Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

14- AİLE


 

" İnsan bazen gider. Sevse bile... Severek giden insan,

çok şey gizler kalbinde. Ama susar ve gider gizledikleriyle..."


Ben Hala Vazgeçmedim - Skapova





YEKTA’DAN

Acı kalbimdeydi, hayır acı zihnimdeydi, hayır acı bedenimdeydi… Acı neredeydi ? Acım her yerdeydi. Hava soğuktu kar taneleri gökyüzünden düşerken saçlarıma tutunuyordu, peki hava bu kadar soğukken benim niye içim yanıyordu ? 

Gitmişti, bana veda etme şansı bile tanımadan öylece bir mektupla gitmişti… 

Kapıyı çalarken ilk defa gücümün tükendiğini fark ettim. Kapıyı dakikalar sonra uykulu gözlerle bana açan ise annemdi. “Oğlum,” dedi annem uykulu gözlerle aynı zamanda şaşkındı beklemiyordu beni.

“Anne,” dediğimde ilk defa sesim bu denli titriyordu “Gitti anne, oda gitti,” kelimeler ağzımdan çıkarken yutkunmakta zorlandım “Anne ben anlamadım, anne ben onun gideceğini anlamadım, anlayamadım anne,” dedim çaresiz bir şekilde.

Anlayamamıştım o tek başına savaşırken ben anlayamamıştım, hissetmemiştim acısını iyileşiyor sanmıştım ona iyi geldiğimi sanmıştım. 

“Yekta yavrum,” annem gözlerinden yaşlar akarken sıkıca beni bağrına çekip sarıldı. 

Gözümden sessiz bir damla yaş daha düştüğünde acıyla inledim “Anne anlayamadım onu, ben ona iyi gelemedim anne ben onu kurtaramadım.” omuzlarım şiddetle sarsıldı “Veda bile etmeme bile izin vermedi.” veda bile edememiştim. “Anne onsuz yapamam anne o olmadan yapamadım lütfen…” sesim kesildi boğazım düğümlendi “Anne lütfen birşey yap geri gelsin bende onun yanında olayım. Sadece yanında olayım sarılayım ona, elini tutayım.”

“Oğlum yapma böyle,” 

“Saçlarını kesmiş o saçlarını çok severdi hem ben ona söz verdim saçlarına bir şey olmayacak dedim,” tutamamıştım sözümü tutamamıştım… Saatlerce banyoda kestiği saçlarını koklamıştım, unutmak istememiştim kokusunu, kokusunuda benden gitsin istememiştim…

“Buluruz oğlum buluruz onu,” diye teselli etti annem ama artık hiçbir tesellinin benim için anlamı yoktu…

“O benden gitti anne ben onu nasıl bulayım,” dedim sesim acıya karışırken, kalbim ağrıyordu o ilk defa çok ağrıyordu. O bu şehirden değil benden gitmişti…

Annem geri çekilirken yüzümü ellerinin arasına aldı “Kendine gel oğlum, onu buluruz eğer o seni istemezse gidersin. Vazgeçmek bu kadar kolay mı sanıyorsun ? Bir bana bak ben babandan vazgeçebildim mi bu kadar senedir ?” artık oda benimle beraber ağlıyordu.

Vazgeçmemişti, bende vazgeçmeyecektim ondan, asla vazgeçmeyecektim. Onu bulacaktım elini tutacaktım onun yanında olacaktım.

Fakat her şeyden önce benimde toparlanmam lazımdı beni yıkılmş halde görürse oda ayakta duramazdı. Belkide bu sadece benim kendime tanımam gereken zaman için bir bahaneydi.

****

ALİN’DEN

Üç gün… Ölüm gibi geçen koskoca üç gün… İyi miydim ? Hayır değildim.

Ben birini sevdim, onunda beni sevdiğini hissettim sonra onu terk ettim ve her şeyi mahvettim. Onu bir karlı sabahta terk ettim ve onu kaybettim. Yeni yıla onsuz girdim çünkü onu kaybettim.

Camdan yağan kara baktığımda titrek bir nefes kaçtı dudaklarımdan, kulaklarıma dolan tek ses başımda koluma takılı olan ilacın damla sesiydi. Yalnızdım bir kez daha yapayalnızdım. 

Kapının açılma sesiyle ruhsuz bakışlarımı camdan çekip kapının önünden bana doğru ilerleyen Aylin hanıma çevirdim. Aylin hanım bana hafifçe tebessüm edip yanıma oturdu “Bugün kendini nasıl hissediyorsun?” diye sordu

Omuz silktim sadece “Bilemem,” 

“Alin bak, sana karşı dürüst olacağım kemoterapi boyunca moralini yüksek tutman çok önemli bunu sana defalarca söyledim. Bu şekilde üç gündür sadece verdiğin yaşam belirtisi bilincinin açık olması ve nefes alıyor olman. Yemekleri bile doğru düzgün yemiyorsun, bunun sana ve tedaviye bir faydası yok. Bana sorunun ne olduğunu anlatır mısın?” 

Haklıydı hemde baştan sonuna kadar ama elimde değildi iştahım hiç yoktu ne yersem midemi bulandırıyordu. Bunun üstüne birde üzerimdeki suçluluk hissi beni altında eziyordu. Başımı öne eğip ellerimle oynamaya başladım “Bir şeyim yok sadece iştahım yok ve ne yersem midemi bulandırıyor,” diye geçiştirdim

“Alin,” dedi şefkatle elini koluma koyarken “Bana gerçekleri anlatabilirsin.”

Kafamı iki yana salladım gözlerim doldu fakat ağlamadım. Yekta’yı özlemiştim, onun yanımda olmasını istiyordum elimden tutup bunu atlatacağız demesini istiyordum. O yoktu fakat yine ağlamadım.

“Aylin Hanım,” 

“Abla de lütfen,

“Aylin abla,” derken bakışlarım ona çevrildi “İnsan çok sevsede gider mi ?” 

Hatırıma bir altıntı düştü İnsan bazen gider diyordu sevse bile. Severek giden insan, çok şey gizler kalbinde. Ama susar ve gider gizledikleriyle…

Kalbim bin parçaya bölünmüştü son kez gitmeden onu alnından öpmüştüm. Bazen insan çok sevsede gider. 

“Gider,” dedi dakikalar sonra Aylin abla “Onunda kendince sebepleri vardır.” gözümden bir damla yaş düştü. 

Ben ağlıyordum ve o yanımda yoktu. Ben ağlıyordum annem yanımda yoktu. Ben ağlıyordum babam yanımda yoktu. Ben ağlıyordum en yakın arkadaşım yanımda yoktu. Ben ağlıyordum ve yanımda kimsem yoktu…


****

Yıllar sonra aynı bankın üstünde oturuyordu Yekta elinde bir defter ve sigara vardı yine yıllar önceki aynı ağaca doğru bakıyordu. Belki bir umut gelir diye bekliyordu kaç saattir buradaydı iki paket sigara bitirmişti. Oysa sigarada içmezdi. Elindeki kalemi bir kaç kez parmaklarının arasında çevirdi, onu bekliyordu. 

Alin gelsin onu çizeyim diyordu. 

4 gün, onsuz ayrı kaldığı 4. gün ve Yekta artık kabullenmişti. O gelmeyecekti ancak bu Yekta’nın sevdiği kadının yanına gitmesine engel değildi. Nerede olursa olsun onu bulacaktı onunla beraber her şeyin üstesinden gelecekti.  Yinede bir yanı korkuyordu ya istemezse onu, isterdi değil mi 

Gözündeki yaşları silip oturduğu banktan kalktı “Baba yine rüyama gel, bana yol göster,” 


****

“Alin biraz dışarı çıkalım mı hava almak sana da iyi gelir ?” dediğinde düşüncelerimden sıyrılıp bakışlarımı tam bir haftadır benim hemşirem olan Aslı’ya baktım. Gülümsedim ona hafifçe “Olur,” dedikten sonra Aslı kalkmam için bana yardım edip koluma girdi.

Yavaş adımlarla koridorda ilerlemeye başladık “Söylesene sevdiğin biri var mı ?” dedi heyecanla ela gözlerini bana çevirirken. Aslı çok neşeli ve cana yakın biriydi. Benden iki yaş büyüktü ama ben çoğu zaman kendimi ondan daha yaşlıymış gibi hissediyordum.

“Var,” dedim onu hatırlamak içimi ısıtırken gerçi onu düşünmediğim kendimi suçlamadığım tek bir an bile yoktu.

“Sana bir şey soracağım ama biraz çekiniyorum,” dediğinde kumral saçını kulağının arkasına sıkıştırdı Aslı. 

Ne soracağını az çok tahmin edebiliyordum buna rağmen “Sor tabiki,” dedim tebessüm ederek. 

“Neredeyse buradan gelmenin üstünden bir haftadan fazla geçti fakat kimse seni görmeye gelmedi. Madem sevdiğin var o niye gelmiyor ? Yoksa seninki platonik aşk mı ?” bu kadar açık sorması beni hazırlık yakalamıştı fakat iç sesim hemen devreye girdi bu soryu bekliyordun zaten hazırlıklıydın buna. 

Bakışlarımı karşıya çevirdiğimde şaşkınlıkla gözlerim büyüdü. Onun burada ne işi vardı ? O sağlıklıydı. Peki sağlıklıysa neden üstünde hastane önlüğü, kolunda serum vardı? Bakışları bana döndüğünde soluk bakışlarıyla karşılaştım. Oda aynı şaşkınlıkla bana bakıyordu. Adımları hızla bana doğru ilerlerken artık karşımdaydı. Tunç karşımdaydı…

“Tunç,” dedim hayretle, taşlar yavaş yavaş yerine oturdu aslında yarışmaları hiç kaybetmemişti sadece oda hastaydı ve derslere katılamamıştı. Tıpkı benim gibi…

“Selam, demek sende burdasın ?” dedi gülümseyerek 

“Sen…” boğazım düğümlendi “Sen aslında seçmeleri hiç kaybetmedin değil mi ?” diye sorduğumda artık sesim titriyordu. 

“Eh biraz mütevaziyimdir.” elini ensesine götürüp gülümsedi. Nasıl bu kadar güçlü kalmayı başırıyordu. Nasıl bu kadar pozitif kalmaya devam ediyordu. Hayır belkide kalamıyordu belkide sadece maskesini iyi takıyordu.

“Bunu yapmana gerek yok,” dedim sadece 

“Neyi?”

“Güçlüymüş gibi davranmana gerek yok,”  

Buna karşılık tekrardan gülümsedi ve başını sağ omzuna yatırdı “Hayır bu rol değil bu maske değil. Bu kanseri bir kere yendim bir kere daha yenebilirim ve uyandığım her gün benim için bahşedilmiş bir şans o yüzden onu iyi kullanmaya çalışıyorum. Umutsuz değilim aksine o kadar umut doluyum ki bence bir gün iyi bir piyanist olacağım” bunu derken bana kocaman gülümsedi. Onun gibi umut dolu olmak isterdim ancak ben umudumu kendi ellerimle yakmıştım. “Ayrıca,” derken eliyle saçlarımı gösterdi “Yakışmış farklılık olmuş,” 

“Öyle,” dedim ama yakışmamıştı bunu biliyordum belimin biraz yukarısına kadar gelen sarı saçlarım artık kulağıma değiyordu. Onları kesmiştim hemde Yekta’nın evinde gitmeden hemen önce… Ağlaya ağlaya kesmiştim ondan bir hatıra kalmasın istemiştim eğer saçlarımı kesersem onun saçlarımı örüşünü ve saçlarıma dokunuşunu silerim sanmıştım. Yanılmıştım baktığım herşey bana onu hatırlatıyordu ama alışırdım bu zamana kadar herşeye alışmıştım bunada alışırdım.“Alin konuşmanı bölmek istemem ama artık odaya geri dönsek iyi olacak. Dinlenmelisin.” kafamı salladığımda Tunç’a el salladım “Sonra görüşürüz.” 

“Görüşüceğimize eminim,” 

Odaya girdiğimizde yavaşça yatağa uzandım her zamanki ilaç serumum değişti ve Aslı bana veda edip gitti. Komidinin üstünden bir kağıt parçası aldım katladım, bir kez daha ve bir kez daha… Sonunda ise kağıttan oluşan Turna Kuşuna gülümsedim. 

Bin tane yaparsam iyileşirdim belki…

Gülümsemem aynı anda ağlamaya çevrildi bu kağıt bile bana kaybettiklerimi hatırlatıyordu. 

İçimdeki küçük kız ağlıyordu herşeye rağmen anne babasını istiyordu. 

Babacığım beni kurtarmaya gelir misin ? Bu sefer beni kurtarır mısın ? Yardımıma koşar mısın ? Beni sever misin ?

Annecim acı çektiğimi hissediyor musun ? Yanıma gelir misin ? Saçlarımı okşar mısın ? Onlar tekrardan uzayınca onları örer misin ? 

“Kalmadı ki,” diye fısıldadım, dudağımdan küçük bir hıçkırık koptu “Ondan bana hiçbir şey  kalmadı ki yok,” dizlerimi kendime çekip kollarımı başımın üzerine koydum “Yapayalnız kaldım onuda kendimden uzaklaştırdım.” dakikalar birbirini kovalarken ağlamam azaldı. Ben ağlamıştım ve o yanımda yoktu söz vermişti dedi iç sesim. Ağladığım her an yanımda olacağına söz vermişti.

Sen bunu hak etmiyorsun onun sözlerini bile hak etmiyorsun. Onu kendinden uzaklaştırdın, bunların hiçbirini hak etmiyorsun.

Kapının çalma sesini duymamla hızla kendimi toparladım ve burnumu çekip boğazımı temizledim. Henüz İlaç saatim gelmemişti ama Aslı beni görmek istemiş olabiirdi. “Gel,” dediğimde sesim sandığımdan daha güçlü çıkmıştı. 

Kapı açıldığında beklediğim kişi Aslı’ydı ancak gördüğüm kişiler ile bakışlarım bozguna uğradı. Bakışlarım hepsinin üzerinde tek tek dolandı. Sibel en önde durmuştu o korkardı hastanelerden buraya gelemezdi ki sevmezdi. Sibel odanın içine girdi onun ardından Bora girdi sonra Batu ve en sonda o… Hasret kaldığım kehribar gözler… Ancak artık parlamıyordu artık bana bakarken parlamıyordu. Suçlulukla bakışlarımı kaçırıp  başımı öne eğdim, ona bakacak yüzüm yoktu. 

“Alin,” derken hızla yanıma gelip kollarını bana doladı Sibel “Geç kaldığım için özür dilerim daha erken gelmeliydim,” 

“Kendini suçlama, sorun değil” dediğimde geri çekildi. Gözleri dolmuştu ağlamamak için kendini tutuyordu bunu görebiliyordum “Hey,” derken elimle kolunu sıvazladım “Ben iyiyim, gerçekten,” 

“İyi olmana sevindim yinede bize haber vermeden gitmen hoş değil,” dedi Batu rahat bir şekilde camın kenarındaki koltuğa yerleşirken.

Bakışlarım Sibel’e kaydı “Teyzen söylemiş,” diye fısıldadı.

Kafamı sallayıp derin bir nefes aldım “Ben…” dedim fakat gerisi gelmedi. Ne diyecetim ? Özür dilerim. Hayır, kusura bakmayın sizi ayakta uyuttum ve birden habersiz gittim.

“Bir şey söylemene gerek yok aile arasında bazen böyle şeyler olur,” bakışlarımı aniden Bora’ya çevirdim. Aile arasında…

“Daha önce hiç ailem olmadı,” diye itiraf ettim ilk defa “Malesef ki aynı evde yaşamak kimseyi aile yapmıyor.” 

Bora bir kaç adım yaklaşıp yatağın kenarına oturdu ve beni kendine çekip beni bağrına bastı “Artık bir ailen var kardeşim.” dedi yumuşak bir sesle ondan beklenmedik bir hareketti. 

Kardeşin miyim yani ?” diye sordum küçük bir çocuk gibi 

“Öylesin,” deyip geri çekildi ardından alnımdan öptü ve oturduğu yerden kalktı. “Biz artık sizi biraz yalnız bırakalım siz biraz konuşun zaten doktor sadece beş dakika demişti.” dediğinde Batu’da oturduğu yerden kalkıp bana yaklaştı ve artık kısa olan saçlarımı karıştırdı “Yakışmış kardeşim” demesi yüzümde bir tebessüm oluşmasını sağladı. 

Sibel’in bakışları bana döndü ve uzanıp elimi tuttu “Yarın tekrardan geleceğim merak etme.” dedikten sonra oturduğu yerden kalktı ve hepsi birer birer odadan çıktı. Şimdi ise odada sadece o ve ben vardım. 

Yavaş adımlarla bana en uzak olan koltuğa oturdu, başındaki şapkayı çıkardığında saçlarını kestiğini fark ettim, dalgalı saçları yoktu artık çok kısaydı. Dudaklarım titrerken suçluluk hissi bir kez daha baskın geldi.  Bakışlarını bana çevirmedi yere baktı sadece, bağırsın çağırsın, hesap sorsun istedim.

“Yekta,” diye fısıldadığımda sesim titremişti, bakışları yine bana çevrilmedi. “O kadar mı kızgınsın bana ? Yüzüme bakmayacak kadar mı ?” 

“Alin, sus lütfen.” demesiyle tokat yemişe döndüm. Yüzüme bakmıyordu o kadar mı çökmüştüm çirkin miydim ? Sesimi dahi duymak istemiyordu ? O kadar mı öfkeliydi bana ? 

Bana vursa, bağırsa çağırsa daha az canım yanardı fakat şimdi ise yüzüme bakmıyor sesimi duymak istemiyordu. Susmadım lakin “Madem yüzüme bakmıyorsun, sesimi duymak istemiyorsun o zaman neden geldin buraya ?” dememle hiddetli bakışları beni buldu 

“Bakmıyorum öyle mi ?” oturduğu yerden kalkıp yanımaki koltuğa oturdu  “Nasıl bakayım yüzüne senin ? Ben bu kadar yıkıkken seni yüzüne nasıl bakayım.” dedi fakat bu sefer sesi titriyordu “Bana veda etme şansı bile vermedin. Hayır bunun için sana kızmıyorum sana bu güveni veremediğim senin mücadeleni hissetmediğim için kendime kızıyorum.” 

“Yekta…” boğazım düğüm düğüm oldu 

“Sana öfkeli ya da kızgın değilim fakat kırgınım. Sana o kadar kırgınım ki gittiğin günden beri hep aynı banka gidip o ağacın önüne gelip oturmanı bekledim. Sana o kadar kırgınım ki artık her mevsimden nefret ediyorum. Ve sen gittiğinden beri o kadar çaresizim ki yerde saçlarını gördüğümden onları yerden toplayıp onları koklayıp yattım. Bu kadarını hak ettim mi Alin ?” kelimelerinin her biri bir hançer olup kalbimi deliyordu. Kafasını iki yana salladı “Hayır seni suçlamıyorum ama sende beni hiç anlamadın mı sana ne kadar bağlandığımı anlamadın mı ?” 

“Özür dilerim,” derken elini tutacakken hızla geri çekti “Yapma…” diye fısıldadı “Eğer bir daha gideceksen bu eli tutma, sensiz geçen her gün benim için ölümdü beni yeniden öldürme,” 

“Yapamazdım Yekta…” gözümden bir damla yaş düştü, Yekta akan gözyaşımı silmek için uzanırken eli durdu ve aniden geri çekti “Sana nasıl söyleseydim şu haline bak kendine ne yaptığına bak. Ben sandım ki ben sessiz sedasız gidersem sen daha az çekersin,” dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtığında başımı öne eğdim. “Beni böyle görme istedim. Anlamam mı sanıyorsun saçlarıma attığın kaçamak bakışları görmedim mi sanıyorsun ? Sen söz verdin bana sözünü tutamadın bunun için kendini suçluyorsun görmüyor muyum ben,” ellerimle oynamaya başladım ardından titrek bir nefes verdim “Yekta bak her gün koluma farklı yerlerden delik açılıyor her gün biraz daha ölü gibi olucam. Saçlarım, kaşlarım hatta kirpiklerim bile dökülüyor bunları kaldıramazsın” bakışlarımı ona çevirdim “ Bu kadarını  ben dahi kaldıramıyorum o yüzden git, arkana bile bakmadan sadece git.” 

“Ben senden gidemem bunu anlamıyor musun ? Senin için bütün yolları kat eder gelirim ama sen benden gidersen ben seni nasıl geri alayım?” gözünden bir damla yaş düştü “Nasıl olursan ol istersen saçın olmasın, kaşın olmasın hiçbir şeyin olmasın ama sen ol kalbin olsun, bana kalbin olsun yeter ben sende vazgeçmem,” 

Bırakmalıydı beni neden bırakmıyordu “Beni istersen kov ama şunu bil her gün şu kapının önünde dururum. Sen ne zaman kabul edersen ben içeri girerim ama oradan ayrılamam” başını sağ omzuna yatırdı “Hem söylesene insan evinden nasıl gitsin?” 

“Evin miyim ben senin?”

“Evimsin, nefesimsin, herşeyimsin ve-” derken elini bana uzattı “Bu eli bir daha bırakmamak üzere tutarsan ben senin kapındayım. Senin evin, kalkanın, nefesin, kalbin olurum.” 

Doğru olan neydi ? Kalmak mı ? Bırakmak mı ? 



Selamünaleyküm ballarım umarım bölümü beğenmişsinizdir bu bölümü yazmak benim için gerçekten o kadar zordu ki çoğu yeri ağlaya ağlaya yazdım


Sizce Alin o eli tutacak mı ?

Yorumlar

  1. Seviyorsan sonuna kadar seviceksin...lütfen bölümlerin arasına çok zaman koymayın kişileri unuturumm

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar