Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

19-UMUT

 




YEKTA DUMAN



Sessizlik bazen ödülken bazende en büyük cezadır. Ne kadar zamandır onu izliyordum bilmiyordum, bildiğim tek şey onun bu halinin beni bitiriyor olmasıydı. Uyuyordu ya da gözleri  
kapalı kabuslarıyla savaşıyordu.
Kapının açılma sesini duydum fakat o tarafa dönmedim hala bebeğimin saçlarını okşamaya devam ediyordum. Onun yüzünü izliyordum, onun sesini, yüzünü nefes alış verişlerini aklımda, ezberimde tutmaya çalışıyordum. 

"Yekta biraz konuşabilir miyiz?” doktorun sesini duymak beni sadece geriyordu. Yinede kafamı salladım oturduğum yerden kalktıktan sonra dudaklarımı Alin’in alnına bastırdım ve geri çekilip dışarı çıktım.
Bakışlarımı doktora çevirirken o bana yine aynı umutsuzlukla bakıyordu

“Sonuçlar geldi,” dediğinde kalbim sıkıştı. Koskoca adamdım ama konu o olunca çaresiz bir çocuk oluyordum, onu bütün kötülüklerden korumak istiyordum kimse ona dokunmasın iyi olsun.

“Evet?”

“İlik nakli olması şart, vücudu daha fazla ilaç tedavisini kabul etmiyor.” ağzından çıkan kelimeler bütün algılarımı kapattı. Dört kelime tek bir anlam… O ölüyor…

Biri elini boynuma sarıp nefesimi kesiyormuş gibi hissediyordum “Kaç ay?” dedim çaresizce. 

“Kesin bir şey söyleyemem ama dört bilemedin üç ay içinde ilik şart.” sadece kafamı salladım ve arkamı döndüm. Ölemezdi onu kaybedemezdim. 
Hastaneden fırlar gibi çıktığımda göğsüm daralıyordu aldığım nefes bana yetmiyordu “Yekta,” Bora’nın sesini duymak sadece gözlerimi kapatmama neden oldu “İyi misin kardeşim?” iyi değildim lanet olsun ki iyi değildim çünkü benim nefesim iyi değildi. 

“O ölüyor…” dedim çaresizce “Ondan vazgeçemem.” başımı iki yana salladım ve gözlerimi açıp Bora’ya döndüm  “Hayır ondan vazgeçmeyeceğim ilik için doku testi vericem. O yaşayacak.”

“Hepimiz vericez onun yaşaması için elimizden geleni yapacağız.” 


****




ALİN KORKMAZ


Gözlerimi araladığımda karşımda onun beni izleyen gözlerini beklemiyordum. Gözlerinin etrafı kırmızıydı gözaltları morarmıştı. Elleri saçlarımın arasında dolaşıyordu, yaptığım şeyleri hatırlamamla bakışlarımı kaçırdım “Özür dilerim,” dediğimde cevap vermedi.

“Bu galiba sana ait,” sesi çatlamıştı bakışlarım bana uzattığı zarfa kaydı çekmecedeydi. Elim zarfa uzanırken Tunç'un bu notu verdiğinde dedikleri aklıma geldi. Vakti geldiği zaman anlayacaksın demişti. O vaktin onun ölümü olduğunu hiç düşünmemiştim, yattığım yerden doğrulurken zarfı açtım ve içindekini okumaya başladım.

Sevgili Alin ;

Aslında ne yazacağımı bilmiyorum, sadece kendimi bir anda bunu yazarken buldum. Seninle çok konuşmadık ya da iyi arkadaşlar olmadık ama yine de sende kayıp bir yanımı buldum bu yüzden bu vedayı hak ediyorsun.

Artık çok fazla vaktimin kalmadığını hissediyorum hayır hissetmiyorum biliyorum. Doktorlar birşey söylemiyor ama artık vücudum bu kanseri dördüncü kez yenemeyecek. Benim için üzülme ben huzurlu olacağım sadece senden bir şey istiyorum. 

Kardeşim Sude’yi gör ona haberi sen ver o daha küçük annemler onu ihmal eder ona nasıl söyleyeceğini bilemez o yüzden bunu ona sen söyle ve eğer sende son günlerinmiş gibi hissediyorsan hastanede yaşamayı bırak çünkü şundan emin oldum ki, insan son günlerini dört duvar arasında geçirmek istemiyor. 

Hayır umudunu asla kaybetme ama hayattanda vazgeçme…

Sadece dışarı çık ve özgürce yaşa….

Okumayı bitirdiğimde ağlamadım sanki bütün gözyaşlarımı bu zamana kadar kurutmuştum. Bakışlarım Yekta’ya kaydığında hafifçe gülümsedim arından kollarımı onun boynuna dolayıp kafamı boynuna gömdüm. Derin derin içime çektim kokusunu “Özür dilerim,” diye fısıldadı, bir kaç saniye sonra neden özür dilediğini anladım fakat ağlamadım, geri çekilmedim. O niye özür diliyordu ki elinden gelen herşeyi zaten yapıyordu.

“Sorun değil,” dedim yinede “Bu hastaneden çıkmak istiyorum,” kollarımı doladığım bedeni anında kaskatı oldu fakat devam ettim “İyileşeceksem bile bu hastanede olmayacak burası bana iyi gelmiyor.”

“İlik nakli yapılabileceğini söyledi sadece sana uygun donör bulmalıyız.” sesi itiraz eder gibiydi “Hepimiz test verdik,” 

“Eğer donör olursa geri hastaneye gelirim ama bu şekilde daha fazla yaşamak istemiyorum.” bundan sonra Yekta ne derse desin fikrim değişmeycekti, bu sefer kararlıydım. 

“Alin…”

Ölürsem dört duvar arasında ölmek istemiyorum,” bu cümle o kadar basitken bir o kadarda acıydı, bir haykırıştı bir o kadar da zordu.

“Ölmeni istemiyorum,” dedi çaresizce. En çokta bu acıtıyordu, gidersem onuda arkamda bırakmak canımı yakıyordu. Ne yapardı bensiz ? 

Üzerimizde bir flaş patladı, gözlerimin kamaşmasıyla geri çekildim ve bakışlarım ışığın geldiği yöne çevrildi. Sibel elinde fotoğraf makinesi gözleri yaşlı bir şekilde bizi çekmişti. Arkasında ise burukça gülümseyen Bora ve Batu vardı ne zamandır buraydılar bilmiyordum ama bizi duyduklarının farkındaydım. Onlara bakarken hafifçe gülümsedim.

Bu insanlar ailemdi… Bu insanlar herşeyimdi…



****



“Alin emin misin?” 

Gülümseyerek kafamı salladım “Eminim, bütün riskleri alıyorum.” Aylin abla kafasını sallarken kağıtları önüme koydu. Hiç tereddüt etmeden önümdeki kağıtları imzaladım ardından oturduğum yerden kalkıp odadan çıktım. 

Kapının önünde beni bekleyen Yekta’ya doğru ilerledim çıkışa doğru yürümeye başladığımızda omuzlarımız birbirine değiyordu. İkimizde sessizdik, arabaya binerkende Tunç'un mezarına çiçek bıraktığımızda da ve cenaze evine gittiğimizde de…

Kapının önünde oturan kızıl saçlı mavi gözlü bir kız çocuğu gördüm yavaş adımlarla onun yanına gittiğimde kafasını kaldırıp bana baktı “Merhaba,” dedim gülümseyerek. 

“Merhaba,” dedi isteksizce. 

Biraz daha ilerleyip yanına oturdum “Adın ne?”

“Sude.” ismi kalbimdeki yaraya tuz bastı fakat ses etmedim.

“Bende Alin, abinin arkadaşıyım” 

Gözlerini kocaman açarak bana baktı “Abimin arkadaşı mısın?” sesindeki heyecan her zerresine yayılmştı. Kafamı salladım “Söylesen Alin abla abim nerede ben onu çok özledim,” 

“Abin beni sana bir sır vermem için yolladı.” dedim kulağına yaklaşarak

Dudaklarını büzdü “Yaa,”  kulağını biraz daha yakınlaştırdı bana 

“Abin bana artık onu göremeceğini çünkü bir melek olduğunu söyledi. O seni görecekmiş seni duyacakmış sadece bir süre, çok uzun bir süre yanında olamayacakmış.” dedim tane tane. O şu an bunu anlayacaktı fakat belki ileride daha az canı yanardı.

“Olsun, ben beklerim abimi hep beklerim.” dedikten sonra oturduğu yerden kalktı

“Teşekkürler Alin abla, ben abim gelene kadar oyuncaklarımla oynayayım. O gelince yine en baştan oynarız.” dedikten sonra koştura koştura eve girdi. 

Ona kaç kere oynarsan oyna abin gelmeyecek diyemedim onun yerine oturduğum yerden kalktım ve arabaya doğru ilerledim. Kapıyı açtığımda Yekta’nın direksiyonu kıracakmış gibi sıktığını fark ettim. 

Derin bir nefes alarak elimi onun elinin üzerine koydum bakışları birden beni buldu fakat bu bakışlar benim alışık olduğum bakışlar değildi “İyi misin?” 

Elini elimin altından çekti “İyi falan değilim!” dedi hiddetle “Nasıl iyi olabilirim, sen kendi ellerinle ölüm fermanını imzalarken söylesene ben nasıl iyi olayım.” böyle bir tepki bekliyordum. Fakat gözlerinde gördüklerimi beklemiyordum.

“Ölüm fermanımı falan imzalamadım hem sende herşeyin farkındasın!” sesim yükselmeye başlamıştı. 

“Ben sadecce ne kadar çaresiz olduğumun farkındayım. Görmüyor musun halimi? Ölüyorum seninle beraber bende kendimi kaybediyorum seni kaybetmek istemiyorum. Gittim herkese yalvardım ilik testi için herkese gittim. Anne babana bile,” 

“Ne!” dedim hayret içinde “Ben onlara sırtımı döndüm ve sen onlardan donör olmalarını mı istedin? Sana inanmıyorum bunu bana rağmen nasıl yapabilirsin.” dedim içimdeki öfke dışarıya çıkarken. Gurursuz yerine konulacaktım. 

“Evet yaptım sana rağmen çaresiz olduğum için yaptım,” dediğinde içimdek cam parçaları kırıldım “Tekrardan söylüyorum Nephente sen yoksan bende yokum sende bunu bil,”

“Buda ne demek? Tehdit mi bu ne!”

“Hayır sadece gerçekleri söylüyorum, madem herşeye gerçekçi yaklaşıyoruz,” bu resmen beni beni silahımla vurmaktı. 

“Sakın!” dediğimde ağzımda acı bir tat oluştu “Bunu yapma bana kendini düşman etme. Beni benim silahımla vurma.”


****


Günün sonunda yine Yekta’nın evindeydik eve girer girmez Lily ayaklarıma dolandı bu yüzümde gülümseme oluştururken eğilip onu kucağıma aldım ve başını okşamaya başladım. Oturma odasındaki koltuğa oturduğumda Yekta’da yanıma oturdu bir şey söylemedi sadece başını omzuma yasladı, zorlukla yutkundum “Biraz dinlensem yanında?” dedi sessizce

“Olur,” dediğimde ise kollarını belime sardı ve beni iyice kendine çekti fakat Lily huzursuz bir şekilde mırıldanırken Yekta araya girdi “Hadi ama kızım anneni biraz bana bırak ona ihtiyacım var.” minik bir kahkaha attım bu çocuksu haline fakat Lily hiç oralı olmadı ve patisiyle Yektanın kolunu tırmaladı. Yekta çattığı kaşlarını kızıma değdirdi “Seninle fena bozuşucaz haberin olsun.” dedikten oturduğu yerden kalktı “Bekle hemen geliyorum.” dedik ardından oturduğu yerden kalktı, bir gözü hala Lily’deydi ona şu an aşırı sinir olduğundan emindim. 

“Annem sen beni babadan mı kıskandın,” dedim Lily’e bakarak dediğime karşılık miyavladı “Merak etme o bana zarar vermez sana da vermez.” dediğimde beni hiç umursamadan karnımın üzerine yayıldı ve gözlerini kapattı.

Yekta elinde bir tuval ve fırçayla geldiğinde ona gülümseyerek baktım, onun eline fırça ve tuval çok yakşıyordu. Tam karşımda durduğunda bakışları bana değdi  bir sandalye çekip oturdu ve eliyle dizini işaret etti “Gel bakalım bugün sana resim yapmayı öğreteceğim.” dedi beni mest eden bir sesle

Sinsi bir şekilde gülümserken dudaklarımı büzdüm “Çok gelmek isterdim ama Lily kucağımda.” dedim fakat bunun Lily ile alakası yoktu ona bu kadar yakın olmak tansiyonumun fırlamasına neden olurdu. Kalp atış seslerimi duysa şaşırırdı o denli delicesine atıyordu onun yanında. Lily sanki bunu anlamış gibi kucağımdan çekildi ve koltuğa uzandı hadi ama kızım benim yanımda olman gerekiyordu. Bakışlarım Yekta’ya değdiğinde pis pis sırtıttığını gördüm “Kızımız beni seviyor,” dedi sırıtarak

Bir şey söylemeden oturduğum yerden kalktım “Bence bana da bir sandalye çekebiliriz,” diye bir öneri sundum.

“Daha iyi öğrenmen için yakınımda durman lazım, merak etme iyi bir öğretmenim,” konuşurken bu durumdan keyif aldığı her halinden belli oluyordu resmen benim utanmamdan zevk alıyordu “Gel hadi Nephente.” 

Kafamı sallayıp yanına doğru ilerledim, tam karşısında durduğumdan beni bileğimden tutup tek dizine oturttu. Sırtım onun göğsüne yaslıyken her nefes alış verişinde ılık nefesini saçlarımda hissediyordum, bir eli belimin kıvrımını okşamaya başlarken diğer eliyle benim elime fırçayı uzattı “Başlıyoruz,” dediğinde eli elimin üstündeydi fakat başladığımız tek şeyin resim olmadığını ikimizde adımız kadar iyi biliyorduk


****


Koştum, koştum fakat her yer karanlıktı, koştum fakat koştuğum yolun sonu yoktu, durdum etrafıma baktım kimsem yoktu arkamı döndüm ve ölümü gördüm. Oradaydı bir mezarlık vardı ismim yazıyordu fakat ben burdaysam mezar taşında neden benim ismim yazıyordu?

Yalnız değildim bakışlarım yanındaki mezara kaydı Yekta’nın ismi yazıyordu, hayır bu gerçek olamazdı “YEKTA!” diye bağırdım arkamı dönüp koşmaya başlarken. O neredeydi? beni asla yalnız bırakmazdı, nereye gitmişti ?

“Gitmemiş ol lütfen,” derken olduğum yere çöküp çoktan ağlamaya başlamıştım bile  

“Alin,” zihnimin derinliklerinde duyduğum ses gitmeye çalıştım fakat oturduğum yerden kalkamıyordum “Neredesin? Göremiyorum seni!”

“Uyan güzelim sadece bir kabus.” gözlerimi hızla açmamla yattığım yerde sıçradım, gözlerimden yaşlar boşalmaya başlamıştı. Yekta’nın dokunuşunu omuzumda hissettim, yaşlı gözlerimi ona çevirdiğimde hızla boynuna sarıldım “Buradasın,” diye fısıldadım kollarımı ona sıkı sıkı dolanırken “Burdayım.” diye karşılık verdi bana

“İyisin, buradasın.”

Avuçlarını saçlarıma bastırdı ve onları okşamaya başladı “Birşey yok kabus, buradayım, hep buradayım.” diyerek beni onayladı. Geri çekildiğimde hala korku dolu bakışlarım onun yüzündeydi titreyen ellerimi yanağına yerleştirdim yeni çıkmaya başlayan sakalları tenime battı ama umursamadım. Onun sadece bir kabus olduğunu ve bu anın ise gerçek olduğuna inanmaya ihtiyacım vardı. O gerçekti tam karşımdaydı “Buradayım, senin yanındayım,” dedi tekrardan beni ikna etmek ister gibi ona inandım. Kafamı salladıktan sonra ellerimi geri çektim ve yatağın başlığına yaslandım hava henüz aydınlanmamıştı ve bir daha uyuyabileceğimi sanmıyordum. Yekta’da benim gibi yatağın başlığına yaslandı ve beni kolunun altına alıp göğsüne çekti “Ne gördüğünü anlatmak ister misin?” diye sordu

“Hayır.” elimi onun göğsünün üzerine koydum “Bana bir masal anlatır mısın ama sonu mutlu bitsin,” diye mırıldandım.

Kafasını salladıktan sonra başımın üzerini öptü ve konuşmaya başladı “Bir gün bir sarayın genç ve güzel bir prensesi varmış adı ise Nephente’ymiş. Bu prenses çok güzel piyano çalıyormuş ancak bunu kimse bilmiyormuş çünkü annesi ve babası onun bir politikacı olmasını istiyorlarmış. Bir gün anne ve babası başka krallıklarla anlaşma yapmak için yola çıkmış Nephente ise sarayda yalnız kalmış aslında yalnızlığı çok seviyormuş çünkü o zaman dilediği kadar piyano çalabilyormuş, kimse ona karışmıyormuş.” saçlarımda dolaşan elleri beni çoktan mayıştırmaya başlamıştı bile “Yine gece geç saatlere kadar piyano çaldığı birgün camın kenarında onu hayranlıkla dinleyip resmini çizen bir soytarı görmüş, soytarı prenses onu görünce hızla kaçmış prenses ise hızla pencere doğru koşmuş ve ona seslenmiş.”

“Soytarı arkasını dönmüş mü?” diye sordum aniden çocuksu bir heyecanla

Kafasını sallamış “Dönmüş ve prensese yaklaşmış yıllardır onu uzaktan izliyormuş yakından daha da güzel olduğunu düşünmüş, hatta o kadar prensesin güzelliğinden büyülenmiş ki o an kalbinin duracağını sanmış. Orada pencere kenarında sabaha kadar konuşmuşlar, prenses ilk defa kendini bu kadar huzurlu hissetmiş soytarı ise hiç sabah olsun istememiş hep gece olsun ve saatlerce prenses konuşsun o dinlesin istemiş. Bir süre daha bu şekilde gece konuşmaya devam etmişler ancak prensesin anne ve babası bir terslik olduğunu anlamış çünkü prenses geceleri soytarı ile konuştuğu için sabah hep uykulu oluyormuş ve toplantılarda uyukluyormuş. Yine gecenin bir vakti pencerede konuşurlarken kral bir hışımla içeri girmiş, prenses panikle ne yapacağını bilememiş babası kükreyerek içeri girdiğinde korkuyla bir köşeye sinmiş.”

“Babası bir şerefsizmiş,” diye homurdandım

Bu dediğime güldü “Öyle,” dedikten sonra devam etti “Soytarı ise prensesin gözündeki korkuyu görünce cesaretli bir şekilde pencereden odaya tırmanmış ve kralın karşısına çıkmış. “Kızınızı çok seviyorum ve onunla evlenmek istiyorum.” demiş. Kral ne kadar soytarıya öldürücü bakışlar atsada içten içe onun cesaretini takdir etmiş.”

Kafamı göğsünden kaldırıp çenemi göğsüne yasladım ve alttan alttan kehribarlarına çevirdim “Sonra evlenmişler ve mutlu olmuşlar değil mi?” diye sordum çünkü öyle olmasını istiyordum, öyle olmasını umut ediyordum.

Yüzüme yaklaşıp burnumun ucunu öptü “Sen diyorsan öyle bitmiştir,” 

“Böyle her ne dersem sen bilirsin mi diyeceksin?”

“Evet,” 

“Neden?”

"Çünkü ben her zaman hatunumun sözünün arkasındayım. Sen diyorsan doğrudur, sen ne diyorsan odur.” dediğinde bundan gurur duyuyor gibiydi. Hiç gücenmiyordu aksine bundan keyif alıyordu.

“Seni seviyorum,” dedim ve devam ettim “Söz olsun diye değil gerçekten bütün herşeyimle her zerrem, her hücremle seviyorum seni.”

“Bende seni Nephente, kelimelerin yetmeyeceği aklının alamayacağı şekilde seviyorum,” yüzüme iyice yaklaştı “Canını canıma katacak kadar seviyorum.”


Selamm ballarım umarım bölümü beğenmişsinizdir bu bölüm benim için çok özel bir bölümdü ❤️‍🩹

Diğer bölüme kadar Allah’a emanet olun


Yorumlar

Popüler Yayınlar