Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

A.5-İHANETİN GÖLGESİ

 







“Bir bıçak saplandı ruhuma,

sebebim de sendin fail de. 

Suç ise benimdi. Vurmazsın 

sandım ama bir şeyi

unuttum. İhanet hep

en yakınından gelir bunu 

da sen öğrettin bana.”


Savage Daughter - Ekaterina Shelehova

Deep Force - Kaan Simseker

Can You Keep a Secret? - Ellise


Bu kurgu yarı distopik yarı fantastiktir.Bu kurguda geçen ve geçecek olan sistem,mısır mitolojisi,markalar ve bazı kavramlar tamamen benim kendi bulduğum bir şey olup şahsıma aittir


İyi okumlar ballarım





“Elena.” ismi dudaklarımda hasretle döküldü. Ellerimi Mortis'in kolundan çekerken ona doğru koşar adımlarla ilerledim. Badem gözleri bana sanki bir yabancıya bakar gibi bakıyordu. Yüreğim sızladı bana bakışına, onu o kadar özlemiştim ki, kokusunu içime çekmeyi bile özlemiştim. 


Ben Elena’ya doğru adeta koşarken Mortis beni durdurmadı aksine bana müsade etti. Tam karşısında durduğumda öne telaşla onu baştan aşağı süzdüm “Bir yerine bir şey oldu mu bebeğim?” diye sordum titrek bir sesle. Görünür bir yarası olmadığını görünce içim rahatladı, kollarımı hiç beklemeden boynuna sardım saçlarını yavaşça okşamaya başladım. “Tanrıya şükür!”  geri çekilip yüzünü öptüm, gözlerini öptüm.


Tekrardan onu kollarımın arasına aldığımda hiç bırakmak istemedim, onu göğsümün içine saklamak istedim ki onu benden kimse almasın. Dizimin dibinden asla ayrılmasın her gece karanlıktan korktuğu için uyuyamayıp benim yanıma gelsin istedim.  “Elena neden konuşmuyorsun?” geri çekilirken badem gözlerine baktım. Hala bana ifadesiz bir şekilde bakıyordu. “Sorun ne Elena?” gözlerinde bir duyguya rastlamaya çalıştım ama yine boştu . 


Benim küçük bebeğim bana ruhsuz bir şekilde bakıyordu “Benimle konuş lütfen.” dedim yalvarır gibi. Yüzünü avuçlarımın arasına alıp alnımı alnına yasladım “Elena-” devamını getirmeme engel olan karnımda hissettiği acıydı. Ellerimi yüzünden çektiğimde bakışlarım karnıma değdi. Elena’nın elindeki bir bıçak vardı, benim karnıma saplanmış bir bıçak.


Yine ummadığın yerden vuruldun Milena.


Bir kaç adım geri çekildiğimde bıçakta aynı hızla geri çekildi. Dudaklarımda acılı bir inleme döküldüğünde Mortis'in varlığını hissettim “Milena!” ne ara belimden tuttuğunu bile anlayamamıştım. Tek gördüğüm kardeşimdi, beni yaralayan kardeşime bakıyordum. 


Yarama bastırılan el ile acıyla inledim. “Kahretsin!” diye bağırdı Mortis. Acıyla gözlerimi kapatırken elim onun yarama bastıran elinin üzerine gitti. 


Kalbim korkuyla dolarken “Ona bir şey yapma.” dedim zorlukla. Yine ve yine Elena’ ya bir şey olacak diy korktum “Gidelim, sadece gidelim.” 


“Milena.” ismimi duymamla gözlerimi açtım ve onun buz mavisi gözlerine baktım. “Mortis, gidelim. Acıyor, gerçekten çok acıyor.” 


Pes etmiş olacak ki beni kucağına aldı, hızlı hızlı yürürken fazla sarsmamaya çalışıyordu, kapıyı açıp arka koltuğa yavaşça yatırdığında üzerindeki ceketi çıkarıp yaramın üzerine koydu. “Bastır.” dedikten sonra bir şey söylememe izin vermeden kapıyı kapattı. 


Karnımda bir ateş varmış gibi hissediyordum, o kadar yanıyordu ki nefes almakta bile zorlanıyordum. “Millena uyuma sakın, benimle konuş.”


Bakışlarım iki koltuğun arasından karşıya odaklanmıştı “Acıtıyor.” dedim kesik bir sesle. “Bu kadar acıması normal biliyorum.” biliyor muydum? “Yanıyor sanki ama dayanamayacağım bir şey değil.” gözümden bir damla yaş koltuğa doğru aktı. “Biliyor musun Elena’ya bıçak kullanmayı ben öğrettim. “ dedim acıyla. “Onu kendisini koruması için bıçak kullanmayı ben öğrettim.” elimi hissetmiyordum sanki. Vücudumun içindeki bütün kan boşalıyor gibiydi.


Ona o bıçağı ben vermiştim. Eline bir bıçak verip onu eğitmiştim, kendisini korusun hayatta kalsın istemiştim. Ona verdiğim bıçağın beni yaralayacağını hiç düşünmemiştim. Bu yara sadece fiziksel değildi, ruhuma da bir yara açılmıştı. 


“Milena!” onun gür sesini duyduğumda kendime geldim. Gözlerimi zorlukla açarken her yer bulanıktı “Sakın uyuma! Konuş Milena!”


Zorlukla yutkunurken acıyla inledim “Acıyor…” dedim kısık sesle. “Bu yara beni öldürmez biliyorum ama canım gerçekten çok acıyor.” 


