Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
C. AKOR 12
“Hayaller kurduk beraber yarınlarımız olsun diye,”
Ah Aman Aman - Kirli
Cardigan - Taylor Swift
İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
KAZADAN 50 GÜN ÖNCE
Hayatımın en sevdiğim dönemi bu dönemdi, bundan hiç şüphe etmiyordum çünkü var olan bütün aksiliklere rağmen benim yanımda olan, birlikte güldüğüm bir adam vardı.
Çınar Alp.
Sesi güzel adam.
Elimde tuttuğum detoks suyunu çantamdan çıkarttığımda Çınar Alp’in bakışları benim üzerimdeydi. Yine kafedeydik ve mesaimizin başlamasına yarım saat olmasına rağmen erken gelmiştik.
“Bugünkü detoks suyumuz,” dedim heyecanla. Sahilde buluştuğumuz günden bu yana her gün farklı detoks suları yapıyordum ve beraber içiyorduk.
Elimdeki turuncu renkte olan detoks suyunu alıp birkaç yudum aldı ve gözlerini kısarak tadını bulmaya çalıştı. Bu bizim yeni oyunumuzdu o benim getirdiğim detoks sularını içiyor sonra içindekileri tahmin etmeye çalışıyordu.
“Portakal, limon…” durdu ardından bir yudum daha aldı.
“Hadi başka başka!” her seferinde tahmin etmeye çalıştığında çocuk gibi heyecanlanıyordum. Aslında yaptığımız çok basit bir şeydi ama benim için bütün güzel şeylere bedeldi çünkü Çınar Alp ile yapıyorduk.
“Tarçın?”
“Hayır,”
“Zerdeçal?”
“Hayır,”
“Şeker?”
Kaşlarımı çattım. “Şeker ne alaka Çınar Alp?” dedim sahte bir kızgınlıkla.
Omuz silkti. “Ne bileyim ya tatlı bir tat aldım,”
“Baldı o bal,” kendi suyumdan da bir kaç yudum aldım. “Ayrıca içinde zencefil ve havuçta vardı.”
“Bende diyorum bir acılık geliyor biber mi koydu acaba?” dediğinde kınayan bir şekilde ona baktım. “Ben sana böyle bir kötülük yapar mıyım?”
“Bilemiyorum, yani-” hiç beklemeden omzuna hafifçe vurdum. “İnanmıyorum sana Çınar Alp!”
“Sen hep bana vuruyorsun farkında mısın?” dedi sahte bir şaşkınlıkla.
“Abartıyorsun,”
Kaşlarını havaya kaldırdı. “Abartıyor muyum?”
Tamam belki bu aralar bir kaç kere koluna hafifçe vurmuş olabilirdim ama haklı sebeplerim vardı. “Acıttım mı yoksa?”
Otuziki diş sırıttı. “Acıttı desem öpecek misin?”
Kafamı iki yana salladım. “Bu sefer değil, mesaimiz birazdan başlayacak.” dedim normal tutmaya çalıştığım sesimle.
Sırıtışı anında kaybolurken bana doğru bir adım attı. “Birazdan başlayacak şimdi değil,”
“Yani?”
Bir adım daha yaklaştığında artık aramızda çok az mesafe vardı. “Yani bir kere öpebilirsin,” elini yanağına götürdü. “Yanaktan daha hızlı olur.”
Başka türlü daha mı yavaş olacaktı?
Tövbe tövbe. Düşünme Hazan, sakın başka şeyler düşünme Hazan. Dudaklarımı ona cevap vermek için araladım ama arkamızda duran Gökay’ı görünce hemen susup bir adım geri çekildim. “Gökay, bir sorun mu var?”
Gökay gözlerinde mahçup bir ifadeyle ikimize bakıyordu. “Bölmek istememiştim, ben çıkıyorum buralar sizde diyecektim”
Yanaklarımın alev aldığını hissederken Çınar Alp’e bakmadan onun yanında sıyrıldım ve Gökay’ın karşısına geçtim. “Özür dileme bir şeyi bölmedin. Merak etme buralar bizde.”
“Kolay gelsin o zaman,”
“Teşekkür ederiz.”
Gökay kafeden ayrılırken Çınar Alp çoktan dibimde bitmişti bile. “Mesaimiz başladı,” dedim ona bakmaktan kaçınırken çünkü şuan nedensizce utanmıştım.
Onu öpme düşüncesi seni heyecanlandırdı.
Belki böyle bir şey olmuş olabilirdi ama konumuz bu değildi çalışmalıydık. “O zaman mesai sonuna kadar beklemek zorunda kalacağım desene. Neyseki sabırlı bir adamım.”
“Neyi bekleyeceksin?” diye sordum saf saf.
“Beni öpmeni,” dedi net bir şekilde.
“Çınar Alp!” diye yükseldim bir anda.
“Söyle hazan güneşi,” onun bu hitabı direkt kafamı dağıttı ancak hemen kendimi toparladım. “Mesaimiz başladı.”
Kafasını iki yana sallayıp gülerken kalbim tekledi. Bu adam kalbime zarardı en güzel zarardı. Ben siparişleri almaya başladığımda Çınar Alp kahveleri hazırlayıp müşterilere uzatıyordu. Arada ellerimiz birbiriyle denk düşüyor ilk çeken ben oluyordum.
Profesyonel ol Hazan.
Bu benim için neredeyse imkansızdı çünkü kimsenin böyle yakışıklı ve gülümsemesi bulaşıcı bir çalışma arkadaşı yoktu. Arkamda duyduğum kırılma sesiyle düşüncelerimden hızla sıyrıldım ve arkamı döndüm.
Çınar Alp elinden düşürdüğü ve parçalanan bardağa doğru eğilmişti. Cam parçalarını toplamaya çalışırken elleri öyle delicesine titriyordu ki bir yerini kesebilirdi. Hiç vakit kaybetmeden onun yanında diz çöktüm. “İyi misin?” diye sordum hızla.
“Bardağı elimden düşürdüm kusura bakma bunun parasını ödeyeceğim,” sesindeki titreme içimi burktu.
“Sorun değil,” dedim yatıştırıcı bir sesle. “Çınar Alp ellerin titriyor bırak sen,”
Kafasını salladı ama konuşmadı. Cam kırıklarını toplamaya devam ederken ellerim onun titreyen ellerinin üzerine kapandı. “Bırak,” sesim fısıltı gibi çıktı. “Sorun değil sen bırak ben toparlarım.”
Titreyen elleri benim tutuşumla bir nebze de olsa azalırken bana baktı. Göz bebekleri genişlemiş göğsü hızla inip kalkıyordu. “Hayır,” dedi net bir sesle. “Senden benim kırıklarımı toplamanı istemiyorum. Zaten yeterince kişinin kırklarını topluyorsun,”
Kafam hafifçe yana eğildi. “Bana söylemek istediğin bir şey var mı?” lütfen artık söylesin. Ben tahmin ediyorum ama o söylesin.
“Sen herkesi topla Hazan ama ben seni toparlamak istiyorum beni toparlamanı değil. Ben bunu hak etmiyorum.” dediğinde kalbim onun kelimeleri altında ezildi.
Ben herkesi toparlardım ama o beni toparlamak istiyordu.
“Camlar elini kesecek,” konuyu değiştirip kafamı cam kırıklarına çevirdim ama ellerim hala ellerindeydi. “Ben süpürge getireyim ama sen elleme olur mu?” kafasını salladığında ellerimi ellerinin arasından çektim ve oturduğum yerden kalktım.
Göğsümdeki ağlama hissini durdurmak istedim ama bu o kadar zordu ki ellerimi gözlerime bastırdım. Nasıl oluyor da kendisi kötü bir durumda olsa bile beni düşünebiliyordu? Nasıl oluyorda sürekli kalbimdeki saklı acılara dokunuyordu.
Ben onu iyi etmek istiyordum ve oda beni iyi etmek istiyordu.
Seviyordu beni öyle demişti, sevgi miydi ona bunu yaptıran diye düşündüm. İki ayda nasıl bir sevgiydi ki benim yaralarımı sanki açılırken ordaymış gibi hiç ıskalamadan görebiliyordu.
