Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

13- VEDA

 



Son Bakış - Sezen Aksu
Belkide Dönerim - Sertap Erener





Sevmek… Birini gerçekten kalpten sevmek, bu his o kadar özel ve güçlüydü ki insana her istediğini yaptırabilme kapasitesine sahipti. Bu bazen bana güzel gelsede bazende korkutuyordu. 

Kehribarları benim mavilerime kenetliyken elimi tutup tam kalbinin üstüne getirdi. Elimin altına atan kalbi hissetmek beni heyecanlandırmaya başlamıştı. Ben olduğum için mi bu kadar hızlı atıyordu, benim söylediğim kelimeler yüzünden mi böyle atıyordu kalbi, benim için mi atıyordu “Bana ne yaptığına bakar mısın ?” 

Elimin altındaki kalbini hissetmeme rağmen ona bir adım daha yaklaştım “Ne yapıyormuşum ki sana ?”

“Aklımı, mantığımı, herşeyimi alıp gidiyorsun geriyede sadece sen varsın diye bu kadar düzensiz atan kalbim kalıyor.” diye itiraf etmesini beklemiyordum. Sürekli bana karşı olan hislerinden bir parça önüme sunuyordu ve ben sadece ona hayran olup ona bakıyordum. Ağzımdan tek bir kelime dahi çıkmıyordu. 

Ne olacağını umursamadan onun bana göre büyük olan elini tutup tam kalbimin üzerine koydum “Bak buda sadece sen varsın diye bu kadar hızlı atıyor,” belki onun gibi binlerce sözcüğüm olmayabilirdi ama en azında eylemlerimle onunda benim için değerli olduğunu ve onu sevdiğimi hissettirebilirdim.

“Biraz daha böyle dikilmeye devam edersek gittiğimizde Sibel’in dilinden kurtulamaycağız.” dediğinde bir adım çekildi Yekta.

Anında kendimi toparlayıp elimi geri çektim ve hızla kafamı salladım “Bizimkilerde mi orada olacak ?” diye sordum

Yekta motorun üstünden kaskı alırken kafasını salladı ve dikkatle kaskı kafama geçirdi “Onlarıda yanında istersin diye düşündüm.” dediğinde yine kafamı salladım. 

Yekta her zamanki gibi motora binmeme yardım ettikten sonra oda öne bindi “Hava soğuk üşürsen Bora’dan arabayı alayım,” dediğinde oturduğu yerden kafasını bana çevirmişti.

Kafamı iki yana salladım “Gerek yok sana sarılacağım için üşümem,” deyip kollarımı beline sardığım sırada kafamıda sırtına yasladım.

“Bazen yanımda küçük bir kız çocuğu gibi oluyorsun,” 

“Çünkü içimdeki küçük kız çocuğunu bir tek sen görüyorsun.” 


****


Küçük renkli tatlı bir kafenin içine girerken kendimi biraz gergin hissediyordum ancak buna rağmen masada oturan arkadaşlarımı görünce kocaman gülümsedim. Sibel beni görür görmez kocaman gülümseyip el salladı “Alin,” dedi heyecanla. Oturduğu yerden kalktıktan sonra kollarını açtı bende hızlı adımlarla kollarına girip ona kocaman sarıldım “Oyy çok özlemişim,” dedim sıkı sıkı sarılırken.

“Abartın biraz daha isterseniz alt tarafı bir gün görüşmediniz.” diyerek bize takıldı Bora 

Sibel’den ayrılıp Bora’ya döndüm “Kıskandın değil mi ?” dedim gözlerimi devirerek

“He aynen kıskançlıktan öldüm,” 

“Tamam gel sana da sarılayım,” derken kollarımı açtım. Bora başta ciddi misin der gibi bakarken en sonunda ciddi olduğumu anlayıp oturduğu yerden kalktı ve kollarını bana dolayıp bir abi misali sarıp sarmaladı. 

“Dua et sana artık kıyamıyorum.” diye homurdandı.

Geri çekilirken gülümsedim “Bilmez miyim ?” 

Hepimiz yerlerimize oturduktan sonra masaya bir sessizlik çökmüştü. Yekta kulağıma yaklaşıp fısıldadı “Buradaki herkes herşeyi biliyor onlardan çekinmene gerek yok,” dediğinde hızla ona döndüm “Sen mi söyledin ?” derken sesim istemsizce yüksek çıkmıştı.

Benden habersiz her şeyi herkese anlatmış mıydı ?

Yekta konuşmak için dudaklarını aralarken Bora araya girdi “Hayır biz zaten en başından beri biliyorduk seni hastaneye götürürken bende yanındaydım. Batu’dan hiçbir şey saklamam o benim kardeşim.” derken sesi oldukça sakin ve dingindi

Bir kaç saniye sessiz kaldım en sonunda “Tamam o zaman beraber ne yapacağımıza karar verelim.” dedim sakince. Şuan bağırıp çağırabilirdim hatta masadan kalkıp gidebilirdim fakat zaten ne kadar yaşayacağımı bile bilmiyorken kimseyi kırıp üzmek istemiyordum, en çokta kendimi…

“Lunaparka gitmeye ne dersin ?” diye fikir sundu Batu 

“Hava soğuk bu havada gitmesek daha iyi olur,” dedi Sibel. Haklıydı zaten halim ortadayken beni daha az yoracak birşey olabilirdi. 

“Bisiklet sürmeye ne dersiniz ?” 

Bakışlarım Bora’ya kaydı “Bisikletim yok ayrıca sürmeyi bile bilmiyorum.”

“Dilek feneri mi uçursak,” dedim oturduğum yerde dikleşirken “Daha önce hiç yapmadım ama yılın bu zamanları sahilin oralarda bir kere yapıldığını görmüştüm.” 

“Olur, akşam fener uçurabiliriz,” dedi Sibel.

“O zaman şimdi evlere dağılalım akşam buluşuruz olur mu ?” diyerek ilk defa konuştu Yekta

Herkes kafasını sallayıp bunu onaylarken akşam buluşmak için sözleşip dağıldık. Motora binerken ikimizde sessizdik. Aslında aramızda binlerce kelime geçiyordu sadece hepsi sessizdi, biz birbirimizi sessizkende anlayabiliyorduk.

Neredeyse yarım saat sonra motor durduğunda kaskı çıkarıp karşımdaki müstakil ahşap eve bakmaya başladım. Daha önce buraya hiç gelmemiştim acaba burası Yekta’nın büyüdüğü ev miydi ? 

“Burası neresi ?” diye sordum bakışlarımı evden koparırken fakat o bana değil karşısındaki eve bakıyordu bir süre sonra ilerlemem için elini sırtıma koydu “Hadi içeri geçelim soğuk hava,” adımlarım eve doğru ilerlerken kapının önünde durduğumuzda Yekta cebinden anahtarları çıkarıp evin kapısını açtı ve geçmem için bana  yol verdi ayakkabılarımı çıkarıp eve girdiğimde oda peşimden içeri girdi. 

İçeriye girer girmez gözlerim salonun köşesinde duran küçük kuyruklu piyanoya takıldı. Kocaman olmuş gözlerle ağzı açık bir şekilde kapının önünde kalakalmıştım. “Burası dedemin yadigar evi eskiden buraya çok gelirdik. Kazadan sonra pek gelmiyoruz arada bir temizliğe gelen dostlarımız oluyor sadece.” eli ilerlemem için sırtıma baskı yaptı bu  sefer “Eskiden anneannem piyano çalarmış o öldükten sonra dedem onu hiç oradan kaldırmadı.”

Kalbim anlattıkları ile sıcacık olup hüzünle dolarken mest olmuş bakışlarım sevdiğim adama döndü “Çalabilir miyim ? Hem sana da öğretmiş olurum sözümü tutarım.” son kez dedi içimdeki ses son kez sözünü tut sonra gideceksin. 

Alıştırmaya çalıştım kendimi, bugün son gündü yarın gidecektim. Bu düşünce bile kalbimi bin parçaya bölmeye yetiyordu. Nefesim kesiliyormuş kalbim duruyormuş gibi hissettim. 

“Olur,” demesiyle kendime geldim.

Kafamı sallayıp üzerimdekileri çıkarıp koltuğun kenarına koydum ardında piyanoya doğru ilerledim. Sandalyeye oturduktan sonra parmaklarım piyanonun tozlu tuşlarının üzerinde gezindi. Dudaklarıma küçük bir tebessüm yerleşti. 

Bakışlarım kehribar gözlere değdi “Beyefendi bana eşlik eder misiniz ?” diye sordum 

Birkaç adımda yanıma gelirken yanıma  oturdu “Bu benim için bir şereftir hanfendi.” deyip beni kollarının arasına aldı ve sırtımı göğsüne yasladı. Burnunu saçlarıma gömdüğünü hissettim “İyi öğrenebilmem yakınında olmam lazım,” dedi muzip bir şekilde. 

Başımı geri  atıp kocaman bir kahaka attım “Allah Allah, öyle miymiş ? 

“Hı hı öyleymiş. Hadi öğretmen hanım bana çalmayı öğret ama önce sen çal ben bir mest olayım tekrardan sana,” 

“En sevdiğim öğrencim seni mi kırıcam söyle ne çalayım ?” diyerek onun oyununa ortak oldum 

“Benden başka öğrencin yok sarı,” sesi uyarı ve kışkanç doluydu. Çatık kaşları bana döndü “Yok değil mi ?”

“Ne!” derken hayretle ona baktım

“Benden başka öğrencin olmadığını söyle hemen”

“Oladabilir,” dedim onu gıcık etmek için 

Nephente benimle oynama,”

“Canım öğrencim susarsan çalacağım,” derken parmaklarım tuşlara bastı. Bozulsada sesini çıkarmadı, ellerini belime koyup beni dinledi. Derin bir nefes alıp melodiyle beraber şarkıyı söylemeye başladım 

Gelse bile son günüm
Koluna alsa ölüm

Gözlerimin önünde

Seninle geçen günüm


Senden sonra kalbimi
Sevgilere kapadım

Ben seninle o günü

Bin yıl gibi yaşadım


Son arzun nedir diye
Gelip de bana sorsalar

Gözlerime bakıp da

Her şeyi anlasalar

Açık gitmez gözlerim
Ölsem bile sevgilim
Kulaklarımda çınlıyor
Beni anlatan sözlerin

Aşkıma hiç dokunma
Bırak öylece kalsın
Gerçek sevgi neymiş
Bilmeyenler anlasın

Son arzun nedir diye
Gelip de bana sorsalar
Gözlerime bakıp da
Her şeyi anlasalar


Boğazımın düğümlenmesi ile sustum daha fazla devam edemedim. Bu şarkı bizi temsil ediyordu ama o bunu ben gidinceye kadar asla bilmeyecekti, belkide ben gittikten sonra bile bilmeyecekti…

Yanlış notaya basmam ile beraber daldığım yerden çıktım ve dudaklarımı büktüm “Of ama ya,” diye mızmızlanırken ellerimi tuşlardan hızla çektim “Yanlış tuşa bastım işte bozuldu.” huysuz bir şekilde kollarımı göğsümde birleştirdim.

Yekta ellerini belimden çekerek parmaklarımın üstüne getirdi “Olsun hatalarda güzeldir. Hatta bana sorarsan en güzel olan şeyler hatalı ve kusurlu olan şeylerdir.” 

Elleri elimin üstündeyken piyano tuşlarını buldu ben hangi notaya basıyorsam oda benimle beraber o notaya basıyordu. 

Bir mucize olsun isterdim demiştim bir hastane odasında ona başka zamanda bir mucize olmasını isterdim. Belki bir okul koridorunda tesadüfen gözlerimin kesişirdi konuşurduk. Belki de ortak bir proje dersimiz olurdu, sürekli konuşurduk bisiklet sürerdik, kardan adam yapardık. Sonra birbirimizi severdik, yıldızların altında ona onu sevdiğimi söylerdim o yine bana aynı sahilde evlenme teklifi ederdi. Her yağmur yağdığında deli gibi o yağmurun altında dans ederdik. Belki bir kızımız bile olurdu adı Asya olurdu…

Parçayı çalmayı bitirdiğimizde Yekta’ya döndüm “Bu sefer yaptık.” dedim kazanmış bir şekilde.  

“Biz birlikte olursak istediğimiz herşeyi yapabiliriz,” dedi bana güven vermek ister gibi, bakışları benimkinde takıldı “Öpeyim mi bir kere seni ?” diye sormasını ise beni bozguna uğrattı. 

“Öp bir kere beni,” dememle yüzüme yaklaştı fakat beni şaşırtarak dudaklarını önce yanağıma sonra gerdanımdaki anka kuşu dövmesine değdi. Sanki bütün acımı götürmek istermiş gibi derin derin öptü. 

“Alin,” dedi yoğun bakışlarıyla göz göze gelirken “Sen varsan ben herşeyin üstesinden gelirim ama sen yoksan benim belim kırılır ben dik duramam. İster acizlik de istersen zayıflık ama ben bundan sonra sensiz yapamam.” demesi gözlerim dolmasına sebep oldu

“Yekta,” dedim sesim titrerken

“Bir şey söylemene gerek yok sadece bil tamam mı sen varsan benim kabuslarım son bulur  her yer aydınlık olur ama sen yoksan kabuslarla beraber karanlığa gömülürüm.” 

“Sarılayım mı bir kere sana ?” diye sordum. Gözümden bir damla yaş yanağımdan çeneme doğru yol aldı

“Sarıl bana bir kere.” demesiyle hiç beklemeden kollarımı boynuna doladım. Sanki anlıyor gibiydi sanki yüreği benim gideceğimi anlıyor gibiydi. 

Bu anı bozan ise bir miyavlama sesiydi. Geri çekildiğimde bakışlarım sesin olduğu tarfa çevrildi ve kapının kenarında duran beyaz kedimizi gördüm. 

Bizim kedimiz burdaydı! 

“Annem senin burada ne işin var ?” derken hızla oturduğum yerden kalktım koşar adımlarla kedime doğru ilerlerken onu  bir çırpıda kucağıma aldım “Bebeğim senin burada ne işin var ?” buna karşılık o yine miyavladı.

“Onu ben getirdim,” 

Kucağımla kedimle beraber koltuğa oturdum. Başının üstünden öptüm hemen “Güzelim sen beni mi özledin ?” dememle daha da sırnaştı bana “Ayy Lily olsun mu adı ?” dedim birden Yekta’ya dönerek 

“Turşudan daha iyidir,” dedi yanıma gelerek

Küçük bir kahkaha atarken Lily’e döndüm “Lily olsun mu ismin ?” miyavladı “Bence bu evet demekti.”


****


Hava neredeyse kararmaya başlamıştı ve hepimiz sahilde toplanmıştık. Hayatımda hiç dilek feneri uçurmamıştım ama denemekten zarar gelmezdi. 

Uçan balona benzer feneri elime aldım “Sende alsana bir tane,” dedim kehribarlara dönerek “Benim dileğimle beraber dilek dileceğim” dedikten sonra yanıma gelip feneri yaktı.

“Ben bunu yapamıyorum ya!” diye sızlandı Sibel 

“Yanlış yapıyorsun da o yüzden,” diyerek Sibel’in fenerin üzerinde duran elini tuttu Bora bundan sonrası onların özeliydi bu yüzden bakışlarımı dilek fenerime çevirdim. Bir tarafını ben diğer tarafını da o tutuyordu

Bakışlarımı ona kenetlendim ben gidince üzülmesin, benden çok ömrü olsun ve beni her zaman sevsin “Diledin mi ?”

Yavaşça başımı salladım “Hadi yavaşça bırakalım” dediğinde parmaklarımı fenerden çektim ardından fener yükselmeye başladı gözden kaybolana kadar onu izledim. 

“Ay olduu!” Sibel’in neşeli sesi sanki derinlerden geliyormuş gibiydi. Bakışlarımı ona çevirmek istedim ama gözümün önü karardı bacaklarım artık beni taşıyamazken son duyduğum ses onun sesi oldu “ALİN!” 

Karanlık ve boşluk hissettiklerim bunlardan ibaretti, başım zonkluyordu. Göz kapaklarım ağır ağır açılırken telaşlı kehribarlar ile karşılaştım. 

“Yekta,” dedim boğazımın acısına rağmen

“İyisin güzelim yorma kendini,” dedi bana. Neredeydim hastaneye mi gelmiştik ? Hayır hastane olmazdı anlardı hastane olmazdı.

“Neredeyim ?”

“Evdesin. Sibel hastaneye gitmek istemediğini söyledi,” 


“Onlar nerede ?”

“Merak etme onları gönderdim,”

Kafamı hafifçe sallarken yattığım yerin yatak olduğunu anladım ve hafif kenara kaydım “Biraz yanıma gelsene bu gece seninle uyuyayım,” dedim son kez seninle uyuyayım 

“Alin,”

“Lütfen bu gece benimle yat, bana sarıl, saçımı ör, saçlarımı okşa bana bir hikaye anlat.” son kez dedi tekrardan iç sesim 

Bu sefer itiraz etmedi yanıma yattı beni göğsüne çekti sıkı sıkı sardı beni “Çok korktum, sana birşey oldu diye çok korktum.”

Elimi göğsünün üstüne koydum “Biliyorum ama ben iyiyim ve buradayım,”

“İyisin ve burdasın,” dedi kendine bunu kendine inandırmak ister gibi

İyiyim ve burdayım son kez



****


Elini yan tarafa atmasıyla gelen boşluk hissiyle gözlerini açtı Yekta. Yattığı yerden doğrulup yataktan çıktı “Nephente” diye seslendi boş eve. Ses yoktu.

Bu sefer banyoya ilerledi banyoda kimse yoktu fakat yerdeki sarı saçları fark etmesiyle kalbine binlerce bıçak batırılıp çıkarıldı. Bu saçlar onun muydu ? Bu mümkün değildi 

Panik olmuş bir şekilde bütün evde onu aradı defalara adını seslendi ama yoktu. Alin yoktu, o gitmişti. 

Kafayı yemiş gibi salonun ortasındaki cam sehpayı yere fırlattı cam anında tuzla buz oldu “GİTMEZ,” diye haykırdı. Odada ne var ne yoksa kırdı, parçaladı, yok etti. İçi yandı kül oldu fakat sevdiği kadın geri gelmedi. Yenilgiyle dizlerinin üzerine çöktüğünde camların arasında duran kağıt parçasına ilişti gözleri titreyen ellerine rağmen kağıdı eline aldı ve okumaya başladı 

Canımın İçi ;

Bu satırları yazarken ne kadar zorlandığımı ve kendimi ne kadar suçlu hissettiğimi bilemezsin. Uyandığında ben artık senin yanında olmayacağım, bu seni üzecek biliyorum hatta yıkılacaksın ama sana söyleseydim benimle beraber gelmek isteyecektim. Ben bunu sana yapamazdım benimle gelip ben her gün yavaş yavaş biterken beni izlemene izin veremezdim.

Sakın benim için üzülme, ben iyi olmaya çalışacağım ve iyi olursam sende beni hala kabul edersen sana geri döneceğim. Bu sadece kısa bir veda…

Her zaman yanımda olduğun için sana çok teşekkür ederim. Benim yerime odamda duran birkaç çiçeği sulamayı ve onlara bakmaya unutma eğer bana birşey olursa onları büyüt ben çiçek açamasam bile onlar çiçek açsın.

Beni her özlediğinde Lily’e sarıl ona da iyi bak oda sana emanet… Kendini boşlama sakın yokuğumda da sakın o illete tekrardan başlama anneni ve dedeni yalnız bırakma. Asya’yı da benim yerime görmeye git, benim yerime onun toprağına çiçek ek.

Ve eğer olurda beni çok özlersen sende bana mektup yaz, sahil kenarında yıldızları ile bir dilek feneri uçur, gelirsem mektupları bana verirsin.

Okulunu bitir hayallerine devam et… Kendini benim seni sevdiğim gibi çok sev ve evet sana hiç söylemedim ama seni çok seviyorum, hemde ilk günden beri…

Son bir şey ise bana ne kadar kızgın ne kadar kırgın olursan ol ama lütfen beni sevmekten vazgeçme olur mu ? Çünkü ben ilk defa sevilmemekten çok korkuyorum, hayır ben senin tarafından sevilmemekten korkuyorum.

Hayatına devam et ama kalbinde bir yerde hala beni sevmekten vazgeçme… Seni son nefesime kadar seveceğim, kendine iyi bak… 


Sevgilerle Nephente


Genç adamın omuzları düşerken buğulu bakışları cama kaydı günlerden 29 Aralık yılın ilk karı yağıyordu ama onun sevdiği kadın yanında yoktu.

Eskiden yağmuru sevmezdi Alin bütün kötü anılarını silmişti, şimdi ise o yoktu artık her mevsim renksizdi, her mevsim yas mevsimiydi…

_____________________________________________________________________________________________________


Evet ballarım bu bölüm kilit noktası olan bir bölümdü bundan sonra herşey daha farklı olacak...


Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar