Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

C.AKOR 5





“Sabahlar olmasa uzun geceler nasıl biter?

Sen olmasan bu acı nasıl geçer?


Kaybolurum Gülüşünde - İkilem

Yaralarını Ben Sarayım - Berk Baysal


İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım



Her karanlık günün bir sabahı olur,” demişti anneannem. Bunu söylerken hasta döşeğindeydi ama ona rağmen o kadar mutluydu ki. Her zaman hayatımda idol olarak onu almıştım, asla umutsuzluğa kapılmaz en umutsuz anlarda bile bir çözüm yolu bulurdu.


Kalbi hep iyilikle doluydu ve bana her zaman insanlara karşı nazik olmamı, onları kırmamam gerektiğini söylerdi. Anneannem haklıydı hemde bu zamana kadar söylediği her şeyde haklıydı. 


Bazen onun gibi bir kadından nasıl annem gibi bir çocuk çıktığını anlayamazdım. Annem anneannemin tam tersiydi. Çok fazla eleştirir asla elindekinden memnun olmazdı. Her şey hep mükemmel olsun isterdi.


Hayatta herşeyin mükemmel olduğu bir an var mıydı merak ediyordum. Bana göre annem o mükemmel anı asla bulamamıştı bu yüzden elindekilerinin de önemini bilmiyordu. Yine de her şeye rağmen o benim annemdi. Onu sevmekten vazgeçemiyorum, hemde onun beni sevmediğini düşündüğüm zamanlarda bile…


Ve şimdi böyle bir durumda ne yapacağımı bilmiyordum. Ona bunu nasıl söyleyebilirdim ki? Belki de yanlış anlamıştım, sonuçta ben hep yanlış anlardım.


“Abla gitme vakti,” dedi Eren yatağın önüne gelip koluma girerken. Hastaneden çıkma zamanım gelmişti, doktor herşeyin yolunda olduğunu söylemişti. Annem ve babam ise hastaneye gelmişler, hatta beni aramamışlardı bile.


Buna kırılmadığımı söylesem kesinlikle yalan söylemiş olurdum. Tabiki de kırılmıştım. Kim kırılmazdı ki? 


Kafamı salladığımda oturduğum yerden kalktım. “Abla,” dedi Eren üzüldüğümü anlamış gibi.


Hafifçe gülümseyip ona döndüm “Bana bak küçük fare,” dedim alayla. “Bana bir bebekmişim gibi davranmayı acilen bırakıyorsun yoksa kulağını çekeceğim,” 


“Üzgünsün ama,” dedi alaylarımı duymazlıktan gelirken.


Yan bir şekilde ona baktım “Değilim üzgün. Sorun değil de zaten, sen bunları kafana takma.” 


“Emin misin?” diye sordu şüpheyle.


Kafamı salladım “Eminim tabiki,” kolundan çıkıp önünde durdum ve geri geri yürümeye başladım. “Bak bakayım bana, kötü mü duruyo-” arkamda çarptığım bir beden ile dengemi kaybettim ancak hemen belime yerleşen elleri hissettim.


Yüzünden önce kokusunu tanıdığım için hızla arkamı döndüm. “Çınar Alp?” dedim şaşkınlıkla. “Senin burada ne işin var?” elleri yavaşça belimden ayrıldığında onu daha net görebildim.



Ellerini ceplerine koyup omuz silkti “Seni almaya geldim,” durdu ve bakışları Eren’e kaydı. “Yani sizi almaya geldim, eve götürmek için,” diye açıkladı.


Dudaklarımda engelleyemediğim bir gülüş oluştu. “Bisiklet ile mi?”


“Ne bisikleti abla?” diye hemen araya girdi Eren.


Bu çocuğun bir gün kafasını kıracaktım!


Çınar Alp küçük bir kahkaha attı “Üçümüzün bisiklete binemeyeceğini düşündüm bu yüzden araba ile geldim.”


“Ah evet! Üç kişiyiz doğru,” resmen utanmıştım ve utançtan morarmak üzereydim. 


“Abla ben hala buradayım, umarım farkındasınızdır.” bir kaç adımda dibimde biterken bir adım öne gitti ve Çınar Alp’in karşısında durdu. “Ayrıca sen birden nasıl çıktın?” diye sorguladı. “Ablam o benim ben götürürüm.”


Utancım gittikçe artarken Çınar Alp elini Eren’in omzuna koydu. “Merak etme Eren Hazan hala senin ablan. Çalmayacağım ablanı,”


“Çalamazsın zaten,” dedi çocuk gibi. 


“Eren!” ensesine bir tane yapıştırdım. “Ne yapıyorsun!?” diye azarladım. 


“Abla ya!” eli anında ensesine giderken bir adım geri gitmek zorunda kaldı.


Tekrardan onun önüne geçip Çınar Alp’in karşısına geçtim. “Teşekkür ederim ama biz sana zahmet vermeseydik?” sesim çekingendi. Zaten hep bir anda karşıma çıkıyordu birde beni eve bırakmak istemesi mahçup olmam için yeter de artardı.


“Ben teklif ettim zaten, se-” yine durdu “yani siz bana zahmet vermezsiniz.” dedi. 


Tam itiraz edecekken “Madem geldin götür bari bizi,” diyerek öne atıldı Eren. Gözlerim şaşkınlıkla kocaman açılırken Eren’e döndüm. 


Gerçekten kafasını kıracaktım.


Eren!” dedim uyarı dolu bir sesle. Ne dermiş gibi omzunu silkti. Bundan sonra daha fazla konuşup yanlış anlaşılmamak için sustum ve usul usul Çınar Alp’i takip ettik.


Küçük siyah bir sedan arabanın önünde durduğumuzda Eren yine konuşmadan duramadı. “Daha büyük bir araba bekliyordum ama olsun bu idare eder,” şeklinde bir yorumda bulundu. 


“Seni geberteceğim!” diye fısıldadım sadece Eren’in duyabileceği bir sesle.


Eren hızla geri çekildi ve ön koltuğa ilerledi ancak önce Çınar Alp’e döndü “Bazen gerçekten çok korkutucu olabiliyor,” kolunu gösterdi “Tüylerim diken diken oldu. Bence dikkatli ol,”


“Eren, beni çıldırtma!” diye patladım en sonunda. “Arabaya gir ve yol boyunca mümkünse konuşma!” tam ön koltuğa oturuyordu ki “Hayır,” diyerek onu durdurdum. “Arkaya.” oflayıp arka koltuğa geçti ancak bakışlarımı fark ettiğinde daha fazla sesini çıkarmadı.


Çınar Alp’e döndüm “Kusura bakma o biraz şey…” Eren’e baktım tekrardan.


“Sorun yok, benimde bu yaşta kız kardeşim var anlayabiliyorum.” dedi rahat bir sesle.


Ona gülümserken minnetle gözlerine baktım ardından arabaya bindim. Yol boyunca Eren olduğu için konuşmadım Çınar Alp’te anlayış gösterip konuşmadı. 


Bakışlarımı arada onun yan profiline değiyordum. Yumuşak bir çene, belirgin yüz kemikleri, gür dalgaları saçları, kalkık burn ve dolgun dudakları… Araba durduğunda hızla bakışlarımı Çınar Alp’ten çektim. 


“İçeri gelmez misin?” diye sorduğumda bakışlarım direksiyonu tutan elinde takılı kaldı. Eli direksiyonun üzerinde olmasına rağmen hafif hafif titriyordu ve bu elinin titremesini ikinci kez farkedişimdi. Ona neden titrediğini sormak istiyor ama daha bunun için erken olduğunu düşündüğüm için hemen vazgeçiyordum.


Rahatsız olmasın diye bakışlarımı hızla ondan çektim. Tekrardan bana sıcak çikolatayı andıran gözlerine baktım. “E geliyor musun?” diye sordum. 


O an gelmesini çok istedim, eğer gelirse yüzüşleşmem gerekenler ile daha geç yüzleşirdim. Belki bencildeydi ama ilk defa kendim için böyle bencilce bir şey istedim. 


“İşlerim var, başka zaman gelirim olur mu?” diye sorduğunda üzülsem de belli etmeden kafamı salladım. 


“Olur ve teşekkür ederim.” dedikten sonra arabadan indim ve hızla bana doğru koşan Semina’yı fark ettim. 


Hiç beklemeden kollarını bana dolladı “Ödüm koptu! Hem nasıl hemen bana cevap vermezsin!? İyi misin?” ard arda bir sürü endişeli soru sordu. 


Kollarımı ona dolarken güldüm “Hangisine önce cevap vereyim?” 


Geri çekilip beni baştan aşağı süzdü. “Hiçbirini cevaplama,” dedi gözlerinden benim için ne kadar endişelendiğini görebiliyordum. “Sadece iyi ol ve bir dahakine hemen benim ara,” 


“Özür dilerim,” hafifçe gülümsedim “Ve söz bir dahakine ilk sana haber vereceğim,”


“Aferin,” 


“Abla gelsene!” Semina’nın arkasından kardeşi Berfu seslenince Semina gözlerini devirdi.


“Sanki okulu o değil ben okuyorum,” diye homurdandı “Her ödevini beraber yapıyoruz.” ardından kardeşine döndü “Tamam geliyorum!” 


“Git hadi,” dedim omzunu sıvazlarken. Bazen onun omzundan bütün yüklerini alabilsem diye düşünüyorum. Çünkü aslında tek sorun kardeşinin ondan yardım etmesini istemesi olmadığını biliyordum.


Ailesi gerçekten iyi insanlardı fakat çocuklarını anladıklarını zannetmiyorum. En azından Semina’yı anladıklarına pek emin değildim.


Semina son kez yanağımdan öptükten sonra eve girdi ve bende kendi evime girdim. Kapıda anında annem belirdiğinde gözlerinde endişenin kırıntısını görmek bile ona karşı yumuşamam için yetti.


Kollarını bana dolarken bende sadece öylece durup gözlerimi kapattım. Ona hala kırgındım ama bu onun suçu değildi, sadece çok mesguldu.


Aramadılar bile Hazan.


Böyle düşünmemem gerekiyordu, o benim annemdi elbette benim için endişelenmişti. Her anne çocuğu için endişelenirdi. “İyisin değil mi?” diye sordu geri çekilip beni baştan aşağı süzdükten sonra hafifçe kaşları çatıldı. “Üzerin kirlenmiş,” 


Hayır buna kırılmayacaktım. Benim cevabımı bile beklemeden üzerimin kirli olmasına takılmasına kırılmam saçmaydı. “Bayılırken yere düştüm,” dedim sakin bir sesle.


İçeriye girdiğimde karşımda babamı gördüm. Midem öyle bulandı ki bütün midemdekileri o an çıkaracağım sandım. Babam bana doğru bir kaç adım attı ve kollarını bana doladı. Elleri saçlarıma giderken bu sevgisine karşı gözlerim doldu.


Susayım diye miydi bu sevgi? Yoksa gerçekten benim için endişelenmiş miydi? 


“Konuşalım,” dediğinde aslında sarılmasının sebebinin bu olduğunu anlayan kalbim acıyla kasıldı. Geri çekilirken midem artık daha da bulanıyordu. 


“Konuşalım,” dedim sadece babamın duyabileceği bir seste. Babam çalışma odasına girerken annem ve Eren’in sorgu dolu bakışları bizdeydi.


Babamın çalışma odasına girdikten sonra kapıyı kapattım. “Otursana kızım,” dediğinde şaşırdım ancak dediğini yaptım. 


O masanın arkasındaki koltuğuna oturduğunda bende onun karşısındaki sandalyeye oturdum. Ne diyeceğimi bilemediğim için önce babamın konuşmasını bekledim. 


“Hazan gördüğün şey, sen yanlış anladın. O sadece benim burs verdiğim bir kızdı.”


Ne demişti?

Sen yanlış anladın.

Ben zaten hep yanlış anlardım.


