konuşmamız lazım ama kafam şuan iyi değil o yüzden yarın ya da bir kaç gün sonra konuşabiliriz,” 


“Burada olman daha iyi olur,”


“Gerek yok, burası sizin eviniz burayı işgal etme derdinde değilim,”  Cevap vermesine izin dahi vermeden odadan çıktığımda odanın beni ne kadar boğduğunu fark ettim. Koridora çıktığım sırada koluma dolanan eli itmeye gücüm yoktu bu yüzden durmak zorunda kaldım.


“İyi değilsin, bu şekilde gitmen doğru olmaz,” Gururundan kal diyemiyordu bu yüzden bahaneler üretiyordu.


“Abim yanımda o yüzden sorun yok. Zaten buradaki varlığım sadece huzursuzluk verir,” kolumu çokta nazik olmayacak şekilde onun dokunuşundan kurtardığımda bir kez daha beni durdurmaya kalkışmadı ki bunun için ona minnettardım. 


Aşağı indiğimde vücudumu alan titremeyi yok saymaya çalıştım. “Gidebiliriz,” dedim abime dönerken. Abim kafasını salladıktan sonra hemen yanıma geldi ve elini belime koydu. “Kendini nasıl hissediyorsun?”


“Bunu nerdeyse günde on kere soruyorsun ve iyiyim,” evden çıkarken bakışlarım Aris’e takıldı ancak kendini onunla konuşacak kadar hazır hissetmiyordum. Evden dışarı adımımızı attığımızda kafamı abimin omzuna yasladım. “Abi,”


“Söyle güzelim?”


“Canım çok yanıyor. Kalbim çok acıyor, hiç geçmeyecek mi? Elena’nın acısı kalbimden hiç silinmeyecek mi? Benim ihanetimin acısı hiç kalbimden silinmeyecek mi? Ben kendimi affedemiyorum ama Mortis’in beni affetmesini istiyorum, onunla düşman olmak istemiyorum.”


“O seni affedecek Milena,” dedi kendinden emin bir sesle.


“Nereden biliyorsun?”


“Seni aradı, seni o kadar çok aradı ki bir an delirdiğini düşündüm. İhanetini affedemeden seni hep aradı. Kalbin durduğunda yanındaydı, sanki kalbin dursa oda kendi kafasına sıkacak gibi baktı.” sözleri kalbimin kasılmasına neden oldu. “O seni affedecek ama yarası hep kalacak,”


🏺


“Bugün gitmesek daha iyi olur Milena, iyi değilsin.” dedi abim yüzüncü kez soluk yüzüme bakarken. Haklıydı, iyi değildim ve bedenim sürekli olarak titriyordu. Bunun sebebini tahmin ediyor olsamda yine de pes etmeyi reddediyordum. 


“Gidelim,” dedim kapının önünde dururken. 


“Milena lütfen,” bana böyle yalvarmasından nefret ediyordum, bana böyle acıyan gözlerle bakmasından nefret ediyordum. 


Kapının önünden çekilip masanın üzerinde duran sakinleştiricilerden iki tane ağzıma attım ve su olmadan yuttum. “Bunlar beni eve dönene kadar idare eder, şimdi gidelim,” dedim düz bir sesle. Abim bundan nefret ettiğini belli edercesine kafasını iki yana salladı ve beraber aşağı indik.


“Yeni kimliğini çıkarttım,” bana doğru uzattığı kimliği alıp bana yabancı gelen fotoğrafıma baktım. Keskin bakışlar, kahverengi saçlar, soluk yeşil gözler… Milena Vivus. Artık buydum. Milena Marad ölmüştü ve onunla beraber diğer her şeyde ölmüştü artık sıra Milena Vivus’a gelmişti. Kayora’nın soyundan gelen ve Mısır’ın kıyameti olacak o kadının zamanı gelmişti. “Soyadım sorun olmayacak değil mi?” diye sordum abime.


“Olmayacak. Annemin soyadı çok önceden kayıtlardan silinmişti, bunu isteyen babamdı. Benden istediği ilk şey buydu o kayıtlara ulaşmam ve annemin bütün soy kayıtlarını tamamen silmem.”


Kaşlarım çatıldığında arabaya binmek yerine olduğum yerde durdum ve abime döndüm. “Sence babam en başından beri bunu biliyor muydu?” 


“Bence biliyordu. Bir gün soyu ortaya çıkarsa ne olacağını da biliyordu bu yüzden kayıtları bana sildirdi,” abim alayla güldü. “Beni kullandı.” 


“Söylesene Kral ve onun ailesi nasıl biri?” 


“Bu konuda sana bir şey söyleyemem.”


Anında kaşlarım çatıldı. “Neden?” diye sordum.


“Yeminim var Milena. Onlar hakkında kimseye bir bilgi veremem.”


“Babama vermiştin ama?”


“O zaman cahildim, yeminimin kutsallığını bilmiyordum. Şimdi cahil değilim.”


“Onları mı koruyorsun? Onca yaptıkları şeyden sonra? Ülkeyi bu hale getirdikten sonra?” Aslında bu konuda onu yargılamam yanlıştı ama elimde değildi. Söz konusu Kral olduğunda öfkeden mantığımı kaybetmeye çalışıyordum. 


“Çoğu şey dışarıdan göründüğü gibi değil Milena, bunu en iyi sen biliyorsun.” Arabanın kapısını açtığında bana göz kırptı “Bunları düşünme şimdi. Şuan önemli olan şey senin sağlığın ve yemeni çoğaltman lazım,”


“Bence senin evham yapmayı bırakman lazım,” arabaya bindiğimizde yol boyunca ikimizde tek kelime dahi etmedik. Ekibin olduğu evin önünde durduğumuzda arabadan inen ilk ben oldum. “Sen gelmiyor musun?” diye sordum abime.


“Yapmam gerekenler var,” diye cevapladı sorumu. “Gitmek istediğinde beni araman yeterli,” 


Kafamı salladıktan sonra arabanın kapısını kapattım ve malikaneye doğru ilerledim. Kapıyı çaldıktan sonra bir kaç dakika bekledim, ardında Adel kapıyı açtı. “Berbat görünüyorsun,” dedi direkt olarak alayla.


Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu. “Teşekkür ederim,” içeri girdiğimde herkes ada tezgahın etrafında toplanmıştı ve artık sekiz sandalye vardı. “Gerçekten kötü görünüyorsun her şey yolunda mı?” diye sordu Adel ilgiyle.


“Sence bir şeyler nasıl yolunda olur Adel. Kardeşim öldü benim, hiçbir şey yolunda değil,” sert bir şekilde konuştuğumda aslında amacım ona çıkışmak değildi sadece kaldıramıyordum. Özür dileyeceğim sırada Adel beni anlamış gibi elini omzuma koydu. 


Benim için boş bırakılan sandalyeye yani Mortis’in yanına oturdum ve belgeleri onun önüne koydum. “Şartları okuyabilirsin eklemek istediğin ya da çıkarmak istediğin bir şey varsa bana söylemen yeterli,” dedim buz gibi bir sesle. 


Yüzüme dahi bakmadan dosyada yazan şartlarıokumaya başladı gitgide kaşlarını çatıyordu. “Bu şartları sen mi koydun?”


“Evet,”


“Eğer bir yakalanma olursa bütün suçu senin üstlenmen şartını kabul etmiyorum,”


Anında kaşlarımı çattım çünkü o ana maddelerden biriydi ve onu değiştiremezdim. “Ne?”


“Bunu kabul etmiyorum. Orada benim ismimde olacak,”


“Hayır. Sesim bir bıçak kadar keskindi.


Buz mavisi bakışları bana döndü, hala solgunlardı. Bir daha onun gözlerini eskisi gibi görebilecek miydim merak ediyordum. “Bu bir rica değil Milena, bu işte ortaklığımı istiyorsan o zaman orada benim ismimde olacak,”


“Siz kafayı mı yediniz?” diyerek araya girdi Damian. “Bensiz mi bütün suçu üstleneceksiniz incindim kırıldım,” her zamanki gibi ortamı yumuşatmaya çalışıyordu ama bu konuda nettim.


“Bu benim devrimim savaş benim savaşım bu yüzden bütün sorumluluk bana ait. Kimseden böyle bir şey istemiyorum,” 


“Bu senin için değil Milena,” dedi Mortis net bir sesle. “Bu kaybettiklerim için çünkü eğer sen devrim için gelmeseydim ben sana devrim için gelecektim. Yani zaten en başından beri inşa ettiğim şey buydu. Bu çete, o kadar yaptığım operasyonlar hepsi bunun içindi,” kafam karışmış bir şekilde ona bakakaldım. 


“Bu benim devrimim,” diyerek bütün kelimelerin teker teker üzerine bastım bir kez daha.


“Hayır bu bizim devrimimiz,” biz kısmını öyle vurgulamıştı ki ona inanmak isteyen tarafım galip gelmek üzereydi. “Bizi yalnız bırakın,” dedi net bir şekilde.


Ekibin hepsi teker teker evden çıktığında koca evde sadece iki kişi kaldık. “Bunu neden yapıyorsun?” ona kızgındım. “Niye kendini öne atıyorsun? Ne olacak sanıyorsun? İkimiz suçlu çıkarsak ekibin başında kim olacak? Benim arkamda kimse yok kaybedecek kimsem yok ama senin arkanda koca bir aile var.” lanet gözlerim yine dolmuştu ve ellerim titremeye başlamıştı yine de sesim sakindi. “Ailen varken neden ölüme koşuyorsun?”


“Çünkü zaten eninde sonunda öleceğimi biliyorsun,”


Biliyordum.


Kayors’un soyundan geldiği için kanındaki lanet onu zehirliyor onu yavaş yavaş öldürüyordu. Bunu son ana kadar reddedersem belki de olmak diye düşünüyordum. 


“Ölümden bahsetme,”


“Gerçekler bu,”


“Bu dediğin olmayacak,” dedim sadece.


“Bu saatten sonra bu konuda senin sözünün bende bir değeri yok,” dediğinde vurulmuşa döndüm. İçtiğim sakinleştiricilere rağmen kanımın kaynadığını fark ettim. Bakışlarım tezgahın üzerindeki şarap şişesine değdi, sadece bir an değdi bir saniye sonra onu elime almış ve Mortis’in kafasına geçirmiştim bile. 


“O zaman siktir git!” dedim yüksek sesle göğsüm hızla inip kalkarken.


Alnından ince sızan kana rağmen oldukça sakindi “İstediğim buydu,” dedi aynı rahatlıkla. “Sadece bir tepki vermeni istedim Milena. Sakinsin ve bu sakinlik iyi değil.”


“Sen hiçbir şey bilmiyorsun,” hala öfkeli sözlerle ona bakıyordum ve içimdeki ateş dinmiyordu. 


“Artık biliyorum, artık anlıyorum,” gözlerim tekrardan alnından akan kana kaydı. Canı yanıyor olmalıydı oysa yüzünde tek bir mimik bile oynamıyordu.


“Özür dilerim,” dedim tiremelerim daha da çoğalırken ve Mortis bunu fark etti. Bu sefer gerçekten iyi olmadığımı anladı. Altımdaki sandalyeyi tutup kendine doğru çektiğinde bacaklarımı kendi bacaklarının arasına aldı. “Alnın kanıyor,” 


Dudağının kenarı kıvrıldı. “Kafamda şişe kırdın farkında mısın?”


“Kırdım,” dedim hafif pişman bir sesle ardından elimle alnındaki saçları geriye tarayıp kesiğine baktım. Çok derin değildi ama kanıyordu. “Temizlememiz lazım,”


“Titriyorsun, neden titriyorsun? Korkudan mı yoksa acıdan mı?” dedi alnını önemsemezken. 


Dudaklarımı birbirine bastırırken dolmuş gözlerim hala alnındaydı. Beni affetmesini istiyordum ve aynı anda onu affetmek istiyordum. “Üşüdüm,” diye yalan söyledim. “Önemli değil, sadece lavaboya gitsem iyi olur,” oturduğum yerden kalkacaktım ki bacaklarının arasında olan bacaklarımın baskısı daha da arttı. 


“Bana yalan söylemeyi bırak,” yüksek konuşmamasına rağmen yakınımda olduğu için sesi beni rahatsız etti.


“Kendimi toparlayamadım, kafam bulanık Mortis bana sorma şuan hiçbir şey konuşmak istemiyorum. Aciz görünmekten nefret ediyorum ayrıca senden de nefret ediyorum. Sende bana yalan söyledin ve söylüyorsun,”


“Birincisi artık benden nefret etmediğini biliyorum, ikincisi bu konuşmadan daha fazla kaçmayacağız. Senden Kayors’un soyundan olduğumu sakladım çünkü sana güvenmiyorum. Milena bunu senden saklamak için çok sebebim vardı,”


Bakışlarımı ona çevirdim. “Benimde ihanet için sebeplerim vardı Mortis ve sende biliyorsun ki sebepler bizim için hiç yeterli olmadı,” elim hala alnında geriye doğru taradığım saçındaydı. “Sebeplerin olduğuna inanıyorum ve haklısında ama benimde sebeplerim vardı, sana defalarca kez anlattım. Her şeyi anlattım artık bende sır yok, yalan yok ama bana oradaki yaşadıklarım hakkında da soru sorma. Bunun ikimize da faydası yok, benim hareketlerimi ve kararlarımı sorgulama çünkü ben artık eski Milena değilim. Ben kardeşini kaybetmeden önce karşında olan kadınla aynı değilim,”


“Sence ben aynı adam mıyım Milena? Ben bıraktığın adam mıyım? Bir tek bir şey bile bırakmamışsın giderken, bir bileklik, bir ruj, bir bot vardı. İzin yoktu kokun vardı, kafamda seni aklamak için çok bahane kurdum nedenini bilmeme rağmen bu sana öfkelenmemi durdurmadı yine de denedim. Her lanet gün seni ararken bunu denedim ve şimdi sen yine bu oyunu tek kişilik oynuyorsun. Yine sadece kendini feda ediyor beni arkanda bırakıyorsun, sana aile olmaya çalışan insanları arkanda bırakıyorsun. Sorun odanın olmaması mı var Milena o bile vardı ekip senin için yapmıştı.” işte bu beklemediğim bir darbeydi. “Sen aile ne demek bilmiyorsun ama sana aile olmaya çalışan insanlara bile arkanı dönüyorsun,”


