Bazı insanlar yağmuru hisseder,
diğerleri sadece Islanır.
Muse - Isabel LaRosa
Güngüzeli - Cihan Mürtezaoğlu
Yaşıyorduk, gülüyorduk, eğleniyorduk, ağlıyorduk, acı çekiyorduk ama bir şekilde bu hayattaki olan süremizi dolduruyorduk iyisiyle ya da kötüsüyle…
Yaşamaya dair bir heves duymuyordum ama bir daha aynı şeyi yapma cesaretini de kendimden bulamıyordum. Kendimi tanıyamıyordum. Alin kimdi mesela ? Ne isterdi? Ne severdi ? Neden mutlu olurdu ya da neye üzülürdü ? Bilmiyordum. Ben aslında yaşıyor muydum onuda bilmiyordum. Nefes alıyordum ama ruhum hala nefes alıyor muydu işte o meçhuldu…
Çalan telefonumla bakışlarımı aynadan çektim ve yanımdaki telefonuma uzandım “Efendim” derken sesim duygudan yoksundu
“Alin aşağıda bekliyorum” dedi Yağız, bugün onunla beraber parti için mekan bakacaktık bu partiye her ne kadar bulaşmak istemesemde buna mecburdum.
“Tamam” dedikten sonra telefonu kapattım, bakışları hemen Yağız’dan önceki arayan isme takıldı. Yekta’nın evinden ayrıldıktan birkaç saat sonra Yekta beni aramıştı tabiki açmamıştım ondan sonraki günlerde aramaları açmamıştım. Hatta okulda ondan sürekli kaçmış onunla olan ortak dersime girmemiştim buna rağmen her gün ilaç hatırlatması yapıyordu, sonsuza kadar kaçamazdım bunun farkındaydım ayrıca onunla yapmam gereken bir ortak ödev vardı.
Kafamdaki düşünceleri bir kenara itip oturduğum yerden kalktım, siyah kalem eteğimi ve saten gömleğimi düzeltip çantamı aldım ve odamdan çıktım aşağı indikten sonra siyah kabanımı da üzerime geçirip evden çıktım.
Yağız ellerini siyah kabanının cebine sokmuş arabaya yaslanıyordu, beni görünce gülümsedi gözleri beni baştan aşağı süzdü “Yine göz kamaştırıyorsun” derken elini cebinden çıkardı ve bana gül uzattı şok olmuş bir şekilde ona baktım “Bunu nereden çıkardın?”
“Boşver nereden çıktığını ben sana geçenki kabalığım yüzünden özür dilemek amaçlı bunu vermek istiyorum” bakışlarım elindeki güle dokundu, çiçeklerin kopmasını sevmezdim onlar dalda güzeldi canlıyken
“Çok ince düşünmüşsün teşekkür ederim ama ben bunu kabul edemem çiçekleri dalında seviyorum hayattan koparıldığı zaman bir anlamı kalmıyor, soluyorlar yaşam enerjileri gidiyor” dediğimde sesim benden bağımsız bir şekilde hüzünlü çıkmıştı
“Daha önce hiç böyle düşünmemiştim ama haklısın bütün çiçekler dalındayken güzel solmamışken” dedikten sonra geçmem için bir adım geri çekildi ve gülü cebine koyarken arabanın kapısını açtı hafifçe gülümseyip arabaya bindim.
Gün boyunca normalden daha fazla sessizdim, birkaç mekan gezmiştik en sonunda hava soğuk olduğu için terasıda olan kapalı ve şık bir salon tutmuştuk. Evin önüne geldiğimizde araba durdu Yağız’a döndüm “Teşekkürler” deyip cevap vermesine izin vermeden arabadan indim tam o anda telefonuma bir bildirim düştü mesaj Yekta’dandı en sonunda pes edip mesaja girdim Alin artık benden kaçmayı bırak, seninle konuşmak istiyorum
Derin bir nefes alıp Yekta’nın mesajına tamam yazdım ve anahtarlarımı çıkarıp eve girdim tam o anda bir bildirim daha düştü Cama çıkar mısın ? kocaman olmuş gözlerle mesaja bakarken kimseye bir şey demeden hızla yukarı çıktım ve telaşla cama doğru ilerledim camı açmamla cama yaslanan mervdiveni gördüm. Gözlerim şokla açılırken ikinci şok ise Yekta’nın merdivenden yukarı çıktığını görmem oldu, elimle ağızımı kapattım. Yekta yukarı çıkınca hayretle ona baktım “Yekta burada ne işin var ?” diye sordum
“Seninle konuşmaya geldim” dedi rahat bir tavırla aynı rahatlıkla bir kolunu camın kenarına yasladı
“Sence konuşmak için buraya gelmene gerek var mıydı?” diye sordum şaşkınlığı üzerimden atarak, ona karşı nasıl davranacağımı bilmiyordum
“Günlerdir benden kaçtığına göre varmış” ses tonu imalı değildi aksine anlayışlıydı “Geçen gün gördüğün şey biliyorum çok yanlış anlaşıldı ama aslında seni çizmek gibi bir planım yoktu, sadece gördüm ve çizdim işte o kadar”
Hayretle gülümsedim “Gördün ve çizdin öyle mi ? Her gördüğünü çizer misin ayrıca bütün bu yolu sadece görüp çizdiğini söylemek için mi geldin?” dedim kollarımı göğsümde toplayarak
Kafasını iki yana salladı “Hayır, ilaçlarınıda hatırlatmaya geldim” sözleri beni bozguna uğratırken kollarımı aşağı indirdim her zaman böyle yapıyordu beni beklemediğim yerden vuruyordu.
“Boşuna gelmişsin, çünkü ilaçlarımı zaten içtim”
“Olsun ben işimi garantiye almayı severim ayrıca çorba çok güzel olmuş ellerine sağlık” demesiyle içim sıcacık oldu nasıl bir cümleyle içimi sıcacık yapabiliyordu hayret ediyordum.
“Afiyet olsun” dedim gülümsememe engel olamayarak “Hava soğuk üşürsün”
“İstersen beni içeri alabilirsin” dedi muzip bir şekilde
Anında kaşlarımı çattım ve elim camı kapatmak için camın kurpuna gitti “Defol” tam camı kapatırken eliyle engelledi bu hamlemi “Şakaydı”
“Alin ben geldim kuşum” duyduğum sesle telaşla Yekta’ya döndüm “Artık gerçekten gitmelisin” dedim panikle
“Tamam sakin ol, gidiyorum” derken son kez bana baktı “ Ayrıca her gördüğümü çizmem dikkatimi çekeni çizerim, dikkatimi çektin”
Kalbim heyecanla çarparken panikle diyebildiğim “Dikkatli ol” oldu
“Sende” demesiyle aşağı inmeye başladı
Aynı anda kapı açıldı hızla camdan ayrılıp arkamı döndüm Sibel içeri girdi “Alin” dedi sorgulayıcı ses tonuyla, annem ona neyi olduğunu sormuş olmalıydı ona söylemeye bir türlü fırsatım olmadı” diye yine aynı korkuyla kendimi açıkladım.
“Ne diyeceğini biliyorum, özür dilerim annem birden öyle ilaçları bulup çok üstüme gelince birden telaşla öyle söyledim sana açıklayacaktım fakat vaktim olmadı ben gerçekten çok-” devamını getiremeden Sibel boynuma atladı ve bana sımsıkı sarıldı gözlerim anında dolarken bende kollarımı ona doladım “Önemli değil sen benim kardeşimsin ve gerekirse senin yalanına bile ortak olurum” diye fısıldadı kulağıma. O benim bu hayattaki tek sırdaşım, arkadaşım ve kaybettiğim kız kardeşimdi. Beni anlardı her zaman anlamıştı.
“Teşekkür ederim”
Geri çekilirken bana tebessüm etti “Deli kız her zaman burdayım” dedikten sonra kendini yatağa attı “Ne olduğuna inanamayacaksın” dedi elini heyecanla kalbine koyarken yavaşça yanına ilerleyerek bende yanına uzandım ve aynı heyecanıyla anlatmaya devam etti “Bora geldi bugün benden özür dilemeye hemde elinde beni en sevdiğim çikolata vardı, ilk defa ne yapacağını bilmiyormuş gibi karşımda durdu bakışlarında sertlik yoktu, o kadar rüya gibiydi ki” derin bir iç çekti ve yüzünü bana çevirdi. “Galiba ben Bora’dan acayip hoşlanıyorum” istemsizce dudaklarımı büktüm “Çok çabuk büyüyoruz” dedim geçmiş günlerimizi hatırlayarak
“Öyle” derken kafasını tekrardan tavana çevirdi “Zaman acımasız, ama yanımda senin gibi bir dostum olduktan sonra seninle geçen her zaman paha biçilmez”
****
Parti günü gelip çatmıştı ve gergindim bu partiye katılmak istemiyordum ama buna mecburdum. En azından bir kaç saat dayanabilirdim, yani sanırım. Lavabonun aynasından son kez kendime baktım üzerimde mini ama fırfırlı beyaz bir elbise vardı. Elbise askılarını düzelttim ve kapanmış ama benim gözümde hala orada var olan anka kuşu dövmesinin üstüne gitti her ne kadar elbise derin dekolteli olmasa da yine de kapatmasam dövme gözükecekti ve bugün gerçekten sorun çıksın istemiyordum. Son kez derin bir nefes alıp lavobadan çıktım ve direkt sert bir bedene çarptım, çarpanın etkisiyle şaşkınlıkla geriye sendelereken bakışlarımı çarptığım bedene çevirdim ve kehribar gözlerle karşılaştım.
Yekta’yı görmemle şakınlıkla gözlerimi kırpıştırdım sevinsem mi yoksa üzülsem mi bilemedim. Bakışları beni baştan aşağı süzdü o an gözlerinin parladığına yemin edebilirdim.
“Senin burada ne işin var ?” diye sordum birden heyecanla ancak hemen ifademi toparladım “Yani şaşırdım, beklemiyorum” bu sefer diğerine göre daha sakin bir sesle konuşmuştum.
Elleriyle kıyafetini gösterdi “Garsonum” dedi bakışları hala gözlerimdeyken “Ve bugün sana hizmet edeceğim” dediğinde şaşırmıştım çünkü bütün herşeyi Yağız ile ben ayarlamıştım ve Yekta’dan haberim yoktu. Tepkim onu hazırlıksız yakalamış olacaki bakışları anlık titredi “Beklemiyordun tabiki beni tanımıyormuş gibi davranabilirsin bu seni utandırıyorsa-” hızla sözünü kestim “Hayır tabiki utanmıyorum sadece arkadaşımla beraber ayarlamıştık ve senden haberim yoktu o yüzden şaşırdım yoksa senden utanmıyorum, yani arkadaş olarak, başka bir şey olarak değil sadece arkadaş iyi bir dost” bir an önce konuşmayı kesmeliydim yoksa daha da dibe batacaktım.
Dudağının kenarı kıvrıldı Yekta’nın “Anladım arkadaşlar olarak”
Ateş aniden bütün vücudumu sardı “Ben gideyim annem çağırıyordu beni aramasın” dedikten sonra telaşla yanından sıyrılıp geçtim. Kesinlike batırmıştım. Kalabalığın arasına karıştığımda ise gözüme direkt olarak Sibel çarptı ve hızla onun yanına gittim “Beni göm buraya Sibel lütfen beni şuan yok et” dedim utanç içinde yüzümü kapatırken
“Ne oluyor kız?” diye sormasıyla ellerimi yüzümden çekip bakışlarımı ona çevirdim pembe saten mini bir elbise giymişti saçını ise sıkıca at kuyruğu yapmıştı.
“Az önce Yekta’yı gördüm ve bugün garsonluk yapacak, hayır sorun garsonluk yapması değil sorun benim onun yanında anlamadığım bir heyecanla salak saçma konuşmam” ellerimi tekrardan yüzüme kapattım “Şuan yerin 7 kat dibine girmek istiyorum” ellerimin üstünde Sibel’in dokunuşunu hissetim yavaşça ellerimi yüzümden ayırdı.
Gözlerinde her zamanki anlayışlı ifadesi vardı “Bebeğim, sana ne desem boş olacak, sadece bu hissi bende yaşıyorum ve tek bildiğim şey ise bunun kötü birşey olmadığı”
“Bunndan emin değilim” diye fısıldadım bu his, iyi miydi? kötü müydü? bilmiyordum. Düşünmek istemiyordum sadece kaçmak istiyordum böylesi daha kolaydı.
“Bunu çok fazla düşünme”
Kafamı salladım sadece ardından annemin sesi kulaklarıma ilişti “Alin” sesi sert değildi aksine yumuşak bile sayılırdı tabiki bütün misafirler salonda olmasaydı bende bu ses tonunu öyle sanabilirdim. Yüzüme buradaki olan bütün sahte gülüşlerde olduğu gibi bir gülüş yerleştirdim. Omuzlarımı dikleştirip misafirlerin yanına ilerledim.
YEKTA’DAN
Kehribar rengi gözleri dakikalardır aynı noktayı izliyordu. Bugün sırf onun için hastlanan arkadaşı yerine bu partide garsonluğu kabul etmişti. Alin bunu asla bilmeyecekti. Yekta’nın içindeki fırtınaların bir tek onun yanında sustuğunu bilmeyecekti. Kendinde sevdiği şeyin bile onun kalbindeki yeri olduğun da bilmeyecekti bunlar sadece Yekta’nın içinde gizli olan şeylerdi.
Gülüşüne takıldı bakışları bu gülüşü farklıydı gerçek değildi bunu anlayabiliyordu. Annesi sürekli bir şekilde elini sırtına koyup dik durması için uyarı veriyordu sohbet arasında babasının bakışları sürekli üstündeydi arada bir bakışları keskinleşiyordu. Bu kadar rahatsız olduğu bir ortamda bile yüzünde her zamanki maskesini takıyordu. İster istemez içi burkuldu. keşke dedi içinden keşke seni şu an oradan çekip alabilsem göğüs kafesime sokup herkesten koruyabilsem.
Massaya biri daha katıldı genç kahve saçlı yapılı bir adamdı eli Alin’in koluna değdi Alin ona bakınca gülümsedi, bu gülüşü sahte miydi anlayamamıştı. Yanına gidemezdi, onu utandırırdı. O namını hukuk dünyasında duyurmuş bir adamın kızıydı kendisi ise sadece bir garson… Öyle sade ve basit
Onu bu düşüncelerinden çıkaran şey ise Alin’in beyaz elbisesine damlayan kor kırmızı kan damlasıydı.
ALİN’DEN
Yağız karşımda gülerek bir şeyler anlatıyordu ama tam olarak ne anlattığından emin değildim sadece gülüp kafamı sallıyordum ona odaklanamıyordum.
“Alin” koluma dokunulmasıyla kendime geldim
“Efendim” derken gözlerindeki tuhaf ifadeyi gördüm
“Burnun kanıyor” demesiyle birden panikle elim burnuma gitti kan parmak uçlarıma bulaşırken Yağız telaşla burnuma mendil tuttu “İyi misin?” diye sordu telaşlı sesiyle
“İyiyim, bugün pek bir şey yiyemedim ondan oldu herhalde lavaboya gideyim” derken kolumu dokunuşundan çektim gözleri tereddüt içinde bana bakıyordu “Gerçekten iyiyim” sesimi olduğunca inandırıcı tutmaya çalıştım. Yağız’ın yanından ayrılıp kimsenin beni fark etmemesi için hızla lavaboya girdim ve tuvaletlerin birinin içine girip kapıyı arkamdan kilitledim. Sırtım soğuk kapıya dayalıyken olduğum yere çöktüm ve kendimi derin nefes almaya zorladım şuan en son isteyeceğim şey bir panik ataktı. Dakikalar sonra kapı tıklatıldı “Dolu” diyebildim zar zor
Ardından bir daha çalındı “Nepenthe” diyen fısıltısını duydum kapının ardından, dudağımı dişledim ister istemez gözlerim dolmaya başladı ama akamzazlardı bakışlarım gözyaşlarımın geri gitmesi için tavana çevirdim. “Bana kapıyı açmayacak mısın?” diye sordu bu sefer sesi bir kadife kadar yumuşaktı. Buna aldanmazdım onu da kendi karanlığıma çekmezdim.
“Yekta, ben iyiyim sen gidebilirsin” diyebildim sadece boğazım düğüm olurken ben iyiyim gitmelisin
“Gitmeyeceğimi biliyorsun” bir süre durdu ve devam etti “Ayrıca unuttun mu hastayım hatta eğer kapıyı açmazsan yere oturmak zorunda kalırım, iyice hasta olurum, ayrıca ortak ödevide yapamayız ve ikimizde sıfır alırız eminim sende bunun olmasını istemezsin” bunların hepsini sanki küçük bir kız çocuğuna anlatıyormuş gibi anlatmıştı.
Gülümsedim ister istemez, bakışlarımı tavandan çektim ve burnumdaki mendili yavaşça çektim. Kan durmuştu ama parmak uçlarımda hala kan vardı oturduğum yerden kalktım ve kapıyı açmamla karşımda Yekta’yı gördüm dudağında küçük bir tebessüm vardı ama gözlerini ele geçiren telaşı görebiliyordum hızla kolumu tuttu “İyi misin ? Doktor sana kendini bu kadar yorma demişti sen niye buna dikkat etmiyorsun” derken beni lavaboya doğru ilerletti
“İyiyim merak etme arada oluyor hem bu normal unuttun bu doktor öyle demişti” derken ellerimi suya tutup parmaklarımdaki kanı çıkarmak için ovaladım. Aynadan kendime baktığımda ise burnumun üstü ve elbisem kan olmuştu dudaklarımı büzdüm, bakışlarım hala elbisemdeyken “Bu elbiseyi seviyordum” dedim
“Elbiseni lekesini çıkarak güzel bir yöntem biliyorum" dedi Yekta
“Neymiş o yöntem”
“Yüzünü yıka da sana göstereyim” demesiyle gözlerimi kısarak ona baktım “Hadi Alin” ne kadar merak etsemde dediğini yaptım, burnumu temizledim ardında yine ona döndüm.
“E hadi” dediğimde bana elini uzattı belki de ilk defa bir eli hemen hiç düşünmeden tuttum
“Şimdi biraz hızlı olmamız lazım o ayağındakiler ile koşabilecek misin?” dedikten sonra terddütle topuklularıma baktı.
“Kesinlikle bunlarla hızlı olallbilirim” dememle elimle beraber benide peşinden götürmeye başladı arka çıkışa doğru ilerlerken hala ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım “Nereye gidiyor-” devamını getiremeden Yekta elimi bırakıp arka çıkış kapısını açtı. Gözlerim kocaman olmuş bir şekilde karşımda yağan yağmura baktım. Yekta’nınn bakışları bendeyken yağmurun altına doğru ilerledi ve bir elinide bana uzattı “Bu dansı bana lütfeder misin nepenthe ?” Güm güm güm kalbin elden gidiyor Alin
“Tabiki Yekta Bey” derken elimi elinin üstüne bıraktım ve onunla beraber yağmura karıştım. Bir eli elimi tutarken diğer elini ise belime yerleştirdi, bende diğer elimi omuzuna koydum ve yavaş yavaş salınmaya başladık. O an oradan müzik yoktu, sessizliğimiz ve yağmurun sesi huzurdu bizim melodimizdi.
“Nepenthe ne demek ?” diye sordum mavilerim, kehribarlarına kenetlenirken yağmur damlaları bir bir yüzüne düşüyordu.
“Eski Yunanlarca üzüntüyü ve acıyı unutturduğu inanılan bir ilaç” elini belimden çekip kolunu kaldırdı ve beni kendi etrafımda döndürdü ardından tekrardan eli bel oyuntuma yerleşti
“Acılarını bana gösterecek misin peki ?”
“Deneyeceğim” derken sesi durgundu onun hakkınnda hiçbirşey bilmiyordum onu tanımıyordum. Tanımadığım biriyle dans ediyordum ama bundan rahatsızlık duymuyordum.
Elini belimden çekip aramıza soktu ve boynuma dokundurdu dövmemin olduğu yere “Bu ne zamandan beri var hiç görmemiştim”
“Bu bir sır ve kimse bilmemeli” diye fısıldadım
“Peki bunu bir gün bana anlatacak mısın?” diye sordu benim gibi
“Deneyeceğim” dediğimde kafasını sallamakla yetindi ve eli yine bel oyutuma yerleşti. Bir süre sadece öylece durduk Yağmur ellerimiz ıslak bedenlerimiz ve huzur “Teşekkür ederim” dedim gülümserken
Gözlerime baktığında neden bu teşekkür diyen bir soru gizliydi
“Listemden bir madde daha silindi”
“Bu madde ve liste ne peki”
Bakışlarımı kaçırdım ve bir adım geriledim
“Yağmurun altında dans et maddesi, ölmeden önce yapılacaklar listesinden”
_____________________________________________
Bölümü aceleyle attım ballarım eğer hatam varsa affola umarım Bölümü beğenmişsinizdir ❤️🩹
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
Yorumlar
Yorum Gönder