“Ele ele tutuşuyor onun saçını seviyordun?” dedim sorar gibi. “Özür dilerim ama beş yaşında bir çocuk değilim baba. Neyin ne olduğunu biliyorum ve anlayabiliyorum. Sen annemi…” gerisini söylemeye dilim varmadı. 


Benim dilimin varmadığı şeyi babam anneme yapmıştı. Benim kalbim bile böyle acırken annem nasıl dayanacaktı ki?


“Hazan bak-”


“Baba,” diye kestim sözünü. “Yapma, kendini açıklama çünkü hiçbir açıklama bunu değiştirmeyecek. Yapma lütfen ben nasıl söylenir bilmiyorum.”


“Öyle bir şey yok Hazan,” dediğinde sesi sertleşmişti. Kabul etmedi ısrarla reddetti “Sen yanlış anladın, başka bir şey yok,” ve beni suçladı. Suçunun günahını bana attı.


“Bu konu burada kapandı, daha açmayacaksın annene tek kelime etmeyeceksin. Sadece bir yanlış anlaşılma, ben karımı çok seviyorum. Bir yanlış anlaşılma için sorun oluşturmak istemezsin değil mi?”


Sorun olmamalı.


Yenilgiyle kafamı eğdim “İstemem,” sesim bir fısıltıdan ibaretti.


“Güzel,” konuşmanın bittiğine işaretti bu. Oturduğum yerden kalktım ve kalbimdeki ağırlık ile odama girdim.


Karamel hemen yanımda bittiğinde onu kucağıma alıp yatağa uzandım. Vicdan mahkememle başa çıkamayınca uykunun kollarına teslim oldum. 


ÇINAR ALP SANCAR


Tek bir kişisi bile yoktu. Bu Hazan’ın canını ne kadar yaktı bilmiyorum ama benim canımı o kadar yaktı ki kendi acımı bile unuttum. 


Ben sadece kendimi yalnız zannederdim ama o kendi içinde daha da yalnızmış. Bugün beni evine davet ettiğinde o kadar çok gitmek istemiştim ki. Ama yapamamıştım, bakışları her seferinde titreyen ellerime kaydığında kendimden nefret ediyordum.


Şu zıkkımı bir türlü bırakamadığım için kendime bile düşman oluyordum. 


Kapının çalma sesiyle elimdeki viski bardağı ile beraber kapıyı açtığımda karşımda babamı ve Aslı ablayı gördüm. Onları yan yana görmek artık eskisi kadar bana koymuyordu.


Artık büyümüştüm annemin yokluğuna alışmış, annemin kendini öldürdüğü gün babamın Aslı abla ile evlenmesinin acısını aşmıştım. Sonuçta artık büyümüştüm. İstesem de istemesem de.

“O bu ziyaretinizi neye borçluyum?” diye sordum alayla. Sarhoş değildim ancak biraz çakırkeyfiydim. 


“Bugün bizimle kardeşinin doğum gününü kutlamaya gelecektin? Biz seni beklerken sen burada anca içiyorsun,” dedi babam tiksintiyle bana bakarken.


Nil, Aslı ablanın ve babamın kızıydı ama onu asla üvey kardeş olarak görmemiştim. Oda benim bir parçamdı, oda benim canımdı. 


“Ben kardeşime hediyesini zaten önceden verip doğum gününü kutladım,” dedim rahat bir sesle.


“Ne zaman sorumluluk alacaksın?” sesi yükseliyordu. “Şu haline bak! Ayyaş mısın oğlum sen?” bun adeta bağırarak söylemişti.


“Ayyaşım!” diye bağırdım bende ona karşı. “Ayyaşım lan var mı başka sorun!?” 


“Oğlum olmasan yüzüne bile bakmam! Beş para edecek insan değilsin sen!” 


Güldüm buna, zaten başka da bir şey yapmaya değmeyecek biriydi babam. Ona el kaldırmazdım, onu hep sayardım ne de olsa gün sonunda nefretim bir kenara çekilir geriye sadece annesinin mezarında oturan o oğlan çocuğu kalırdı.


“Hayatım sakinleş,” dedi Aslı abla elini babamın göğsüne koyarken. 


“Aynen hayatı sen sakinleş, karını da al siktir git buradan!” sözümle beraber yüzüme sağlam bir yumruk yedim. Elimdeki bardak yere düşerken ikinci bir darbeyle yere düştüm ve elime yerdeki cam parçalarından biri girdi.


“Düzgün konuş benimle!” diye bağırdı.


Elimdeki camı umursamadan düştüğüm yerden kalktım ve dudağımın kenarındaki kanı sildim. Babamın bakışları elime kaydığında yüzünü buruşturdu. 


“Git buradan,” dedim oldukça sakin bir sesle.


Babamın bakışlarındaki pişmanlığı fark ettim “Alp, oğlum.” sesi kısılırken bana doğru ilerledi ama ben bir adım geri çekildim.


Bakışlarım Aslı ablaya değdi. Gözleri korku ile açılmış bir şekilde elime bakıyordu “Al götür kocanı buradan,” dedim duvar gibi bir sesle.


“Canım,” dediğinde canım yandı. Aslı abla babamın kolundan tutup onu geri çekti. Gözden kaybolduklarında kapıyı sertçe kapattım ve kafamı kapıya yasladım. 


Canım…


Annem her zaman babama canım derdi. Canım…Canım…Canım…. İnsan canını böyle bir anda bırakır mıydı? İnsan canını bu kadar çabuk unutabilir miydi? 


Canım…. Canım… Canım… 


Hepsi koca bir yalandan ibaretti.


✈️


HAZAN YALÇINER


Endişe.

Hissettiği tek şey endişeydi.


Çınar Alp’in annesi olduğunu düşündüğüm ama aslında üvey annesi olan Aslı hanım beni aramıştı. Çınar Alp’in iyi olmadığını bana söylediğinde artık kalbimin içinde endişe çoktan yerini almıştı.


Neden beni aradığını bilmiyordum ama anneme bir bahane bulmama gerek bile kalmamıştı. Çünkü Aslı hanım çoktan anneme de haber vermişti. 


Ona ne söylediğini bilmiyordum açıkcası umrumda da değildi. Şu an umrumda olan tek şey Çınar Alp'ti. Binanın önündeyken hiç vakit kaybetmeden içeri girdim ve Aslı hanımın da dediği gibi üçüncü kata çıkıp onikinci dairenin kapısını çaldım.


Bir kaç dakika bekledim ancak açılmadığında bu sefer de üst üste zile bastım. Kapı hiddetle açıldı “Sana sikti-” 


“Çınar Alp,” dedim hemen sözünü keserek. Dudağının kenarında bir patlak, saçları dağılmış, elinde kanlı bir sargı ve gözleri kan çanağıydı.


“Hazan?” dedi sorar gibi. “Senin burada ne işin var?” 


“Ben…Aslı hanım aradı, iyi olmadığını söyledi,”


Sabır çeker gibi bir nefes alırken gözleri kapandı “Aslı abla mı söyledi?” sesi kızgındı.


“Evet. Senin için endişelenmiş bende seni görmeye gelmek istedim. Gerçi neden beni aradı bilmiyorum ama eğer rahatsız olduys-” 


“Olmadım,” dedi sözümü yarıda keserek. Ağır ağır gözlerini açtı “Rahatsız olmadım sadece akşam olmak üzere,” bir adım geri çekildi “Gelir misin?”


“Olur,” dedim usul usul içeri girerken. Küçük bir koridordan geçtikten sonra direkt olarak sadece bir koltuk bir sehpa olan oturma odasına girdim. Masanın üzerinde bir içi boş bir bardak vardı ve etrafta dağılmıştı.


Çınar Alp arkamdan gelirken ben üçlü koltuğa oturdum. “Kusura bakma fazla dağınık.”


“Sorun yok,”


“Ne içersin?” diye sordu ardından. “Gerçi pek bir şeyim yok ama yine de, çay ya da kahve yapabilirim,” sağlam olan elini ensesine götürdü. “Bir şeyler de sipariş edebilirim,”


Kafamı olmsuzca iki yana salladım “Bir şey istemiyorum gelip otursana sende,” dedim sesimdeki endişeyi saklamaya çalışırken.


Üstelemeden yanıma oturduğunda tekrardan yararlı eline baktım “Eline bakabilir miyim?” diye sordum eline uzanırken bana cevap vermedi ama ben yine de yaralı eline sardığı sargıyı yavaşça açtım.


Kesik çok derin değildi ama bence dikiş gerektiriyordu. Dudaklarım büzüldü “Kötü kesilmiş. Nasıl oldu bu?” diye sordum.


“Önemsiz,” dedi kısaca. 


Yaraya içim gidiyormuş gibi baktım ki - gerçekten içim gidiyordu- ve bunu oda fark etmesin diye hemen tekrardan ona döndüm. “Güzel temişlememişsin. Hastaneye git.”


Cevabı yine oldukça netti “Gerek yok,” elini geri çektiğinde kanlı sargıyı tekrardan gelişi güzel sardı.


“Ne yapıyorsun!?” dedim hemen eline uzanırken. 


“Elime ağlayacak gibi bakıyorsun Hazan,” dedi bundan hoşlanmıyormuş gibi. 


“Canın yanıyordur hala, o yüzden öyle bakıyorum. Çok kötü olmuş,”


“Benim canım yanıyordur diye mi öyle bakıyorsun?”


Burnumu çektim “Çok kötü kesilmiş, dudağının kenarı da patlamış,” 


Sağlam olan elini çenemin altına yerleştirdiğinde ona dönmek zorunda kaldım ve yüzündeki şaşkınlığa şahit oldum. “Hazan ağlıyor musun?” 


Ağlıyor muydum?


Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırdım “Ağlıyor muyum?” diye sordum bende ona karşılık. “Niye ağlıyorum?” dediğimde daha çok ağladım.


Çınar Alp bu duruma gülse mi ağlasa mi bilemedi bu yüzden göz yaşlarımı sildi. “Ağlama Hazan, ağrı kesici içtim canım acıyor,”


“Özür dilerim,” dedim utançla. Ellerimi yüzüme kapattım “Ağlamamı durduramıyorum!” diye isyan ettim. “Şuan akmıyor olmaları gerekiyordu, utanç verici!”


Bu andan sonra Çınar Alp’in kahkahasını duydum. Göz yaşlarımın akması azalırken onun yüzüne döndüm. “Ağlamanda sorun yok  hazan güneşi.” dedi tekrardan. “Neden ağlıyorsun bilmiyorum ama  gözyaşlarından utanmana gerek yok. Neden ağlıyorsan sorun değil, benim yanımda ağlayabilirsin.”


“Hazan güneşi mi?”


Hazan güneşi,” 


“Neden öyle dedin?”


“Gözlerin öyle çünkü Hazan vakti gibi. Güneşin batışı, yaz sıcaklığının azalıp havaların soğuması gibi huzur gibi.” dedi bir şair gibi.


“İyi de bu güzel bir şey mi?”


“Her şeyin sonu olmak mı?” kafasını salladı “Çok güzel bir şey,”


Ağlamam artık durmuştu. “Aslı hanımın annen olduğunu düşünmüştüm,” diye mırıldandım. Aslında bu konuda ona kızgın değildim sonuçta daha tanışalı iki hafta olmuştu.


“Bahsetmeyi sevdiğim şeylerden biri değil,” diye kestirip attı. 


“Dudağını kim yaptı?” diye sordum çekingen bir şekilde. Ruh halinin anında değiştiğini hissettim. Bakışlarında hemen öfke belirdi ancak derin bir nefes alıp kendini toparladı.


“Önemli bir şey değil,” dedi tekrardan.


Elimi omzuna koydum ve yavaşça sıktım “Bana anlatabilirsin. Çok uzun zamandır tanışmıyoruz biliyorum ama yine de seni dinlerim ve asla yargılamam.”


“Bu konuda konuşmak istemiyorum,” dedi net bir şekilde.


Kafamı salladım “Peki,” elimi omzundan çektiğimde bana döndü “Ben gideyim artık.”


“Gitme,” dedi anında. “Biraz daha kalsan olmaz mı?” böyle sorduğunda ona hayır demem imkansızdı.


“Olur,” dedim. “Peki söyle bakalım ne zamandan beri pilot olmak istiyorsun?” 


“Kendimi bildiğimden beri hep bunu istedim,” dedi en net haliyle. “Anneme sürekli bunu anlatırdım, sürekli solo gösterileri izlerdim. Kağıttan uçaklar yapar, uçak dergilerine bakardım. Açıkçası beni nasıl çektiğini bilmiyorum, sadece gördüm ve onun benim için yaratıldığını düşündüm,” elimi dizime yaslamış bir şekilde dikkatle onu dinliyordum diğer elimin serçe parmağı ise benden bağımsız Çınar Alp’in dizinin üzerindeki parmağına gitmişti.



İlk başta bu dokunuş karşısında afallasa da daha sonra bu bizim için çok normal bir şeymiş gibi anlatmaya devam etti. “İlk oyuncak uçağım olduğunda o kadar heyecanlanmıştım ki,” yüzünde saf bir istek ve heyecan vardı. Sözleri sakin ama içi heyecanlıydı. “Neredeyse bir ay boyunca gittiğim her yere onu götürüyordum. Onunla uyuyup onunla uyanıyordum.”


“Bence sen çok güzel bir pilot olacaksın,” dedim kendimden emin bir şekilde “Hem bakarsın beni de bir tur attırırsın mezun olunca.”


Yan bir şekilde bana bakıp göz kırptı. “Attırırım.” dedi. Kalbim aramızdan ayrıldı hanımlar. “Şimdi sen anlat. İşletme okumayı nasıl hayal ettin?”


Omuz silktim “Aslında hayal etmedim. Babam istedi diye okuyorum ama yine de o kadar sıkıcı değil. Yine de benim asıl tutkum gitar çalmak. Hatta bazen şarkı sözü bile yazıyorum, gitarımın bir adı bile var.”


“Cinsiyeti de var mı bari?” diye sordu alayla.


Heyecanla kafamı salladım “Var o bir erkek ve ismi Gece,”  dedim. “İlk gitarım sekiz yaşımda olmuştu, anneannem almıştı. Ve sırf onun için bile ona o kadar minnettarım ki, o hep benim yolumu aydınlattı. Onun sayesinde gitarına ve müziğine aşık bir insanım. Ama arada resim de çiziyorum hatta bir gün senide çizmek isterim.” 


“Emin ola çizecek daha güzel şeyler bulabilirsin,” dedi sanki kendinden değersiz bir şeymiş gibi bahsederken.


Oysa sözleri bile o kadar değerliydi ki.


“Hayır,” diye reddettim. “Kesinlikle seni çizeceğim.” dedim. “Anneannem her insan özeldir derdi ve bence sende özel birisin. O yüzden seni de çizeceğim.”


“Peki anneannenin kötü günler için dev bir sözü var mı?” başta alay ediyor sandım ama hayır gayet ciddiydi.


“Var. Bana hep derdi ki “Her karanlık günün bir sabahı olur.”  Ve bence haklı. Bugün ne yaşadın bilmiyorum ama emin ol bunu da atlatabileceksin.. İstediğin sürece ben yanında olurum, bunu yapmamın tek nedeni kalbimin sana tanıdık olması. Tanıştığımız ilk günden bu yana kalbim sana anlamsızca çok tanıdık. Bilmiyorum belki de başka bir evrende çok iyi anlaşan kişilerdik.”


Dudaklarında küçük bir tebessüm oluştu “Anneannen haklıymış, sen geldin ve şu an sabah oldu. Sen hazan güneşi benim karanlık günüme sızan o ışık oldun.”


Umarım bölümü beğenmişsinizdir bal kuşlarım

Yorumlarınızı merak ediyorum


Sesini duyurmaya çalışan Leyal hep sizinle




Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar