Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

V. 10.PERDE




***

"Dizlerimdeki yaraları sardın

belki de bu yüzden sana bu kadar bağlandım."

***


Pus - Sufle

Brooklyn Baby - Lana Del Rey


BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE KARAKTLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR 

Ig/ sesimiziduyuramadik

Tt/ sesimiziduyuramadik

X/ sesimiziduyuramadik


İyi okumalar ballarım bölüm sonu yorumlarında buluşalım



 “Sana güveniyorum. Benim bugünü sağ atlatmaya ihtiyacım var.”


Olduğu yerde duraksadığını hissettim. Ona ilk defa ona güvendiğimi söylemiştim, bu öylesine bir güven değildi. Bugün beni buradan sağ çıkarmasını istemiştim, yoksa ben yanacakatım ve beraberinde herkesi de yakacaktım. 


Adımlarımız masaya doğru giderken bakışlarım Koray’ın yanında kumral saçlı kadına değdi. Üzerindeki beyaz dar elbiseyle oldukça zarif duruyordu, bakışları benim gibi yumuşak değil, keskindi. Bana bakarken dudağının kenarına tehlikeli bir gülüş yerleşti. 


Masaya vardığımızda Koray elini bana uzattı “Hoşgeldiniz.” dedi. Önce eline sonra onun yüzüne baktım. O eli yerinden ayırmak istiyordum. Zorlukla yutkunurken elini sıktım, elini sıkarken yine midemde o iğrenme hissi vardı. Yüzümü buruşturmamak için kendimi zor tuttum. “Hoşbuldum.” dedim dudaklarımda zoraki bir gülümseme oluşurken.


Elimi kendine çekip dudaklarını elimin üzerine bastırdı ve öptü. Midemin çalkalandığını hissettim. Bu yüzden Sarp’ın  kolunda olan elimle onun kolunu daha çok sıktım. Koray elimi geri bıraktığında Sarp’ın da elini sıktı o sırada bende Koray’ın yanındaki kadının elini sıktım.


“Lara. Koray’ın karısıyım.” dedi elimi nazik bir şekilde sıkarken.


“Deren.” deyip elimi geri çekerken Sarp’ın kolundan elimi çektim. Sarp benim sandalyemi geriye çekerken ona gülümseyip oturdum “Teşekkür ederim hayatım.” dedim samimi olmasını dilediğim bir sesle.


Hayatım mı?

Aferin sana Deren.


“Her zaman.” dedikten sonra kendi sandalyesini çekip oturdu.


Yemekler önümüze gelirken Koray konuşmaya başladı “Bu güzel çiftin nasıl tanıştığını çok merak ediyorum.” dedi. Sesi ilgili gibiydi, iyi rol yapıyor. 


Gülümserken bakışlarımı Sarp’a çevirdim ve melül melül ona baktım “Bir kayıp.” dedim. Bakışlarım Koray’a döndü tekrardan “Bir kayıp bizi birleştirdi.” 


“Çok üzüldüm. Yakının mıydı?”


Abimdi.” dedim düz tutmaya çalıştığım sesimle. Onu sen öldürdün demek istedim ama onun yerine sadece yemeğime döndüm. Etin yanındaki patates püresinden küçük bir lokma aldım ama yutmakta zorlandım. Boğazımda bir yumru varmış gibi hissediyordum. 


“Çok özür dilerim Deren. Acını deşmek değildi niyetim.” dedi Koray üzgünmüş gibi.


“Sorun değil.” dediğimde içimdeki ateş kaynıyordu ama belli etmedim. “Hayat bu kayıplar hep olur.”


“Son maçta ben çok etkiledin Sarp.” dediğinde bu sefer odağı yanımdaki adamdı. “Tam herşeyi kaybettik derken birden ayaklanıp rakibini nakavt ettin.” 


Elini masanın üzerindeki elimde hissettim “Herşey sevgili nişanlım sayesinde oldu.” dediğinde bende gülümsedim. “O benim güç kaynağım. Gücümü ondan alıyorum.” 


“Ona ne şüphe!” dedi keyfile.


“Senin mesleğin neydi?” diye sordu Lara. 


Bakışlarımı ona çevirirken “Balerin.” dedim “Profesyonel balerinim. Abimi kaybettikten sonra biraz ara vermek zorunda kaldım.”


“Bizim buralarda dans kursumuz var seni orada görmekten mutluluk duyarım. Ben vün boyunca neredeyse oradayım dans eğitimi veriyorum.”


“Bundan mutluluk duyarım. Hem artık belki de dönme vakti gelmiştir.” dedim. Onlara ne kadar yakın olursam o kadar iyi olurdu. “Sen ne dersin sevgilim?” dedim Sarp’a dönerken. 


