Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
A.14-KRALI KANDIRMAK
“Kral zanneder her şeyi bildiğini
ama bilmez herkesin aklındakileri,
günün sonunda ya sen olursun mağlup
ya da Kral olur kanmış”
Silver Linings - hendyamps studios
Caliente - Inna
Bazı kişisel durumlarda dolayı
bu bölüm biraz kısa oldu ama
diğer bölümde telafi edeceğim
bal kuşlarım
Bölüm sonu yorumlarda buluşalım
İyi ve kötü. Doğru ve yanlış. Suçlu ve suçsuz. Katil ve masum. Dost ve düşman
Herkes sadece bir taraf olduğunu düşünüyordu, ben ise daha farklı düşünen bir insandım. İnsanlara kötü davranıp bağış yapan mıydı iyi? İnsanlara iyi davranıp bağış yapmayan mıydı kötü? Kendini hep haklı çıkarmaya çalışan mıydı doğru? Susup oturan, sessizce duran mıydı yanlış? Hırsızlık yapan mıydı suçlu? Birinin hakkını yiyen miydi suçsuz? Suçlu birini öldüren miydi katil? Yoksa sadece kendi çıkarları için birinin canına kıyan mıydı masum?
Peki düşman?
Düşman kimdi mesela?
Dost kimdi?
Seni sırtından sessizce bıçaklayan mıydı Dost? Yoksa bir savaş meydanında silahını sana doğrultan mıydı düşman?
Güneşin ilk ışıkları ikimizinde yüzüne çarpmaya başladığında artık kendime sorduğum soruların hiçbirinin cevabını bilmiyordum. Mortis bir kaç saat önce sızmıştı aslında gözlerini kapatmamak için çok direnmişti çok ancak sonunda alkol ona galip gelmişti. Sabaha kadar kaç tane şişe bitirdiğini sayamamıştım bile, onun sorununu anlamak isterdim.
O benim her sorunumu biliyordu, bir kez olsun bende onun sorunu bilmek isterdim belki o zaman benden beş dakika isterdi ve bende onun acısını bir anlığına bile olsa hafifletebilirdim. Onu umursamamam gerektiğini biliyordum ama bunu yapamadım.
Oturduğum yerden sessizce kalkıp onun yanındaki şişeleri ve sigara küllüğünü aldım. Şişeleri çöpe attıktan sonra küllüğü de çöpe boşalttım. Daha sonra Mortis’in odasına gidip yatağın üzerindeki yorganı aldım oturma odasına girdiğimde onu yere bıraktım.
Büyük ihtimalle Mortis hayvan gibi içtiği için şuan hiçbir şeyi hatırlamayacaktı bu yüzden bunun rahatlığı ile onu yavaş bir şekilde koltuğa yatırdım, başının altına yastık koydum daha sonra yerdeki yorganı alıp üzerine örttüm. Yorganın dışında kalan elini de yorganın içine koyarken yine sağ elindeki pürüzlü doku içime dokundu. Ona biraz daha yaklaşıp elini avucumun arasına aldım ve işaret parmağımı o dokunun üzerinde gezdirdim.
Yeni olmadığı çok belliydi üzerinden yıllar geçmişti, yanığa benzer bir şeydi. Hipnoz olmuş bir şekilde bakışlarımı elinden çekemezken baş parmağım o pürüzlü dokunun üzerinde geziyordu. Çok dikkatli bakmadığınız ve dokunmadığınız sürece orada bir şey olduğunu anlamanız imkansızdı.
Bir anda ne yaptığımın farkına varıp hızla elini yorganın altına koydum. Kendimden ödün vermemem gerekiyordu. Tam geri çekileceğim sırada dudaklarından dökülen tek bir kelime olduğum yerde mıhlanmam sebep oldu “Anne,” kaşları yine her zamanki gibi çatıktı ama sanki bu sefer acı çekiyor gibiydi.
Merhamet zayıflıktır.
Bu yönden zayıftım, bunu kendime itiraf etmem gerekiyordu. Merhametim benim sonum olabilirdi ama annemden bana geriye kalan tek şeyi, yani merhametimi de kaybedemezdim.
Derin bir nefes alıp Mortis’e iyice yaklaştım ve yüzüne gelen saçları onu rahatsız edip daha fazla huzursuz olmasın diye saçlarını geriye doğru ittim. “Anlat bana,” fısıltımı asla duyamayacağını biliyordum. “Yaptığın iyilikler karşısında eziliyorum, bana anlat eşitlenelim. Bana anlat ki vicdanım rahatlasın.” tabiki de beni duymadı. Dudaklarının arasından çıkanları anlamıyordum daha çok mırıldanır gibiydi. Anladığım tek şey yarısının latince yarısının arapça olduğuydu.
Elimi alnında çekip yenilgiyle geri çekildim ve tam koltuğun önünde yere oturdum. Sırtım onun yattığı koltuğa yaslıydı. Bir kaç saat öyle oturdum ama yetmedi, bu dört duvar arasına sığamadım oturduğum yerden kalkıp Mortis’in odasına girdim ve çekmecelerini karıştırdım.
En sonunda bulduğum kağıt ve kalemi alıp orta sehpanın önünde oturdum kitabı açmaya cesaret edemedim orada görecek olduklarıma hazır değildim bu yüzden kitaba bakmayı erteleyip kağıda içimdekileri yazmaya başladım.
Sanki yazmazsam kafamdaki sesler hiç susmayacaktı, beni asla rahat bırakmayacaklardı.
22 Şubat 2045
Milena Marad
Hayır üstünü çiz.
Milena Vivus
Hayır tekrardan çiz.
Kim olduğunu bulmaya çalışan Milena’nın günlüğünden;
Aklım ve kalbim arasındaki ayrıma yaklaştığımı hissediyorum. Hangisi galip gelecek bilmiyorum ama artık bir sonraki güne uyanmak eskisinden daha zor geliyor. Gece uykularım kaçıyor, sürekli idam gününü düşünüyordum o günden kurtulamıyorum.
O masum çocuğun öldüğü günü de unutamıyorum, hala kendimi suçlu hissediyorum. Kaybettiğim hiçbir şeyin yasını bile tutamıyorum. Bununn adı savaş değil sanki, bu kıyamet gibi geliyor ve ben kıyameti elimde bir silah ile bekliyorum.
Bu savaş meydanında kalbimi bir adama, bir aileye açıyorum. Yapmamam gerektiğini biliyor ama buna karşı duramıyorum.
Onun buz mavisi gözleri beni kendine çekiyor, benim ateşimi onun buzları dindiriyor ama aynı zamanda harlayan da o. Ona güvenemem biliyorum. O ailenin sıcaklığına kanamam çünkü biliyorum günü geldiğinde onlar da bana sırtını çevirecek.
Bir günah işledim ben, affedilmeyecek bir günah. Tanrı bile affetmez bu işlediğim günahı.
Tanrım eğer beni görüyorsan bana acı…
Kalemi masanın üzerine bırakıp kafamı arkamda yatan adama çevirdim. Buz mavisi gözleri hafifçe aralık duruyor uyku mahmuru gözlerle bana bakıyordu. “Uyanmışsın,” diye mırıldandım.
“Sen mi yatırdın beni?” diye sordu ama bunu zaten benim yaptığımı biliyordu ama yinede bunu benden duymak istiyordu.
Dudaklarımda alaycı kıvrım oluştu “Boynun tutulursa daha da huysuz olursun diye yatırdım. Öyle hayvan gibi içtin ki olduğun yerde sızdın.”
Hafifçe güldü bu dediğime “Çok sağol,” dedi yarı alayla.
Tamamen ona dönüp dizlerimi kendime çektim “Söylesene neden o kadar içtin? O kadar içilecek ne vardı?”
Bir şey söylemek yerine ağır ağır gözlerini açıp kapattı “Yat uyu sende,” dedi sadece sorumu görmezlikten gelirken.
Kaşlarımı çattım “Onu da mı sana soracağım sanane istediğim zaman uyurum,” diye tersledim. Bu tavrıma artık alıştığı için sadece kafasını sabır dilenir gibi iki yana salladı ve yan yatarak sırtını bana döndü. Oturduğum yerden kalkıp her zaman odanın bir köşesinde duran çelloya baktım.
Çelloya doğru ilerleyip ona ve yayını elime aldım ardından Mortis’in yattığı koltuğun çaprazındaki koltuğa oturdum. Çelloyu iki bacağımı arasına aldım akorlarını ayarladım önce bir kaç kere elim tele gitti. Bir… iki… üç… Sonra yay tellere değdi, bu sefer hırçın bir şekilde çalmıyordum bu sefer çalışım bir ağıt gibiydi. Bir annenin çocuğu için tuttuğu bir yas gibi yavaş ama derindi.
Gözlerim bu sefer kapalı değil açıktı ve bu yüzden Mortis’in bana döndüğünü görebildim. Dudaklarımın arasından sessiz bir mırıltı şeklinde şarkı dökülmeye başladı. Bu aslında sadece bir şarkı değildi aynı zamanda benim ruhumdu, bir nevi kendimi gösteriyordum.
Bakışlarım onun bana çevrilmiş buz mavisi gözlerine kenetlendi. Ben durmadım oda bakışlarını benden çekmedi sessizce yan tarafa dönmüş yatarken bana bakmaya devam etti. Çelloyu çalan parmaklarım durduğunda şarkı söylemeyi de bıraktım.
İkimizde sanki sessizlik yemini etmiş gibi konuşmuyorduk, sadece birbirimize bakıyorduk. Bu sessizliği bozan ise Mortis’in sesi oldu. “Güzel çalıyorsun. Böyle güzel çello çalan bir kızın elinde sürekli bıçak olması tuhaf.”
Dudaklarıma buruk bir gülümseme yerleşti “Küçükken çelyoster olmak isterdim. Daha doğrusu babam gibi olmak isterdim. O mesleğine aşık bir insandı,” güldüm, bu sefer gülüşümde acı vardı. “Yani en azından ben öyle biliyordum. Bütün her şeyin yalan olduğunu öğrenmeden önce ona tamamıyla aşıktım, onun dudaklarının arasından çıkacak her kelimeye tapardım.” gözlerim belki dolmuştur diye bakışlarımı kaçırdım. “Çello çalmak babamın sayesinde en büyük hayalim olmuştu. Bütün Mısır’ın karşısında büyük orkestralarda çalmak isterdim, bunun gerçekten sadece bir hayal olduğunu bilmeme rağmen yine de asla inanmaktan vazgeçmedim.”
“Hala olabilirsin biliyorsun,” dedi ancak bunu bildiğimden emin değildim.
“Bana motivasyon mu veriyorsun?” dedim her zamanki gibi alaya vurarak.
Mortis yattığı yerden kalkıp oturur pozisyona geldi “Senin motivasyonunu sadece ben düşürebilirim. Benden başka hiçbir şey senin moralini bozamaz.” dedi beni bozmayarak.
Tekrardan ona baktım, kusursuz bir heykel gibi duran yüzünü inceledim. “Benim üzerimde bu kadar etki sahibi olduğunu da nereden çıkardın?”
Dudağının kenarında tehlikeli bir kıvrım oluştuğunda oturduğu yerden kalktı ve bana doğru adımladı. Hala hafif çakır keyif olduğundan olacak ki yürürken biraz sarsak yürüyordu. Tam önümde durduğunda yüzüme doğru eğildi “Seni etkilemediğimi inkar edebilir misin?”
Deli gibi atan kalbimi umursamdan çenemi daha da dikleştirdim ve ona meydan okudum. “Edebilirim,” dedim net bir sesle.
“Kalbin gün yıldızı,” dedi bakışları sol göğsüme kayarken “Etkilenmeyen birine göre çok sesli atıyor.”
Kaşlarımı çattım “Sallıyorsun şuan,”
“Emin misin?”
“Oldukça,”
“Test edelim mi?” diye sorduğunda bir anlık dudaklarım aralandı o anda Mortis’in bakışları hemen dudaklarıma kaydı. Çok değil kısa bir süre sonra bakışlarını dudaklarımdan çekip geriye çekildi.
“Ne oldu Mortis yoksa ben mi seni etkiledim.”
“Bunu inkar ettiğimi hatırlamıyorum.” dediğinde benden etkilendiğini itiraf etmiş oldu. Benden etkileniyordu. Bu tuhaf bir şey değildi her erkek güzel kadınlardan etkilenirdi.
“Sonuçta herkes benim gibi güzel kadınlardan etkilenir,” dedim kendimi beğenmiş bir şekilde.
Koltuğa geri uzandığında bakışlarını benden çekti “Ben güzel kadınlardan etkilenmem, sen hariç,”
Beni güzel mi buluyordu?
Evet kendimi güzel buluyordum ancak Mortis’in beni güzel bulması benim için beklenmedikti. “Hayatımda gördüğüm en öküz insan olmasan gerçekten benimle flörtleştiğini düşüneceğim,”
“Ben flörtleşmem Milena, isterim ve istediğim kişiye benden başka yol bırakmam.”
Gözlerimi devirdim ve o yine buna sinir oldu “Egoistsin diye yorumladım.”
“Uyu Milena yarın çok işimiz var,”
“İkimizin mi?” diye sordum merakla.
“İkimizin.”
“Bizim beraber ne işimiz olabilir ki?”
“Sabah görürsün.” gözlerini kapattığında benimle daha fazla konuşmayacağını anladım ancak pes etmedim. Elimdeki çelloyu bir kenara bırakıp oturduğum yerden kalktım ve Mortis’in tepesine dikildim.
“Çok merak ettim uyuyamam söyle,” ses vermedi “Mortis!” yine bir şey söylemedi “Bak uyuyamam ve seni de uyutmam. Söyle hadi ne olacak!” yüzünde tek bi mimik bile kıpırdamadı. “Of!” dedim sesli bir şekilde. “Eğer kalkmazsan başından aşağı soğuk su dökerim, yapamam sanıyorsun ama yaparım.” sinirle arkamı döndüğümde bileğime sarılan güçlü el ile dudaklarımın arasından tiz bir çığlık kaçtı ardından nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde Mortis üstümde ben ise onun altındaydım.
“Manyak mısın sen!” diye bağırdım korku ve sinirden dolayı göğsüm hızla inip kalkarken.”Sapık herif kalk üstümden!” bileğim hala onun elinin içindeyken diğer elimi yumruk yapıp yüzüne doğru savurdum. Hızlı bir refleks ile kafasını yana çekerken diğer bileğimi de kavradı ve tek eliyle iki bileğimi de kendinde hapsetti.
“Milena,” dedi sakin bir ses ile ancak ben hissettiğim öfke ile bu sefer ayaklarım ile tekme atmaya çalıştığımda onu da iki bacağının arasına alıp tamamen beni etkisiz hale getirdi. “Sakin ol,”
“Mortis!” diye öfkeyle soludum “Bırak beni!”
Sanki ona bağırmıyormuşum gibi umursamazca tek hamlede kendini koltuğa bıraktı. Benim bedenimin yarısı ise onun üzerindeyken yarısı koltuktaydı. Sırtım göğsüne yaslıydı, arkadan kollarını benim kollarıma dolarken bacaklarını da bacaklarımın arasına almıştı. “Ne yaptığını sanıyorsun sen!”
“Kendimi güvence altına alıyorum,” dedi net bir sesle. Enseme çarpan nefesi dikkatimi dağıtıyordu, tam şuan onun kollarından kurtulup gidebilirdim ama onun yerine gözlerimi kapatıp kendimi sakinleştirdim.
“Bunun yanlış olduğunu biliyorsun,” sesim sadece bir mırıltıdan ibaretti. “Bir şey yapmayacağım,”
“Uyu Milena,” dedi sadece.
“Mortis,” bu yanlıştı onunla bu kadar yakın olamazdım, onun göğsüne sırtımı yaslayıp uyuyamazdım. O yasak olandı, o tehlikeli bölge kırmızı çizgiydi benim o çizgiyi geçmemem lazımdı.
“Yanlış olan ne Milena?” dedi az önceki dediğime karşı.
“Sen,” dedim tek nefeste. “Yanlış olan sensin, seninle beraber böyle olmamız. Bu kadar yakın olmamız yanlış, şu an olan her şey baştan aşağı yanlış.”
“Sen ise bu yanlış olan şey de tek doğrusun,” kelimeleri içimin ürpermesine sebep oldu.
“Burada uyumayacağım,” sesim yine benden bağımsız sertleşmişti.
“Kendim için yapıyorum. Üzerime soğuk su dökme diye. Gerçi bunu yapman seninde zararına olur.”
“Nedenmiş?”
“Sen bana su döktükten sonra benim elimin armut toplayacağını düşünüyorsan yanılıyorsun.” dedi kendini beğenmiş bir şekilde.
Dudaklarımda küçük bir tebessüm oluştu ardında Mortis’in kolunu gevşettiğini hissettim bu gitmek istiyorsan git demekti. Bunu yapmamam gerekirdi ama yine de yaptım. Yattığım yerde dikleşip yorganı ayak ucumuzdan aldım ve ve ikimizinde üstüne gelecek şekilde örttüm.
Tekrardan sırtımı ona döndüğümde ne diyeceğimi bilemedim. “Üşüdüm,” dedim bunu neden söylediğimi bilerek. “En sıcak yer burası yoksa senin yanında hayatta yatmazdım.”
“Hı Hı,” dedi keyifli olduğu her halinden belli olan bir sesle.
“Elin,” dediğim sırada arkamdaki göğsünün kaskatı kesildiğini hissettim.
“Yandı,” dedi sadece. Sıra karşılık sır. Ona çocukluk hayalimden bahsettim oda bana çocukluğundan olduğunu anladığım bir sır verdi
Ona daha fazla şey sormak istedim ama içime oturan karamsarlık bunu sormamı engelledi. “Çok acıdı mı?”
“Benim canım acımaz,”
Anında kaşlarımı çattım “Neden sen demirden misin?”
“Uyu artık,”
“Yarın unutacağız,” diyerek hatırlatma yaptığımda çoktan sıcaklıktan dolayı mayıştığım için gözlerim kapanmaya başlamıştı bile. Uykuya daldığımı hissettiğim an kulağımın dibinde küçük bir fısıltı duyar gibi oldum.
“Oyunu kaybettim gün yıldızı. Bundan sonra yaşadığımız hiçbir şeyi sana unutturmayacağım.”
🏺
Gözlerimi açtığım koltukta tektim ve burnuma inanılmaz güzel kokular geliyordu. Artık itiraf etmeliydim ki Mortis gerçekten çok iyi yemek yapıyordu. Onun yanında kaldırdığım sürece aç kalmayacağımdan yüzde yüz emindim. Yattığım yerden kalkıp banyoya ilerledim ve elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladıktan sonra doğrudan masaya oturdum.
“Bugün bana ne yaptın kralım.” dedim yarı alaylı bir şekilde. Nedense ona kralım deyip onunla uğraşmak çok hoşuma gidiyordu. Arkasını dönüp tavadaki omleti tabağıma koyarken yine her zamanki suratsızlığı üzerindeydi. “Bu sabah yine etrafa neşe saçıyorsun,”
“Bugün sana araba sürmeyi öğreteceğim,” yediğim omlet boğazımda kalırken bir an ne dediğini idrak edemedim.
“Anlamadım?”
Karşımdaki sandalyeye oturduktan sonra kendi omletini yemeye başladı. Ardından bana döndü “Sana araba sürmeyi öğreteceğim.” dediğinde yanlış duymadığımı anladım.
İçimde anlamsız bir heyecan oluşurken ne diyeceğimi bilemedim. “Şimdi mi?” diye sordum içimdeki hevesi gizleyerek.
Kafasını salladı “Kahvaltını bitirdikten sonra.”
Daha fazla bir şey söylemesine gerek yoktu. Hızlı bir şekilde kahvaltımı yaptıktan sonra beraber aşağı indik. Benim yüzüm ise yine peçe ile kapalıydı. Bu artık sinirlerimi bozmaya başlamıştı “Artık bu peçeyi takmak istemiyorum.” diye söylendim.
“Buna mecbur olduğunu biliyorsun,” dediğinde omuz silktim. “Umrumda değil,” deli cesareti ile yüzümdeki peçeyi indirdim. “Artık yüzümü saklamak, bir suçlu gibi yaşamak istemiyorum, bundan sonra böyle yaşayamam. Zaten en sonunda herkes yüzümü ezberleyecek.”
“Bu tehlikeyi göze alamayız,”
“Sen alamazsın,” dedim sert bir sesle. “Ben alırım.” adımlarım arabanın önünde durdu. Bu araba, Mortis’in özel ürettiği yılan işlemeli arabaydı. “En değerli arabanı heba ederim diye korkmuyor musun?”
“Bu arabayı ben yaptım Milena. Bir kere yaptığımı yine yapabilirim.”
“İyi.” dedim umursamaz bir şekilde. Mortis arabayı açtığında heyecandan titreyen ellerimi pantolonuma sildim ardından şoför kapısını açıp şoför koltuğuna oturdum. İçim içime sığmıyordu sanki, uzun zaman sonra ilk defa içimde bu denli bir heyecan oluşuyordu.
Babam beni görüyor musun?
Kızın araba sürmeyi öğreniyor.
Yanımda oturan Mortis’e döndüm “Şimdi ne yapacağım?” diye sordum. Elinde tuttuğu anahtarı bana uzattı “Al ve bunu kontağa tak,” dediğinde söylediğini yaptım.
“Sağ gaz, sol fren, en soldaki ise debriyaj,” o bana anlatırken dikkatli bir şekilde onu dinliyordum. “Bunun motor gücü diğer arabalardan daha güçlü bu yüzden vites atarken biraz hızlı olman lazım.” eliyle bilmediğim bir şeyi gösterdi. “Bu vites kolu, bu arabaya özel yedi vites var, hızına göre bu vites kolunu oynatacaksın,” teker teker vitesin nasıl atıldığını gösterdi, arabayı çalıştırmadan önce el frenini çekmem gerektiğini söyledi. “Gaza basıp hızlandığında vites atmak için ayağını gazdan çekiyorsun debriyaja tam basıp vitesini atıyorsun sonra debriyajı biraz hızlı bırak.”
“Tamam anladım.”
“Hadi o zaman.”
Dediklerini yaptım. Sol ayağımı frene koydum arabayı çalıştırdığımda motor gürültülü bir ses çıkardı. El frenini çekip debriyajı yavaşça bıraktım ardından gaza basmamla birden öne savrulmamız bir oldu. “Yavaş,” diye uyardı Mortis.
Onu anlık olarak duymazlıktan gelirken hemen toparladım ve gaza biraz daha hafif basıp yavaşça sürmeye başladım. “Bak ilk seferde yaptım!” dedim heyecanla.
Baba bak yaptım. Kızın bütün her şeye karşı geldi, kızın bu sistemi yok edecek ilk hamleyi yaptı.
Arabayı sürme mantığını öğrenmem ile planımın ikinci aşamasını da yapmış oldum. Mortis’in bana öğretmesini beklemiyordum ama öğretmesi işimi kolaylaştırmıştı. Bir kaçma planında şoför sadece ben olacaktım.
Birden önüme çıkan araba ile ani bir fren yapmak zorunda kaldım. Mortis ağzının içinden ağır bir küfür mırıldanırken benim dudaklarımda kocaman bir kahkaha döküldü. “Öğrendim!” dedim zaferle. Belki benim öğrendiğim sadece küçük bir kısımdı ama şu an bunun bir önemi yoktu, önemli olan tek şey öğrenmiş olmamdı.
Bakışlarım yanımda oturan Mortis’e döndüm “Öğrendim,” diye fısıldadım bu sefer.
“Başlangıç için fena değil.” dedi.
Gözlerimi devirdim “Bana başarılı olduğumu söylemek seni incitmez. İlke göre gayet iyiydim bir kere.” diye böbürlendim. Mortis kafasını iki yana sallarken el frenini çekip arabadan indim. Mortis’de inerken bu sefer şoför koltuğuna o geçti. Kendi evine kadar sürdükten sonra evin önünde durdu “Kitabı alıp geleceğim.” kafamı sallayıp onun arabadan inip binaya girişini izledim.
Bunu fırsat bilip telefonumu çıkarıp bana gelen mesajlara baktım.
Bilinmeyen Numara ; Zamanın daralıyor Milena.
Bilinmeyen Numara ; Tik tak.
Altında ise açmaya korktuğum tek görünümlük bir fotoğraf. Derin bir nefes alıp fotoğrafı açtım, gözlerim anında dolarken Elena’yı soğuk betonun üzerinde iki büklüm yatarken görmek nefesimi kesti. Titreyen elim fotoğrafın üzerine giderken sanki bunu hissedebilirmiş gibi dağılmış kıvırcık saçlarına dokundum.
İçim yandı ama ağlamadım “Öfkeni diri tut,” diye fısıldadım kendi kendime “Seni kurtaracağım ablacım, biraz sabret ablan seni kurtaracak.” derin bir nefes almaya çalıştım ama sanki ben nefes almaya çalıştıkça nefesim boğazımda düğümleniyordu.
Benim saçlarını sevmeye kıyamadığım yıldızımı söndürmüşlerdi. Kimi kandırıyordum ki ondan ölsem vazgeçemezdim. Ben onun sadece ablası değil annesiydim. Ona hem ablalık hem annelik yapmıştım canım çıksa yine de o içimden çıkmazdı.
Fotoğrafı kapatıp hemen mesaj yazmaya başladım.
Milena ; O kadar pişman olacaksınız ki, onun her tel saçı için sizi yakacağım. Tanr şahidim olsun yakacağım.
Titreyen ellerimi bacaklarımın arasına aldığımda Mortis geri dönmüştü. Şoför koltuğuna geri oturduğunda kitabı bana uzatmıştı. Ellerimin titremesini engellemeye çalışarak kitabı elime aldığımda parmaklarımız birbirini teyet geçti.
“Üşüdün mü?” diye sordu hemen.
Konuşursam sesim titrer diye kafamı salladım ve elimdeki kitabı daha da sıkı tuttum. Üşüyen bedenim değil, asıl üşüyen ruhum diyemedim. Mortis arabayı çalıştırdıktan sonra hemen ısıtıcıyı açtı ancak ben daha çok üşüdüğümü fark ettim. “Milena?” sesi bu sefer daha sert çıkmıştı.
“İyiyim,” dedim vücudumun aksine asla titremeyen bir sesle “Üşüme geldi bir an, geçer birazdan.” bu titremenin hemen geçmesini istedim. Bir kaç derin nefes aldığımda titremelerim azalmıştı “Elena ilgili bir şey buldun mu?”
“Hiç iz yok. Arkasında tek bir iz bile bırakmadan ortadan kaybolmuş.”
“Adaletin elinde olabilir mi?” diye sordum. Yalan yine ağzımın içinde acı bir tat bıraktı.
“Böyle bir ihtimal şu an için daha olası görünüyor.”
Şüphe.
İnsanın içine bir kere düştüğünde o şüpheyi gidermeden uyku uyuyamazdı. Böylece üçüncü günahımı da işledim, ilk defa kalbime dokunan birini kandırdım. Çünkü biliyordum Mortis’in kafasının içine bir kez şüphe girdiğinde o şüphenin peşinden gitmeden durmazdı.
Bu ekip Adalet binasına giriş biletim olacaktı ama plan onların istediği şekilde değil benim istediğim şekilde işleyecekti. “Elena’yı bulacağız Milena,”
“Biliyorum.” eve gidene kadar daha fazla konuşmadık. Arabadan indiğimde kitabı göğsüme bastırmış bir şekilde sıkı sıkı tutuyordum. Bu sefer Mortis’i beklemeden kapıyı çaldım kapı anında açıldığında bu sefer kapıda Jamail vardı.
Kollarını birden bana doladığında anında afalladım “Hadi anladık Mortis öküz haber vermiyor sen niye yazmıyorsun?” sesindeki endişe görünür bir şekildeydi.
Geriye çekildiğinde dudağımda alaycı bir sırıtış oluştu “Biraz daha sarılsaydın delirdiğimi düşünecektim.” dedim yarı alayla “Hayırdır Jamail, kafana taş mı düştü?”
“Ah Mil!” diyerek elini alnına koymuş bir şekilde koltukta yatan ve kendini kahreden Damian’a döndüm. “Siz beni genç yaşta kanser etme derdinde iseniz çok başarılı oldunuz,”
Adel eliyle kafasını vurdu “Kalk şuradan Damian, yaşlı teyzeler gibi cır cır bağırıyorsun!”
“Kalbimi kırıyorsun hayatım,”
“Ben senin hayatını-”
“Küfür yok,” diyerek araya giren Aris oldu.
Damian birden kafasını kaldırıp Aris’e baktı “Aris,” derken sesi bile imalıydı.
“Söyle kardeşim,”
“Sen Jasmi’yi mi etkilemeye çalışıyorsun?”
“Kim etkiliyor lan!” Jamail bir anda araya girerken Jasmi’nin yanakları hemen al al olmuştu.
Aris alık alık Jasmi’ye döndü “Ben seni etkiliyor muyum?” diye sordu birde saf saf.
Jasmi sanki hiç kızarmamış gibi yanakları daha da al al olduğunda Jamail Aris’e doğru ilerledi. Aris hemen koşup benim arkama saklanırken beni önünde kalkan gibi kullandı. “Ben göstereceğim sana etkilenmeyi Aris!” derken Aris’e yani aslında önünde duran bana doğru atıldı.
“Jamail ayıp oluyor!” derken benim kollarımı tutmuş bir oraya bir buraya çekiştirip duruyordu.
“Ayıpmış gel ben s-”
“Ay yeter!” diye isyan ettim en sonunda aralarından çekilirken. “Beni karıştırmayın bu kavgaya, başım döndü.”
Elimdeki kitabı masanın üzerine koyduktan sonra bakışlarım etrafa gezindi “Vita!” diye seslendim kızıma ellerimi birbirine çarptım “Gel kızım annene!” diye seslendim tekrardan ancak merdivenlerden inen Vita değil Mortemdi.
“Oğlum,” arkamda Mortis’in sesini duyduğumda içim ürperdi. Ben Vita’yı kontrol etmek için yukarı çıkacakken Mortem dibimde bitti ve ayaklarıma dolanmaya başladı.
“Birileri beni özlemiş,” dedim imayla.
“Şuna bak, mamasını ben verip ben büyüteyim o gitsin el kızına sırnaşsın.”
Yüzümde kendimi beğenmiş bir sırıtış oluştuğunda eğilip Mortem’i sevdim “Güzel kadınlardan bütün erkekler etkilenir Mortis.” diğerleri anlamamış olsa bile Mortis’in beni anladığını biliyordum.
“Ne kaçırdık?” diye sordu Omar ancak ona cevap vermeyip omuz silktim.
Merdivenlerden inen kızımı gördüğümde içim ısındı “Bebeğim,” hemen eğilip ona kucağımı açtım. Vita hemen dibimde bitip başını kolumun altına koyduğunda şaşırdım. Bunu ilk defa yapıyordu, daha önce ben ona kollarımı dolar oda kafasını yüzüme yakın tutardı. Şimdi ise benim kolum ona dolanmış o kafasını benim kolumun altına yerleştirmişler.
“Leoparlar sadece güvendikleri kişilere karşı kendilerini savunmasız bırakırlar,” dedi Omar. “Onun güvenini kazanmışsın.”
Dudaklarımı onun gövdesine yaslayıp onu öptüm “Seni asla yüzüstü bırakmayacağım kızım,” ona verebileceğim tek söz buydu belkide. Hiçbir zaman onu sırtından bıçaklamayacağımın sözünü verebiliyordum sadece.
“Bu kitabı o mu size verdi?” Adel’in sorusuyla çöktüğüm yerden kalktım ve ada tezgaha ilerledim.
“Evet ama bizimle pek konuşmadı. Bir şeyden korkuyor gibiydi, o kadar korkuyordu ki bana sadece bu kitabı verip gitmemi söyledi.
“Onun akli dengesinin yerinde olmadığını söylemiştim,”
“Bence o bir deli değil. Kahin. Beni rüyasında gördüğünü söyledi geleceğimi zaten biliyordu bu yüzden geldiğime şaşırmadı bile.”
“Sence başka zaman gitsek onunla konuşabilir miyiz?” diye sordu Jasmi.
Omuz silktim “Bilmiyorum bizimle belki konuşmaz ama Adel tanıdığı biri belki onunla konuşur.”
“Yarın denerim,” dedikten hemen sonra telefonu çaldı “Alo?” bir süre dinledi daha sonrasında “Buyrun benim,” dedi. Karşı taraf ne söylediyse kaşlarını çattı daha sonrasında tamam diyerek telefonu kapattı. Bakışları arkamda duran Mortis’e kaydı. “Yetimhane aradı, kimsesi olmadığı için oda arkadaşı olarak beni aramışlar. Kız ölmüş,”
Ve kader bir kez daha kendi hamlesini yaptı.
Bölüm sonuuu
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Wyhujuuuu yazar yine estirmişsin mükemmel bir bölümm
YanıtlaSilTeşekkür ederim okuyan gözlerine sağlık balımmm
Sil