Kendimi toparlayıp kapının kenarında duran süpürge ve faraşı aldım ardından tezgahın olduğu yere döndüm. Çınar Alp, ayakta durmuş yerdeki camlara bakıyordu. “Pardon buraya bakar mısınız?” müşterinin sesiyle beraber düşüncelerinden çıkıp dudaklarına zoraki bir gülümseme yerleştirdi ve müşteriye bakmaya gitti.
Yerdeki camların hepsini süpürdükten sonra bende Çınar Alp’in yanına gittim. Omzum onunkine değerken hafifçe omzunu dürttüm. Kafasını bana çevirdiğinde dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu. “İyi misin?” diye sordum çekingen bir sesle.
“İyiyim,”
“Bugün beraber ders çalışsak nasıl olur? Bize gelebilirsin yada kafede falan çalışabiliriz,”
“Başka gün çalışsak olur mu?” sesinden beni kırmamak için kabul etmek istediğini anlıyordum ama bir sorun vardı. Bana anlatmak istemediği bir sorun vardı.
“Olur,” dedim anlayışla ardından bardakları silmek için rafa uzanmaya çalıştım. Ulaşamadım tabiki ancak pes etmedim sandalye getirdim ve üzerine çıkıp bardakları aldım ardından teker teker silmeye başladım.
Mesai bitiminde kafeden beraber çıktık ama konuşmayı bir türlü başlatamadık. “Çınar Alp neyin var?” diyerek aramızdaki sessizliği bozdum.
“Bir şeyim yok, yorgunum,” diye bahane uydurdu.
Israr edecektim ama bunun yerine sustum. Bana bir şeyler anlatmak istemiyor olabilirdi bu yüzden ona kırılmayacaktım. “Eve kadar gelmene gerek yok,” dedim olduğum yerde durup.
Çınar Alp irkilerek bana döndüğünde anında bakışlarını toparladı. “Bırakırım sorun yok,”
“Yok,” dedim hemen. “Yorgunsun dinlen. Eve bırakmana gerek yok zaten. Hem benim bir kaç yere uğramam lazım sonra görüşürüz,” cevap vermesine dahi izin vermeden arkamı dönüp yürümeye başladım.
“Hazan!” arkamdan seslendiğini duyduğum an eli koluma tutundu. Tekrardan ona döndüğümde gözlerinin kızardığını ve dolduğunu fark ettim. “Bana bir kere sarılır mısın?”
Başka bir şey demesine gerek bile yoktu, bir kaç adımda dibinde bitip kollarımı hızla onun omuzlarına dolarken onu kendime çektim. Çınar Alp’in kolları belime dolanırken kafasını boynuma gömdü. “Sorun yok,” parmaklarım saçlarının arasında dolaşıyordu.
“Bugün annemin ölüm yıldönümü,” dedi sessizce. Kalbim acıyla kasılırken bedenim kaskatı kesildi. “Özür dilerim,” dedim ama neden özür dilediğimi bile bilmiyordum.
Bir süre öylece bir Antalya sokağının ortasında sarılmaya devam ettik. “Artık karizma denen şey bana ulaşmayacak,” dediğinde geri çekilmişti.
Onun bu dediğine gülerken ona doğru bir adım attım. “Şuan gözüme bir ayrı karizmatik geldin inanır mısın?”
Tek kaşı havalandı. “Öyle mi?”
Kafamı salladım yüzüne yaklaştım burnuma onun ferah parfümünün kokusu geldi. Dudaklarımı yeni tıraş olmuş yanağına bastırdığımda biraz öyle bekledim. “Öyle,” diye fısıldadım.
Hızlı bir şekilde geri çekilirken yanaklarım al al olmuş bir şekilde arkamı dönüp yürümeye başladım. Elim kalbimdeyken omzumun üzerinden ona baktım. Oda benim gibi elini kalbine koymuş bana bakıyordu. İkimizinde dudaklarında kocaman bir gülümseme vardı.
Kalbime hep zararsın Çınar Alp, en güzel zararsın.
Eve giderken telefonuma bir mesaj düştü.
Sesi güzel adam ; Kalbime zararsın Hazan Güneşi
Sesi güzel adam ; Kalbimin en güzel zararısın.
Dudaklarımdaki gülümseme daha da büyüdü. Dün onu kaydetme şeklimi değiştirdiğim için kendimi de tebrik ettim.
Keyiften dört köşe bile olmuş olabilirim ki giderken Eren’e iki kilo erik aldım. Eve girdiğimde koridorda Eren’i gördüm. “Bugün şanslısın sana erik aldım,” poşetteki erikleri görünce adeta gözlerinin içi parladı. Erkek kardeş hayal kırıklığıydı. “Eren beni gördüğünde bu kadar sevinmiyorsun,”
Beni hiç umursamdan erik poşetini elimden aldı ve poşetten eriklerdin bir tanesini ağzına attı. “Sen erik misin abla? Erik benim zaafım,”
“Yazıklar olsun sana pis mikrop,”
Eren omzunu silkti ama yine de dibimde bitip beni kolunun altına aldı. “Sen hep bir tanesin canım benim. Sen varken erikte kimmiş,” uzun zaman sonra onu bu şekilde neşeli görmek beni de neşelendirmişti.
“Şebeksin,” dedim kollarımı beline dolayarak.
“Ama beni seviyorsun,”
“Tabi seviyorum,” içimde asla eksilmeyecek bir histi bu. Kardeş sevgisi. Ne kadar kızarsan kız asla bitmeyecek bir sevgiydi.
🎡
Sınavdan çıkarken gözlerim artık uykusuzluktan dolayı yanıyordu ve isyan ediyordu. Okulun kafeteryasına indiğimde kapıda beni bekleyen kişiyi görmek bütün yorgunluklarıma rağmen dudaklarımda küçük bir gülümseme oluşmasına sebep oldu.
Gözleri benimkilerle buluştuğunda elindeki bardaklarla beraber bana doğru ilerledi. “Seni burada görmeyi beklemiyordum,”
Elindeki bardağı bana uzattı. “Kahve?”
Hemen elindeki bardağı kaptım. “Mükemmel. Şuan ayık olmak için ihtiyacım olan tek şey bu.” soğuk kahveden kocaman bir yudum alırken Çınar Alp ile yürümeye başladık. “Dersin yok muydu bugün senin?”
“Erken bitti bende seni görmeye geleyim dedim,”
“İyi düşünmüşsün ama ders çalışmam lazım,”
“Sahilin oradaki kafe barda çalışabiliriz,” dediğinde onu reddetmem gerektiğini biliyordum. O yanımdayken dikkatimi toplayamazdım çünkü o varken odağım sadece o oluyordu ama sorusuna kayıtsız kalamadığım için kafamı salladım.
“Eren nasıl?” diye sordu düşünceli bir sesle.
“Yalan mı söyleyeyim dürüst mü olayım?”
“Her zaman dürüst ol,”
“Kötü. Kullanmamaya çalışıyor ama bu onun için çok zor geçen gün gitmekten söz etti. Onun başı gerçekten belada ve ben o belayı onun kafasından nasıl def edeceğim bilmiyorum. Anneme de bir şey söyleyemedim.” aslında daha çok şey vardı ama bu kadar söz yeterdi.
“İstersen Eren konusunda sana yardım edebilirim,” dediğinde hafifçe gülümsedim sadece. Sana kim yardım edecek Çınar Alp?
“Sizinkilerle aran nasıl?” diye sordum bana bir şey söylemesini umut ederek.
Yüz ifadesi anında değişirken omuzlarının bile gerildiğini gördüm. “Aynı,” dedi tek kelimeyle.
“Çınar Alp bana anlatmanı istiyorum. Lütfen artık bana anlat. Bana anlatman için ne yapmam gerekiyor bilmiyorum. Belki haddim değil sonuçta yeni tanışıyoruz ama yine de anlatsan olmaz mı?” sözlerim onun olduğu yere mıhlanmasına sebep olurken bana içi gidiyormuş gibi baktı.
“Bu nasıl anlatılır bilmiyorum. Anlatılır mı onu da bilmiyorum Hazan. Beni kimse dinlemek istemedi ki ben birine nasıl anlatılır bilmiyorum ama istediğin buysa denerim senin için anlatmayı bile denerim,”
Dudaklarım hafifçe büzülürken daha fazla dayanamadım ve elimi koluna sarıp yürümeye devam ettim. “Dene, acele etme ama çokta geç kalma. Ben beklerim ama sen yine de çok geç kalma.”
Saçlarımda onun dudaklarını hissettim. “Kalmam,”
“Saçımdan mı öptün sen?” dedim konuyu değiştirmek için.
“Sende geçen yanağımdan öpmüştün ödeşelim diye öptüm,”
“Ödeşmek için yanağımdan öpmen gerekiyor saçımdan değil,” Omuz silkti ardından yanağımda onun dudaklarını hissettim. “Yanağından da öperim saçından da öperim,”
“Alnımdan da öper misin?” diye sordum heyecanla.
Küçük bir kahkaha attı. “Öperim,”
“Ya burnumdan?”
“Öperim,”
“Ya-” biraz düşündüm ama aklıma gelen şey yanaklarımın yanmasına sebep olduğu için devamını getirmedim.
“Ya?” devam etmemi ister gibi söyledi. Bu sefer omuz silkme sırası bendeydi. “Hiç,” dedim çekingen bir sesle ama onun kolunu tutmayı bırakmamıştım.
“Hm,” dedi muzır bir şekilde. “Ne kadar fena bir kızsın Hazan,”
“Bir şey söylemedim ki!”
“Ama düşündün ben anlamaz mıyım? Allah’tan masum bir adamım,”
“Ne düşünmüşüm?” diye sordum bilmiş bilmiş.
“Elinin üzerinden de öperim,”
“Ne?”
“Onu düşünmedin mi?” diye sorduğunda artık gerçekten kendimi fena bir kız olarak düşünüyordum.
“Hayır dudaktan diyecektim,” kelimeler birden ağzımdan çıkarken elimle ağzımı kapattım. Çınar Alp’in yüzüne baktığımda dudaklarındaki gülüşün solduğunu gördüm adeta afallamıştı.
Bir eli kalbine giderken kafasını bana çevirdi “Canıma kastın var Hazan Güneşi,” kafasını iki yana salladı. “Kalbime zararsın Hazan güneşi.”
“Zarar mıyım?”
Güldü bu dediğime. “Zararsın hemde en güzel zarar.”
🎡
ÇINAR ALP SANCAR
Yaşamayı hiç bu kadar sevmemiştim, hiçbir güne uyanmayı bu kadar sevmemiştim. Hiç koşa koşa rehabilitasyon merkezine gitmemiştim.
Hazan ile tanışana kadar bunların hiçbirini yapmamıştım ama şimdi o vardı. Her gün bana adını bile bilmediğim detoks suları yapıyordu heyecanla içinde ne olduğunu tahmin etmemi istiyordu.
Bana hep gülümsüyor bana sarılıyordu hatta beni öpmüştü evet beni öpmüştü. Masum bir öpücüktü, saftı tıpkı ona ait olan her şey gibiydi.
Şimdi ise yanımda ders çalışıyordu ara ara bana bakıyor bakışlarımı yakalayınca hemen bakışlarını kaçırıyordu. Yorgun olduğu her halinden belliydi ama yine de çalışmaya devam ediyordu.
Yarım saat önce bana kurduğu cümlenin etkisi hala üzerimdeydi ve şuan bir soruyu yapamayınca kaşlarını çatıp dudaklarını büzmesi işimi daha da zorlaştırıyordu.
Dakikalar sonra bana döndü kaşları hafif bir şekilde çatmıştı. “Niye çalışmayıp beni izliyorsun?” diye kızdı bana.
“Sen daha çok dikkatimi çekiyorsun,” dedim dürüst olarak. Çatılan kaşları anında düzelirken yine melül bir şekilde battı. Ardından hafifçe esneyip gözlerini ovuşturdu, yorgundu hemde fazlasıyla.
“Bir kahve daha mı alsam?” diye söylendi kendi kendine.
“Bence biraz dinlenmelisin. Eve git ve uyu,”
“Hayır,” dedi direkt. “Biraz daha çalışmam lazım.” Ardından tekrardan kitabına döndü. Kolunu katlayıp üzerine yattı ve kısık gözlerle kitabını okumaya çalıştı. Bir süre sonra gözleri kapanırken elindeki kalemde masaya düştü. Ben onu izlerken onun nefes alış verişleri düzene girdi ve uykuya yenik düştü.
Derin bir nefes aldım onun bu görüntüsüne. Yüzüne düşen kısa siyah saçlarını geriye doğru ittim ancak rahatsız olmasın diye daha fazla dokunmadım onun yerine sadece onu izledim.
Dün az kalsın kriz ânıma şahit olacağı aklıma geldiğinde içim sıkıntıyla doldu. “Korkuyorum Hazan,” dedim beni duymayacağını bile bile. “Eğer sana bir gün gerçekleri anlatırsam artık bana aynı şekilde bakmazsın diye çok korkuyorum.” Oysa sonsuza kadar ondan saklayamayacağımı da biliyordum yine de bu anı geciktirmek için uğraşıyordum.
Bir kaç saat boyunca sadece onu izlediğim sırada gözleri yavaşça kıpırdandı ve hazan vakti gözlerini açtı. Kafasını kaldırıp bir kaç kez gözlerini kırpıştırdı ve nerede olduğunu anlamaya çalıştı.
Bana baktığında bakışları daha da değişti. “Uyuya mı kaldım?” diye sordu yeni uyandığı için çatallaşmış sesiyle.
“Evet,” diye onayladım.
“Neden beni hemen uyandırmadın ki?”
“Yorgundun Hazan. Biraz dinlenmen gerekiyordu,”
Bir kaç kez gözlerini ovuşturduktan sonra eşyalarını toparlamaya başladı. “Gitsek mi?”
Kafamı salladım. “Olur.”
Eşyalarımızı toparladıktan sonra beraber kafe bardan çıktık. Hava çoktan kararmaya başladığında Hazan’ın telefondan ailesine yazdığını gördüm.
En azından ailesi var diye düşündüm. Kırık döküktü ama yine de vardı.
Anne sen nerdesin? Beni bıraktın gittin?
“Dondurma mı yesek ya?” diye sordu Hazan karşımızdaki seyyar dondurmacıyı kast ederek.
“Yiyelim,”
“Buyrun gençler neli vereyim size,”
İlk olarak Hazan’a döndüm ve o an dondurmalı neli sevdiğini bilmediğim geldi. “Vanilya,” dedi hala uyku mahmuru çıkan sesiyle. Vanilyalı dondurma sevdiğini kesinlikle bir yere not edecektim.
“Bende vanilya alayım,” dedim dondurmacıya dönerken. Dondurmaları verdikten sonra Hazan’a fırsat vermeden parayı verdim.
“Bende verebilirdim,” diye homurdandı.
“Biliyorum,”
“Bir dahakine ben ödeyeceğim,” dedi dondurmasını yalamaya başlarken. Bakışlarımı ondan çekmem gerekiyordu ama yapamıyordum. Altında bol buz mavisi bir kot, üstünde ise fiyonklu beyaz bir gömlek vardı. Hele o ayakkabıları, fiyonklu siyah çizgili babetleri.
Tatlıydı hemde fazlasıyla. Kaşları çatık bir şekilde dondurmasını yalarken daha da tatlı duruyordu bu yüzden daha fazla dayanamayıp sert bir şekilde yanağını öptüm “Oh,” dedim sonrasında.
Hazan kocaman olmuş gözlerle bana döndü. “O neydi öyle?” dedi şaşkınlıkla.
Cevabım netti. “Yanağından öptüm, fazlasıyla tatlıydın.”
“Oh mu dedin sen?”
“Dediğim gibi fazlasıyla tatlıydın,”
Bu dediğime gülerken bir banka oturduk ve dondurmalarımızı yemeye başladık. “Çınar Alp,”
“Hm,”
“Bacaklarımı senin kucağına uzatabilir miyim? Söz ayakkabılarımı sana değdirmeyeceğim tabanların ağrıdı,” dediğinde ona baktım.
Öyle bir soruyordu sanki reddeceğimi düşünüyordu. Onu hiçbir evrende reddedemezdim. Cevap vermek yerine bacaklarını tek elime tutup kendi kucağıma çapraz bir şekilde koydum.
Kıkırdadı bu yaptığıma. “Ne oldu?” diye sordum onun neşeli yüzüne izlerken. Nazlı bir şekilde omzunu silkti. “Hiç. Sadece komik geldi bu halimiz. Daha neredeyse iki ay önce sadece bir sahilde şarkı söylemiştik. Şimdiyse ben bacaklarımı senin kucağına koymuşum dondurma yiyoruz,”
“Birde benden acayip hoşlanıyorsun,” diye hatırlattım.
Kafasını geriye atıp güldüğünde kısa siyah saçları ve kahküller geriye savruldu. “Doğru senden acayip hoşlanıyorum,”
“Ve bende seni seviyorum,” diye devam ettim hatırlatmama.
Yine aynı heyecanla kafasını salladı. “Doğru seviyorsun,” dedi. “Bölümü bitirmek için bir buçuk senen kaldı değil mi?”
“Evet,”
“Senin mezuniyetini dört gözle bekliyorum,” bu konudaki heyecanı benimle yarışırdı. “Seneye kendini nerede görüyorsun? Bunları hiç konuşmadık,”
Omuz silktim. “Bilmem, büyük ihtimalle İstanbul’da bir okula başvuru yaparım. Senin çalıştığın yere yakın bir yer olur, evlerimiz yan yana olur. Bir yere çalışmaya girerim,” benden beklediği sözler bunlar olmadığını biliyordum ama yine de söyledim.
Kafasını yana eğdiğinde hafifçe dudakları büküldü. “Çınar Alp,” dedi uzata uzata.
“Bundan sonra benden kurtulamazsın Hazan Güneşi sen nereye ben oraya. Şimdi sen söyle,”
Dolmuş gözlerini silip burnunu çekti. “Seninle aynı yerde çalışmaya başlarım ki seni daha çok görebileyim. Sonra İstanbul sahillerinde dolaşırız, sokaklarda bisiklet süreriz. Ben sana komşum olduğun için yabanmersinli kek yapar sonra kokmuştur o yüzden sana getirdim diye bahane ederim,” Sonra bir anda durdu ve aklına bir şey gelmiş gibi bacaklarını kucağımdan çekti ve telefonu çıkarıp kamerayı açtı.
“Hiç fotoğraf çekilmiyoruz,” dedi yanağını benimkine yaslarken.
“Şuan aklına gelen bu mu yani?” dedim ama gülüyordum. “Biraz daha kaldır,” elimi onun elinin üzerine koydum.
Hazan kameraya otuziki diş sırıtırken bende kameradan ona bakıp gülümsedim. Bir sürü poz çekerken en sonunda elinin üzerimdeki elini fark etti ve gözleri kocaman açıldı. “Çınar Alp! Eline ne oldu?”
Siktir.
Dün gece kriz anında duvarı yumruklamıştım ve izini fark etmemesini ummuştum. Hazan morarmaya yüz tutmuş elime bakarken anında gözleri dolmuştu. Ruh hali fazlasıyla hızlı değişiyordu. “Önemli bir şey yok kapıya vurdum,”
“Nasıl vurdun öyle morarmış,”
“Büzme dudaklarını canım acımıyor,” desemde ikna olmadığını biliyordum. Dudakları elimin üzerine dokunduğunda içim gitti. Her seferinde yaralarıma ilaç olması canımı yakıyordu. Ona iyi gelen ben olmak istiyordum ama bana iyi gelsin diye değil onu sevdiğim için istiyordum.
O ise belki de bana karşı borçlu hissettiği için bunu yapıyordu. “Kendine dikkat etmek zorundasın,” diye fısıldadı.
“Peki doktor hanım,” morali düzelsin diye yarı alayla söylemiştin.
“Doktor değilim canım,” gözlerini kısarak bilmiş bilmiş bana baktı.
“Ne yani sadece benim özel doktorum ol olmaz mı?” onun moralini düzeltmeye çalıştığımı anladığında cevap vermek yerine bacaklarını tekrardan kucağıma uzattı ve dondurması bitene kadar konuşmadı.
“Çınar Alp, sana gerçekten değer verdiğimi biliyorsun değil mi?”
“Evet,”
“O zaman kendi canını düşün. Çünkü ben hep seni düşünüyorum.”
Umarım bölümü beğenmişsinizdir bal kuşlarım
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder