Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

22- KAYBETME KORKUSU



Gitme -Dolu kadehi ters tut


 Bazı insanlar hayatımızdaki bütün şansımızdır.

O benim şansımdı. O benim hayatımdan en çok gerçekleşmesini istediğim dileğimdi. O benim canımın içiydi. 


Gözlerinin içine baktım ki, öyle bir baktım ki bir şey söylemeden içimdeki bütün duyguları gözlerimden anlasın istedim. Çöktüğüm yerden kalktım ve elimi ona uzattım bir an bile tereddüt etmeden elimden tuttu ve oturduğu yerden kalktı. 


Bana evlenme teklifi etmişti!

Onun karısı olacaktım.


“İnanmıyorum sana” dedim şaşkınlıkla.


Bana birkaç adım yaklaştı “Bana mı yoksa karım olacağına mı?” dedi muzip bir şekilde. 


Cilveli bir şekilde gülümsedim “Her ikisinede.”


“İnanmaya başlasan iyi olur çünkü nikahımız bir hafta sonra.” dediğinde gülümsemem donuklaştı. Bir hafta sonra nikahımız olacaktı, bizim nikahımız. “Alin, güzelim iyi misin?” diye sordu tedirginlikle Yekta


Kafamı iki yana salladım ve ellerimi kalbimin üzerine yerleştirdim “Galiba şurada bayılacağım.” dedim sesim titrerken. 


“Ben söylemiştim!” diyen sesi geldi Batu’nun.


Onu duymazlıktan geldim, bakışlarım hala Yekta’daydı “Sen… Ne ara.” kocaman bir kahkaha attım “Sen delirmişsin.” dedim kollarımı onun boynuna dolarken. 


Hiç vakit kaybetmeden kollarını bedenime doladı “Deli eden sensin.” 


“Tamam kardeşim bu ne cıvıklık! Aile var burada.” 


“Batu işine gitsene kardeşim.” dedi sinir olmuş bir şekilde Yekta


Kafamı Batu’ya çevirdiğimde otuz iki diş gülümsedi “Benim işim sizin aranızda  durmak hayatım.” 


“Ne hayatımı lan!” 


Üzgünmüş gibi bakışları bana döndü “Üzgünüm Alin kuma olmaya alışmalısın.” dedi


“Ne!” dudaklarımın arasından kocaman bir kahkaha döküldü “Özür dilerim Batu sevgilimi kimseyle paylaşamam.” dedim kollarımı yandan Yekta’nın beline sararken oda kolunu omzuma atıp beni iyice kendine çekti.


“Kurban olurum yavrum sana!” dedi çoşkuyla


“Bende sana yavrum.” diyerek onu taklit ettim. Bu ise herkesi güldürmeye yetmişti bile.


****


Kumlar tenimi okşarken başımı Yekta’nın omzuna yerleştirmiş bir şekilde denize bakıyordum. Partiden sonra Leyla teyzeye uğramadan sahile gelmek istemiştim. 


“Sana bir sürprizim daha var” dediğinde kafamı omzundan kaldırıp ona baktım “Daha da mı?” dedim kaşlarımı havaya kaldırarak.


Bana cevap vermeden gömleğinin düğmelerini açtı ve göğsünün sol tarafı gözlerimin önüne serildi. Gözlerim kocaman açılırken sol tarafta kalbinin tam üstünde bir dövme olduğunu gördüm. Yeni yaptırmış olacak ki hala etrafı kızarıktı. Titreyen elim dövmeye gitti, bu benim onun evinde bulup yırttığım resimdi. Benim ağacın dibinde kitap okuduğum bir resimdi. 

Altında ise Nephente yazıyordu.


Dolu dolu gözlerle ona baktım “Bu inanılmaz.” dedim mutluluk gözyaşları yanağıma doğru akarken. 


“İnanılmaz olan sensin.”


Kafamı omzuma yatırdım ve elimle göğsünün üzerinde daireler oluşturdum “İnanılmaz olan senin sevgin. Nasıl bu kadar mükemmel bir adam olmayı başarıyorsun bilmiyorum ama ben bu adamı son nefesime kadar seveceğim. Ne olursa olsun ben bu adamdan asla vazgeçmeyeceğim ve bu adamla beraber yaşamak için mücadele edeceğim.” 


Eli göğsündeki elimin üzerine kapandı “Senin için daima bu adam olarak kalmaya devam edeceğim. Ve her gün biraz daha karşımdaki bu mükemmel kadına aşık olacağım.” dedi söz veriyormuş gibi, sesinde tereddüt yoktu.


Oturduğum yerden kalkarken telefonumu elime aldım ve kamerayı kendime çevirdim “Merhaba çocuklar. Ben anneniz,” ardından kamerayı Yekta’ya çevirdim “Buda babanız. Şimdi size anne ve babanızın gençliğinden bir hatıra bırakıyorum.” dediğimde Yekta’nın gözlerinden yaramaz bir ışıltı geçti. 


Oturduğu yerden kalkarken bana doğru ilerledi “O zaman biraz gerçekçi olsun.” dediğinde ne yapacağını anladım ve koşmaya başladım “Hayır şu an olmaz!” diye bağırdım ona doğru.


Yekta ise kocaman bir kahkaha atıp hemen bana yetişti. “Yakaladım.” derken kollarını belime dolayıp beni kaldırdı ve omzuna attı. 


İkimizde kahkahalarla gülerken Yekta bir anda denize girdi ardında benide indirip belimden yakaladı. Telefonu nazikçe benim elimden alırken kadraja bizi aldı “Evet çocuklar şimdi gözlerinizi kapatın. Babanız biraz ayıp şeyler yapacak.” dediğinde kocaman gülümsedim. Yekta ise ciddi ciddi eliyle kamerayı kapatıp dudaklarıma yapıştı. O an artık suyun soğuk olması önemli değildi çünkü ikimizinde yandığından emindim.


Geri çekildiğinde arzulu bakışları benimkilerle buluştu. Göğsüm hızla inip kalkarken gülümsedim. “Sana doymak mümkün değil.” dediğinde sanki benimle değil kendisiyle konuşuyor gibiydi. “Hadi çıkalım üşüyeceksin.” dedi bakışlarını dudaklarımdan çekerken.


“Biraz daha kalsaydık.” diye ısrar ettim.


“Biraz daha kalırsak benim için hiç iyi olmayacak. Hadi güzelim hem üşüyeceksin.” dediğinde beni kollarının arasına alıp yürüttü. Sahilin yakınlarında bir dükkandan iki tane havlu aldıktan sonra birini sıkı sıkı bana sardı. Birinide motora serdikten sonra beni kucağına alıp motorun arka kısmına oturttu. Kendisi ön kısma binince kaşlarım çatıldı “Sen üstüne bir şey almadın?” 


“Ben şu anda yanıyorum, üşümem.” yanaklarım anında yanmaya başladı, fakat yinede içim rahat etmeyeceği için kollarımı onun beline sardım. Sırtından soğuk alırsa hasta olurdu ve bunu istemezdim. Motor tüm hızıyla giderken hafifçe geri çekildim, havlunun iki kenarını avucumun içine alırken kollarımı iki yana açtım ve rüzgarı hissettim.


Gözlerimi kapattığımda “Bu çok güzel!” dedim yüksek sesle Yekta’nın duyması için. Talimat almış gibi biraz daha hızlandırdı motoru. “Ben Alin Korkmaz!” diye bağırdım. Bunu ilk defa yapıyordum, eski ben olsa bunu yapmazdı ama artık kaybedecek hiçbir şeyim yoktu. Kaybedeceğim şeyleri kaybetmiştim. Şimdi kazanma sırasıydı “Ne olursa olsun asla vazgeçmeyeceğim! Ne hayallerimden Ne de sevmekten, ne de istediğimi yapmaktan.” 


****


Bir damla

İki damla

Üç damla


Beyaz fayansa yansıyan kana takıldı gözüm, neredeyse on beş dakikadır burnumun kanamasının durmasını bekliyordum. Neredeyse altı yedi tane peçete değiştirmiştim. Sahilden sonra direkt olarak Leyla teyzenin evine gelmiştik. Sibel’de buraya geldiği için ondan kıyafet istemiştim, şimdi ise üzerimde kuru kıyafetler ile bir yandan aynadan kendime bakarken diğer yandan da güç almak ister gibi lavabonun kenarını sıkı sıkı tutuyordum. 


Elimdeki peçete artık tamamen ıslandığında yenisini almak için diğer elimi lavabodan çektim. Peçeteye uzanırken yerin sallandığını hissettim, ayaklarım yere basmıyor muydu?


Burnuma tuttuğum peçete elimden kayarken vücudum daha fazla ayakta duramadı. Son hissettiğim şey isse kafamın sert zemine çarpmasıydı.


****



YEKTA DUMAN


Üzerime siyah tişörtümü giydikten sonra odamdan çıktım fakat hala birkaç saat önce olanların heyecanını atabilmiş değildim. O benim karım olacaktı. 


Mutfağa girdiğimde annemin bizim için çorba kaynattığını gördüm. Kapının eşiğinden ona bakarken kollarımı göğsümde birleştirdim ve istemsizce dudaklarımda bir tebessüm oluştu. Annem benim geldiğimi hissetmiş gibi bakışlarını bana çevirdi, beni görünce dudaklarında buruk bir tebessüm oluştu. 


“Oğlum niye öyle yabancı gibi kapıda dikiliyorsun?” dedi kızar bir şekilde “Ee gelinim hala üzerini değiştirmedi mi?” diye sorduğunda kaşlarımı çattım.


“İçeride değil mi?” 


“Yok en son banyoda üstünü değiştirecekti.” dediğinde telaş tohumlar kalbime yerleşmeye başladı. 


“Ben gidip bir bakayım.” kapıdan ayrılıp banyoya doğru ilerledim ardından hafifçe kapıyı çaldım “Güzelim üstünü giymedin mi hala?” cevap vermedi. Kapıyı biraz daha sert çaldım “Alin orada mısın?” yine cevap yoktu “Alin güzelim bak içeri giriyorum.” kapının kulpunu çevirdim fakat kapı kilitliydi. Telaş iyice bedenimi ele geçirdi “Kırıyorum kapıyı Alin. Korkuyorum.”  yine ses gelmedi. Omzumla birkaç kez kapıya vurdum ve kapı büyük bir gürültüyle açıldı. 


Gördüğüm görüntü içimde kendimi çekip vurma isteği uyandırdı. Alin kandan artık kor kırmızı olan beyaz fayansın üzerinde yatıyordu, gözleri kapalıydı. “Hayır, hayır!” hızla öne doğru atıldım. Alin’i bir çırpıda kucağıma aldığımda salona doğru ilerledim “Gitme…Lütfen gitme.” diye yalvardım soluk yüzüne bakarken.


“Yekta ne oluyor?” dedi yüksek sesle Batu


“Bora, arabayı hazırla hastaneye gitmeliyiz.” bir şey söylemeden hızla evden çıktı. Bende onun arkasından çıktım. Arabaya bindiğimde arka koltuğa geçtim o hala kucağımdaydı ve gözlerini açmıyordu benim canım gözlerini açmıyordu. Ne ara ağlamaya başlamıştım bilmiyordum, titreyen elimle güzel kokulu saçlarını yüzünden çektim “Gitme nefesim, gitme canım.” gidemezdi, hayır gidemezdi. 


“Daha hızlı sür Bora!” diye bağırdım. Onu kaybedemezdim “Canımsın sen, canımı alıp gitme”



Beni bırakıp gitme nefesim”

“Beni bırakıp gitme nefesim”

“Beni bırakıp gitme nefesim”


Hastaneye vardığımızda koşar adımlarla içeri girdim, onu oldukça sarsmamaya çalıyordum. “Buraya doktor çağırın!” diye bağırdım tüm gücümle. Bir sedye getirildiğinde Alin’i yavaşça sedyeye  yatırdım birileri bana bir şey söylüyordu ama tek yaptığım kanlı ellerimle Alin’in elini tutmaktı “Buradayım güzelim. Savaş, lütfen beni bırakma, bizi bırakma.” 


“Bundan sonra gelemezsiniz beyefendi.” ellerim ellerinden ayrıldığında ameliyathaneye girdiler. Yenilgiyle dizlerimin üzerine çöktüm omuzlarım hıçkırıklarımla sarsılırken kanlı ellerime baktım. Kanı elime bulaştı, ellerimde artık onun kanı vardı. Ben bu yükle nasıl yaşayacaktım? Yıkasam geçecek miydi? Geçmezdi.


Omzumda bir el hissettim biri kollarını açıp beni göğsüne çekti biri değil, annem… “Oğlum umudunu kaybetme. O güçlü bir kız. Benim kızım bunuda atlatır.” 


“Kanı ellerimde bulaştı anne. Ben onu kaybedemem…Anne...” kafayı yiyecek gibi hissediyordum. “Anne ben onsuz yapamam, gidemez daha nikahımız olacak. Önümüzdeki bir sürü gün olacak.” kafamı iki yana salladım “Anne, ben o bir sabah kalktığımda yanımda olmayacak diye ödüm kopuyor. Ben onsuz bir gece, onsuz bir sabah düşünemiyorum, anne o beni kurtardı ama ben onu kurtarmıyorum.” 


“Yapma böyle yavrum.”


“Anne o daha piyanist olamadı ki. Daha onunla lunaparka gidip dönme dolaba binemedik, bu haksızlık değil mi? Bu adaletsizlik değil mi?” içim yanıyordu, hayır içim kavruluyordu. Ben ölüyordum, kalbim onu kaybetme ihtimaliyle çürüyordu. Aklım, kalbim onu kaybetme ihtimalini kabul etmiyordu.


“Öyle söyleme oğlum yaradanın gücüne gider. Biz onun için dua edicez o iyi olacak.” dediğinde oturduğum yerden kalktım. “Yekta o kurtulacak.” dedi yanından geçerken Batu omzumu sıkarak.


Cevap vermedim, yanından geçip lavaboya ilerledim. Elimdeki kanları yıkadım ardından abdest aldım ve aşağı kattaki mescide girdim. Başım secdeye giderken ağlamaya başladım, ellerimi açıp semaya kaldırdım “Allah’ım yardım et.” diye yalvardım. “Benden al ona ver, beni onsuz bırakma.” dedim. Kaç saattir orada öyle ağladım bilmiyorum en sonunda telefonumun çalma sesiyle açıp kulağıma götürdüm. “Bir haber mi var?” dedim tedirginlikle Bora’ya.


“O ameliyathaneden çıktı. Normal odaya alındı. O başardı kardeşim, o bu savaşı kazanmak için vazgeçmiyor.” kalbim ağzımda atarken hızla oturduğum yerden kalktım.


Teşekkür ederim….


****



“Ahh! Yine bütün ilgiyi üzerime aldım değil mi?” dedim alayla çatallaşmış sesimle.


“Maalesef Alin’cim rica etsem buna bir son ver.” diye karşılık verdi Batu. 


Köşeden dönmek bu olsa gerekti “Kızım.” dedi bana yaklaşarak Leyla teyze. “Nasıl hissediyorsun kendini?” 


Gülümsedim “Merak etme Leyla teyze iyiyim.” dedim 


“Aa aşk olsun ne teyzesi, gelinimsin sen benim, gelinden öte kızımsın bende senin annen sayılırım anne de bana.” dediğinde mahcup bakışlarım onun yüzünü buldu “Peki.”


Bakışlarım odayı tararken Sibel’in kan çanağına dönmüş gözleri ile karşılaştım “Sibel.” dediğimden hiç beklemeden kollarını boynuma doladı “Korktum gerizekalı. Gitseydin seni mahvederdim.” kollarımı ona doladım.


“Merak etme öyle hemen gitme gibi bir planım yok.” gülerek geri çekilerek gözyaşlarını sildi. 


Bakışlarım hala sevdiğim adamı görmeyi bekliyordu tam o sırada kapı açıldı ve onu gördüm. Onu görmek bin kere ölmekle eş değerdi, gözleri kan çanağına dönmüştü. İyi değildi ve bu her halinden belli oluyordu.


Bir kez daha anladım onun bana olan bağlılığını, şimdi daha iyi anlıyordum. Fakat artık bu hikayenin sonunu ön göremiyordum. 

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar