Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 3.PERDE
Make The Angels Cry - Chirs Grey
Gözler birçok şeyi anlatırdı, bazende hiçbir şeyi. Ben ise o gün abimin gözünde ölümü görmüştüm. Hayır sadece ölümü değil aynı zamanda umudu ve huzuru. İnsan öldüğü anda umutlu ve huzurlu olabilir miydi? Olabiliyormuş çünkü benim abimin gözlerinden gördüğüm buydu.
Kan çanağına dönmüş gözlerim Turan denen adama döndü. Kumral saçları, koyu yeşil gözleri vardı. Sağ kolunda yapraklarından bıçak geçmiş kanayan bir gül vardı. O an bunun anlamını merak ettim ama sormadım, beni ilgilendirmezdi.
“Deren değil mi?” diye sordu, sesinde ve bakışlarında sadece şefkat vardı. Kafamı salladım “Dün gece hiç uyumamışa benziyorsun.” dediğinde bakışları yanımda oturan Sarp’a kaydı.
Dediklerini duymazlıktan geldim “Ne öğrendin?” diye sordum.
“Aradığımız adamlar bir şeyin peşinde, hatta birinin. Ama tam olarak kim olduğunu bilmiyorum. Sadece…” durdu ve bakışları Sarp’tan onay almak ister gibi ona döndü ardından oturduğu yerden kalktı ve yanımdaki boşluğa oturup elime uzandı eli elimin üzerine koydu. O an sanki abim yanımdaymış gibi hissettim.
“Ne oldu?” diye sordum sesimin titremesine engel olmaya çalışırken
“Annenler seni vermek için anlaşma yapmışlar.” demesiyle ellerim buz kesti ve hızla elimi geri çektim “Neden olduğunu bilmiyorum onu daha öğrenemedik ama bulucaz söz veriyorum.”
“Beni vermek için mi?” dedim düz bir şekilde ama içim çığlık atıyordu.
“Senin bir şey bildiğini düşünüyorlar. Bu konu hakkında bir şey biliyor musun?” söylediği cümlelerin artık benim için bir anlamı yok.
“Bilmiyorum. Sadece seslerini duydum. O gece yani ormanda birkaç adamın sesini duydum.”
“Bu senin peşine düşmeleri için gayet makul bir sebep.” dedi Sarp ama bundan daha fazlası varmış gibi hissediyordum. Yinede ses etmedim ve oturduğum yerde dikleştim “Ee o zaman nereden, ne zaman başlıyoruz?”
“Şu anlık Turan gizlice araştıracak. Bizse ortalığı kollayacağız.” dedi Sarp.
“Şeyma’nın buraya gelmesini istiyorum. Hem onunlla konuşmamda lazım.”
“Buraya gelmesi tehlikeli olur bu işlere onu bulaştıramayız.” sözlerimin haklılığı içime dokundu fakat ona ihtiyacım vardı. En yakın dostuma ihtiyacım vardı.
“Maçlar yaklaşıyor Sarp.”
Sarp sıkıntıyla nefesini verirken kaşlarımı çattım “Boks maçları mı?”
“Evet.” dedi kısaca Sarp
Bir tarafım onun bu kadar çabuk normale dönmesine kızarken bir tarafım ise bunun abimin katilini bulmamıza yardımcı olacağını söylüyordu. Yinede fikir belirtmedim, zaten belirtmek bana hiçbir şey katmayacaktı.
Bakışlarım tekrardan duvara kaydı düz ve boştu. Aynı zamanda karmaşık ve doluydu tıpkı benim gibi, tıpkı kafamınn içi gibi. Bir şeyler parçalayıp yıkmak istiyordum sessizlik bana göre değildi, bu ben değildim.
Seni susturdular.
Seni yaktılar.
Senin canını aldılar.
İntikam alacaksın.
Senden canını alanların canını alacaksın.
Sesin kısılına kadar bağıracaksın ya seni duyacaklar ya da seni susturmak için ellerinden geleni yapacaklar ama seni hiç kimse durduramayacak.
Omzuma dokunan el beni kendime getirdi ve ifadesiz bakışlarımı ona çevirdim. “Biraz uyumalısın.” dedi Sarp. Bakışlarımı ondan çekip etrafı taradım, Turan ne ara gitmişti?
“Gerek yok.” dedim.
“İnat etmeyi bırak. Biraz uyu her an bayılacakmış gibi bakıyorsun.” bakışlarımı tekrardan ona çevirdim. “Yaa rüyamda abimi bir kez daha kaybedersem.” sesimdeki korkuyu sezmiş gibi gözleri, gözlerime daha da derin baktı.
“Birini bir kez kaybedersin Deren. Bir kaç kez değil.” dediğinde canım yandı. Haklılığı canımı yaktı. Aklımı abimin kelimeleri doldurdu “Birini bir kere kaybedersin çiçeğim, kendini ise bir çok kez…”
“Bana abimi hatırlatıyorsun.” diye itiraf ettim. Bakışları durgunlaştı bunu söylememi beklemiyordu ama devam ettim “O kadar çok onunla vakit geçirmişsin artık çoğu kelimende o var.” derin bir nefes aldım. Omuzlarım yenilgiyle inip kalktı “O kadar onunla kelime paylaşmışsın ki kelimelerinde o varoluyor. Ben ise artık onun sesini bile unutmaya başlıyorum. Kelimeleri yok oluyor, ruhu uzaklaşıyor benden. Ben ona yabancılaşıyormuş gibi onu hiç tanıyamamışım gibi.”
“O benim can dostumdu ve ben en çok onun ağzından seni dinledim.”
****
“O maçta tanıdık bir ses veya birini görürsen hemen Turan'a haber ver tamam mı?” dedi bilmem kaçıncı kez Sarp. Neredeyse yarım saattir yoldaydık ve söylediği tek şey buydu. Araba durduğunda kapıyı açıp indim arkamızdan ise Turan geliyordu. Issız bir yerdeydik etrafımızda sadece birkaç büfe gibi bir şey vardı.
“Gidelim.” dedi Turan önden ilerlerken. Hiç birşey söylemeden yürümeye başladım topuklu ayakkabılarım dışında başka hiçbir ses yoktu. Tüylerim diken diken olurken kollarımı bedenime sardım ve yürümeye devam ettim. Bir garaj kapısın önüne geldiğimizde Turan bizden önce davranıp kapıyı açtı ve geçmemiz için eliyle işaret yaptı önce Sarp, ardından ise ben girdim. Merdivenler vardı ancak onları görmek çok zordu içeriyi sadece cılız bir ışık aydınlatıyordu.
Kolumda sıcak elinin dokunuşunu hissettim “Sakın yanımda ayrılma.” dedi net bir sesle. Bir şey söyleyecekken dilimi ısırdım ve kendime engel oldum. Biraz daha boş sokak gibi bir yerde ilerledikten sonra bir kapının önünde durduk. Kapının önünde iki tane takımlı adam duruyordu. “Çeliker.” dedi sadece buzdan bile soğuk olan bir sesle.
Adamlar onu tanımış olacak ki hemen kapıyı açtı Turan geliyor mu diye arkama baktığımda ise tam arkamızda olduğunu gördüm. Bakışları bana değdiğinde hafifçe gülümsedi ve önüme döndüm.
Turan tekardan öne geçip bizi bir odaya yönlendirdiğinde içerde gördüğüm şey ile gözlerim kocaman açıldı ve hızla gözlerimi kapatıp arkamı döndüm “Oğlum burası sizin öpüşme yeriniz mi?” diyen sesini duydum Sarp’ın.
“Ay!” tiz bir çığlık duyduğumda ayrıldıklarını düşünüp onlara döndüm. Kız dağılmış kızıl saçlarını düzeltti ve bana döndü. Bakışları beni görünce kocaman oldu “Bu o mu?” diye sordu Sarp’a dönerek.
Onun ise sadece kafasıyla onayladı. Adını bilmediğim kız ise hızla kollarını boynuma doladı. Direkt burnuma gelen koku şekerdi “Sen Deren’sin değil mi?” dedi sanki hep bunu bekliyormuş gibi.
“Sarılmayı bırakır mısın?” dedim direkt bir adım çekilirken.
“Ah!” diyerek utançla geri çekilirken bakışları baştan aşağı beni süzdü “Özer’in anlattığından daha farklısın.”
Hala kan çanağı gibi olduğunu bildiğim gözlerimi ona çevirdim “Abim ölmeden önce daha farklıydım.” dedim.
Bakışlarına hüzün yerleşti “Bana o gözlerle bakma. Burada hepimiz Özer’i tanıyoruz, onunla iyi arkadaştık biz yabancı değiliz bize güvenebilirsin.” dediğinde sesi samimiydi ama onlara güvenir miydim? Hayır.
“Bana yabancısınız. Kimseye güvenmem.” dediğimde az önce kızla öpüşen adam kolunu kıza doladı. Ardından bakışları bana dönerken hafifçe elini uzattı “Haklısın sen bize yabancısın. Ben Berk bu yanımdaki kızıl afet ise Işıl.” dediğinde bakışlarım eline değdi. Sıkmalı mıydım? Görmezden mi gelmeliydim ?
“Lan kızı ne darladınız!” diye araya giren Turan oldu.
O an Berk elini sıkmayacağımı anlamış olacak ki elini geri indirdi ve Işıl denen kızla kahverengi bir koltuğa oturdu. Bir süre öylece kapının önünde dikildim.
Abimde mi buraya geliyordu? Burada dikilmiş miydi?
Bakışlarım kahverengi koltuğa değdi. Bu koltukta oturmuş muydu? Kaç defa buradan geçmişti.
“Aklının seni bitirmesine izin verme.” sesiyle kendime geldim. Ona döndüğümde üstünün çıplak olduğunu gördüm.
Ne ara üzerini çıkarmıştı?
Zorlukla yutkunurken bir şey söylemedim “Çıkma vakti.” dedi Turan.
“Deren dediklerimi unutma.” dediğinde gözlerimi devirdim “Peki babacım.”
“Ciddiyim.” dedikten sonra Işıl yanıma geldi “Hadi biz önden çıkalım.” dedi.
Kafamı sallayıp onu takip ettim, kalabalıktan bağırma sesleri ve haykırışlar geliyordu. Kalabalığın arasından geçip kapalı kafese en yakın olan yerde durduk. “Buraya mı girecek!” diye sordum yüksek sesle, ses olduğu için kendi sesimi bile zor duymuştum.
“Evet.” dediğinde haykırışlar çoğaldı ardında ilk oyuncu bağırarak kafese girdi. Bakışlarım geldiğimiz odaya çevrildi çok geçmeden ise Sarp çıktı. Bu sefer çığlık ve haykırışlar daha da yüksekti Berk ve Işıl bile bağırıyordu. Bakışlarımız kesiştiğinde kafasını iyice dikleştirdi ve kafese girene kadar asla bakışlarını çekmedi.
Hakem geri sayım yapmaya başladıktan sonra dövüş başlamıştı. İlk hamleyi karşısındaki adam yaptı ancak Sarp direkt ondan kurtuldu ve karnına yumruğu geçirdi adamın nefesi kesilirken geriye doğru sendeledi.
“Merak etme Sarp kolay kolay kaybetmez.” diye ise Turandı.
Bakışlarımı ona çevirdim “Sen ne ara geldin buraya?” dedim şaşkın bir şekilde.
Gülümsedi “Ben her an her yerdeyim canım.” dedi kendini beğenmiş bir şekilde.
İlk defa gülümsedim bu sefer samimiydi ve gerçekti. Bakışlarım tekrardan kafese döndüğünde Sarp’ın adamın üzerine çıkmış ve yüzüne ardı ardına yumruklarla vurduğunu fark ettim. Gözlerim şaşkınlıka büyüdü “Adamı öldürecek.”
“Bu maçların amacı bu zaten oradan bir kişi çıkan olacak.” diye açıkladı Berk.
“Siz kafayı mı yediniz!” diye bağırdım “Ne demek bir kişi çıkacak.”
“Kural bu.” dedi sadece Turan.
Bakışlarımı bir daha kafese çevirmedim hatta daha fazla burada durmayacaktım. Oturduğum yerden hızla kalkarken Turan bana döndü “Nereye gidiyorsun?”
“Daha fazla bunu izlemeyeceğim.” dedikten sonra onun cevap vermesini beklemeden kalabalığın içine girdim. Sadece buradan çıkmak istiyordum daha fazla burada durup birinin ölümünü izlemeyecektim. Hızlı adımlarla yürümeye devam ederken arkadan bir ses geldi “NAKAVT!” bunun ne demek olduğunu bile bilmiyordum, o yüzden yürümeye devam ettim. Sürekli farklı bedenlere çarpıyordum kolumu bir el sardığında kaşlarımı çattım ama herşey aniden gerçekleşti. Bir nefes kulağıma çarptı “Sen ne zaman sustun biliyor musun? O gün her şey değişti. Kadınlar sustuğunda ya sır saklar, ya felaket çağırır.” saniyeler içinde varlığı yok oldu. En sonunda kalabalığın içinden çıkarken çıktığımız odanın içine girdim. Ne hissetmem gerektiğini bilmiyordum ama kalbim şuan korkudan çırpınıyordu. Derin nefesler alırken kalp ritmimi düzene sokmaya çalışıyordum.
Lütfen şimdi değil, şu an olmaz.
Kendimi zorlukla koltuğa atarken elimi göğsümün üzerine koydum o an kapı sert bir şekilde açıldı “Sen ne halt ediyorsun!” diye bağırışını duyunca zorlukla titreyen elimi kaldırdım. Susmalıydı, şuan susmalıydı.
“Deren.” bu Işılın sesiydi.
“İyiyim.” dedim ama sesim bile titriyordu.
“Titriyorsun.” dedi korkmuş bir şekilde
“Biliyorum!” dedim birden yüksek sesle ardından gözlerim doldu ama ağlamadım. Dudağımı dişledim, birazdan iyi olacaktım. Gözlerimi kapattım “Bir…İki…Üç…Dört…” gerisi is yoktu. Gerisi sadece bir boşluktu.
****
“O iyi değil.” diye bir ses duydum zihnimin derinliklerinde. Ölmüş müydüm bunun adı ölüm müydü ?
“Biliyorum.” sesi sakindi. Zorlukla gözlerimi aralamaya çalıştım ama bu çok zordu, sanki biri göz kapaklarıma baskı yapıyordu. O an bilincim beni yine yarı yolda bıraktı.
Kaybolmuştum, yolumu bulamıyordum. Kimdim ben? Derdim kiminleydi.
Senin derdin en çok kendinle.
En büyük dostumuz kendimizken en büyük düşmanımızda yine kendimizdir. Gözlerimi yavaşça araladım, bakışım ilk an bulanıktı sonrasında ise daha net görmeye başladım. Bakışlarım etrafta gezinirken onun acı kahvelerini gördüm, koltukta oturmuş bir şekilde gözünü bile kırpmadan bana bakıyordu. Dudağının kenarı patlamıştı kaşında ise br bant vardı, maçta olmuş olmalıydı.
Yattığım yerde dikleşirken bakışlarımı ondan ayıramadım, oda gözünü kırpmadan bana bakıyordu “Ne oldu?” dedim çatlamış sesimle.
“Uykusuzluk ve açlıktan bayıldın.”
“Kaç gündür yatıyorum.”
“Bir buçuk gün olacak.” dediğinde gözlerim kocaman açıldı. “Maç seni korkuttu mu?” diye sordu.
Korkmuş muydum?
“Korkmadım, sadece birinin ölümünü izlemek istemedim.” dedim dürüstçe. Başını salladı ve oturduğu yerden kalkıp dolaba ilerledi ardından elindeki poşeti bana uzattı. Elindeki poşeti alırken anlamaz gözlerle ona baktım “Bu ne?” dedim ama cevap vermeyeceğini anladığımda poşeti açtım. İçindeki ayakkabıları görünce gözlerim kocaman açıldı, bunlar kaçarken evde kalan ayakkabılarımdı.
“Araba koleksiyonunu henüz alamadım ama alabildiğim şeyler bunlar. İçinde hem eski hem yeni telefonun var. Yeniyi kullanman senin için daha iyi olur.” dediğinde uzun zaman sona ilk defa parlayan gözlerle ona baktım “Teşekkür ederim.”
Kafasını salladıktan sonra arkasına döndü “Sarp.” dedim yattığım yerden kalkarken “Biraz dinlensen iyi olur. Bende aşağıda biraz oyalanırım.”
“Bizimkiler aşağıda.” kafamı sallayıp elimdeki poşetle odadan çıktım ve oturma odasına doğru ilerledim.
“Deren!” Işıl beni görünce hızla boynuma sarıldı bu sefer itmedim ve bende kollarımı ona doladım “İyi misin?” diye sordu telaşla.
“İyiyim,” derken geri çekildim “Sizi endileşendirdiğim için özür dilerim.”
“Sarp nerede?” diye sordu Turan
“Biraz dinlenmesini söyledim.”
“Bir an olsun başından ayrılmadı. Birden kriz geçirince çok korktuk, titriyordun Deren o kadar titriyordun ki sanki epilepsi krizi gibiydi.” hafifçe gülümseyip Turan’ın yanına oturdum “Özür dilerim.” dedim bütün içtenliğimle.
Normalde birinden kolay kolay özür dilemezdim ama onlara kalbim ısınmaya başlıyordu. Çünkü onlar abimin anılarıyla doluydu.
“Çorba yaptım, gel sıcak sıcak iç.” Işıl kolumdan tutup beni kalırdı ve zorla mutfağa yönlendirdi. Çorbayı kaseye koyup bir anne edasıyla bitirene kadar başımda bekledi. “Sarp dün senin arkanı dönüp gittiğini görünce adamı nakavt etti.”
“Nakavt mı?”
“Evet nakavt. Yani adamı tek yumrukta etkisiz hale getirdi.” sözleriyle duraksadım. “Sarp normalde hiç böyle yapmaz.”
“Ne demeye çalışıyorsun Işıl.”
Gülümsedi ve omuz silkti “Hiç. İyi olmana sevindim” dedikten sonra elini omzuma koyup yanımdan geçti.
Bu konu hakkında çok fazla düşünmeyip eski telefonumu açtım. Ekrana direkt aramalar ve mesajlar düştü. Şeyma’dan bir sürü mesaj ve arama olduğunu görünce görüntülü arayıp masanın ortasındaki vazoya yasladım. Telefon birkaç çalıştan sonra açıldığında onu gördüm. Saçını yukarıdan dağınık bir topuz yapmıştı, telaşlı bakışları beni buldu “Deren! Şükürler olsun. Kafayı yedim kızım. Neredesin sen?”
“Merak etme iyiyim.”
“Deren annenler bir haftadır beni arayıp seni soruyor bilmediğim bir şey mi var?” diye sordu ama bir şey olduğunu anlamıştı, her zaman anlardı.
“Şeyma bak bundan kimseye bahsedemezsin benimle konuştuğunda kimseye söyleme.” dedim tedirginlikle.
“Deren beni korkutuyorsun.” zorlukla yutkundum ama sözler ağzımdan çıkmadı. Onu tehlikeye atamazdım, söylersem onu tehlikeye atmış olur muydum? Bu ihtimaller susmama sebep oldu, birini daha kaybedemezdim.
“Şeyma şu an bir şey söyleyemem, sadece bana güven ben iyiyim. Seni daha sonra tekrardan arayacağım.” dedikten sonra cevap vermesini beklemeden telefonu kapattım. Başımı kollarımın arasına aldım ve masaya yasladım, arkamda birinin varlığını hissettim ama ses etmedim.
“En yakın arkadaşını riske atmamak için susmak kötü bir his olmalı.” dedi Berk arkamdan.
Kafamı masadan kaldırmayıp konuştum “Bok gibi bir his.”
“Yinede onu korumuş olacaksın.”
“Biliyorum.” dedikten sonra kafamı kaldırdım ve bakışlarımı Berk’e çevirdim “Abimle iyi anlaşır mıydın?”
“Evet bu yaz Işıl ile nişanımız olacaktı onuda özellikle davet etmiştim. O senide getirecekti.” canımın yandığını hissettim. Beni onlarla tanıştıracaktı ama şimdi ben onlarla tanışmıştım ama o yoktu.
“Bu haksızlık değil mi?” dedim acıyla
“Öyle. Ama hayat hiçbir zaman adaletli davranmaz.” dediğinde aklıma bir şey geldi. Gözlerim hatırladığım şey ile kocaman olurken hızla oturduğum yerden kalktım. Berk şaşkınlıkla peşimden gelmeye başlarken hiç umursamadan az önce çıktığım odaya geri döndüm. Elbetteki onu belinde sadece bir havlu ile karşımda görmeyi beklemiyordum.
“Kapı çalma adabın yok mu Sİlday.”
“Önemli bir şey hatırladım.” dediğimde bakışlarımı asla ondan çekme tenezzülü duymuyordum. Adamın bütün uzuvlarını görmeni engelleyen tek şey o havlu Deren.
“Bu haldeyken mi konuşmak istiyorsun.” dedi sesindeki muziplikle.
“Bir ses duydum.” dedim sadece ve arkamı döndüm “Hızlı olsan iyi edersin.”
“Gerçekten çıkmayacak mısın?”
“Merak etme ırzına geçmeyeceğim ayrıca yaşlı adamlar ilgimi çekmiyor.” dedim iğneleyici bir sesle ancak o kasları gördüğümde az kalsın şurumu kaybedecektim. Fakat bunu onun bilmesine gerek yoktu.
Selamm ballarım umarm bölümü beğenmişsinizdir.
Bölüm sonunda yorum yapmayı unutmayın lütfen
ıg/sesimiziduyuramadik
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Güzel bölümdü çok teşekkürker
YanıtlaSilÖzellikle ışılın ima ettikleri yada ima etmeğe çalıştıkları çok güzeldi