“Biliyorum. Biliyorum ama az kaldı, sadece biraz daha.”


Kafamı sallamaya çalıştım ama bunu yapabildiğimden emin değildim. Annem gözlerimin önüne geldi, hasta yatağında inlediği zamanlar geldi. Anne seninde canın çok yandı mı?  “Yaşamayı seviyorum..” dedim ama bu daha çok kendime söylemek istediğim bir şeydi. “Yaşayacağım. Hala nefes alıyorum, hala umut var.” kısık bir şekilde inledim yine. “Dayanacağım… Mısırı yakacağım.”  gözlerimden birer damla yaş aktı “Durmayacağım. Haykıracağım. Yaşayacağım.”  bir an, sadece bir an gözlerimi kapattım. 


Zaman kavramım gitmişti, gözlerimi tekrardan açtığımda Mortis'in kucağındaydım. “Milena bende kal!”


Yeşillerim onun buz mavisi gözleriyle buluştu dudağımın kenarında silik bir gülüş oluştu “Düşmanını kurtarmak isteyen bir adam ilk defa görüyorum.”


“Düşmanım değilsin Milena.”


“Ama dostunda değilim. Seninle aynı tarafta da değilim.” eve girdiğimizi anladığımda sıcağa rağmen içim daha da üşüdü. 


“Haris ne oluyor?” diyen Adel’di.


“Bıçaklandı. Çok kan kaybetti. Damian çok kaybetti.” 


“Onu koltuğa yatır.” dediğini duydum Damian’ın. Mortis dediğin yapıp beni koltuğa bıraktığında yaram tekrardan acıdı. Gözlerimi acıyla kapatırken dudağımı dişledim, Damian yaramı kontrol ederken herkesin başımda olduğunu fark ettim. 


“Çok mu kötü?” diye sordum titrek bir sesle. 


“Çok değil, kanama neredeyse durmuş.” sesinden doğruyu söyleyip söylemediğini anlayamadım. Oturduğu yerden kalktı “Ama daha fazla bekleyemeyiz, şimdi temizleyip dikmem gerek.”


“Uyuşturmadan mı?” diyerek araya girdi Jamail.


“O kadar dayanamaz. En yakın eczane bir saatlik uzaklıkta. Biraz canın yanacak.” dediğinde kafamı salladım. Elimi tutan bir el hissettiğimde yorgunca ona döndüm Jasmi dolu gözlerle bakıyordu, bu sefer ona bakmak bana daha çok acı verdi. “Canı zaten yanıyor.” dedi Jasmi gözlerini benden ayırmazken. Sadece bir haftadır tanıdığı bir kadına bu kadar merhamet besliyor olması onun ne kadar büyük bir kalbe sahip olduğunu söylüyordu.


“Yap gitsin.” kafamı Damian’a çevirdim. “Artık yap bitsin.”  acı çekiyordum ama yaranın acısı geçince asıl acı beni avlayacaktı. Tekrardan Jasmi’ye döndüğümde hafifçe gülümsedim “O kadar da acımıyor diye yalan söylemeyeceğim.” dedim yarı alayla. “Git Jasmi. İyi olacağım, burada tanımadığın biri için acı çekmen çok saçma.” 


Jamail Jasmi’nin omuzlarından tutup onu geri çektiğinde Omar malzemelerigetirmişti “Bence hepiniz çıkmalısınız.” dedim net bir sesle. Kimse itiraz etmedi içeride sadece ben Haris ve Damian kaldığında Damian bana döndü “Milena elbiseni kesmem lazım.” 


“Artık ne halt edeceksen et Damian. Kusacak gibi hissediyordum.” sesim zayıftı. Başımda duran Mortis’i görmek için bakışlarımı yukarı kaldırdım “Sende çık.” 


“Çıkmayacağım.” 


“Mortis defol!” kendimi zorladığım için canım yanmıştı. “Git Mortis. Şimdi git, seni burada istemiyor-” devamını getiremedim yaramın yanmasıyla acıyla haykırdım. “Siktir!” dedim ağız dolusu “Yanıyor!” 


“Sana ağrı kesici vermek isterdim ama yapamam. Yaranı kapatmadan yapamam.” onun dediği hiçbir şeyi umursamıyordum. Canım öyle yanıyordu ki ağlamaya başladım. Babam olsa yarama üflerdi, annem olsa ninnisiyle beni sakinleştirirdi. 


Bir ara acıdan bayıldığımı hissettim lakin sonradan gelen yanma ile tekrardan acıyla haykırdım. “Artık bitir şunu!” acıdan hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. “Dayanamıyorum!” 


“Özür dilerim. Çok özür dilerim,” dedi Damian. Sesini duymamla onun da benim kadar acı çektiğini anladım. “Az kaldı dikiyorum. Sonra bitecek, az kaldı söz veriyorum.” 


Birinin elini sıkıyordum ama kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Sadece acı çekiyordum, hissettiğim algılayabildiğim tek şey buydu. Acı. “Milena sakın uyuma!” dedi Damian “Bizimle konuş.”


Stella solarıs, loquere mecum. (Gün yıldızı, benimle konuş)” dediğini duymamla bakışlarımı ona çevirdim. Elini tutuyordum,  onun bir eli benim alnımın üzerindeyken diğer eli elimi sıkı sıkı tutuyordu. 


Dolet. (Acıtıyor)” diyebildim. Uzun zamandır Latince konuşmuyordum. Annem her zaman Latince, babam ise genelde arapça konuşurdu. Annem öldükten sonra bu dili neredeyse hiç konuşmamıştım, Elena ile bile konuşmamıştım. 


Scio (Biliyorum)” dediğinde iğnenin bedenime girdiğini hissettim ve daha da gerildim. 


“Kendini sıkma yoksa dikişi atamam.” Diye uyardı Damian.


Tam yarama dönecekken Mortis eliyle beni engelledi “Respice ad me (Bana bak)” dediğini yapıp ona döndüm. Konuşacak bir şeyler söyleyecek halim bile yoktu ama yine de kendimi zorladım, kafamı dağıtmadığım sürece dikiş daha da acıtacaktı ve benim daha fazla dayanacak gücüm kalmamıştı. “Bana kendinle alakalı bir şeyler anlat Milena.” bu sefer latince değilde Damian’ın da anlayacağı şekilde arapça konuşuyordu.


“Hakkımda her şeyi bilmiyor musun zaten?” 


“Herşeyi değil.” 


“Yirmi iki yaşındayım. Elena on yedi yaşında, o küçük daha çok küçük. Ona zarar vermeyeceksiniz.” kelimeler ağzımdan zorlukla çıkıyordu. 


“Sadece senin hakkında Milena.” yüzü biraz daha bana yaklaştı. “Sana senin hakkında olan şeyleri istiyorum.”


“Kahve pek sevmem ama çay severim. Annemin yaptığı özel çaydan her zaman demlerim, bir fincana üç şeker atarım.” acıyla inledim yeniden. Mortis o kadar çok dişlerini sıkıyordu ki, bir an çenesi kırılacak diye korktum. “Çayın içinde rezene, çemen ve mısır tohumu var.” baygın gözlerim kapanırken konuşmaya devam etmeye çalıştım. “Annem her zaman içine biraz da limon koyardı. Babam limonlu çok severdi.” dudaklarımdan belli belirsiz bir gülüş oluştu. “Elena limonu asla sevmezdi, bende her zaman ona inat olsun diye limon sıkardım çayına.” şakağıma doğru bir damla yaş düştü. 


“Bugün ölmeyeceğim Mortis. Acıdan helak olsam dahi ölmeyeceğim, benim mücadelem daha yeni başlıyor.”  


“Bitti.” diyen sesi duymamla bir nebze olsun rahatladım ancak hala üşüyordum. Kusacak gibiydim ve başım çatlıyordu. “Şimdi ağrı kesici vuracağım. Güçlü bir ağrı kesici bu yüzden çabuk etki edecek ve en azından sabaha kadar da olsa acını hafifletecek.” 


Gözlerimi açmak için kendimi zorladığımda Damian’a döndüm “Teşekkürler.” sesim artık bağırmaktan kısılmıştı. “Beni kurtarmak zorunda değildin, teşekkür ederim.” 


“Rica ederim ama bir daha asla bu duruma gelme.” sesinden bile bunun onu sarstığı belli oluyordu. Kafamı salladım belli belirsiz. Damian odadan çıktığında Mortis ile tek kaldık. Damian’ın vurduğu ağrı kesici fazlasıyla güçlü olmalıydı ki karnımdaki acı yavaş yavaş azalmaya başlıyordu ama bu seferde kalbimdeki acı kendini ortaya çıkarıyordu. 


Beynim uyuşmuştu doğru düzgün düşünemiyordum bile “Uyu Milena.” 


“Midem bulanıyor.”


“Kusmamalısın.”


“Biliyorum.” yeniden acıyla elini tuttuğumu fark edince elimi elinden kurtardım. Oda daha yeni farkına varmış gibi geriye çekilip alnımdaki elini de geri çekti. 


“Uyu.” dedi


“Sen git.” dedim.


“Uyu Milena.”


“Git Mortis.”


“İyi olduğuna ikna olunca gideceğim.” dediğinde güldüm. “Bu üç oldu.” dedim alayla. “Üçüncü kez benim hayatımı kurtardın Haris. Bir dahakine kurtarma.”


“Neden?” Diye sorduğunda omuz silktim. 


“Çünkü bu sefer hep kurtarmanı içimde umut ederim.” diyemedim. Bunları ona söylemem saçma olurdu zaten. Gözlerimi kapattığımda acı yerini uyuşukluğa bıraktı ve geriye sadece karanlık kaldı.


⏳️


ADEL NİSKOV


Saniyeler dakiklara, dakikalar ise saatlere dönüşürken kafayı yiyecek gibiydim. Aşağıda Milena’nın çığlıklarını duydukça içimden bir şeyler kopuyordu sanki. Onu sevmiyor olabilirdim ama kimsenin canının bu denli acımasnı istemezdim. Ben bir cani değildim.


Jasmi zorlukla uykuya dalmıştı ben ise onun saçlarını okşamaya devam ediyordum. O hepimizden daha merhametliydi bu yüzden Milena’nın durumu onu daha da derinden etkilemiş uyuyana kadar ağlamıştı. Herkes kendi odasına çekilmişti ama beni asıl endişendiren bir kişi vardı.


Damian.


Onun ne halde olduğunu merak ediyordum, çok fazla kan olduğunu görmüştüm ve o kandan hoşlanmazdı. Belli etmesemde onun için endişeleniyordum, ona gerçekten değer veriyordum. Yataktan kalkıp odadan çıktığımda salona doğru ilerledim. 


Milena’nın beti benzi atmıştı, alnından hala terler dökülürken gözleri kapalıydı ama hala acı çektiği belliydi. Onun hemen başucunda oturan Mortis'in omzuna dokunduğumda bana döndü “O iyi olacak.” dedim onu teselli eder gibi. “Unutma Haris kötülere bir şey olmaz.” bu sefer sesim alaylıydı.


“O masum Adel.” dediğinde kaşlarım çatıldı. “Yapmamış. Kimseyi öldürmemiş, masum bir insanı sonu belli olmayan bir cehenneme sürükledim.” 


Siktir. Hemde binlerce kez.


Vlad’ın ölüsünü gördüğümde bir terslik olduğunu anlamıştım ama bunun böyle bir şey olacağını düşünmemiştim. “Sen değil hepimiz yaptık.” omzundaki ellerim sıkılaştı. “Bu hepimizin kararıydı.”


Kafasını iki yana salladı “Bu benim kararımdı.” omzunun üzerindeki elimin üzerine elini koydu ve hafifçe tebessüm etti. “Damian dışarıda, onun durumu şurada yatan kızdan daha kötü.” 


Normalde olsa onu merak etmediğimi söylerdim, hatta onunla ne işim olacağını bahane ederdim ama şimdi bunların hiçbirini söylemedim. Hafifçe kafamı salladım.“Aramızda merak etme.” dedikten sonra geri çekildim ve üzerime ceketimi alıp dışarı çıktım. 


Dışarı çıktığım gibi karşı kaldırımda ellerini dizlerini dayamış kafası eğik duran Damian’ı gördüm. Ellerimi montumun cebine sokup ona doğru ilerledim. Tam önünde durduğumda gölgem onun üzerine düştü. Üzerindeki siyah gömleğin kanlı olduğunu biliyordum ama siyah olduğunu için belli olmuyordu. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıyırmıştı. 


Sessizce yanına oturuduğumda kafamı onun omzuna yasladım, bir şey söylemek zorunda değildim ama yanında olduğumu bilmeliydi. Yorgunca bir nefes verdiğini işittim “Çok fazla kan vardı Adel.” sesi bir fısıltıdan farksızdı. “En son bu kadar kanı annemde görmüştüm. Abimle beraber annemi kurtarmaya çalışırken görmüştüm.” dediğinde çaresizdi. Şu an konuşan başımı omzuna yasladığım adam değil, sekiz yaşındaki annesini  kurtamaya başaramayan çocuktu. 


“Damian…”


“Çok canı yandı. Bütün acıyı hissetti.” kafamı kaldırıp ona baktığımda onun asfalta baktığını gördüm. Kahve gözleri bana döndüğünde acıyla yutkundu “Kanında zehir vardı.”


“Nasıl yanı?”


“Onu yaralayan bıçak zehirliymiş. Zehrin bir kısmını  temizlemeyi başardım ama bu gece hayatta kalabilecek mi emin değilim. Fazla kan kaybetti.”


“Biz kan verseydik.” dedim hemen.


“Sadece Mortis'in kanı uyuyor ama oda veremez. Onun kanı Milena’yı zehirler.” kafam iyice karışmıştı.


“Ne demek zehirler?” diye sorduğumda bakışlarını kaçırdı. “Damian.”


“Sadece iyi değil Adel tamam mı!” ellerini saçlarına geçirdi. “Çok acı çekecek ve geceyi atlatması çok zor” 


Kollarımı ona dolayıp kafasını göğsüme bastırdım. “Sen elinden geleni yaptın.” parmaklarımı saçlarının arasından geçirdim “O bu geceyi atlatacak eminim. Kötülere bir şey olmaz.”


“Kötü ya da iyi, umarım yaşar.”


“Sen tedavi ettin onu tabikide iyileşecek.” belime doladığı kolları beni daha sıkı sardı. “Çok alışma sen yine de bana sarılmaya. Her an seni şu asfalta atabilirim.” 


Güldü dediğime. “Eminim atarsın.” 


“Atarım.” ellerimi saçlarının arasında dolaştırdım “Sonra tekrardan kaldırırım,”



⏳️



MİLENA MARAD



Uyuyor uyanıyor acı çekiyordum, her yerim yanıyor iğneler batıyormuş gibi hissediyordum. Boğazımın acısından bağıramıyor sadece sessizce yattığım yerde inliyordum. “Yanıyor!” diyordum. “Çok yanıyor!” sonra onun soğuk elini alnımda hissediyordum. 


Başka konuşma sesleri duyuyor ama kim olduğunu seçemiyordum. “Niye bu kadar acı çekiyor?” dedi biri ama kim olduğunu anlamadım.


“Çünkü kanındaki zehrin hepsini çıkaramadım. Çoktan kanına karışmıştı.” diyor biri. Zehir. Söylediğim yalanlar içime işlemiş beni zehirlemiş diye düşünüyorum ama hayır sonradan aklıma geliyor. Kardeşim beni zehirlemişti. Bir kez daha ama bu sefer daha sesli bir şekilde inliyorum lakin acıdan değil, ihanetin ağırlığından. 


Gözlerim tekrardan kapanıyor ve bilincimi kaybediyordum ama buda uzun sürmüyor. Yeniden ve yeniden acılar içinde kıvranıyorum. Kulağıma gelen seslerin bazısını duyuyor bazısı da boşlukta kayboluyordu. “Az kaldı.” diyor biri kulağıma. 


Az kalan neydi onu bile bilemedim, kalan ömrüm mü azdı yoksa bundan sonra çekeceğim acı mı? Umrumda değildi, tek istediğim biraz huzurdu. Sadece huzur… Ve bu ülke bana bu huzuru asla vermemişti. Mısır bu gece bir kadının daha acı çekişine şahit olmuştu. Çığlıklarım, haykırışlarım, inlemelerin göklerde yankılanmıştı. Ve Mısır yarın bu kadını daha güçlü görecekti.


Yer ve zaman algımı o kadar kaybetmiştim ki gözlerimi açtığımda nerede olduğumu anlamam uzun sürmüştü. Yorgun gözlerim etrafı taradığında hala dün yattığım kahverengi koltukta olduğumu fark ettim. Vücudumdaki ağrılar az olsa da karnımdaki yaranı hala sızladığını hissediyordum. 


Dün giydiğim elbise karın kısmına kadar kesilmişti ve üzerimde de bir battaniye vardı. Elimin üzerine de bir iğneyle serum takılmıştı. Bakışlarım hemen çaprazımdaki koltukta oturup uyuyan Mortis'te takıldı. Kollarını göğsünde birleştirmiş kafasını ise koltuğun başına yaslamıştı.


Dün gece olanları sadece bölük bölük hatırlıyordum. Hatırladığım tek net şey Mortis'in yanımda oluşuydu. Bakışlarımı, rahatsız olup uyanmaması içip ondan çekip tavana çevirdim. Sessizlik kaburgamın içindeki ağrıyı açığa çıkardı.


Bir nedeni vardır Milena. Eminim bir nedeni vardır.


Bir nedeni olması için dua edecektim, çünkü beni bu durumdan kurtaracak tek şey bir mucizeydi. “Uyanmışsın.” diyen yorgun sesi duyduğumda bakışlarımı tavandan çekip buz mavisi gözlere baktım.


“Aylardır uyuyormuş gibi hissediyorum.” Dedim alayla. 


“Bir buçuk gündür uyuyorsun.” 


“Şuan değil bir buçuk gün. Bir bir buçuk yıl daha uyurmuşum gibi hissediyorum.” sözlerimle tamamen dürüsttüm. 


Mortis’in gözleri kısılırken oturduğu yerden kalktı “Bir buçuk yıl değil ama bir süre daha dinlenmen gerekeceği kesin. Zehirli bir bıçakla yaralandın.”


Kaşlarımı çattım “Zehirli bir bıçakla mı?” 


“Zehirli bıçak Milena, hemde panzehiri olmayan bir zehirle. Öldürmek için değil acı çektirmek için.” Dediğinde nefesimin kesildiğini hissettim. Bakışlarımı onun buz mavisi gözlerinden koparıp tavana çevirdim “Duş almam gerekiyor.” Diyerek konuyu değiştirdim. 


“Şuan yasak ama üzerini değiştirebiliriz.” yanlış bir şey söylemiş gibi bir süre sustu “Yani Jasmi yardım eder.”


Kafamı salladığımda odaya giren Adel’di. Bakışları üzerimdeyken ilk defa bakışları eskisi gibi nefret dolu değildi, belki de bana acıyordu. Dünkü halime acımıştı ve bu yüzden bugün bakışları daha yumuşaktı lakin bunu istemiyordum. Kimsenin bana acımasına ihtiyacım yoktu. 


“Bana nefretle bakmaya devam et Adel.” dedim net bir sesle.


Bakışları bir an afallar gibi oldu ama sonra hemen toparladı “Ne!”


“Bana acıyan gözlerle bakma. Bana acıma, hiçbiriniz acımayın.” sözlerim keskindi çünkü böyle olmak zorundaydı.  Oturduğum yerden dikleşmeye çalışırken canım acıdı ama bunu umursamadım, artık hissizleşmiş gibiydim. 


“Bence kalkmaman daha iyi olur sarışın.” Diyerek odaya giren Damian’dı. Gözleri kan çanağına dönmüştü, gözlerinin altında koyu halkalar vardı. 


“Onu dinlemelisin.” Diyen ise hemen yanında yürüyen Omar’dı. Bakışlarım ikisinin arasında gidip gelirken salona giren başka bir şey gözlerimin kocaman açılmasına neden oldu. 


“Bu…” derken şaşkınlıktan dilimi yutmak üzereydim.


“Evet bir Leopar.” cümlemi tamamlayan Jamail’di. Ne ara odaya girmişti emin değildim çünkü bütün odağım bana bakan ve bana doğru adımlayan çokta büyük sayılmayacak olan beyaz leopardı. Buz mavisi gözleri  tıpkı Mortis'in gözlerine benziyordu ve siyah noktaları vardı. 





Bana doğru gelirken aramızda bir adım mesafe kalınca durdu “Kimin Leoparı bu?” diye sordum bakışlarım hala ondayken. 


“Senin.”


“Ne!” bakışlarım hemen Mortis'e döndü. “Hiç Leoparım olduğunu hatırlamıyorum.”


“Yoktu, bu sabaha kadar. Onu yaralı bir şekilde Jasmi buldu, bacağını sardık ama yürümesi hala biraz aksak. Bence iki yaralı olarak çok iyi anlaşacaksınız.” 


“Hayatımda hiç Leopar bakmadım. Hatta hiç hayvan bile bakmadım.” Diye karşı çıktım.


“Merak etme benimkiyle iyi anlaşırlar. Bakmasını sana öğretirim.” sözleriyle şaşkınlığım daha da katlandı.


“Senin bir Leoparın mı var!” çok yüksek sesle söylemiştim.


“Teknik olarak siyah panter.” 


Kesinlikle her cümlesinde şaşkınlığım daha da katlanıyordu. Bir panteri vardı ve şimdi ise benim bir Leoparım vardı. Tekrardan Leopar’a döndüğümde hala bana yakaşmak için bir işaret beklediğini anladım.


Gerçekten bana bu şekilde bakarken onu bırakmayacaktım. Bundan emindim.


“Ona bakamam.” 


“İyileşene kadar burada kalacak, o zamana kadar ona bakabilirsin sonra istemezsen gider,” dedi Aris. Onun bakışları da bu Leoparı sahiplenmemi istiyordu. 


Sıkıntılı bir nefes verip elimi öne doğru uzattığımda aramızda küçük bir mesafe vardı, kolum yetişmediği için ona uzanamamıştım. Leopar ise bu işareti bekliyormuş gibi bana yaklaştı ve elim başının üstüne değdi. Yumuşak tüylerini okşadıkça iyice yaklaşıyordu. En sonunda oturduğum koltuğa çıkıp ayak ucuma oturunca güldüm hafifçe. Sanki yaramın olduğunu biliyormuş gibi bana çok yaklaşmıyordu. 


“Bence seni gerçekten sevdi.” Dedi Jamail.


“Beni herkes sever.” Dedim kendimden emin bir ifadeyle. “Gerçekten kalkamaz mıyım?” Diye sordum Damian’a. “En azından üstümü değiştirmem lazım.”


“Kendi başına yapamazsın ama sana biri yardım ederse olur. Dikkatli olman şart, yemek yedikten sonra sana ağrı kesici vereceğim o acını azaltacak.” kafamı salladığımda Damian dikkatli bir şekilde elimdeki serum iğnesini çıkardı ve oturduğum  yerden kalkmak için hareketlendim.. Üzerimdeki battaniyeyi kendime çektiğimde Mortis dibimde bitmişti, zaten sürekli dibimdeydi. 


Bir eli kolumu tutarken diğer eliyle de belime destek veriyordu “Ben halledebilirim.” desemde  umursamadan beni yürütmeye başladı. Her adımda yaram sızlıyordu ama yine de bozuntuya vermedim, ağzımdan tek bir inilt bile çıkmadı. Zaten konuştukça boğazım acıyordu. 


Üst kata çıktığımızda önce banyonun kapısının önünde durduk “İçeri gelme ben hallederim.” onun cevap vermesine izin vermeden dokunuşlarından kurtuldum duvardan destek alarak banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkayıp zaten yarısı yırtık olan elbiseyi üzerimden çıkardım ve ıslak mendille üzerimdeki kanları sildim. 

Elimi yüzümü yıkadıktan sonra aynadan bakmaktan yine kaçındım. Tekrardan vücuduma battaniyeyi sarıp banyodan çıktığımda Mortis kapıdaydı. “Sen böyle hep dibimde mi olacaksın?” dedim sinirle.


“Bende bayılmıyorum senin peşinden koşmaya.” diye yanıtladı beni.


“Ne diye hep dibimde bitiyorsun o zaman.” 


“İyi olduğundan emin olmak için.” elini tekrardan belime yerleştirdi “Sen bana lazımsın Milena. Elimdeki bileti yakamam.” dediğinde daha da sinirlendim. Kendi çıkarları için beni kullanıyordu. Sende onu kullanıyorsun dedi iç sesim. 


Dünkü sözleri zihnimde yankılandı “Düşmanım değilsin Milena”



“Defol git Mortis.” derken onu gücümün izin verdiği kadar ittirdim ancak o bir milim bile benden uzaklaşmamıştı. “Ölmedim işte şimdi gönül rahatlığıyla gidebilirsin.” yine beni umursamadı. Odaya girdiğimizde yatağın üstüne oturdum. Mortis dolabından bir kazak çıkarıp bana uzattı ama almadım. “Benim kendi kıyafetlerim var.” 


“Olduğunun farkındayım.”


“İyi o zaman seninkileri giymeyeceğimin de farkındasındır.” 


Bana döndüğünde bakışlarında bıkkınlık ifadesi vardı “Ne var biliyor musun?” dedi bana yaklaşırken “Ne yaparsan yap umrumda değil, umrumda olan tek şey işime yaraman.” elindeki kazağı kenara fırlattığında biraz daha yaklaştı. “Bana sürekli zorluk çıkartma senin karşında senin tavırlarını çekecek bir adam yok. Eğer birine tavır yapmak istiyorsan seni zehirli bıçakla yaralayan kardeşini bulsan iyi olur.”


“Sen…”


“Artık gözlerini aç Milena. Gerçeği gör ve ona göre davran on beş yaşında değilsin.” tam karşımda durduğunda ateş gibi bakan gözlerim onun üzerindeydi. 


“Bende senin kurallarına uyacak bir kadın değilim Mortis.” oturduğum yerden kalkmak canımı yaksa da umursamadım. “Ayrıca ben herşeyin farkındayım. Bunu göstermediğim için bilmiyor değilim, bu yüzden karşındayım. Bu yüzden düşmanımsın.  Çünkü her şeyi görüyorum, her şeyin farkındayım.” 


“Güzel.”


“Güzel.”


 Yatağa tekrardan oturduğumda derin bir nefes aldım “Şimdi çıkarsan üstümü değiştireceğim.” 


“Tek başına yapamazsın.” dedi net bir sesle.


“Senden asla yardım istemem.” 


Sabır dilenir gibi nefes aldı ve arkasını döndü “Bakmayacağım halledemezsen seslen.”


“Bana kızlardan birini çağır Mortis.” sesim netti. O burada olduğu sürece kolumu bile kıpırdatmayacaktım. Bir süre bekledikten sonra hareket etmeyeceğimi anlamış olacak ki kafasını iki yana sallayıp odadan çıktı. Benimle uğraşılmayacağını anlaması lazımdı. 


⏳️




“Yani seni bıçaklayan kardeşin miydi?” Diye sordu Jasmi. Üzerimi giyinmeme yardım ettikten sonra beraber yemek yemek için aşağı inmiştik ve bende bütün her şeyi onlara anlatmak zorunda kalmıştım. Yemekten bir kaşık daha alırken belli belirsiz kafamı salladım.


“Bir nedeni vardır.” dedim kaşığımı bırakırken. “O böyle bir insan değil. Zaten bakışları da tuhaftı kendinde değil gibiydi. Kendi gibi değildi biliyorum, bir terslik vardı.” ellerimi kafamın arasına aldım. 


“Bir şeyin etkisinde olabilir mi?” Diye sordu Adel.


“Bilmiyorum, belki de öyleydi.”


“Belli bir yere kadar takip edebildik ama belli bir yerden sonra izini kaybettirdi.” Mortis'in sözleriyle başıma daha büyük bir ağrı saplandı. Bu işin arkasında Hakim’in olduğuna adım gibi emindim beni asıl korkutan ise ona bir zarar verecek olmasıydı.


“Gümüş Tilki kartından bir şeyler çıktı mı?” 


“Kartta hiçbir şey yazmıyor.” Aris’i ilk defa bu kadar keyifsiz görüyordum. “Bazı şekiller var ama onlarında hiçbir anlamı yok.” 


“Bir anlamı olmadığına emin misiniz?” 


“Kesinlikle yok.” Dedi Adel.


Oturduğum yerden hafifçe kalktığımda sandalyeden destek aldım “Bende karta bakmak istiyorum. Belki bir şeyler kaçırmış olabilirsiniz.” 


“Kart Haris’te.” 


Bakışlarım bu sefer ona döndü oda oturduğu yerden kalkarken bana döndü “Önce Leoparını beslemen lazım.” tezgah kısmına geçtiğinde bana döndü “Niye bakıyorsun gelsene,” sanki yukarıda hiç onunla tartışmamışız gibi davranıyordu. Sinirlerim bozulmuş bir şekilde yavaş ama dikkatli adımlarla ona doğru ilerlediğimde elinde büyük bir biberon ve içinde toz olan bir poşet tutuyordu. “Henüz muhtemelen beş aylık olduğu için sütle beslenmesi lazım.” içinde toz olan poşetten iki ölçek biberona koydu sonra içine biraz su koydu “Su ılık olacak.” demeyi de ihmal etmedi. 


Dikkatli bir şekilde onu izlerken oda elindeki biberonu çalkalıyordu. “Günde üç dört kez böyle beslenmesi gerekiyor.” diye açıkladığında biberonu bana uzattı. Elinden biberonu alırken parmakları benimkileri teyet geçti, minik sanki yemek yiyeceğini anlamış gibi direkt ayaklarımın dibinde bitti. 


“Sen acıktın mı kızım?” eğilip başını sevdim. Küçük bir homurtu çıkardıktan sonra benimle beraber yürümeye başladı. “Odanda durmasının bir mahsuru olur mu?” dediğimde bana cevap vermemesi benim için bir onaydı. 

“Jasmi?”  bakışları hemen bana döndü “O bir kız değil  mi?”


“Evet kız.” kafamı sallayıp yukarı çıktım ve Mortis'in odasındaki kütüphaneye girdim. Benimle beraber minik kızımda içeri girdi. Önce raflardan günlükleri aldım ardından kahverengi üçlü koltuğa oturdum, benimle beraber hemen yanıma Leopar kuruldu. 


Elimdeki sütü ona içirirken büyük bir iştahla sütü içmeye başladı. “Seni aç mı bıraktılar kızım?” bir yandan da başını okşuyordum. “İsmin ne olsun senin?” diye sordum sanki bana cevap verebilirmiş gibi. Sonsuza kadar yanımda kalmasını sağlayamayacağımı biliyordum. Hep yanımda kalamazdı, sonuçta ben bile geçiciydim ama belki onu da gittiğim her yere götürebilirdim. 


Minik Leopar sütünü içtikten sonra başını bacaklarıma yasladı “Bence iyi arkadaş olacağız.” dedim. Derin bir nefes alarak babamın günlüğünü aldığımda bir tarihte durdum. Elena’nın doğum günü..


Karim Marad’ın Günlüğü;


Bugün canım üç iken dört oldu.

Ben bir kez daha kız babası oldum. Belki de hayatta yaşadığım en güzel duygulardan ikincisiydi kız babası olmak, O duyguların ilki ise sevilmekti, güzeller güzeli karım, hayatım, eşim, her şeyim Mina tarafından sevilmek.

Şimdi isen canımdan bir canım daha olmuştu. O Milena’nın aksine daha kilolu bir bebek ama bu onu tatlı yapıyor. Milena ona çok iyi bir abla olacak biliyorum, biliyorum çünkü ona bakışını gördüm. Onu nasıl kucakladığını henüz seyrek olan saçlarını nasıl okşadığını gördüm. 

Onların hiçbir zaman ayrlmamasını ve bu dünyada birbirlerine sıkı sıkı sarılmasını istiyorum. Çünkü artık tek değiller, biz olmasak bile artık birbirlerine sahipler. Birde ona sahipler. Üçü bu dünyaya karşı koyacaklar, nasıl bildiğimi bilmiyorum ama biliyorum işte. Çünkü onlar benim çocuklarım.


Sizi her zaman birbirinize  emanet ediyorum. 


Şimdi ve daima sizi sevecek olan babanız.



Defteri kapattığımı içimde yine büyük bir özlem vardı, öyle bir özlem ki sanki hiç bitmeyecek. Kendimden bile sır olarak sakladığım şeyler gün yüzüne çıkmıştı. Unut, sakla, koru. Zamanı geldiğinde açığa çıkaracaksın ama şimdi sakla, şimdi koru.


“Bir daha ne zaman göreceğim seni?


“En yakın zamanda minik yıldız. Seni daima koruyacağım, başın sıkıştığında hemen yanı başında olacağım.”


Hatıralar zihnimi doldurmaya başlarken onu reddettim, zayıflıklara yer yoktu. Bu dünyada zayıf olmak bir eksiydi. Kafamı günlükten kaldırdığımda beni izleyen buz mavisi gözleri fark ettim. Ne kadar zamandır beni izliyordu emin değildim lakin elinde tuttuğu Gümüş Tilki kartıyla bana doğru ilerledi. 


Diğer elinde ise bir kupa tutuyordu, kupadan gelen koku fazlasıyla tanıdıktı. Elindeki kupayı bana uzatırken parmaklarım sıcak kupaya sarıldı. Çayın kokusunu çekmek genzimi yaktı, annemin yaptığı gibi kokuyordu. Ona anlattığım şeyi hatırlıyordu.


“Jasmi yaptı.” dedi düz bir sesle


Bardağı dudaklarıma yaslayıp küçük bir yudum aldım. Sıcak çay boğazımı yaktı ama bunu umursamadım çünkü annemin yaptığına benziyordu. Kafasıyla yanımda yatan Leoparı gösterdi “Sana çabuk alışmış gibi gözüküyor.”


“Bana herkes kolay anlaşır.” Dedim kendimden emin bir şekilde. “Senin panterin nerede?”


“Birkaç güne gelecek.” dediğinde kafamı salladım.


“Acı çekerken sana ne anlattığımı bilmiyorum. Büyük ihtimalle önemsiz şeylerdi o yüzden ciddiye alma.” 


“Almadım zaten.” sesinde yine aynı mesafe vardı. “Düşmanım değilsin Milena.”


“Güzel.” elimi ona uzattım “Kartı ver bende bakayım.” dediğimde bir şey söylemeden kartı elime verdi. Altın rengi kartın üzerinde Gümüş Tilki işlemesi vardı. Tilkinin tam üzerinde ise GT harfleri iç içe girmişti, kenarlarında ise değişik şekiller işlenmişti. 


Kartın arkasını çevirdiğimde arkasında sadece bir kaç tane şekil vardı ve bu şekiller nedense bana çok tanıdıktı. Bunları daha öncede gördüğüme emindim. Nerede gördüğümü hatırlamak zordu ancak sonradan zihnimde bir hatıra belirdi.


“Milena bu şekilleri nerede gördün?” diye sorarken günlüğüme çizdiğim şekillere bakıyordu.


“Senin odanda görmüştüm.” dedim çekingen bir şekilde. “Aslında defterini karıştırmak istememiştim sadece açık olduğunu görünce merak ettim ve baktım.” bakışlarım bu sefer şekiller çizdiğim günlüğümdeydii “Bu şekiller ne anlama geliyor ki? Önemli bir şey mi?”


O zaman babam bu sorumu cevaplamıştı. Sadece bunların aramızda kalmasını istemişti ve bende sorgulamamıştım. Çünkü genelde babam diyorsa bir bildiği vardır diye düşünmüştüm.


Şimdi anlıyordum ki herşey koca bir yalandı. İhanet bir kez daha üzerime işledi ve ben onun gölgesinde kaldım, en kuytu köşesinde tek başıma sıkıştım.






Umarım bölümü beğenmişsinizdirrr

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuzz?

Ve sizce diğer bölümde ne olacak?





Yorumlar

  1. Olay olay ve olayy yazar galiba bir kaç kişiyi daha kocam yapmam gerekecek nikah tarihi almaya gidiyorum senin için uygunmu???

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O-N-A-Y-L-I-Y-O-R-U-M gvhgvhgvhgvhg

      Sil
    2. Yazar bölüm ne zmannnnn

      Sil
    3. Bu hafta yoğun olduğum için Pazartesi akşam gelecek balım

      Sil
    4. İnşallah yoğunluğun azalır balım bölümü aynı heycanla beklicem bakalım bu sefer birilerini kocam yapacakmıyım yoksa boşayacakmıyım?

      Sil
    5. Oy oyy yerim seniii çok teşekkür ederim. Bu sefer birini boşayabilirsin nvjgtvıuı

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar