Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

3-BİR TEK SEN

 


İyi okumalar ballarım bölüm sonunda yorum yapmayı untmayın lütfen


"Belki o kadar. Sonunda uyuşmuş olurduk; Çünkü zaten kırılmış bir kalbi asla

kıramazsın."


Nasılım Biliyor Musun - Gripin


Okul koridorunda ilerlerken omuzlarımı dik tutmaya çalıştım sanki her an biri yaralı olduğumu anlayacakmış gibi hissediyordum. Hissetmezler. Dolabımın önüne gelip içinden kitaplarımı alırken gözüm bir zarfa ilişti. Kaşlarım yukarı kalkarken zarfı parmaklarımın arasına aldım ve zarfı açıp içindeki kağıdı çıkardım. Notu okurken bir yandan da kaşlarım çatıldı “Herkes senin ne kadar zavallı olduğunu fark etti, ama sen hâlâ farkında değilsin. Bence artık yüzleşme zamanı.” 


Bu ne biçim bir oyundu böyle 


Dolabın kapağını sertçe kapatmamla duvarın yanında kollarını göğsünde bağlamış yüzündeki küçümseyici gülüşle Eylül duruyordu. Tabiki o yapmıştı, beni kışkırtmaya çalışıyordu.


“Alin” duyduğum sesle bakışlarımı kenetlediğim Eylül’den çekip Yekta’ya çevirdim. Bu sefer ise alev gibi bakışlarımın odağına oydu. O ise beklemediğim bir hareket yaparak işaret parmağını alnımın ortasına koydu “Bu kadar fazla kaşlarını çatma erken kırışacaksın” demesiyle afalladım “Ha” dedim boş bulunarak.


HA ne ALİN HA NEEEE


Buna karşılık kocaman bir kahkaha attı Yekta, onunla beraber bende gülmeye başladım “Kusura bakma bu çok kaba bir tepkiydi” dedim utanç bütün vücudumu ele geçirirken 


“Kesinlikle çok kabacaydı ama önemli değil bütün kabalıkları benim yanımda yapabilirsin” elini alnımdan çekmesiyle birşey diyemeden hızla arkamı döndüm ve sınıfa doğru ilerledim. 


Kalbim anlayamadığım bir şekilde hızlı atıyordu ve bu sağlıklı değildi hem de hiç. Birkaç gündür yaptığım gibi aynı cümleyi kendi kendime tekrar ettim sana acıyor o yüzden seninle ilgileniyor, sadece arkadaşın .


❤️‍🩹


Öğlen arası zilinin çalmasıyla oturduğum yerden kalktım ve defterimi toplyııp okulun bahçesindeki kafeteryaya indim. Sibel her zamanki olduğu  yerde beni bekliyordu. Gülümseyerek Sibel'in karşısına oturdum. Karşısına oturduğumu görünce elindeki telefonu bırakıp “Selam aşko” diye şakıdı 


“Sana bir şey söylemem lazım” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle 


“Söyle balım” demesiyle direkt konuya daldım “Kanserim” 


Bakışları anında değişti elinde tuttuğu kahve ellerinden kaydı ve hem masaya hem Sibel’in eline döküldü. Telaşla oturduğum yerden kalktım “Sibel iyi misin ? dedim telaşla o ise benim aksime tepkisiz bir şekilde duruyordu “Özür dilerim çok özür dilerim bir anda söylememliydim” 


Sibel ona doğru telaşla uzattığım elimi tuttu “Şaka mı yapıyorsun ?” diye sordu sadece 


“Telaşlanacak bir şey yok merak etme doktor daha her şeyin başında olduğumuzu söyledi ilaç tedavisiyle geçecek ben sadece sende bil istedim sen benim en yakın arkadaşımsın” 


Gözleri dolmaya başlamıştı “Tabikide ben bileceğim ve bunuda atlatacaksın ben hep yanındayım” demesiyle ayağı kalkıp kollarını sıkı sıkı boynuma doladı


“Pardon kızlar bölüyorum ama oturabilir miyiz ?” diye araya giren sesle birbirimizden ayrıldık. Batu her zamanki serseri haliyle karşımızda duruyordu elini kahve saçlarına daldırıp saçlarını karıştırdı ve benim ayağı kalkmadan önceki yerime oturdu 


“Daha evet bile demedik” dedi Sibel 


“Bence Alin onayladı” diyerek Batu’nun yanına oturdu Bora. Bora Batu’nun abisiydi ama onlar ne kadar abi kardeş olsalar da birbirlerine asla benzemiyorlardı. Bora; siyah saçlı, acı kahve gözlü, iri yapılı, ciddi biriydi, Batu ise onun tam tersi kahve saçlı, açık kahve gözlü çok fazla kası olmayan eğlenceli biriydi normalde onları tanımayan onların kardeş olduğunu anlayamazdı.


Aynı anda Yekta’da Batu’nun yanına otururken bende onun yanındaki sandalyeye oturdum Sibel oturmadı bana bakarak “Ben soyunma odasındayım üzerimde kahve lekesiyle derse giremem” diyerek arkasını döndü kafetaryadan çıktı.


“Üzerine kahve mi döktü ?” diye sordu Bora


Keyifsizce kafamı salladım ve Yekta’ya döndüm “Hayırdır siz buraya gelmezdiniz ?” dedim imayla 


“Bundan sonra canım gelmek isteyebilir” dedi anlamlandıramadığım bir sesle 


Hep böyle mi olacaktı bana acıdığı için mi yanımda olacaktı ? Bu yüzden mi benimle konuşacaktı ?


Ya da her canının istediğini mi yapacaktı ?


Gözlerimi devirip ayağı kalktım “Canına söyle benden uzak dursun, onu etrafımda istemiyorum” 


Yalan söylüyorsun


Hayır söylemiyordum bunlar sadece doğrulardı ve doğrular tıpkı şu anda olduğu gibi canını en çok yakanlardı


😔



Sibel’den


Hayatımda kendimi çaresiz hissettiğim çok az zaman olurdu ve şu an tam o anlardan birindeydim. Alin’e çok birşey belli etmek istememiştim ama içten içe canım yanıyordu o benim tek arkadaşımdı arkadaştan ziyade ise o benim ailemin bir parçasıydı küçüklüğümden bu yana yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmezdi ama şimdi aptal bir hastalığın onu yakaladığını söylüyordu. Bu adil değildi en çok mutlu olmayı o hak ediyordu hayatı boyunca çok zorluk yaşamıştı bunu görüyordum biliyordum en azından bu hastalığı sağ salim atlatmalıydı bu hayat bunu ona borçluydu. Soyunma odasından çıkmak için kapıyı açarken yanan elimin sızısı doldurdu avucumun içini. 


Aferin Sibel sana 


Yüzümü buruşturup elimi üflerken elimin altına bir el yerleşti kocaman olmuş gözlerle bakışlarımı elin sahibine çevirdim. Bu oydu. Okula ilk geldiğim günden beri beni etkileyen kişi; Bora


Kafetaryada karşılaşmıştık benim sevdiğim son çikolatayı almıştı o an ona ne kadar sinir olsamda daha sonrasında dolabımda o çikolatadan görmemle bütün sinirim geçmişti. O koymuştu biliyordum onu dolabımın yakınında görmüştüm. O günden sonra onda beni kendisine çeken bir şey vardı, bir türlü anlamdıramadığım bir şey…


Çatık kaşlarla elimdeki kızarıklığa bakarken siyah düz saçları alnına dökülüyordu “Elini sarmak gerekebilir revire gidelim” diye homurdandı bu davranışına aldırmadım. Zaten genelde de etrafa neşe saçan biri değildi.


“Gerek yok eve gidince yanık kremi sürerim” deyip elimi geri çekecekken elimi iyice tuttu ve çekmeme izin vermedi “Eve kadar bekleyemezsin acır”


“Merak etme porselenden yapılmadım acıya dayanırım” 


“Ne diye inat ediyorsun git işte revire ne olacak ölür müsün ? Kalitesiz mi geldi sana buranın reviri söyle babana bir tane en kalitelisinden revir yaptırsın sana” sözleriyle adeta kurşun yemişe döndüm


“Ne diyorsun sen be!” sinirle elimi geri çektim “Kaliteyle alakalı olduğunu mu düşünüyorsun?” değildi konu kalite değildi korkuyordum sadece hastane gibi olan yerlerden, hoşuma gitmiyordu. Bana kaybettiklerimi hatırlatıyordu.


“Başka bir sebebi mi var ?” 


“Olsa bile sana anlatmam çünkü senin gibi önyargılı ne dediğini bilmez bir adama günahımı bile söylemem ben” kalbim bin parçaya bölünürken omzuna çarparak yanından geçtim. Omuzlarım yanından geçer geçmez hayal kırıklığı ile düştü. Normalde neşeli değildi ama bu kadar çabuk parlayıp kırıcı konuşacağını düşünmemiştim. Şuan kalbimin kırılması da gereksizdi aslında ama elimde değildi, bu kalp en çokta sevdiğine kırılıyordu


💔


Alin’den


Sibel öğle arasından beri fazlasıyla durgundu ve bu gittikçe canımı sıkmaya başlıyordu yan yana yürürken kolundan hafifçe tutup onu durdurdum “Sibel neyin var ?”

Dolu dolu bakışları bana doğru döndü “Ben oradan bakınca şımarık bir kıza mı benziyorum ?” diye sordu titrek sesle 


Kaşlarımı çattım “Buda nereden çıktı şimdi ?” 


Omuz silkti sadece ve yürümeye devam etti “Hoşlandığı kişi onu kırmasına rağmen birinin hoşlanmaya devam etmesi normal mi ?” 


“Bilmiyorum daha önce hiç tam anlamıyla sevmedim. Hem ne oldu anlat bana”


“Bora ile karşılaştım soyunma odasındann çıkarken revire gitmemi söyledi biliyorsun öyle yerlerden hoşlanmıyorum. Ona gitmeyeceğimi söylediğimde ise birden bana parladı, tersledi, kırıldım, kırılmam belki saçma bilmiyorum sonuçta sadece ben ondan hoşlanıyorum ama…”


“Bir tanem benim, kırılman çok normal o senden hoşlanmasa ya da sevmese bile sen ondan hoşlandığın için kendi içinde kırılıyorsun ve hala sevmeye devam etmen de normal. Bence Bora’nın sana parlaması seninle alakalı değil kendi içinde bir şeyle alakalı bence ona gidip sormalısın” Sibel’in Bora’ya karşı olan hislerinin gayet farkındaydım ve bana kalırsa Bora’da ona karşı boş değildi sadece zaman ihtiyacı vardı.


“Öyle mi dersin ?”


“Tabiki” dememle bir anda boynuma sarıldı “Teşekkür ederim çok teşekkür ederim” 


“Rica ederim ne demek sen mutlu ol yeter” deyip geri çekildim. 


Eve vardığımızda yarın görüşmek üzere ayrıldık ve sessizce eve girdim. Her zamanki gibi Babam son dakika haberlerine bakıyor ve annemde sofrayı kuruyordu. Dışarıdan bakıldığında her şey normal gözüküyordu ama sorun şuradaydı hiçbir şey dışarıdan gözüktüğü gibi değildi. 


Annem beni görür görmez beni baştan aşağı süzdü ve yüzünü buruşturdu “Sana kaç kere ailemize uygun giyinmeni söyledim, beni asla dinlemiyorsun. Şimdi git ve ailemize uygun giy bugün ortaklık yapacağımız bir aile gelecek yemeğe ayrıca bir oğulları var onunla anlaşsan iyi edersin” derken sesi emir ve uyarı doluydu 


Hiçbir şey söylemden merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım “Ayrıca o dövmeni de kapatacak bir şeyler bul” diye arkamdan seslenmeyi de ihmal etmemişti. Dövmemden her zaman rahatsız olmuştu o yüzden sürekli dövmemi ya kıyafet ya da fondötenle kapatmak zorunda kalıyordum.


Kısa bir duş alıp banyodan çıktım ve dolabıma ilerleyip düz siyah saten, ince asklı,derin sırt dekolteli elbiseyi çıkarıp üzerime geçirdim. Makyaj masasından fondötenimi ve onu dağıtmak için fırçamı alıp makyaj masasına oturdum. Elbisenin göğüs dekoltesi olmasada dövme göğüslerimin üzerinden gerdanıma doğru ilerlediği için hala gözüküyordu, tenimin üzerine fondöteni sıkıp fırçayla güzelce dağıttım daha sonrasında da bütün vücuduma parlak losyon sürüp aynadan tekrar kendime baktım dövmem tamamen kapanmıştı. Siyah ağırılıkı göz makyajımı yapıp Kırmızı ruj sürünce artık tamamen kendime yabancıydım. Saçlarımın açık kalmasını seviyordum o yüzden sadece maşa yardımı ile dalgalı olan saçlarımı düzlettim, son olarak siyah stilettolarımı giydikten sonra tamamen hazırdım. 


Oturduğum yerden kalkıp komidinin üzerindeki sürahiden kendime bir bardak su koyup çekmecedeki ilaçlardan içtim. Tam odadan çıkacağım sırada telefon çaldı ve olduğum yerde durdum büyük ihtimalle arayan Sibeldi makyaj masasının üstündeki telefonumu alırken arayan kişiyi görmemle kaşlarım havalandı, telefonu açıp kulağıma götürdüm


“Alo” diyen sesini duydum Yekta’nın 


“Efendim” dedim düz tutmaya çalıştığım sesimle


“Şey…ilaçlarını içmeyi unutma diyecektim” demesiyle kalbimi bir sıcaklık kapladı genzim sızladı “Aslında yazmıştım ama görmedin o yüzden aradım kusura bakma” 


“Yok önemli değil içtim ilaçlarımı” derken ağlamamak için bakışlarımı tavana çevirmiştim. İlaç saatimi mi kontrol ediyordu. Yapmamalıydı hayatımda ilk kez hissettiğim bu duygu canımı yakıyordu o yüzden yapmalıydı çabuk alışırdım, yük olurdum.


“Tamam, sen unutursun diye yazdım biraz unutkansın”


“Öyleyim”   


“O zaman ben artık kapatayım yarın okulda görüşürüz”


“Görüşürüz” deyip telefonu kapattım, genzimdeki sızı geçene kadar bakışlarımı tavandan ayırmadım bu berbat kalp ağrısının gitmesini bekledim bir süre… en sonunda ise suratıma ifadesizlik maskesini takınıp aşağı indim.


Aşağıya indiğimde misafirlerimizinde daha yeni geldiğini gördüm. Hızla kapının yanında durdum ve gelenlere hoş geldin demeye başladım.


“Alin bu Yağız Şerif Bey’in oğlu” diye tanıttı annem, bakışlarım karşımdaki ela gözlü, kumral saçlı ve oldukça yapılı takım elbise giyen kişiye takıldı. Gülümseyerek elini bana uzattı, eline kısa süre baktıktan sonra yüzüme samimi olmasını dilediğim bir gülümseme yerleştirdim “Tanıştığıma memnun oldum” dedim 


“Bende çok memnun oldum” demesiyle yavaşça elimi geri çektim ve geçmesi için müsade ettim. Herkes içeri girdikten sonra hep beraber masaya oturduk ve servisler açıldı “Ee Alin se ne okuyordun ?” diye sordu Yağız’ın annesi Yelda hanım. Sarı saçları ve boncuk gözlere sahipti oldukça güzeldi ve genç gözüküyordu o ve Şeref beyinde mantık evliliği yaptığındığını söylemişti annem. Zengin varlıklı iki aile ve işte mutlu ve zekice bir evlilik…


“Hukuk fakültesi 2. sınıf” dedim her zamanki gibi 


“Ne kadar güzel ailenin izinden gitmen çok etkileyici ve akıllıca” dedi kadehindeki sudan bir yudum alırken


“Öyle” dedi annem göğsünü kabartarak “Küçüklüğünden beri avukat olmak istiyor ve bunun için çok çalışıyor” demesiyle kalbime birşey battı. Bunu söylemiş olamazdı değil mi ? Küçüklüğümden beri piyanist olmak istiyordum…


Bu akşam bir an önce bitse iyi olurdu çünkü daha fazla bu ortamda bulunmak istemiyordum. Yemekler yendi ama ben tabağıma hiç dokunmadım iştahım yoktu.


“Alin neden Yağız’la beraber bahçeye çıkıp haftaya olacak ortaklık partisi için fikirlerinizi birbirinizle paylaşmıyorsunuz” derken annemin bakışları itiraz kabul etmiyordu kesinlikle bu evden çıkmak iyi gelecekti. 


Kafamı sallamakla yetindim sadece ve Yağız’a dönüp elimle bahçeyi işaret ettim “Gidelim mi ?” diye sordum 


“Tabi ki” deyip yanıma geldi ve bahçeye doğru yürümeye başladık “Hukuk zorluyor olmalı” dedi bakışlarını bana çevirerek. Soğuk havayı içime çektim ve kollarımı bedenime sardım, bakışlarımı karşıya çevirip omuz silktim “Çalışınca o kadarda zor değil” 


“Kalabalıktan hoşlanmıyorsun galiba” dedi birden 


Gözlerimi kısarak baktım ona “Bunu nerden çıkardın ?”


“Sürekli bacağını sallıyorsun gerginsin, yemek boyunca hiçbir şey yemedin ve ayrıca sürekli saate ve kapıya bakıyorsun” demesiyle ağzım şokla açıldı “Sen” sözümü bitirmeme izin vermedi “Psikoloji ve hukuk son sınıfım” dedi 


“Aman ne güzel bir psikolog eksikti başımda” dedim gıcık olmuş bir şekilde


“Psikoloğun olmak gibi bir niyetim yok merak etme sadece küçük bir tespitti, sohbet açmaya çalışıyorum” 


“Kusura bakma kabalık ettim ama sohbet konusunda pek iyi değilimdir” 


Küçük bir kahkaha attı “Onu anlamak için psikolog olmama gerek yok” dedi eğlenmiş gözüküyordu. Onunla beraber bende güldüm, ona baktığımda ise bakışları gülüşümde takılı kalmıştı, yanaklarım kızarırken başımı yana çevirdim “Gülmek sana yakışıyor” 


“Teşekkürler” 


“Gerçekten avukat olmak istediğine emin misin? Daha zar zor sohbet açarken birini nasıl savunacaksın bunu hiç düşündün mü ?” diye sorarken beni hazırlıksız yakalamıştı.


Bunu defalarca düşündüm ve asla avukat olmak istemedim diyemedim onun yerine “Üşüdüm içeri mi geçsek” deyip arkamı döndüm ve eve doğru yürüdüm


“Alin” diye arkamdan seslendi Yağız sesiyle eş zamanla eli kolumu tuttu ve durmamı sağladı “Özür dilerim be-” kolumu çekip sözünü bitirmesine izin vermedim “Özür dileyecek birşey yok üşüdüm sadece” bakışlarımı gözlerinden ayırırken içeri girdim. 


Oturma odasına girerken Yağız’da arkamdan girdi bizi gören annemin heyecandan gözleri parladı “Parti hakkında bir karara vardınız mı ?” diye sordu bana bakarak 


Kafamı salladım “Detayları daha sonra konuşacağız” dedim kısaca sonrasında ise zamanın nasıl geçtiğini anlamadım bile bir şeyler konuşuluyordu ama ben duymuyordum bedenim oradaydı ama ruhum başka alemlere dalmış gibiydi. Annemin kolumu dürtmesiyle kendime geldim “Efendim” dedim sadece annemin duyacağı bir sesle 


Kafasıyla ayağı kalkan misafirleri işaret etti, oturduğum yerden kalkıp kapıya doğru ilerledim en sonda ise Yağız çıkıyordu kapının eşiğinde durup cebinden telefonunu çıkardı bana uzattı “Sen numaranı ver ben parti için sana yazayım” bakışlarım elindeki telefon kaydığında telefonu alıp numaramı yazdıktan sonra Yağız’a geri uzattım “İyi geceler” diye ekledim 


“İyi geceler” deyip kapıdan çıktı, derin bir nefes alarak arkamı döndüm ve merdivenlerden yukarı çıkmaya başladım “Alin” annemin sesiyle olduğum yerde durmak zorunda kaldım arkamı dönüp ona baktım “Bugünkü halin neydi öyle sürekli bir yerlere dalıyorsun sen hiç bu ortaklığı düşünmüyor musun ?” diye azarladı her zamanki gibi 


“Gerçekten küçüklüğümden beri avukat olmak istediğimi mi düşünüyorsun ?” diye sordum cevabından korkarken 


“Ben ne diyorum sen ne diyorsun konuyu değiştirme”


“Sadece evet yada hayır diyeceksin” 


“Tabiki avukat olmak istiyordun bu ne biçim soru” sadece derin nefes al ve arkanı dönüp odana git derin nefes al odana git hareket et, Alin SUS VE ODANA GİT yapamadım hareket edemedim sanki ilk defa olduğum yere mıhlanmışttım hareket et Alin “İstemiyordum” dedim sessizce 


Annemin kaşları iyice çatıldı “Ne” 


“Boş ver yorgunum” deyip arkamı döndüm ve odama çıktım çekmecemden ilacımı aldım. Gerçekten mücadele etmeye değer miydi ? Yoksa her şeyi bırakıp gitmeli miydim ? Gidemezdim madem kısa ve bir tane hayatım vardı onu en iyi şekilde yaşamak için mücadele etmeliydim. En azından buna değerdi değil mi kendim için bir şey yapmaya değerdi 


❤️‍🩹


Son üç gündür olduğu gibi bakışlarım yine Yekta’yı aradı ama yoktu kaç gündür okula gelmiyordu.  “Alin” ismimin seslenilmesiyle daldığım yerden bakışlarımı çektim ve hocaya döndüm “Buyrun hocam” 


“Sizde Yekta ile ortak çalışacaksınız” demesiyle heyecanla başımı salladım “Olur hocam” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesle 


Ders bitiş zilinin çalmasıyla heyecanla oturduğum yerden kalktım ve kafeteryaya gidip gözlerim Bora ve Batu’yu aradı tabiki her zamanki yerlerinde oturuyorlardı çantamın kolunu sıkı sıkı tutup yanlarına gittim. Ben gelir gelmez bakışları bana döndü “Şey Yekta’nın evini soracaktım ödev için, evini bilmiyorum yazıp rahatsız etmek istemedim acaba bana tarif edebilir misiniz ?” diye sordum sakin tutmaya çalıştığım sesle 


“Yekta hasta o yüzden müsait olmayabilir” dedi Batu


“Haber veririz” dedim


“Çok ısrar ediyorsan” deyip oturduğu yerden kalktı Bora Batu ise hala yayılmış bir şekilde oturuyordu. “Ben gelemem çok yorgunum” 


“Tamam o zaman biz gidelim” derken önden ilerledim


Bora’da hemen arkamdan geldi “Sibel’in eli nasıl oldu ?” diye sordu birden 


“İyi” dedim sadece “Niye sordun ki ?”


Elini ensesine attı “Geçen gün ona biraz hatta bayağı hıyar gibi davrandım” derken sıkıntılı bir nefes verdi “İstemeden oldu sadece revire gitmesini söyledim, gitmemekte ısrar edince biraz sert çıkıştım” pişman olduğu belliydi ama yaptığı doğru değildi


“Sibel öyle yerlerden hoşlanmıyor uzun zamandır hastane gibi yerlere girmiyor” diye açıkladım ama nedenini söyleyemezdim bunu Sibel’in anlatması daha iyiydi “Nedenini bana değil Sibel’e sor”


“Onun gönlünü nasıl alacağım” diye sordu ama sanki bana değildi kendine soruyordu 


“Sibel küçük şeylerden mutlu olur ve pembeye bayılır” 


“Geldik” bakışları bana çevrildi “Alin sağol” 


“Rica ederim” dedim gülümseyerek dublex olan müstakil eve baktım tamamen beyaz ve şık bir görüntüsü vardı. Elimi kaldırıp ahşap kapıyı çaldım. Kalbim ağızımda atıyordu sanki, kapı bir kaç dadika sonra açıldı Yekta siyah bir pijama takımıyla karşımda duruyordu. Saçları dağınık, burnu kızarık ve gözleri hafif şişti onun bu haline ister istemez dudak büktüm o ise beni gördüğüne şaşırmış gibiydi “Bora” dedi direkt bakışları arkama bakarken 


“Kusura bakma kardeşim haber vermeyi unutmuşum” deyince bu sefer ben ona şaşkınlıkla döndüm “Nasıl haber verdin sanıyordum” 


“Unutmuşum” omuzlarını umursamam bir şekilde silkti, yalancı 


“Hay ben senin zihninin ta-” Bora kaşıyla beni işaret edince devamı gelmedi 

“Bana değil kıza bakacaksın” deyip arkasını dönüp gitti şaşkın bir şekilde Yekta’ya döndüm “Rahatsız ettiğim için çok özür dilerim. Bora haber verdi sanıyordum, ortak ödev vardı o yüzden gelmek istedim. Yazabilirdim biliyorum ama aklıma gelmedi. neyse ben gideyim o zaman çok konuştum başını ağrıttım  hastasın zaten tekrardan özür dil-” sözümü bitirmeme izin vermeden iki elini omuzlarıma koydu “Alin sakin ol rahatsız etmedin, sen beni rahatsız etmezsin” cümleleri içime bir diken gibi batarken ağlamamak için kendimi tuttum “Gelsene içeri” dedi ellerini omuzlarımdan çekerken 


“Hastasın sonra gelirim” 


“Aslında evde kimse yok ve sıcak bir çorba çok iyi gelirdi” dedikten hemen sonra hapşurdu 


“Çok yaşa” derken ayakkabılarımı çıkardım “Ben çorba yapabilirim” dediğimde Yekta gülümseyip, içeri girmem için birkaç adım geri çekildi, içeri girer girmez bakışlarım salondaki tablolara takıldı, hepsi birbirinden güzeldi mükemmeldi “Bunlar çok güzel” dedim hayran olmuş bir şekilde “Sen mi çizdin ?” dedim Yekta’ya dönerken 


“Ben çizdim” 


“Resim çizdiğini bilmiyordum” dedim 


“Bu aralar pek çizmiyorum” derken üzgün görünüyordu kehribar rengi gözlerinde hüzün vardı. 


“Bence çizmeye devam etmelisin, hatta belki vaktin olursa bir ara beni çizersin bundan çok mutlu olurum” derken kocaman gülümsedim bakışları gülümsememde takılı kaldı ardından oda gülümsedi. Utanarak bakışlarımı kaçırdım, montumu ve çantamı kenara koydum ve kollarımı sıvadım “Tamam şimdi bana mutfağın yerini göster ve sana güzel bir çorba yapalım şu an iki hasta fazla ben yeterim” 


Gözlerinden anlık bir hüzün geçti ama beni bozmadı“Beni takip edin şef hanım” derken elini bana uzattı önce eline sonra ona baktım, o anda elini tutmak yerine sadece uzattığı ele beşlik çaktım “Ben önden giderim” dedikten sonra Yekta bana mutfağı gösterdi. 


“Sebzeler dolapta tuz buz dolabının yanındaki çekmecede, başka bir şeye ihtiyacın olursa söylemen yeterli” deyip balkona yakın olan ahşap yemek masanın etrafındaki sandalyelerden birine oturdu. 


“Tamam” dedikten sonra dolabı açtım ve neler olduğuna baktım şu an en hızlı ve pratik olan domates çorbası olacaktı büyük ihtimalle o yüzden domatesleri çıkarıp yıkadım ve işe koyuldum. En sonunda kaynayan domates çorbasının kokusunu içime çektim bence becermiştim. Kase için dolapları karıştırmaya başladım, buzdolabına yakın olan dolapta kaserleri görünce zaferle gülümsedim yeşil bir kase alıp domates çorbasını koydum ve Yekta’ya döndüm. O ise kollarını masada birleştirmiş kafası kollarının arasında tıpkı küçük bir çocuk gibi beni izliyordu. İster istemez utandım bu bakışına, yanaklarımın yandığını hissediyordum o anı bozan ise burnumdan aktığını hissettiğim bir sıvıydı ben daha ne olduğunu idrak edemeden Yekta ayağı kalktı, elimdeki kaseyi hızla masaya koydu aynı anda diğer eli hızla burnuma gitti eline ne ara peçete almıştım bilmiyordum. 

“Özür dilerim seni yormamalıydım” dedi mahçup bir şekilde kendimi mi suçluyordu sadece çorba yapmıştım. “Gel otur” diyerek kolumu tuttu beni sandalyeye otuttururken dizlerinin üstüne çöktü, kehribarları mavilerime karıştı eli hala burnumdaydı “Hay ben s*keyim ya” derken kendine kızıyor gibiydi


Elimi diğer elinin üstüne koydum “Merak etme iyiyim hem yorulmadım zaten normal bu” dedim sakin bir sesle, ama içten içe bende çoğu şeyden korkuyordum. Dakikalar sonra Yekta elini çektiğinde burnumun kanaması durmuştu “Ben bir elimi yüzümü yıkayım lavabo nerede acaba ?” 


“Ben göstereyim” oturduğu yerden kalktı onun kalkmasıyla bende kalktım ve Yekta’nın peşine takıldım, uzun bir koridordan geçtikten sonra sola döndük “Burası” derken durgundu 


“Teşekkür ederim” dedim hafifçe gülümseyerek ve içeri girip kapıyı kitledim. Gözyaşları bir bir gözümden akmaya başladı bakışlarımı aynaya çevirdim, dudağımın üstü kan kırmızıya boyanmıştı. Bu ise ağlamamı daha da şiddetlendirdi, omuzlarım sarsılıyor lakin sesim çıkmıyordu. 


Yıkılmamalıydım, bunu aşabilirdim daha kötülerini de görmüştüm. ama zordu işte tek başına olmak çok zordu…


Elimi ve yüzümü güzelce yıkadıktan sonra aynadan yüzümdeki kan gitmiş mi diye baktım gitmiştim Yüzüme bir gülümseme ekleyip banyodan çıktım. Holde ilerlerken kapısı açık bir oda dikkatimi çekti, oda simsiyahtı ayaklarım benden bağımsız odaya girdi. Merakıma  yenilip odaya girmemle beni siyah tonlara sahiplik eden bir oda karşıladı. Siyah yatak örtüsü, siyah dolap, koyu gri perdeler, ve koyu gri duvarlar. Masanın üstünde değişik karmaşık çizimler vardı ve bir fotoğraf; Bir adam ve kadın ortalarında ise bir oğlan çocuğu vardı kocaman gülümsüyordu, onun yanında ise oğlan çocuğunun elini tutan küçük kahve saçlı, yeşil gözlü bir kız…Kardeşi olduğunu bilmiyordum. Oğlan çocuğu Yekta olmalıydı elim fotoğraftaki gülen çocuğa gitti, adeta gözlerinin içi gülüyordu şu anki gibi değildi… Buradan artık çıkma vaktim gelmişti geri çekilirken ayağıma birşey takıldı takılan şeye bakmak için aşağı baktım, resimler vardı eğilip yerdeki resimlere baktım, ilk resimde arkası dönük bir kız vardı bir sonrakine geçtim yine bir kız vardı ama yüzü gözükmüyordu bir sonrakine geçince gözlerim kocaman açıldı yine bır kız vardı ama yüzü gözüküyordu bu bendim. Elimde kitap tuttuğum bir resimdi


“Alin” duyduğum sesle panikle çömeldiğim yerden kalktım ve o an elimdeki resimler düştü. Yekta’nın bakışları elimdeki fotoğrafa çizime kaydı 


“Yekta bu çizim ne benim resmimin sende ne işi var ?” diye sordum sesim titrerken


Bana takıntılı mıydı ?


Yekta yapmazdı değil mi ?


Yapmaz mıydı ? 


Buradan gitmek istiyordum 


Bakışları fotoğrafta kilitli kaldı “NE BU ?” diye bağırdım birden biraz daha susmaya devam ederse çıldıracaktım 


“Öylesine bir resim dedi umursamaz bir şekilde, ama inanmıyordum 


“Öylesine bir resim öyle mi ?” derken benim olduğum resmi yırtmaya başladım “Öylesine ise bunu parçalamam sorun olmaz” resmi paramparça ettikten sonra Yekta’nın omuzuna çarparak yanından geçtim. Beni durdurmadı ya da açıklama yapmadı sadece orada öyle durup paramparça ettiğim resme baktı ben ise çantamı alıp hızla oradan çıktım. Bir daha asla Yekta ile bir araya gelemeyecektim, onunla konuşmayacaktım. 


💔


Buğulu gözlerle parçalanan kağıtlara baktı Yekta bu resmi daha dört ay önce yapmıştı aslında onu çizmek gibi bir düşüncesi yoktu ama o an Alin’i öyle görünce çizilmeye değer bir şaheser olarak görmüştü. Zaten son 1 yıldır Yekta, Alin için her güzel şeye değdiğini düşünüyordu. 


Açıklama yapamamıştı yaparsa belki de içinde bir senedir hala ismini koyamadığı şeyleri açığa çıkarmak zorunda kalacaktı. Bilmiyordu belki de bundan korkmuştu. Yerdeki kağıt parçalarını topladı ve çöpe attı sonra genzi sızlaya sızlaya buz gibi olan domates çorbasını içti…


En son böyle hissettiğinde babasının mezarındaydı bir bahar sabahı olmasına rağmen içi buz tutmuştu o günde… Alışıktı vedalara ama yine de can yakıyordu


😔


Yaklaşık yarım saattir cesaretini toplamaya çalışıyordu Bora. Elinde Sibel ile ilk kavga ettiği çikolata vardı nasıl verecekti bilmiyordu ona ne diyeceğini de bilmiyordu sadece çikolatayı alıp gelmişti. En sonunda ne olacağını düşünmedi sadece kapıyı çaldı. Kapı çok geç olmadan açıldı Sibel üzerinde civ civ resmi olan pijama ile karşısında duruyordu onu ilk defa bu şekilde görüyordu Bora şaşırmıştı ama çok tatlı duruyordu. Kestane kahvesi saçlarını yukardan topuz yapmıştı, açık kahve gözleri onu görünce şaşkınlıkla kocaman açılmıştı


“Bora” dedi sesindeki şaşkınlığı gizleyemeyerek Sibel 


Bora ne diyeceğini bilemedi, direkt elindeki çikolatayı Sibel’e uzattı “Sana çikolata aldım”


“Bana mı ?” diye sordu alık bir şekilde 


Kafasını salladı Bora “Sana, özür dilemek için geçen sana öyle ters davranmamalıydım” sıkıntılı bir şekilde elini ensesine attı “Öyle olur olmadık yerde sinirlenebiliyorum sen benim kusuruma bakma seninle alakalı birşey değil “ diye izah etti kendini Bora


İçindeki çoşku ve hüzünle beraber gözleri doldu Sibel’in “Affedildin” derken Bora’nın elindeki çikolataya uzandı parmakları Bora’nın buz gibi olan elini teyit geçti. 


“Ben gideyim o zaman” 


“Yarın görüşürüz o zaman” dedi Sibel gülümseyerek “Bora” dedi içindeki heyecanla


“Efendim”


“Teşekkürler” dedikten sonra utangaç bir şekilde kapıyı kapattı ve elini kalbinin üstüne koydu bu kadar heyecanlanması normal değildi.

❤️‍🩹



İçimdeki fırtınayla beraber eve girdim, eve girer girmez annemi gördüm kollarını göğsünde birleştirmiş bir şekilde duruyordu ve elinde benim ilaç şişem vardı. Gözlerim kocaman açılırken panik yapmamaya çalıştım “Anne”


“Bu ne Alin ?” 


“Hiçbir şey” derken ilacı almak için  anneme doğru bir adım attım “Sen benim odamı mı karıştırdın” dedim sinirle


“Ben senin annenim istediğimi yaparım ayrıca bu ilac ne böyle ne kullanıyorsun sen”


“Bir şey kullanmıyorum” 


“O ZAMAN BU NE ?” diye hiddetle bağırdı annem 


Sustum cevap vermedim öğrenmemesi lazımdı bilmemeliydi. Alin düşün, düşün, bir bahane bul “Sana bu ne dedim!” 


“Benim değil” dedim bir anda “Sibel’in benden almamı rica etti onun ilacı” bunu söylediğim an pişman oldum ama artık her şey için çok geçti, laf bir kere ağzımdan çıkmıştı


------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------


Selam ballarım ben 2 hafta dayanamadım ve bölümü attım bu bölümde birazda kurgunun içine girmeye başladık umarım beğenmişsinizdir.


Bölüm sonu yorum yapmayı unutmayın lütfen ve bana sosyal medya hsaplarımda da ulaşabilirsiniz


Ig/ sesimiziduyuramadik

tt / sesimiziduyuramadik

x / ruhunlasavah

Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar