Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 17.PERDE
"Bazı insanlarla kardeş olmak için
kan bağına ihtiyaç yoktur"
Aklım Karıştı - Kenan Doğulu
Olur ya - Hazan Altın, Çağrı Çelik
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE KARAKTLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
X/ruhunlasavas
Bölüm sonu yorumlarda buluşalım bal kuşlarımmm
Dopdolu bir bölüm için iyi okumalar
Spot ışıkları yandı, balerin kuğu gibi sahneye çıktı ve ve parladı. Dönecekken sendeledi ama vazgeçmedi, bileği incindi ama dik durmaya devam etti. Kimisi ona küçümseyici bakışlar attı kimisi gurur duydu. Ama balerin o an sadece birine baktı, kendisi için değerli olan tek kişiye. Abisine. O balerine gülümsedi bu ise ona yetti.
Balerin belki yaralıydı ama o her zaman kırık parçalarına rağmen parmak uçlarında dik durmaya devam etti.
Kalabalığın arasından geçerken Sarp ile ellerimiz birbirine kenetlendi. Biz yürüdükçe onlar bağırmaya devam ediyordu. Maçların bulunduğu yerden çıkıp arabaya doğru ilerledik. “Sen Deren’in geldiği arabayı al Adil.” dedi az önce içeri girmemi sağlayan adama. Hala tam olarak kim olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Biz Sarp ile beraber onun arabasına binerken Adil’de benim geldiğim arabaya bindi. “Adil kim?” diye sordum hiç vakit kaybetmeden.
“Eski bir arkadaşım ve avukatım.” dedi yola bakmaya devam ederken. Benim ise içim yine onu düşürdüğüm durum yüzünden acıdı.
“Sarp.” diye mırıldandım mahcup bir şekilde. Bakışlarımı ellerime indirdim.
“Hı.”
“Hani ben seni ihbar edip sana iftira attım ya. Sonuçta sen ünlü bir boksörsün. Türkiye'de belirli bir namın var..” ellerimi yumruk yapıp tırnaklarımı avuç içlerime batırdım. “Benim bu yaptığım senin itibarını çok zedeledi mi?” cevap verir sandım ama vermedi onun yerine arabayı durdu. Bana kızacağını hatta bana bağıracağını düşündüm ama o yine beni şaşırtacak yumruk yaptığım elimin üzerine elini kapattı.
“İtibar kimin umrunda Deren. Sen yanımdayken itibar kimin umrunda. Benim için önemli olan tek şey, benim senin gözünde olan itibarım.” bakışlarımı ona çevirdiğimde anlayış dolu bakışları kalbimin sıkışmasına sebep oldu. Derin bir nefes aldı “Aslında kavga etmemek için söylemeyecektim ama duramayacağım. Yaralı halde hangi cesaretle evden çıktın hemde tek başına.” sesi yüksek değil ama azarlayıcıydı.
“Uyandım ve yanımda sen yoktun.” diye homurdandım. “Ne yapsaydım öylece beklese miydim seni? Eğer böyle bir şey bekliyorsan avucunu yalarsın.”
“Sadece dikkatli olman gerekiyor diyorum. Hala başımız belada o itlerin ne zaman nereden çıkacağı belli olmaz.”
“Biliyorum.” diye kabullendim haklı olduğu için. Bu sefer bakışlarım patlamış kaşına ve dudağına kaydı. “Çok acıttım mı?” diye sordum suçlu bir şekilde.
O ise buna karşı vurdum “İyi vurdun ama kendini daha çok geliştirmen mi amor” dediğinde kalbim tekledi. Aşkım. Ondan ilk defa böyle bir kelime duyuyordum. Ayrıca her ne kadar ona söylemeyecek olsam da ona ispanyolca konuşmak çok yakışıyordu. İspanyolca konuşurken çok seksi oluyordu.
Söyleyecek bir şey bulamadığım için boğazımı temizleyip “Gidelim.” dedim. Bu halime gülüp arabayı tekrardan sürmeye başladı ama bir eli hala yumruk yaptığım elimin üzerindeydi.
“Artık o evden başka yere gitmemiz lazım.” dedim net bir şekilde “Yani koskoca ünlü boksörün ama İspanya’da bir daire alamıyor musun?” keskin bakışlarımı onun yüzüne çevirdim. “Bak Sarp bir gün daha o cadı babaannenin yüzünü görecek tahammülüm kalmadı. Ben gelemem öyle o kadar sıkıya, bak kaçarım haberin olsun.”
Bakışlarını anlık yüzüme çevirdi daha sonrasında yola döndü. “Tamam sen ne istersen o.” dedi bana karşılık. Bu kadar mıydı? Benimle hiç tartışmadan sadece tamam mı diyecekti?
“Sana çorba yapayım mı?” dediğimde gülümsedi. “Yaralısın.”
Anında kaşlarım çatıldı “Ellerim hala tutuyor.”
“Yarın yap.” dedi. “Şuan çok yorgunum ama yarın kesinlikle yap.
“Tamam.” dedikten sonra tekrardan önüme döndüm ve yol boyunca bir daha konuşmadık. Bir şey söylemek istedim ama eli elimdeydi, dikkatimi dağıtıyordu. Araba durduğunda farklı bir apartmanın önündeydik. Bu kadar çabuk mu ayarlamıştı evi?
Biz eve doğru ilerlerken Adil'de hemen arkamızdan geldi. İki kat çıktıktan sonra bir kapının önünde durduk. Sarp kapıyı açıp içeriye girdi bende arkasından girdim. Işıkları açtığında bizi ferah bir oturma odası karşıladı şuanlık sadece bir bej rengi koltuk ve orta sehpa vardı. Evin tam olmadığı çok belliydi. Adil ve Sarp karşılıklı oturduğunda onlara döndüm. “Kahve isteyen?”
“Ben alırım yenge.” dedi Adil. Bu çocuk bana biraz daha yenge derse katil olacaktım.
“Yorulma.” dedi Sarp. “Konuşacaklarımız var.”
Kafamı sallayıp yanına oturduğumda Adil konuşmaya başladı. “Biliyorsunuz ki burada yargılanmayı talep etmiştik. Yargılanma süreci başladı bile, resmi olarak yargılanıyorsun.” diye açıkladı. “Ve ayrıca basın henüz hiçbir şey bilmiyor. Bu işi olabildiğince kimsenin haberi olmadan halletmeye çalışacağım.”
Sevdiklerini ne hale soktuğunun farkında mısın Deren.
“Temiz çıkacak değil mi?” diye sordum korkuyla. Bu korku beni içten içe yiyip bitiriyordu.
“Öyle umuyorum. Bazı deliller var ama yetersiz olduğu için şuanlık tutuklanma söz konusu değil. Tabiki yeni bir delil olmadıkça.” bakışları tamamen bana döndü. “Beni yanlış anlamanı istemiyorum ama bunu davanın gidişatı için sormak zorundayım. İhbarda ne dedin?” diye sordu. Bakışlarım sarsılırken anılar zihnimi doldurmaya başladı. Canım yeniden yandı, bir şey söylemek istedim ama sustum. Ne söylemeliydim? Konuşamazdım, konuştuğum an ucu Sarp’a dokunurdu. Herkese dokunurdu.
“Bu kadar yeter!” diyerek araya girdi.
“Sarp bu önemli!” diye karşı çıktı haklı olarak.
“Adil yeter dedim kardeşim!”
“Yarın kapına polis dayanırsa şansımız azalır!” dedi birden daha sonra oturduğu yerden kalktı. “Ben dosyayı inceleyeceğim.” dedikten sonra evden çıktı.
Oturduğum yerden kalktım “Ben nerede yatacağım?” diye sorduğumda arkamdaki varlığını hissettim.
“Deren.” diye fısıldadığında dudaklarım büküldü bir çocuk gibi. “Umrumda değil biliyorsun.” dediğinde keskin bir şekilde ona karşı çıktım. “Ama benim umrumda tamam mı!” yüzümü ona döndüm. “Yarın bu kapıya polis dayanırsa ben ne yapacağım! Bunun altından nasıl kalkacağım. Soruyorlar ama anlatamıyorum, sen anlıyor olabilirsin ama senin anlaman sana fayda sağlamıyor.” gözlerim doldu ama ağlamamak için kendimi kastım. “Ben sana zarar veriyorum. Biz birbirimize iyi gelmiyoruz. Biraz zaman verelim, zaman iyidir.”
“Bana iyi gelen tek şey olduğunu gerçekten görmüyor musun Deren? Salak bir kız değilsin aksine çok zekisin. Bir tek bana mı kör oldun kızım sen!” diye sitem etti adeta. Bu öyle bir sitemdi ki yüreğimi dağladı.
Eğer bilseydi oda benden uzak dururdu.
“Yapma!” dedim yüksek sesle “Kalkamıyorum yapma, nefes alamıyorum Sarp. Yalvarıyorum yapma böyle konuşma, eziliyorum ben bunun altında. Her gün bu gerçek yüzüme vuruyor, ben unutamıyorum. Ben unutamam sende unutmazsın.”
Yüzümü ellerinin arasına alıp alnını alnıma yasladı “Unuturum!” dedi hemen. “Sen yanımda olursan ben herşeyi unuturum. Eğer sen böyle yaparsan biz o zaman biteriz o zaman bunun altından kalkamayız.”
Aşk buydu belki de. Aşkından kör olmak buydu. Her hatayı görmezden gelmek, serseriyi prens, külkedisini prenses yapan bir şeydi.
“Seni seviyorum chica guerrera.” dediği anda kalbimin durduğunu hissettim. “Sensiz yapamayacağımı biliyorum. Yapamam, hiç yapamadım.” hiç yapamadım. Bir şey söylemek yerine dudaklarımı dudaklarına yasladım. Ellerimin onun yüzümü avuçlayan ellerinin üzerine koydum. Başta ikimizinde öpüşü sert değildi sakindi, birbirimizde soluklanıyorduk sanki. Daha sonra ne olduğunu anlayamadım ama birbirimizin soluğunu kesmeye başladık. Sarp’ın öpüşü o kadar hoyrattı ki ellerimi kalçama gitti ve beni kucaklayıp koltuğa taşıdı. Koltuğa oturduğunda bende çoktan onun kucağına kurulmuştum bile.
“Sarp.” diye soluklandığımda ellerim ensesinde birleşti.
“Yavrum.” diye cevap verdi. “Yapamam.” diye inledi ağzıma doğru. “Sensiz bir saniye bile duramam.” dediğinde yavaşça geriye çekildim. Hala onun kucağındaydım ve ellerim ensesindeydi. Dudağındaki yara tekrardan kanamaya başlamıştı. Hayvan o nasıl öpmekti.
“Dudağın kanıyor.” dedikten sonra kucağından indim. “Fazla ileri gittik.” dedim düşünceli sesle.
“Bence daha hiç bir yere gitmedik.” dediğinde bakışlarımı ona çevirdim. “Sen önce dudağına bak.” diye yükseldim. “Beni nasıl öptüysen artık, tekrardan kanamış.”
“İstersen tekrardan öperek temizleyebilirsin.” dedi muzip sesle
“Pislik!”
“Bir sana.”
🩰
Yine başladığım yere dönmüştüm, en baştaydım. Bir perdenin arkasında saklanıyordum, korkuyordum. Neden mi?
Başaramamaktan.
Düştükten sonra kalkamamaktan.
Ellerimi yumruk yaptım, uyumuyordum ama tam olarak uyanıkta değildim. Gözümden bir damla yaş dökülürken onun çıplak göğsüne değdi. İyice sindim göğsüne, onunla uyumuştum, tekrardan. Onda uzaklaşmak istediğim her an dibimde bitiyordu, ondan uzaklaşmama izin vermiyordu. Aslında ona zarardan başka bir şey vermediğimi fark etmesi lazımdı lakin o gözlerini benim kusurlarıma sıkı sıkı kapatmış gibiydi. Ona kötü geldiğimi göremiyordu, onu dağıttığımı göremiyordu.
Gözlerimi araladığımda ona döndüm onun bakışları ise zaten bendeydi. Islak kirpiklerimi kırpıştırdım bir kaç kere “Günaydın.” dedim uyku mahmuru sesimle.
“Günaydın chica guerrera.” dediğinde ona gülümsedim sadece. Bu yaptığım da sadece ona özel olan bir şeydi. İstemsizce her zaman kendimi ona gülerken buluyordum, bütün bu berbat hayata, sıkıntılara, gittiğim bu yolun karanlık oluşuna rağmen bir tek sadece ona gülüyordum. “Ne düşünüyorsun?” diye sordu Sarp.
“Bir sapık olduğunu.” dedikten sonra gözlerimi kıstım. “Sürekli beni izlemeyi bırakmalısın.”
Hissettirik bir kahkaha attığında göğsünde sarsıldım “Maalesef bu benim hobilerimden biri.” dudaklarını kulağımın yakınına yaklaştırdı “Aramızda kalsın ama en sevdiğim ve tek hobim bu. Saatlerce seni izlemek.” burası sıcak olmuştu, hemde fazlasıyla.
Bir şey söyleyecekken kapının çalma sesini duymamla yattığım yerde doğruldum. “Birini mi bekliyordun?” diye sordum yataktan çıkarken. Sarp’ta yataktan çıkıp üzerine tişörtünü giydi “Hayır.” dedi düşünceli bir sesle.
Nihayet odadan çıkıp kapıyı açtığımda karşımda görmeyi beklediğim son şey polisti. Sarp’ın varlığını arkamda hissettiğimde ise midem kasıldı “Matias Sarp Çeliker.”
“Buyrun benim.”
“Hakkınıza üzerinize açılmış bir davanın devam etme sebebiyle bizimle gelmenizi istiyorum.” dedi polis. Olduğum yerden çakıldığımda kalbim sıkıştı, gözlerim doldu, midem bulandı.
Bakışlarımı Sarp’a çevirdiğimde kafamı omzuma yatırdım öyle bir baktım ki ona sadece o değil bende ezildim. Suçluluk tekrardan omuzlarıma bindi, bir hata yaptığınızda onu telafi ederdiniz ama büyük bir günah işlediğinizde onu telafi edemezdiniz.
“Ceketimi alayım.” dedi polise dönüp. Ceketini aldı ve bana döndüğünde “Adil’i ara.” dedi. Ağzımdan hiçbir kelime çıkmadı, Sarp kelepçelerin takılması için kollarını uzattığında kafamı yana çevirdim. Bunu görmek istemiyordum. Kelepçenin kapanma sesini duyduğumda gözlerimden yaşlar firar etmeye başladı. Başımı öne eğdiğimde onun sesini duydum “Sorun değil.” dedi içimi okur gibi ama sorundu. Artık herşey o kadar sorundu ki içinden ikimizde çıkamıyorduk.
“Sorun.” dedim bende ona ama yüzüne bakamadım “Affetme. Lütfen beni bir daha affetme.”
Adım sesleri yavaş yavaş kulaklarımdan uzaklaştı ve en sonunda kesildi. Bunların hepsi benim yüzümdendi. “Ölseydim keşke.” dediğimde dudaklarımdan bir hıçkırık koptu. Gözyaşlarımı tutamadım ama dizlerimin üzerine de çökmedim. “Keşke ölseydin Deren! Aptalsın! Hatta o kadar aptalsın ki ölmüyorsun ama yaşamayı bile beceremiyorsun!” yumruk yaptığım ellerimi daha da sıktım, tırnaklarım derime battı hata bir süre sonra avucum kanadı. Derin nefesler almaya çalıştım ama bu oldukça zordu. Midemin bulantısı daha da arttığında banyoya ilerledim, kapıyı açtığım gibi klozete eğildim. Hiçbir şey yemememe rağmen midemin sıvısını çıkardım. Her öğürmemde yaram sızladı lakin eskisi gibi dayanılmaz değildi.
Öğürmem durduğunda çöktüğüm yerden kalktım elimi yüzümü yıkadım, ağzımı çalkalayıp dişlerimi fırçaladım. Dik durmam lazımdı, sevdiğim adamı önce o hapishaneden sonra kendimden kurtarmam lazımdı. Onu kendimden nasıl kurtaracağımı bilmiyordum. Odaya gidip dolabı açtım şaşırdığım şey ise oda ağzına kadar benim tarzım ve bedenim olan kıyafetlerle doluydu.
Bu kadar çok şeyi düşünmesi genzimi sızlattı ama çenemi dikleştirip ağlamamı engelledim.
Ağlamak yok Deren.
Güçlü ol.
Dik dur.
Haddini bilmeyenlere haddini bildir.
Zalime boyun eğme.
Gerekirse sende zalim ol
Altıma siyah belden bol bir kot, üzerine ise bordo düz bir badi giydim. Saçımı yapmak için makyaj masasına otururken Sarp’ın telefonunu elime aldım.Telefonu açtığımda ise duvar kağıdında bizim olduğunu gördüm. Benim Sarp’ın göğsüne sindiğim ve o şekilde uyduğum bir fotoğraftı. Ben uyuyordum ve onun bakışlarıysa bendeydi. Bu fotoğrafı ne ara çekmişti bilmiyordum. Normalde görsem içimi ısıtacak bu fotoğraf şimdi içimi sızlatıyordu.
Ekranı açtığımda ise benim eski bir fotoğrafım vardı ama gerçekten eski bir fotoğraftı. Üniversite zamanlarıma ait bir fotoğraf, Eray ile sevgili olduğum onu unuttuğum zamanlara ait bir fotoğraf. Kişilere girip Adil’in ismini girdim ve onu aradım.
Telefon ilk çalışta açıldı “Efendim kardeşim.” dedi Adil.
“Adil benim Deren.”
“Yenge bir şey mi oldu? diye sorduğunda zorlukla yutkundum. “Polisler geldi. Sarp’ı götürdüler. Hakkınızda açılan soruşturma falan var o yüzden dedi.”
“Tahmin ettiğim gibi.” dedi düşünceli bir sesle Adil. “Yeni delil sunmuş olmalılar. Geliyorum birazdan birlikle geçeriz yenge.”
“Tamam.” dedikten sonra telefonu kapattım. Saçımı dalgalandırdıktan sonra siyah göz kalemi sürdüm sadece. Dudaklarımı ise sadece kiraz rengi bir kalemle çerçeveleyip dağıttım. Yarama pansuman yapmam gerekiyordu ama bunu şuanlık atlayacaktım. Odadan çıktığımda açık kapıdan Adil’in girdiğini gördüm, kapıya doğru ilerleyip kapının kenarındaki topuklu ayakkabıları giydim. Bunu da büyük ihtimalle Sarp almıştı, topukları benim giyidiklerim kadar uzun değildi ama idare ederdi.
Arabaya bindiğimizde gerginccec yerimde kıpırdandım “Onu çıkaracaksın değil mi?” diye sorum düz bir sesle lakin içimde büyük bir kargaşa vardı. Çorba yapamamıştım ona, yarın kesin yap demişti ama yapamamıştım. Genzim sızladı “İçeriye yemek alırlar mı?” diye sordum bu sefer. Her şey o kadar birbirine girmişti ki ne yapacağımı ne söyleyeceğimi şaşırıyordum.
“Şu an ne delili getirdiklerini bilmiyorum. Ve yemek için izin alabilirim.” dediğinde kafamı salladım. “Yenge sakin ol biraz.” diyene kadar ayağımı delice salladığımı bilmiyordum. Çantamda astım ilacımı çıkarıp dudaklarımın arasına götürdüm ve derin iki nefes çektim.
“Onu görmemi sağla Adil.” dedim net bir sesle. “Onu görmem lazım.” bu sefer bakışlarımı parmağımdaki yüzüğe çevirdim. Artık o kadar alışmıştım ki bu yüzüğe, varlığına alışmıştım. Bana yabancı değildi, bana hep tanıdıktı hep benimdi. En başından beri.
Araba karakolun önünde durduğunda hızla arabadan indim. Karşımda düşmanca bakışlarla bana bakan ise Bianca Fernandez’di. Bakışlarımı ondan çekip aynı ifadesizlikle yanından geçtim. “Sana onu bitireceksin demiştim.” diyen sesini duyduğumda anlık olarak olduğum yerde durdum ama ona dönmedim.
“Ben onun daha sağlam şah olmasını sağlayacağım.” dedim kendimden emin bir şekilde. Onu yıktıysam daha sağlam bir şekilde kaldırırdım. Öyle bir kaldırırdım ki bundan sonra onu ben bile yıkamazdım.
Adil'in içeri girmek için beni beklediğini görünce ona doğru ilerledim ve beraber içeri girdik. “Sen burada otur bekle ben şimdi izin almaya ve işin aslını öğrenmeye çalışacağım.” dedi. Kafamı salladım sadece o ise bir odaya girdi. Olduğum yerde dakikalarca volta attım, neredeyse artık kafayı yiyecektim. Adil odadan çıktığında bana döndü “Onunla görüşme izinle aldım.” demesiyle kalbim heyecanla çırpındı.
“Nereye gideceğiz?” dedim elim ayağım birbirine karışırken. Adil eliyle önden yürümemi işaret ettiğinde uzun koridora doğru ilerledim. Adil bir odanın önünde durduğunda bende durdum. Onu daha bir kaç saat önce görmüş olmama rağmen onu şimdiden özlediğimi fark ettim. Kapıyı açmak için cesaretim yoktu, suçluluk daha ağır bastı. Neyseki bunu da benim yerime Adil yaptı ve kapıyı açıp içeri geçmem için bekledi. İçeri girdiğimde benden önce topuklu ayakkabılarımın sesi duyuldu. Eğik duran kafası anında kalktı ve bakışları benim yeşile karışmış mavi gözlerimi buldu.
Masaya doğru ilerleyip onun tam karşısında oturdum lakin bakışlarımı hemen kaçırdım. “Nasılsın kardeşim?” diye sordu Adil.
“İyi.” dedi sadece Sarp. Sesi düzdü, dümdüz.
“Tahmin ettiğim gibi yeni bir delil gelmiş. Daha doğrusu delil değil, bir şahidimiz var. Seni silah satışı yaptığını gördüğünü söyleyen biri.” dediğinde bakışlarını bu sefer bendim. Hayır ben yapmamıştım. Bunu yapmadım.
Bakışlarım aniden Sarp’a döndü, geldiğimden beri ilk defa şu kelimeler çıktı ağzımdan, “Ben yapmadım.” dedim. “Yemin ederim, ben yapmadım.” dediğimde Sarp bana ifadesizce bakmayı sürdürdü. Bana inanmıyor muydu?
“Sen değilsin.” diyerek araya girdi Adİl “Eray Taşkın.”
“Sikeyim!” diyerek masaya vurdu Sarp. Olduğum yerde irkildim. “Onun ecdadını sikeceğim.” diye bağırdı öfkeyle.
“Sakin ol Sarp.” dedi Adil. “Daha tam ne olduğunu söylemediler ama oda birkaç güne çıkar. Şimdilik sadece bekleyeceğiz, şu an tahliye için dilekçe yazacağım. Red gelirse mahkemeye kadar beklememiz gerekiyor.”
“Olmaz!” dedim hemen. Hala şoktaydım, benim bir zamanlar sevdiğim adam bu kadar iğrenç biri mi olmuştu? O artık çok değişmişti. “Kalamaz burada. Bende şahitlik yaparım, anlatırım söylerim ama o burada kalamaz.”
“Elimden gelenin daha fazlasını yapacağım yenge.” dedi Adil.
“Kardeşim bizi biraz yalnız bırakır mısın?” dediğinde “Hayır.” dedim “Seni buradan çıkarmanın yolunu bulmalıyız.” sesimdeki korku iliklerime kadar yayıldı. Adil beni dinlemeyip odadan çıktığında ikimiz artık yalnızdık.
“Burada kalamazsın.” dedim keskin bir sesle ona. Nasıl yapardı ki zaten burada? Üşürdü, aç kalırdı.
“Deren.” oturduğu yerde kalkıp sandalyemin önünde diz çöktü. Bacaklarımı tutup kendine çevirdiğinde bakışlarımı kucağıma çevirdim. “Yaranı temizledin mi?”
Kafamı iki yana salladım “Aklıma gelmedi.”
“Yemek yedin mi?”
“Sen yedin mi peki?” diye sordum bu sefer bende “Yemedin tabiki. Çorba yapacaktım ben bugün sana yapamadım. İzin verseydin dün yapardım, hep senin yüzünden.” onu suçlamam aptallıktı. “Hayır. Benim yüzümden.” kafamı iki yana salladım “Sana hep zarar veriyorum. Niye bırakmıyorsun ki sanki beni? Görmüyor musun batırdım her şeyi.” gözlerim dolduğunda bakışlarımı tavana çevirdim. “Abim benim yaptıklarımı görse benden utanırdı.”
“Deren sus.” dedi bunları duymaya tahammül edemiyormuş gibi.
“Bu sefer sen bile şüphe ettin.” dedim kırgın bir sesle. Kırılmam saçmaydı sonuçta bunu bir kere yapmak zorunda kalmıştım. “Hayır kırılmadım, sonuçta-” sözümü yarıda kesen ile onun sesiydi “Sus artık!” dedi ve ben sustum. Normalde susmazdım ama bu sefer sustum.
“Bunu kendine yapma.” dedi yalvarır gibi. “Deren yapma. Canımsın bunu yapma, seni kendinden koruyamıyorum. Kendine bu kadar zalim olma.” bakışlarımı onun acı kahvelerine çevirdim. “Beni öldüren bu. Senin kendine zarar vermen.”
“Kendime zarar vermiyorum.” dediğimde sesim netti. ama sana zarar veriyorum. Ellerimi avuçlarının arasına aldı, kafasını ise dizlerime yasladı “Kendine zarar verme.” dedi tekrardan.
Ağlamamak için dudağımı dişledim, onu bu hale düşüren bendim ve o yine benden medet umuyordu. Belki yıllarca hapis yatacaktı ama onunn düşündüğü tek şey bendim. “Beni düşünme.” dedim ona. “Ben iyiyim ve seni buradan çıkaracağım.”
Kafasını kaldırdı ve ellerimi bırakıp geri çekildi “Biliyorum.” dedi. “Yaranı temizlemeyi, ilaçlarını içmeyi ve yemek yemeyi unutma.” diye tembihledi beni. Oturduğum yerden kalktığımda tam karşısında durdum. “Her ne kadar bu çivi gibi ayakkabıları giymenin saçma olduğunu düşünsem de sana yakışıyorlar.” sözleriyle beraber bir an bile düşünmedim ve kollarımı Sarp’ın boynuna doladım. Bu bir veda sarılmasıydı. Onu bir daha ne zaman göreceğimden emin değildim, görebilir miydim ondan bile emin değildim. O kollarını belime sararken kokusunu derin derin soludum.
“Seni çıkaracağım. Yemin ederim, hemde ne pahasına olursa olsun.” geri çekildiğimde onun karşısında daha dik durdum. Sağlam olduğumu görmesi lazımdı ki aklı bende kalmasın. “Kendine dikkat et. Seninle görüşmenin bir yolunu en kısa zamanda tekrardan bulacağım.” dedikten sonra arkamı döndüm ve kapıya ilerledim. Her adımda omzumdaki yükler daha da ağırlaştı. Her adımdan ondan daha çok uzaklaştım. Kapının dışına çıktığımda gözümden iki damla yaş aktı, hemen sildim ama ardından yenileri eklendi.
“Yenge.” diyen sesini duydum Adil’in.
“Adil bana biraz müsade eder misin?”
“Tabi yenge.” dedi anlayışla. Tam arkasını döndüğünde onu durdurdum. “Adil onun içeride güvende olduğundan emin olmamız lazım.”
“İçeriden birini ayarlayacağım.” dediğinde kafamı salladım.
Ben onu çıkarana kadar iyi olmalıydı. Vicdanını böyle mi susturmaya çalışıyorsun.
Vicdanım hiç bir zaman susmuyordu, susmazdı biliyordum. Abimden beri asla susmamıştı. “Abi,” diye fısıldadım. “Bundan sonra yapacaklarım için beni affeder misin?”
👠
ŞEYMA TEPE
Her güzel masalın bir sonu olurdu. Bir gün gelir ve o toz pembe gözlük gözünüzün önünden çekilirdi. Başta her şey güzel ve mükemmel olur, inanamazsınız her şeyin mükemmel olduğuna ama anlık buna kanarsın. Sonra bir şey olur ve o küçük şey bile her şeyin anlamını kaybetmesine sebep olur.
Bir masaldaydım, bir rüyanın içindeydim. Uyandım ve gözlerimi açtım artık herşeyi daha net görüyordum. Ve bu yine canımı yakıyordu. Valizimin fermuarını kapattığımda gözümden bir damla yaş düştü. Çok fazla eşyam yoktu zaten burada, şimdi fark ediyordum ki hiçbir zaman kendimi burada kalıcı olarak görmemiştim. Hep geçiciydim, hep misafirdim. Turan’ın nerede olduğu ile alakalı hiçbir bilgim yoktu, en son bana bağırdıktan sonra Işıl ve Berk gidince onların peşinden gitmişti. Beni arkasında bırakmıştı. Benden özür dilememişti, bana gitme dememişti sadece gitmişti. Sanki ben gidiyorum geldiğimde sende git der gibiydi.
Bir çok erkekle çıkmıştım ama hiçbirinde şu anki kadar rezil hissetmemiştim. Turan farklıydı, hep öyle kalır sanmıştım. Valizimle beraber odadan çıkarken görmeyi beklediğim şey koltukta elinde bir şişe ile oturan Turan değildi. Geldiğini duymamıştım bile. Adımlarım durduğunda burada olduğumu fark etmiş olacak ki bakışlarını bana çevirdi. Orman yeşili gözleri kan çanağı olmuştu, önce yanımda tuttuğum valizime daha sonra da bana baktı. “Gidiyor musun?” diye sordu zayıf bir sesle.
Zorlukla yutkunurkan kafamı salladım “Gidiyorum.” dedim. Bana kal de. Kafasını salladı ve şişeyi dudaklarına götürdü. Kalbim daha çok kırılırken bakışlarımı ondan çektim ve kapıya ilerledim. Kapının önünde durdum çaresizce bana gitme demesini bekledim ama o bana bakmadı bile. “Kendine iyi bak. Herşey için teşekkür ederim.” bana kısa bir masal yaşattığın için teşekkür ederim.
“İzmir tehlikeli.” dedi birden. “Nerede kalacaksın?”
“Evimde. Hem başımın çaresine bakabilirim, bu zamana kadar hep baktım.”
“Onlara karşı koyamazsın.” dedi sonra. Bana gitme demiyordu. Kal demiyordu ama sadece içi boş bahanelere sığınıyordu. “Başımın çaresine bakarım.” dedim tekrardan ve elim kapının koluna gitti.
“Şeyma.” dedi sesi o kadar çocuk gibiydi onu kendime çekip sarılmak istedim. Yapamadım onun yerine sırtım ona dönük olmaya devam etti. “Özür dilerim.” dudaklarından hıçkırığı duyduğumda hızla ona döndüm. Elinde içki şişesini kenara bırakmıştı ama beni mahveden şey ağlıyor olmasıydı. Bir çocuk gibi kafasını öne eğmiş ağlıyordu. “Gitme.”
Çekinmedim, gururu bir kenara bıraktım ve Turan’a ilerledim. Onu o kadar sert bir şekilde göğsüme çektim ki o bile şaşırdı ardından hemen kollarını belime sardı. “Gitme. Özür dilerim. Herşeyi mahvettim bilmiyorum düzeltmeme izin ver bana bir şans ver. Bize bir şans ver.”
“Beni arkanda bıraktın.” dedim sesimdeki kırgınlığı saklamayarak. “Oysa kalsan affederdim hemen.” burnumu çektim. “Ben arkada kalmam Turan. Beni arkanda bıraktın ve bende seni arkamda bıraktım.”
“Şeyma…”
“Hayır özür dileme. Kırıklarımı onaramazsın, sana dedim ben kimsesizim dedim, bana ev oldun dedim ve evim bugün beni terk etti. Sen bugün beni kapı dışarı ettin, o yüzden özür dileme.” sözlerim netti, şüpheye yer yoktu. Özür bazen sadece içi boş kelimedir. Özür kalp kırıklığını onarmaz ama herkes hata yapıp yapıp sadece özür diler. Bir kadının kalbi paramparça olursa onun kalbini bir daha asla onarılmaz.
“Hiç mi onaramam?” diye sordu çocuk gibi.
“Onaramazsın.” dedim.
Anne, baba insan çok sevdiği için affeder mi?
Affetsem sizde beni affeder misiniz?
“Onarırım.” dedi geri çekilirken Turan. “Onaracağım. Göreceksin köpek gibi çabalayacağım. Sadece gitme kal.”
🩰
Adımlarım boş evin kapısında durdu. O kadar boştu ki girmek istemedim, hatta geri dönmeyi düşündüm. Sarp’la beraber o hücrede yatmak daha cazip geliyordu. Ayakkabılarımı çıkarıp evin içine girdim, sessizdi ev çok sessizdi. Normalde hep ben konuşurdum o beni dinlerdi ama konuşmasa bile varlığı burada olurdu şimdi gölgesi bile yoktu. Onunla uyuduğumuz odaya girdiğimde yatağın sabah bıraktığımız gibi olduğunu gördüm. Yatağa doğru ilerledim, onun yattığı taraf daha çöküktü, izi vardı ama o yoktu.
Üzerimdekileri çıkarıp banyoya girdim. Suyu açtım ve soğuk suyun altına girdim ilk önce tenime diken batıyor gibi hissettim ama sonra vücudum buna alıştı. Bakışlarım yamuk yumuk diktiğim yarama değdi. Muhtemelen iz kalacaktı. Suyun altında göz yaşlarım akmaya başladı. O an herşeye ağladım en çok ta onun için ağladım, düştüğüm duruma, anne olamayaşıma.
Dokunduğun herşeyi mahvediyorsun.
Yüzümdeki makyaj akıp gitti. Suyu kapatıp duştan çıktım ağlaya ağlaya yaramı temizledim. İç çamaşırlarımı giydikten sonra banyodan çıktım ve Sarp’ın tişörtlerinden birini giydim. Onun kokusu üzerime sinsin istedim. Kocaman yatakta onun olduğu tarafa yattım yastığını kafama aldım ve kokusunu soludum. İstediği çorbaya bile yapamamıştım, ona söz verdiğim hiçbir şeyi yapamamıştım.
Hıçkırıklarım kocaman evde yankılanırken kapının çalma sesini duydum. Yattığım yerden kalkarken kapıya doğru ilerledim. Delikten kim olduğuna baktıktan sonra kapıyı açtım. Şeyma’nın gözleri kızarmış halini görmem dudaklarımı bükmeme sebep oldu. Hiçbir söylemeden sadece kollarımı boynuna doladım, bizim birbirimizi anlamak için konuşmamıza gerek yoktu. Birbirimize sarılıp sadece öylece ağladık, belkide ilk defa sesimizi kısmadık. Haykıra haykıra, çekinmeden öylece dakikalarca ağladık.
Sonra sustuk eski günlerdeki gibi yan yana bir yatakta sarılarak yattık. Onun saçlarını okşarken Şeyma’nın düzenli nefeslerini duydum. Biz böyleydik işte, gün sonunda hep beraberdik, hep birdik.
Kardeşler hep bir olurdu.
Tekrardan kapının çaldığını duyduğumda ise Şeyma’yı rahatsız etmeden yataktan kalktım. Kapıyı açtığımda karşımdaki kuryeyi gördüm “Buyrun?” dedim anlam veremediğim bir sesle.
“Deren Silday?”
“Evet benim.”
“Adınıza bir kargo var.”
“Kimden?” diye sordum.
“İsim vermediler imzanızı alabilir miyim?” dediğinde kafamı sallayıp kağıda imza attım ve kuryenin elindeki kutuyu aldım. Bu saate kim bana kargo göndermiş olabilirdi ki. Koltuğun üzerine oturup kutuyu açtım, kutunun içindeki kırmızı pointleri görmemle kalbim tekledi sanki. İçinde duran notu elime aldım.
Kırmızının her zaman sana çok yakıştığını düşünmüştüm. Ve bu renk kesinlikle seni temsil ediyor, zarif ve dik. Bunları giy ve benim için dans et sevgilim, sahneye çık ve parla.
S.Ç.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar

Yorumlar
Yorum Gönder