Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

V. 21.PERDE

 



"Korkularımızdan kaçmak bizi onlardan kurtaramazdı. Sadece daha da yaklaştırdı."

Jakuzi - Koca Bir Saçmalık

Sertap Erener - İncelikler

BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN KİŞİ VE OLAYLAR TAMAMEN

HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSTMAZ


Ig/ sesimiziduyuramadik

Tt/ sesimiziduyuramadik

X/ ruhunlasavass

İyi okumalar ballarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım



Hem yüzleşmekten hemde kendime itiraf etmekten korktuğum şeyler vardı. Bu yüzden sürekli bir şeylerden kaçıyordum, daha fazla yara almaktan korkuyordum. 


Maçtan çıktıktan sonra ilk uçakla Türkiye’ye dönmüştük, şimdi ise Antalya’ya geri dönüyorduk. Sarp arabayı kullanırken benim gözlerim ise parmağımdaki tektaştaydı. Hala bir yanım buna inanamıyor bir hayal olduğunu düşünüyordu. Saatlerdir önce Matias Sarp Çeliker bana evlenme teklifi etmişti.


Bakışlarımı araba süren adama çevirdim, benden bir açıklama beklediğinin farkındaydım. Orada itiraf ettiğim şeyin ne olduğunu sormamıştı ama içten içte onun bunu kendine sorduğunu biliyordum. “Eray’ı vurdum.” dedim direkt lafı dolandırmadan. “Bizi satan oydu, onların tarafındaydı. Seni ihbar edip bizi tuzağa düşürdü. Onu öldürmem gerekirdi ama bunu yapmadım onun yerine onun vurdum, hem de iki bacağından.” bakışları bende değil yoldaydı lakin parmakları direksiyonu o kadar sert kavrıyordu ki parmak boğumları bembeyaz olmuştu. “Ona örgüte mesaj gönder dedim. Hayır pişman değilim, bunun için bana kızacağını biliyorum ama bunu hak etti.” devam etmem için sessiz kaldığında bu sefer bakışlarımı camdan dışarı çevirdim.


“Çalışma odasında üç dosya buldum. Birinin üzerinde abimin ismi, birinin üzerinde benim ismim…” devamını getirmem için yutkunmam gerekti. “Birinin üzerinde de annenin adı yazıyordu. Onları aldım ama içini açmadım, flashı da açmadım. Beraber bakarız.” dediğimde yine sustu. 


Bir kaç dakika sonra araba bir otelin önünde durduğunda “Bunu yapmamalıydın Deren.” dedi sert bir sesle. “Ellerinde kan olan bendim, senin ellerin temiz kalmalıydı. Hele ki o it için…değmezdi.”


Bakışlarım ona dönmedi “Anlardın sen hep beni, bu sefer anlamadın mı Sarp?” tırnaklarımı avuç içime batırdım “Benim elim abimin kanıyla doldu. Gitmiyor, asla temizlenmiyor.” dediğimde ona döndüm “Eray bunu hak etti. Oysa abim bunu hak etmemişti. Annemde hak etmedi. Benim ellerim çoktan kanlandı.” kelimeler dudaklarımdan bir fısıltı gibi çıkmıştı. 


“Biliyorum.” derken bana uzandı ve kollarını bedenime doladı. Göğsünde soluklanırken ellerim gömleğinin yakasını buldu. “Bu gece burada kalıp neler yapabileceğimize bakalım. Yarın yola çıkarız.” kafamı sallayıp geri çekildim ve arabadan çıktım. Sarp hemen yanıma gelirken parmaklarını parmaklarıma kenetledi. Çantamı sıkı sıkı tutarken içeri girdik, Sarp resepsiyondaki adamla bir şeyler konuşurken ben bakışlarımı etrafta gezindirmeye başladım. Otelin büyük bir oturma alanı vardı, koltukları bordo ve krem rengindeydi. 


Sarp elimi çekiştirince hiç itiraz etmeden onun peşinden gittim. Asansöre bindiğimizde ise ben iyice Sarp’a sırnaştım. “Bugün elimizdekilere bakmamız gerekiyor.” dedim düşünceli bir sesle. 


“Bugün dinlenmen daha iyi olur.” dedi. Dinlenmemiz demedi. Dinlenmen dedi. Bozuntuya vermeden sessizce ona bakmayı sürdürdüm. Asansörün kapısı açıldığında hala ona yapışık bir şekilde ilerliyordum. Sarp kartı okutup odanın kapısını açtığında ondan ayrılıp elini bıraktım ve ondan önce odaya girdim. Sade bir odaydı, çift kişilik bir yatak beyaz bir koltuk ve yatağın iki tarafında olan ahşap komidinler. 


Ayağımdaki ayakkabıları çıkardıktan sonra elimdeki çantayla beraber yatağın ortasına geçtim. Çantamdaki dosyaları ve flashı çıkarıp yatağın üzerine koydum. İstesem şuan onların içinde ne olduğuna açıp öğrenebilirdim lakin şu an yaptığım tek şey onlara bakmaktı. Göreceklerim beni korkutuyordu.


Sarp bilgisayar ile yanıma geldiğinde bakışlarımı ona çevirdim. “Bunu bugün yapmak zorunda değilsin.” dedi bana. 


“Yapmak zorundayım. Zorundayız.” aylarca aradığımız şeylerin bir kısmı şu an tam karşımızdaydı. Flashı elime alıp bilgisayara taktım ve açılması için bekledim. Dosyalar açıldığında karşıma gelen ilk dosyaya bastım. Karşıma çeşitli silah şemaları çıktı, silahların özellikleri, satılacakları yerleri  ve zaman gelecekleri yazıyordu. “Bunlar da ne böyle?” dedim gözlerime inanamazken. Bu iş sandığımdan daha da kötü bir hal alıyordu. Sarp hiçbir şey söylemezken ben başka bir dosyayı açtım. Bakışlarım gördüklerimle bocalarken ekrana kilitlendim. Neredeyse yüzlerce kişinin fotoğrafı ve isimleri vardı. Bazılarının ismi ise kırmızı ile çiziliydi.


“Kurban listesi” dedi direkt Sarp. “Özer’in ismi var ve tabikide bizimkide.” dediğinde ona döndüm. 


“İyi de neden? Sonuçta hiçbir şey hatırlamıyorum ve sende hiçbirşey bilmiyorsun.” 


“Bir şeyler hatırlayabilirsin Deren. Bunun sende farkındasın, zihnin her an seni şaşırtıp karşına gerçekleri çıkarabilir. Başlarda sürekli benimle alakalı şeyler hatırladığın zamanı düşün.” diye açıkladı. Haklıydı bir şeyler hatırlamam an meselesiydi. Ben bu oyunun en değerli taşıydım. Çünkü eğer silahların yerini öğrenmek istiyorsalar bana ihtiyaçları olacaktı. “Ben ise Özer ile bu işin peşindeydim, bir şeyler bilmesem dahi onlar için bir tehdit oluşturuyorum.” bakışlarım tekrardan ekrana döndüğünde teker teker isimleri okumaya başladım.


Nihal Silday  


Bu ismi görmek canımı yaktı fakat yine de durmadım devam ettim. Listede Eray’da vardı. “İşleri bitince onu öldürecekler.” dedim Sarp’a.


Sarp kafasını sallarken ben isimleri okumaya devam ettim. Neredeyse yüzlerce isim vardı ama asıl acı olan ise çoğunun üstü kırmızı ile çiziliydi. İsimlerinin burada ne işi olduğunu merak ettim. Çocukları, eşleri ya da aileleri var mıydı? Masumlar mıydı? Ölmeyi hak etmişler miydi?


Flashdaki son dosyayı açtığımda ise karşımda abimin çektiği bir videoyu belirdi. Abimin yüzünü görür görmez elimi kalbime götürdüm. Yüzünü görmeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki… Fotoğraflarına bile bakmaya korkar olmuştum son zamanlarda. Titreyen elimle videoyu başlattığımda abimin huzur dolu sesi doldu kulaklarıma. “Çiçeğim.” dedi ilk. Sesini duyar duymaz onu ne kadar özlediğimi bir kez daha fark ettim. “Umarım bu video sana ulaşır. Şuan neredesin bilmiyorum bu video sana ne zaman ulaştı bilmiyorum ama yanında kim olduğunu az çok tahmin edebiliyorum.” hafifçe tebessüm etti. “Senden gizlemek zorunda kaldıklarım için bana kızma. Seni korumak zorundaydım ve bunun için yaptığım şeylerden üzgün değilim. Üzüldüğüm tek şey sen bunları öğrenirken senin yanında olamamak, seni düştüğün yerden kaldıramamak.” bakışları şefkatli bir hal alırken. Ne ara tuttuğumu bilmediğim Sarp’ın elini sıktım. “Şimdi söylediklerimi çok iyi dinlemeni istiyorum. Karşı karşıya olduğunuz örgüt tamamen düşüncelerinizden farklı. Sadece silah üretmekle kalmıyor aynı zamanda masum insanları da kendi işlerine alet ediyorlar. Uzun zamandır onların peşindeyiz ve neredeyse sona yaklaştık. Büyük ihtimalle siz bu videoyu izlerken ben artık aranızda değilim ama önemli olan bu değil. Asıl önemli olan benim bir hiç uğruna şehit olmadığımı göstermeniz.” ses tonu artık daha keskin ve daha kararlıydı. “Senden bunu istemek bencilce biliyorum ama hala ayaktaysan ve devam edebiliyorsan demek ki vazgeçmedin. İstanbul’da Barış Ayar adındaki komisere ulaş. O size bu yolda yardım edecek. Ve son olarak benim savaşçı kızım, miniğim, güzel gözlü kardeşim. Seni asla yalnız bırakmadığımı bil. Her zaman bir adım arkandayım ve her zaman seni kolluyor olacağım.” dudaklarımdan bir hıçkırık koptu fakat ağlamıyordum. “Yolunu kaybetme çiçeğim.” 


 Dudaklarım bükülürken bakışlarımı abimden çekmedim. Onu öylesine çok özlemiştim ki… Hayatım boyunca hep abisine aşık bir kız olmuştum ve şimdi ondan geriye sadece bu videoları ve fotoğrafları kalmıştı. Onun için bir yola girmiştim ama hala onun yokluğunu tam anlamıyla kabullenemiyordum. “Biliyordu.” diye fısıldadım. “Biliyordu Sarp. Sonunun böyle olduğunu biliyordu ve o bilerek bu yola çıktı.” bu görevinde ötesiydi. “Yüzlerce masum insan…” tahammülsüzce kafamı iki yana salladım. 


“Bu yapılan canilik.” diye tamamladı sözümü Sarp. “Biz bu caniliğe beraber son vereceğiz.” dedi kararlı bir sesle. “Hem Özer’in hemde masum olan herkesin intikamını alacağız.” 


Elimi Sarp’ın elinden çektikten sonra dosyalara gitti elim. Elime ilk aldığım dosya ise abiminki değil Sarp’ın annesinin ismini yazan dosya oldu. “Sende abiminkini al.” dedim düz bir sesle. Nasıl hisstmem gerekirdi ki zaten? Ruhu solmuş biri nasıl hissederdi ki?


 Dosyayı açıp içini açtığımda onun fotoğrafını gördüm. Kahve dalgalı  saçları, acı kahve gözleri. Yumuşak bir yüz hatlı dolgun yanaklı bir kadındı ve çok güzeldi. Matias’ın annesi oğlu gibi mükemmel görünüyordu. Bir sonraki sayfayı çevirip okumaya başladım. Her bir satırda şaşkınlığım daha da artmaya başladı. 


Ayla Çeliker türk istihbaratı ile çalışıyordu. 

O bir istihbaratçıydı.


Göz ucuyla Sarp’a baktığımda ise onun büyük bir dikkatle dosyayı incelediğini gördüm. Dosyaya geri döndüm ve okumaya devam ettim. Burada son operasyonunun 12 Ekim gecesi olduğu yazıyordu sadece son operasyonu değil infazının da o gün yapıldığı yazılıydı. Bir arka sayfayı çevirdiğimde ise kucağıma bir fotoğraf düştü dosyayı bırakıp fotoğrafı elime aldım. Fotoğrafta Ayla, onun belinden tutumuş ona gülerek bakan bir adam ve ikisinin ortasında kocaman gülümseyen bir çocuk vardı. Üzerimdeki ağır bakışları hissettiğimde onunda fotoğrafa baktığını fark ettim.


Acı kahvelerine döndüğümde onun bakışları hala fotoğraftaydı. “Sarp.” dedim kafamı yana eğerken. Bana bakmadı onun yerine fotoğrafı elimden aldı ve daha dikkatli bakmaya başladı. Önündeki dosyalar kenara çekip karşısında dizlerimin üzerine oturdum ve yüzünü avuçlarımın arasına aldım. “Bakma.” diyebildim sadece. Eğer o fotoğrafa bakmadığı zaman içi rahat edecekse bakmasındı. Bakışları benim üzerimdeyken yavaşça alnını benim omzuma yasladı. “Biraz böyle kalalım.” dediğini işittim. Sesi o kadar kısıktı ki neredeyse çıkmamıştı bile. “Toparlanacağım sadece biraz böyle kalalım.”


Boğazımda bir yumru oluştu, ağlamamak için dudaklarımı dişledim. Kollarımı kaldırıp onun bedenine sardığımda elimle sırtını sıvazladım. O hala alnı sadece omzumun üzerinde sık nefesler alıyordu. “Geçti.” dedim sırtını sıvazlarken. “Geçecek canım. Annenin intikamını da alacağız sana söz veriyorum.” derin bir iç çektiğinde içim gitti. 


“Sadece böyle kalalım.” dedi bir kez daha.


“Kalalım.” dedim yatıştıırcı bir seslle “Ben sana şifa olacağım.”



🩰


Kaybettiğimiz insanlar bize bu hayatta kimsenin kalıcı olmadığını olmadığını öğretirlerdi. Abim gidene kadar onun asla gitmeyeceğini düşünmüştüm, abiler hep ölümsüz olur sanıyordum. O benden önce gitmişti. Hayatım boyunca öğrendiğim bir şey varsa o da kaybemekti. Hayatımda o kadar çok şeyi kaybetmiştim. Önce istediğim mesleği kaybetmiştim sonra bir zamanlar sevdiğim adamı. Duygularımı kaybetmiştim, kendimi, ruhumu kaybetmiştim ama kaybettiklerimden en canımı yakan şey abimdi. En çok onu kaybettiğim için gözyaşı dökmüştüm, en çok onun gidişi beni yakmıştı. 


Keşke abiler hep ölümsüz olsalardı.


Hala da kaybetmeye devam ediyordum, güçlü olmak zordu ama imkansız değildi. Çünkü artık yüklerimi paylaştığım bir adam vardı artık yanımdaydı, eli elimde kalbi kalbimdeydi. Bu yolda sadece kendime değil ona da şifa olacaktım, çünkü o içindeki çocuğu sadece bana açıyordu ve ben o çocuğu kucaklamaktan asla bıkmayacaktım.


Araba mezarlığın önünde durduğunda kucağımda duran çiçeği elime aldım. Abimin mezarına o günden sonra hiç gelmemiştim. Çünkü biliyordum ki onun mezarına gelirsem onun gittiğini kabullenmiş olacaktım, belki de kabullenmekten kaçtım. Çok uzun zaman önce bunu kabullenmek zorunda kaldın Deren. Elim Sarp’ın elinden ayrıldıktan sonra arabadan indim. Ben iner inmez Sarp’ta yanıma geldi ve elini belime sardı. Bu ben yanındayım demekti. 


Mezarlığın kapısından içeri girdiğimizde abimin mezarına doğru yürümeye başladık. Her bir adımda yüreğim ağzıma geldi, midem kasılıp bulanmaya başladı. Sonra o yazıyı gördüm Özer Silday… 


Aylardır kaçtığım o mezar şimdi karşımdaydı, yanındaki mezarı görmek ise iyice içimi deşti Nihal Silday. “Onu da mı buraya gömmüşler?” dediğimde sesimde biraz da sitem vardı. Yer kalmamıştı? beni nereye gömeceklerdi? Bütün duvarlarım bir bir yıkılırken mezarın karşısında bize doğru gelen adamı gördüm. Elinde bir buket zambak vardı, hemde annemin en sevdiklerinden. Duvarlarımı yeniden inşa ederken bakışlarım anında alev aldı. Babam beni görür görmez bakışları şaşkınlıkla açıldı, gelmemi beklemediği belliydi. Elimdeki çiçekler sinirden titreyen ellerimden düşerken bir hışımla baba demeye utandığım adamın üzerine yürüdüm. “Senin burada ne işin var!” dedim hiddetle. Hangi hakla buraya gelebiliyordu kii? “Eserlerine bakmaya mı geldin?” 


Sözlerimle sarsılırken bakışlarını bana çevirdi “Kızım.” dedi kısık sesle. Babam o an ilk defa bana kısık sesle kızım dedi. Çünkü Salim Silday kızına asla bu kadar sessiz kızım demezdi. 


“KIZIM DEME!” diye bağırdım ona. “KIZIN FALAN DEĞİLİM BEN SENİN!” resmen bunları söylerken haykırıyordum. “İNSAN KIZINA KIYAR MI? NE BİÇİM BABASIN SEN!” elindeki çiçekleri alıp yere fırlattım “NE DİYE ÇİÇEKLERLE GELDİN Kİ!” göğsüne vurdum. İçimdeki öfke ne kadar bağırırsam bağırayım geçmiyordu. Öfkemi kusmak bana abimi getirmiyordu.


“Deren bir kere dinle.” dedi lakin dinlemedim, dinlemezdim.


“Mahvettin baba!” dedim hayal kırıklığı ile “Sen bizi mahvettin. Sen hayatımızı mahvettin!” gözlerimden yaşlar akmaya başladı “Hayatımızın içine sıçtın baba. Abimi aldın benden, annemi aldım. Sevdiğim adamı aldın, ruhumu aldın, beni kendime yabancı ettin.” ellerimi iki yana açtım “Canımı neden almadın?” diye sordum.


Yumruk yaptığım elimle göğsüne vurdum. “Söylesene neden yaptın?” dedim hayal kırıklığıyla. “Kendini haklı çıkarmak için bir şey söyle. Seni affetmem için bir şey söyle.” 


 Bakışları yere inerken “Özür dilerim.” dedi. Sadece özür diledi, o kadar şeye rağmen sadece özür diledi. 


Kocaman bir kahkaha attım yaşlarımın arasında. Kesinlikle deliriyordum. “Bak abi babamız özür diledi.” dedim mezara dönerek. “Pişmanmış. Özür diledi bak! Hadi kalk özür diledi!”  bakışlarım tekrardan babama döndü “Geri geldi mi?” diye sordum. “Gelmedi, gelmez!” derken saçlarımı sinirle geriye attım. “Özür geçirir mi sandın! ÖZÜR BANA ABİMİ GETİRECEK Mİ!” gözyaşlarımı sinirle silip parmağımı babama doğrulttum. “ALLAH SENİN BELANI VERSİN BABA! HEPİNİZİN BELASINI VERSİN! VE YEMİN OLSUN Kİ SİZİ MAHVEDECEĞİM, SİZ BENİ MAHVETTİNİZ BENDE SİZİ MAHVEDİCEM!” söylediklerimin hiçbiri içi boş kelimeler değildi. Dediğim herşeyi yapmaya kendime görev bilmiştim. “Git söyle onlara bu yolda ölene kadar durmayacağım. Şimdi burada beni de öldür yoksa ben gelip hepinizi öldüreceğim.” tekrardan arkama döndüğümde bakışlarım abimin mezarına gitti. Önce yere düşürdüğüm çiçeği aldım, daha sonra onu toprağa diktim. 


Sarp bana müdahale etmedi, bana alan açtı. “Abi.” diye fısıldadım ama gerisi gelmedi. Nefesimin kesildiğini hissettim, midem kasılıyordu. Kafamı güçsüzce toprağa yasladım, toprağı öyle bir avuçladım ki abimin elimi tutuşunu hissetmeye çalıştım. Sırtımda bir el hissettiğimde bedenim benim kontrolümün dışında gevşedi. “Gitmek ister misin?” diye sordu Sarp. Gitmek istiyor muydum? Hayır. Buna mecbur muydum? Evet. “Biraz daha.” diye fısıldadım lakin fısıldarken bile boğazım acımıştı. “Gitti mi?”


“Gitti.” dediğinde kafamı zorlukla salladım. 


Yine üzerine hiçbir mesuliyet almadan öylece çekip gitmişti. Belki demiştim içimden belki gerçekten pişman olur ve bize yardım eder. Bunu düşünmen aptallıktı. İnsanlar asla değişmezdi. Omuzlarım sarsılırken içten içe ağladım, toprağa iyice sarıldım. Bedenimde Sarp’ın dokunuşunu tekrardan hissetim. Yavaş yavaş sırtımı sıvazlıyordu, tıpkı dün benim ona teselli oluşum gibi bugünde o bana teselli oluyordu. “Sevgilim.” diyen sesini hissettim bir süre sonra. Gözlerimdeki yaşlar kurumuştu ama içim hala kan ağlıyordu. “Gitmemiz lazım.” dediğinde cevap vermedim. Sanki bir anda bütün gücüm çekilmişti, bütün vücudum sadece öylece yerde mezarın yanında duruyordu. 


“Yer kalmamış.” dedim dakikalar sonra. “Bana yer kalmamış Sarp. Beni nereye gömecekler?” bir şey söylemek yerine ne ara omuzlarıma koyduğunu bilmediğim cekete iyice sarıp beni kucağına aldı. O bedenime sıkı sıkı sarılırken bende onun göğsüne sindim. Küçük kaldım kollarında, kendimi herşeyden herkesten saklamak istedim. “Bana yer bırakmamışlar.” dedim tekrardan. 


Arabanın kapısının açılma sesini duyduğumda beni yavaşça koltuğa bıraktı ardından koltuğu geriye yaslayıp rahat bir şekilde yatmamı sağladı. Ceketi iyice üzerime çekip gözlerimi sıkı sıkı kapattım. Gözlerimi kapatırsam kabuslarımdan kaçabilirdim. 


“Gözlerini kapatarak hiçbir şeyden kaçamazsın Deren.” dedi Sarp. Gözlerimi hafif aralayıp ona bakarken o yola bakıyordu. “Onlarla yüzleşmen gerek.”


Mideme tekrardan kramp girdiğinde yüzümü buruşturdum ve elim midemin üzerine gitti. “Arabayı durdur musun?”  dedim hemen.


“İyi misin?” diye sorduğunda araba çoktan durmuştu. Can havliyle kapıyı açtığımda dışarı çıkmaya bile fırsat bulamadan midemdekileri dışarı çıkardım. Boğazım yanarken gözlerim doldu. Midemdekilerin hepsini çıkarırken midem biraz da olsa rahatlamıştı. Bana uzatılan su şişesini alıp ağzımı çalkaladıktan sonra bakışlarım acı kahvelere döndü. Utanmıştım! 


“Oradan çekilsen iyi olur.” dedim acıyan boğazıma rağmen zira şu an önemli olan şey nişanlımın benim kustuğum yerin hemen yanında durmasıydı. 


“İyi misin?” dedi dediklerimi duymazlıktan gelirken.


Hızla kafamı salladım. “Eğer oradan uzaklaşıp arabaya binersen daha da iyi olacağım.” dedim.


Kaşları anında çatıldı “Deren sanki hiç görmemişim gibi utanmana gerek yok.” dedi ciddi bir sesle.


“Ne alakası var utanmakla?” diye yükseldim birden. “Utanmadım, hadi kapat kapımı yoruldum. Başım ağrıyor.” dedikten sonra koltuğu biraz yukarı kaldırıp geri yaslandım. Onunla konuşmak bir nevi bana iyi geliyordu, kafamı dağıtıyordu sesi bana iyi geliyordu. Kapıyı kapatıp geri sürücü koltuğuna geçti ve bana döndü “Hastaneye gitmeliyiz.” dedi bana.


“Gerek yok.” diye kestirip attım hemen “Biliyorsun stresten hep.” 


“Biliyorum.” diye onayladı beni “Ama senin için endişeleniyorum.” 


Bakışlarımı ona çevirip hafifçe tebessüm ettim elimi elinin üzerine koydum “İyi olacağım. Söz veriyorum daha da iyi olacağım.” başımı onun omzuna yasladım. “Biraz böyle kalsam her şey geçermiş bir derste öğrenmiştim.” 


Belli belirsiz gülüşünü duydum “Öyle mi?” dedi alayla.


“Hı hı.” diye onayladım.


“Hep böyle kalalım o zaman. Zaten ben sadece sana şifa olurum.”


🩰


İLAHİ BAKIŞ AÇISI 


Elindeki kupayı parmaklarının arasına sıkıştırırken bakışları camdan dışarı bakıyordu Şeyma’nın. İstanbul'a döneli sadece bir saat olmuştu ve yine başladığı evdeydi. Turan’la günlerdir konuşmuyorlardı, Turan’dan biraz alan istemişti ve oda buna saygı duyup Şeyma’ya alan tanımıştı.


Aslında istediği alan falan değildi, Şeyma’nın istediği sevdiği adamın kollarında olmak ve onun kollarında teselli bulmaktı. Bütün bu cehennemden çıkacaklarına söylemeseydi.


Ağır adımlarla Şeyma’nın yanına ilerledi Turan. Kendine göre yeterince alan tanımıştı ve artık fazla alan tanımayaa sabrı yoktu. Koltukta sevdiği kadının yanına otururken “Şeyma.” dedi içli içli. “Konuşmayacak mısın benimle?” 


Şeyma bardağı koltuğun kenarına koydu ama bakışlarını Turan’a çevirmedi. Kırgındı, kolay kolay da geçmezdi bu kırgınlık. “Özür dilerim.” dedi yine yine önceki günlerde de olduğu gibi. Arkasında sakladığı çiçeği çıkarıp Şeyma’nın kucağına koydu. “Birinin gönlü nasıl alınır bilmiyorum ama senin gönlünü almak istiyorum Şeyma.” dediğinde Şeyma’nın dudaklarını büktü istemsizce. 


Turan Şeyma’nın kollarından tuttu ve onu nazikçe kendine çevirdi “Ne yapmam lazım söyle bana. Senden defalarca özür dilerim, her gün sana çiçekler almaya devam ederim. Ayaklarına bile kapanırım söyle ne yapayım? Senin gönlünü nasıl alayım?”


O an içi eridi Şeyma’nın bütün gardını indirdi, dudakları bir çocuk gibi daha da büküldü. Kollarını iki yana açtı “Sarılsana bana.” dedi sadece. Turan bunu beklemiyordu, anlık bir alıklıkla Şeyma’ya baktı. “Sarılayım mı?” dedi şaşkın bir sesle. Şeyma onun bu alıklığına gülerken kafasını salladı “Sarıl.”


“Sarılıyorum bak?” dedi Turan son kez sorar gibi.


“Sarıl artık Turan. Bak kollarım ağrıdı vazgeçeceğim.” demişti ki Turan kollarını hızla Şeyma’ya doladı. Burnunu Şeyma’nın boyun girintisine saklayıp kokusunu derin derin içine çekti. “Sarıldım şu an sana.” dedi hala inanmıyor gibi. 


“Evet.” dedi gülerek Şeyma.


“Bayağı bayağı. Uzun zaman sonra sarılıyoruz.” dediğinde hafif bir şekilde kafasına vurdu Şeyma. “Beynin mi durdu Turan!” dedi sinirle. 


Turan ise sadece gülümsedi. “Durdu.” dedi. “Kokun beni çarptı, aklımı başından aldın.”


“Alırım.” dedi gururla Şeyma ve daha sıkı sarıldı. Belki bu onların aralarını tam düzeltmeyecekti ama bazen bir sarılma herşeyden daha kıymetli olabilirdi.


🩰


DEREN SİLDAY


Eli benim belimde ben ona yaslı bir şekilde evin içine girdik. Görmeyi beklediğim son şey ise Işıl ve Berk’in koltukta oturmuş bizi bekliyor olmasıydı. Kimseyle tartışacak durumda değildim. Ayakkabılarımı çıkardıktan sonra içeri girdim ve tam o anda Işıl ayağı kalktı. “Deren.” dedi endişeli bir sesle “İyi misiniz?” 


“İyiyiz.” dedim kuru bir sesle.


Bakışları mahcup bir şekilde yere eğildi “Söylediklerim için…. sinirle söyledim düşüncelerim onlar değildi. Koruma içgüdüsüyle oldu. Özür dilerim.” dediğinde tebessüm ettim sadece. Bu aralar herkes geri alamayacağı şeyler için özür diliyordu.



“Önemli değil.” dedim ama sesim buzdan bile daha soğuktu. Abim beni bu halde görse artık gurur duyardı. Değil mi? 


“Özür hiçbir şeyi değiştirmez biliyorum am-” derken sözünü yarıda kestim. “Işıl yorgunum.” dedim. “Pişmansın farkındayım ama şuan anlayışlı olamayacağım. Benim için zor bir gündü.”


Sarp’ın dokunuşundan kurtulup onunla beraber kaldığımız odayı girdim. Kıyafetlerimden kurtulup kendimi banyoya attım ve dakikalarca kendimi sıcak suya maruz bıraktım. Günlerin kirlilğini üzerimden atmam lazımdı, kirlenmiştim, ellerimde kanlar vardı. Ellerim kanlanmıştı. Bakışlarım ellerim kaydı, ellerimdeki kan asla geçmeyecekti değil mi? İçimdeki çocuğu bile kirletmiştim, ben bu saatten sonra nasıl temizlenecektim? Bu saatten sonra beni sadece toprak temizlerdi. 


Kapının tıklatılma sesini duyduğumda düşüncelerimden sıyrıldım. “Yardıma ihtiyacın var mı?” diyen sesi duydum. Cevap vermek yerine bir süre daha suyun altında kaldım ardından suyu kapattım. Duştan çıktıktan sonra üzerime bornozumu geçirdim ve kapıyı açtım. Sarp’ın bakışları hızla beni taradı en sonunda tekrardan yüzüme ulaştı. “Tenini tahriş etmişsin.” dedi düşünceli bir sesle.


“Temizlenmem gerekiyordu.” dedim ona bir adım daha atarken. Eli atik bir şekilde belimi kavrarken aramızdaki mesafeyi sıfıra indirdi. 

“Senin kendi teninin kokusundan haberin yok herhalde mi amor. Senin kirli olman imkansız.dediğinde kollarımı onun boynuna doladım. 


“Nasıl kokuyormuşum?” dedim cilveli bir şekilde.


“Yaşam gibi, ev gibi.” 


“Hm.” dedim dudaklarımızın arasında santimler kala. 


“İrademle oynuyorsun. Bunun için doğru bir zaman değil.” dedi yanaklarımın yanmasını sağlayacak bir sesle. “İyi değilsin ve bende bundan faydalanacak bir adam değilim.” dediğinde kaşlarımı çattım. 


“Nişanlımsın. Yakında kocam olacaksın ve ben kendi kararlarını verebilen bir kadınım.” bunları ilk defa sesli dile getiriyordum.


“Emin misin?” diye sordu bir kez daha.


“İstemiyorsan-” diyecekken sözümü yarıda kesti. “İstememek mi?” dedi sanki bu imkansız dermiş gibi. “Tenim senin için kaynıyor Deren.” 


Dudaklarına kapanmadan önce son kez fısıldadım. “O zaman kaynamaya devam etsin. Doğru zaman bu an mi amor.” 

Yorumlar

Popüler Yayınlar