Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 2.PERDE
İyi okumalar ballarım
Ensemde sıcak bir esinti hissettiğimde bakışlarımı bordo ayakkabılarıma çevirdim, yine çamurlanmışlardı. Tıpkı dün gece olduğu gibi…
Koluma değen el ile düşüncelerimden sıyrıldım ve bakışlarımı ayakkabılarımdan çektim “Üzgünüm, başın sağolsun,” diyen sesi samimiydi. Bakışlarımı Özgür’e çevirip hafifçe gülümseye çalıştım oysa artık gülmek bile günahmış gibi geliyordu “Vatan sağolsun. Teşekkür ederim,” dedikten sonra kolumu dokunuşundan kurtarıp mezara doğru ilerledim. Her bir adımda kabuğum biraz daha çatlıyordu, yinede durmadım düşersem kalkardım, kırılırsam yeniden toplanırdım. Abim için…
Mezarın tam önünde dizlerimin üstüne çöktüm “Abi…” bu kelime tıpkı şu anda olduğu gibi bundan sonra da ağzıma acı bir tat bırakacaktı “İntikamını alacağım.” dedim öfkeme sığınarak “Sana yemin ederim canım pahasına intikamını alacağım. Senin kanınını yerde bırakmayacağım.” gözümden ilk defa bir damla yaş döküldü toprağa doğru, toprakla bütünleşti sonra yok oldu. Daha fazla duramayacağımı anladığımda oturduğum yerden kalktım. Arkamı döndüğümde orada acı kahve gözlerle karşılaşmayı beklemiyordum ama oradaydı, bana bakıyordu, beni izliyordu. Tek kelime etmeden yanından geçip anneme doğru ilerledim “Eve gidiyor muyuz?” diye sordum.
Kafasını salladı sadece ve koluma girdi “Deren seni hep çok sevdim, bunu unutma olur mu? Ne olursa olsun seni çok sevdim hala da çok seviyorum.”
“Niye böyle konuşuyorsun?” diye sordum kafam karışmış bir şekilde. Normalde bir anda böyle bir şey söylemezdi.
Omzunu silkti “İnsan bir çocuğunu kaybedince diğerinin değerini daha çok anlıyor.” dediğinde koluma girdiği elini tuttum. Ona inanıyordum o bir anneydi ve acısı herkesten çoktu bu yüzden onun yanında olmalıydım.
Sonunda babam yanımıza geldiğinde kan çanağı bana döndü, annem ve beni kollarının arasına alıp sıkı sıkı sardı “Deren sen bizim herşeyimizsin,” diye fısıldadı.
Niye böyle konuşuyorlardı?
Nasıl?
Veda eder gibi…
****
Eve girdiğimizde annemle babam sessizdi ben ise abimin odasına girdim, üzerimde hala Sarp’ın misk gibi kokan ceketi vardı, onu neden çıkarmadığımı hala bilmiyordum sadece ceketi yanından ayırma demişti ve içimden bir ses ayırmamam gerektiğini söylüyordu.
Adımlarım odanın tam ortasında durdu gözlerim odayı taradı ve anılar zihnime hucüm etti
“Abim,” derken abimin odasına daldım, o ise hala uyuyordu. Koşarak yatağın üstüne atladım “Hadi uyansana öğlen oldu,”
Abim ağzından huysuz homurtular çıkardı, bende daha çok zıpladım yatağın üzerinde “Uyan hadi geç kalıcaz,”
“Kızım beni rahat bıraksana ya!”
“Olmaz kış uykusuna mı yattın,” yanağını mıncırmaya çalıştım elini beni savmak için havada sallarken gözüme denk gelmesiyle çığlık attım “Ah!” derken elim gözüme gitti.
Abim ise hızla yattığı yerden kalkıp bana doğru eğildi “Uyurken yanıma gelme dedim sana ya!” diye isyan etti ama ben canımın acısında kalmıştım.
“Gözümü kör ettin,” diye sızlandım ama artık o kadarda acımıyordu lakin biraz vicdan azabı çekin istediğim için çok acıyormuş gibi dudaklarımı büzdüm
“Çok mu acıyor?” diye sordu mahcup bir şekilde
Hainca kafamı salladım “Evet ama beni istediğim mağazaya götürüp bana birşeyler alırsan acısı geçer,” dedim dudak büzerek
“Fırsatçı seni gayet iyisin sen,”
Elimi gözümden çekip dilimi çıkardım “Uykucu, kutup ayısı,”
Kendi kendime odanın içinde acıyla güldüm, artık hatıraları bile bana acı mı verecekti? Birini kaybetmek böyle bir şey miydi?
Kapının kilit sesini duyduğumda kaşlarımı çatıp kapıya doğru ilerledim, elim kapının kulpuna gittiğinde kapı açılmadı “Anne!” diye seslendim, orada olduğunu biliyordum nefes seslerini duyabiliyordum “Ne oluyor!” kapıya sert bir şekilde vurdum “Anne aç şu kapıyı!” diye bağırdım ama bir şey söylemedi.
Burada ne haltlar dönüyordu ?
Üzerimden duran ceketin ceplerini karıştırmaya başladım, hiçbir şey yoktu. Yinede ceketi çıkarmadım ve buradan çıkmak için bir yol aradım. Pencereden dışarı baktığımda kapıda duran bir düzine adam gördüm. Hızlı bir şekilde banyoya doğru ilerledim ve kapıyı kitledim ardından ise banyonun camını açtım büyük bir cam değildi büyük cüsseli biri geçmezdi ama ben geçerdim.
Dikkatli bir şekilde camdan dışarı çıktım pencere direkt arka bahçeye çıkıyordu burada ise hiç adam yoktu. Bunu akıl edememesi komikti, yinede şuan takılmam gereken bu değildi.
Bir ayağım demir borunun üzerindeyken diğeri ise binanın kenarındaydı buradan yere atlamam gerekiyordu. Aşağısı neredeyse iki metreden fazlaydı ve oradan nasıl atlayacağımı bilmiyordum. Gözlerimi kapattım ve derin bir nefes alıp kendimi aşağı bıraktım yere düşmemle bileğim sert bir şekilde büküldü acıyla dudağımı dişlerken sadece sessizce inledim “Bir sen eksiktin zaten!” diye hayıflandım. Muhtemelen incinmiş olan bileğime, ayakkabılarım girişte kalmıştı onları almam gerekiyordu.
“KIZ YOK!” diye bağıran sesi duymama hızla oturduğum yerden kalktım sağ bileğim her ne kadar ağrıyor olsada bunu görmezden gelmeye çalışarak koşmaya başladım hayır bu koşmak değildi kanguru gibi zıplıyordum. En sonunda vazgeçip ıssız olan iki binanın arasına girdim ve yere oturup sağ ayağımı öne doğru uzattım “İnşallah beni bura bulmazlar,” diye fısıldadım. Sağa bileğimi kontrol ettiğimde yan taraftan gelen bir ses duydum “Deren.” duyduğum sesle bakışlarımı yana çevirdim. Sarp kan ter içinde kalmış bir şekilde telaşlı gözlerle beni süzdü ve hızla yanımda bitti “Burada ne yapıyorsun?” diye sordu saçma bir şekilde
“Ne yapayım keyif yapıyorum,” dedim sinirle karışık bir acıyla “Sence ne yapıyor gibi gözüküyorum! Camdan atladım ve ayağımı incittim.” dedim sinirlerim bozulmuş bir şekilde “Neden onuda söyleyeyim mi çünkü annem beni abimin odasına kilitledi ve kapıda bir düzineden fazla adam vardı,” gözyaşlarımın akmasını engellemek için yüzümü gökyüzüne çevirdim “Hayır bunların hiçbirinin neden olduğunu anlamıyorum, abimi neden kaybettim yada ailem neden böyle davranıyor yada neden bir düzineden fazla adam kapımızda, benden ne istiyorlar anlamıyorum.” bakışlarımı onun acı kahve gözlerine çevirdiğime gözümden yaşlar akmaya başladı “Söylesene burada ne oluyor?” dedim çaresizce.
Neden diye bağırmak istedim fakat hesap soracak kimsem yoktu “Abimle vedalaşamadım bile, araba koleksiyonu kaldı, bana aldığı bordo topuklularım kaldı.” burnumu çektim gözyaşlarım arasında, hiçbir şey söylemedi sadece sessizce beni dinledi “Hayır şu an ayakkabı ve araba koleksiyonuna takılmam saçma ama…” derin bir iç çektim gözlerine bakarken ardından omuz silktim “abimdendi işte Sarp. Onun hatırasıydı anlıyor musun?”
Kafasını salladı “Anlıyorum.” dedikten sonra bana yaklaştı “Ayağın incinmiş yürüyemezsin.” dedikten sonra hiçbir şey söylememe izin vermeden beni kolayca kucağına aldı. Ses etmedim yarın bunun için onun başının etini yerdim, tekrardan dikenlerimi çıkarırdım fakat şimdi dinlenmeye ihtiyacım vardı. Hava kararmıştı güçlü olmama gerek yoktu.
“Ayakkabılarım…” diye fısıldadım sadece
Bakışları solmuş yüzüme döndü “Onları sana getireceğim.” diyen sesi netti.
Kafamı salladım beni arabanın sürücü koltuğuna oturttu ardından kemerimi de takıp kapıyı kapattı. Bakışlarım pencereden dışarı döndüğünde Sarp’ın telefon konuştuğunu gördüm bir süre sonra telefonu kapatıp arabaya bindi.
“Nereye gidiyoruz?” diye sordum arabayı çalıştırırken
“İstanbul’a.”
“Burası artık güvenli değil mi?”
“Değil.”
“Ne oluyor?”
“Sonra anlatacağım.”
“Şimdi dinlemek istiyorum.” dedim itiraz ederek
“Hemen dikenlerini çıkarmak zorunda mısın?” dediğinde sesi bıkkındı. Benden bıkmıştı fakat bu umrumda değildi ben intikam istiyordum ve bu yolda yalnız olmaya razıydım.
Az önce sana yardım etti bir teşekkür et Deren dedi sağ melek
Etmeseydi yardım istemedik dedi sol melek
“Beğenmiyorsan beni burada bırak.” dedim sadece
“Özer ile beraber birinin peşindeydik, bir mafya lideri ya da çete bilmiyorum. Özer’e yardım ediyordum aşağıda ve yukarıda sağlam ellerim vardı. Özer son operasyonda bir şey öğrendiğini söyledi, dünden önceki gece beni aradı telefonda konuşamayacağını söyledi. Dün akşam buluşacaktık…”
“Ama onlar önce davrandı,” diye cümleyi bitirdim “İyi ama neden? Ne öğrendi?”
“Bilmiyorum sadece bir şeyin peşindelerdi, ya da birinin bilmiyorum.” kafam iyice karışmıştı. Bunların benimle ne ilgisi vardı onu anlamıyordum. Dudaklarımı araladığım sırada konuşmama izin vermedi “Deren bunlardan ya da senden daha fazlasını bilmiyorum tamam mı ? Bana bir şey sorma, bende öğrenmeye çalışıyorum.” diye çıkıştı ama ona aldırmadım.
“Benzinlikte duralım, sigara almam lazım.” dedim sakin bir sesle
“Kızım sen kendini öldürmek mi istiyorsun!” arabanın aniden fren yapmasıyla öne doğru savruldum, aynı anda refkleksle elimi torpido gözüne koydum.
Alev gibi bakışlarım Sarp’ döndü “Ne yapıyorsun be!” diye bağırdım hiddetle
“Asıl sen ne yapıyorsun! Sigara mı? Ciddi misin? Niye her fırsatta kendi canını tehlikeye atıyorsun!”
“Sanane! Sen kimsin ki bana karışıyorsun!” sinirle arabadan indim ayağım acıdı ama ses etmedim “Ayrıca doktor olan benim biliyorum!” kapıyı sertçe çarptım ve boş yolda yürümeye başladım.
“Nereye gidiyorsun!” diye seslendi arkamdan gelirken lakin onu duymazlıktan geldim zaten ayağım acıyordu birde onunla uğraşmazdım.
Abi gelip beni alır mısın?
Ayağımdan olayı çok hızlı yürüyemediğim için hemen bana yetişmiş kolumdan yakalayıp durmama sebep olmuştu “Nereye gidiyorsun bileğin incinmiş bir şekilde,” derken sesi diğerine göre daha sakindi.
“Sanane!” canım acıyordu fakat ruhumdan fazla değil.
“Hava soğuk arabaya geçelim.” dedi
“İstemiyorum.” bu sefer sesim daha cılız çıkmıştı.
“Deren…”
“Bana karışma tamam mı Ben sadece intikam istiyorum ve sana ihtiyacım var çünkü…” dilimi ısırdım bunu söylemek canımı yakıyordu “Sen bu olayda abimle beraberdin benden daha iyi biliyorsun.” abimi benden daha iyi tanıyorsun.
“Bile bile seni ölüme mi iteyim istiyorsun?” dediğinde sesinde hangi duygu olduğunu seçemiyordum.
“Bir sigaradan ölmem.” bakışlarım çıplak ayaklarıma indi ardından yürümeye başladım. Ayakkabılarım yoktu ayakkabılarımı geri istiyordum, abimi geri istiyordum. Arabaya bindiğimde dizlerimi kendime çektim ve kafamı cama yasladım. İçimde bir yangın vardı hiç sönmeyecek asla geçmeyecek bir yangındı.
Yol boyunca hiç konuşmadık sadece bir benzinlikte durdu araba Sarp arabadan çıkarken ben ise hala camdan dışarı bakıyordum. Sarp geri döndüğünde elinde bir paket sigara, buz ve birkaç tıbbi malzeme vardı. Kapıyı açtığında içeriyi soğuk doldurdu bakışlarım onda takılı kaldı elindeki buz ve sargıyı bana uzattı “Ayağın için,” diye açıklama yaptı.
Elindeki malzemeleri aldım “Teşekkür ederim,” dedim kuru bir sesle ardından ayağıma sargıyı sarıp buzu üstüne koydum ve ayağımı arabanın ortasında duran kapağa uzattım. Ben bunları yaparken beni dikkatli bir şekilde izliyordu bakışlarımı kaldırıp onun acı kahvelerine baktım “Sigara?”
Başını iki yana sallarken çakmak ve sigara paketini bana uzattı, elinden paketi ve çakmağı alırken parmaklarım onunkini teğet geçti. Camı açtıktan sonra paketten bir sigara çıkardım ve yaktım. Dumanı ciğerlerime çekerken anında nefes almam zorlaştı ikinci dumanı aldıktan sonra ise öksürmeye başladım fakat durmadım, ciğerlerimdeki nefes azalırken bir duman daha çekmek istedim fakat bir el sigarayı hızlıca elimden aldı ve ağzıma ilacımı dayadı. İlacı içime çekmemle göğsüme bir rahatlama yerleşti “Kendini gerçekten öldüreceksin.”
Nefessizlikten dolan gözlerimle ona döndüm “Artık yaşıyor sayılmam.” dedim ruhsuz bir sesle
“Ölü bir beden abinin intikamını alamaz.”
“Sen alırsın o halde.” dediğimde bakışları bozguna uğradı. Oda acı çekiyordu değil mi? Tamamen duygusuz olamazdı. Geri çekildi ve arabayı tekrar çalıştırdı “Ne iş yapıyorsun?”
“Boksörüm,” dedi kısaca
“Legal mı illegal mı?”
“İkiside.”
Kafamı salladım sadece “Abim senden pek bahsetmezdi, onunla bu kadar ciddi bir işe girecek kadar yakınsanız neden senden bahsetmedi?” diye sordum. Evet onu bir kaç kez görmüştüm ama abim o bizim evimize gelmediği sürece onunla alakalı konuşmazdı.
“Kendimden bahsedilmesinden hoşlanmam Özer’de bunu bilir.”
“Telefona ihtiyacım var.” biraz sese ihtiyacım vardı ve o bana hiç yardımcı olmuyordu.
“Hallederim.” dediğinde bir şey söylemek için dudaklarımı aralamıştım ki konuşmama izin vermedi “Biraz susar mısın?” dedi. sesi sert değildi ama yumuşak da değildi.
Oda senin sesinden rahatsız oldu.
“Aman sanki çok meraklıydım seninle konuşmaya.” dedikten sonra tekrardan cama döndüm ve anılar zihnime hücum etmeye başladı.
“Biliyor musun bugün yeni bir kitap aldım.” diye konuştum heyecanla elimdeki kitabı Eray’a gösterirken. Telefona baktığını görünce suratım asıldı “Sevgilim beni dinliyor musun?” dedim sesimden bozulduğumu belli ederek
Eray’ın bıkkın bakışları bana döndü “Güzelim başım ağrıyor biraz susar mısın?”
Yol boyunca bir daha ikimizde ağzımızı açmadık en sonunda bir binaya girdiğimde yine konuşmadık. Ayağımda hala ayakkabı yoktu fakat umursamadım oda umursamadı. Üzerimde hala cenaze günü giydiğim elbise vardı, saçım ve makyajım dağılmıştı. Bitik haldeydim ama ona rağmen yalnız kalana kadar omuzlarımı dik tuttum. Eve girmeden kapıda külotlu çorabımı çıkardım ve Sarp’a bir şey söyleme gereği duymadan banyoyu aramaya başladım “Banyo koridorun sonunda.” dediğinde yine ona bakmadım bir tepki vermedim sadece ilerledim artık yürürken canım o kadarda yanmıyordu.
Banyoya girdiğimde omuzlarım düştü kapıyı kitleyip sırtımı kapıya verdim ve soğuk zemine oturdum. Midemdeki kasılmayı ve kusma hissini gidermek için bacaklarımı karnıma doğru çektim.
Telefonun çalma sesiyle dikkati dağıldı Özer’in. Sarp ile beraber önemli bir operasyonun ortasındaydılar, adamları saatlerdir arabada izliyorlardı her an harekete geçebilirlerdi.
Telefonun ekranında Deren’in aradığını görünce meşgule atmak istemedi ve telefonu açıp hoparlörlere verdi “Abii” dedi heyecanla daha sonra Özer’in konuşmasına izin vermeden devam etti “Hani bugün bana istediğim o bordo ayakkabıları alacaktın!” dedi çirkefleşerek.
“Alıcam dedim ya kızım alacağım işte.” dediğinde içli bir nefes verdi Deren. Bugün doğum günüydü ve gelmesini en çok istediği kişi abisiydi. Ayakkabıyı da çok istiyordu ama bu sadece bir bahaneydi, o gelsin istiyordu.
“Palavracı seni,”
“Sen ne biçim konuşuyorsun kızım!”
“Sen bi gelme o ayakkabıları bir bana getirme bak gör o zaman ne oluyor.” diye tehdit etti “O araba koleksiyonunu camdan aşağı fırlatırım.” dedikten sonra cevap vermesine izin vermeden telefonu kapattı.
Gözlerini devirdi Özer yaparım diyorsa yapardı, kardeşini tanıyordu. “Sen baş belasının yanına git. Burası bende.” dedi Sarp alayla
Özer Sarp’a minnetle baktı “Eyvallah kardeşim, yoksa yarım saat çene dinleyecektim.”
Artık midemin bulantısı tutamayacağım kadar şiddetlendiğinde ise hızla dizlerimin üstünde ilerleyip klozete eğildim ve midemde ne var ne yoksa çıkardım, yetmedi öğürmeye devam ettim. Gözlerim dolarken kalbim acıyla kasıldı, tırnaklarımı sanki kalbimi söküp çıkarmak istiyormuş gibi kalbimin üzerine sapladım “Ne olur dur artık.” diye yalvardım kalbime.
Kapının çalma sesini duyar gibi oldum ama sesler çok uzaktan geliyordu. Kalbim üzerini yumrukladım “Ne olur dur artık!” acıyla bir kez daha inledim. Sesli bir kırılma sesi duydum ama ne olduğunu anlayamadım. “Deren…” kalbimin üstündeki elimin üstüne bir el yerleşti, onun tutmasıyla tırnaklarımı geçirdiğim göğsümdeki baskı azaldı. Elimi göğsümde çektiğimde ise bakışlarım onu buldu fakat konuşmadım kafamın içinde bir ses yankılandı sesinden rahatsız oluyor. Gözlerimden yaşlar akmaya devam etti “Konuş benimle,” diye fısıldadığında elimi onun tutuşundan kurtardım zorlukla ayağı kalkarken ağzımı çalkalayıp yüzümü yıkadım fakat aynadan kendime bakmadım Sarp ise hala az önce benim oturduğum yerde çökmüşn duruyordu.
Sarsak adımlarla banyodan çıkmaya yeltendim ama arkamda duyduğum ses olduğum yere mıhlanmam sebep oldu “Benimle konuşmayacak mısın?”
Omuz silktim “Sesimden rahatsız olduğunu sanıyordum.” diye mırıldandım iğneleyici bir sesle.
“Sesinden rahatsız olmuyorum. Sadece vicdanımın sesi beni çok fazla rahatsız ediyor.” itirafı karşısında bedenim kasıldı. Abimi kurtaramadığı için mi pişmandı? Vicdan azabı mı çekiyordu?
İstemsizce dudaklarımı büktüm fakat sırtım hala ona dönük olduğu için bunu görememişti. “O ses benide rahatsız ediyor.” dedikten sonra boş koridorda ilerlemeye başladım arkamdan geldiğini biliyordum. Biz iki ölü ruhtuk, yaşamıyorduk fakat bedenlerimiz hala dünyada yer kaplıyordu.
****
Yatakta duran kıyafet poşetlerine baktım, Sarp burasının benim odam olduğunu söyleyip elime bu poşetleri vermişti. Bende kısa bir duş aldıktan sonra poşetleri karıştırmaya başladım. İçindekiler tam bedenime göreydi iç çamaşır bedenimi biliyor olması beni rahatsız etti Belkide sadece öylesine aldı. Poşetten iç çamaşır ve siyah bir tayt çıkarıp üstüme geçirdim ardından bordo baldırlarıma kadar gelen balıkçı yaka bir kazak geçirdikten sonra kalın beyaz çorapları giydim ve ıslak saçlarımı kazağın içinden çıkardım.
Derin bir nefes alıp odadan çıktım. Oturma odasına ilerlediğimde Sarp’ın kahverengi büyük koltukta oturmuş bir şey içtiğini gördüm. Sesimi çıkarmadan onun yanına oturdum ve bacaklarımı karnıma çekerek kollarımı bacaklarıma sardım. “Kıyafetler tam oldu mu?” diye sordu
Kafamı salladım “Teşekkür ederim.” dedim sadece ama içten içe beni yiyip kemiren bir çok şey vardı “O adamlar kimdi?” diye sordum
“Henüz bilmiyorum ama belli ki anne ve babanında bu işte parmağı var.” dedikten sonra elindeki beyaz kupayı bana uzattı “Kahve. İçin ısınır.” dedi. Bardağı elinden aldım, sıcaklık parmaklarıma dağıldı ama bakışlarımı gözlerinden çekmedim “İçim gerçekten artık ısınır mı?” diye sordum ama ikimizde bunun cevabını biliyorduk.
Yanıyordum ama benim içim bir daha asla ısınmazdı.
“Annem öldüğü zaman on iki yaşındaydım.” dediğinde nefesimi tutup bütün dikkatimle onu dinledim “Her gün mezarın başında uyukluyordum, sabah olduğunda ise hiçbir şey olmamış gibi davranıyordum. Bir gün amcam yanıma geldi “Ona bu acı ne zaman geçecek” diye sormuştum. Bana demişti ki canından bile çok sevdiğin birini kaybettiğinde kalbinde, göğsünün tam ortasında kırk mum yanar. Kırk gün boyunca her gün bir mum söner acın hafifler ama o kırkıncı mum asla sönmez hep yanmaya devam eder.” gözlerini kısarak bana baktı, bakışlarında anlamlandıramadığım bir şeyler vardı “Bundan sonra senin kalbinde bir benim kalbimde üç mum daima yanacak. Ne kadar yıl geçerse geçsin hep varlığını sana hatırlatacak ve seni yavaş yavaş yakacak.”
Ona üçüncü kim diye sormak istedim ama sustum, onun yerine bakışlarımı ondan çekip kupayı dudaklarıma yaslayıp bir yudum aldım “Arkadaşımı aramam lazım.” dedim sakin bir sesle.
“Bugün uzun bir gece oldu, yarın sana yeni bir telefon alırız.” dedikten sonra oturduğu yerden kalktı “Sabah Turan gelecek, bize anlatacakları olabilir.”
“Bu yolda ailem bile bana yabancı olacak değil mi?”
“Bu yolda sen kendine bile yabancı olacaksın.”
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Acaba o anlayamadıgın duygu yeni filizlenmeye başlamış aşk olmasın
YanıtlaSil