Sen bu işi gereğinden fazla ciddiye aldın kızım.


“Sen nasıl istersen öyle olsun hayatım.” dediğinde bacağımdaki elinin varlığını hissettim. Eli sıcaktı, hemde fazlasıyla. Yoğun bakışlarından zorlukla gözlerimi çekerken tekrardan karşımdakilere döndüm.


Lara kocasının bir katil olduğunu bilse hala onunla evli olmaya devam eder miydi? Ya da onu yine sever miydi? Bir katil sevilebilir miydi? Bakışlarım adeta Koray’a kilitlenmiş durumdaydı. Masadaki bıçağı kaç saniyede onun boynuna saplayabilirdim? Ellerim titrer miydi? Yapar mıydım? Birini öldürebilir miydim?


Bacağımdaki elin baskını hissettiğimde bakışlarım Koray’dan ayrıldı. Nefesini kulağımda hissettim “Kilitlenme. İyi gidiyorsun.” diye fısıldadı sadece benim duyabileceğim bir sesle. Elinin baskısı bacağımda o kadar belliydi ki doğru düzgün düşünemiyordum bile.


Yemeklerimizi yerken iş hakkında bir çok şey konuşuldu ardında tatlıya geçileceğini söyledi. “Peki sen Deren?” dediğinde daldığım düşüncelerden sıyrılıp Lara’ya döndüm. 


“Pardon dalmışım. Ne demiştiniz?”


“Siz merhametli misiniz yoksa zalim mi?” 


“O kesinlikle çok merhametli biri.” diye araya girdi Sarp. 


“Merhameti hak eden herkese merhametliyim.” dedim Sarp’ın söylediği kelimelerin üzerine. 


“Sizce herkes merhameti hak etmez mi?” diye sordu Koray.

Hafifçe gülümsedim “Sizce bir katil merhameti hak eder mi?” diye sordum ona karşılık. Bakışları kısık bir hal aldı “Haklısınız. Bir katile merhamet gösterilmez. Çünkü oda kimseye merhamet etmez.”


“Neyse böyle tatsız konuları kapatalım ve tatlımızı yiyelim.” dedi Lara.


Önüme bir dilim tiramisu konulduğunda zorlukla yutkundum. “Umarım seviyorsunuzdur.” dedi bize Koray ama ben dönüp birşey söylemedim.


“Düğün ne zaman düşünüyorsunuz?” dediğinde bakışlarımı tiramisudan çekip Koray’a çevirdim. Kendimi toparlamam lazımdı ifademi korumam lazımdı. Belli etme, belli etme. “Henüz biraz erken olduğunu düşünüyoruz. Zaman ne getirir bilemeyiz tabi.” diyerek benim yerime açıklama yaptı.


Bakışlarım tekrardan önümdeki tatlıya kaydığına titreyen elimle çatalı alıp tatlıya batırdım. Küçük bir parçayı ağzıma aldığımda içimden ağlamak geldi, ağzımdaki tatlıyı zorlukla çiğnemeye başladığımda artık masadaki hiçbir konuşulanı anlamıyordum. Aldığım lokma büyüdükçe büyüdü ama ben ses etmedim. Zorlukla yutkunduğumda bir çatal daha aldım ve bir çatal daha, her lokmamda miden daha fazla bulandı, genzim daha da sızladı. 


Abi neredesin? Abi canım acıyor. Yemin ederim çok acıyor, lütfen nefes alamıyorum.


Tabağımdaki tatlı bittiğinde sırtımı dikleştirme isteği duyup daha da dik oturdum. Oysa şu an içimdeki kız ölüyordu, iki büklüm olmuştu. Sarp’ın eli hala yanımda olduğunu belli etmek ister gibi bacağımdaydı. Ara sıra ileri geri gidiyor ve bu bacağımın karıncalanmasına sebep oluyordu. 


“Deren sen iyi misin?” bu sesin sahibi Lara’ydı.


Bakışlarımı boşluktan çekip ona çevirdiğimde kendimi gülümsemeye zorladım. “İyiyim. Sadece benim için biraz yorucu bir gündü.” dedim.


“Bugünlük bu yemeği burada bitirsek iyi olur.” dedi Sarp. “Nişanlım uykusuzluğa pek dayanamaz.”


Koray oturduğu yerden kalkarken hepimiz kalktık. Sarp’ın kolu direkt olarak belime yerleşti, eğer o an beni tutmasaydı yere yığılacağımı hissettim. “O zaman bir dahaki yemeği evimde yapalım.” dedi Kora ve vedalaştık.


Restorandan çıktığımızda tam bir enkazdım. Sarp beni arabaya ilerletti, koltuğa oturmama yardım etti ardından kemerimi bağladı. Bunun hepsini yapmasına izin verirken benim bakışlarım sadece boşluktaydı. Kirliydim, kirlenmiştim hatta o kadar kirlenmiştim ki kendimden bile nefret ettim.


Abi beni affeder misin?


Midemdeki  ağrı şiddetlenmeye başladığında “Arabayı durdur!” dedim keskin bir sesle. İtiraz etmeden arabayı durdu, öyle bir hızla kendimi arabadan dışarı attım ki arabadan bir kaç metre ötede dizlerimin üzerine düştüm. Midemde ne var ne yok çıkarırken sırtımda onun sıcak elini hissettim. O eliyle sırtımı ovalarken ben midemde ne var ne yoksa çıkardım yetmedi midemdeki suyu bile çıkardım. Kulaklarım uğuldarken zihnimde abimin sesini duyum Birini bir kez kaybedersin çiçeğim, kendini ise bir çok kez. 


Kendini kaybetme çiçeğim.


“Deren.” diyen sesi duydum boğuk bir şekilde. Dudaklarıma bir şey değdi ardından hemen ilaç tadını aldım. Bakışlarım boşluktan çıkıp Sarp’a döndüm, elinde benim astım ilacım vardı. Havasız mı kalmıştım? Zaten uzun süredir aldığım nefes ciğerlerime batıyordu. “Bir şey söyle…” dedi yalvarır gibi.  Söylenecek ne vardı ki? Ne söyleyecektim? 


“İyiyim.” diyebildim sadece. 


“Özür dilerim, özür dilerim seni sağ çıkaramadım. Özür dilerim.” kelimeler o kadar hızlı ağzından çıkıyordu ki beynim hepsini seçemiyordu. Algılarım kapanmış gibiydi. Yavaşça dudaklarımı ıslattım. “İyiyim.” dedim tekrardan. Kafamı iki yana salladım “Sorun yok.” bu sefer dudaklarım titredi “İyiyim.” 


“Yapma…” 


Dolan gözlerimi ondan saklamak için gökyüzüne çevirdim. Bu gece yıldızlar vardı, parlıyorlardı. “Hayır, iyiyim. Gerçekten.” dedim ama yine sesimin titremesine engel olamadım. 


Kendini kaybetme çiçeğim.

Kendini kaybetme çiçeğim.


“Arabaya geçelim.” dedi Sarp beni kolumdan tutup düştüğüm yerden kaldırırken. Ön koltuğa oturmama yardım etti daha sonra kemerimi bağladı ve kapıyı kapattı. Benim bakışlarım ise dizlerim kaydı, yaralanmışlardı ve kanıyorlardı. Düştüğümde derim soyulmuş olmalıydı, dizlerim kanıyordu. 


Gözyaşlarım yanaklarıma doğru akarken dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtı. “Deren…” dedi Sarp “Ağlama, yine kriz geçireceksin.” 


“Dizlerim acıyor.” dedim kanayan dizlerime bakarken. “Dizlerim acıdığı için ağlıyorum. Kanıyorlar.” dedim ağlamam daha da şiddetlenirken. 


Sarp birden arabayı kenara çekip durdurdu. O arabadan inerken ben ağlamaya devam ettim. Önce kapıyı daha sonra kemerimi açtı ve bacaklarımı kendine çekti. “Ağlama.” dedi kısık sesle. “Bak yaranı temizleyeceğim. Acımaycak, kanamycakta.” elinde ne ara aldığını bilmediğim pamuk ile dizimi temizlerken yarama üfledi hafifçe. 


 Avucumla gözyaşlarımı sildim ama hemen arkasından yenileri eklendi. Bakışları yine bana değdi “Deren, ağlama lütfen. Ne yapayım ağlamaman için.” 


“Dizim acıyor.” dedim sadece.


Sıkıntılı bir nefes verdi verdi ardından tekrardan dizime döndü. Yarayı temizledi, acımasın diye üfledi daha sonra ise yara bandı ile kapattı. Yine bana döndüğünde gözyaşlarım biraz durulmuştu. “Sardım bak.” dedi bir çocuğa söylermiş gibi “Ağlama artık. Kendine zarar veriyorsun.”


“Bugün ben gerçekten yeniden doğdum.” dedim çatallaşmış sesimle. “Ve ben yeniden doğarken yanımda olan tek kişi sensin.” elim istemsizce boynumda yıldız kolyeye gitti.


Sarp’ın bakışları da kolyeye kaydı “O ne yıldızı biliyor musun?” kafamı olumsuz anlamda salladım “Kuzey yıldızı. Güveni, sadakati ve umudu simgeler. Ben olmasam dahi bu kolye her anında senin yanında olacak. Yönünü kaybetmene izin vermeyecek.” elleri yaralı dizlerimin üzerinde daireler çizmeye başladı “Çünkü pusula daima kuzeyi gösterir.” 


Ellerimin onun dizlerimin üzerinde duran ellerinin üzerine koydum. “Teşekkür ederim. Bugün beni oradan sağ çıkardığın için.” 


“Teşekkür ederim.” bakışları bana döndü “Bana güvendiğin için.”


🖤


Kaynar su başımdan aşağı dökülmeye devam etti. Lifi elime alıp vücuduma sert bir şekilde sürtmeye başladım. Temizlenmem gerekiyordu, o adamın eli elime değmişti. Bakışları benim üzerimde gezinmişti, benim temizlenmem gerekiyordu. 


Ne kadar yıknanırsan yıkan temizlenmeyceksin.


Temizlenecektim. Lifi vücuduma daha sert bastırdım, derimi yerinden sökmek istiyordum. Saatlerce suyun altında kaldım, en sonunda artık buhar yüzünden kendimi iyi hissetmediğimi fark edince duşa kabinden çıktım ve havluya sarıldım. Aynadan kendi görüntüme döndüm, boynum kızarmıştı. Banyodaki işlerimi hallettikten sonra odaya geçtim ve üzerime rahat bir pijama takımı geçirip saçlarımı kurutmadan telefonumu alıp odadan çıktım.


Oturma odasındaki üçlü koltuğa oturup telefonumu açtım ve gelen mesajlara girdim. Şeyma’nın attığı ses kaydına bastım “Benim canım bebeğim, güzel, güçlü kızım. İyi ki doğdun. Sabah şu huysuz Sarp yüzünden kutlayamadım ama unutmadım… Asla unutmam. Yarın mutlaka gelip seni göreceğim merak etme. Eminim ki bugünde bütün karanlığın ortasında parlamaya devam ettin. Bundan sonra daima parlayacaksın. Seni seviyorum!”  karşımda o varmış gibi hissetiğimde içimdeki karanlık yok olmaya başladı. 


Teker teker Işıl, Turan ve Berk’in mesajlarını dinledim. Eski telefonumun nerede olduğunu bilmiyordum ama olsa şu an kendimi daha iyi hissederdim. Sarp ortalıklarda gözükmüyordu, yalnızlık üzerime çığ gibi yıkıldı. Işıklar bir anda kapandığında oda karanlığa gömüldü. Elektrikler mi kesilmişti? Tedirginlikle oturduğum yerden kalktım ve telefonun ışığını açtım. “Sarp. Orada mısın?” ses gelmedi. Onun kaldığı odaya doğru ilerleyecekken kapının açılma sesini duymamla korkuyla o tarafa döndüm. 


Kapıda duran kişi yabancı değildi, oydu. Işıklar anında açılırken kocaman olmuş gözlerle elinde pasta olan Sarp’a baktım. “Bizde buradayız!” diye Şeyma ise şaşkınlığımı ikiye katladı. “İyiki doğdun Deren! İyiki doğdun Deren.” hepsi bir ağızdan bunu söylerken acı kahvelerin sahibi sadece dolmuş gözlerime bakıyordu. 


Tam önümde durduğunda Işıl’ın elini omzumda hissettim “Hadi dilek tut ve üfle.” dedi, sesinde anne şefkati vardı. Kafamı heyecanla sallarken ellerimi kalbimin üstüne götürdüm ve gözlerimi kapatıp sadece benim duyabileceğim bir sesle fısıldadım ; “Lütfen hatırlayayım.” mumları üflediğimde gözlerimi açtım. 


Diğer omzumda abimin elini hissettim ve huzurla gülümsedim. Beni yalnız bırakmadığın için teşekkür ederim. Geri çekildiğimde herkesin etrafımda olduğunu fark ettim, ailem burasıymış gibiydi. 


Şeyma hızla kollarını benim boynuma dolarken bende kollarımı sıkı sıkı ona sardım “İyi ki doğdum canım.” dedi içli içli.


“Beni kandırdın.” diye söylendim.


“Kabul et ama iyiydi.”


“İyiydi.” geri çekildikten sonra Sarp hariç herkese sarıldım. En sonunda orta sehpanın etrafında tekrardan toplandık. Şeyma elindeki küçük kutuyu bana uzattı “Her daim yanında olduğumu bilmeni istiyorum.” dedi. Kutuyu açtığımda içinde kırmızı şans bilekliğini gördüm, bu onunla her zaman aramızda olan şeylerden biriydi. O böyle şeylere her zaman benden daha çok inanırdı. 


“Teşekkürler.” diye fısıldadım. 


“Ne seveceğini tam olarak bilemedim. Umarım hala zevkin aynıdır.” dedi Işıl elindeki kutuyu uzatırken. “Teşekkür ederim.” deyip  kutuyu açtığımda içinde çok istediğim marka ayakkabıları gördüm. Gözlerim kocaman olurken “İnanmıyorum!” dedim heyecanla. “Bunlar çok güzel!” dedim kollarımı ikisinede dolarken. 


“Benim hediyem bir kaç güne gelecek.” dedi Turan.


Hepsine kocaman gülümserken “Bugün için çok teşekkür ederim.” dedim uzun zaman sonra içim heyecanla dolarken “Bugün yaptığınız şey benim için çok özel.” 


Orta sehpanın etrafında oturduğumuzda herkes kendi arasında konuşmaya başlarken sessiz kalan her zamanki gibi Sarp’tı. Bakışlarım ona takılı kalmışken o oturduğu yerden kalktı “Geç oldu. Bugün burada kalın.” dedi. “Kızlar Deren’in odasında kalsın sizde burada uyuyun.” 


“Ben niye sevgilimden ayrı yatıyorum?” diyerek araya girdi Berk.


“Evimin on odası yok oğlum. Alt tarafı üç odalı ev biri zaten benim spor odam.” 


“Ben Işıl ile Deren’in odasında kalırım gerisini siz düşünün.” 


Sarp sabır dilenir gibi kafasını iki yana sallayıp odasına giderken gözden kayboldu. “İyi geceler.” diyerek oturduğum yerden kalktım.


“Sen nerede yatacaksın?” diye sordu Şeyma şüpheyle.


Umursamazca omuz silktim “Uyumayacağım galiba.” dedim lakin adımlarım karanlık holün içine doğru gittiğinde kendime lanetler yağdırdım. Sarp’ın odasının kapısında durdum. Elim kapının kulpuna gitti ama kendimde o kapıyı açacak cesareti bulamadım. Sıkıntılı bir şekilde sırtımı kapıya döndüğümde kapının açılma sesini duydum. Sıçtın Deren. İyi bir açıklama bulsan İyi edersin.


“Deren.” dedi şaşırmış bir sesle. Derin bir nefes alıp ona döndüğümde neden burada olduğumu anlamaya çalışıyormuş gibi bakıyordu. “Bir şey mi oldu?”


“Hayır.” diye itiraz ettim hemen "Yani uykum gelmedi. Diğerleride uyudu, bende konuşuruz diye düşündüm. Birde teşekkür edecektim, Bugün için yani,” kelimeler ağzımdan o kadar hızlı çıkıyordu ki panikte saçmalamaya başlamıştım. Cevap vermeyince paniğim daha da arttı. “Neyse saçma bir düşünceydi. Boşver.” 


“Boş vermem.” dedi bir anda “Benimde uykum yok zaten konuşalım.” içeri geçmem için bir adım geri çekildi. Usul adımlarla içeri girerken odanın kapıyı kapısını kapatıp yanıma geldi. Bu odaya ilk defa girdiğimi fark ettim, odanın duvarları griydi. Çift kişilik bir yatak ve büyük bir beyaz dolap vardı. Ayrıca odanın balkona açılan bir kapısı bile vardı, balkona doğru ilerleyip kapısını açıp balkona çıktım. “Balkonunda bir kum torbası mı var?” diye sordum şaşkınlıkla. 


“Arada burada çalışıyorum.”


Yere oturup sırtımı duvara yasladım ve dizlerimi kendime çektim. Oda benim yanıma otururken omuzlarımız birbirine değdi. “Hiç neden babannemin soyadının Fernandez benimkinin Çeliker olduğunu merak ettin mi?” Diye sorduğunda sesi hüzünlüydü. Bir çok kez bunu merak etmiştim ama sormamıştım.


“Sormak bana düşmezdi.” dedim dürüst bir şekilde.


Bu dediğime güldü “Annemin soyadı Çeliker. Babamın ise Fernandez. Annem eskiden bana Matias derdi bu ismi çok seviyordu. Her zaman bana “Sen bana tanrının hediyesisin” derdi. Ben ise o öldükten sonra onun soyadını aldım, amcam ise annemden sonra kimliğime Sarp ismini eklenti. Kimlikte Matias Sarp diye geçiyor. Matias ismini kullanmayı sevmiyorum bana sadece annem sevgiyle Matias derdi. Onun bende kalan tek hatırası bu isim.” içim acıyla burkulurken gözlerimin dolduğunu hissettim. “Dengesizim. Aptalım. Öfkeliyim. Belki sana göre bunlar bir bahane olarak gelecek ama bende böyle bir adam olmayı istemedim Deren. Bu adam olmayı ben seçmedim.”


“Ne olursa olsun,” bakışlarım karşı binadaki yansımasına döndüm. “Seni anlamaya çalışacağım. Sözde değil gerçekten anlamaya çalışacağım. Söz veriyorum.”


“Beni anlamak Seni yorar.”


“Bende seni yorarım.”


Bana baktığını hissettiğimde bende ona döndüm, acı kahvelerindeki minnet canımı yaktı. Bu zamana kadar kimse onu anlamaya çalışmamış mıydı? Ona kollarımı dolayıp bağrıma basmak istiyordum.


“Bana öyle bakma.” diye sesi az önceye nazaran daha sertti. “Bana acı diye anlatmadım.” 


Zorla yutkundum “Sana acımadım.” dedim net bir sesle. “Sarp.”


“Hı.” dedi o olduğunu onaylayan bir sesle.


“Bugün için teşekkür ederim. Yanımda durduğun ve ayakta kalmama yardım ettiğin için. Sana olan güvenimi boşa çıkarmadığın, beni hayal kırıklığına uğratmadığın için.” kafamı yavaşça onun omzuna koydum, başta kolunu geri çekecek sandım ama onun yerine kafamın üzerindeki kafasını hissettim. “Kafamı ezdin.” dedim huysuz bir şekilde. Kafası fazlasıyla ağırdı. 


“Abartma.”


“Senin kafanın ağırlığından haberin yok herhalde.” kaşlarım çatılmıştı istemsizce. Kafası ağırdı ama kaldırmasını istemiyordum. “Kaldırayım mı?” diye sordu kafamın içini okuyormuş gibi.


Adam zihnini okuyabiliyor Deren.


“Kaldırma.” dedim. Kokusunu içime çekerken gözlerim kapandı, huzur verici derecede güzel kokuyordu. Ev gibi hissettiriyordu adeta, yuva gibi… “Hiç aşık oldun mu?” cevap vermedi. O konuşmayınca ben konuşmaya başladım. “Ben olmadım.” dediğim anda bunun onun canını yakacağını fark ettim ama artık sözümü geri almak imkansızdı. “Yani lisede çok fazla kişiyle tanıştım bende göz alıcı bir kız olduğum için, herkesin dikkatini çekerdim.” alayla söylediğim şeyler onu güldürdüğünü hissettim. 


“Hadi canım! Senin gibi sinir küpüyle kimin dikkatini çeker ki.” dedi alayla. O bunu alayla söyledi ama benim kalbimde bir yere dokundu. Senin nazını kimse çekmedi Deren. Bu gerçek bir anda tokat gibi yüzüme vururken içim acıdı yine hafifçe tebessüm edip bozuntuya vermedim. 


“Beni gerçekten hak eden biri.” dedin burnum havada bir şekilde. Beni hak etmeni isterdim. Seni hak etmek isterdim. 


“O zaman seni hak edecek kişi daha anasının karnından doğmadı.” bu dediğine cevap vermedim. Ona sarılmak istiyordum. Hayır şuan sadece istemiyordum ona sarılma ihtiyacı duyuyordum.


“Bana sarılsan ya?” dedim birden hiç düşünmeden. Kafasını kafamın üzerinden çektiğini hissettim, o kaldırınca bende kaldırdım ve ona baktım. “Niye öyle bakıyorsun?”


“Nasıl bakıyorum?” 


“Tereddüt eder gibi. Anlamamış gibi.” 


“Anlamadığım doğru. Bazen sanki kafanın içindekileri okuyabiliyorum ama bazende seni asla göremiyorum.” dediğinde bu durumdan memnun olmadığı çok belliydi. 


“Sarılmayacak mısın?” diye sordum tekrardan. Bu sefer cevap vermek yerine kollarını bana dolayıp beni göğsüne çekti. Abim gibi hissettiriyordu. Bu yüzden mi bana sarılsın istiyordum? Bu yüzden mi ona ihtiyaç duyuyordum? “Annen şu anki halini görse seni anlardı.” diye itiraf ettim. Gurur duyardı demedim ama anlardı biliyorum. Her anne anlardı, onun zorunlu olduğunu anlardı. 


“Kokun ev gibi,” derken beni daha fazla göğsüne yasladı “Hiç değişmemiş.” dediğinde ne diyeceğimi bilemedim. Bu yüzden sustum, bu sefer ben sustum. “Kokun bana her zaman güvende hissettiriyor. Bu ne olursa olsun asla değişmeyecek bir şey.” 


Sarp Çeliker benim kokumda güven buluyordu.


“Koskoca Sarp Çeliker bir kadının kokusuna mı tutuldu?” dediğimde “Bir kadının kokusuna değil, senin kokuna.” diye düzeltti hemen beni. İtirafı ile bütün tüylerim diken diken olurken kollarının arasından çıktım ve oturduğum yerden kalktım “Böyle söyleme.” dedim. “Yapma bana karşı olan hislerinde bu kadar açık olma.” 


“Yanımda dur dedin Deren. Bana sarıldın, beni öptün, benim yanımda yattın, bana tutundun. Sence de biraz geç kalmadık mı?”


“Çok hızlı her şey ben yetişemiyorum, doğru düzgün düşünemiyorum.” diye açıkladım. Hazır değildim bunları duymaya, yeniden yıkılmaya da hazır değildim. 


“Peki.” dedi sadece. 


Kafamı salladım. “Peki.” içeri girdiğimde oda arkamdan geldi. “İstersen benim yatağımda uyu. Ben koltukta yatarım.”


“Gerek yok.” dedim direkt.


“Deren.” sesi uyarı verir şekildeydi. “Burada uyu hem sen dedin diğerleri uyudu diye uyandırma şimdi.” niye ısrar ediyordu ki?


“Benimle aynı odada kalmaya bu kadar meraklı olduğunu bilmiyordum.” ellerimi belime yerleştirip ona meydan okudum. 


“Nişanlım değil misin?”


Sahte nişanlın.” diye her harfin üzerine bastırdım


“Fark etmez.”


“Eder.” dedikten sonra kapının kulpunu tuttum aynı anda Sarp’ın eli benim bileğimi sardı. Sıcaklığı bütün vücudumu kaplarken içim titredi. “Kal.” dedi sadece ama bunu emir vererek söylememişti daha çok ricaydı. 


İtiraz etmek istedim ama bunu yapamadım onun yerine gözlerim onunkilere kilitlenmiş bir şekilde olduğum yerde duruyordum. Hayır demem gerekirdi. diyemedim. “Kalırım.”


🫂


ŞEYMA TEPE 


Yarım saatten fazladır yattığım koltukta bir o tarafa bir diğer tarafa dönüp duruyordum. Bunun nedeni ise tam karşımdaki koltuka Turan’ın yatıyor olmasıydı. Bu detayı düşünmemeye çalışsam da düşünülmeyecek gibi değildi, koca adam gözlerimin önündeydi.


“Daha ne kadar o koltuka döneceksin.” diyen sesi duymamla olduğum yere mıhlandım adeta. “Şimdide uyumuş numarası mı yapıyorsun?” dediğinde yine cevap vermedim “Uyuymuyorsun Şeyma. O kadar dönerek uyuyamazsın.” 


En sonunda pes edip yattığım yerden oflayarak kalktım “Uyuyamıyorum!” diye isyan ettim. Çatık kaşlarla Turan’a döndüm “Hep senin yüzünden!”


Oda yattığı yerden kalktı ve oturur pozisyona geçti “Ben ne alaka?” 


“Burada olman yetiyor.” diye huysuzlandım. “Dikkatimi dağıtıyorsun.” dediğime keyifle gülümsedi. Tabiki hoşuna giderdi, sürekli kafamın içinde dolaşıp duruyordu. Oturduğu yerden kalktı ve bana doğru yürümeye başladı. O her adım attığında ben koltuğa siniyordum. Tam karşımda durduğunda yüzüme eğildi “Dikkatini mi dağıtıyorum?” dedi çapkın bir gülüş atarken.


“Öyle yapıyorsun.” dedim usul usul.


“Nasıl yapıyormuşum onu?”


“Göstereyim mi?” diye sorduğumda kafasını salladı. Bende onun yüzüne yaklaştığımda bakışları afalladı. “Böyle yapıyorsun işte.” diye fısıldadım. 


“Çok fena yapıyormuşum.” dedi mest olmuş bir şekilde. Sessizce kıkırdadım bu haline. Ben ne olduğunu anlamadan hızla dudağını yanağıma bastırdı ve geri çekildi. Melül bakışlarım onun yeşillerini bulduğunda o daha çok sırıttı “Bir kere o bal yanaktan öpmeseydim içimde kalırdı.


“Bal yanak mı?” sesimden şaşkınlığım belli oluyordu.


“Bal yanak. Bal var senin yanaklarında çok tatlılar.” kollarımı onun boynuna dolayıp iyicce kendime çektim. Kalbim o bana yaklaştığında yerinden çıkacakmış gibi atmaya başladı. Kesinlikle canıma kastı olabilirdi. “Eğer biraz daha yaklaşırsam o bal dudaktan da  öpmek zorunda kalacağım.”


“Öp o zaman bakalım oda bal mıymış?”


🍯





 İLAHİ BAKIŞ AÇISI


Kurulda aylardır süren bir gerginlik vardı bu gerginliğin sebebi ise örgütün deşifre olma riskiydi. Ayrıca bu yapacak kişi çok yakından biriydi, Özer Silday. Kurulun ikinci yöneticisi olan Salim Silday’ın oğlu. 


“Bu iş çok uzadı Salim!” dedi hiddetle Koray Altun. “Diken üstündeyiz kaç aydır. Kızın bitti şimdi yeniden oğlun başladı.” en çok gergin olanlardan biri ise Koray’dı. Çünkü bu işin ucu en çok ona değiyordu. Bir karısı ve iki yaşında bir kızı vardı ve ailesi için herkesi yakardı. Eğer bu kurul deşifre olursa onlara da zarar gelirdi, bu onun için bir seçenek bile değildi. Kendi ailesi için başkasının ailesini yok edecek kadar merhameti yoktu.


“Bana biraz daha zaman verin onu yanlış yere yönlendirmek üzereyim.” diye yatıştırmaya çalıştı Salim. Aylardır oğlunun bu işten uzak durmasını söylüyor ve onu yanlış yola saptırmak için herşeyi yapıyordu. 


“Artık zamanımız kalmadı.” dedi Ogün Elzem. “Başka yolu yok Salim. Özer Silday’ın ortadan kaldırılması lazım.” Ogün’un buz mavisi gözleri kurul üyelerinde gezindi. “Bu iş bu gece bitmeli.”


“Ogün haklı.” diyerek ona katıldı Azer Altun. 


Salim denilenlere sessiz kalırken bakışlar kurul lideri  Antonio Fernandez’e kaydı. “Ne yapılması gerektiğini biliyorsun Salim.” dedi taş gibi sesle Antonio. 


Salim bu sesi biliyordu. Bir seçim yapması gerekecekti, bu durumda yapacak bir şeyi yoktu. Bu örgüte, bu kurula hayatının yarısını adamış çeşitli  yeminler edip, sözleşmeler imzalamıştı. Onun için örgüt ve kurul herşeyden önce gelirdi ailenin canından bile.

“Kızın mı ? Oğlun mu??” diye sordu Antonio. Bu örgüt ve kurul ona atalarından emanet edilmişti ve o bu emaneti herşeye rağmen sahip çıkmıştı. Tabiki de bu iş zamanla onu vicdansız ve duygusuzlaştırmıştı. Uzun yıllardır vicdan denen his ona uğramıştı, o hissi unutalı çok olmuştu.


Salim hiç düşünmedi bir an bile tereddüt etmeden “Kızım.” dedi. Bunu derken Antonio’nun ondan en değerlisi olan oğlunu alacağından habersizdi. Antonio hep böyle yapardı zaten hep en değerlileri alırdı. Oda zamanında değerlisini feda etmişti belkide bu yüzdendi bu vicdanın onu terk edişi.


“Koray ve Azer sizde. Diğerini de takibe alın. Gözünüz üzerinde olsun.” o an orada Özer’in infaz emri babası tarafından verildi.  O bunu bilmesede bile. Salim ailesini değil vatanına hainlik yapan kişileri seçti. 


Herkes dağılırken Salim Koray’ın yanına gitti “Canını çok yakmayın.” dedi son kez.


“Sen onu feda ettin Salim.” dedi Koray onu kınar bir şekilde. “Şimdi ise sanki onu önemsiyormuş gibi yapma.” yanından geçmeden önce vicdanın sesi Koray’a fısıldadı ve o durdu “Yinede bende bir babayım o yüzden acı çekmemesini sağlayacağım.” 


Koray o gün sözünü tutmadı Özer ölürken acı çekti hemde kardeşinin kollarının arasında….




Yorumlar

  1. Çok güzel bir bölüm daha

    YanıtlaSil
  2. Cumartesi günleri bölüm gelmiyormuydu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu hafta çarşamba attığın için gelmedi balım

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar