Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

V. 8.PERDE


 

Adımı Kalbine Yaz - Tarkan

Yıldızlara Ödediğimde - Bengü Beker

***

"Unutma! Seni en çok

sen yıkabilirsin."

***

BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN KİŞİ VE OLAYLAR TAMAMEN

 HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSTMAZ 

Ig/ sesimiziduyuramadik

Tt/ sesimiziduyuramadik

X/ sesimiziduyuramadik


İyi okumalar ballarım



Herkese sırt çevirdim ve omuzlarımı dikleştirip yürümeye başladım. Kaldığım odaya girdiğimde omuzlarım düştü. Ölecekti, bu senin sorunun değil. Ölmesine göz yumamam, sen onu uyardın. 


Kıyafetlerimle beraber yatağın içine girdiğim anda düşünceler üzerime yıkılırken iyice yatağın içine gömüldüm. Kapı açıldı, içeriye sızan ışıkla beraber “Deren.” dedi can dostum. Adım seslerinden bana doğru geldiğini duydum, yatağın bir tarafı çökerken arkadan kollarını bana doladı. “Kendine bunu yapma.” diye fısıldadı.


“Herkes bana bunu yapıyor.”


“Yine de sen kendine yapma. Seni en çok senin darben yıkar.”


Sıkıntıyla nefes verip gözlerimi kapattım “Şeyma. Söylesene Sarp ile aramızda ne vardı?” diye sordum. Eğer aramızda bir şey varsa ona kesinlikle anlatmışımdır, o bana anlatır.


“Deren…” dediğinde bana hiçbir şey anlatamayacağını anladım.


“Bu haksızlık!” diye isyan ettim “Hiçbir şey hatırlamıyorum ama bazı şeyler hissediyorum ama madem bir şeyler oldu neden beni bıraktı?” o günden beri aklımda olan soru  buydu. Ona kırgın ve kızgın olduğum konu buydu. Neden? Neden arkasına bile bakmadan gitti. 


“Bunun cevabını sana ben veremem ama belkide geçerli bir sebebi vardır.” 


“Ben o gözlerde bana dair bir şey görmedim Şeyma. Belki de o beni çoktan bitirdi. Hiç olmamış olması benim içinde daha iyi.” bu dediklerime inandım. Böyle olduğuna aklıma soktum kalbimde buna zamanla alışacaktı. 


💔



YAZAR’DAN


Ringin etrafında bağrışmalar devam ederken ringin içinde Sarp’ın aklında olan tek şey dünden beri yüzünü görmediği kadındı. Onun yanına gitmek istemiş ama cesaret edememişti, zaten ne diyecekti ki. Zihnini toparlamak istedi ama yapamadı, onu zihninden atmak istedi ama bunu da yapamadı. 


Maç başladığında karşısındaki adam gözlerini yarasına dikti, şu an açık hedefti. Bu  maçın sonunda ölebilirdi bunun farkındaydı lakin Sarp Çeliker kolay kolay yenilmezdi. Karşısındaki adam ilk hamleyi yapan oldu ve hedefi onunda beklediği gibi yarasıydı. Sarp bunu tahmin ettiği için hızla bu hamleden sıyrıldı ve yüzüne yumruğunu geçirdi.


Rakibi anlık sersemlerken hızla kendini toparladı, gözleri ateş gibi parlarken bir hamle daha yaptı lakin bu sefer ıskalamadı ve yumruğunu yüzüne geçirdi. Vurmanın etkisiyle Sarp’ın kaşından şakağına doğru kan akarken o sadece gülümsedi.

Her haraketinde canı yanıyordu, yarası çoktan zorlanmaya başlamıştı bile. “Çeliker, Çeliker!” ringin dışında onun soy isminin naraları yankılanırken onun kafasının içinde tek bir ses vardı. Burada sağ çıkmak istemesinin tek bir sebebi vardı. 


Anlık yarasına yediği yumruk ile nefesinin kesildiğini hissetti, acıyla yüzünü buruştururken zorlukla nefes almaya çalıştı ama rakibi bu anı fırsat bilip üst üste yumruklarını Sarp’ın yüzüne ve yarasına geçirmeye başladı. 


Yarasına yediği darbeleri sayamıyordu artık. Yenilgiyle yere düşerken kafası sert bir şekilde yere düştü, o an onu yerinden kaldırmaya yetecek bir ses duydu “Ölemezsin aptal!” 


❤️‍🔥


Kaybetme korkusu insana her şeyi yapabilirdi bana da yaptırmıştı. Odamın kapısında abimin araba koleksiyonunu gördüğümde bütün duvarlarım yıkılmıştı. Sarp’ın üstüne yazdığı not ise beni buraya kadar getirmişti. Ne ara Turan’ı arayıp buraya gelmiştim anlayamadım bile ama sonuçta artık buradaydım.


Parmaklarım demir kafesin tellerinin içine geçmişken onun beni görebileceği şekilde dizlerimin üzerine çöktüm “Ölemezsin aptal!” dedim yüksek sesle. Daha hesap vereceği bir sürü şey varken hemen gidemezdi. Bakışları anlık olarak bana değdiğinde bakışları keskinleşti “Kalk ve bu işi bitir.” baygın bakışları keskindi. Herkesin bize kilitlendiğini hissettim. “Geri dönüşü yoksa sözümü yine dee tuttum” diye fısıldadım onun bana yazdığı mektubu tekrar ederken “Bende kendime bir söz verdim Çeliker. Artık kimseyi kaybetmeyeceğim. Bu işi hemen bitir. İçeride olacağım ” dedim keskin bir sesle.


Bir şey söylemedi ama düştüğü yerden zorlukla da olsa kalktı. O kalktığında bende kalktım arkamı döndüm ama gidemedim. Bir şey beni tuttu lakin ne olduğunu sorgulamadım. 


“Artık ona ait olduğunu gösterdin Deren.” dedi Işıl yanımda benimle beraber dururken. 


Kaşlarımı çatıp yürümeye başladım “Ben kimseye ait değilim.” dedim keskin bir sesle.


“O zaman niye onun yüzüğünü takıyorsun?” diye sordu keyifle. Ne yapmaya çalıştığını anladım ama bu oyuna düşmedim.


“Bu sadece bir oyun.” dedim umursamazca “Bu yüzüğün benim için bir değeri yok.”


“O zaman hatırlatmama izin ver. Az önce parmağında senin için hiçbir değeri olmayan yüzüğün sahibini korudun ve onun maçı kazanmasını sağladın.” olduğu yerde durup kolumu tuttu “Belki senin için bir şey ifade etmiyor ama oradaki çoğu kişi için bayağı bir şey ifade etti.” dediğinde arkadan nakavt naraları yükseldi. Kazanmıştı. Bundan emindim, o kazanmıştı. 


“Tebrikler.” duyduğum ses kaskatı kesilmeme sebep oldu. 


“Bunu ne yapalım.”

“Kalsın alacak birileri vardır”


Arkamı döndüm ve tanıdık olduğum sesin sahibini gördüm. Geriye doğru taranmış altın sarısı saçlar, yakıcı kahve gözler. Yüzündeki gülümseme beni görünce soldu ve eli kolumu buldu “İyi misin? Rengin soldu.” dediğinde bakışlarımdaki ateş yanmaya başladı. “Ah kendimi tanıtmadım ben Koray Altun.” 


“Deren.” dedim sakin tutmaya çalıştığım bir sesle. Sakin olmalıydım, yoksa herşeyi batırabilirdim. Onun ölmesi lazım Deren. Abin nefes almıyorsa onun da almaması gerek.


“Açıkcası etkilendim.” dedi keyifle “Çeliker’i oradan kaldırmak güç isterdi, boşuna demiyorlar her güçlü adamın arkasından ondan daha güçlü bir kadın vardır diye.” 


“Öyle.” dedikten sonra bakışlarımı ondan çektim “Gitsem iyi olacak nişanlım birazdan oda da olur. Beni bekliyordur.” 


“Ah! Tabi ki lakin yakın zamanda mutlaka bir yemek yiyelim beraber.” dedikten sonra veda edip hızla ilerlemeye başladım 


“Oydu.” dedi Işıl’a “Işıl oydu. Oda oradaydı abim ölürken oda oradaydı. Onun sesini duydum.” göz pınarlarıma yaşlar dolarken Sarp’ın kaldığı soyunma odasının önünde durdum. 


“Deren.” dedi Işıl elini koluma koyarken “O bu işte. Sarp’ın en büyük bahislerinden. Neredeyse bu adam sayesinde burası işliyor.” gözlerim yuvalarından çıkacakmış gibi kocaman açıldı.


“Nasıl bir cehennemin içine düştüm.” 


“İçeri girelim birazdan onlar da gelir.” kafamı sallayıp içeriye girdim. Kalbim telaşla kasılırken odanın içinde volta atmaya başladım. Buraya geldiğinde benden sağlam bir tokat yiyecekti. Yaralı halde maça çıkmak için deli olması gerekirdi ve o gerçekten delirmişti. 


Kapının açılmasıyla onu gördüm, bilinci yarı kapalıydı. Turan ve Berk onun kolununn altına girmişti. “Şuraya yatırın.” dedim telaşla kahverengi koltuğu gösterirken. 


Hızla dizlerimin üzerine çökerken ona yanaştıım ardından yarasına baktım. Dikişleri açılmıştı! “Bana hemen bir pansuman çantası getirin.” bakışlarım etrafta gezindi “Alkol var mı?” diye sordum. Işıl kafasını sallayıp hızla oturduğu yerden kalktı saçımı yukarıdan toplayıp tutturdum. 


“Getirdim.” 


Ellerimi öne uzattım “Dök.” alkol ellerimin altında kayıp giderken aynı anda Turan’da yanım ihtiyacım olan şeyleri koydu. Bakışlarım onu acı kahvelerine tutundu “Uyuşturmak için bir şeyim yok. Biraz canın acıyacak.”


“Yap şunu Deren.” dedi zorlukla.


Kafamı iki yana sallarken beze alkolu döktüm “Özür dilerim.” diye fısıldadım lakin bunu duyduğundan emin değildiim. Bezi yaranın üzerine bastırdığımda dişlerini sıkıp acıyla inledi. 


Özür dilerim

Çok özür dilerim.


Yarayı temizledikten sonra iğne ve ipi alıp dikmeye başladım ama ellerim deli gibi titriyordu “Yapamayacağım.” dedim acıyla elimi geri çekerken. 


Omzumdaki eli hissettim “Yapabilirsin” 


Bakışların ona döndü “Bunu yapamam elim titriyor. Ellerim titrerken bunu yapamam.” konuşurken sesim titriyordu. “Başka biri yapsın ben yapamam.”  


“Yaparsın.” dedi net bir sesle Sarp. “Kalbim hala atıyor ama bu sefer sen bana geldin. Yani bunu sen yapacaksın.” gözleri ağır ağır kapandığında korkuyla ona baktım. 


“Tamam tamam. Yapacağım.” 


Onu kurtar.

Abini kurtaramadın onu kurtar.


Dikkatli bir şekilde yarayı diktikten sonra üzerini kapattım. Yüzünde de yaraları vardı, kaşı patlamıştı onu da temizleyip dikiş attım. Bütün yaralarını temizleyip krem sürdüm. Oturduğum yerden zorlukla kalkarken yüzümde yine aynı ifadesizlik vardı. “Uyandığında ağrısı olacak ilaç almaya gitsin biri.” dedim.


“Ben alırım.” dedikten sonra odadan çıktı Berk.


“Lavabo nerede acaba?” 


“Ben götüreyim.” dedi Işıl.


Kafamı sallayıp onu takip ettim, yürümek için kendimi zorluyordum. Topuklu ayakkabılarım ise bunu yine zorlaştırıyordu ama beni ayakta tutan tek şey onlardı. Işıl lavabonun önünde durduğunda bende durdum “Deren o adamı gördüğümüzü söylememiz lazım.” 


Elimi kaldırdım “Önce benim sindirmem lazım, bana biraz müsade et. Eve geçince söylerim.” cevap vermesine izin vermeyerek içeri girdim ve kendimi tuvaletlerden birine kilitledim. Midemin bulantısıyla elim karnıma giderken diğer elimle ağzımı kapattım. Ağlama. Dik dur ağlama.


Başımı iki yana salladım ve ağlamamak için direndim, ellerimde hala kan vardı. Derin derin nefesler almaya çalıştım. “İyisin.” dedim kendi kendime. İyi olmaya  ihtiyacım vardı. “İyisin, güçlüsün. İntikam alacaksın.” 


Tuvaletten çıkıp kanlı ellerimi ve yüzümü yıkadım. Aynadan kendime bakmaya cesaret edemedim. Lavabodan çıkıp Sarp’ın yattığı odaya girdim. Odada kimse yoktu, büyük ihtimalle bilerek gitmişlerdi. Yerde koltuğun dibine oturup uyanmasını bekledim. Ona ne diyecektim ki ? Niye gelmiştim mesela buraya? Neden onu kurtarmak istemiştim.


Bunların hiçbirinin cevabı bende de yoktu, sadece gelmiştim işte. Ölmesin istemiştim, yaşasın. “Aptalın tekisin.” dedim beni duymayacağını bile bile. “Gitme ölürsün dedim dinlemedin. Yaşıyorsun ama beni içim öldü.” 


“Kalbin atıyorsa bana gelme dedin ama sen geldin.” diyen sesini duydum. Ne ara uyanmıştı ? “Kendine açtığın yaraları sarmam dedin sardın.”


“Sardım.” diye onayladım onu “Geldim.” 


“Neden peki?”


“Bunun cevabı bende yok.” kalbime bir el sarılmış gibiydi. “Ölme istedim, yaşa istedim ve geldim.” parmağımdaki yüzüğe kaydı ellerim, eşinin onda olduğu yüzüğe… “Onu gördüm.” diye fısıldadım “Karşımdaydı. Gözlerime baktı, bana gülümsedi, koluma dokundu. Onu gördüm Sarp, onu öldürmek istedim ama yapamadım, yerimden bile kıpırdayamadım.” düşünmemiştim. Böyle olacağını düşünmemiştim o kadar fazla senaryo kurmuştum ki aklımda. İçlerinde donup kalmak yoktu.


“Koray Altun. Senin en büyük bahiscin, abimi öldürdü. Nede olsa onu alacak birileri vardır diyerek onu ölüme terk etti.” 


“Deren.” dediğinde bedenimi ona çevirdim. “Halledeceğim.” 


Kafamı iki yana salladım “Bu halledilir mi Sarp?” gözyaşlarım akmayı bekliyordu “Böyle bir şey halledilir mi? Benim abim öldü nasıl halledilsin?” başımı öne eğdim. Gözyaşlarımı görmesin istedim lakin o beni bozguna uğrattım elini çenemin altına yerleştirip gözyaşlarımı ortaya döktü. 


“Ben hareket edemiyorum sen gel.” dedi bana. İkinci defa ben ona gittim. Koltukta hafif kenara kaydığında o küçük boşluğa sığdım. Elleri saçlarıma girdiğinde gözyaşlarım daha şiddetli akmaya başladı. “Nasıl halledilir bilmiyorum ama deneyeceğim. Bu kadar acı çekmek zorunda kaldığın için özür dilerim.” 


Ağlamam daha da şiddetlendi. “Canım yanıyor. Yemin ederim o kadar canım yanıyor ki dayanamıyorum, nefes alamıyorum. Nefesimi kestiler benim canımı aldılar.”


“Bende onların nefesini keseceğim. Sen biraz dinlen ve sadece beni izle.” 


“Koleksiyonu getirmişsin.” 


“Getireceğim demiştim.” kafamı kaldırıp ona baktım. Gözlerinde o kadar fazla şey vardı ki ne düşündüğünü anlamak imkansızdı. Yattığım yerden kalktığımda gözyaşlarımı sildim. 


“İlacını getireyim.” 


“Kaçıyorsun.” 


“Merak etme hiçbir zaman senin kaçtığın gibi kaçamam” 



💨


Elimdeki arabayı çevirdim bir kez daha, abimden bana kalan tek hatıra bu arabalar ve bordo topuklularımdı. Kaybettiğiniz birinin sadece anılarına ve onun geride bıraktığı şeylere sığınmak dünyanın en çaresiz şeyiydi. 


Mavi arabayı orta sehpanın üzerine koydum ve onun acı kahvelerine döndüm “Bu en sevdiği arabasıydı.” dedim gülümseyerek. 


“Annemde zamanında bana bir sürü araba alırdı.” dedi. İkinci defa annesinden bahsediyordu. “O zamanlar deli olurdum o arabalara, annem gittikten sonra hepsini yaktım.” devam etmesini ister gibi başımı yan yatırdım. 


“Hatırası kalsaydı.” dedim devam etmeyeceğini anladığımda. 


“Kendisi yoktu, hatırası daha çok canımı yaktı. O yaşta hatırasına değil ona ihtiyacım vardı.” sesinden ifadesini anlamak zordu. Bakışları karşımızda duvara döndü ve bir süre oraya odaklandı. “Bu ev benim. Annemden sonra amcamla kalmaya başladığım ev. Amcam öldükten sonra burası tamamen bana kaldı.”


“Giden birinin hatırası ile yaşamak zor değil mi?” 


“Öyle.” dedi düz sesle.


“Sarp…” içimde bir şeyler kırıldı “Söylesene o zaman neden gittin?” diye sordum. aylardır içimi kemiriyordu bu soru. Cevap vermeyecek sandım lakin o beni şaşırttı ve bakışlarını bana döndü.


“Kaldığım yerde benden bir iz kalmıştı.”


“Kalsaydın izin saklandığı yerden çıkardı.” dedim. Sadece gitmişti işte, öylece bir şey söylemeden. Bende biz izi kalsın istememişti, yeniden iz bırakmak istemişti. “Neyse.” dedim bakışlarımı ondan kaçırırken oturduğum yerden kalktım. “Yiyecek bir şeyler hazırlayacağım. Yemediğin bir şeyler var mı?” 


“Yok.” 


Kafamı salladıktan sonra mutfağa girip bir şeyler hazırlamak için dolabı açtım “Ne olur artık bir şey hatırla.” diye fısıldadım kendi kendime. “Bu bilinmezlik fazla. Sadece devam etmek için tutunacak bir şeye ihtiyacım var.”


Dolaptan malzemeleri çıkarıp yemek yapmaya koyuldum. Basit bir şey olarak fesleğenli makarna ve domates çorbası yaptım. İki saatin sonunda yemekler piştiğinde Sarp yanıma geldi ve sofrayı kurmam için bana yardım etti. “Hala yaralasın. Sen otur ben yaparım.” 


“İyiyim, alt tarafı iki tabak koyacağım.” dedikten sonra çatalları ve bardakları masaya koyduğunda bende çorbaları kaselere koydum. Abimin en sevdiği çorba domates çorbasıydı, o seviyorsa belki Sarp’ta seviyordur. 


Kaseleri masaya koyduktan sonra ikimizde karşılıklı oturduk yemeği yerken sessizdik. Sadece kaşık sesleri geliyordu. Göz pınarlarım yaşlar ile dolarken kendimi tutmaya çalıştım, burnumu çektim ve çorbamı içmeye devam ettim. 


“Deren.”


“Bir şey yok.” dedim sadece. “Yemeğine devam et lütfen.” 


“Bilmiyordum.” dedi sakince “O adamın bu işte parmağı olduğunu yani, bilmiyordum.” 


Kafamı salladım “Anladım.” 


“Bu iş bitene kadar maçlara devam etmem gerek. Onun güvenini kazanmam gerek.”


“Bizi yemeğe davet etti.” dedim çorbamdan bir kaşık daha alırken. “Bende kabul ettim. Ne zaman bilmiyorum ama artık daha çok görüşeceğiz gibi duruyor.” 


“Kendini tutmak zorunda değilsin.” dedi konuyu değiştirerek.


Bakışlarım hala çorbadaydı “Ne dediğini anlamıyorum.” diye yalana başvurdum. Bir kaşık daha alırken yutmak bu sefer daha zordu. 


“Peki.” dedi bana ayak uydurarak.


Ona içimdeki acıyı nasıl anlatabilirdim ki, anlatamazdım. Güçsüz olma sırası değildi, sağlam bir şekilde ayakta durmalıydım. Her zamankinden sağlam durmalıydım ki kimse beni yıkamasın. 


“Turan bir kaç günlüğüne Fethiye’ye gidelim diyor. Biraz son olaylardan sonra kafa dağıtırız.” bakışlarımı ona çevirdim. “Bak biliyorum çok zor, bende böyle hissediyorum ama şunu unutma mutlu olman ya da gülmen sorun değil. Kendini suçlama çünkü Özer bunu isterdi.”


“Abimin istediği bir sürü şey vardı.”


“Ama en çok sen hep mutlu ol istedi.” 



Neredeyse iki gündür yatağın içinden ihtiyaç dışında hiç çıkmıyordu Deren. Canından çok sevdiği adamdan ayrılmıştı. Eray her zaman onun hayallerindeki erkekti lakin onu yarı yolda bırakmıştı. Bir sabah bir anda sadece bir mesajla hayatından çıkıvermişti, hayır asla bir adam için üzülmezdi ama o Deren için farklıydı. Ya da sadece o zamanlar öyle sanıyordu.


Koskoca iki yılını vermişti ona, belki de ona değilde giden yıllarına üzülüyordu. Kapının tıklatılmasıyla gözlerini sıkı sıkı  yumdu, kimseyle konuşmak falan istemiyordu. Yine de kapı açıldı ve “Hadi kızım yeter!” diyerek odaya girdi Özer . “Bu ne iki gündür yatakta yatalak babaanneler gibi çıkmıyorsun.” bu durum onun sinirlerini bozmaya başlamıştı. Onu üzen lavuğu bir güzel benzetmişti ama yine de kardeşi iyi olmadığı için içi soğumamıştı.


“Rahat bıraksana beni!” diye çemkirdi Deren. 


“Çemkirme bana,” dedi Özer “İki gündür cadının nazıyla oynuyorum ama o abisine çemkiriyor.” Deren’in üzerindeki yorganı çekip kenara bıraktı. Deren tiz bir çığlık atarken Özer çoktan onu yataktan çıkarmıştı. “Senin yüzün mü çökmüş.”


“Ne!” derken hızla aynanın karşısına geçti Deren ama yüzünde bir şey yoktu. Çünkü bakımını her daim yapardı, iki eli kanda olsa bile. 


“Kız o altındaki ne!” derken elini alnına koydu Özer.


Deren’in bakışları üzerindeki penye şortuna kaydı “Şort.” dedi rahat bir tavırla ama kapıda onları izleyen Sarp’tan bir haberdi. “Sen gerçekten beni katil edeceksin!” derken Sarp’a dönü onun bakışları ise başka yöndeydi. Oda arkadaşını böyle görmeye bayılmıyordu ama bir yandan kardeşinin canı söz konusuydu o yüzden bu konu hakkında sustu. 


“Ne var sanki.” dedi rahat bir tavırla Deren. Modu yavaş yavaş düzelmeye başlıyordu. 


“Hiç Deren hiç.” derken kafasını iki yana salladı. Tam gidecekken Deren “Abi!” diye seslendi ardında hızla kollarını onun boynuna doladı. “Seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?” 


“Bende seni çok seviyorum. Hatta o kadar seviyorum ki senin mutluluğun için canımı vermeye razı olurum.”  dediğinde daha sıkı sardı kollarını kardeşine.


Onları uzaktan izleyen Sarp ise bir kez daha paramparça oldu. İki yıl sonra ilk defa onu unutan kadını görmüştü ve bu gelişinde ise sevgilisinden ayrıldığı için üzülen bir kadın görmüştü. Onun kalbindeki yerini hatırlayamamıştı ama onun dışında herkese kalbinde bir yer vermişti. 



💔



Fethiye’ye geleli bir kaç saat olmuştu. Kendimi direkt deniz kenarına atmıştım, deniz nefes almamı sağlıyor. Denizi görünce kendimi her zamankinden daha özgür hissediyorum. 


Bazı zamanlaer kendime denize benzetirdim, bazen hırçın ve durdurulmaz. Bazen sakin ve dingin, huzurun anlamıydı deniz. Aramızdaki tek fark benim huzur vermiyor oluşumdu ben sadece zarar verirdim. En çok ta kendime…


Abi beni duyuyor musun? 


Benim hırçın dalgalarımın söndüğü yer sadece abimin yanı olurdu, herkese dikendim ama bir tek ona güldüm. Bir tek o beni anlamıştı, bir tek o derdimi dinlemişti, bir tek o canımı çok yakabilirdi. Yine en çok canımı o yakmıştı ve bunu sadece giderek yapmıştı. 


Omzuma değen kolu hissettim lakin bu his tanıdıktı, bu yüzden ses etmedim, irkilmedim. “Gidene mi zor kalana mı?” diye sordum ona.


“Gidene.” dedi düşünceli bir sesle “Giden ömür boyu vicdan azabı çeker. Giden içi kan ağlaya ağlaya gider. Giden, arkasında bıraktığı kişinin hatırlarını bile bırakarak gider.” 


“Kalana da zor.” dedim bu sefer bende “Kalanda gidenin hatıralarıyla yaşamak zorunda. Gidenin arkasında bıraktığı enkazı toplamak zorunda kalır. Bana göre gitmek bir tercih ama kalmak bir zorunluluk.” bakışlarımı denizden çekip ona çevirdim. “Giden gitmiştir çünkü, kalan da arkadakileri toplamak zorunda kalır.” çok konuştuğumu fark ettiğimde oturduğum yerden kalktım. “Hadi bizimkilerin yanına gidelim.”


Bakışları bir süre daha üzerimde gezindi ardından oda oturduğu yerden kalktı. Yazlık eve doğru gittiğimizde bizimkilerin çoktan yerleştiğini fark ettim. Onlar çoktan bikinilerini giydiklerini görmem şaşırmam sebep oldu. “Hey bu kadar çabuk mu!” dedim ellerimi iki yandan belime yerleştirirken. 


“E yani buraya eğlenmeye geldik ya hani.” dedi yüzüne güneş kremi süren Şeyma. 


“Bari beni bekleseydin hayırsız.” diye kınadım onu. Odalardan birine girip valizimden siyah bir bikini takımı çıkarıp üzerime geçirdim. Onun üstüne ise siyah parero giydikten sonra saçlarımı yukarıdan toplayıp odadan çıktım. 


“Lets go baby!” dedi Işıl koluma girerken. Üç kız kol kola evden çıkarken diğerleri ise arkadan geliyordu. Yüzüme içten bir gülüş yerleşti, belki de gerçekten bir araya ihtiyacım vardı. Her zamankinden daha sağlam kalmak için bir molaya ihtiyacım vardı. 


Yere havlularımı serdikten sonra eşyalarımı üzerine koydum. Çantamın içinden güneş kremini çıkardıktan sonra önce kollarıma daha sonra da bacaklarıma ve gerdanıma sürdüm. Acı kahve bakışlarını üzerimde hissettiğimde ise ona döndüm “Ne oldu?” diye sordum yarı alayla.


Dudağının kenarında hafif bir kıvrım oluşurken “Hiç.” dedi sadece.


“Sana da süreyim mi?” diye sordum birden ardından hemen düzelttim. “Yani sür. Sen sür.” dedim elimdeki güneş kremi uzatırken. 


“Sürerim.” kaşları çatıldı. “Sen sür yani.” 


“Yok canım!” dedim “Ne münasebet.” ne sıfatla sürecektim ki zaten.


“Sen sür, bir münasebet illaki bulunur.” demesiyle  itiraz etmedim ve ona doğru ilerleyip tam karşısında durdum. İki parmağıma kremi sıktıktan sonra Sarp’ın yüzüne sürmeye başladım. Ben dikkatli bir şekilde kremi yüzüne yedirirken o gözünü bile kırpmadan bana bakıyordu. 


Keşke gözlerinden geçen bütün hisleri anlayabilsem, keşke içimden seni haklı çıkarabilsem. “Bitti.” dedikten sonra geri çekildim “Sen suya girme yaran mikrop kapabilir.” 


“Buraya kadar gelip denize girmeyen salaktır.” 


“Sende çok akıllı değilsin.” dedim keyifle. Onunla atışmayı özlediğimi fark ettim.


“O zaman biraz bunun hakkını vereyim.” dedikten sonra bana doğru atıldı. Beni bir hamlede sırtına alırken şaşkınlıkla çığlık attım. Onun omzunda baş aşağı dururken birden suya girdiğimi hissettim, ciğerlerim su yüzünden havasız kalırken. Keskin bir ağrının ardından hatıralar zihnimi doldurdu.


“Beni boğacaksın!” dedim ağzıma tekardan suya girerken. 


Büyük ellerin sahibi beni suyun dibinden çıkarırken acı kahveleri beni buldu. Bana şımarık bir şekilde kocaman güldü, o kadar kocaman güldü ki sağ tarafındaki gamzesi adeta bir çukur oldu. 


“Delisin sen!” dedim kahkahalarımın arasında.


“Bir tek sana deliyim.” dedi beni mest eden sesiyle. Buna karşılık yanağındaki gamzesini öptüm, ardında kollarım boynuna dolarken boynundaki benlerinden öptüm. “Sonum olacaksın.” dedi derinden gelen bir sesle.


“Birbirimizin sonu oluruz o zaman.”


Suyun yüzeyine çıkarken parmaklarım Sarp’ın omuzlarına sıkı sıkı tutuyordu. Yüzümden yaşlar aktı ama o bunu sadece deniz suyu sandı. Bakışlarımdan anladı mı bilmiyorum ama ben o an anladım. Hatırlayayım diye getirmişlerdi beni buraya. 


Geçmişim geri gelsin diye getirmişlerdi beni. “Ne oldu?” diye sordu durgun bakışlarımı görünce. Ellerimi yavaşça omzundan çektim “Sana suya girme dedim çık hemen!” dedim azarlar tonda sorusunu es geçerek. 


Sinirle yüzerken tekrardan ona döndüm “Aptal mısın acaba sen?” o ise sadece güldü. Sudan çıkarken onun kolundan tutup çekiştirdim “Eve yürü yarana bakacağım!” ben söylene söylene onu çekiştirirken o çok rahat bir şekilde yanımda onu yönlendirmeme izin veriyordu. 


Eve girdikten sonra onu ortak salonda bırakıp ilk yardım çantasını alıp onun yanına döndüm. O koltukta otururken bende onun yanında oturdum. Yarasının üzerindeki bandı çıkarıp yarasını kontrol ettim “Neyseki dikişe bir şey olmamış.” dedim rahatlamış bir şekilde. 


Yarasını tekrardan temizleyip kapattım. “Gerçekten canına kastın var gibi.” diye söylendim kendi kendine.


“Titriyorsun.” dedi düşünceli bir sesle.


“Çünkü üşüdüm.” dedim lakin titrediğimi bile daha yeni fark ediyordum. Üstümde sadece bir bikini vardı. 


“Denizde bir şey hatırladın?” dedi ama daha çok soruyor gibiydi.


“Beni buraya bir şeyleri hatırlamam için getirdin.” 


“Belki Özer’in ne öğrendiğini hatırlarsın diye düşündüm.” bakışlarım hayal kırıklığı ile  paramparça oldu.


“Doğru.” dedim kafamı salladım. Ne düşünüyordun ki Deren ? Seni bırakıp bir adamdan ne bekliyordun ki?


Dudaklarım titredi ama belli etmemeye çalıştım. Oturduğum yerden kalktım “Bir şey hatırladın mı?” diye sordu.


“Önemli bir şey hatırlamadım.” dedim ama bu yalandı. Sadece hatırladığım adam ile bu adam aynı kişi olamazdı. Belkide gerçekten o unutulmayı hak ediyordu, asla hatırlanmamayı.


ŞEYMA TEPE 


Güneş tenimi kavururken üzerime düşen gölge ile gözlüklerimi aşağı indirip bana gölge olan adama baktım. Uzaktan bile fark edilebilecek şekilde parlak olan yeşil gözleriyle bana bakıyordu.


Onu görünce hafifçe gülümsedim “Beyfendi şuradan çekilir misiniz?” dedim keyifle.


Bu sözüme karşı en çapkın gülüşünü attı “Yanmayın hanfendi.”


“Yanmayı severim.” dedim


Güneşin önünden çekilirken oda yanıma uzandı “O zaman beraber yanalım.” dediğinde asıl yanan kalbimdi. Herşey çok hızlı gelişiyordu ama ben bunu sevmiştim, eğer şanslıysam yaz aşkımı bulurdum.


“Kolundaki dövmenin anlamı ne?” dedim birden merakla. Gülün içine geçmiş bir hançerdi.


Yüzündeki gülümseme yavaş yavaş solarken bakışlarına hüzün oturdu. Bunun yanlış bir soru olduğunu fark ettiğimde pişmanlık üstüme oturdu asla çeneni tutama Şeyma. 


“Özür dilerim.” dedim mahcup bir sesle “Ben böyle her şeyi direkt sorarım. Biraz boş konuşurum, biraz değil bayağı.” kafamı yana yatırdım “Gerçekten çok özür dilerim.” o susup bana baktıkça benim utancım daha da artıyordu. “Tamam bakma bana.” deyip bakışlarımı kaçırdım.


“Utanınca saçmalaya başlıyorsun.” dedi keyifle. Ben hala denize bakarken onun bakışlarını üzerimde hissediyordum. “Bu hoşuma gitti.”



💘



Ateşin etrafında oturmuş sohbet ediyorduk. Daha doğrusu onlar ediyordu, hava çoktan kararmıştı bile. Hala sabahki konuşmanın ağırlığını üzerimde taşıyordum, sadece bir umut beklemiştim. Bir umut gerçekten bizim için çabaladığını düşünmüştüm gerçi böyle bir şeyin üzerinde durmam saçmaydı. Biz hiç biz olmamıştık ki zaten, olmayan bir şey için çabalayamazdınız. 


“Ee oturacak mıyız!” dedim oturduğum yerden kalkarken. Kimse için kendimi üzmeyecektim. Kimse onun için üzülmeyi hak etmiyordu, hak etmemeliydi. 


“Tabiki hayır! derken ayağı kalktı Şeyma.


“Ben yorgunum.” dedi Berk’e iyice sırnaşırken. 


Onu zorlamazken Şeyma ile beraber gece partilerinin yapıldığı açık mekana doğru ilerlemeye başladık. “Bugün bir şeyler hatırladım.”


Şeyma kocaman olmuş gözlerle heyecanla bana döndü “Ne hatırladın!” 


“Sarp ile alakalı bir şey.” derken omuz silktim “Önemsiz.”


Kolumu çekiştirdi “Kızım sen salak mısın? Neresi önemsiz.” 


“O öyle görmek istiyor ve bu benim onu önemsiz görmem için yeterli. Beni önemsiz göreni ben yok sayarım.” dedim net bir sesle ama artık buna ben bile inamıyordum.


Kendini kandırıyorsun Deren.


“Deren sen harbi salaksın canım arkadaşım. Buraya gelme fikri Sarp’a aitti, sence önemsiz olsa seni buraya getirir miydi?”


“Abimden öğrendiklerimi hatırlarım diyeymiş öyle dedi.”


“Biraz düşün madem abin o zaman bu adam sürekli gözünün içine bakıyor.” 


“Şeyma sen benim arkadaşımsın canım.” dedim huysuz bir şekilde. Resmen şimdiden satılıyordum “Sen benim yanımda olacaksın.” 


Kollarını bana doladı “Her zaman.” dedikten kulağıma yaklaşıp fısıldadı “Arkamızdan geliyorlar. Bir şey olduğu için değil öylesine söyledim.” 


“Banane be!” dedikten sonra kimlikleri gösterip içeri kapıdan içeri girdik. Bar tabureleriden birine otururken “Bir tekila.” dedim düz bir sesle.


Normalde alkol kullanmazdım ama bugün ihtiyacım olabilirdi. Ayrıca bir kaç tekila ile sarhoş olunmazdı.  “Ben piste gidiyorum.” diye haber verdikten sonra yanımdan ayrıldı Şeyma. 


Bir kaç tekiladan sonra oturduğum yerden kalktım ancak başımın dönmesiyle dengemi kaybettim. Alkole dayanıklı değildim büyük ihtimalle iyi ki erken fark ettin Deren. Şarkıya ayakta eşlik etmeye başladığımda bir kaç daha bardak dikledim. 


Ayda yılda bir olsa da muhakkak ara

Azıcık zamanından ayır da

Öldün mü? kaldın mı? diye sor ara sıra

Adımı kalbine yaz beni unutma


İçime ani bir hüzün çökerken elim kalbime gitti ve kafamı kaldırdığımda gördüm. Tam karşımdaki masada otururken elinde bir bardak tutuyordu. Bakışları adeta bana kenetlenmişti. Gelsin kollarını bana sarsın istedim. Onun yerine sadece şarkıyı söylemeye devam ettim.


Yanaklarımın ıslandığını hissettim ve o bunu önümde onca kalabalık olmasına rağmen gördü. Oturduğu yerden kalktığında bana doğru ilerlediğini gördüm, ama ben intikamı soğuk seven bir insandım. O beni kırdıysa bende onu sinir ederdim. Kalabalığın arasına girdiğimde dans etmeye başladım. 


Bedenimi uyumla salınırken kendimi tamamen şarkının ritmine bıraktım. Kulağımın arkasında nefesini hissettim “Sen bunu intikam mı diyorsun?” dedi erkeksi sesiyle.


Nefesimi tutarken ona doğru döndüm ve yüzüne yaklaştım, bakışları adeta alevdi lakin umursamadım. “Bilmem.” kurumuş dudaklarımı yaladım “Öyle mi olmasını istersin?” bu bir meydan okumaydı ve o bunu kabul edip yüzüme yaklaştı. “Bilmem.” 




Biliyorsunuz ki önümüzdeki hafta sınav haftası bu yüzden bölüm atmayabilirim atarsam daha erken atarım. Dediğim gibi emin değilim yine size haber veririm.


Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar