Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

C.AKOR 13

 



“Gece saçlı kız küsmüş yine herkese.

Kimse görmemiş onun kırıklarını.

Saklamış yine içine atmış.

Hazan vakti gözlerinden yaşlar akıyor, yağmur yağıyor

söyle yoksa şehirde mi artık senin için ağlıyor.”


I Found - Amber Run

Deva Bize Sevişler - Yalın


İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım



Gecenin sonunda daha fazla konuşmazken Çınar Alp beni eve bıraktı ve onunla sadece bakışlarla vedalaştık. Eve girdiğimde annemin beni beklediğini gördüm.


“Hazan saat sekizi geçti,” dedi hoşnutsuz bir sesle. Şenlik gününden bu yana asla konuşmamıştık ve şimdi ise yine beni azarlıyordu. İnsan bir kez bile pişman olmaz mıydı? Bir kez bile memnun olmaz mıydı?


“Haber vermiştim, ders çalıştıktan sonra Çınar Alp beni eve bıraktı.” dedim normal tutmaya çalıştığım sesimle oysa kırgındım. Bir kere bana sarılsa benden özür dilese affederdim bütün kırgınlıklarımı sineye çekerdim ama işte hiçbir şey benim umduğum gibi olmuyordu. 


“Haber vermen bir şeyi değiştirmiyor Hazan. Saat geç oldu ve sen artık çok değiştin, çok sorumsuz bir kız olmaya başladın. Bu Çın-”


“Hayır,” diye karşı çıktım hemen. “Bunun Çınar Alp ile alakası yok. Bu tamamen benimle ilgili,”


“Her neyse asıl söyleyeceğim şey artık gitar derslerine gitmeyecek olman. Babanla ortak bir karar verdik, artık gitmeni istemiyoruz.” dedi annem. 


Hayal kırıklığı üzerime öyle çığ gibi yuvarlandı ki ne diyeceğimi bilemedim. “Bunu yapamazsınız,” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. “Kendim için yaptığım tek şey buydu. Gitar çalmak ve ders vermek. Derslerimi bile etkilemiyor. Bunu yapamazsınız.”


“Geçen gün olan olaydan sonra böyle uygun gördük,” yine şenlikten bahsediyor bu konuda beni suçluyordu. Midem bulanmaya başlamıştı, nefeslerim sıkılaştı.


Hayır bunun olmasına izin veremezdim, elimde kalan tek hayalimi de öylece bırakamazdım. 


“Peki ya ben?” sesim artık yükselmişti. “Ben anne ben! Benim bir söz hakkım yok mu hayatımda!” 


“Bana sesini yükseltme Hazan,”


Sesini kıs Hazan.

Büyü Hazan.

Kendine gel Hazan.

Sorumluluk al Hazan.

Sen yanlış anladın Hazan.


“Anne ben nefes alamıyorum!” yanaklarımdan akan yaşları durdurmak için bir hamlede bulunmadım. “Anne dayanamıyorum! Anne görmüyor musun! Anne beni gör ne olur! Beni görün! Ya kendim için yaptığım tek şey bu, küçüklüğümden beri istediğim tek şey gitar çalmak. Bunu bile bana çok mu görüyorsunuz?” dizlerimin üzerine çöktüğümde artık bunun benim patlama noktam olduğunu biliyordum. 


Omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladığımda yere bakıyordum. “Ben sizin çocuğunuz değil miyim? Neden hep kolumu kanadımı kırıyorsunuz? Neden bir kere olsun yanımda olmuyorsunuz? Ne dediyseniz yaptım, sesimi çıkarmadım. Daha ne yapmam lazım?”


“Hazan…” annemin sesi ilk defa titriyordu. 


Elim göğsümün üzerine gitti, dizlerimin üzerinde de olsam sanki oda dönüyordu. “Abla?” 


“Eren koş ablanın ilacını getir!” diyen sesini duydum babamın. Omzuma dokunan ellerini hissettim. “Hazan kızım bana bak,” babamın sesi telaşlıydı.


Yaşlı gözlerime rağmen geri çekilmeye çalıştım. “İstemiyorum.” dedim hırıltıyla. Nefes alamıyordum. “Bırak istemiyorum!” canım yanıyordu artık kendimi toparlayamıyordum. “Bir tek gitarım vardı, şarkılarım vardı. Onu da almak istiyorsunuz! Hiçbir şeyim kalmadı!”


“Abla.” Artık karşımda Eren vardı, babam geri çekilmişti.  “Nefes al, sana ilacını vereceğim.”


“Gitmek istiyorum,” dedim sadece. Gitmek istiyorum, Çınar Alp’i istiyorum. Kötü olmasına rağmen bencilce sadece onu istiyordum.


“Ne diyor bu kız Cevahir?” dedi annem telaşla.


“Gitmek istiyorum,” diye yeniledim.


“Hazan kızım,” babamın sesi daha da midemi bulandırdı. Annemi aldatan babam. Çocuklarına şefkat gösteremeyen babam.


Düştüğüm yerden zorlukla kalkmaya çalışırken Eren bana yardım etti. “Eren çıkar beni evden,”


“Hazan nereye gideceksin bu saatte?” 


Babama döndü yaşlı bakışlarım. “Nefes alabileceğim bir yere,” dedim sadece. Elimde çantam gözümde yaşlarla bir kez daha bakmadan evden çıktığımda Eren’in sesini duydum. Hemen peşimden geliyordu. “Abla nereye gidiyorsun?” 


Yaşlı bakışlarım ona döndüğünde hafifçe gülümsedim ardında kollarım sıkı sıkı ona dolandı. “Yarın geleceğim Eren’im ama nefes almam lazım. Söz yarın geleceğim, seni hiç bırakır mıyım?” bırakamazdım. Bu evde kalma sebebim oydu ben onu asla bırakamazdım. 


Geri çekilirken yine gülümsedim ama içim kan ağladı. “Çınar Alp’e gidiyorum. Onun yanında güvende olacağım.” Arkamı döndüğümde yürümeye başladım. Taksiye binebilirdim ama bunu yapmadım, ağlaya ağlaya Çınar Alp’in evine doğru yürüdüm. O beni teselli etsin kollarının arasında sakinleştirsin istedim.


Bir kaç kez sendeledim düşecek gibi oldum ama hemen toparladım. Çınar Alp’in oturduğu binanın önünde durduğumda onu gördüm. Kaldırıma oturmuş sigara içiyordu, başında siyah bir şapka vardı ve benim yanımda olduğundan daha da farklıydı. 


Daha kasvetli, daha karamsardı. Oysa benim yanımda hep güler, enerjiyle dolu olurdu. 


Onu görünce yaşlarım daha da şiddetli akmaya başlarken dudaklarımdan sesli bir bir hıçkırık kaçtı ve Çınar Alp kafasını kaldırdığında altı belki yedi adımlık mesafede beni gördü. 


Elindeki sigarayı yere atarken aynı hızla oturduğu yerden kalktı ve bir çırpıda dibimde bitti. “Hazan, ne oldu güzelim?” yüzümü çoktan ellerinin arasına almıştı bile. “Daha yeni sigara içtim sarılamam sana. Ne oldu söyle bana?”


Dudaklarımdan tekrardan sesli bir hıçkırık kaçarken onun gözlerine bakmaya devam ettim. “Sarıl bana.” dedim sadece. Sarılırsa geçerdi, o sarılsa hep geçerdi. 


Aramızdaki o kısa mesafeyi de kapatıp kollarını bana doladı. Kollarımı ona dolayamayacak kadar kötü durumda olduğumdan sadece yüzümü onun hırkasına gömdüm. Burnuma sigara ile karışık parfümünün kokusu geldi ama aldırmadım.


Öyle sesli haykıra haykıra ağladım ki bütün sokak inlemiş bile olabilirdi. “Hazan,” sesinde çaresizlik vardı. “Söyle bana ne oldu? Kim bu kadar yıktı seni?”


Hangi birini söylemem gerekiyordu. Kaç masadan kendi kırıklarımı da toplayarak kalmış hayatıma öylece devam etmiştim? Yirmi yaşındaydım ama o kadar uzun zamandır kendi kendimi topluyordum ki yaşımın, geçen ömrümün bir önemi yoktu.


“Kendi kendimi toparlamaktan yoruldum,” diyebildim hıçkırıklarımın arasında. “Sürekli kendi kırıklarımı alıp oturduğum o masadan kalkmaktan bıktım. Kıranın beni arkasında bırakmasından yoruldum.”


“Ben burdayım, seni toparlamak için daima buradayım.” cevap vermek yerine kafamı bir kaç kez alnına vurdum. 


“Eve gitmek istemiyorum. Nefes almak istiyorum.” 


“Gel içeri geçelim,” dedi beni bırakmadan. “Bacaklarını belime dolayabilir misin?”


Alnımı göğsünden çekip alttan ona baktığımda yaşlar akmaya devam ediyordum. “Beni kucağına mı alacaksın?” 


Bu durumda bile soru soruşum onu keyiflendirmiş olacak ki dudağının kenarı kıvrıldı. “Alacağım. Eğer izin verirsen,”


Anında bakışlarımı kaçırdım. “Ağırım ben.” Eli çenemin altına yerleştiği sırada tekrardan ona bakmamı sağladı. Kafasını eğip yüzlerimizi eşitledi. Yüzümdeki yaşları silip burnumun üzerinden öptü. “Ağlama artık Hazan Güneşi,” dedi içi gider gibi. “Ayrıca bil diye söylüyorum benim günlük ağırlığım kadar bile değilsin.” 


Elleri belime yerleştiğinde artık itiraz hakkım olmadığını anladığımda daha fazla direnmeden bacaklarımı Çınar Alp’in beline doladım. Boynuna da sıkı sıkı sarılırken kafamı omzuna yaslamıştım.  


Artık beni de toparlamak isteyen biri vardı.


Bu düşünce tekrardan ağlamama neden oldu fakat bu kez gözyaşlarım sessiz sessiz akıyordu. Arada dudaklarımdan içli nefesler dökülüyor, burnumu çekiyordum. 


Eve girdiğimizde bacaklarımı doladığım belinden çözdüm ve Çınar Alp beni kucağından indirip serbest bıraktı. Babetlerimi çıkardıktan sonra sıkı sıkıya tuttuğum çantamla küçük oturma odasındaki koltuğa ilerledim. 


“Nil arada buraya gelip kalıyor onun pijamalarından getireyim sana. Daha rahat edersin.” dedi Çınar Alp.


Başım eğikken kafamı salladım. Yerdeki halının desenlerini inceliyordum ama ağlama hissi hala oradaydı. Çınar Alp pembe bir pijama takımıyla odaya tekrardan girdiğinde çantamı kenara koyup ayağı kalktım. 


“Bunlar sanırım sana olur. Benim odamda giyinebilirsin” 


Elindeki pijamaları alıp ona bakmaktan çekinerek kafamı salladım. “Teşekkür ederim.” Dedikten sonra onun odasına girip üzerimdekilerden kurtuldum. Odadan çıkacağım sırada açık olan dolabında asılı olan gömleği gördüm. Benim kolundan öptüğüm lacivert gömlekti ve ruj izi hala orada duruyordu, biraz bile solmamıştı. Yıkamamıştı. 


Tekrardan ağlamaya başladım ama bu sefer değer görmenin verdiği bir histi bu. Hayatınız boyunca hiç biri tarafından size değer verildiğini hissetmedeyiseniz size verilen en küçük bir değerde içinizin ağlama hissiyle dolması normaldir. 


Kapı birkaç tıklatıldığında gözlerim buğululu görüyordu. Kapıyı açtığımda Çınar Alp’in telaşlı bakışlarını gördüm. “Lacivert gömleğini yıkamamışsın,” artık ağlamayı kesmem gerekiyordu ama yapamıyordum. 


“Senin benim için bıraktığım bir izi silme ihtimalim var mı?” öyle bir sordu ki imkansız diyordu.  


Bu sefer kollarımı onun boynuna dolayan ben oldum. “Teşekkür ederim.” diye fısıldadım kulağına


Belime sarılan kolu daha da sıkılaştı. “Ne için?”  diye sordu.


“Bu dünyada bana da değer veren biri olduğunu gösterdiğin için. Bana kendimi değerli hissettirdiğin için.”


“Sen değerlisin Hazan Güneşi, benim değerlimsin.” Sözleri içimi sıcacık ederken geri çekildim ve gözyaşlarımı hızlıca sildim. “Sana çay yaptım. Gel beraber içelim.” dediğinde kafamı sallayıp onun peşinden gittim.


Ben koltuğa otururken oda amerikan mutfağa geçti ardında iki kupayla geri dönüp yanıma oturdu. Bir kupayı bana uzattığında içinde sıcak çay olan kupa üşümüş parmaklarımı ısıttı. “Teşekkür ederim.”


“Papatya çayı, iyi gelir diye,” dediğinde kafamı salladım.


“Birine kırıldığında nasıl hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun Çınar Alp?”


“Sen nasıl davranıyorsun?”


“Kaçıyorum,” dedim dürüst olarak. “Ben sadece kırıklarımdan kaçıyorum. Onları topluyorum ve karşımda durmalarnı engelliyorum. Her şey yolundaymış gibi davranıyorum.”


“Peki işe yarıyor mu?”


Çayımdan küçük bir yudum aldım. “Yaramıyor. Peki sen ne yapıyorsun?”


“Geride bırakıyorum Hazan. Ben kırıklarımı beni kıranlarla beraber geride bırakıyorum. Çünkü biliyorum, bırakmazsan o kırıklar benim elimi keser. Kesmesin canımı daha da yakmasın diye geride bırakıyorum.”


“Geride bıraktığında canın yanmıyor mu?”


“Yanıyor ama daha az yanıyor.”


“Peki hiçbir zaman kimse kırgınlığımı anlamayacak mı? Kırdığı kalbi onarmayacak mı?”


“Herkes değil. Çoğu kişi bunu yapmayacak, işte onlar  yapmadığında sende hem o kişi hemde kırıklarını geride bırak çünkü kırıklarını yanına almanın sana bir faydası yok.”


Kafamı sallarken burnumu çektim ama artık ağlamıyordum, gözyaşlarım artık akmak istemiyordu. “Bugün burada kalsam olur mu? Koltukta yatarım, seni asla rahats-”


“Hazan,” diye kesti sözümü. “Burada kalabilirsin ve sen bana asla rahatsızlık vermezsin. Unuttun mu sen Hazan Güneşisin, hazan güneşi olan asla rahatsızlık vermez.”


“Ne verir o zaman?”


“Huzur.”


Bu dediğine gülerken ona döndüm ve onun sıcak çikolatayı andıran gözlerine baktım. “Bunu kim söylemiş?”


“Ben,” dedi bilmiş bilmiş. 


Elimdeki bardağı sehpanın üzerine koyup kafamı Çınar Alp’in omzuna yasladım ardından huzurla gözlerimi kapattım. Derin bir nefes alırken dudaklarımda silik bir gülümseme vardı. “Bir gün benimle ev arkadaşı olmak ister misin?” diye sordum birden.


Duraksadığını anlık kasılan bedeninden anlamıştım. “Ev arkadaşı mı?” ona bakmasam da yüzünü buruşturduğunu biliyordum çünkü arkadaş kelimesinden nefret ediyordu. “Seninle aynı evde kalmak her zaman isterim ama ev arkadaşı olarak değil,”


“Ne olarak?”


Kız arkadaşım olarak Hazan. Beni sevdiğini bildiğim şekilde seninle aynı evde kalmak isterim ve bunun adı kesinlikle ev arkadaşlığı olmaz.”


“Seni zaten seviyorum,” deyiverdim birden.


“Sen herkesi seviyorsun.” dediğinde kafamı kaldırıp ona baktım. 


“Ama seni farklı seviyorum,” dedim ısrarla. “Senden hoşlanıyorum hemde fazlasıyla ama sadece hoşlanmayla böyle hissedilmeyeceğini de biliyorum Çınar Alp.” 


“Bunu şimdi söyleme.” dedi ne diyeceğimi anlamış gibi. “Şu an bu şekildeyken söyleme. Üzgünsün ve yanında ben varım bu yüzden bunu şu an söyleme.”


Kaşlarım anında çatıldı “Çınar Alp, bunun şuanki durumumla alakası yok.”


“Biraz daha yaslar mısın kafanı omzuma?” diyerek konuyu değiştirdi. “Kafanı omzuna koyman iyi hissettiriyor.” Konuyu uzatıp onu huzursuz etmemek için kafamı omzuna yasladım ve gözlerimi kapattım.


Bir kaç dakika sonra uykunun kıyısındayken dudaklarını saçlarımda hissettim. “Kalbimdeki yerini bilsen Hazan, sanki kalbimden fışkıracak sana olsan sevgim. Beni seçmeni istiyorum ama duygusal boşluktayken değil en dik durduğun zamanda beni seçmeni istiyorum.”


🎡



Yüksek bir kapı çalma sesi duyduğumda göz kapaklarım titreşti. “Kapıyı neden alacaklı gibi vuruyorsun Ertekin?” diye kızan Çınar Alp’in sesini duydum.


“Sende kapıyı aç o zaman Çınar,”


“Bağırmasana oğlum,” dedi uyaran bir sesle Çınar Alp. “Kız içeride uyuyor,”


“Hangi kız?”


“Hazan,”


“Hay anasını-” devamını duyamadım ama tamamen ayılıp yattığım yataktan çıktığımda buraya ne ara geldiğimi hatırlamaya çalıştım. En son Çınar Alp’in omzuna uyuduğumu hatırlıyordum sonrasında ise beni buraya taşımış olmalıydı. 


“Ne işi var Hazan’ın burada? Bir sorun mu var?” diye sordu Ertekin.


“Var. Çok kırılmış Ertekin.” benim için bu kadar kalbinin parçaladığını hissetmek kalbimin içinde tarif edemediğim bu bir duyguyu ortaya çıkardı. “Ağladı ben ne yapacağımı bile bilemedim. Onu bütün her şeyden korumak istiyorum ama-” durdu belki de benim duyacağımdan korktu bu yüzden cümlesinin devamını getirmedi.


“Hallederiz oğlum.” 


Odadan çıktığım sırada koridorda dikilen Çınar Alp ve Ertekin’i gördüm. Ertekin, Çınar Alp’in omzunu sıvazlıyordu. “Günaydın,” dedim sessizliği bozarak.


“Al işte uyandırdın sana demiştim, bağırıyorsun öküz gibi.” 


Ertekin mahcup gözlerle bana döndü “Kusura bakma Hazan, bilmiyordum.”


Ona gülümserken kafamı iki yana salladım. “Uyanmıştım zaten.” dedim. 


“Kahvaltı hazır,” dedi Çınar Alp bana bakarken. Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktı. “Bana mı hazırladın?” diye saçma bir soru sordum.


“Başka kime hazırlayacaktım?” diye karşılık verdi.


“O zaman ben yüzümü yıkayım geleyim.” Cevap vermesine müsade etmeden banyoya girdim ve yüzümü yıkadım. Aynadan kendime baktığımda dün çok ağladığımdan dolayı gözlerimin altının biraz şiş olduğunu gördüm. 


Yeni bir gün, yeni başlangıçlar.


“Daha kötüleriyle başa çıktın Hazan. Bunu da halledersin, bu sefer kaybetmeyeceksin.” Banyodan çıktığımda burnuma güzel bir menemen kokusu geldi. Hafif tebessüm ederek mutfağa girdim ve Çınar Alp’in hazırladığı kahvaltı masasına baktım. Her şey o kadar güzel duruyordu ki mutlu olmamak imkansızdı.


Çınar Alp’in yanına oturduğumda Ertekin çoktan yemeğine başlamıştı bile. “Her şey çok güzel gözüküyor, yemek konusunda bu kadar yetenekli olduğunu bilmiyordum açıkcası.”


Çapkın bir şekilde yandan bana gülümsedi. “Bir çok bilmediğim yönüm var,”


Kaşlarım havaya kalktı. “Ya?”


“Ya?” diyerek beni taklit etti.


“Kusacağım şimdi, lütfen benim yanımda flörtleşmeyin.” Bunu söylerken bize bakmıyor tabağına aldığı menemeni yiyordu. 


Menemenden bir çatal aldığımda tadının güzelliğinden gözlerim kapatıp kafamı salladım. Tekrardan gözlerimi açtığımda  “Çok güzel,” dedim Çınar Alp’e dönerek. “Hayatımda hiç bu kadar güzel bir menemen yememiştim. 


“Annemin tarifi bu, onun tarif defterinden yaptım.” Onun acısı benim acım oldu. 


“Annen çok iyi bir aşçıymış o zaman,” dedim. 


Çınar Alp kafasını salladı. Kahvaltımızı sessizlik içinde yaptıktan sonra sofrayı beraber topladık. Bulaşıkları makineye yerleştik ardından ben üzerimi değiştirdim. 


“Ben gitsem iyi olur,”


“Ben bırakayım mı?”  


“İstersen,” 


“Ertekin sen evde kal ben Hazan’ı bırakıp geleyim.” Ertekin Çınar Alp’i onayladığında beraber evden çıktık. “Kendini nasıl hissediyorsun?”


“Daha iyiyim.” dedim gülümseyerek. Bir manavın önünde durduğum sırada Çınar Alp’de bana döndü. “Eren’e erik alacağım o eriği çok seviyor.” Bana kafasını salladığında bende yarım kilo erik aldım ve yürümeye devam ettik.


“Bu hafta sınavlarım bitiyor hem Semina’da gelecek beraber yüzmeye mi gitsek?” 


“Gidelim.”


“Senin sınavların da bitiyor mu?”


“Bitiyor.”


“Çınar Alp?”


Elleri ceplerindeyken bana döndü. “Hm..” 


“İstanbul’da beraber bir ev tutar mıyız?” diye soruverdim. “Komşu değil de aynı evde kalsak?? Eren’in sorun etmeyeceğine eminim. Ev arkadaşı olsak?”


Kafasını geriye atıp kocaman bir kahkaha attı arından bana dönerken kafasını iki yana salladı. “Arkadaş kelimesi artık bize yasak güzelim,” hitap şekli erime sebebimdi. “Biz artık arkadaş olamayacak kadar fazla anıyı, fazla acıyı paylaştık.”


“İlla bir adı olmak zorunda değil bence.” 


“Değil. Sadece benim Hazan Güneş’im olsan yeter, başka hiçbir isme gerek yok.”


“O zaman sende sadece benim Pilot adamım olsan yeter. Başka bir isme gerek yok.” Serçe parmağımı öne doğru uzattım. “Söz mü?” 


“Neyin sözü bu?” diye sordu.


“Hayallerimize kavuşmanın ve şartlar değişse bile isimlerimizin asla değişmeyeceğinin sözü,” 


Serçe parmağını, serçe parmağıma doladı. “Pilot adam sözü,”


“Hazan Güneşi sözü.” ardından bir kaç adım geri çekildim. “Sanırım artık gitsem iyi olur.”


“Eğer bir şeyler yolunda gitmezse beni ara tamam mı? Senin için her zaman burada olacağım.”


Dudağımdaki gülümseme silinmeden kafamı salladım. “Arayacağım.” 


🎡


ÇINAR ALP SANCAR


Hazan’a veda ettikten sonra gitmem gereken yer beni geriyordu. Tedaviye başlayalı daha iki hafta olmuştu ama şimdiden çok zorlanıyordum ve grup terapilerinden nefret ediyordum. 


Yine de o terapilere girmem gerektiğini biliyordum, bu bağımlılıktan kurtulmak, daha güzel bir hayata başlamak istiyorsam o zaman bunu yapmak zorundaydım.


Hazan için, onunla bir hayat kurmak için bunu yapmalıydım. 


Rehabilitasyon merkezine girdiğimde sekreter kadına kimliğimi gösterdim ardından toplu terapinin yapılacağı ortak salona geçtim. Etrafımda yine aynı kişiler vardı, herkes her hafta buraya geliyor hayatını düzene sokmak için bu terapiyi sevmeseler bile buna katlanmaya çalışıyorlardı.


Terapistimiz Göknur Bey içeri girdiğinde yine her zamanki yerine oturdu. Göknur Bey otuzlarının ortasında oldukça genç görünümlü bir adamdı. Kahve saçlarında tek tel beyazlığı yoktu, açık mavi gözleri hep canlı bakardı. 


“Öncelikle hepiniz Hoşgeldiniz ve ayrıca bu hafta da buraya gelme başarısını gösterdiğiniz için sizi tebrik ediyorum.” diye başladı her geçen üç derste de olduğu gibi. 


“Bugün bu haftanın nasıl geçtiğini ilk kim anlatmak ister?” Göknur Bey’in bakışları herkeste teker teker dolaştı ardından bende durdu. “Çınar Alp yeni gelenlere kendin tanıtmak ve haftanın nasıl geçtiğini sen anlatmak ister misin?” diye sorduğunda isteksiz de olsam kafamı salladım.


“Adım Çınar Alp, yirmi üç yaşındayım ve pilotaj üçüncü sınıfım. Yaklaşık yaklaşık beş yıldır düzenli bir şekilde alkol kullanıyordum. Tedaviye başlayalı da iki hafta oldu. Beni bu yola iten şey sevgi oldu, bir kızı seviyorum ve hem ona hemde kendime daha iyi bir hayat sunabilmek için tedaviye başladım,” diğerlerine baktığımda hiçbirinin bana yargılayıcı bakışlar atmadığını gördüm. Sadece dikkatlice beni dinliyorlardı.


“Bu hafta benim için oldukça zorlu geçti. İhtiyacım daha da arttı, iki kez krizin eşiğinden döndüm. Alkol isteğimi azaltmak için sürekli detoks suları içiyorum,” sadece Hazan’ın yaptıklarını. Bana her gün getirdiklerini diye detay vermedim. “İsteğim biraz daha azaldı ama üzgün, sinirli zamanlarda kafamın içindeki sesi susturmakta zorlanıyorum.”


“Kafandaki ses sana ne diyor Çınar Alp?” diye sordu Göknur Bey.


“İç diyor. Düşüncelerinden kurtul, acılarından kaç diyor ama artık içmenin bir çare olmadığını biliyorum. Ayrıca içmeyi bıraktığımdan bu yana kafamın içi daha berrak bu yüzden tedaviye sonuna kadar devam etmek istiyorum.”


Göknur Bey elindeki defteri bırakıp beni alkışlamaya başladığında herkes aynı anda alkışladı. Kendimle nadir gurur duyduğum anlardan biriydi. 


Anne beni görüyor musun?  Benimle gurur duyuyor musun?


“Tebrik ederim seni Çınar Alp,” 


“Teşekkür ederim.” dedim. Sözümü tutacak ve Hazan için daima pilot adam olacaktım. 


Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle











Yorumlar

Popüler Yayınlar