Kırıcı konuşuyordu ve bir kere düşünmüyordu. “Sen demedim mi sen evinde kal diye. İnsan ailesini öylece bırakır mı? Sen beni kendi evinden kovdun ben artık o eve nasıl gireyim? Düşmanım dedin bana, canımı yakacağını bile bile söyledin o kelimeleri. Bir başıma kaldım, kalbime ihanet ettim,” 


Yüzümü avuçlarının arasına aldı. “Özür dilerim, inanarak söylemedim o cümleleri, senin canını yakacağını bile bile söyledim. Canım yanıyordu bencillik ettim, şerefsiz bir adam gibi senin canında yansın istedim ama bunu istemedim Milena. Bu hale gel istemedim, saçlarından vazgeç ışığını söndür istemedim,”


Kafamı hızla iki yana sallarken göz yaşlarımın akmasını reddediyordum. “Benim ışığım kardeşimdi, benim ışığımı sen söndürmedin ama söndürmelerine yardım ettin. Sen benim yanımda değil düşmanımla aynı safta olmayı seçtin.” bu sefer sözlerimin onun canını yakacağını bile bile ben o sözleri söyledim. “Sana kızgın değilim demiştim ama kızgınmışım sana kızdığım için en çokta kendime kızgınım. Sana bu konuda kızacak hakkı verdiğim için kendime kızgınım çünkü ben teslim olmam, ben sana teslim olmam. Ben ne kadar suçlu olursam olayım sana teslim olmayacağım,” kafamı hızla iki yana salladım. “Ben bir erkeğe teslim olmayacağım. Bu yüzden benim için kendini ezme, ihanetimi affetmek için kendini ezmen gerekiyorsa ezme çünkü ben ezmezdim Mortis. Ben senin için kendimi ezmezdim, özür dilerim ama artık yalan yok,”


“Sorun yok, çünkü ben ikimiz içinde her şeyi ezerim.” 


İkimiz, biz.


Durması, susması, yüzüme bile bakmaması lazımdı. Sadece müttefik olmalıydık daha fazlası için bizim bir yolumuz yoktu. “Alnın hala kanıyor, pansuman yapalım.” dedim kendimi toparlamaya çalışarak konuyu değiştirirken


“Bu zamana kadar kafamda kimse şişe kırmamıştı bunda bir ilksin,” dedi alayla ve biliyordum ki benim moralimi düzeltmeye çalışıyordu.


“İlk olmayı severim,” dediğimde dokunuşunun tadını çıkarmaya çalıştım. “Mortis,”


“Hm?”


“O gün davete gitmeden önce keşke son kez gözlerini görmeme izin verseydin o kadar çok karanlıkta kaldım ki artık renkler bile net değil ve bir daha renklerim olacak mı onu da bilmiyorum,”


Bu konu benim kadar onunda canını yakıyordu bunu hissedebiliyordum. “Eğer o anın son anımız olduğunu bilseydim saçlarını görmek için her şeyi yapardım ve Milena senin renklerinin geri gelmesi için her şeyi yapmaya hazırım.” dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştu ama artık renkleri görmek istediğimden emin bile değildim.


Alnından akan kanları umursamadan yorgunca alnımı alnına yasladım. “Ben çok yorgunum lütfen sende yorma beni. Bana kız beni affetme ama ağır sözler söyleme, Mortis ben güçlü bir kadınım ben senin sözlerini de kaldırırım ama bir gün sözlerini artık sineye çekememekten korkuyorum. Bir gün o sözlerin ağırlığı ile çekip gitmekten, yakmaktan korkuyorum ve artık seni yakmak istemiyorum.”


“Gün yıldızı, benim gün yıldızım.” Sesindeki bu tınıyı ilk defa duyuyordum. İçi gidiyormuş gibi söylüyordu. “Ben bundan sonra sadece liman olurum. Kırarız yine birbirimizi ama yine o kırgınlıkları da beraber aşarız çünkü biz bundan sonra her işte beraberiz.”


Gözlerim kendiliğinden kapandı. “Artık düşman değil miyim sana?”


“Sen bana hiç düşman değildin,”


“Neyim o zaman bundan sonra sana?”


“Hazine,” dedi aylar öncesinde olduğu gibi. “Ben bir suç kralıyım ve sen benim en büyük hazinemsin. Sen benim uğruna bütün herşeyimi feda edebileceğim hazinemsin. Gün yıldızımsın.” 


“Sanırım zamana ihtiyacımız var.” Sesim sadece bir fısıltıdan ibaretti. 


“Zamanımız var mı sence?” Yoktu.


“Gerçekten anınızı bölmek istemem ama işemem lazım o yüzden şu an her ne yapıyorsanız kesin!” kapıda Aris’in bağıran sesini duyduğumda dudaklarımdan küçük bir gülüş kaçtı. Mortis’ten iyice uzaklaşıp gözyaşlarımı sildiğim sırada Aris içeri girdi. “Gerçekten çok özür dilerim!” dediğinde koşa koşa merdivenleri çıkıyordu.


“Hassiktir!” bağırarak içeri giren Damian bir bana bir Mortis’ baktı. “Umarım o şişeyi abimin kafasında kırmamışsındır Milena.” dedi hayrete düşmüş bir şekilde.


Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu. “Kesinlikle kırdım.”


Mortis konuştuklarımızı duymazlıktan gelirken “Damian Milena’yı bir kontrol et. Ateşi var.”  dedi.


Ateşim mi vardı? 

İçimin üşüdüğünü hissediyordum ama bunun nedeni başkaydı.


“Ben iyiyim.” Dedim ama sesim bile titremeye başlamıştı. Bundan sonra sesimin sürekli titremesini istemiyordum, eskisi gibi olmak istiyordum. İmkansızdı ama istiyordum. 


“Bence seni bir kontrol edeyim Milena. Hem hasret gideririz onca ay ayrı kaldık.” Yine itiraz edecek gibi oldum ama Damian’ın sözlerinde alay olsa da bakışları itiraz kabul etmiyordu. Oturduğum yerden kalkıp onunla beraber yukarı çıktığımda Mortis’in odasına girdik. “Gerçekten abimin kafasında şişe kırdın mı?” diye sordu tekrardan.


Yatağın kenarına otururken küçük bir kahkaha attım. “Kırdım. Beni fena kışkırttı.” 


“Harikasın! İşte benim tanıdığım Mil!” dedi coşkuyla. “Sen üzerini çıkar ben malzemelerimi alıp geliyorum.” Cevap vermeme izin dahi vermeden odadan çıktığında yatağın kenarında oturmaya devam ettim. 


Üzerimi çıkaramazdım, üzerimdekileri çıkarırsam her şeyi görürdü. Göstermek istemediklerimi bile görürdü. Damian odaya geri döndüğünde üzerimi çıkarmadığımı görünce kaşları çatıldı. “Böyle bakamaz mısın?” diye sordum.


“Ne saklıyorsun Milena?” diye soruma karşılık verdi. 


“Damian bunu görmeni istemiyorum. Hatta kimsenin görmesini ve bilmesini istemiyorum o yüzden lütfen ısrar etme. Seni kırmak istemiyorum,”


Buruk bir şekilde bana gülümserken elindeki malzemelerle beraber yatakta yanıma oturdu. “Benden mi saklayacaksın? Unuttun mu bende abin sayılırım.”


“Canın yansın istemiyorum. Çünkü benim artık bu konuda canım yanmıyor.”


“Göster bana,”


“Kimseye söyleme. Özellikle Mortis bilmeyecek Dami, kimse bilmeyecek.”


Kafasını salladı “Söz, Dami sözü.”


Vücudumdaki titremeye rağmen üzerimdeki bordo bodyi çıkardığımda üzerimde sadece sporcu atleti vardı. İlk olarak kolumdaki büyük morluğa değdi bakışları gözlerinin dolduğunu gördüm. Bel boşluğumdaki morluğu gördüğünden gözünden birer damla yaş aktı. 


“Sana ne yaptılar Milena?”


“Çok şey,” diye fısıldadım. “Ama hiç biri Elena’nın kollarımın arasında can vermesi kadar canımı yakmadı.”


“Seni kontrol edeyim,” dediğinde sırtımı ona döndüm. Sırtımda steteskopun soğukluğunu hissettim. “Derin nefes al,” dediğini  yaparak derin bir nefes aldım. “Şimdi ver,” verdim. “Ciğerlerin o kadar da kötü değil. Kalbini dinlemek istiyorum.” soğukluk bu sefer kalbimdeydi. Bakışları bana döndüğünde ne olduğunu anlamış gibiydi. “Kalbin dengesiz atıyor.” 


“Biliyorum.”


“Bunun bir kaç nedeni var Milena. Bana sen söylemek ister misin?”


Damian steteskopu göğsümden çekerken bakışlarımı kaçırdım. “Kalbim zayıf dediğimde ciddiydim Damian. Bir kaç kez kalp krizi geçirdim.”


“Bir kaç kez derken?”


“Sayısını bilmiyorum.” Sesim belki de ilk defa bu kadar cansızdı. “Geçirdiğimi de bilmiyordum Hakim ve oradaki doktor söyledi ayrıca…” bir kaç saniye durdum. “Dört ay boyunca vücuduma asteron enjekte edildi bu terlemenin sebebi o olabilir mi? Dün çok kustum yoksunluk krizi mi çekiyorum?”


“Vücudun kendini toparlamaya çalışıyor ama bu kadarını muhtemelen kaldıramıyor. Başka belirtileri var mı?”


“Bazen anılarım karışıyor, yaşadıklarım, geçmiş ve şimdiki zaman arasındaki farkı ayırt edemiyorum. Renkler solgun ve yüksek sesten tetikleniyorum. Kendimi eskisinden daha zayıf hissediyorum, güçten düştüm  ki bana göre bu normal çünkü daha beni kurtaralı iki üç gün oldu.” 


Damian, söylediklerime sadece kafasını sallarken kolumu, boynumu ve vücudumdaki bütün morlukları kontrol etti. “Morlukların için krem alacağım. En kısa zamanda bizim yetimhanedeki doktorlardan birine de görünmeni istiyorum ki daha detaylı bir şekilde kontrol edelim,”


“Olmaz,” diye karşı geldim hemen. “Kimse bilmeyecek kimse şüphelenmeyecek Damian,”


“Peki belki de bir kaç dakika ya da saat sonra tamamen yoksunluk krizine girersen ne olacak? Ya da bir saldırı altında, müttefiklerle anlaşma yaparken ne yapacaksın Milena? Sana elbette bir kaç ilaç verebilirim sonuçta doktorum ama bunlar kesin çözümler değil bu yüzden detaylı bir şekilde kontrol şart.” İsyanında haklı olduğumu biliyordum ama bu riski göze alamazdım. Kimsenin öğrenmesini istemiyordum. “Ateşin var Milena ve kendinden geçmen an meselesi,”


“Bu konu tartışmaya kapalı. Abimi arayıp beni almasını isteyeceğim ve bu ana kimse şahit olmayacak.”


“En azından burada kal. Seni göreyim ki zor anında sana müdahale edebileyim.” dedi ısrarla. Derin bir nefes alıp bodyimi zorla da olsa geri giydim.


“Bundan sonra buradakilerin beni isteyeceğini düşünmüyorum.”


“Elbette isteyecekler. Herkes seni anladı Milena, seni çoktan affettiler.” 


Peki ben kırgınlığımı geçirebilmiş miydim? Onlara kızmıyordum ama ya krıgınlık? Yok sanmıştım ama vardı işte, artık bozuk kalbimde büyük bir kırgınlık vardı.


“Jamail?” diye sorduğumda bu onu güldürdü. “Tamam belki o hala ölmeni istiyor olabilir ama zamanla alışacak.”


“Size de zarar geldi mi? Sonuçta Mortis’in soyadını verdim ama sizi de bulabilirler,”


Elini omzuma koyup sıvazladı ve hafifçe gülümsedi. “Badh annemizin soyadıydı Milena ve annemiz bu ülke kayıtlarından silineli çok oldu. Bu yüzden sen bunları düşünme hepimiz güvendeyiz.” dediğinde kafamı salladım.


Mortis annesinin onun kollarında öldüğünü söylemişti küçük yaşta bir çocuk için ne büyük acıydı. Mortis’de benim gibi mi hissediyordu? Oda kendini her gece suçluyor muydu? Oda annesi ve kardeşinin ölümünden kendini sorumlu tutuyor muydu? 


 “Mortis’in alnına da bak olur mu?” Oturduğum yerden kalkıp odadan çıktım. Vücudum artık bitkin olmasına rağmen sanki hiçbir şeyim yokmuş gibi dik yürümeye çalıştım. Oysa tek istediğim yıllarca yatmak ve uykudan asla uyanmamaktı. Merdivenlerden aşağı indiğimde Jasmi’yi Mortis’in alnını temizlerken gördüm. 


Mortis bana baktı, baktı sadece hiçbir şey söylemeden bakmaya devam etti. “İmzaladın mı?” diye sorarak sessizliği bozdum. 


“Yeni şartı ekledim ve imzaladım.”


“Bunu yapmanı istemedim.”


“Bunun sebebi sen değilsin Milena. Bunu kaybettiklerime borçluyum.”


“Ben gidiyorum.”


“Milena artık bizimle kalacak abi,” arkamda duyduğum ses Damian’a aitti. “Oda aileden biri onun için yaptığımız odada kalır.”


Ben ona bakmaya devam ederken bir şey demesini bekledim, kalmamı istediğini tasdikleyecek herhangi bir şey. “Ben hayatta bu kadınla bir daha aynı yerde kalmam!” dedi sert bir sesle Jamail.


Mortis’in kaşları çatılırken Jamail’e döndü. “Milena burada kalacak Jamail ve aynı şekilde sende burada kalacaksın. Bu tartışmaya açık bir konu değil.”


“Yarın eşyalarımı getiririm. Şimdi gideyim.”


Mortis oturduğu yerden kalktı. “Ben seni götürürüm.” dedi. 


İtiraz etmeye halim olmadığı için kafamı salladım ve beraber evden çıktık. Arabaya bindiğimizde yine onun kokusu sardı etrafımı. Aylar sonra bu arabaya binmek tuhaf hissettiriyordu. “İyi olduğuna hala ikna olmadım.”


“Benim bundan sonra iyi olma ihtimalim yok,” dedim kuru bir sesle.


“Geçmeyecek Milena ama azalacak. Emin ol zamanla azalacak artık o kadar göğsünü yakmayacak,”


“Seninde o kadar canın yandı mı?” diye sordum. 


“Daha fazla yanmıştı.”


“Sana kırgın değilim dediğimde sana yalan söylemişim,” dedim birden. “Sana kırılmam sanıyordum öfkem bu kadar diri olmaz diyordum hatta bunu kendi kafamda kodlamıştım ama hayır sana kırgınım ve sana çok kızıyorum. Kendim için değil Elena için kızıyorum, ölüm bu Mortis geri dönüşü yoktu. Ölümün geri dönüşü yok. Belki beni bırakmasaydın Elena yaşar mı diye düşünmeden duramıyorum.”


“Biliyorum.” dedi sadece.


“Bilmiyorsun. Gitmeni ben istedim ama gitmeni istemedim Mortis. Gitme plana dahildi ama kalıp kardeşimi kurtarmama yardım edersin sandım. Planım vardı ama planım sekteye uğradı Elena’yı alıp çıkacaktım ama Elena onların tarafında olduğunu söyledi. Yalan söylediğini biliyordum gözlerinin içine baktım. Eğer gitmeseydin belki de şansımız daha fazla olacaktı. Kendim için değil, beni bıraktığın için değil onu kaybetmeme izin verdiğin için kızgınım bu yüzden kırgınım sana.” Bunları neden söylüyordum? Ona suçu yıkarsam kendimi suçlamayı bırakacak mıydım? Bu muydu istediğim, suçu başkasına atıp kendimi haklı çıkarmak mı istiyordum? Onu suçladığım halde neden benim canım yanıyordu?


“Kendine bunu yapma,” diye inledi adeta. “Bana bu sözleri söylemek sana kendini iyi hissettirecekse söyle ama iyi hissettirmediğini biliyorsun. Sadece kendini daha çok suçluyorsun.” dediğinde haklıydı.


“Kendimi hiçbir hayatta ve hiçbir zamanda affetmeyeceğim.” Ona döndüm bir şey söylemedi ama ben duydum, onu anladım. Biliyorum dedi içten içe. Biliyorum çünkü bende hiçbir zaman kendimi affetmeyeceğim. Taştan gözüküyordu, duygusuz, acımasız bir katil, bir hırsız çete lideri hatta bir kitabın kötü baş karakteri. Bunlara rağmen günün sonunda oda pişmanlıklarıyla baş başa kalmış bir adam, geçmişinde takılı kalmış bir oğlan çocuğuydu. Tıpkı benim gibi… 


Bir kitap karakteri olsaydık insanlar bizi sever miydi bilmiyordum ama biz iyi birer insan olmaktan artık çok uzaktık. Başka yolları da seçebilirdik ama biz bu yolda yürümeyi ve bu yolun getirdiklerini kabul etmeyi seçmiştik.


🏺


Mortis beni eve bıraktıktan sonra bir kez daha arkama bakmadan eve girdim ve lavaboya koştum. Dizlerimin üzerine sert bir şekilde çökerken ellerim klozetin kenarlarını sıkı sıkı kavramaya çalıştım. Midemdekileri çıkarırken kulaklarım çınladı, başım daha da kötü bir şekilde zonklamaya başladı. 


Gözlerimden yaşlar acıyla akmaya başladı ama yapabildiğim tek şey durmadan öğürmekti. “Anne,” çıktı inlemlerimin arasında. Ardından tekrarda kustum. Geriye çekildiğimde sırtımı soğuk fanyasa dayadım. Alnımdan boncuk boncuk terler akıyor sırtım duvarın soğuğuyla ürperiyordu. “Anne,” dedim acıyla. 


Anne dedim ama normalde hep babamı çağırırdım. Yere düştüğümde hep babamı isterdim, canım yandığında babamı isterdim, nefes alamadığımda babamı isterdim. Artık sorun buydu işte. Babam benim nefes almamı bile istemiyordu ve ben artık onu çağıramıyordum. Ben artık onu ne hayallerimde, ne de rüyalarıma çağıramıyordum dudaklarımdan ismi dahi dökülmüyordu. 


“Elena,” dedim bu seferde ağlarken. Dünya dönüyor kafamın içindeki sesler susmuyor ve duvarlar sanki üzerime geliyordu. Sanki elimde yine kanlar vardı, yine onu dizime yatırmış ona ninni söylüyordum. Sanki o burdaydı kapının pervazından bana bakıyor yanıma gelemiyor ama benimle beraber ağlıyordu. 


“Milena banyoda mısın?” abimin bana seslenmesiyle ağlamam daha da şiddetlendi. Banyonun kapısı açıldığında beni yıkık gören abim telaşla dibimde bitti. “Ne oldu?” elini alnıma gitti. “Ateş gibi yanıyorsun Milena, ne oldu bana söyle?”


“Yoksunluk kri-zi,” diyebildim zorlukla. 


“Ne yapayım? Söyle ne yapayım?” 


“Sadece yanımda dur. Elimi tut, abi ben artık korkuyorum.” Abim hiç beklemeden kollarını bana dolarken bir elimi sıkı sıkı tutuyordu. Abim gelmişti ve daha fazla parçalanmama izin vermeyecekti. Dakikalarca  orada öylece durduk. İnledim, kustum, titredim ama dakikalarca acılar içinde kıvrandım. 


Artık gücüm kalmamışken abim beni kucağına aldı. Beni odama götürüp üzerimi değiştirdi ve yatağa yatırdı.. “Damian’ı ara,” dedim sadece kısık sesle. “O ne yapılacağını biliyor. Kriz geçti ama onu ara daha kötü olmamı  engeller.” 


“Tamam ama sen sakın uyuma tamam mı?” dudaklarını alnıma bastırdı. “Uyuma Milena, bir kaybı daha kaldıramam lütfen uyuma,”


“Sadece o,” dedim abime bakarken. . “Mortis buraya asla girmeyecek. İzin verme. Bu eve girse de bu odaya benim yanıma girmesine izin verme.”


Abim kafasını sallarken Damian’nı aradığını duydum. Bilincim açıktı ama kendimde değilmişim gibi hissediyordum. Aslında burada değildim. “Elena,” diye fısıldadım kalbimdeki sızıyla. Yanı başımdaydı, saçlarımı okşuyordu bana gülümsüyordu. “Beni affettin mi?” diye sordum ona. 


Affetmesini istiyordum, benim kalbimdeki bu ağırlığın beni terk etmesini istiyordum. Elena o ışıltılı kahverengi gözleriyle bana şefkatle baktı ardından gülümsedi. “Aç gözlerini,” dedi bana. “Geri dön,”


Anlamaz bir şekilde ona baktım. “Ne?” 


Kafasını yana eğdi ama bana gülümsemeyi bırakmadı aynı zamanda gözlerinden yaşlar akıyordu. “Geri git. Aç gözlerini.”


“Aç gözlerini Milena,” artık ses Elena’nın değildi başka birine aitti. “Hadi aç gözlerini kendine gel ki sana bu ilacı yapabileyim.” göz kapaklarım hafifçe titreşti ardından gözlerimi araladığımda tepemde duran Damian’ı gördüm. “İşte böyle Mil bana bak, kapatma gözlerini bana bak,” elini saçlarımda gezdirirken diğer elinde tuttuğu iğneyi gördüm. “Konuş benimle Mil, benimle misin?”


Kafamı hafifçe salladım. “Mortis…” diyebildim zorlukla. Burada olmasını istemiyordum.


“Oturma odasında ve buraya kesinlikle girmeyecek,” dedi kastetmek istediğim şeyi anlayarak. “Şimdi iğneyi vuracağım bu biraz olsun acını dindirecek ama uyanık kalmanı istiyorum. Bunu benim için yapabilir misin?”


“Evet,” sesim yine cılızdı. Gözlerim açıktı ama tam anlamıyla kendimde miydim emin değildim. 


“Güzel. Benimle konuşmaya devam et. Bana şu an ne hissettiğini söyle.”


“Acı.” Bakışlarım karşımdaki duvardaydı. “Kendimi bir süre tutabildim, onu gizlemeye çalıştım ama fazlasıyla acı hissediyorum. Öleceğimi hissediyorum Dami, sanki nefesim kesilecek ve ben bir daha nefes alamayacağım.” Şakağıma doğru bir yaş süzüldü. “Ölmek istemiyorum. Ölürsem Elena ve annem ile aynı yerde olmayacağım, ben artık onların olmadığı bir evrende olmak istemiyorum.” Oysa burada da onlarla değildim.


“Hey bana bak,” kafamı ona çevirdiğimde bir eliyle saçlarımı okşuyordu. “Ölmeyeceksin. Buna izin vermeyeceğim. Sana Dami sözü abi sözü, o kadar şeyden sağ çıktın şimdi ölmene izin vermiyorum.” İğnenin koluma girişini hissettim ama tepki vermeden Damian’a bakmaya devam ettim. 


“O zaman bir dahakine ölecek olursam, öyle hissedersem sana soracağım,” dedim alayla. “Dami izin vermiyor mu o zaman ölmek de yasak.”


Bu dediğine benimle beraber gülerken kolumdan tutup oturmama yardım etti. Hemen kapının eşiğinde durup beni yaşlı gözlerle izleyen abimi görmek canımı yaktı. Damian ile bu kadar yakın olmam onun canını yakıyor muydu acaba? 


“Önümüzdeki bir kaç saat boyunca sakın uyuma tamam mı? Şimdi abimi çağırsam iyi olur, meraktan kafayı yedi.”


“Ölmediğim için üzgün olmalı,” diye dalga geçtim. Benim için endişelenmiş olma ihtimaliyle başka türlü başaçıkamazdım. 


Damian oturduğu yerden kalktığında hafifçe gülümsedi ve “Senin için gerçekten endişelendi.” dedikten sonra odadan çıktı. Kapının eşiğinde duran abim bana doğru ilerledi yanıma oturmadı ama başımın üzerini öptü. “Öleceksin sandım Milena, öleceğim sandım.” 


“Seni endişelendirmek istemedim. Özür dilerim.”


“Özür dileme,” dedi hemen. “Sadece yaşa ve iyi ol.”


Kafamı salladım. “Olacağım.” 


Kapının önünde beliren kişiyle abim kafasını ona çevirdi ardından bir kez daha yüzüne bakmadan yanından geçti. Mortis gözlerini benden ayırmazken kapıyı kapattı ve bana doğru ilerledi. Seçebildiğim kadarıyla gözlerinin etrafı kırmızıydı ve saçları dağılmıştı. “Sadece beş dakika,” dedi boğuk bir sesle. Yatağın kenarına oturduğunda bana dokunmuyordu ama bakışlarıyla beni yakıyordu. “Lanet olası beş dakika önce beraberdik Milena ve sen bana kötü hissettiğini bile bile bunu söylemedin.” Sesini sakin tutmaya çalıştığını tınısından bile anlayabilyordum.


“Söylemedim.” dedim bende normal bir sesle. Alnımdan hala soğuk terler akıyordu ve hala kendimi bitkin hissediyordum. 


“Daha kötü olabilirdin! Sana yetişemeyebilirdik! Bana söylemeliydin!”


“Sesini kıs Mortis, senin karşında emir kulun yok. Ayrıca söylemediysem öyle olmasını istediğim içindir,”


Kaşları anında havaya kalktı “Öyle istediğin için?” 


“Öyle.”


“Ölecektin.” 


“İntikam almadan ölmem.”


Ellerini saçlarına geçirdi ve onları karıştırdı ardından yüzüme yaklaştığında aramızda çok az mesafe kalmıştı. “Bunu yapma, bunu sakın bir daha yapma Milena. Aklımı siktin attın bunu sakın bir daha yapma.”


“Endişelendin mi?” diye meydan okudum ona. “Beni ölüme terk eden adam şimdi benim için endişelendi mi?”


“Bunun pişmanlığını ömür boyu yaşayacağımı biliyorsun, neden yaptığımı da biliyorsun ama eğer yaptıklarımızı birbirimize hatırlatıyorsak bende aynısını yapabilirim Milena.” Gözlerimdeki alev anında yandı. “Aynen öyle. İkimizinde kendince sebepleri vardı bu yüzden geçmişi geçmişte bırakmayı teklif ediyorum.” Normalde yapmayacağı şeyleri yapıyordu, ihaneti affetmezdi bunu affedeceğini söylüyordu. 


“İhaneti affetmezsin ki,” 


“Sebeplerine inanıyorum, zorunluluklarını anlıyorum ve geçmişte bırakmayı tercih ediyorum.”


“Benim için kendini mi çiğniyorsun?”


“Sana dedim ben ikimizin yerine de bunu yapmaya hazırım.” Sesinde tereddüte yer yoktu. “Seni beni bağışlamaya hazırsan, her şeyi geride bırakmayı hazırsan bende hazırım Milena. Çok kaybettin izin ver bu sefer beraber kazanalım.” 


“Sana güvenmediğimi biliyorsun,” diye hatırlatma gereği duydum. Bu kadar çabuk her şeyi geride mi bırakacaktı? Ne çıkarı vardı? Ona güvenmiyordum ki bu işin altından da bir şey çıkarmayacağına dair bir güvencem yoktu, ama beni kullanması için bir nedeni de yoktu. Öyle bir konumda değildik. 


“Bende sana güvenmiyorum çünkü güven kazanılan bir şey, biz hiç birbirimizin güvenini kazanmaya çalışmadık Milena.” Saçımı kulağımın arkasına itti ve baş parmağını çenemde oradan da morarmış, ipten dolayı iz olmuş boynumda gezdirdi. Dokunuşu ondan beklenmeyecek şekildeydi, naif varla yok arasıydı. 


“Geride bırakabilir miyim bilmiyorum, belki sana bencilce gelecek ama neler yaşadığımı bilmiyorsun Mortis. Dört ay boyunca nasıl bir cehennem yaşadığımı bilmiyorsun. Ben suçluyum ve suçumu kabul ediyorum ama sende en az benim kadar suçlusun. Sen kendini ezersin ama ben kendimi ezemem, kalbimi bile ezerim kendimi ezmem.”


“Senden kendini ezmeni istemiyorum, sadece denemek istiyorum. Affetmeyi, affedilmeyi denemek istiyorum.” dediğinde kafamı salladım. Parmak uçlarım bantlı alnına dokundu benim bugün şişeyi kırdığım yerdi. Daha sonra sağ kaşındaki ize geçtim. “Buraya ne olduğunu bana anlatmayacak mısın?”


Yine kaçacağını düşünmüştüm ki Mortis beni şaşırtarak kafasını salladı. “Annemin cenazesi sırasında olmuştu. O öldükten sonra onu gömmeyeceklerini öğrendim. Onu ve daha doğmamış kız kardeşimi…” ne kadar acımasız olursa olsun annesinin ölümünden bahsederken duraksıyordu. Oysa Mortis’in sözleri hiç sekteye uğramazdı. “On bir yaşındaydım, bunu öğrendiğimde kafayı yemiştim. Delirmiştim, zaten kendimi suçluyordum annemin ölümünden kendimi sorumlu tutuyordum. Annemin gömülmeyecek oluşu, yakılacak oluşuna tahammül edemedim ve babama saldırdım. Cenazeye gelen bütün akrabalarımın önünde ona bildiğim bütün hakaretleri edip yumruklarımı ona geçirmiştim.” 


O anlatmaya devam ederken bende küçük ama belirgin izi hafifçe okşamaya devam ediyordum. “Sonunda kaçınılmaz olarak yüzüme sert bir yumruk yedim. Yere düştüğümde kafamı yerdeki büyük taşa çarptım, sert bir şekilde düştüğüm için yara da daha derin oldu o yüzden iz kaldı.” 


“Üzgünüm,” diyebildim sadece zaten başka ne denirdi ki? Şuan bana ne deseler boştu ve biliyordum ki birini kaybettiğiniz zaman insanların size söylediği çoğu şey boştu. “Hala kendini suçluyor musun?”


Alaydan uzak bir şekilde gülümsedi. “Kendimi hep suçluyorum çünkü suçluyum.”


“Çocuktun,” dedim sadece. “Kendini neden suçluyorsun bilmiyorum ama inan değilsin.”


“Annem ve kardeşim benim anneme götürdüğüm tatlı yüzünden zehirlenerek öldü Milena. Acı çeke çeke öldü. Yaşımın bir önemi yok onlar gitti ve ben bu konuyu aşalı fazla oldu. Artık büyüdüm on bir yaşında değilim yirmi beş yaşındayım.” Ona aksini iddia etmek istedim ama ne yaparsam kendini suçlamayı bırakmayacağını biliyordum çünkü bende bırakmayacaktım. 


Mortis biraz geri çekildiğinde kaşlarımı çattım. “Biraz yat.”


“Dami uyuma dedi,”


“Uyu demedim zaten yat dedim.”


“Böyle iyiyim.” dedim inatla.


“Hep inat edeceksin değil mi?” 


Hafif alaycı bir şekilde güldüm. “Uymak doğamda yok.” Aramızdaki mesafeye rağmen hala alnını okşuyordum. “Biliyor musun aylarca bu yarayı merak ettim eğer dalga geçiyorum sanıyorsan hayır gerçekten merak etttim. Neden sormadım diye kendime çok kızdım. Şimdi her şey daha anlamlı.”


“Özür dilerim,” dedi tekrardan artık saymayı bıraktığımda. 


“Senden beklenmeyecek şekilde çok özür diliyorsun Mortis Badh…” boğazımı temizledim. “Pardon Mortis İnteritas.”


“O soyadını söyleme,” dedi hoşnutsuz bir sesle.


“Neden?”


“Çünkü asıl soyadım o değil. Ben her zaman Mortis Badh olarak kalacağım. Soy umrumda mı sanıyorsun? Soy benim sikimde bile değil bir gün öleceğim. İçimdeki bu lanetli kan beni öldürecek ve o zaman bir mezar taşım olursa üzerinde Mortis Badh yazacak. Annemin soyadı yazacak.” 


“İlk defa bana bu kadar açıksın Mortis, biraz tedirgin oldum şuan,”


“Sana karşı açığım çünkü sende açıksın, artık maskelerin yok, sırların yok.” 


“Herkesin kendine sakladığı sırlar vardır.” dedim ama o sadece sustu. “Artık ekibin bütün sırlarını biliyorum sanırım.”


“Hepsini değil, benim orada bıraktığım kadarını biliyorsun.” dedi kendinden emin bir sesle.


“Sence bağlantıları olan sadece sen misin Mortis? Benimde tanıdığım var, sonuçta bir zamanlar bir barmendim bir sürü tehlikeli insanla tanıştım,” 


“Böyle olman hoşuma gidiyor.”


“Nasıl olmamı?”


“Zeki, kurnaz, asla vazgeçmeyen bir kadın olman hoşuma gidiyor. Bu devrimi senden daha iyi kimse yapamaz.”


“Biliyorum.” dedim kendimi beğenmiş bir tavırla. “Kendimi biraz daha toparladıktan sonra yeni müttefiklerimizle görüşmeye başlayacağız. Bu iş sadece Mısır’la sınırlı kalmayacak, İstanbul, İspanya ve İngiltere’de de görüşeceğim bir kaç kişi var.” 


Kafasını salladı. “Damian üç saat dolunca uyuyabileceğini söyledi ve sanırım üç saat dolmak üzere,” cebinden çıkardığını telefonundan saate baktı. “Son beş dakika var,” dediğinde ikimizde aynı şeyi düşünüyorduk.


“Beş dakikamız var mı?” diye sordum ve o anladı. Mortis gözlerime bakarak anladı belki geç kalmıştı ama anladı. Bir çırpıda çift kişilik yatağın diğer tarafına geçtiğinde kolları bana dolandı ve kafamı göğsüne yasladım. Gözlerim kendiliğinden kapandığında derin bir nefes alıp kokusunu içime çektim. Kalbinin atışını dinlediğimde ne kadar şiddetli attığını fark ettim. Hep bu kadar şiddetli mi atıyordu?


“Canın yanıyor mu?” diye sordum sessizce. “Kanındaki zehir seni öldürecekse canın yanıyor mu şuan?” 


“Yanmıyor,”


“Adel’in üvey kardeşinin bize verdiği kitabı tekrardan okuyabiliriz, belki bu durumla alakalı bir şeyler buluruz.” dediğimde bir şey demedi sadece ağır ağır nefesler almaya devam etti. “Mortis…”


“Beş dakika doldu dies stella uyu hadi,” Ona karşı gelmek her şeyi yoluna koyacağımızı söylemek istedim ama Damian’ın bana verdiği ilaç yüzünden uyku daha ağır bastı ve ben daha fazla buna karşı koymadım.


🏺


Gözlerimi açtığımda acı azda olsa bedenimi terk etmişti. Üzerimdeki yorganı kenarı çekip yataktan kalktım ve odada tek olduğumu fark ettim. Zihnim dün yaşananların gerçekliğini yoklarken odanın dışına çıkıp banyoya ilerledim. Soğuk kısa bir duş aldıktan sonra üzerime siyah bir pantolon ve siyah bir tişört giydim. Yaralarımın ve morluklarımın üzerine kremlerimi de sürdükten sonra saçlarımı kurutmadan banyodan çıktım.


“Abi evde misini?” diye seslendim oturma odasına girerken. 


“Birazdan gelir büyük ihtimalle.  Mortis ve Damian’da biz biraz yalnız konuşalım diye gitti.” Koltukta oturmuş bir şekilde suçlu gözlerle bana bakan Aris’i gördüm.  Ar benim tek oyun arkadaşım ben seni kaybettim ama sende beni kaybettin. 


Yavaş adımlarla yürüyerek Aris’in yanına oturdum.  “Nasılsın?” diye sordu endişeli bir sesle.


“İyiyim.” dedim kuru bir sesle. Kafamı ona çevirip alaycı bir şekilde gülümesim “Daha ne kadar rol yapacaksın Ar?” Bu isim dudaklarımdan dökülmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki şimdi söylemek tuhaf hissettiyordu. 


“Soyadımdan mı anladın?” diye sordu Aris.


Gözlerim dolarken kafamı iki yana salladım. “Hayır. Seni ilk gördüğümde anladım, gözlerinden, hareketlerinden anladım. Biliyordun ve bana söylemedin, gözümün içine baka baka yalan söyledin. Sana anlatmama, sana sormama rağmen bana yalan söyledin.”


Kafasını anında iki yana sallarken hiç düşünmeden beyaz tişörtünün kenarlarını kavradı ve kafasından çekip çıkardığında karnından sırtına doğru uzanan yanık izini gördüm. “Bilmiyordum Milena. Yangından kurtulduğumda her yerim yanık içindeydi, öleceğim sandım öldüm sandım. Beni kim kurtardı bilmiyorum. Uzun süre bir doktorun yanında kaldım, kendimde değildim. İyileştiğimde hiçbir şey hatırlamıyordum. İsmimi bile hatırlamıyordum.” O anlatıyordu ama benim bakışlarım hala buruşmuş derisindeydi, aynı zamanda yanığın bittiği yerde ekibin hilal ve zeytin dalı dövmesi vardı.  “Yavaş yavaş her şeyi hatırlamaya başladım ama bu yıllar sürdü. En sonunda dayanamayıp kendimi öldürmek istedim.”


Nefesim kesilecek sandım. “Aris…”


“Kimsem yoktu Milena. Annem yoktu, babam yoktu, kardeşlerim yoktu. Hepsi gitmişti, o yangının nasıl çıktığını asla anlamadım ve beni yangından neden çıkardıklarını da… Neden ben diye sordum kendime. Ailem yok olmuşken niye ben? Hiçbir dayanağım yoktu Mortis silahı kafama dayamışken beni buldu, bana bir yaşam sebebi verdi.” ağlamıyordu ama sesi delicesine titriyordu. “Yöntem doğru olmayabilirdi ama sonunda kimsesiz çocuklara yardım edecektim ve kabul ettim. Kabul ettim çünkü biliyordum, bu ülkede bu düzende artık iyi ve kötü diye bir şey yok, sadece hayatta kalmak için yapman gerekenler var.”


“Ne zaman hatırladın?”


“Sen geldikten üç ay sonra. Seni ilk gördüğüm andan beri kafamın içinde susmayan sesler, çınlamalar var. Kafamda çocukluğuma ve sana dair silik silik hatıralar canlandı. Adını ve soyadını hatırlayana kadar sen olduğunu tam olarak bilmiyordum.” 


Şu an mutlu olmalıydım ama olamıyordum. Bir sürü hayal kırıklığının altında kalıyordum, daha kaç kişiyi bağışlamam gerekecekti? 


“Neden şimdi söylüyorsun bunu bana?” Ellerimi saçlarıma geçirdim. “Aris neden şimdi? Onca yer ve zaman varken…”


“Korktum Milena, bizden nefret ediyordun ve bu yüzden ne tepki vereceğini bilememekten korktum. Şimdi ise bir gün öleceksek bunu bilmeden ölmeyelim istiyorum.”


“Sana ters tepki verebilir miydim Aris? Sen benim ilk oyun arkadaşımdın, ilk sırdaşımdın ben sana kötü tepki verir miydim?” Sesimde şiddetli bir sitem vardı. “Ben eski Milena değilim ama yine de küçük Milena’nın kalbi bir Ar’ına kıyamazdı ve bunun değişmesini çok isterdim. Şu an bir daha yüzüne asla bakmamayı seni dövmeyi çok isterdim ama yapamam.” Kafamı iki yana salladım. “Bunu yapamam çünkü canım yanıyor, sana zarar verirsem benim canım yanar.” 


“Özür dilerim.”


Hayatımdaki bütün erkekler canımı yakmak zorunda mıydı? Hepsi sanki bana düşmandı, sanki hep beni yıkmaya çalışıyorlardı canım yansın istiyorlardı. Babam, Mortis, Aris, Abim hepsi aynıydı. Benden bir şeyler saklıyor sonra onları affetmemi bekliyorlardı. Ya ben ne olacaktım? Ben onları affettikten sonra kendimi affedebilir miydim? 


“Hiçbir özür yaşananları geri getirmiyor Aris. Yine de seni affetmek istiyorum senin için değil kendim için. Bu yüzden lütfen güvenimi kazan, sana  tekrardan güvenebileyim, sana sırtımı yaslayabileyim yoksa ikimizide çok kırarım.”


Ben çok kırarım Ar. Kendimi kırarım ama sizi de sağ bırakmam. Ben yanarım ama sizi de yakarım. Ben ölürüm ama sizi de öldürürüm ve inan birini öldürmek için silaha da ihtiyaç duymam. Nasıl biliyorum bunları? Yaşadım, küçük kızım kollarımın arasında son nefesini verirken bunu yaşadım. 


“Çabalayacağım.” dedi Aris.


“Bende,” dedim. Affetmeye çalışacağım bu savaşın ortasında güvenmeye çalışacağım ama yine de unutmayacağım. Kalbine bile ihanet et ama kendinde asla. Herkesi ez ama kendini asla. 


Bir sonraki bölümde görüşürüz ki galiba bir sonraki bölüm yks den önceki son bölüm olacak. Beni bilirsiniz genelde aksatmam ama yine de söz veremiyorum yks önemlii


Sizi çok seviyorum kocaman kocaman öpüyorum🫂🫂 Bölümü okunduktan sonra beni sevmeye devam edin....


Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle




Yorumlar

Popüler Yayınlar