Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
C.AKOR 4
“Hayal kırıklığı bir makine değil ki tamir edebilesin….”
Kaş II - Yüzyüzeyken Konuşuruz
Keşke - Yalın
İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
KAZADAN 85 GÜN ÖNCE
Herkesin hayatında dönüm noktası olan bir dönem olurdu. Benim dönüm noktam galiba Çınar Alp ile tanışmaktı. Öyle ki şu beş gün asla gelmek bilmemişti.
Onunla üç kere çalıştığım kafenin önünde görüşsek de salı gününü iple çekmiştim. Ve sonunda o gün gelmişti.
İlk randevum.
Üzerimde siyah bir kot onun üzerinde ise beyaz, kırmızı kalpli bir kazak vardı. İlk randevum için basit mi kaçıyordu acaba? Daha farklı bir şey mi giyseydim?
Sıkıntı ile oflayarak telefonuma uzandım ve hemen Semina’yı aradım. Semina ilk çalışta hemen telefonu açtı ve onu uykudan uyandırmış olmalıydım ki bir gözü hala kapalıydı.
“Hazan inşallah bu saatte aramanın çok iyi bir nedeni vardır?” dedi huysuz bir sesle.
“Saat neredeyse öğlen oldu Semina, ayrıca evet çok önemli.” telefonu komidinin üzerine koyup geri çekildim ve kıyafetlerimi gösterdim. “Nasıl olmuş?” diye sordum gergin bir sesle.
Semina’nın gözleri fal taşı gibi açılırken uykusundan anında ayıldı ve yattığı yerden kalkıp bana baktı. “Sence çok mu sade?” o cevap vermedikçe daha da geriliyordum. “Semina!” dedim yüksek sesle. “Bir şey söylesene!?”
“Kızım dur ya beyin fonksiyonlarımı kaybettim şuan!” diye isyan etti oda benim gibi. “Harika olmuşsun, yani ne diyebilirim ki tamamen benim arkadaşımsın,”
“Çok kötüsün,” diye uğraştım onunla.
“Buluşmanıza kaç saat kaldı?”
Kalbim yine heyecanla kasıldı “Üç saat,” sıkıntılı bir şekilde yatağa oturduğumda Karamel hemen kucağıma çıktı. “Semina ben galiba iyi değilim. Böyle kalbim çok kötü atıyor, panik atak geçireceğim sanki. Elim ayağım titriyor.”
“Biz ona heyecan diyoruz canım,” sesindeki muzırlık çok belli oluyordu. “Ayrıca çok heyecan yapma ve ilaçlarını da almayı unutma,” dediğinde kafamı hızla salladım.
“Tamam,”
“Herşey güzel geçecek.”
“Biliyorum.” dedim içimdeki sıkıntıyı gidermek için. Semina ile vedalaşıp telefonu kapattığımda kendimi yatağa attım ve tavanı izlemeye başladım.
“Bugün içimde kötü bir his var Karamel,” kedimin başını okşamaya başladım. “Sadece kuruntu yapıyorum değil mi?” buna karşılık sadece miyavladı. Bu bir onaydı.
Bir süre sonra telefonuma gelen bildirim ile yattığım yerden kalktım ve ondan gelen mesajı görünce elim ayağım birbirine girdi.
Beni bu kadar kolay etkilemesi adil değildi.
Alt tarafı bir mesaj Hazan.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; Hazır mısın?
Hazan ; Evet. Birazdan evden çıkacağım.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; Seni bekliyor olacağım.
Yüzümde aptal bir sırıtış ile mesajı beğendim. Karamelin başını üzerini öptükten sonra krem rengi kabanımı aldım ve odadan çıktım. “Anne ben çıkıyorum!” diye seslendim oturma odasına doğru.
Annem oturduğu yerden kalkıp bana doğru ilerledi. Yüzünde her zamanki gibi memnuniyetsiz tavrı ama buna alışık olduğum için umursamadım. Beni baştan aşağı süzdüğünde burnunu kışkırttı “Bu halde nereye gidiyorsun?”
“Çınar Alp ile buluşacağım. Bahar şenliği organizasyonu için.” diye açıklamada bulundum.
“Bu kılıkta onu etkileyemezsin,”
“Ne!” bir anda sesim yükseldi. Bana bir erkeği etkilemeye çalıştığımı söylüyordu. Hayır bunu iyikle değil bunu iğneleyerek söylüyordu. Bunun canımı yakmasına izin vermedim, bugün değil. “İnan böyle bir şey için çabalamıyorum. Şimdi izin verirsen gitmem lazım,” başka bir şey söylemesine izin vermeden spor ayakkabılarımı giyip evden çıktım.
Sorun yok dedim kendi kendime. Bugün güzel bir gün, senin için özel bir gün Hazan. Bugün sorun olmayacak.
Yol boyunca bunu kendime söyleyip durmaya devam ettim. Kafenin olduğu yere iki sokak kaldığında çalan telefonuma bakacakken karşımda gördüğüm şey ile kalbim sıkıştı.
Hayır sıkışmadı kalbim sakin durmaya başladı. Babam karşımdaydı ve yanında başka bir kadın vardı. Kadının elini tutuyor, onun saçlarını geri itiyordu.
Babam o kadına gülüyordu, bize bir güzel sözü bile çok gören adam ona gülüyordu. Bakışları karşısına döndüğünde gözleri beni buldu, yüzündeki gülümseme silinirken benim elim kalbimdeydi.
Hala orada mı diye bakma gereği duydum. Nefes alışlarım hızlandığında babam bana doğru bir adım attı ancak diğer elimi gelmemesi için öne uzattım.
Titreyen dizlerimde nasıl güç buldum bilmiyorum ama hızla arkamı dönüp koşmaya başladığımda sanki dünya dönüyor yer ayaklarımın altından kayıyordu.
“Sorun yok,” diye kendimi sakinleştirmeye çalıştım. “İyisin Hazan,” değildim. Gözlerimden yaşlar birer birer akmaya başlarken birinin bedenine çarptım.
“Hanımefendi iyi misiniz?” diyen uğultulu bir ses duydum.
Nefes alamadığımı hissettim, sanki kalbim duruyordu o kadar sıkıştı ki öleceğim sandım. “Hastane,” diyebildim hırıltılı bir sesle.
Gözlerim geriye kaydığında altımdaki yerde yok oldu.
🎸
Pıt… Pıt… Pıt..
Duyduğum tek ses buydu. Gözlerimi açmak yerine daha da sıkı yumdum. Ardından aklıma gelen şey ile hızla gözlerimi açtım ve yattığım yerden kalkmaya çalıştım
“Abla!” duyduğum endişeli sesin sahibi ellerini omzuma koydu ve beni yatağa hafifçe geri itti.
“Eren,” çatlamış sesim ile beraber bakışlarımı onun telaşlı gözlerine çevirdim. Gözleri kıpkırmızıydı, çenesi hala titriyordu.
“İyi misin?”
“Neredeyim?”
“Hastanedesin, panik atak geçirmişsin. Anne ve babama ulaşamayınca beni aradılar. Bende hemen geldim,” ardından bakışlarını kaçırdı “Annem ve babam bir davete katılması gerekiyormuş. O yüzden sonra gelecekler.”
Babamın annemi aldatmasını görmem mi daha kötüydü, yoksa onların kızları yerine bir daveti tercih etmeleri mi bilmiyordum.
“Saat kaç?”
“Yedi,” dediğinde gözlerimi acıyla kapattım. Randevuyu kaçırmıştım. “Allah aşkına abla ne oldu birden?”
Gözlerimi açtığımda gözümden bir damla yaş geriye doğru kaydı “İlacımı almamışım.” diye yalan söyledim. Ona bu gerçeği söyleyemezdim. “Telefonum nerede?”
Hızla geri çekilip telefonumu bana getirdi. “Kapanmıştı bende şarja taktım. Ayrıca Çınar Alp diye birinden bir sürü mesaj ve arama var.”
“Ona haber verdin mi?”
Kafasını iki yana salladı “Hayır telefonu açınca gördüm.”
“Eren sen git.” dedim ses tonumu iyi tutmaya özen göstererek. “Benim başımda bekleme,”
“Saçmalama abla,” dedi hızla. “Kalacağım.”
“Eren…”
“Hayır kalacağım. Bir kerede ben senin yanında olayım.” daha fazla itiraz etmeye gücüm olmadığı için sadece elimdeki telefona baktım. Bir sürü mesaj ver arama vardı ve bunların çoğu Çınar Alp’indi.
Çınar Alp ( Sesi güzel adam) ; Ben geldim. Gerçi biraz erken ama olsun. 15.00
Çınar Alp (Sesi güzel adam ) ; Yarım saat oldu hala yoksun bir işin mi çıktı. 15.30
Çınar Alp (Sesi güzel adam) ; Telefonlarımı da açmıyorsun bir sorun mu var? 16.00
Çınar Alp (Sesi güzel adam) ; Evine geleceğim ama zor duruma düşersin diye gelemiyorum. Lütfen bana dön. 17.30
Çınar Alp (Sesi güzel adam ) ; Bekliyorum merak etme.18.00
Ardından titreyen ellerim ile ses kaydına dokundum. “Selam. Aslında ne diyeceğimi bilmiyorum, umarım iyisindir. Senin için endişeleniyorum ve hala seni bekliyorum. Evine kadar gitmek istedim ama gelirsen ve beni bulamazsın diye olduğum yerden ayrılmadım. Lütfen bana geri dön.” 18.30
Onu orada saatlerce bırakmak canımı çok yaktı. Saatlerdir orada beni bekliyor olma düşüncesi onun adına benim kalbimi kırdı. Yanlış anlayacaktı oysa ona koşarak geliyordum.
Hiç vakit kaybetmeden onun numarasını tuşladım ve telefon anında açıldı. “Hazan!” karşıdan duyulan telaşlı sesi duyunca kalbim sıkıştı.
Bakışlarım göz ucuyla Eren’e kaydı, koltukta iki büklüm olmuş bir şekilde uyuyordu. “Çınar Alp…” sesim titrek çıkmıştı.
“Sen iyi misin? Neden gelmedin? Telefonlarımı da açmadın!?” bir an durup derin bir nefes aldı “Hazan bana cevap ver lütfen.”
“Ben hastanedeyim.”
“Ne!? Ne oldu?” o kadar telaşlıydı ki sözümü bitirmeme bile izin vermeden konuşmaya devam etti “Ne olduğunu boşver bana hangi hastanede olduğunu söyle! Seni görmeden rahat edemeyeceğim.”
“Çınar Alp…”
“Bana hangi hastanede olduğunu söyle,” adeta sesi yalvarır gibi çıkmıştı. Beni bu kadar az bir sürede tanımasına rağmen bu kadar endişelenmesi karşısında nutkum tutulmuştu.
Hastanenin ismini söyledikten sonra telefon açık durmaya devam etti “Kapatma,” dedi Çınar Alp.
“Peki,” dudaklarımı birbirine bastırıp oturduğum yerden koluma takılan serum ile beraber ayağı kalktım. Hastane elbisesinin dışında kalan bacaklarım hemen üşüdü ama bunu umursamadım.
Eren’e endişelenmemesi için kısa bir not bıraktıktan sonra odadan çıktım. Telefonda hala Çınar Alp’ın hızlı nefeslerini duyuyordum “Şu trafiği açın!” diye bağırırken onu ilk defa böyle sinirli bir ses ile duyduğumu fark ettim. “Sikeyim!”
“Çınar Alp…” diye mırıldandım varlığımı belli etmek istercesine.
Derin bir nefes alıp verdi. “Özür dilerim. Ben bir an kendimi kaybettim.”
Kafamı sallayıp tebessüm ettim sanki bunu görecekmiş gibi “Sorun değil. Ben iyiyim gelmek için acele etme.” desemde benim sözümü dinleyeceğinden emin değildim.
“Neredesin?” diye sordu dakikalar sonra telaşla.
“Kafeterya.” birkaç dakika sonra kafeteryanın kapısından kulağında telefon ile saçı başı dağılmış bir şekilde telaşlı gözler ile duran Çınar Alp’i gördüm.
“Karşındayım.” dediğim an bakışları benimkini buldu. Bir saniye bile beklemeden bana doğru koşarken beni hızla göğsüne çekti ve sıkı sıkı sarıldı.
Diğer kolumda serum takılı olduğu için sadece tek kolumu güçsüzce ona doladım. “İyi misin? Ne oldu?” geriye çekilip beni baştan aşağı süzdü, bakışları kolumdaki seruma takıldığında yüzünü acı çekiyormuş gibi buruşturdu.
“İyiyim.” dedim sandalyelerden birine otururken. Oda hemen yanımdaki sandalyeye oturdu. “Endişlenecek birşey yok, sadece panik atak ilaçlarımı almayı unutmuşum,” ona bakmak yerine bakışlarımı ellerime çevirdim. “Bütün günümüzü mahvettim.”
“Gün hala bitmedi,” demesiyle kafamı kaldırıp şaşkın gözlerle ona döndüm. “Burada da oturabiliriz.”
“Burası bir hastane kafesi.”
“Yani ne olmuş? Bizde ilk randevumuzu burada yaparız.” tekrardan kafamı kaldırıp ona baktım. “Çok mu bekledin?” diye sordum bu sefer.
Dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu “Sorun değil, önemli olan senin iyi olman.” oturduğu yerden kalktı “Ben bir şeyler alıp geleyim. Ne istersin?”
“Çay,”
“Hemen geliyorum.” dedikten sonra büfeye doğru ilerledi. Onun arkasından bakarken içim sıcacık oldu. Dakikalar sonra geri geldi elindekileri önümüzdeki masaya koydu ardından üzerindeki ceketi çıkarıp açıkta kalan üşüyen bacaklarıma koydu ve yanıma oturdu. “Üşüme,” dedi ceketi kastederek.
“Teşekkür ederim,” dedim mahcup bir sesle. “Bu sefer de sen üşüyeceksin.”
Hemen karşı geldi “Üşümem. Sen beni merak etme.” kafamı salladım usulca. Tepsideki karton bardağı elime aldım ve sıcak çaydan birkaç yudum aldım.
“Ne zaman çıkacaksın? Doktor ne söyledi?”
“Yarına çıkarım herhalde bugün doktor ile konuşamadım yarın görüşeceğiz.” bakışlarımı ondan başka her yerde dolaştırıyordum çünkü hala ona karşı mahcup hissediyordum.
“Gerçekten iyi olduğuna emin misin?” diye sorması gözlerimin tekrardan dolmasına sebep oldu.
Kafamı salladım sadece, sanki konuşsam ağlamaya başlayacakmış gibi hissediyordum. “Hazan,” eliyle çenemin kenarını tuttu ve onun yüzüne bakmamı sağladı. “Ne oldu?” gözleri benim dolmuş gözlerimdeydi.
“Kolum acıyor,” dedim dudaklarımı büzerek. “Bulamıyorlar zaten damarımı o yüzden çok acıyor,”
Kaşları anında çatılırken serum takılı koluma baktı. “Çok mu acıyor?” dedi onaylamamı ister gibi.
Kafamı salladım “Çok acıyor,” dedikten sonra burnumu çektim ve dolan gözlerimi elimin tersiyle sildim.
“Havada tutma daha da acır,” yanımdan kalkıp masanın etrafını dolandı daha sonra diğer tarafıma oturup kolumu tuttu. “Bacağımın üzerine koy biraz yüksekte dursun.”
“Çınar Alp…” dedim şaşkınlıkla.
“Koy bir şey olmaz,” diye ısrar edince ona uydum ve kolumu onun bacağının üzerine koydum. “Şimdi daha iyi mi?”
“İyi.”
“Güzel,”
Bir süre ikimizde sessiz kaldık. “Refakatçin yok mu?” diye sorarak sessizliği bozdu Çınar Alp.
Bu soru istemsizce kasılmama neden olurken oturduğum yerde hafifçe kıpırdandım. “Var,” diye mırıldandım. “Kardeşim burada.” daha fazlasını söylemek istemedim ve oda beni buna zorlamadı.
“Sence bir insan sevdiği için birini affedebilir mi?” diye sordum. Bunu neden sorduğumu açıkçası bende bilmiyordum sadece daha fazla zamanımız olsun istiyordum.
“Ne yaptığına bağlı, eğer küçük bir hata ise affeder ama her hatayı da affedemez,” o konuşurken baş parmağı da serum takılı kolumda yukarı aşağı gidip geliyor, gıdıklanmama sebep oluyordu.
Dudaklarımdan küçük bir kıkırtı kaçtığı “Gıdıklandım,” diyerek açıklama yapma gereği duydum. Çınar Alp neredeyse hipnoz olmuş bir şekilde gülüşüme bakıyordu.
✈️
ÇINAR ALP SANCAR
Bir insanın gülüşü yaşam gibi hissettirebilir miydi?
Onun gülüşü böyle hissettiriyordu, Hazan’ın kadife gibi sesi tam olarak yaşam gibi hissettiriyordu.
Elini yüzümün önünde sallamasıyla bakışlarımı gülüşünden çekmek zorunda kaldım “Niye öyle bakıyorsun?” diye sordu tatlı sesiyle.
Kalbimin atışını hızlandırıyorsun.
“Gülüşün,” dedim onun yerine. “çok güzel.” yüzünün rengi anında değiştiğinde kafasını utanarak öne eğdi.
“Artık odaya gitsem iyi olur.”
Ne kadar onunla daha fazla vakit geçirmek istesemde artık Hazan’ın dinlenmesi gerekiyordu. Aklıma onun burada olduğunu öğrendiğim zaman geldi. Daha yeni olmasına rağmen sanki yıllar olmuş gibiydi.
Telaştan kaç kırmızı lambadan geçtiğimi dahi hatırlamıyordu. Artık bunların önemi de yoktu, Hazan buradaydı ve iyiydi. İşte asıl önemli olan buydu. Onun iyi olması.
Oturduğu yerden kalkmadan önce hastane elbisesinin açıkta bıraktığı bacaklarına örttüğüm ceketimi bana uzattı. Ondan önce oturduğum yerden kalkıp ona elimi uzattım ve kalkması için destek verdim.
“Kendim gidebilirim,” dedi ancak buna izin vermeyeceğimi bilmesi gerekiyordu.
“Hayatta olmaz,” diyerek reddettim. “Senin odaya sağ salim girdiğini görmeden olmaz.” dudaklarını itiraz etmek için açtı ancak sonrasında kararlı bakışlarımı görüp kafasını salladı.
“Sana neden hep Çınar Alp diyorum biliyor musun?” diyerek bana döndüğünde kafamı yana eğdim. Hayatım boyunca bana kimse iki ismim ile seslenmezdi ama Hazan özellikle her zaman iki ismimle sesleniyordu.
Omuz silktim “Bilmem ismim Çınar Alp olduğu için olabilir mi?” dedim alayla.
Bana göz ucuyla bakıp kafasını iki yana salladı “Hayır. Sana iki adınla da sesleniyorum çünkü hem Çınar gibi sağlam hemde Alp gibi cesur ve kahramansın.” sözleri buz tutmuş yüreğimi alevlendirdi.
Ah Hazan bana ne yaptığını görüyor musun? İçimdeki buzları eritiyorsun.
“Yani sana göre sağlam, cesur ve kahramanım öyle mi?” diye sordum utanacağını bildiğim halde.
“Bilerek yapıyorsun!” dedi sahte bir kızgınlıkla ve ben bu haline bile hayran oldum. Üzerine giydiği hastane elbisesinin içinde bile küçücük kalıyodu ve bu haliyle bile göz alıcıydı.
“Ne yapıyorum?” diyerek bilmezlikten geldim.
“Beni utandırıyorsun!”
“Asla,”
Kafasını iki yana salladı “Oyuncu,” dedi gıcıklık yapmak için ama şuan sadece onun yüzünü ellerimin arasına alıp yüzüne sayısız öpücük kondurmak istemem sebep oluyordu.
“Az önce kahramanındım.”
Uzamaya başlamış kısa saçlarını yana savurdu “Artık değilsin,”
“Yani önceden öyleydim,” gözleri fal taşı gibi açılırken şaşkınlıktan bir şey diyemedi. “Şaka yapıyorum,” dedim onun bu haline daha fazla dayanamayarak.
“Gerçekten kötüsün!” odanın önüne geldiğimizde Hazan kapıyı açtı. “Eren!” sesi telaşla çıkarken onu kolundan tutup bir adım arkama aldım.
İçerideki adam Eren’in yakasını tutmuş bir şekilde duruyordu. Biz gelince hemen geri çekildi ancak Hazan’ın bakışları hala Eren’deydi.
Burada ne haltlar dönüyordu!?
“Ne oluyor burada?” diye sordum sert bir sesle.
“Hiçbir şey,” dedi az önce Eren’in yakasını tutan adam. “Sadece konuşuyorduk.”
“Onun yakasını tutarak mı!?” sinirden ya da korkudan sesi titremişti. Neden olduğunun önemi yoktu, onun sesinin titremesinden nefret etmiştim.
“Abla sorun yok,” dedi Eren yakasını düzeltip. Yanındaki adama tedirgin bir bakış attıktan sonra kafasını salladı. Adam daha fazla bir şey söylemeden odadan çıktığında Hazan hiç vakit kaybetmeden kardeşine koştu ve tek kolunu ona dolayıp kardeşini kendine çekti.
“İyi misin?” telaşla geri çekilip Eren’i süzdü. “Kimdi o adam Eren?”
“Önemli biri değil,” dedi umursamaz bir şekilde Eren.
“Emin misin?” diyerek araya giren bendim. Eren’in kaşları anında çatılırken bana baktı.
“Sen kimsin?”
“Çınar,”
“Çınar Alp,” ikimizde aynı anda konuşurken Hazan hemen konuşmaya başladı. “Biz…Şenlik için geldi buraya. Bugün onunla buluşacaktık ama biliyorsun ben panik atak geçirince merak etmiş gelmiş sağolsun.”
Eren kafasını salladı “Annemler bugün gelmeyecekmiş,” dediğinde Hazan’ın göz bebekleri titredi ancak hemen kendini toparlayıp kafasını salladı.
“Sorun değil sen burdasın ya yeter,”
“Ab–”
“Bana bir su alır mısın?” diyerek hemen Eren’in sözünü kesti. Eren kafasını sallayıp odadan çıkarken bana döndü ve hafife gülümsedi. “Teşekkür ederim, her şey için.”
“Teşekkür etme, bunu istediğim için yapıyorum.”
Kafasını salladığında geriye doğru adımladım “Ben gideyim artık,” dediğimde yine kafasını salladı.
“Çınar Alp,”
“Hm,”
“Bence bu tam bir randevu sayılmaz bunun telafisini yapalım.”
Umarım okurken keyif almışsınızdır
Haftaya bölümde tekrardan
buluşalım
Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep
sizinle
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

BU NASIL BİR YETENEK KIZIMMMM
YanıtlaSil