Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
A.3-GÜNEŞİN İKİ YÜZÜ
“Güneşin iki yüzü var,
biri doğru biri yalan.
Biri sadakat biri ihanet.
Biri aydınlık biri karanlık.
Hangisini göreceğini asla
bilemezsin.”
Wait For Me - Luca D’Alberto
Ya Sidi - Orange Blossom
Bu kurguda geçen ve geçecek olan sistem, mısır mitolojisi, markalar ve
bazı kavramlar tamamen benim kendi bulduğum bir şey olup şahsıma aittir.
Hayat, biz tam kurtuldum dediğimiz zaman başlardı aslında. Tam hazır olduğumuzu düşündüğümüzde, içimizdeki umut bizi ele geçirdiğinde gerçek yüzünü gösteririrdi. Hatta bunu o kadar sert bir şekilde yapardı ki yere eskisinden daha sert çakılırdınız. Canımız her zamankinden daha fazla yanardı. Ve o günden sonra bir daha asla umut etmemeyi, hayata güvenmemeyi öğrenirdik.
“Sakın gelme!” diye uyardım onu yüksek sesle “Bir şeyin üzerine bastım sakın gelme.” kelimeler ağzımdan çıkarken babamın hatırası olan çello için mi daha çok üzülmeliydim yoksa tek bir yanlış hareketimle öleceğim için mi üzülmeliydim bilmiyordum.
“Siktir Milena!” diyen sesini duydum lakin ona dönemiyordum. “Damian!” sesi o kadar gür çıkmıştı ki eğer altımda ne olduğunu bilseydim kesinlikle yerimden sıçrardım.
“Noluyor?” dedi Damian
“Çıkmamız lazım!” diye seslenen ise Omar’dı
“Çıkamayız! Milena bir şeyin üstüne basmış. Bomba olabilir,” Dediğinde kalbimdeki korku daha da çoğaldı.
“Milena beni duyuyor musun?” kulağımda duyduğum sesle birbirimizle iletişim kurmak için taktığımız kulaklıkları hatırladım. “Evet.”
“Neyin üstüne bastığını tahmin edebiliyor musun?” diye sordu Jasmi.
“Pek değil. Sadece click sesi duydum. Belki de hareket etsem bir şey olmaz değil mi?”
“Bu riski alamayız,” Sesi netti.
Bun farkındaydım ama elimde değildi. Korkuyordum, kalbim delice atıyor ve şu an üzerine bastığım şeyin sadece bir çıkıntı olmasını umut etmek istiyordum. Kendini kandırmayı bırakmalısın Milena. İç sesim haklıydı ama ben kendimi çoğu kez kandırmıştım. Sadece kendimi değil çoğu kişiyi hatta seni, seni bile. Beni gördüğünü biliyorum, içimi gördüğünü biliyorum ama unutma bu savaşın ortasında bana bile güvenemezsin.
Arkamda bir şeyler konuşuluyordu ama sanki benim kulaklarım sağır olmuştu. Bakışlarım sadece paramparça olmuş çelloma odaklıydı, sadece bakışım değil bütün ruhum ondan başka hiçbir şey görmüyordu. Gözlerimi kapattığımda babamla olan hatıralarımız gözümün önüne geldi.
Babam her zamanki gibi düşünceli bir şekilde defterine bir şeyler yazıyordu, bunu sık sık yapardı zaten. Akşamları sürekli çalışma masasına çekilir önce defterine bir şeyler yazar sonra da çello sesi bütün eve dolardı. Onuncu yaş günümde o kadar heyecanlıydım ki babamın odasını gizli gizli gözetlemeye başlamıştım.
Babam başını kaldırdığında telaşla kapıdan uzaklaştım ve sırtımı duvara yasladım. Yakalanmıştım ve babam bana kızacak diye korkuyla elim göğsüme gitti. “Milena,” Dedi babam uyarıcı bir sesle, lakin sesi sert değildi. Zaten babamın sesi hiçbir zaman sert olmazdı, o bu düzene inat her zaman bize karşı nazilk olurdu sesini asla bize yükseltmezdi.
Yaslandığım duvardan ayrılırken başım öne eğildi mahcup bir şekilde “Seni rahatsız etmek istemedim baba.” derken ahşap zemine bakıyordum. “Özür dilerim be-”
“Şş.” derken benim önümde eğilmişti. Yüzlerimizi aynı hizaya getirdiğinde babamın yüzünde küçük bir tebessüm oluştu. Elini çenemin altına yerleştirip başımın kalkmasını sağladı “Sorun değil yıldızım,” her zamanki gibiydi işte. Her zamanki gibi bana sanki bu dünyada önemli olan tek kişiymişim gibi bakıyordu “Madem buraya kadar geldin o zaman hediyeni görmeye hazır mısın?”
Heyecanla olduğum yerde zıpladım “Evet!” dediğimde babam beni kucağına aldı ve çalışma odasına girdik.
Tam odanınn ortasında durduğumuzda babam beni kucağından indirdi ve dolabına doğru ilerledi. Dolaptan küçük bir sandalye çıkarıp tam çellosunun önüne koydu ve elimi tuttu. “Sana ömür boyu senin yanında olacak bir şeyi veriyorum.” elimi onun çellosuna götürdü. “Bunu bana babam vermişti ve bende sana veriyorum.”
O zaman anlamıştım çellonun benim için sadece bir müzik aleti olmayacağını. O günden sonra o çello benim bütün hayatım olmuştu. Ve ben şu an bütün hayatımı kaybetmiştim, babamın çellosu yok olmuştu. Baba özür dilerim.
“Milena.” kulağıma boğuk bir ses geldi. Elimin üstündeki eli hissettiğimde irkildim ve gözlerimi açıp bakışlarımı karşımdaki buz mavisi gözlere çevirdim.
“Sen niye buradasın?” dedim gerginlikle. “Tehlikeli değil mi niye geldin?”
“Beni duymuyordun,” Dediğinde onun ilk defa bana karşı bu kadar yumuşak sesle konuştuğunu fark ettim. “Beni duyman için yanına gelmem gerekti,” Diye tekrarladı yeniden.
Kafamı salladım sadece “Özür dilerim.” sesim ilk defa bu kadar acizdi. Onun yanında bu kadar kırılgan olma Milena!
“Özür dileme. Sorun değil.” Tekrardan kafamı salladığımda oda benim gibi başını salladı. “Kaç kilosun?” diye sormasıyla kaşlarımı çattım.
“Ne!”
“Bulunduğun yere bir şey koyacağız Milena.” diye açıkladı.
“Elli ya da elli beş.” diye mırıldandım.
“Elli mi? Elli beş mi?”
“Ne bileyim!” diye yükseldim. “Kusura bakma her gün kiloma bakmıyorum!” bulunduğum durum göz önünde bulunursa şu an normalden daha gergindim ve böyle sorular sorması bana hiç yardımcı olmuyordu.
“Damian elli kilo olan bir ağırlık getir.” bakışları hala bendeydi. “En kötü ihtimalle bomba götümüzde patlar.”
Gözlerimi devirdim “Çok motive verdin sağol.”
Dudağının kenarı kıvrıldı “Her zaman.”
“Mümkünse bir daha olmasın.” sesimi alaylı çıkarmaya çalışıyordum ama onun arkasındaki korku kendini ele vermişti. Bakışlarımı yine ondan çekip çelloya çevirdim. “Çello çalmayı biliyorum.” bunu neden söylediğimi bilmiyordum sadece şu an başka şeyler konuşmaya ihtiyacım vardı. Ölümü düşünmektense düşmanına bir sırrımı vermeye hazırdım. Ölüm dışında olacak her şeye hazırdım. “Babam öğretmişti, bu çelloyu bana onuncu yaşımda vermişti. Her gün hiç sıkılmadan bana bu çelloyu çalmayı öğretirdi. Ne kadar yanlış yaparsam yapayım bir kere bile bana kızmazdı.” zorlukla yutkundum “Mortis, tekrardan çello çalmak istiyorum.” sonlara doğru sesim kısılmıştı.
“Çalacaksın.” Demesiyle kafamı kaldırdım. “Buradan canlı çıkacaksın Milena. Unuttun mu bir anlaşmamız var ve o anlaşmaya uymadan ölemezsin.” Dedi. Bir an, sadece bir an bulunduğum durumu unutmak üzereydim. Bir an onların arasında ihanet için geldiğimi unutmak üzereydim ama Haris bunu bana tekrardan hatırlattı. Bununla beraber aklıma hala sağ elimin onun avuçlarında olduğu farkındalığı da geldi ve elimi onun elinden kurtardım.
Yeniden değersiz olduğum yüzüme vurulmuştu. Kadınların canlarının bir önemi yoktu, benim ölmemim bir önemi yoktu. Ben değersizdim, öyle büyümüştüm kafamın içine bunu vura vura öğretmişlerdi. Haris gibiler için benim canımın değeri yoktu ve biliyordum eğer onun işine yarayacak olmasaydım beni o an burada bırakır giderdi.
“Kardeşim evde yok değil mi?” diye sordum konuyu değiştirerek.
“Evde kimse yok.”
“Onu bulmalıyım.”
“Önce kendini kurtar Milena.” Dedi şu anki durumumu kast ederek.
“Onu bulmama yardım edeceksin değil mi? Sonuçta anlaşma yaptık, sen b-” devamını getirmeme izin vermeden yüzüme yaklaştı. “Nefes al Milena.” sesi bir fısıltı gibiydi. Kaşlarımı çattım istemsizce “Şu an hareket edebiliyor olsaydım çoktan yüzüne yumruğumu geçirmiştim Mortis” bu dediğime güldü ruh hastası.
“Abi getirdim.” arkamdan gelen ses Damian’a aitti.
“Un çuvalı mı getirin Damian?”
“Bence gayet mantıklı.”
“Senin mantığını ben si-”
“Çok keyifli kavganızı bölmek istemiyorum ama artık buradan kalmak istiyorum.” Diyerek araya girdim. “Yavaş olmanız gerekiyor.” Diye uyardı bizi Jasmi.
“Damian, adımlarına dikkat et.” Dedi Mortis. Oturduğu yerden kalkıp az önce hangi yerlere bastıysa yine o yerlere basıp arkama geçti. “Milena elini ver.”
“Ne!”
“Sadece dediğimi yap ve elini ver. Ağırlığı senin oturduğun yere yavaş bir şekilde koyarken seni çekeceğim. Tamamen koyduğumuzda sakın elimi bırakmadan koş tamam mı?” istemeyerekte olsa kafamı salladım ve elimi onun bana uzattığı elinin arasına bıraktım. “Aris, Omar, Adel ve Jamiel evden uzaklaşın!” sesi net ve sertti.”Damian.” Bunun bir işaret olduğunu anladığımda derin bir nefes aldım ve Damian çuvalı yavaşça olduğum yere koymaya başlarken Haris’te beni kendine doğru çekiyor.
“Yavaş olun.” O an ilk defa Adel’in sesini kulağımda duydum. “Sizi karşı binanın çatısından görüyorum, daha yavaş olmalısınız.”
“Adel sen niye oradasın sana uzaklaşmanı söylemiştim!” adeta haykırmıştı bunu söylerken.
“Sizi orada bırakamam. O kıza güvenmiyorum belki tuzak kurdu, sizi yanına çekmek için bunu yapmış olabilir.” Dediğinde kanım öfkeyle kaynadı. Bu kız ya çok aptaldı, ya da beni deniyordu. “Aynen Adel. Götümün altına bomba yerleştirdim. Bende senin daha zeki bir kız olduğunu düşünmüştüm kendi canım pahasına neden onlara tuzak kurayım ki!”
“Tartışmayı kesin!” Diyen Jamail’di.
Mortis bir şey söylemezken beni kendine doğru çekmeye devam etti. “Yerleştirdim.” sesini duyar duymaz üçümüz birden koşmaya başladım. Mortis'in elini o kadar sıkı tutuyordum ki sanki o eli bıraksam düşermişim gibi hissettim. Kapıdan çıktığımız da da durmadık, motorları bıraktığımız yere doğru koşarken bir patlama sesi duydum. Sesle beraber büyük bir güçle geriye savrulduk kulaklarım çınlamaya başlamıştı. Gözlerimi aralamaya çalıştığımda görüşüm bulanıklaştı sonra onun varlığını hissettim. Mortis'in bedeni üzerime kapanmıştı, görüşüm netleştiğinde gördüğüm manzarayla nefes alamadım.
Hayatımın geçtiği ev cayır cayır yanıyordu. Bütün çocukluğum, anılarım, herşeyim yanıyordu. Bağırmak haykırmak istedim, eve doğru koşmak bende o evin içinde yanmak istedim. Her şey elimden kayıp gidiyor ben ise sadece izliyordum. Mortis'in bedeni üzerimden ayrıldığında zorlukla düştüğüm yerden doğruldum “Milena.” Sesindeki duyguyu çözemiyordum.
Bakışlarım yanan evimdeydi. Babamın, annemin hatırası içeride kalmıştı. Günlüklerim onun çellosu içeride kalmıştı. Bir an bile düşünmedim sadece yanan eve doğru koştum arkamdan bana bağıran kişileri umursamadım.
Yana evin sıcaklığı tenimi adeta yalıyordu lakin bu da önemli değildi, şu an önemli olan tek şey o evin içindekilerdi.
Öne doğru atıldığımda belime dolanan güçlü kollar beni geri çekti “Bırak!” dedim yüksek sesle.
“Milena.” ismimi ilk defa bir dua gibi söylüyordu. Bunu da umursamadan kollarında çırpındım “Mortis beni hemen bırak!” diye bağırdığımda karnına yumruğumu geçirdim ama yine de beni bırakmadı.
Kulağıma çarpan nefesini hissettiğimde sırtımı tamamen göğsüme bastırmıştı “Sakinleş Milena.” dudakları kulağıma değdiğinde bu hareket ürpermeme neden olsa da yine de durmadım. “Mortis.” Dedim dişlerimin arasında. “Beni hemen bırak!”
“Milena, sakinleş. Nefes al.” dedi tekrardan sakinliğini bozmadan.
“Senin sakinliğini sikeyim Mortis!” her kelimesi beni daha da sinirlendiriyordu. “Beni bırak eve girmem lazım. İçeride almam gereken şeyler var.”
Belime dolanan elleri karnımın üzerinde aşağı yukarı ilerlediğinde ürperdim “Ev yandı pulchritudo mea” güzelim… “Hiçbir şey kalmadı.” sözleri kalbimi acıtıyordu çünkü haklıydı, içeride artık bir şey kalmamıştı. Gözlerim doldu ama ağlamak istemedim bu yüzden kendimi tuttum.
“Bırak beni.” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. “Eve girmeyeceğim.” Diye devam ettim. Belime sarılan elleri gevşediğinde kollarından çıktım. Yanan bakışlarım onu delip geçerken içimdeki öfkeyi söndüremedim. “Senin yüzünden!” adeta yüzüne haykırdım. “Beni bıraksaydın içeridekileri kurtarabilirdim, hepsi senin yüzünden! Mahvettin her şeyi! Kalmadı senin yüzünden sağlam bir şey, yandı her şeyim.” ellerim öyle şiddetli titriyordu ki bu sefer o titremeyi ben bile durduramadım.
O gözlerime ruhsuz bir şekilde bakmaya devam ederken başka bir şey söylemedim, umursamıyordu bile söylediklerimi. Onun yanından geçip ekibin yanına doğru adımladım. Adel, Damian’nın koluna girmiş ona bir şeyler söylüyordu ama ne söylediğini duymuyordum. Omar’da kardeşiyle ilgilenirken Jamail’in bakışları bendeydi. Az önce olanlara şahit olduğunu anladım çünkü bakışlarında bir tuhaflık vardı, ilk defa bana nefretle bakmıyordu.
İlk yanıma gelen Aris oldu “Sen iyi misin?” diye sorduğunda sesinde telaş vardı.
Dudaklarıma zoraki bir gülüş yerleştiğinde kafamı salladım “İyiyim. Siz iyi misiniz?”
“Herkes iyi Damian’da bir kaç yara var ama ciddi bir şey değil.” benimle beraber yürümeye devam ederken alayla konuştu. “Tabiki de benim bildiğim Damian on gün sızlanmaya devam edecek. Bazı şeyleri abartmayı seviyor.” dediği sırada Damian’ın acılı sesi geldi. “Galiba kolum kırıldı!”
Omzuyla omzumu dürttüğünde içimdeki öfkenin azaldığını hissettim. “Sana söylemiştim.” Dediğinde güldüm sadece. Sanki arkamda evim yanmıyormuş gibi, kalbimin içinde bin bir tane hançer yokmuş gibi güldüm. Oysa şu an ağlamaya daha çok ihtiyacım vardı, ortalığı yıkmaya, bağırıp çağırmaya o kadar ihtiyacım vardı ki… Ama bilirsiniz bazen ne olursa olsun sadece güleriz, canımız hiç yanmıyormuş gibi davranırız. Çünkü sanarız ki o zaman acılarımız tamamen yok olur, bu da kendimize söylediğimiz en büyük yalandır.
“Toparlanın gidiyoruz!” diye seslendi Mortis. “Birazdan askerler burada olur.”
“Abi sanırım kolum kırıldı.” dedi yüzünü buruşturdu Damian ama bence kesinlikte abartıyordu.
“Birde ağla.” diye dalga geçti Adel.
“Beni kollarında teselli edeceksen neden olmasın.”
Mortis Damian’ı görmezden gelerek kafasını iki yana salladı ve Jamail’e döndü “Jasmi’yi geçici evden al. Eve geri dönüyoruz.”
Ev.
Evim yok olmuştu.
Kendi evime veda etmiştim şimdi ise onların evini dağtımam lazımdı. Bunu nasıl yapacaktım? Kardeşim yoktu. Onu bulmak için bu insanlara ihtiyacım vardı. Peki kardeşimi bulmak için bana yardım eden bir adama ihanet edebilir miydim?
Vicdanını sustur Milena.
Onlar bunu hak ediyor.
⏳️
Çok geçmeden büyük bir evin önünde durduğumuzda motordan indim ve bakışlarım karşımdaki evi inceledi. İki katlı kaleye benzeyen bir evdi. Duvarları eskitmeli taşlara benziyordu ve ilk defa böyle bir görüyordum. İki katlı evin kapısı saray kapısının şekline benziyordu dikdörtgen kapının etrafında işlemeler vardı. Pencereler bildiğimiz ev penceresi gibiydi lakin onun da etrafında işlemeler vardı. Mısır’da olmasak buranın farklı bir yer olduğunu düşünebilirdim. Taştan yapılmış evin iki tane minareye benzeyen taşı vardı. Soğuk mermer burayı daha da ürkütücü kılıyordu, sanki savaş döneminden kalma gibi bir görüntüsü ve hissiyatı vardı.
“Kaleye benziyor.” Dedim Aris’in yanında yürürken.
“Öyle. Burası çok eskilere dayanan bir bina neredeyse on yıldır biz burada yaşıyoruz. Dışarısının böyle ürkütücü şato gibi durduğuna bakma içi oldukça modern.” kafamı salladığımda ilerlemeye devam ettim. Bakışlarım adeta büyülenmiş gibiydi, gerçekten de büyülenmiştim. Böyle bir yerde kaldıklarını asla düşünmemiştim, daha ücra yerlerde kaldıklarını sanmıştım.
Mortis önden yürüyüp kapıyı açtığında bir kez daha şaşırdım. İçerisi dışının aksine gerçekten oldukça moderndi. Eve girer girmez beni oturma odası karşılamıştı, aslında oldukça sadeydi sağ tarafta iki tane kahverengi üçlü koltuk vardı, odanın tam ortasında ahşap bir sehpa tam köşede iki koltuğun arasında duran bir abajur.
Mutfak ise Amerikan mutfaktı, tek fark araya bir paravan çekmiş olmasıydı ki şu an oda kenara çekilmişti. Mutfakta bir ada tezgah etrafında ise yedi tane bar sandalyesi vardı. Bütün odalar yukarıda olmalıydı ki şu an burada bir oda göremiyordum. “Dışarıda göründüğünden biraz daha küçükmüş.” derken hala ayakta duruyordum. Diğerleri ise çoktan koltuklara kurulmuştu bile.
“Odaların hepsi yukarıda Aris ve Jamail aynı odada kalıyor. Damian ve Omar’da aynı odada kalıyor. Jasmi’de Adel ile beraber kalıyor. Ben ise yalnızım.” Dedi Mortis.
“Ben nerede kalacağım. Ayrıca kıyafette almam lazım.”
“Sen benim odamda kalacaksın.” dediğinde kaşlarımı çattım. “Ben niye seninle kalıyormuşum, hayatta olmaz. Burada yatarım yine de seninle aynı odada kalmam.”
“Merak etme bende seninle kalmaya meraklı değilim. Ayrıca benimle kalacaksın demedim, benim odamda kalacaksın dedim. Ben burada kalacağım.” kendimi kötü hissetmemem lazımdı ama hissediyordum. Benim yüzümden odasından olmasını istemezdim. Düşmanım olsa bile.
“Gerek yok.” dedim düz bir sesle. “Ben burada uyurum, zaten kalıcı değilim.” sözlerimle beraber kaşları çatıldı. Sanki ona bilmediği bir şeyi söylemiş gibi hissetmeme neden olan buz mavisi bakışları bana dikildi. Kapının açılma sesiyle bakışlarımı ondan kaçırdım. “Banyo nerede acaba?”
“Üst katta.” diyen Jasmi’ydi. Sesi her zamanki gibi sıcaktı. “Gel ben sana kıyafet vereyim sonrasında sana bir şeyler almaya gideriz.” onun gözlerine baktığımda aklıma minik bebeğim geldi. Gözlerimin dolmasını engellemek istedim ama kalbimdeki acı daha büyüktü. Jasmi sol taraftaki merdivenlerden çıkarken bende herkese arkamı dönüp onun peşinden gittim.
“Koridorun sonunda. Ben sana kıyafet getireyim.” Kafamı sallayıp holü geçip banyonun kapısının önünde durdum. Jasmi’ninde soldaki ilk odaya girdiğini gördüğümde derin bir iç çektim. Tanrım kardeşimi koru. Ona bir şey olmuş olma düşüncesi bile benim canımı o kadar yakıyordu ki ona bir şey olmasını kaldıramazdım.
Jasmi elinde kıyafetlerle geldiğinde elindeki kıyafetleri aldım. “Milena, kardeşini bulacağız.” dedi bana güvence vererek. “Onu sağ salim bir şekilde bulacağız.”
“Jasmi.” dedim titrek bir sesle. Belki yarın pişman olacaktım ama şuan buna ihtiyacım vardı.
“Efendim.”
“Bir kere… saçlarını sevebilir miyim?” diye sordum büyük bir ihtiyaçla. “Saçların Elena’nın saçlarına çok benziyor. Onunkiler kahverengi ama aynı seninkiler gibi, hafif kıvırcık.” ben daha ne olduğunu anlamadan onun kolları benim boynuma sarıldı. Belki saçmalıktı, ya da sadece kendimi kandırıyordum ama onun sarılışı Elena gibi hissettiriyordu. Bir elim kıyafetlerimi tutarken diğer elimle parmaklarımı onun saçlarının arasından geçirdim. Gözlerimi kapatıp kokusunu içime çektim.
“Teşekkür ederim.” dedikten sonra bir adım geri çekildim ve banyoya girip kapıyı kilitledim. Üstümü çıkarıp kendimi duşa attığımda her zamanki gibi suyu fazla sıcak yaptım. Gözlerimden akan gözyaşlar suya karıştı, kalbim bir ateş misali yandı. Canımdan can gitti sesimi çıkaramadım, canım gitti sesim kısıldı bu zamana kadar uğruna savaştığım canım pahasına koruduğun hazinem elimden alındı ben boşluğa düştüm.
Bir avuç toprak yetmez benim ateşimi söndürmeye, bir kova su soğutmaz benim içimdeki acıyı. Sadece onu bulmak… Onu kollarıma almak dindirir benim acımı, sadece odur benim merhemim.
İçli bir nefes verip saçımı üç kez şampuanladım zaten sıcaktan kızarmış olan tenimi daha sert lifledim, yaralarımın kabuklarını söktüm. Duştan çıktığımda Jasmi’nin bana verdiği çamaşırları, gri eşofman ve beyaz tişörtü üzerime geçirdim. Saçlarımı ellerimle taradım lakin kurutmadan kirli kıyafetlerimi sepete atıp banyodan çıktım.
Burnuma sıcak yemek kokuları ve konuşmalar geliyordu. Hiç vakit kaybetmeden aşağı indim ve gördüğüm görüntü istemsizce içimi ısıttı. Hepsi kendi sandalyelerinde oturmuş konuşuyor aynı zamanda da yemek yiyordu, tıpkı bir aile gibiydiler. Adım seslerimi duymuş olacak ki Haris’in bakışları benim üzerimde dolaştı, bende ona bakarken masaya daha da yaklaştım. Tam Mortis'in yanında ilk geldiğimde boş olan yere bir sandalye konulmuştu benim için konulan bir sandalye.
Bir şey söylemeden Mortis'in yanına oturdum ve diğerlerini dinlemeye başladım. “Birileri bizim oraya gideceğimizi biliyor olmalı.” dedi Damian.
“Burada söyleyecek tek bir kişi var.” Diyen Adel’di. Beni kast ettiğinin farkındaydım ama yapmamıştım.
“Ben böyle bir şey yapmadım.” dedim hemen. “Kardeşim de o evde olabilirdi, onu tehlikeye atacak bir şey yapmam.”
“Senin yapmadığını biliyoruz.” Dedi Omar. “Kendi canından ve evinden olmak pahasına böyle bir şey yapacak kadar manyak değilsin.”
Anında kaşlarımı çattım “Ne yani bu manyağım mı demek oluyor?”
Dudağının kenarında alaycı bir gülüş oluştu “Üzerine alınma buradaki herkes biraz manyak.” dediğinde istemsizce güldüm. “Sağol içimi çok rahatlattın.”
Adel saçlarını geriye attı “Kendi adına konuş.”
Damian kolunu Adel’in omzuna attı ve kafasının üstüne öpücük kondurdu “Bence de kendi adına konuş.” Adel’in yüzünde oluşan tebessüm karşısında kaşlarım havalandı. Onların arasında bir şey olacağını hiç düşünmemiştim, belki de yanlış düşünüyordum sonuçta iki arkadaş da olabilirlerdi.
Önüme konulan çorbayla bakışlarım çorbayı önüme koya Mortis'e kaydı. “Ilık yanmazsın.” Dedi.
“Senin gibi bir adama göre çok nazik hareketler bunlar.” sesim kesinlikle iğneleyiciydi.
Alayla gözleri parladı “Benim gibi bir adam?”
Kafamı salladım “Senin gibi egolu, hırsız ve beni kaçırıp kendisi için zorlayan bir adama göre.”
“İstediğin zaman gidebilirsin.” Dediğinde şaşırdım. “Tabiki seni bulmaları beş dakikaya bile bulmaz.”
“Burada kalacağım.” kafama yana eğdim. “Çünkü bir anlaşma yaptık ve ben her zaman sözlerimi tutarım.” kaşığımı çorbama daldırdığımda ona döndüm “Umarım zehir koymamışsındır.”
“Merak etme yemekleri ben yaptım.” Diyerek araya girdi Jasmi. Ona gülümserken çorbamdan bir kaç kaşık aldı ancak dördüncü kaşıktan sonra çorbayı yutmam daha da zor oldu bu yüzden kaşığımı bırakıp geriye yaslandım.
“Bu her kimse.” Dedi düşünceli bir sesle Mortis. “Milena’nın bizim yanımızda olduğunu ve o eve gideceğimizi biliyordu.”
“Saray ya da adalet mi?” diye sordu Jamail.
“Olabilir.” elini çenesinin altına yerleştirdi. “Bilmiyorum araştıracağız.” oturduğu yerden kalkıp ellerini iki yana çırptı “Bugünlük bu kadar yarın detaylı a bir araştırma yaparız.”
Herkes oturduğu yerden kalkıp odalarına çıkarken Jamail tam önümde durdu “Milena.” sert bakışlarımı ona çevirdim. “Dün söylediklerim…Bak amacım seni kırmak değildi. Sadece sana güvenmiyorum ve bu ekipte olanların canını sıkarsan beni karşısında bulursun.” sesini yumuşatmaya çalışıyordu ama başarılı olamadığı kesindi. “Garezim sana değil ama ailem söz konusu olunca kimseyi gözüm görmez. Sadece sana katil demek istemedim, öyle olsan bile demek istemedim.”
“Dediklerim için özür dilemeyeceğim.” Bakışlarımı ona çevirdim “Ben hayatta kalmayı böyle öğrendim Jamail. Buradakiler benim canımı yakmaya çalışırsa karşılığını alır. Amacım kimseyi aşağılamak değil, sadece kendimi korumak.”
Bir şey söylemeden kafasını salladı ve elini bana uzattı “O zaman şu anlık ateşkes?”
Elini sıktım “Şimdilik ateşkes.” Elini geri çekip yukarı çıktı ve beni kendi düşüncelerime beraber bıraktı. Oturduğum yerden kalkıp masanın üzerinde duran sigarayı aldım ve dışarı çıktım. Dışarı evin aksine soğuktu lakin bunu umursamadan sigarayı dudaklarıma yaslayıp ucunu ateşledim.
Sigaradan derin bir nefes çekip bacaklarımı kendime çektim ve dumanı üfledim. Düşünceler kafamın içinde cirit atıyordu lakin bugün onu susturmaya çalıştım. Başım ağrıyor, gözlerim acıyordu. “Hava soğuk, üzerine bir şeyler almalıydın.” Duyduğum ses oturduğum yerden sıçramama neden oldu. Bir elim kalbimin üzerine giderken yanıma sessizce yaklaşan Haris’e çatık kaşlarla baktım. “Her zaman bu kadar sessiz mi yanaşırsın.”
“Belki. Bu sefer sen fazlasıyla dalgındın.” benim yanıma oturup elimdeki sigara paketini aldı ve içinden bir dal alıp dudaklarına yerleştirdiğinde bana doğru yaklaştı. Bozuntuya vermeden dudaklarının arasındaki sigarayı yaktım.
“Sigaran fazlasıyla ağır. Böyle bir sigarayı nasıl içiyorsun?”
Hafifçe omuz silkti “Sende yaşamayı seven biri olarak fazla sigara içiyorsun.”
Onun gibi hafifçe omuz silktim “Yaşadığımı hissetmeye ihtiyacım var.” Dedim kısık sesle ardından sigaramdan bir nefes daha çektim. Dumanını dışarıya bıraktığımda Mortis'in eli bileğime dolandı “Yaralarına böyle acımasızca davranırsan geç iyileşecek.” Bakışları bende değil kabuğunu söktüğüm yaramdaydı. “O kremleri ve sargıları boşuna almadım.”
Kaşlarımı çatıp bileğimi dokunuşundan kurtardım “Benim yaralarımdan sanane Mortis.” Dedim sert bir sesle. “İstersem kabuklarını parçalar kanımı akıtırım. Seni niye bu kadar ilgilendiriyor?”
“İlgilendirmiyor.” Dedi net bir sesle. “Sadece bana sağ lazımsın.” işte gerçek yüzü buydu.
“İyi o zaman yaralarım seni ilgilendirmez.”
Buz mavisi gözlerine bakarken o sigarasının dumanını dudaklarının arasından özgür bıraktı ve ceketinden bir şey çıkarıp bana uzattı. “Bunları odaları ararken buldum.” elindeki babamın ve benim günlüğüm olduğunu fark edince içim burkuldu.
“İçlerini okudun mu?” diye sordum hemen.
“Hayır. Ne kadar pislik bir adam da olsam kimsenin özelini karıştırmam.” defterleri alırken ona sorgulayıcı bir bakış attım. “Yani çoğunlukla karıştırmam.”
Kafamı iki yana sallayıp güldüm ve sigaramı söndürüp elimde tuttuğum defterlere baktım. Bu zamana kadar asla babamın günlüğünü açıp okumamıştım. Nedenini bilmiyordum belki de bu zamana kadar asla onu okumaya ihtiyaç duymamıştım ama belki bugünden sonra buna ihtiyacım olabilirdi.
Az önceki tavrım tamamen yok olmuştu “Teşekkür ederim.” ilk defa ona karşı bu kadar samimi bir şekilde konuşmuştum.
“Hadi kalk hasta olacaksın saçlarını bile kurutmamışsın.”
“Sanane.”
“Yarınki operasyondan önce hastalanmak istiyorsam buyur oturmaya devam et ama şunu da söyleyeyim hastalığından ölsen bile yarın o operasyona katılacaksın.”
“Ne operasyonu?”
“Yarın herkesle beraber öğreneceksin.” sigarasını söndürürken oturduğu yerden kalkınca bende onunla beraber kalktım. “Gerçekten kimseye güvenmiyorsun değil mi?
“Güveniyorum.” Dedi kendinden emin bir şekilde. “Ama sana güvenmiyorum ve bu yüzden kimseye planı ayrı söylemiyorum ki kapı arkalarından bizi dinleyip herşeyi öğrenme.”
“Ben kapı dinlemem Mortis. Ayrıca sana ihanet edecek falan değilim, işin ucunda kardeşim var. Onu böyle bir tehlikeye atmam.” Sana ihanet edeceğim Haris çünkü işin ucunda kardeşim var. “Ayrıca telefona da ihtiyacım var.”
“Yarın hallederiz.” dediğinde beraber içeri girdik. İçerinin sıcaklığını fark edene kadar üşüdüğümü anlamamıştım bile. “Sen benim odamda uyu.”
“Uyumam. Zaten başkasının yatağında uyumam, ben koltukta yatarım.” Dedim kahverengi koltuğa doğru ilerlerken. Günlükleri sıkıca göğsüme bastırıp koltukta cenin pozisyonu aldım ve koltuğun üzerindeki battaniyeyi üzerime örttüm.
“İstediğin kadar koltukta yat Milena sonunda yine benim yatağımda uyanacaksın.”
“Çok beklersin.”
“Beklerim.” Dediğinde gözlerimi kıstım. “Saçmaladın şuan defol git yat.” Diye tersledim. Dengesizdi bir kere önce bana gidemezsin diyor sonra da git diyordu. Önce kaba davranıyor sonra ise nazikleşiyordu. Bu adamı sadece dört gündür tanıyordum ama şimdiden bende baş ağrısına sebep oluyordu.
Bir an önce amaçlarını öğrenmeliydim ve yarın o operasyon ne pahasına olursa olsun başarılı olmalıydı.
Bu bölüm biraz durgunduk ama asıl bomba diğer bölümde. Bol bol aksiyonlu bölümlere hazır olun.
Haftaya cumartesi 15.00'da yeni bölümde tekrardan buluşalım
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar


Yorumlar
Yorum Gönder