Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
10-TURNA KUŞU
Bu sessizlik Batu’nun canını sıkıyordu sessizliği sevmezdi bu yüzdende sürekli ortamda ses çıkaran o olurdu fakat şuan keyfi yoktu “Sohbetinizede doyum olmuyor,” diyerek sessizliği bozdu imalı bir sesle fakat yine ses yoktu. Bu sefer oda hiçbir şey söylemeden oturduğu yerden kalktı ve tek başına yalnız bir şekilde eve döndü.
Sibel dakikalardır kaçak bakışlar atıyordu karşısındaki adama en sonunda dayanamadı kırgınlık sevmiyordu, birini yanlışlıkla bile olsa kırmayı da sevmiyordu. “Bora,” dedi yorgun bir sesle Bora ise kafasını dahi kaldırmadı. “Seninle böyle olmayı sevmedim,” derken sesi titremişti. “Seninle konuşmayı özledim, seni kırmak istemedim yemin ederim,” dediğinde ise Bora hala ona dönmemişti.
“İnsanlarla kırgın olmayı sevmiyorum, heleki şuan seninle hiç,” dudaklarını birbirine bastırırken kendini ağlamamak için zor tutuyordu yine de gözyaşlarına direnip konuştu “İnsanlarla kırgın olmayı sevmiyorum çünkü babam öldüğünde o bana kırgındı.” Bora’nın bakışları anında Sibel’i buldu bunu bilmiyordu, aklına ona babasıyla alakalı dediği sözler gelince içten içe kendine küfür etti.
“Hastaneleri ve hastaneye benzeyen hiçbir yeri sevmiyorum çünkü babamı bir ameliyathane kapısında kaybettim. O bana kırgındı anlıyor musun ? Gece dışarı çıkmamamı söylemişti ve ben on sekizinci yaş günümde arkadaşlarımla beraber bir mekana gitmiştim. Eve döndüğümde sinirlenmişti benim için çok endişelenmişti, o gün beni kırmamak için susup sadece evden çıkmıştı.” artık konuşmak bile çok zor geliyordu kalbi acıyordu “Ve babam bir daha geri gelmedi, annem bir yıl önce başka biriyle evlendi ilk başta anneme kendi içimde çok kızdım ama sonra düşündüm ki onunda sevilmeye hakkı var. Ve şimdi eşi yani Cemal abi onu gerçekten seviyor onların için mutluyum.” Sibel’in kahveleri Bora’nın acı kahvelerine kenetlendi “Ve ne olursa olsun kim olduğun umrumda değil ailen olsun olmasın, ister zengin zübbesi olan istersen sokak çocuğu ben seni sevmek istiyorum, seni sevmeye başlıyorum ve hayır bu benim elimde değil” gözünden bir damla yaş yanağına doğru süzüldü, o bir damla yaş Bora’nın içini yakıp geçti
Ne diyeceğini bilemedi, ilk defa böyle sözler duyuyor böyle şeyler hissediyordu. Bir şey söylemeden önce Sibel’in yanağına düşen bir damla yaşı sildi “Sibel…” dedi içi gide gide “Biz yapamayız, ben çok kırarım dağıtırım benden olmaz be kızım. Herkesle olur ama benle olmaz benden olmaz.”
Sözlerin her biri bir ok misali Sibel’in kalbini deşiyordu. Gözünden bir damla daha yaş aktığında bu sefer geri çekilip kendisi sildi ve oturduğu yerden kalkıp acıyla başını salladı “Peki” dedi herşeyini kenara atardı ama gururunu atamazdı istemiyorsa, olmayacaktı bunu o seçmişti.
Bora acıyla yanan kalbi ile sadece Sibel’in gidişini izledi, doğru olan buydu oda bunu biliyordu ama yapamazdı o kırılgandı ona dayanamazdı. Parçalardı dağıtırdı, bunu bile bile onu kendi karanlığına geçemezdi. Gerekirse onun canı yanmasın diye kendinden bile korurdu.
Titreyen ellerine rağmen telefonunu eline alıp tek arkadaşı, sırdaşı, kardeşi olan Alin’i aradı Sibel, ardından telefon üçüncü çalıştan sonra telesekretere bağlanınca yenilgiyle eli kenara düştü. Eve gitti annesinin sorularına rağmen onu hiçbir şey söylemeden odasına çıktı ve uyku onu kollarına alana kadar ağlayarak duvarı izledi.
****
Kollarımı Yekta’nın beline sarmış soğuk rüzgarı tenimde hissediyordum. Açıkcası kafam çok karışıktı. Orada ona oturduğum yerden hiçbir şey söyleyememiştim benim konuşmayacağımı anladığında eve gitmeye karar kılmıştı. Ona umut vermek istemiyordum çünkü gidecektim ama biliyordum ki biz o umut köprüsünü geçeli çok olmuştu, bazı şeyleri geri almak için çok geçti.
Onu bırakamıyordum, evet bir gün bırakacaktım bunun için her gün kendimi suçluyordum belki de bencillik ediyordum ama ben hayatımda ilk defa bu kadar mutlu bu kadar umutlu hissediyordum. Bunu kaybedemezdim şuan olmazdı.
Motor durduğumda kafamı Yekta’nın sırtından çekip karşımdaki eve baktım bu ev teyzemin evi değildi, Yekta’nın eviydi. En son buradan çıktığım zamanı hatırladığımda ise içim burkuldu.
“Niye buraya geldik ki?” diye sordum
“Bugün senin resmini çizmek istiyorum,” dediğinde motordan inmişti “Tabi eğer ist-” diyecekken sözünü kestim “İsterim,” dedim hemen. Onunla resim yapmayı isterdim onun beni çizmesinide isterdim.
Dudağının kenarı kıvrılırken her zamanki beni belimden tutup motordan indirdi. Kafamdaki kaskıda çıkardıktan sonra cebinden anahtarları çıkarıp evin kapısını açıp içeri girdi bende onun peşinden içeri girdim çantamı ve ceketimi kenara koyup bildiğim salona geçip kendimi koltuklardan birine attım. Başım tekrardan ağrımaya başlamıştı, parmaklarımı şakaklarıma dayayıp yavaş yavaş masaj yaptım. Yekta ise daha salona gelmemişti bile yaklaşık on dakika sonra üstünde beyaz t-shirt altında ise gri bir eşofman ve elinde birkaç resim malzemesiyle odaya girdi.
“Sana göre kıyafetim yok ama istersen benim kıyafetlerimden birini giyebilirsin, eminim ki sana elbise gibi olacaktır.” dedi elindeki malzemeleri kenara koyarken, başım hala ağrıdığı için sadece kafamı salladım ve oturduğum yerden kalktım. “Kafana göre odamdan istediğini alabilirsin,”
“Peki, teşekkürler.” ayaklarımı yere süre süre zaten bildiğim Yekta’nın odasına yöneldim içeri girdiğim yine koyu karanlık oda beni karşıladı. Gözlerim geçen seferki gibi komidinin yanında duran fotoğrafa kaydı burukça gülümsedim ardından siyah kapaklı dolabı açıp içerisinden bir tane koyu yeşil kazak çıkarıp üzerime geçirdim. Yekta’nın dediği gibi bana elbise gibi olmuştu hatta bayağı büyüktü, kollarını biraz katlayıp ellerimi ortaya çıkardım. Kazak neredeyse dizlerime kadar geldiği için altıma bir şey gereği duymadım zaten altımda şort gibi olan taytım vardı.
Odadan çıkıp makyajımı temizlemek için banyoya ilerlediğimde midemin bulantısıyla hızla banyoya girdim ve kapıyı kapatma fırsatı bile bulamadan klozete eğilip ne var ne yoksa çıkarmaya başladım.
“Alin?” duyduğum sesle kapıyı kapatmak için kafamı kaldıracaktım ki midem çalkalanırken bunu yapmam imkansızlaştı ve tekrardan kustum. Saçlarımı toplayıp arkaya doğru tutan elleri hissedince iki büklüm oldum. “Şş,” derken bir yandan da sırtımı sıvazlıyordu. En sonunda kendimi tutacak dermanım bile kalmadığında elimi soğuk fayansa yaslayıp düşmemeye çalıştım o sırada Yekta’nın eli direkt belime sarıldı “Tuttum seni,” demesi şuan sadece utancımı ikiye katlıyordu.
Midem tamamen boşaldığında bir elimle yüzümü kapatıp“Çok utanıyorum,” dedim kısık çıkan sesimle, belimdeki eli sıkılaştı
“Sakın,” dedi uyarıcı bir tonla “Benden utanmana gerek yok ben her anında yanında olacağım,” dediğinde kollarını bacaklarımın altından geçirip lavabonun kenarına oturttu. Yaşaran gözlerimi sildi ve alnıma dudaklarını yasladı fakat öpmeden biraz orada oyalandı “Bundan sonra sana benden utanmak yasak,” dediğinde güldüm, “Hastaneye gitmek ister misin?”
“Hayır,” bakışlarım beyaz fayansa kaydı “Dişlerimi fırçalamam lazım,” dediğimde sesimdeki tınıdan ne demek istediğimi anlamış gibi kaşlarını çattı “Yardım ede-” elimi kaldırıp onu susturdum “Kendim yapabilirim, seninle yapmam bana kendimi daha kötü hissettirir,” dediğimde saniyelik durdu ancak sonra anlayışla kafasını salladı ve beni belimden tutup oturduğum yerden indirdi.
Kapıyı kapatmadan önce son kez bana dönüp “Çekmecede yeni fırça var” dedi, kafamı salladım “Ve bir şey olursa seslen” deyip kapıyı kapattı
Dediği gibi çekmeceden yeni bir fırça alıp tam iki kez dişlerimi fırçaladım ardından ellerimi lavabonun kenarlarına koyup aynadaki yansımama baktım, yüzümün ve gözlerimin içinin rengi solmuştu. Bu görüntü yutkunmamı zorlaştırırken kazağın kenarlarını belime gelinceye kadar kaldırdım, belim iyice incelmişti. Son zamanlarda ciddi bir kilo kaybı yaşıyordum ve ben her ne kadar fark ettirmemeye çalışsam da oda bunu fark ediyordu.
Yenilgiyle omuzlarım düşerken gözlerimin dolmasını engelleyememiştim. Kazağın kenarını bıraktığım anda dudağımdan kopan küçük bir hıçkırığı tutamadım. Elimle ağzımı kapatıp ağlamamı durdurmaya çalıştım. Birkaç dakika sonra kapının tıklatılması ile hızla gözyaşlarımı sildim. İyisin dedim kendi kendime iyi olacaksın, iyi olmak zorundasın.
Musluğu açıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra yüzümü silmeden kapıyı açtım. “Niye ses vermiyorsun?” sesi telaşlı ve hafif kızgındı. Bakışlarımı ona çevirmeden konuştum “Uykum geldi,”
“Teyzen aradı bugün mesaiye kalacakmış,”
“Peki,” derken çenemin altında hissettiğim el ile yine gözlerim doldu ağlamamak için dudaklarımı dişledim. Bakışları soluk mavilerimi görünce yumuşadı.
“Ne oldu anlat bana,”
“Başım ağrıyor,” dediğimde her zamanki gibi yalan ağzımda acı bir tat bıraktı, ona yalan söylemek istemiyordum fakat doğrularıda söyleyemezdim.
Dudaklarını bir şey söylemek ister gibi araladı ancak sonradan sustu. Bende bir şey söylemeden dokunuşundan kurtulup oturma odasına geçtim. Üçlü koltuğun biren uzanıp cenin pozisyonu aldım ve gözlerimi kapattım uyursan geçer Alin, uyursan geçer….
Kafamın kaldırıldığını ve bir dizin üstüne konulduğunu hissedince gözlerimi araladım, Yekta ise ellerini şakaklarıma koyup yavaş yavaş masaj yapmaya başladı “Turna kuşunun hikayesini biliyor musun?” diye sordu sakin bir sesle
“Bilmiyorum bana anlatır mısın?”
YEKTA’DAN
Sanki biri tek tek kemiklerimi kırıyormuş gibi hissediyordum, evet onu yorgun ve yenilmiş görmek bana böyle hissettiriyordu. En zoruda elimden hiçbir şey gelmemesiydi onun yanında olmaktan başka bir şey yapamıyordum.
Ellerim hala şakaklarında yavaş hareketlerde oynarken derin bir nefes aldı “Anlatırım,” dedim sakince, gözleri açıktı ve tam karşıdaki duvara bakıyordu. “Bu on iki yaşındaki güçlü bir kızın hikayesi,” dediğimde dikkatini çektiğimin farkındaydın “II. Dünya Savaşı'nı sona erdirmek amacıyla, Japonya'nın Hiroşima şehrine atom bombası atıldığında bu şehirde yaşamakta olan Sadako Sasaki atom bombasının yaydığı radyasyon nedeniyle lösemi olmuş.” vücudunun anında kaskatı olduğunu hissettim. “Bir gün en yakın arkadaşı ona bir efsaneden bahsetmiş. 1000 Turna Kuşu efsanesinden bu efsaneye göre 1000 tane kağıttan Turna Kuşu yapıldığında istenilen bir dilek kabul oluyormuş. Arkadaşı bu efsaneyi Sadakoya anlatıp 1000 Turna Kuşu yaparlarsa iyileşmesini dileyebileceğini söylemiş.” parmaklarım artık saçlarının arasında hafifçe dolanıyordu “Birkaç arkadaşıda birleşip kağıttan 1000 tane Turna Kuşu yapmaya başlamışlar,” hafifçe duraksadım devamını getiremedim.
“1000 tane Turna Kuşunu yapmışlar mı ? Kurtulmuş mu?” dedi tıpkı küçük bir kız çocuğu gibi, hayatımda ilk defa bu kadar çaresiz hissediyordum ne söylesem inanacaktı bunu biliyordum. Çünkü inanmaya ihtiyacı vardı.
“Gerek kalmamış 664. Turna Kuşunu yaptıktan sonra iyileşmiş,” diye yalan söyledim, 664. turnayı katlarken ölmüştü Sadako, ondan sonra ise arkadaşları 1000’ e tamamlamıştı.
“Bende yapsam iyileşir miyim ?”
“Sen zaten iyilşeceksin nephente,” dediğimde burnunu çekti ve onun dizimi ıslatan bir damla gözyaş bedenimin kaskatı olmasına sebep oldu. “Neden öyle hissetmiyorum o zaman,” sesi titriyordu.
Sesinin titremesinden nefret ediyordum “Ben hissediyorum, iyi olacaksın.” iyi olacaktı iyi olmak zorundaydı. “Ve unutma nephente, sen yoksan bende yokum.”
Burnunu çekip kafasını dizimden kaldırdı ve kaşlarını çatarak bana baktı, kirpikleri ıslaktı mavileri solgundu oysa onu ilk gördüğüm zamanlarda bir okyanus kadar canlıydı gözleri, bu kadar canı yanıyorsa neden acısını benimle paylaşmıyordu ? Neden yükünü bana vermiyordu.
“O ne demek şimdi?”
“Ne duysan o, ben senin sayende şuan buradayım ve sen yoksan burada olmamın da bir anlamı yok”
“Şu an saçmalyorsun,” dediğinde kaşlarını iyice çattı, niye bu kadar kaşlarını çatıyordu ? Niye sanki gidecekmiş gibi konuşuyordu ?
“Niye gidecekmişsin gibi konuşuyorsun ?” diye sorduğumda bakışların geçen anlık paniği gördüm.
Benii bırakacak mıydı ?
Buna asla izin vermezdim
“Öyle konuşmuyorum bir kere, sadece sen saçmalamaya başladın,” diye karşı geldi
“Çatma kaşlarını,” dedim konudan bağımsız, bakışları bozguna uğradı
“Sanane” kollarını göğsünde toplayıp sırtını bana döndü, gülümsedim onun bu haline gerçekten çocuk gibiydi.
“Aynı çocuk gibisin,” diye onunla uğraştım
Hızla bana döndüğünde saçları yüzüme çarptı “Sensin çocuk,”
“Allah Allah” deyip onu belinde tutup kendime çektim, küçük bir çığlık atarken ellerini göğsümün üzerine koydu “Şimdi hala çocuk olduğumu düşünüyor musun ?”
“Hm,” derken cüretkar bir şekilde yüzüme yaklaştı ellerini göğsümden çekti ve bir elini enseme koyarken diğerini ise yüzüme yerleştirdi “Bilemem” derken dudağımın kenarı kıvrıldı ancak o an benim bile beklemediğim bir şey yapmıştı yüzüme yaklaştı ve dudaklarını dudaklarıma yaslayıp beni öptü…
Sevdiğim kadın beni öptü…
****
Geri çekilirken gözlerindeki şaşkınlığı görmem keyfimi yerine getirdi “Peki sen hala benim çocuk olduğumu düşünüyor musun?” dedim onun gibi, belimdeki elleri sıkılaştı, gözleri gözlerimdeyken kehribarlarının koyulaştığını fark ettim. Gözlerini kapatarak başını iki yana salladı “Sen benim sonum olacaksın nephente,” diye fısıldadı, nefesi yüzüme çarparken vücudum yanıyormuş gibi hissediyordum.
Gözlerini geri açtığında belimdeki eli gevşedi “Artık uyuman lazım, uykusuzluk sana iyi gelmedi,”
“Tamam uyuyalım o zaman,” deyip kafamı Yekta’nın omzuna koydum vücudumun yarısı koltukta yarısıda onun üzerindeydi bu cesareti nereden bulduğum ise meçhuldu.
Yaptığım şeye şaşırdığını bilsemde bir şey söylemedim “Beraber Turna Kuşu yapalım mı ?” diye mırıldandım uyku beni kollarına çekerken, bir eli saçlarımın arasında gezinirken kulağıma doğru fısıldadı “Yapalım,”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar


🤧 bu seriyi çook seviyorum çok çabuk bitiyor yaaa yeni bölüm en kısa zamanda gelsin lütfenn
YanıtlaSil