Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
16- ÇOCUKSU NEŞE
“Ayy çok tatlı oldun biliyor musun?”
“Öyle mi? sence beni beğenir mi ?” heyecandan kalbim ağızımda atıyordu ilk defa resmen bir çıkma teklifi alıyordum. Yani bu bence bir çıkma teklifiydi.
“Seni beğenmemesi için ya kör ya da ahmak olması lazım.” güldüm sadece bu dediğine “Ben artık gideyim,” derken siyah kapanımı ve beyaz atkımı aldım.
“Tamam bende buraları biraz toplayıp çıkarım.” kafamı sallayıp Sibel’e yaklaştım ve ona kocaman sarıldım “Bir sorunun olduğu zaman ne olursa olsun bana yazabilirsin ve anlatabilirsin bunu biliyorsun değil mi?” dedim içtenlikle
“Biliyorum,” deyip geri çekildi “Şimdi ise hadi bakalım büyülemen gereken bir adam var,”
“Oww doğru, ben gidiyorum,” kapıyı kapatmadan son bir kez öpücük yolladıktan sonra odadan çıktım.
Hastaneden çıktığımda gözlerim hastane bahçesinde onu aradı onu ve motorunu…
“Nephente” içimi sıcacık eden sesi kulaklarıma dolduğunda dudaklarıma kocaman bir gülümseme yerleşti. Yan tarafa döndüğümde gözlerim onunki ile buluştu bir kaç adımda hemen dibinde bittim. Kaskından dolayı sadece gözlerini görebiliyordum fakat gözlerinin kısılmasından onunda bana güldüğünü anlayabiliyordum.
“Niye öyle bakıyorsun?” diye sordum gözlerimi kaçırarak. Bana doğru bir adım daha atarak aramızdaki mesafeyi kapattı ardından boyum ona göre bir tık kısa olduğu için başını eğip benim boyuma geldi.
“Şu kışta bile beni ısıtmaya başaran güneşime bakıyorum, bir bakışın, gülüşünle içimi yakıyorsun. Kış Güneşime bakıyorum.” sözleri kulaklarıma kadar yanmama sebep olurken ne yapacağını bilemez bir halde birden kaskın üstündeki gözlüğü indirdim. Ben bunu yaptığım için şok olurken Yekta geri çekilip kocaman bir kahkaha attı. Bana döndüğünde gözlerini göremiyordum ancak yüz ifadesini tahmin edebiliyordum “Hiçbir şey demesem bile utanman hoşuma gidiyor,”
“Utanmadım bir kere sadece çok dibime girdin, sıcakladım.”
“Bu soğukta mı?” derken kaşlarını kaldırdığını hissediyordum hep öyle yapıyordu. Dudaklarımı birbirine bastırdım, bot kırmıştım. “Sana yaklaştığımda yandığını söylemen çok hoş,” dedi alayla
“Öyle demedim!” diye karşı çıktım
“Ama ima ettin,”
“İma falan etmedim!”
“Ettin,”
“Etmedim”
“Sen Abdülhamit'i savundun,” demesiyle anında bütün ciddiyetimi kaybettim ve güldüm ama onu bozmadan oyunu devam ettirdim. “Savunmadım,”
“Çıkar göster,”
“Yeter,” derken bu sefer ona doğru ben bir adım attım “Ayrıca şu an sana sarılmam gerekiyor doktorum öyle söyledi,” bari mantıklı bir şey söyleseydin. Fakat buna gerek olmadığını biliyordum bahanelere gerek yoktu sadece ona sarılsam bile o herşeyi anlardı. Yine öyle yaptım cevap beklemeden kollarımı beline sardım oda her zamanki gibi beni sıkı sıkı sardı.
“Benim doktorumda her an senin yanında olmam gerektiğini söylüyor,”
“Yaşadığım her an senin yanında olmaya bir şikayetim yok hatta ömrümün sonunda kadar bu şekil burada kalabilirim.”
“Bunu ne kadar çok istesemde gitmemiz gerek, seni çok seveceğin bir yere götüreceğim” deyip geri çekildi. “Hadi Bora seni bekliyor,”
“Niye motorla gitmeyecek miyiz ?”
“Hava bu kadar soğukken seni motora bindiremem bu senin için iyi olmaz o yüzden ben motorla sizin arkanızdan geleceğim.” sözleriyle suratım düştü. Bir şey söyleyecekken buna izin vermeden konuştu “İtiraz istemiyorum sağlığını etkileyecek hiçbir riske girmeyeceğim.”
“Peki,” diye homurdandım.
Bora’nın arabasına bindiğimde Yekta’da motoruna binmişti “Hadi ama benimle yolculuk yapmak o kadar da kötü değil,” diye bana takılmasıyla ona döndüm.
“Üzgünüm sorun sende değil bende,”
“İstersen onu seni yanına almadığı için pişman edebiliriz. Arabanın üstü açılıyor ve iyi bir ses sistemimiz var,” sözleriyle heyecanla gözlerim kocaman açıldı.
“Gerçekten mi!”
“Neden olmasın,” omzunu silkerken arabanın üstünü açtı ve telefonunu bana uzattı. Heyecanla telefonu elime alırken sevdiğim şarkılardan Yüzyüzeyken Konuşuruz grubunun Dinle Beni Bi şarkısını açıp ayakkabılarımı çıkardım ardından koltuğun üstüne çıkıp bedenimin yarısını arabanın dışında bıraktım. Şarkıya eşlik ederken ağır hareketlerle dans etmeye çalışıyordum. Üzerimde kehribar gözlerin ağırlığını hissettim ancak dönüp bakmadım. Ne kadar beni düşünsede ne olursa olsun onunla gitmeyi tercih ederdim, bunu oda biliyordu.
Keyifle şarkıya eşlik ederken o an keyfimi bozan şey ise bir motordan çalan korna sesiydi. Bakışlarım yan tarafa döndüğünde Yekta’nın yanında bir motorcu kızın Yekta’ya korna çaldığını fark ettim. Ne dediğini duymuyordum fakat kız motorunu Yekta’ya yaklaştırıyordu. Yekta ise sanki kız hiç onunla konuşmuyormuş gibi önüne bakıyordu. Bakışları bana döndüğünde kaskının gözlüğünü açtığını fark ettim kehribarları olduğu gibi bana bakıyordu.
Kıskançlıktan kanım kaynarken sinirle koltuğa geri oturdum. Bakışlarımı ondan çektim ve önüme döndüm.
“Alin…”
“Bora şuan sırası değil, kız dibine girdi resmen ya şuna bak hiç uzaklaşmıyorda,”
“Arabanın altında mı kalsın kızım nereye uzaklaşsın.”
“Allah korusun ne biçim konuşuyorsun,” diye yükseldim
“Tamam kızım demedim bir şey içinden canavar çıktı birden şuna bak.” dedi alayla. Şu an onu kıskanmam anlamsızdı ama elimde değildi ona yanaşan bır kızı bırak düşüncesi bile beni deli etmeye yetiyordu. Araba kırmızı ışıkta durduğunda daha fazla kendimi tutamayıp arabanın kapısını açtım. “Kız dur ! Nereye gidiyorsun?” Bora’nın arkamdan seslenmesini dinlemeyip arabadan çıktım ve kapıyı çarptım.
Alev gibi bakışlarım kehribarlara tutunduğunda oda şaşırmış gözlerle bana bakıp ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Tam karşısında durduğumda kaskına yaklaşıp kaskının kenarını öptüm ve kaskın gözlük kısmını aşağı indirdim “Sevgilim niye kapatmıyorsun kaskını ? Allah korusun müptelası olduğum gözlerine bir şey olsun istemem.” sesim imalıydı bunu oda anlamıştı.
“Özür dilerim sevgilim. Gözlerim senin üstündeyken beni büyülediğin için fark etmemişim.” dediğinde sesi bu durumdan keyif alıyormuş gibi geliyordu. Ben ise her an kafasını kırabilirdim. Bakışlarım az önce ona yanaşan kıza döndüğünde Yekta’dan uzaklaştığını gördüm. İçim rahatlasa da yine de taviz vermeden saçımı geri savurup arabaya geri bindim. Yeşil ışık yandığında ise araba yeniden ilerlemeye başlamıştı. Geri kalan yol boyunca daha fazla konuşmamış hafif çalan bir müzikle yolumuza devam etmiştik.
Araba durduğunda gözlerim karşıda takılı kaldı. Gözlerim anında dolarken bütün sinirim uçup gitti, geriye sadece on yaşındaki o küçük kız kaldı. Heyecanla arabadan inerken Yekta elinde kalpli uçan balonla bana bakıyordu. Elimi ağzıma götürürken ağlamamak için kendimi tutmaya çalıştım.
“Burada tam on yıl önce oturup ağlayan bir kız vardı. Onun yanına gittim ne olduğunu sordum oda balonunun kaybolduğunu söylemişti. O zaman çok saçma gelmişti ta ki on yıl sonra o kız herşeyim olana kadar.” bana doğru birkaç adım atarak aramızdaki mesafeyi kapattı. O yüzüme yaklaşırken anılar aramızda canlandı.
Hıçkıra hıçkıra kaldırımın köşesinde oturmuş ağlayan bir kız vardı. Beline kadar olan sarı saçları omuzlarına dökülüyordu o kız Alin’di…
“Hey niye ağlıyorsun?” duyduğu sesle mavilerini karşısında duran hemen hemen onun yaşında olan oğlan çocuğuna çevirdi. Dudakları büküldü ve dudaklarından küçük bir nefs kaçtı “Balonum elimden kaydı, uçtu gitti.”
Oğlan çocuğu kaşlarını çattı alt tarafı bir balon diye düşündü fakat yinede kızın yanına oturdu ve elini omzuna koydu “Üzülme sana yeni balon alırız,”
Omuzlarını silkti Alin “O beni ilk baloumdu kendim almıştım,”
“Olsun bu seferde ben alırım ve o da başkasından aldığın ilk balon olur,” Alin’in gözyaşları dinerken karşısındaki kehribar gözlü çocuğa gülümsedi. Ve bu onların karşılaştığı ilk an değildi…
“Hayatımın her ânında varsan neden daha önce beraber değildik ?” diye sordum. Cevap vermedi bende cevap beklemedim. Bu haksızlıktı, ömrümün bu kadar kısa olacağını öğrendikten sonra onunla bir araya gelmem ve onunla daha uzun bir ömür yaşamak isteyip te gerçekleşecek mi onu bile bilmemem haksızlık. “Bu haksızlık,” dedim içim ateş olup küle dönerken.
Yekta elinin tersini yanağıma sürtüp okşadı “Herşeyi unut tamam mı ?” yüzüme biraz daha yaklaştı nefeslerimiz birbirine çarpıyordu “Biz burada ve şu an tanıştık,”
Gülümsedim “İlk tanışan insanlar bu kadar yakın olmaz,” dediğimde gülümsedi
“Bu bizim için geçerli değil,” dedikten sonra burnumun ucunu öpüp geri çekildi. Elindeki kalpli balonu bana uzattı. Balonu eline alırken henüz kapalı olan lunaparka değdi gözlerim. Kış olduğu için açık değildi ama yinede oradaki kahkahaları duyabiliyordum.
“Buraya geldiğim gün hayatımın en güzel günlerinden biriydi. Çünkü ailemle gelmiştim ondan sonra da bir daha gelmedim zaten.” yalandı
“Neden ?”
“Artık o kadar güzel gelmemeye başladı,” dedim. Bu doğru değildi o gün ailemden gizli arkadaşlarımla gelmiştim daha sonra annem buraya geldiğimi öğrenmişti. Sibel bütün suçu üstlense de bir daha asla gelmek istememiştim. Kimseyi zor durumda bırakmak istemiyordum.
“Okulun nasıl gidiyor?” diye sordum yan yana yürümeye başlarken ona en başından beri okula devam etmesi için zorlamıştım. Her ne kadar ilk başlarda hep yanımda olmak için buna itiraz etsede sonradan kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu durum beni mutlu ediyordu okulunu bitirmesi benim için herşeyden daha önemliydi.
“İyi,” sesinin bir anda durgunlaşması dikkatimi çekti. Bir sorunu mu vardı ?
Elimdeki balonu daha sıkı tutarken diğer elimi eline dokundurdum, bakışları bana kayarken sadece gülümseyip parmaklarımı onun parmaklarına kenetledim. Yekta’da sanki bu anı bekliyormuş gibi hemen elimi kavradı, benim ellerim sıcaktı onun elleri ise buz ama yinede bir şekilde birbirimizi tamamlıyorduk. “Bir sorun mu var?” diye sordum usulca
Kafasını iki yana salladı “Hayır bir sorun yok, sadece…” sustu, devamını getirmedi. O devamını getirmedi ama ben onu anladım tıpkı onun beni anladığı gibi.
“Beni götürmek istediğin bir yer var,” dediğimde bunu inkar etmedi, yok demedi, sadece sustu. “Nereye götüreceğini söylemene gerek yok sadece beni götür yeter. Nereye götürrüsen götür senin yanına olacağım.” dedim güven vermek için.
“Biliyorum.”
****
Alin’in eşyalarını toplarken odanın kapısı birden açılınca olduğu yerde zıpladı Sibel. Elini kalbine koyarken korku dolu bakışları Tunç’a tutundu. Tunç telaşlı girdiği odada bu kızı değil Alin’i görmeyi bekliyordu.
“Alin’e bir şey mi oldu?” dedi korkuyla. Niye Alinin eşyaları toplanıyordu. “O iyi mi ?”
Sibel ise dili tutulmuştu sanki şoktan hiçbir şey söyleyemedi. Saniyeler sonra dudaklarını araladı ve konuştu; “Sende kimsin?” diye sordu karşısındaki hasta kıyafeti olan adama
“Ben Tunç asıl sen kimsin ve Alin iyi mi ?”
“Sibel,” dedi Tunç’un solgun gözlerine bakarken “Alin’in çocukluk arkadaşıyım ve evet Alin iyi Yekta ile beraber dışarı çıktı.” bir kaç adım atıp genç adamın karşısına geçti “Sen neden buradasın?”
“Ben Alin’in piyano kursundan arkadaşıyım ve gördüğün gibi” üzerindeki hastane kıyafetini gösterdi “Hastayım ve tedavi görüyorum. Alin’i görmeye gelmiştim.” diye açıkladı kendini
“Hep böyle kapıyı çalmadan mı girersin?” dedi iğneleyici bir sesle
Tunç mahcup bir şekilde elini ensesine attı “Hayır, sadece önemli bir şey söylemem gerekiyordu. Neyse başka zaman gelirim o zaman.” dedikten odadan çıktı. Sibel ise şaşkın gözlerle ona bakarken hemen peşinden odadan çıktı “Hey dursana,”
Tunç’un bakışları karşısındaki kıza takıldı kahverengi dalgaları saçları omzuna dökülüyordu açık kahve gözleri ona telaşla bakıyordu.
Sibel hemen Tunç’un karşısında geçip ona elini uzattı “Tanıştığıma memnun oldum.” dedi hafifçe tebessüm ederek.
Aynı sıcak tebessümle karşılık verdi genç adam ve karşısındaki kızın elini sıktı “Bende.”
****
Karşımdaki müstakil eve bakarken beni nereye getirdiğini anlamak çok ta zor değildi. Burası onun eviydi, onun çocukluğu, geçmişi, ruhu, hayatı, büyüdüğü ve herşeyini kaybettiği eviydi.
Benimle buraya gelmesi her ne kadar beni mutlu etsede ona şu an acı verdiğini biliyor olmak bana dahada acı veriyordu. Eli elimi benden güç alıyormuş gibi daha sıkı tuttu bende onun bu tutuşuna karşılık verip elini sıktım. Burdayım diyordum. Burdayım ve yanındayım. Yıkılırsan seni tutmak için hemen yanındayım.
Elini kaldırıp kapıyı çaldı. Bakışlarını bana çevirmiyordu, belkide gözlerinde göreceğim şeylerden korkuyordu. Kapı açıldığında karşımda saçına aklar düşmüş ama hala rengini yitirmemiş kahveler karşılaştım. Yekta’yı görür görmez gözleri doldu “Oğlum.” deren Yekta’nın boynuna sarıldı. Yekta’nın bir eli annesinin sırtını sararken diğer eli hala elimi sıkı sıkı tutuyordu. Sanki bıraksam yere yığılacak, yerle bir olacaktı.
“Leyla kim gelmiş kızım ?” arkadan gelen yaşlı adam sesiyle Leyla teyze geriye çekildi. Yüzündeki yaşları silip bana döndü “Hoşgeldin kızım,” dediğinde gözlerinde minnet vardı, fakat bana minnet etmesine gerek yoktu.
“Gelin içeri hadi,” derken bir adım geri çekildi Leyla teyze. Yekta başını sallarken ayakkabıları çıkarıp içeri girdik. Salona girdiğimizde ise bakışlarım beyaz L şeklinde koltuğun hemen yanındaki şöminenin kenarında sallanan sandalyede oturan yaşlı adama takıldı. Kehribar gözleri Yekta’ya özlemle baktı oturduğu yerden kalkarken Yekta’ya sarıldı ve sırtını okşadı “Evlat, görüşmeyeli uzun zaman oldu özlettin kendini.”
“Dedem,” dedi oda özlemle. Bir süre daha özlem giderdikten sonra koltuğa oturduk. Leyla teyze karşımıza otururken özlemle Yekta’nın gözünün içine bakıyordu. Sahi o kadar uzun zamandır mı görüşmüyorlardı. “Aç mısınız? Bir şey getireyim mi ?”
“Yok anne aç değiliz.” içindeki özlem ve pişmanlık her tarafına yayılmıştı. “Şey ben Asya’nın odasında gitsem,” kelimeler ağzından çıkarken annesine değil yere bakıyordu. Eğer yapabilseydim şuan onu kendime çekip bağrıma basardım. Bütün acıları ondan uzak tutardım.
Leyla teyzenin dudaklarına buruk bir gülümseme yerleşti “Tabii Ki oğlum nasıl söz öyle git. Hala yeri aynı.” Yekta başını sallarken benide beraberinde ayağı kaldırdı.
“Oğlum ben biraz Alin kızımla konuşayım o sonra senin yanına gelir.” dedi. Bakışlarımı Yekta’ya çevirdim ve elini sıktım “Ben birazdan gelirim sen git.” dedim güvence vermek ister gibi.
Bakışlarında bir an tereddüt sezsemde sonunda derin bir nefes alıp kafasını salladı ardından elimi bırakıp salondan çıktı. Bakışlarım tekrardan Leyla teyzeye döndüğünde gelmem için eliyle yanına oturmamı işaret etti. Sakin adımlarla yanına ilerledikte sonra tam yanına dizinin dibine oturdum. Eli bir anne misali yanağımı okşadı ve elimi elinin içine aldı. “Teşekkür ederim,” gözünden bir damla yaş akıp yanağına doğru ilerledi. Aslında bu teşekkürün altında binlercce minnet ve kelime vardı.
“Teşekkür edilecek bir şey yapmadım.” dedim sakince
“Yaptın, bana oğlumu getirdin.” dediğinde içim sızladı. Çaresizliik sizi en kötü anlarınızda yakalardı. “Bak Alin ben uzun zaman sonra ilk defa oğlumun gözlerinde yaşam sevinci gördüm. Ve illk defa senin gittiğin gün o eski çocuğa dönüşeceğini düşündüm. O seni seviyor ve yaşamını sana bağlamış gibi lütfen onu benden alma,” derin bir nefes aldı ama o bile yetersiz geldi “Lütfen onu bırakma eğer onu seviyorsan onu bırakma.” bu kelimelerin hepsi bir annenin çığlığı, feryadıydı. İçimde bir tufan koparken sadece başımı salladım.
“Hayat bizi ayırmadığı müddetçe ölene kadar onun yanında olucam fakat sizden bir söz istiyorum,” dedim. “Bakın Yekta söyledi mi bilmiyorum fakat ben kanserim. Kemoterapi görüyorum ve şuan bunu atlatabilecek miyim bilmiyorum. O yüzden eğer bana bir şey olursa ona sahip çıkın, yeniden kendini kaybetmesine izin vermeyin olur mu ?”
Bu sefer kederli bakışlarının odağı bendim buna rağmen yinede gülümsedi “Olur.”
“Söz mü ?”
“Söz.”
“O zaman ben Yekta’nın yanına gideyim.”
“Salondan çıkınca direkt karşındaki merdivelerden yukarı çık. İlk oda çiçeğimin.” kafamı salladıktan sonra oturduğum yerden kalktım ve merdivenleri çıkıp aralık olan ilk kapının önünde durdum. Elimle kapıyı iterken kocaman yatağın üstünde küçücük kalmış bir şekilde cenin pozisyonu alan Yekta’yı gördüm. Böyle bir acı nasıl geçerdi ? Böyle bir pişmanlık nasıl biterdi ? Adımlarım ona doğru ilerlerken kesik bir hıçkırık sesi duydum. Gözyaşlarım bu talimatı bekliyormuş gibi bir bir yanaklarıma düşmeye başladı. Yatağın etrafından ilerleyip tam onunn karşısında dizlerimin önüne çöktüm. Elinde bir fotoğraf karesi sadece ona bakıyordu. Elim onun saçlarına giderken geldiğimi yeni anladığı için bakışlarını bana çevirdi.
“Onu yaşatamadım,” ses bir fısıltıdan bile azdı. Dışarıya hiç göstermiyordu fakat ruhu can çekişiyordu.
“Senin suçun değildi,” dedim ondan daha yüksek sesle. Ellerim daha fazla saçlarına baskı uyguladı “Artık kendini affet. Ruhunu özgür bırak, kendine ne kadar acı veriyorsun görmüyor musun?” bakışları benimkilere kitlenirken zorlukla yutkundu.
“Yanıma gelsene biraz dinleneyim, ruhum sen varken acı çekmiyor.”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Kitap okumayı çok seviyorum kitaplar hakkında tartışmayi çok seviyorum okuduğum bir kitaptan bahsetmek istiyorum kitabın adı Krallar Vadisi yazarı Taylan Adsay etkileyici bir dille yazılmış kaliteli bir eser serinin birinci kitabı bu kitaptan bahsetmek istedim kitaplı günler dilerim hayatınızda hep kitaplar olsun iyi günler dilerim
YanıtlaSil