Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

15- İKİ YOL




O an iki yolum vardı. Ya sevdiğim adamın elini tutacaktım ve sonuna kadar onun yanında kalacaktım, onun da benim yanımda kalmasına izin verecektim. Ve bu yolun sonunda öleceksem de onun yanında son nefesimi verecektim.

Ya da o eli görmezden gelip onu kovacaktım ve ikimizi de yalnızlığa mahkum edecektim. Öldüğümde bir başıma olacaktım. İyileşirsem ise artık biz diye birşey kalmayacaktı.

Bakışlarım bana uzattığı ele odaklandı kalbimin sesini dinledim ve o eli tuttum. Bize bir şans verdim onun ilacı olmaya karar verdim ve hissediyordum bu sevgi her ikimizinde kıyameti olacaktı. Elini tuttuğum an zaman durdu onun elinin sıcaklığını özlediğimi fark ettim. Ona dokunmayı özlemiştim kokusunu herşeyini özlemiştim. 

“Beni affedebilecek misin?” diye sordum çekingen bir tavırla, bakışları mavilerime kilitlendi. 

“Ben sana küsemem ki,” demesi gözümden bir yaş akmasına sebep oldu. Bu sefer kendini geri çekmedi ve akan gözyaşımı sildi. “Tenine dokunmayı bile o kadar özledim ki,”

Elini bırakıp kollarımı iki yana açtım “İstersen sarılabiliriz,” dediğimde sanki bunu bekliyormuş gibi oturduğu yerden kalktı ve yatağın kenarına oturup kollarını belime sardı, burnunu boynuma gömerken derin bir nefes aldı. 

“Kokun yaşam sebebim,” diye fısıldadı belimdeki kolları sıkılaşırken “Bir kere bana beni sevdiğini söylesene. Mektupta yazmıştın ya hani, bir kere de o güzel sesinden duyayım,” kalbime bir hançerin girdiğini hissettim. Kollarımı daha sıkı doladım boynuna bir elim artık kısa olan saçlarına gitti.

“Canımın içi,” diye fısıldadım kulağına “Seni çok seviyorum hatta o kadar seviyorum ki senin acı çekmemen için kendim acı çekmeye göze alırım,” 

“Senin acı çekmen benim acı çekmem demek o yüzden acı çekmemi istemiyorsan kendi canını yakacak şeyler yapma ve yaşamaya devam et.” bir şey söylemedim bunun için söz veremezdim onun yerine daha sıkı sarıldım boynuna, kokusunu derin derin içime çektim.

Yekta geri çekilirken oturduğu yerden kalktı “Sana birşey getirmiştim az kalsın vermeyi unutacaktım.” demesiyle meraklı gözlerle ona baktım 

“Ne getirdin ?” diye sordum merakla 

“Hemen geliyorum bir dakika bekle,”  deyip hızla odadan çıktı. Arkasından gülümseyerek ona baktığımda kalbim sıcacık hissettim. Tekrardan yaşadığımı hissettim, sanki o olmadan yarımmışım o geldikten sonra bir bütün olmuş gibiydim. Kapı tekrardan açıldığında heyecanla bakışlarım sevdiğim adama döndü. Bir eli arkadayken kapıyı kapatıp bana doğru ilerlerdi ardından yatağın kenarına oturdu “Artık ne olduğunu söyleyecek misin?” dedim arkasındaki şeyi görmeyi çalışırken 

“Hazır mısın ?”

“Kesinlikle hazırım,” dediğimde arkasında sakladığı şeyi bana uzattı “Dalından koparılmış çiçeği sevmediğini biliyorum onların solmasını izlemeyi sevmiyorsun o yüzden sana asla solmayacak bir çiçek veriyorum. Böylece beni her zaman yanında hissedebilirsin,” hayranlıkla bana uzattığı legodan yapılan çiçeği elime aldım

“Sen bunu nasıl-”

“Senin hakkında çok şey biliyorum hemde uzun zamandır.”

Bu kadar güzel sevmek mümkün müydü ? Nasıl bu kadar saf sevebiliyordu anlamıyordum sanki onun için bu dünyada sadece ben varmışım gibi hissettiriyordu tek ben önemliymişim gibi… “Bunun anlamı benim için çok büyük, bunu ölene kadar saklayacağım,” 

Bir şey söyleyecekken kapının açılmasıyla sustu “Alin artık dinlenmelisin,” dedi Aylin abla

“O kalabilir mi ?” diye sordum. O kalırsa iyi olurdum dinlenirdim.

“Alin…”

“Lütfen o kalsa yeter sadece o kalsın,” dememle Yekta’nın eli elimin üzerini buldu, bakışlarımı ona çevirdim “Sorun değil her gün seni görmeye geleceğim. Sen dinlen.” dedikten sonra oturduğu yerden kalktı ve alnıma bir buse kondurdu “İyi geceler Nephente,” dedikten sonra Aylin ablayla beraber odadan çıktılar.

Bakışlarım tekrardan bana verdiği legodan çiçeklere takıldı parmağımı legonun üzerinde gezdirdim onun bana verdiği şeye dokunmak ona dokunmak gibiydi…


****

Bakışları körfezdeyken içli bir nefes daha çeki Sibel dün ilk defa korkusunu yenip Alin için hastaneye gitmişti fakat hala canı yanıyordu onu bu halde görmek onun canını yakıyordu. 

“Sende mi buraya geldin ?” duyduğu sesle irkilirken hızla arkasını döndü Sibel ancak burada olmasını beklediği son kişiydi Bora’ydı. 

“Asıl sende mi buraya geldin ?” diye tersledi Sibel 

Bora omuz silkip iskelede  Sibel’in yanına oturdu “Buraya Batu ile beraber küçükken yetimhaneden kaçıp hep gelirdik. Annem ve babamı hiç tanımadım kendimi bildim bileli yetimhanedeyim, kardeşimde öyle… Ceza alacağımızı bile bile sürekli kaçıp buraya gelirdik burası bize huzur verirdi burada huzur vardı.” ilk defa Yekta’dan sonra birine bunları anlatıyordu. Niye anlattığı anlattığından emin değildi, belkide Sibel ona acısını anlattığı için arayı eşitlemek istiyordu.

“Üzgünüm.” dedi ne diyeceğini bilemez bir şekilde 

“Bende öyle, yani eskiden öyleydi şimdi alıştım.” bakışları Sibel’in kahvelerini buldu “Sertim fevriyim, sevmeyi bilmem ama yemin ederim kimseyi bile isteye incitmek istemem. Bu zamana kadar sana söylediğim şeyler kırıcıydı ve aptalcaydı,”

“Öyleydi,” 

“Özür dilerim,” dedi içten bir şekilde. Sibel’in bakışları yumuşadı hafifçe gülümsedi Sibel 

“Özrünü kabul ediyorum ve bende özür dilerim haddi aştım ve ayrıca bir konuda haklıydın,”

“Hangi konuda ?”

“Bizden olmaz, geç anladım ama geç olsun güç olmasın ayrıca benimle acını paylaştığın teşekkür ederim,” dedikten sonra oturduğu yerden kalktı. Sibel asla kusursuz adamları sevmiş bir insan değildi ona göre Bora’nın ona sert davranması ya da fevri cevapları sorun değildi çünkü biliyordu ki bunu isteyerek yapmıyordu fakat onu istemeyen bir adamın peşinden de koşmazdı. Her ne kadar kalbi kırılsada onun için artık Bora gelse de o gitmezdi onun yapısı buydu.

Bora ise körfeze bakmaya devam etti her ne kadar canı yansada oda bunu kabullenmişti onlar hiçbir evrende olamazlardı. Her hikaye mutlu bitmezdi. Her zaman farklı hayatlar birlikte olamazdı. Bazen sevgi herşeyi aşmaya yetmezdi


****


Hastanenin dışında bir bankta oturmuş yaşadıklarının ağırlığını omuzlarında taşıyordu Yekta. Kaldırabilir sanmıştı ama canını öyle görmek onunda canını yakmıştı. Sıkıntılı bir nefes verirken sigarasından bir duman daha çekti bu aralar bu elemanla çok haşır neşir olmuştu. 

“Tekrardan başlamışsın,” duyduğu sesle sıkıntılı bir nefes verdi ancak kafasını kaldırıp Bora’ya bakmadı birbirleriyle çok konuşmazlardı fakat liseden bu yana sıkı arkadaşlardı her daim birbirlerinin yaında olurlardı. 

Cevap vermek yerine bir nefes daha çekti sigarasından, Bora ise yanına oturup ilk defa arkadaşının sırtını sıvazladı “Kendini yiyip bitirme kardeşim, Alin çok güçlü bir kız bunu da sağ salim atlatacaktır.” bunları söylerken inanıyor muydu yoksa inanmak istediği şeyleri mi söylüyordu emin değildi yine de öyle olmasını diledi.

“Elimden hiçbir şey gelmiyor, onun gözümün önünde eriyip gitmesine göz yumamam,” keskin bakışları can dostuna değdi “Eğer ona bir şey olursa bende yokum beni onun yanına göm,” sözler ağzından çıkarken aniden bir ateş gibiydi. Şakası yoktu dediğini yapardı ona bir şey olursa oda onunla beraber o mezara girerdi.

“Saçma saçma konuşma lan, kimseye bir şey olmayacak,” 

Kafasını salladı sadece Yekta “Sibel ile durumlar nasıl?” diye sordu Yekta normalde bu konuyu o açmadan açmayacaktı fakat Bora’nın da bu konuyu açacak gibi bir hali yoktu.

“Yok,” dedi sadece. Zaten olmazdı diye geçirdi içinden biz diye bir şey olmazdı. 

Daha fazla konuşmadılar onun yerine sadece omuzlarındaki ağırlık ile sustular…


****

Bakışlarım camdan dışarı bakarken yorgundu, bütün gece doğru düzgün uyuyamamıştım ayrıca ilaçlardan dolayı artık hep halsizdim. Tedaviye başlayalı neredeyse üç hafta olmuştu bu süre boyunca Yekta ve Sibel her gün beni görmeye geliyorlardı. Bora ile Batu haftada bir kez bile olsa mutlaka geliyorlardı.

Ne kadar kişi gelirse gelsin gün sonunda ben yine yalnız kalıyordum bu her ne kadar canımı sıksada alışmaya çalışıyordum. Kapının açılmasıyla bakışlarım Tunç’u buldu. “Müsait miydin ?” diye sordu çekingen bir tavırla 

“Tabi ki müsaitim gelsene,” dedim elimle işaret ederek. Bakışlarım onu süzerken iyice çöktüğünü fark ettim. Kemoterapi onu çok yıpratıyordu bu tedaviyi artık üç kere gördüğü için vücudu eski dozlara alışıktı bu yüzden sürekli ilaç dozlarını yükselttiklerini söylemişti.

Karşımdaki koltuğa otururken kocama gülümsemeye çalıştı ama buna bile hali yok gibiydi. “Nasılsın?” diye sordum alacağım cevaptan korkarken.

“İyiyim, yani iyiye gidiyorum,” dediğinde cebinden bir şey çıkardı “Aslında ben sana bunu vermek için gelmiştim” kağıt parçasını bana uzattı “Şimdi okuma ama vakti geldiğinde anlayacaksın zaten o zaman açar içindekini okursun,”

Anlam veremeyen gözlerle ona bakarken o oturduğu yerden kalktı “Ben gideyim artık sende dinlen,” deyip odadan çıktı. Az önce ne olmuştu öyle ?

Bildirim sesiyle telefonumu elime aldım 

Yekta : Hemen hazırlansan iyi olur on beş dakikaya seni almaya geleceğim

Alin : Gelemeyeceğimi biliyorsun

Yekta : Merak etme Nephente doktorundan izin istedim bugünlük seni biraz kaçıracağım

Alin : NEEE

Alin : Sen ciddi misin ?

Yekta : Evet, ve on dört dakikan kaldı 

Alin : Her seferinde beni hayrete düşürmeyi çok iyi biliyorsun

Yekta : Seni daha çok hayrete düşüreceğim zamanlar da olacak merak etme 

Yekta : On iki dakikan kaldı 

Yekta : Şaka yaptım hızlı hazırlanıp kendini yorma ne zaman hazır olursan aşağıya inmen yeterli, ne kadar zaman geçtiği önemli değil  


***


Selamunaleyküm ballarım bu bölüm biraz kısa oldu farkındayım lakin hayatımdaki yoğunluktan dolayı bir türlü kafamı toparlayamadım bu seferlik idare edin beniii❤️‍🩹

Yorumlar

Popüler Yayınlar