Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
18- KAYIP
Hastaneye vardığımda üzerime tekrardan hastane kıyafetlerimi giymiş günlük ilaç serumum koluma takılmıştı. Ondon sonraki üç ay ise hep aynı seyirde ilerliyordu. Üç aydır hastanede olduğum için artık hastane kokusundan midem bulanmaya başlamıştı. Önümüzdeki ay testlerim yapılacaktı ona göre bundan sonra ilik nakli için sıraya girecektim. Tek dileğim sonuçlarım iyi gelmesiydi.
Kapımın çalmasıyla o tarafa döndüm. Kapı açıldığında Yekta elindeki poşetlerle içeri girdi. O gülümseyerek içeri girdiğinde elimdeki kağıttan Turna Kuşunu komidinin üzerine koydum. Bakışları Turna Kuşunu görünce hüzünlendi, bana döndüğünde elindeki poşeti havaya kaldırdı “Annem sana yemek yapmış onları getirdim.,”
“Aslında pek iştahım yok,” dedim kuru sesle
“Hiç itiraz etme bu yemek bitecek.” dediğinde sesi itiraz kabul etmiyorum der gibiydi. Bu yüzden daha fazla itiraz etmedim. Yekta yanıma gelip poşetin içinden yemekleri çıkartırken hepsini bir bir önüme koydu. Biraz mercimek çorbası ve pilav yedim, daha fazlasını midem almayacaktı.
“Biraz daha yemelisin,” dedi ısrarla. Kafamı iki yana salladım “Gerçekten yiyemeyceğim,” dediğimde ise daha fazla zorlamadı.
“Bir kaç ay sonra yıl sonu balosu var,” dedi beni neşelendirmek için fakat artık buna bile halim yoktu her geçen gün iyice gücümü kaybediyordum. Yine de ona kötü hissettirmemek için gülümsemeye çalıştım “Gerçekten mi o zaman bu sene mezun olacaksın.”
“Eğer dersleri geçebilirsem tabi,” diye ağzını içinden konuştu. Elimi elinin üzerine koydum “Sen geçersin, çok zeki olduğunu unutuyor gibisin,” dediğimde sadece omuz silkti.
“Sana bir şey söyleyeceğim,” sesimde tedirginlik vardı, ne tepki vereceğini bilmiyordum.
Bütün odağını bana verirken “Söyle güzelim,” dedi
“Artık psikolojik tedavi almaya başlayacağım. Çünkü düşüncelerim beni öldürüyor,” elimi şakağıma koydum “Buranın içi beni öldürüyor,” diye fısıldadım. Bir süre birşey söylemedi sadece yüzüme baktı elinin üzerindeki elimi avucunun içine alıp sıktı.
“Her kararında arkandayım, iyi olacağına inanıyorsan o zaman bir psikolog ile görüş.” sesindeki desteği hissetmek beni rahatlattı. “Yıl sonu balosuna benimle gelmeye ne dersin?” aniden sorduğu soru beni bozguna uğratırken ne diyeceğimi bilemedim.
Boğazıma bir yumru otururken rahatlamak adına yutkunmaya çalıştım fakat bunda da başarısız oldum “Bence…” sesim terddütlüydü ama yine de devam ettim “Bu iyi bir fikir olmayabilir.” elimi elinin içinden çektim ve kucağıma koyup ellerimle oynamaya başladım “Yani… biliyorsun durumum ortada muhtemelen bundan sonra tedavi bitene kadar dışarı çıkamayacağım.” konuşurken yüzüne değil ellerime bakıyordum. Neden yüzüne bakmadığımı bilmiyordum, belkide korkuyordum. Gözlerinde hayal kırıklığı görmekten korkuyordum. Belki de kendime bile itiraf edemediğim şeyleri görmekten kokuyordum.
Ellerimin üzerinde soğuk parmaklarını hissettim. Teni her zaman nasıl bu kadar soğuk olabiliyordu ?
“Sorun değil,” dediğinde sesinde anlayış vardı “Bende seninle beraber burada vakit geçiririm, zaten parti sen var güzel olurdu.” kalbim tekledi, bakışlarımı ona çevirdim.
“Kalbim bir insan olsaydı asla senin yanından ayrılmak istemezdi ve yine kalbim bir insan olsaydı sana daima sarılıp kendine saklamak isterdi,” sesim bana bile yabancı gelen bir tonda çıkmıştı. Sanki o an ben değil ruhum konuşuyordu.
Elimin üstündeki parmakları bir ressamın kalemi gibi ustalıkla tenimde daireler çizdi “Kalbim bir insan olsaydı tıpkı benim gibi yaşamak için sana muhtaç olurdu.”diye fısıldadı. Tam olarak şimdi anlıyordum. O karanlıktayken beni bulmuştu, beni ışığı olarak görmüştü fakat bilmediği bir şey vardı bundan sonra birlikte karanlığa gömülecektik. Çünkü ışık çoktan bizi terk etmişti.
****
“Evet Alin bana başvurma nedenini öğrenebilir miyim?” diye sordu yeni psikoloğum Laçin hanım. Kestane rengi saçlarına henüz yeni aklar düşmüştü, açık kahve gözleri ise bana sorgulayıcı değil anlayışla bakıyordu. Açıkçası gergindim, ilk defa yabancı birine hissettiklerimi anlatacaktım, hayır beni geren yabancı birine hislerimi anlatmak değildi beni geren şey beni yargılamasıydı.
Kendimi düşünecelerimden sıyırıp derin bir nefes aldım ve konuştum “Korkuyorum,”
“Neden korkuyorsun?”
“Herşeyden,” dedim dürüst davranarak.
Ellerini önde birleştirip gözlerimin içine baktı “Biraz açabilir misin?”
Ona neden korktuğunu söyle
“Bunu yapabileceğimden emin değilim,”
“Yapabilirsin, seni asla yargılamam tamam mı ? Sadece söyle,”
“Herşeyin sonund yalnız kalıp unutulmaktan korkuyorum,” sesimin titremesine engel olamadım “Yekta’nın bir gün karşıma çıkıp “Ben artık yapamıyorum” demesinden korkuyorum. Hiçbir şey başaramayıp ölmekten korkuyorum. İçimdeki kızın beni affetmemesineden korkuyorum.”
“Neden yalnız kalacağını düşünüyorsun peki?”
Titreyen ellerimi dizimin üzerine koyarak titremeyi engellemeye çalıştım, lanet titreyen eller ! “Çünkü hep öyleydim, küçükkende Sibel’den başka arkadaşım yoktu. Ailemin içinde de hep yalnızdım. Sonra Yekta geldi hayatıma ona karşı bir şeyler hissettim, ona bağlandım sonra korkak olduğum için onu bıraktım ona duvarlar ördüm. O gitmedi ama o kaldı fakat şimdi herşey farklı o hastanelerden nefret etmesine rağmen her gün beni görmeye geliyor benimle ilgileniyor…” durdum gözlerim şimdiden dolmaya başladı “Ama ya o artık bu durumdan bıkarsa,”
“Böyle düşünmemelisin kendin söyledin ben bıraktım o geri geldi dedin seni tekrar bırakacak olsa neden geri gelsin ki?” karşımdaki koltuktan kalkıp yanıma oturdu “Bak Alin bu durumun ne kadar yıpratıcı olduğunu biliyorum, yaşadım. Ama sonuna kadar böyle devam edemezsin, Herşeyin güzel olacağına başaracağına inanmalısın, çünkü inanmazsan o zaman baştan kaybetmişsin demektir..”
“Ama iyiye gitmediğimi hissediyorum, daha istediğim hiçbir şeyi yapmadım. Bu haksızlık değil mi? Yekta’da elinden geleni yapıyor ama görüyorum o acı çekiyor hemde en az benim kadar.” gözümden bir damla yaş düştü “Kendime o kadar zamandır kızıyorum ki, neden karşı gelmedin ailene diyorum.” kafamı iki yana salladım “Hiçbir hayalimi gerçekleştiremedim, içimdeki kız beni affetmedi, onun beni affetmesini hak etmiyorum zaten. Ben anlatabiliyor muyum ağır, çok ağır bunlar. Kimseye hesap soramıyorum, çünkü bu hiçbir şey ifade etmeyecek bana kaybettiğim yılları getirmeyecek.”
“Belki sana kaybettiğin yılları geri getirmez ama ailenle yüzleşmek kendini affetmene yardımcı olabilir.” diye öneride bulundu ama bu imkansızdı.
“Hayır,” dedim sadece
“En azından o küçük kız için bunu yapmalısın. Kendini özgür bırak hiçbir şeyin suçlusu değilsin. Bunu şimdi yapman seni güçsüz göstermez tıpkı önceden yapmadığında göstermediği gibi… Kendini olduğun gibi kabul et, kusurlarınla, güzelliğinle, çirkinliğinle, hatalarınla. Çünkü hepimiz insanız ve hata yaparız bu yalnış bir şey değil.”
O kız için yap Alin
O kız ölmek istemiyor
O kız sevilmek istiyor
O kız hayallerine ulaşmak istiyor
O kız yaşamak istiyor
****
Elimdeki kitabı dikkatli bir şekilde okurken Yekta yanıma sıkışmış kolunu omzumun üzerine atıp anlamsız bir şekilde elimdeki kitaba bakıyordu. Göz ucuyla ona baktığımda kaşlarını çattığını farkettim bunu görmezden gelerek hevesle ona döndüm “Biliyor musun 92. İndiana üniversitesinin ana kütüphanesi, mühendisler toplam kitap ağırlığını hesaplamadığı için 2.5 cm’den daha fazla dibe batmış,” dedim kitaptan okuduğum kadarıyla.
Kaşlarını havaya kaldırdı “Hadi canım!” dedi hafif sahte bir şaşkınlıkla. Ben ise heyecanla kafamı salladım “Gerçek çok ilginç değil mi?”
Gülümseyip kafasını salladı “Sen diyorsan öyle.”
“Baksana!” dedim elimle sayfayı gösterirken “Tavukların en uzun uçuş süresi on üç saniyeymiş,” bu sefer kaşlarını çatan bendim. Kitabı anında kapattım ve Yekta’ya döndüm “Hadi canım! Tavuklar uçamaz bile.” yani sanırım “Sence uçar mı aşkım?” bu sefer sorumun odağı Yekta’ydı.
Bir an dediğim şey ile afalladı ama hemen toparlandı. Beni iyice göğsüne yasladı “Sen ne dersen o aşkım,” bu kelimeyi onun ağzından duymak kulaklarıma kadar yanmama sebep olmuştu.
Çenemi göğsüne yaslayıp alttan alttan ona baktım “Aşkın mıyım gerçekten?”
Kafasını sallayıp oda başını eğdi “Aşkım, hayatım, nefesim, birtanem, güzelim herşeyimsin Nephente,” diye fısıldad. Bütün kelimlerinin tenimi aşıp kanıma, oradan da ruhuma işlediğini hissettim. Bana iyice yaklaşıp dudaklarını alnımı üzerinde durdu bir süre orada oyalandıktan sonra geri çekildi “Şimdi uyuma vakti,” dediğinde içimi gidecek diye korku kapladı ancak bu olmadı eli kafamın üzerine baskı yapıp göğsüne yatmamı sağladı “Uyuyana kadar burada olacağım Nephente. Ve uyandıktan sonra tekrardan burada olacağım.
****
Haftalarım aynı düzen içinde gidiyordu. Sabah bizimkilerle beraber oyalanıyordum akşam ise sadece Yekta ile beraberdim. Psikolog ile görüşmelerim devam ediyordu ve bugün ailemle konuşma kararı almıştım. Bu kararı almamın bir sebebi ise bugün yeni sonuçlar için kan vermiş olmamdı. Öte yandan neredeyse bir haftadır Tunç ile konuşmuyorduk, onu hiç görmemiştim, bizimkilerle konuştuktan sonra yapacağım ilk iş onu görmeye gidecek olacaktı.
Kapım çalındığında oturduğum yerde dikleştim “Gel!” dememle kapı açıldı ve anne ve babam içeri girdi. Annemin beni görür görmez gözleri doldu fakat kendini tuttu ve yanımda koltuğa oturdular. Bakışları baştan aşağı beni süzdü gözlerindeki acıyı gördüm.
Pişman mıydılar ?
“Kızım…” dedi babam. Bu kelime tozlu bir kitabın sayfası gibiydi babamın en son bana ne zaman kızım dediğini hatırlamıyorum bile.
“Evet, beni böyle görmeyi tahmin etmiyordun muhtemelen,” sesimde üzüntü, kin ya da nefret yoktu. Sadece bir şey vardı kırgınlık “Bana kalsa ben hiç sizi çağırmazdım ama psikoloğum bunun bana iyi geleceğini söyledi.” dedim düz bir sesle
“Bize niye söylemedin ? İyiye gittiğini söylemiştin bana?” diyerek araya girdi annem. Hayır bunu yapamayacaktım. Yapabilirsin Alin, sen güçlüsün.
“Niye mi söylemedim,” alayla güldüm “Hissedersin diye düşündün anneler hisseder çünkü. Çünkü hissedersin sandım”
“Ben…” sözünü kestim. Bugün konuşma sırası bendeydi.
“Sahi anne nasıl hissetmedin, gözlerimden de mi anlamadın?” hayal kırıklığı her yerdeydi. Bu sefer babama döndüm “Ne halde olduğumu görüyor musun baba? Hayır ölmekten korkmuyorum, korktuğum tek şey hayallerimi gerçekleştiremeden ölmek!” başını yere eğdi.
Hayır başını eğemezdi. Bugün değildi.
“Gözlerime bak baba!” sesim sertti “Bana bakın! Beni nasıl bir hale soktuğunuzu görün. Şu yaşıma kadar yapamadığım şeylerin hesabını başınızı eğerek mi veriyorsunuz?” artık sesim yüksek çıkıyordu.
“Özür dileriz kızım.” annem artık ağlamaya başlamştı. Artık ağlaması beni etkilemiyordu peki neden? Duygularını mı yitirdin Alin?
Başımı iki yana salladım “Özrünüz bana çocukluğumu geri getirmeyecek. Özrünün bana sizin yüzünüzden yapamadıklarımı geri getirmeyecek!” rahatlamamıştım. Bu sadece daha çok canımı yakmıştı.
“Bunu telafi edebiliriz, hastane masra-” babamın sözünü yine kestim
“İstemiyorum.” sesim net kararlıydı “Ayrıca sizi hayatım boyunca affetmeyceğim, ölsem dahi… Güle güle.” dediğimde ısrar etmediler sadece ayağı kalkıp gittiler anne çıkarken hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. BU kadarı bile bana fazla gelmişti, yatak örtüsünü üzerimden sıyırıp kolumdaki takılı olan serumla beraber odadan çıktım. Adımlarım Tunç’un odasına doğru yöneldi fakat bir sorun vardı, bir kaç hemşire kapıda duruyordu ayrıca bir kadında ordaydı, kapının önünde ağlıyordu. Saçları aynı Tunç gibiydi ona benziyordu.
Adımlarım kapının önünde durdu burada ne oluyordu ? “Ne oluyor?” diye sordum hemşirelere fakat cevap gelmedi onun yerine sadece başlarını eğip geri çekildiler.
Olamazdı.
Bu bir kabus olmalıydı
UYAN !
Yatağın üstünde yatan bedenin üzerinde bir örtü vardı “UYAN!” diye bağırdım kendi kendime. Adımlarım olduğum yerde çakılı kaldı. Ölmemişti bu o değildi, o olamazdı.
“Hayır,” kafamı delirmiş gibi iki yana salladım. Hızla odaya girdim kolumdaki serumda aynı hızla çıktı kolumdan bileklerime kadar kan damlamaya başladı ama aldırış etmedim. Şu an kalbim daha acıyordu. Kimse beni durdurmadı, tutmadı örtüyü kaldırdığımda gördüğüm görüntü gözlerimin kapanmasına sebep oldu “Hayır! Hayır! Hayır!” kafamı tekrardan iki yana salladım.
“Alin!” duyduğum ses gözlerimi açmamı sağladı. Bora, acı kahveleri korku dolu bir şekilde bana bakıyordu.
Gözyaşlarımı durduramadım “Bora ölemez o, ölmedi bu o değil Tunç değil.”
Bakışlarım Sibel’e takıldı Bora’nın arkasına duruyordu “Sibel o değil!” dedim onları inandırmak ister gibi.
“Alin,” demesiyle tekrardan Bora’ya döndüm elini bana uzattı “Hadi kardeşim gel buraya.” fakat geriledim. Yeniden yatakta yatan adama döndüm.
Oydu.
“Tunç,” dedim hıçkırıklarımın arasında “Daha doğru düzgün arkadaş bile olamadık,” ellerim onun soğuk bedeninin üzerine yerleşti ve onu sarstım “UYANMAK ZORUNDASIN!” sesim bütün hasteneyi inletiyordu “Uyan!” dudaklarımın arasında bir hıçkırık koptu “Lütfen…”
“Alin buraya gel hadi,” ellerimi bedeninden çekip Bora’ya döndüm elimle Tunç’u işaret ettim “O ölemez, onu bile öldürdüyse ben nasıl yeneyim onu?”
Ölecektim. Bende ölecektim.
“Ölmeyeceksin!” diyen sesi netti “Hadi güzelim gel seni odana götürelim,” onu duymazlıktan geldim. Yekta neredeydi ? Oda mı beni bırakmıştı . Bırakmazı o bırakmazdı beni.
“Yekta nerede? Oda mı bıraktı beni? Oda mı gitti?” ağlamam daha da şiddetlendi. Gitmişti. Beni bırakmıştı. Kahretsin.
“Hayır bırakmadı! O gelecek,” yalan söylüyordu. Bakışlarım hızla etrafta gezindi, yanımdaki komidinde duran makası elime aldım ve keskin tarafını sağ bileğime yasladım. Zaten ölecektim, sadece erken olacaktı. Yekta gitmişt, Tunç gitmişti, annem gitmişti, babam gitmişti. Kimsesiz kalmıştım onların yanına gitmeliydim.
“Alin dur güzelim sakın böyle bir şey yapma!” Bora korkuyla ileri atılırken Sibel çığlık attı, ben ise geri çekildim.
“Gelme!” dedim buğulu gözlerle ona bakarken “Herkes gitti, ben burada kalamam,” bitecekti canım acımayacaktı, birden bitecekti.
“Alin lütfen,” Sibel’in yalvaran sesi kulaklarıma ilişti fakat şu anda her şey anlamsızdı. Gitme zamanım gelmişti.
Bir anda olacak ve bitecek
Makasın ucunu iyice bileğime yasladım “ALİN!” tanıdık olan sesi duyunca bakışlarım karşıyı buldu ve kehribarlar ile karşılaştım. Makas titreyen ellerimden yere düştü. Gitmemişti.
Hızlı adımlarla benim dibimde bitince daha şiddetli ağlamaya başladım “Gitmemişsin,” dedim.
Keskin bakışları benimkilere kenetliyken yüzümü ellerinin arasına aldı ve beni öptü. Öpüşü uzun değildi sert ve kısaydı anlıktı. Ardından alnını alnıma yasladı “Seni asla bırakıp gitmem,”
Baş parmağı akan gözyaşlarımın üzerinde engel oldu “Asla mı?” diye sordum güçsüz bir şekilde. Alnını daha sert alınma yasladı ve gözlerini kapatıp sert bir nefes aldı “Asla!”
Selamünaleyküm ballarım umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Bir sonraki bölüme kadar Allah’a emanet olun
Sizi çok seviyorum kocaman öpüyorum
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder