Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 23.PERDE
"Hayat seni çok yıktı. Gözlerinden yaş
akmıyor diye fark etmedin mi?"
No one noticed - The Marias
Peri - Mehmet Ali Ay
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE KARAKTLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR
IG/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
X/ruhunlasavass
İyi okumalar ballarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım
Hayat sen kaybettiğin an başlar. Düşersin, yıkılırsın sonra tekrardan başlarsın. Ağlarsın, haykırırsın sonra tekrardan başlarsın. Kalbin kırılır, parçalanırsın sonra tekrardan başlarsın. Seversin, ayrılırsın, unutursun sonra tekrardan başlarsın. Her halükarda devam edersin, istesen de istemesende.
“Deren.” ormanın içinde duyduğum sesle bakışlarım hızla ona kaydı. Sesi aynı kadife gibiydi. Kahve gözleri bana şefkatle bakarken bukleleri rüzgarda salınıyordu. Ayla. Ne diyeceğimi bilemezken kalbim sıkıştı onu kurtaramamanın verdiği acıyla. Yavaş adımlarla bana yaklaşırken eli elimin üzerine koydu. “Sorun değil.” eli elimi daha sıkı kavradı. “Başardın. Herşey yolunda.”
“Kurtaramadım.” dedim suçlulukla kafamı öne eğerken.
Elini çenemin altına yerleştirdiğinde onun gözlerine baktım. Tıpkı Sarp’ın gözleri gibiydi. “Kurtardın. Benim kıymetlimi kurtardın.” dedikten sonra bakışları hüzünlendi bu sefer. “Kendini ne zaman kurtaracaksın?”
Anlamaz gözlerle ona baktım “Ben…”
“Kendini kurtar Deren. Seni kurtarmalarına izin ver, elini tutmasına izin ver.”
“Ben kendimi kaybettim. Kaybolan bir ruhu nasıl kurtarabilirim ki?” dedim acıyla. Ben derdim kendimleydi, beni benden kurtarabilir miydim?
“Yeniden başlayarak.” elinin hissi elimden kaybolduğunda gözlerimi kapattım ama bu sefer kaybolmak için değil, yeniden başlamak için. kendimi bulmam için…
🩰
SARP ÇELİKER
Onu tehlikeye atmak bu zaman kadar yaptığı en bencilce şeydi. Onu bu işten, kendisinden en başından beri uzak tutması gerekirdi. Yine de içinden bir ses iyi ki diyordu, iyi ki bu yola girdim. Bu kadın onun herşeyi olmuştu, ilk defa değil ikinci defa ve daima.
Kafasını umutsuzca geriye yaslarken gözlerini kapattı ve onu düşündü. Onun yeşille mavi karışımı gözlerini düşündü. Kahve dalgaları saçlarını, gözünün üzerine gelene kahküllerini düşündü. Ona yaşam gibi gelen gülümsemesini ve uğruna ölebileceğini bildiği kokusunu düşündü.
“Keşke.” diye fısıldadı sessizce. “Bir kez daha sarılsaydım.”
“SARP.” diyen sesini duymasıyla hızla gözlerini açtı “ÇIK HADİ!” haykırışı yüreğini delerken tekrardan harekete geçti. Bacağının toprağa değdiğini hissediyordu ancak yukarı çekemiyordu. Belki aşağı inebilirdi. Bakışları hemen alt boşluğa takılırken önce arasına sıkıştıracak bir şey aradı. Hızlı olması gerekiyordu bunun farkındaydı, arabanın içi dumanla kaplıydı ve her an patlayabilirdi. Bakışları kapının içine geçen demire kayarken hızla demiri kapıdan çıkarmaya çalıştı. Her hareket edişinde bacağına daha fazla baskı uygulanıyor ve kesik daha da derinleşiyordu.
“Siktir!” diye acıyla inledi. Son bir güçle demiri çektiğinde ise demir artık çıkmıştı. Vücudunu aşağı doğru kaydırırken demiri sıkışan ayağı ile arabanın arasına sokmaya çalışıyordu. “Hadi. Hadi.” tüm gücüyle demire asıldı. Yine onu düşündü.
Deren’in saçları, onun gülüşü, onun kokusu, onun herşeyi. Bütünüyle sadece onun için başarmak.
Demir’i araya sokmaya başardığında ise demirle sıkışan yere baskı yaparken bir yanda da bacağını yavaş yavaş çıkarmaya çalışıyordu. Zaman onun en büyük düşmanıydı ve düşman her zaman en zor günde karşına çıkardı. Yine onu düşündü.
Deren’in kahkahası, onun sesi, onun sarılışı.
Bacağını çektiğinde hiç zaman kaybetmeden aşağıdaki boşluğa kaydı ve toprakla buluştu. Ayağa kalkamadı ama sürünerekte olsa arabadan uzaklaştığında arabanın arkasında patlama sesini duydu. Kalan son gücü de ondan çekildiğinde yere yığıldı ve yine onu düşündü.
Derenin öpüşü, onun kafasını gömdüğü bedeni…
🩰
DEREN SİLDAY
Kulağımın dibinde duyduğum cızırtı sesiyle kaşlarımı çattım. Gözlerimi hafifçe aralarken bakışlarım tavandaki floresan lambasına değdi. “Sonunda şükürler olsun.” yanımda duyduğum sesle bakışlarımı Şeyma’ya çevirdim. Bakışlarındaki endişeyi görmemek kesinlikle aptallık olurdu. “Bekle hemen doktoru çağıracağım.” hızla oturduğu yerden kalkarken odadan çıktı.
Yüzümde duran maskeyi hissettiğimde onu çıkardım. Kapı hızlı bir şekilde açıldığında ise karşımda gördüğüm kişiyi tanımıyordum. Kaşlarım anında çatıdı “Pardon yanlış yere geldiniz galiba?” dedim lakin karşımdaki mavi gözlü, orta yaşlı adam istikrarlı adımlarla bana doğru geliyordu.
Az önce Şeyma’nın oturduğu sandalyeye oturup geriye doğru yaslandı. “Sonunda karşı karşıya geldik Deren Silday.” bana tanıdık gelen bu ses duyunca tekrardan nefretle doldum.
“Sen..” diyebildim boğazımın acımasına rağmen. “Oradaydın. Senin sesini duydum. Aşağılık piç.” yattığım yerden sinirle kalktığımda dengemi koruyamadım. Karşımda sandalyede rahat rahat oturan adam kolunu omzuma koydu “Dokunma!”
“Kalkamayacağını ikimizde biliyoruz.” dedi aynı tavrını sürdürürken. “Sadece konuşmaya geldim.”
“Benim senin gibi aşağılık bir adamla konuşacak bir şeyim yok.”
“Ama benim var ve sen beni dinleyeceksin.” cebinden çıkardığı silahı komidinin üzerine koydu. Bu bir uyarıydı. “Hafızanı kaybettiğini biliyorum. Ve biliyor musun artık umrumda değil. En sonunda bu işin nerede biteceğini ikimizde çok iyi biliyoruz.” cebinden bir şey çıkarıp avucuma bıraktı. Bakışlarım avucuma kaydığında bunun bir kolye olduğunu gördüm. “Bu onundu. Ayla’nın.” kafamı hızla kaldırdım. “Evet. Ben Antonio Fernandez’im. Ayla benim karımdı, ona deliler gibi aşıktım yıllarca peşinden koştum. Sonunda o benimle evlenmeyi kabul etti, mükemmel bir evliliğimiz vardı.” yüzü karanlık bir hal aldı “Taki bana ihanet edene kadar.”
“Onu öldürdün. Asıl hain sendin.” dedim dehşet içinde.
“Kendimi savundum.” diye düzeltti kendince beni. “Arabayı sürmek istediğini söylediğinde ne yapacağını çoktan anlamıştım. Buna müsade etmedim, onu vurdum, acı çekişini izledim…”
“Sus!” dedim yüksek sesle.
“Sonra onu arabayla beraber uçurumdan attım. Yanına bir adamımı bıraktım.”
Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı “Kapa çeneni sus! Anlatma.” ellerimi kulaklarıma kapatttım. Birinin artık gelmesi lazımdı, onun buraya gelmesi lazımdı.
“Kulaklarını kapatarak gerçeklerden kaçamazsın Silday. Bundan sonra bütün kartlar benim elimde. Ya gelir teslim olursun ya da ne kadar acımasız olabileceğimi bu sefer gözlerinle görürsün.” oturduğu yerden kalktığında o an iki seçenek vardı önümde. Ya ölecektim ya da öldürecektim. Herşey anlıktı, silahı elime aldım ve tetiği çektim lakin beklediğim şey olmadı. “Gerçekten düşmanımın eline silahı verip arkamı döneceğimi mi sandın?”
“Öleceksin.” dedim net bir sesle. “Abimi öldürdün. Ayla’yı öldürdün. Oğlunu öldürdün.”
“Anneni de öldürdüm.” bu ağır bir darbeydi, bu sefer yıkıldım. Dizlerimin üzerine düştüm. “Öleceksin. Beni bekle Antonio Fernandez. Senide o içinde bulunduğun örgütüde yıkacağım.”
Kapıdan çıktığında kafamı öne eğdim. Başlamak. Herşeye rağmen en baştan başlamak.
Sevgilim yaşıyor musun?
Sevgilim beni duyuyor musun?
Kolumdan tutan birinin varlığını hissettim, kim olduğunu seçmedim ama dudaklarımdan onun ismi döküldü “Sarp.” dedim acılı acılı.
“Gel güzelim.” dediğini duydum Turan’ın. Bakışlarım ona kaydığında onun yanında duran Adil’i de gördüm.
“Turan, Sarp nerede?”
“Önce sen bir dinlen.” dediğinde bu cümleyi duymak canımı daha da yaktı. Artık bunu duymak istemiyorum.
“İstemiyorum.” dedim ağlamaya tekrardan başlarken “Önce falan istemiyorum. Önemsemeyin beni, bırakın.” kolumu Turan’dan çektim “Önce falan yok.”
“Tamam yok.” yüzümü avuçlarının içine alıp yaşlarım sildi “Tamam canım kardeşim. Önce yok.”
“Sarp’a gideceğim.” dediğimde bu sefer itiraz etmedi sadece geri çekildi. İkisininde yanından geçtiğimde aslında nereye gideceğimde bile bir haberdim. Sadece yürüyordum onu görmek, onu hissetmek, nefesini duymak için gidiyordum.
Bir odanın kapısında birini durdurmaya çalışan Işıl ve Berk’i gördüğümde ise kalbim umutla çırpındı. Yaşıyordu. Kapının eşiğine kadar yürüyebildiğim kadar hızlı yürdüm ve kapının önünde durdum.
“Bıraksanıza beni, önce Deren’i görmeye gitmem gerekiyor.”
“Yürümemelisin Sarp.” diyen ise Işıldı.
Ben öylece kapıdan ona bakıyordum lakin o hala beni fark etmemişti. Yeniden ağlamak ismini haykırmak istedim hiçbirini yapamadım. Ben yapmadım o hissetti, bakışları bana döndüğünde Işıl ve Berk’de beni fark ettiler ardından geri çekildiler. Hızla onun boynuna atladığımda anlık dengesini kaybedip geri sendeledi, bir eli belime dolandığında onu daha çok kendime bastırdım. Acıları geçsin istedim, acılarını almak istedim. Dudaklarımdan bir hıçkırık koptu, neredeyse delicesine ağlıyordum, bu sefer gerçekten kaybettim sanmıştım. Dönüşü yok sanmıştım.
“Sana söyledim chica guerrera. Bu bir veda değil.”
“Bu bir vedaydı aptal. Ve ben öleceğim sandım, sensiz olup öleceğim sandım.” geriye çekildiğimde ona baktım. Kendim ne haldeydim bilmiyordum ama onun durumu kötü görünüyordu. Yüzünün çoğu yeri yaralıydı, ayağının sargısı en çok benim canımı yaktı. “Hadi geç içeri yat. Kalkmamalısın.” dediğimde güldü bana.
Bende gülmek istedim ama şuan bunu yapabilecek durumda değildim. Yalandan gülersem anlardı. Onun yerine bakışlarımı kaçırıp onun koluna girdim, Turan’da diğer koluna girdiğinde onu yavaşça yatağa yatırdık. “Seninde yatman lazım.” dedi Sarp.
“Ben iyiyim.”
“Sarp haklı seninde dinlenmen lazım. Ucuz atlattınız geri zekalılar.” dedi birden “Bir daha benden habersiz adım atın işte asıl o zaman bu sefer ben sizi hastanelik edeceğim.” ardından kapıya doğru ilerledi “Doktor çağıracağım. birde sorayım bakalım buraya bir yatak daha getirebilir miyiz.” bana baktı göz ucuyla “Malum siz götle don gibi asla ayrılmadığınız için.”
Onun arkasından gözlerim kocaman olurken Sarp’a döndüm “Bize ne dedi duydun mu?”
“Az yanıma gelsene.” dedi beni duymazlıktan gelerek.
“Yok ayağına vururum.”
“Şimdi sen gelmezsen ben bu halde ayağı kalkmak zorunda kalacağım.” sözleri beni harekete geçirirken ayaklarımı yere sürte sürte yatağın köşesine oturdum.
“Deren.” dedi sanki sabrını sınıyormuşum gibi.
“Hı.”
Eli bileğimi kavrdığında beni kendisine çekti, şokla ona bakarken göğsünün üzerine yığıldım. “Ne yapıyorsun?” dedim hemen. “Ayağına vurdum mu?”
“Şifamın sende olduğunu bile bile seni benden mahrum ediyorsun güzelim.” demesiyle tekrardan gözlerim doldu. Artık bu yaşananlardan dolayı sinirlerim bozulmuştu ve çok gereksiz şeyler bile beni etkiliyordu. “Gel beraber dinlenelim.”
Ona cevap vermezken başımı göğsüne yaslayıp gözlerimi sıkı sıkı kapattım. “Sana anlatmam gereken bir şey var.”
“Sonra.” dudaklarını saç diplerimde hissettim. Sonra dedim bu sefer bende kendime. Yüklerimi omuzlarımdan bırakmaya çalıştım.
“Sarp.”
“Söyle güzelim.”
“Evlenelim.” dedim birden. “Öylece hiç uzatmadan sadece evlenelim.”
“Bu iş bittiğinde. Söz veriyorum, kimselerin göremeyeceği kadar büyük bir düğün yapacağız Bir kere benimle evleniyorsun sonuçta.” dediğinde güldüm istemsizce ama bu gülümseme sadece mutluluktan değildi. Gözyaşlarım kurumuştu artık, gülmek bile ağlamaktı benim için, için için ağlamaktı.
“Sen sanki on kere mi evlendin benimle?” diye sordum bilmiş.
“Hayır ama önce-” derken sözünü kestim. “Söyleme.” dedim. “Sürekli bunu söyleme bu sadece beni daha kötü hissettiriyor. Önce ben değil. Biz Sarp, önce biz bunu neden anlamak istemiyorsun?” sesim sitemliydi.
Bende bu iki kelimenin bıraktığı izi daha yeni anlamış olacak ki sıkıntılı bir nefes verdi. “Ayrıca,” derken elim onun göğsünün üzerinde dolaşmaya başladı “Hatırladım. Silahın yerini şifresini. O gün yaşananları abimle kavgamı, kaza anını, sonra senin telefonda acılı sesini.”
“Güzelim…”
“Hastane odasının kapısında beklediğin anı da hatırladım. Herşey yokk ama parça parça şeyler var.” gözlerimi sıkı sıkı yumdum. “Biraz da sen konuşsana kafam dağılsın.”
“Ben konuşmayı pek beceremem biliyorsun.”
“Olsun. Benim için konuşsan olmaz mı? Bana bir masal anlat mesela. Ne bileyim ninni söyle, şarkı söyle. Beni kafamın içindekilerden kurtar Sarp. Ben kendimi kuratamıyorum sen beni kurtar.”
Uykudan uyanmış
Gülermiş, bakarmış
Annesi onu çok öpermiş, severmiş
Okula gidermiş, yazarmış, çizermiş
Babası onu çok öpermiş, severmiş
Annesi onu çok
Babası onu çok
Herkesler onu çok severmiş, severmiş
O söyledikçe benim zihnim sustu ve sadece onun huzur veren sesiyle doldu. Tam söylüyor bile sayılmazdı, sadece sessizce mırıldanıyordu lakin o mırıldanma bile benim için bir lütuftu.
Ben onun kollarında uyuyakaldım, o ise mırıldanmayı hiç bırakmadı
🩰
“Oğlum sussanıza uyandıracaksınız kızı.” diyen sesini işittim Sarp’ın.
“Kaç saat oldu Sarp. Bir dürt istersen yenge nefes alıyor mu?” dediğinde gözlerimi araladım. Bütün herkes odadaydı, hatta tanımadığım bir genç çocuk bile vardı. Gözlerim kocaman açılırken hızla yattığım yerde doğruldum.
“Al işte Adil. Defol git lan.” diye tersledikten sonra bana döndü “Günaydın güzelim.”
“Saat kaç?” diye sordum.
“Vallahi yenge saat üç falan yani nereden baksan on iki saattir falan uyuyorsun öldün sandık bir ara.”
“Adil.” dedim sakin tutmaya çalıştığım bir sesle.
“Yaşamayı seviyor musun?”
Bakışları anında değişirken zorlukla yutkunduğu gördüm “Evet yenge. Neden sordun?”
“Bir daha bana yenge dersen boğazlayacağım artık seni!” bakışlarım Sarp’a döndü “Sende bir şey desene!”
“Ne diyeyim yavrum.”
“Defol git ya evlenmiyorum seninle falan. Kendime başka koca bulacağım.”
“NE!” diye bağıran ise Turan’dı “Nikah tarihi mi aldınız?” elini alnına koydu “Hem de bensiz. Tut beni Şeyma’m bu ihaneti kaldıramayacağım.”
“Deren saçmalama güzelim. Sana yan gözle bakacak eril varlığı kökünden koparırım.” dediğinde gözlerimi devirdim “Aynen canım ondan.”
“Bir dakika!” derken Turan karşıma geçti “Bana sakın bensiz nikah tarihi aldığınızı söyleme. Nikah şahidiniz ben olacaktım, bu bana yapılır mı?”
“Ne demek sen olacaksın?” diye araya giren ise Adil’di “Kusura bakma ama Sarp’ın nikah şahidi ben olacağım. Sonuçta ben çocukluk arkadaşıyım.”
“Bende lise arkadaşıyım.” diye savundu.
“Zaten aynı lisedeydik Turan.”
Omuz silkti “Olsun. Ben daha yakın lise arkadaşıyım”
“AY YETER!” diyerek araya giren ise bendim. Bu konu uzadıkça uzayacaktı ve ben artık bunu istemiyordum. “Vallahi başım ağrıdı bayılacağım şimdi.” dedikten konuşmalarına müsade etmeden devam ettim “Ayrıca hayır nikah tarihi almadık ve benim bundan sonra bu adamla bir işim yok. Sözünü kimseye geçiremiyor.”
“Deren.”
“Sus sus.” dedikten sonra köşede sessice oturan çocuğa döndüm “Ve sen kimsin?”
Çocuk direkt bakışlarını bana çevirdi “Ufuk.” dediğinde bakışlarım hemen yumuşadı.
“Sonunda çıktın demek?”
Kafasını mahcup bir şekilde eğdi “Sarp abimin sayesinde.”
“Sizi o kurtardı.” diyen ise Adil’di. “Sizi takip etmiş gizlice. Adamlar peşinize takılınca geride kalmış. Sizi bulduğunda ikinizde kendinizden geçmişsiniz. Ambulans ve itfaiyeyi o aradı.”
“Teşekkür ederiz. Sana borçlu kaldık.”
“Borç yok abla. Sarp abi bana özgürlüğümü verdi, benim bu yaptığım bunun yanında bir hiç.” bakışlarım yanımdaki adama kaydığında onunda bakışları bendeydi. Yüzümde küçük bir tebessüm oluştu, her zaman onun kalbine hayran kalacaktım.
“Bundan sonra her zaman bir elim omzunda olacak Ufuk. Başın dara girdiğinde hep bir abin olacak.”
🩰
Hastaneden çıkalı bir kaç gün olmuştu ve artık herkes kendi kabuğuna çekilmişti. Yavaş yavaş toparlamaya başlamıştım artık ağrılarım çok fazla değildi lakin Sarp için aynı şeyi söyleyemiyecektim. Bacağının durumu sandığımdan biraz daha kötüydü, doktor bir kaç ay değnek olmadan yürümemesi gerektiğini söylemişti ve o ne kadar belli etmemeye çalışsa da bu durumdan hiç memnun değildi.
Yavaş adımlarla ona doğru ilerleyip koltukta yanına sıkıştım “Sana bir şey vereceğim.” dedim olabildiğince yumuşak bir sesle. Sürekli geçmişini onun önüne koymak benimde hoşuma gitmiyordu ama buna mecburdum. Bakışları hala benim adımın yazdığı dosyadaydı. Ben o dosyadan kaçtıkça Sarp hiçbir detayını kaçırmadan günlerdir sürekli bunu inceliyordu. “Sarp.” dedim tekrardan dikkatini çekmek adına.
Bakışlarını dosyadan çekmezken sinirin bedenimde dolaştığını hissettim. Dosyayı elinden çekip aldığımda bakışları hızla bana döndü ve aldığım dosyayı almaya almak içiin uzandı “Bana bakman lazım.” dedim bu sefer sert bir sesle.
Beni bozguna uğratan ise onun bakışlarındaki umursamazlıktı “Sonra.” dedi sadece bana.
“Önemli olmasa sonra gelirdim.” bakışları bende değil dosyadaydı. Onun yanında sıkıştığım yerden kalktım ve ona döndüm. Elimdeki dosyanın sayfalarını yırtıp yere fırlattım ardından arkamı döndüm. “Konuşmak için hazır olduğunda gelirsin.” kafamı sinirle iki yana salladım “Seni gerçekten bazen hiç anlayamıyorum, bazen uzaksın hemde çok uzaksın.”
Ondan uzaklaşıp kendi kafasındaki şeylerle yalnız bırakmadım, onun yerine avucumdaki kolyeyi iyice kavrayarak karşıdaki üçlü koltuğa geçtim. Sırtımı ona dönüp elimdeki kolyeye bakmaya başladım. Günler sonra ilk defa bu kolyeyi inceleme fırsatım olmuştu. Yuvarlak bir kolyeydi üzerinde zambak işlemesi vardı, parmaklarımı kolyenin üzerinde gezdirdim. Ayla’nın kaç defa elinin buraya değdiğini hissetmeye çalıştım. Gözlerimi kapattığımda kolyeyi bağrıma bastım, ona gelecek bütün darbeleri göğsümde saklamak istedim.
Bir ayaklanma sesi duydum ama arkamı dönüp bakmadım, kırılmıştım ona gelip düzeltmesi gerekiyordu. Adım sesleri kesildiğinde sıkıntılı bir nefes verdim “Aptal adam ne olacak işte.” diye kendi kendime söylendim.
Kulağımın dibinde duyduğum nefesle irkilerek önüme döndüm. “Aptal mısın!” kalbim boğazımda atarken o sadece bana gülümsüyordu. Koltuğun küçük olmasını umursamadan yanıma yerleşti, benim vücudum yarısını üzerinde kalmıştı. “Ne yapıyorsun?” dedim sinirli tutmaya çalıştığım sesimle.
“Sevgilimin gönlünü almaya çalışıyorum.”
Çok pişman olmuş Deren affet dedi iç ses lakin affetmezdim. Bu sefer o kadar kolay kolay yırtamayacaktı. Yine bir tepki vermezken kafamı yana çevirdim ona bakmamak için. “Güzelim.” eli bel oyuntuma çoktan yerleşmişti bile. Yavaş yavaş belimi ovalarken çoktan mayışmaya başlamıştım.
Gardını indirme Deren.
Elimle onun elinin üzerine vurdum “Dokunma!” dedim sert bir sesle. “Hiç sırnaşma.” yine beni umursamadı bu sefer yanağımı öptü, sonra boynumu, gerdanımı, şakağımı öptü. Hayır kanmamlıyım, kanma Deren.
“Deren’im.” dedi içli içli. İlk defa benim ismimi kullanırken sahiplik eki getirmişti. “Özür dilerim.” bir kez daha yanağımı öptü.
“Ya ama haksızlık.” diyerek ona döndüm bir anda. Sarp’ta bunu beklemiyor olacakki bakışlarında şaşkınlık vardı. “Sinirliyim sana farkında mısın? Niye öpüyorsun ki?” kollarımı göğsümde birleştirdim “Dağıttın bütün dikkatimi gitti sinirim.”
Ben bunları söylerken Sarp yüzünde bir zafer sırıtışıyla bana bakıyordu. “Barıştık mı?”
“O kadar kolay değil. Bugün koltukta yatarsın.” dediğimde anında yüzü asıldı. “Hiç bakma öyle daha evli bile değiliz, ve senin bu yürüyen libidon yüzündan başımıza iş alıcaz.”
“Yalnız evli olmadan çok fena şeyler yap-” devamını getirmesine izin vermeden ağzına vurdum hafifçe. “Sus ayıp.”
“Yaparken öyle demiyordun.” gözlerim kocaman olurken yattığım yerden kalkmaya yeltendim ama benim koca ayım bunda da engel oldu. “Tamam sustum.”
“Elindeki ne?” diye sorduğunda tekrardan onun varlığını hissettim. Avucumu açıp elimdeki zambak işlemeli kolyeyi ona uzattım. Bakışları bozuna uğrarken gözlerini acıyla kapatıp açtı. “Bu…”
“Annenin kolyesi.” diye tamamladım onu. “Hastanede bana verdi. Antonio Fernandez, bana geldi.”
Hızla yattığı yerden doğrulup benide oturur pozisyona getirdi. “Sana bir şey yaptı mı ne söyledi?”
“Sakin ol bana bir şey yapmadı sadece, o gece arabayı annen sürmüyormuş Sarp.” söylerken sesim titredi.
“Ölmek istememiş mi annem?” diye sorduğunda bunu soran yirmisekiz yaşındaki Sarp değildi. Küçük Matias’tı. Başımı öne eğdiğimde “Ah!” dedi acıyla. “Ah annem ah!” benim gözlerimden yaşlar akarken o feryat etmeye devam etti “İstememiş ki Deren? O sürmemiş ki?” hepsini sorar gibi söylüyordu.
Hiçbirşey söylemeden onu göğsüme çektim “Gelecekler Sarp.” saçlarını okşamaya devam ettim. Onu teselli etmek için söylenecek bir cümlem yoktu. “Onlar gelecekler ve o zaman son oynanacak.”
Bir şey söylemedi onun yerine sadece kollarını belime dolayıp yatmamızı sağladı. Onun kafası benim göğsümde vücudunun yarısı üzerimde bacakları bacaklarıma dolanmış bir şekilde nefes alış verişlerini dinledim. Ara ara sadece anlayamadığım iniltiler dökülüyordu ağzından. Her seferinde saçlarını okşayıp, sessiz sözcükler mırıldandım ona.
Bir annençocuğuna nasıl teselli veriyorsa öyle teselli vermeye çalıştım. Saat on ikiyi geçtiğinde dudaklarımı kulağına fısıldadım “İyi ki doğdun Matias. Sen hayatıma giren en büyük mucizesin.” bunu duydu mu bilmiyorum ama belimdeki eli daha da sıkılaştı. Ben sabaha kadar onu göğsüme sakladım ve o ilk defa hiç ses çıkarmadan yüklerini benime paylaştı.
Bu ise artık sonun başlangıcıydı.
Matias Sarp Çeliker... İyi ki doğdun, iyi ki benim kalemimi seçtin. Seni yazmak hayatımda yaptığım en zor şeydi, acını yeri geldi benden bile gizledin ama aynı zamanda seni yazmak bana çok iyi geldi. Ne olursa olsun seni yazmaktan asla pişman olmayacağım 🥊
Umarım bölümü beğenmişsinizdir bölüm hakkındaki düşünceleriniz merak ediyorum ve beni duygulandıran diğer şey ise artık sona yaklaşıyor olmamız 🤧🤧
Elimden geldiğince çizmeye çalıştım ama tabikide kolye daha güzel aslında🩰 Sizi çok seviyorum 💕
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar


Yorumlar
Yorum Gönder