Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 7.PERDE
Cümlenin Sonu - Dedüplüman
****
"Kelimeler kırar lakin
sessizlik yakar."
****
İyi okumlar ballarım bölüm sonunda
yorumlarda buluşalımm
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN KİŞİ VE OLAYLAR HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR.
Ig/ sesimiziduyuramadik
X/ ruhunlasavas
Tt/ sesimiziduyuramadik
Kalbim kırıldı ama bu sefer ona değil, onun sevgisizliğine onun sevgi görmeyişine kırıldı. Ona bana ailesiyle alakalı bir şey anlatıp anlatmadığını sormak istedim lakin bunu sormak benim haddim değildi. Soramazdım, sormazdım.
“Sana geçmişte bunların hiçbirini anlatmadım. Şu an ne anlattıysam o, fazlası yok.” dedi sanki kafamın içindekileri okuyormuş gibi “Zihninin içi çok sesli onu duyabiliyorum.”
“Bunu merak etmedim.” diye yalanladım “Geçmişe bakmıyorum, geçmiş geçmişte kaldı. Benim için hiçbir şey ifade etmiyor.”
“Etmiyor mu?”
“Etmiyor.” etmemeli.
Sessizlik arabanın içini esir alırken elim radyoya uzandı, Cümlenin sonu - Dedüplüman’ın şarkısı doldurdu kulaklarımı.
Susmak en büyük cezaydı, susmak bazen en büyük silahtı ve kelimelerden daha çok yaralayan bir şey varken oda susmaktı. İçimdeki kırgınlık o kadar fazlaydı ki sustum.
“Sessizsin.” dedi Sarp sakin bir sesle.
“Senin gibi.” dedim ona dönerken.
“Sana sessizlik yakışmıyor. Sen konuş ben zaten hep sessizim.” kaşlarım çatıldı. Oturduğum yerden rahatsızca kıpırdandım. Susmalıydı.
“Bence artık susma zamanı. Konuşursam can yakarım en çokta kendimi kırarım. Bence artık ikimizde susalım.”
Sessizlik ikimizinde kıyameti olacaktı.
💨
TÜRKİYE 19.00
Havaalanından çıktıktan sonra direkt olarak İzmir'e yola çıkmıştık. Yorgundum ve uykum vardı yine de annemin yanına gitmek istemiştim. Ona her ne kadar öfkeli olsam da ona sırtımı dönemezdim.
Sarp sigara almak için bir benzinlikte durduğunda bende onunla beraber arabadan indim. Benzinlik market reyonlarının arasında gezmeye başladım. Yorgun bakışlarım reyonların arasında gezerken koluma değen el ile irkildim “Alacağın bir şey var mı?” sesi dingindi.
Karşımdaki reyondan bir tane sandiviç aldıktan sonra yanından geçip kasaya doğru ilerledim. Sandiviçin parasını ödedikten sonra arabaya ilerlemeye başladım. Onu yok saymak istiyordum, içimde ona karşı o kadar büyük bir acı vardı ki bu acı ona daha çok öfkelenmem neden oluyordu.
Onu yok sayacaktım, o benim için yoktu. Hiç var olmamıştı.
Sarp arkamdan arabayı açtıktan sonra içeri girdim. Sessizce elimdeki sandviçi yedikten sonra ilaçlarımı içtim. “İstersen arabayı ben sürmeye devam edebilirim.” dedim ona. Kaç saattir uyumamıştı bu gidişle bizi bir bariyerden fırlatabilirdii.
“Uykusuzluğa alışığım.”
Arabaya yine sessizlik hakim oldu. Ne ara uykuya dalmıştım bilmiyorum ama gözlerimi açtığımda İzmir’e girdiğimizi fark etmiştim. Aylar sonra buraya gelmek kalbimin ortasına bir şey batıyormuş gibi hissetmeme sebep oldu.
“Böyle hissedeceğimi düşünmemiştim.” diye itiraf ettim “Sende böyle sanki kalbine bir şey batıyormuş gibi hissediyor musun?”
Bakışları anlık bana değdi daha sonra yeniden yola döndü, konuşmadı ama ben o saniyelik bakıştan cevabımı çoktan almıştım bile. Evin yakınlarında bir yerde durduk. “Sence bir tuzak olabilir mi?” derken sesimdeki tedirginliği gizleyemedim.
“Büyük ihtimalle.”
“Yine de gitmeliyim, sen burada kalıp beni bekle istersen.” dedim sakince. Sonuçta onun benimle gelme gibi bir zorunluluğu yoktu bu benim ailemdi. Onları arkasında bırakmaması gereken bendim, o değildi.
Yine de gelmesini istiyorsun Deren.
“Seni o tuzağın ortasında yalnız bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun.” dedi net bir şekilde. İçten içe rahatladığımı hissettim. Çünkü o beni herkese karşı korurdu bu konuda ona inanıyordum, ona güveniyorum. Fakat beni kendinden koruyamayacağını da biliyordum bu konuda ona güvenmiyordum. Ama herşeye rağmen o benimleyken içim rahat oluyordu.
Arabadan indikten sonra eve doğru ilerlemeye başladım Sarp ise tam arkamdan geliyordu. Yanımda yoktu ama gölgesi üzerime düşüyordu. Kapının önüne geldikten sonra kapıyı çaldım, kapı ilk çalışta hemen açıldığında annemin çökmüş gözlerini gördüm. Nihal Silday çok nadir çökmüş görünürdü ve bu da o anlardan biriydi, oğlunu kaybetmek onu çökertmişti.
Beni görür görmez gözleri dolarken hızla kollarını bana doladı. Elleri saçlarıma giderken derin derin kokumu çekti içine “Kızım!” sesi titriyordu. Annemin ilk defa bana karşı sesi titriyordu.
Kollarım iki yanda asılı kalırken sadece annemin bana sarılışını hissetmeye çalıştım. Anne şefkatini hissetmek güzeldi, geç bile olsa. Annem geri çekildikten sonra geçmemiz için kapının önünden çekildi. “Sen orada dur!” dedi keskin bir sesle “Senin artık bu evde yerin yok Sarp.” adımlarım olduğum yere mıhlanırken sert bakışlarımı anneme çevirdim “Onun bu evde her daim yeri var anne.”
“Deren-” devamını getirmesine izin vermeden konuştum “O abimin can dostuydu, bunu sende biliyorsun. Ayrıca ben şuan buradaysam oda Sarp’ın sayesinde, unutmazsan beni kim olduğunu bilmediğim birilerine teslim ediyordun. Tabiki ben kaçmasam ve daha sonrasında Sarp ben bulmasaydı hala onların elinde olabilirdim.”
Annem hayretler içinde bana bakarken ben arkamı dönüp Sarp’a baktım. Ona kırgınlığım başka bu iş başkaydı. “İçeri girelim.” dedikten sonra önüme dönüp içeri girdim. Ev aynı duruyordu ama aynı zamanda çok farklıydı. Babamı köşedeki siyah tekli koltukta oturduğunu gördüm. Onun bakışları bana kaydığında gözlerinden ve yüz ifadesinden ne hissettiğini anlayamıyordum.
Kapıya en yakın olan üçlü siyah koltuğa oturup, ellerimi dizlerimin üzerine koydum. Sarp ise hemen yanıma oturup varlığını belli etti. Sessizdi ama her daim varlığını belli ediyordu.
“Sizin için ne yapabilirim?” diye sordum buz gibi bir sesle.
“Boynuna ne oldu?” bu soru babamdandı.
“Bir kaza.”
“Onun seni koruyamadığını fark edemiyor musun?” dediğinde kaşlarımı çattım. Onca aydan sonra dediği ilk şey bu muydu? Sarp’ın beni koruyamadığı mı?
“En azından beni kimseye satmıyor.” kelimelerim birer zehirdi ve ben bugün zehrimi hak eden herkese akıtacaktım. Bakışlarının sarsıldığını hissettim.
“Zorunda olmasaydım bunu asla yapmazdım. Bilmediğin şeyler var.”
“Kaza yapıp hafızamı kaybetmem gibi şeyler mi?”
Işık hızıyla bakışları Sarp’a döndü “Sen…”
“Ben hatırladım.” dedim direkt “Hayır merak ediyorum ne zaman söyleyecektiniz. Söylesene baba sen bu işin neresindesin ya da hangi tarafındasın?” sustu. Tabi Ki herkes gibi sustu.
“Özür dilerim.” dedi sadece ama ne için olduğunu sormadım. O kadar çok özür dilenecek şey vardı ki hangisi için özür dilediğini sormadım.
“Artık sorun baba. Yemin ederim artık hiç olmadığını kadar sorun. Hatta o kadar sorun ki artık abim yok.”
“Sarp.” diye seslendi babam “Sen onu koruyamazsın. Zamanı geldiğinde onu bırakmak zorunda kalacaksın.”
“Ben onu korurum Salim amca. Onu bıraktığım gün ise benim selamı duyarsın.” dediğinde sözlerinin ağırlığının altında kaldım. Sözlerinin ağırlığı ikimizinde sonunu getirebilirdi ama o bunu umursamadı. O an bütün öfkemin gittiğini hissettim onun yerine sadece kırgınlığım kaldı.
“Senin yapabileceğin tek şey onlara teslim olmak olacak Deren.” dedi babam. “Tek kurtuluş bu, herkesin sağ ve huzurla yaşaması için bu gerekli. Çok fazla şey biliyorsun kızım, bunu şu an hatırlamıyor olman sonradan hatırlamayacağın anlamına gelmiyor.” dedi acımasızca bir kere daha. Hayır bu benim babam değildi, bu benim babam olamazdı.
Evet benim babam sevgisini göstermezdi belki ya da benimle çok konuşmazdı, lakin bazen bir bakışı bir sarılışı kelimelerden daha etkili olurdu. Ona hayatım boyunca kırgın olsam bile benim babam bu değildi, benim ailem bu değildi.
Bin parçaya bölündüğümü hissettim, her bir parçam teker teker yere saçıldı lakin bende başka kimse bunu görmedi. “Böyle söyleme.” sesim bir fısıltı gibi çıkmıştı “Baba böyle söyleme sen bu değilsin.” dediğimde bütün duvarlarım yıkıldı.
Babam cevap vermediğinde bakışlarım anneme döndü onun bakışları ise yerdeydi. Gitme vaktim gelmişti. Oturduğum yerden kalktığımda son kalan merhametimi de orada bıraktım. Parmaklarımda onun parmaklarını hissettim ben buradayım der gibiydi. Kapıdan çıktıktan sonra boş sokakta yürümeye başladık “Tuzak yokmuş.” dedim kuru bir sesle.
Elimi elinden çekeceğim sırada bir ıslık sesi duydum, adımlarım olduğu yerde mıhlanırken Sarp’a döndüm. “Bu da neydi?” sorum ile beraber bakışlarım onun vücudunda gezindi. Karnının kenarı ıslaktı vurulmuştu! “Sarp!” korkulu sesim sokakta yankılanırken onun eli karnına gitti. Parmaklarıma sarılı olan parmakları daha da sıkılaştı “Bir şey yok.” dedi gözlerime bakarken ama sesi onu ele veriyordu. “Arabaya gidelim.”
Hızla onun koluna girerken arabaya doğru ilerlettim bir yandan da diğer elimle karnına kompleks yapıyordum. Arabanın önüne geldiğimizde pantolonun cebinden arabanın anahtarını çıkarıp arabayı açtım. Ön yolcu koltuğuna oturmasına yardım ettikten sonra ceketimi çıkardım ve karnına koyup elini iyice karnına bastırdım “Sakın elini çekme. Bastır!” dedikten sonra kapıyı kapattım ve sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdım.
Aynı anda telefonumu çıkardıktan sonra Turan’ı aradım telefon ilk çalışta açıldı “Turan!”
“Deren bir şey mi oldu?”
“Sarp vuruldu! Durumunu tam olarak bilmiyorum yarasına tam bakamdım ama karnına girdi kurşun. Çok kan kaybediyor!” arada Sarp’a bakıyordum. O benden daha rahat gözüküyordu ama çok acı çektiğine emindim. Bakışları bana kilitlenmişti.
“Siktir! Deren hemen sana attığım konuma gel ben doktoru ayarlayacağım.” dedikten sonra direkt telefonu kapattı. Bana attığı konuma doğru ilerlemeye başlarken Sarp’a döndüm “Sakın uyuma tamam mı?” dedim telaşla.
Cevap vermedi sadece bana baktı “Sarp.” ismi dudaklarımdan dökülürken can çekişiyordu. “Sakın gözlerini kapatma. Yetiştiricem seni.”
“M…Merak e…etme. Canım…o kadar…da acımıyor.” kelimeleler ağzında zar zor çıkıyordu. Bakışları baygındı
“Yalancı.” derken yola bakıyordum.
“Biliyor…musun. Aynı Özer’e benziyorsun.” kısık bir şekilde inledi ardından tekrardan konuşmaya başladı “Seni ilk…gördüğümde de bunu düşündüm.”
“Konuşup da kendimi yorma, sonra konuşuruz. Sadece gitme tamam mı?” bakışlarım bir kez daha ona kaydığında dudaklarında abimin kucağımda olduğu gibi bir gülüş oluştu. Gözleri ağır ağır kapanırken göğsüm telaşla doldu “Hayır! Hayır! Sarp uyuma lütfen uyuma!” gözlerimden yaşlar akmaya başlarken arabayı daha hızlı sürdüm.
Turan’ın dediği mekana gelirken hızla arabadan indim. Turan beni görür görmez ön koltuğa ilerledi, yanında birkaç kişi daha onun peşinden geldi.Hızlı ama dikkatli bir şekilde onu sedyeye yatırdılar “Çok sarsmayın” dedikten sonra hızla sedyenin kenarına geçip elimi kurşun yarasının üzerine bastırdım. Kliniğe girdikten sonra bir adam yanımıza geldi “Bundan sonrası bende kana ihtiyaç olabilir!” dedikten sonra bir odaya girdiler. Benim ellerim ise boşluğa düştü.
Turan tam karşımda durduğunda gözyaşlarım tekrardan akmaya hazırlandı ama onları durdum. Bir şey söylemeden kollarını bana doladı, onun kollarında abi şefkati vardı “Ölsün istemedim.” diye fısıldadım “Hayalet ol yok ol dedim Turan ama…” başımı iki yana salladım “Ölsün istemedim.”
“O öyle kolay kolay ölmez Deren.” dedikten sonra geri çekildi “Bak hepimize kızgınsın biliyorum ama..”
“Bu konuyu şimdi konuşmayacağım.” dedim net bir şekilde “Kan grubu ne?” diye sordum ona.
“Senin kanın uyuyor, çünkü Özer'inki de uyardı.” dediğinde kafamı salladım ve bir köşeye sindim. Kanlı ellerime baktım, ben ne ara bu kadar kana bulanmıştım? Daha kaç kişinin kanı ellerime buluşacaktı ya da ben kaçını kaldırabilecektim.
Yemin ederim ölsün istemedim.
Kimse ölsün istemedim.
Kaç saat orada oturup kanlı ellerime baktım bilmiyorum lakin omzuma değen el beni düşüncelerimden çıkarıp kendime getirdi. Boş bakışlarımı karşımdaki duran Işıl’a çevirdim, gözleri kıpkırmızı olmuştu burnu kızarmıştı. O ne zaman gelmişti? “Deren o ameliyattan çıktı.” dedi titrek bir sesle.
Algılarım tamamen kapanmış gibiydi ne yapacağımı ne tepki vermem gerektiğini bilmiyordum. Oturduğum yerden zorlukla kalktım ve çıkışa doğru ilerledim, Işıl arkamdan gelmek istedi ama elimle gelme işareti yapıp dışarı çıktım. Bir köşeye geçip dizlerimin önüne çöktüm ve midemde ne var ne yoksa çıkardım.
“Babanı dinlemeliydin Deren.” ensemdeki ses ürpermeme neden oldu. “Ölmeyeceksin ama acı çekeceksin.” korkuyla arkamı döndüğümde orada kimse yoktu. Deliriyor olabilirdim bu bana kurulan bir tuzaktı. Annem bilerek bizi oraya çağırmıştı kimseye teslim olmayacağımı biliyordu. Hayal kırıklığı bir kez daha üzerime çığ gibi yıkıldı ve ben bu sefer altından kalkamadım.
😔
Beklemek sizin sabrınızı sınayabilirdi. Beklemek sizi güçlü yaparken aynı anda da yıkabilirdi. Beklemek beni hissizleştirdi, kaç saattir burada onunn başında beklediğimi bilmiyordum zaman algımı kaybetmiş olabilirdim.
Başım sedyenin kenarındayken ne ara gözlerim kapandı hiç farkına varmadım lakin hissettiğim kıpırtı hızla kafamı kaldırmama sebep oldu. Yorgun ve korkulu bakışlarım karşımda yatan adama çevirdim. Acı kahveleri bana bakıyordu, ağlamak istedim hemde hiç olmadığı kadar. Onun yerine ifademi toparlayıp konuştum “Nasılsın?” sesimdeki telaşı gizleyemiyordum.
“İyi.” dedi çatlamış sesiyle.
“Ağrın var mı? Bekle ağrı kesici yapayım sana? Ya da önce gidip şu doktoru mu çağırsam?” elim ayağım birbirine dolanmıştı. Sarp sakin gözlerle beni izlerken ben ne yapacağımı şaşırdım.
“Sakin ol. Ağrım yok.”
“Yalancı.” dedim kısık sesle. Dudağının kenarı kıvrlırken dudağının kenarında küçük bir gülümseme oluştu. Oturduğum yerden kalktım “Ben doktoru çağıracağım” dediğimde cevap vermesine izin vermeden odadan çıktım. Adının Cenk olduğunu öğrendiğim adamı çağırdıktan sonra ben dışarı çıktım. Nefes almam lazımdı ve ben nefes alamıyordum.
“Deren.” arkamda duyduğum ses gözlerimin dolmasına sebep oldu. Kafamı arkama çevirdiğimde onu gördüm, canımı. Şeyma dolu gözlerle bana bakarken hiç vakit kaybetmeden kollarımı onun boynuna doladım. Bir anne misali kollarını bana dolarken sıkı sıkı bağrına bastı “Geçti birtanem.” diye fısıldadı lakin hiçbir şeyin geçtiği falan yoktu aksine her şey daha da berbat bir hal almaya başlıyordu.
“Şeyma kanı ellerime bulaştı.” acı bir şekilde inledim “Abimin kanı elime bulaştı, onun kanı ellerime bulaştı. Nasıl çıkacak bu? Çıkmaz ki nasıl çıksın.” dizlerimin üzerine çöktüğümde oda benimle beraber çöktü.
“Geçecek canımın içi, hepsi geçecek daha zamanı var ama bitecek.”
“Onu öldürdüler.” bedeninin kaskatı kesildiğini hissettim “Ben kurtaramadım ki onu, ben doktorum ama onu kurtaramadım.”
Şeyma geri çekilirken ellerimi ellerinin arasına aldı “Merak etme, artık bende senin yanındayım. Birlikte mücadele edebiliriz.”
“Şeyma benim gücüm kalmadı ben bu beş ayda öldüm. Ben artık yaşıyor muyum hissetmiyorum.
“Tekrardan yaşarız.” oturduğu yerden kalktı ardından beni kaldırdı. “Tekrardan toplarlarız, daha sağlam kalkarız.” gözyaşlarımı sildim.
“Sen geldiysen toplarız.” dedim
“Tabi toplarız.” dedi.
Ona soracak çok şeyim olmasına rağmen şimdilik sustum, şu an duyacağım hiçbir şeye hazır değildim. Veteriner kliniğin içine tekrardan girdiğimde Sarp’ın olduğu odanın kapısının önünde durdum, benim içeri girmemi engelleyen neydi bilmiyordum ama kapı aralığından bana baktı ve beni gördü.
Ne demek istediğini anlamadım, ya da anlamak istemedim. Bu yüzden geri çekileceğim sırada bir bedene çarptım “Pardon.” karşımaki sarı saçlı mavi gözlü adama döndüm. Bu doktor Cenk’ti
“Önemli değil.” dedi gülümseyerek.
“Gerçekten doktor musun?” diye sordum şüpheyle
“Yani bence o içerde yatan lavuğun karnından kurşunu ben çıkardığıma göre bence gerçek bir doktorum” dediğinde gülümsedim.
“Doğru. Bir an unuttum.” dedikten sonra tekrardan aralık olan kapıya döndü bakışlarım “Biz daha önce tanışmış mıydık?” diye sordum bakışlarım hala aralık duran kapıdayken.
“Sanmıyorum. Tanışsak unutmazdım, tanıştığım insanları kolay kolay unutmam.”
Tekrardan ona döndüm “Abimi tanıyor muydun?”
“Çok yakından.”
Ona hafifçe gülümsedim “Teşekkür ederim.” dedim sadece. Arkamı dönüp odaya girdim. Turan ve Işıl laf dalaşına girmişti Berk bir köşede keyifle onları izliyordu. Şeyma’nında arkamdan geldiğini hissettim “Ne oluyor be!” diye cıraladı Şeyma.
Onlar ise tam gaz dalaşmaya devam ediyordu. “Kızıl kafa.”
“Kokarca”
“Yeter lan!” diye araya girdi Sarp “Şurda vurulduk iki dakika sakin sakin yatayım diyorum beynimin içine ettiniz. Allah için beni tekrardan uyutun.” diye isyan etti sonunda.
“Sende iyi ki vuruldun lan! Bütün ilgiyi almaya çalışıyorsun” derken gayet ciddi duruyordu Turan.
“Şu an herşeyden önemli olan şey bana bakmanız.” diye araya girdi Işıl “Bende bir farklılık görüyor musunuz?”
“Şu an gördüğüm tek şey çenenim düşmüş olması Işıl.” dedi bıkkınlıkla Sarp.
Işıl onu duymazlıktan gelirken bize baktı biz bir şey söylemeyince sevgilisine döndü “Aşkım bende bir farklılık var mı?”
“Hayır hayatım hala aynısın ama sanki güzelliğine biir güzellik gelmiş.” dedi rahat bir tavırla. Bu anı daha önce de yaşamış olacakki oldukça rahattı.
“Dolandırma lafı!”
O an saçlarının bir ton açılmış olduğunu ben ve Şeyma’dan başka kimse fark etmedi. “Hayatım…” Berk çaresizce bana bakarken yardım dileniyor gibiydi.
“İnanmıyorum sana! Nişanlanıcaz sen hala bendeki farklılığı fark edemedin.” saçlarınnı geriye savurduktan sonra sinirle odadan çıktı Işıl. Berk’te onu ikna etmek için bir şeyler söylerken peşinden gitti.
“Yemek mi yesek?”
“Gel biz beraber almaya gidelim.” dedi Turan. O da Şeyma ile birlikte odadan çıktığında tekrardan odada sadece ikimiz kalmıştık.
Sarp’ın bakışlarını üstümde hissettim ama ona dönmedim “En son ne zaman uyudun chica guerrera?”
“Bilmem.”
“Başımda beklemişsin.” dediğinde sesi keyifliydi. Kafamı kaldırıp ona baktım “Sende ben bayıldığımda benim başımda beklemiştin. Borçlu kalmayı sevmem ödeşmiş olduk.” dedim.
“Bana hiçbir zaman borçlu olmadın.”
“Yinede bu hale gelmenin sebebi benim.” diye itiraf ettim. Kendimi hiç suçlamadığım kadar suçlamıştım bu durumda. Halada suçlu hissediyordum.
“Saçmalıyorsun.” dedi direkt bakışları keskinleşirken.
“Bu doğru tuzak olma ihtimalini bile bile gitmek istedim. Ve evet bu bize kurulan bir kumpastı, gözdağı vermek istediler. Beni isteseler şu an bile zorla alabilirler ama kendi ellerimle onlara gitmemi istiyorlar.” ellerimi başımın iki yanına koyup ovdum. Başım çatlamak üzereydi “Canımı yakmak istiyorlar nedenini ne bilmiyorum. Belkide gerçekten bilememem gereken şeyleri öğrendim ve şimdi hatırlamıyorum. Bana zarar vermek için sevdiğim değer verdiğim insanların canını önüme koyuyorlar. Teslim olmayacağımı biliyorlar ama artık daha kaç kişinin kanını elimde taşıyabilirim bilmiyorum.”
“Deren…”
Sözünü kestim “Hayır daha fazla kan bulaştıraram elime, elimde hala senin ve abimin kanı duruyor. Daha fazlasına gerek yok.”
“Deren yanıma gel.” dediğinde adımlarım emir almış giib onun yanıdaki koltuğa oturdu. Dudaklarım titrerken ağlamak için tırnaklarımı bacağıma geçirdim.
“Uyu.” dedim sadece “Dinlenmelisin ben iyiyim. Sende iyi olmalısın.” bakışları hala üzerime kenetliydi. “Seninde uyuman lazım.”
“Ben uyurum bu koltukta önce sen uyu. Ağrın varsa ağrı kesici vereyim.”
"Ağrım yok.”
Kafamı salladıktan sonra bacaklarımı koltuğa çıkarıp kendime çektim “Uyu.” diye fısıldadım “Bakma bana.” rahatsız olduğumu anlamış olacak ki bir süre sonra gözlerini kapattı. Bir süre onu izledim, nefes alışverişleri düzene girdiğinde kendimi uykuya teslim ettim.
🤧
Hiç tanımadığım bir eve geleli iki gün olmuştu. İstanbula’a geri dönmüştük, Şeyma Turan’ın götürdüğü güvenli bir evde kalıyordu. Ben ise Sarp ile ilgileniyordum.
İlk zamankinden daha iyiydi yavaş yavaş toparlanıyordu lakin hala bazı konularda zorlanıyordu. Üzerime mavi bol bir tişört altıma ise penye siyah bir şort giydikten sonra pansuman setini alıp oturma odasına geçtim.
O ise koltukta oturmuş laptoptan bir şeyleri inceliyordu yanına geldiğimi görünce kafasını kaldırıp bana baktı “Sonunda geldin demek Doktor hanım. Hizmetinizi hiç saatinde yapamıyorsunuz.”
Gözlerimi devirirken koltukta yanında oturdum “Üstünü çıkar.” dedim huysuz bir şekilde.
İkiletmeden laptopu kenara bıraktıktan sonra yavaşça üzerindeki tişörtü çıkarmasıyla bütün kasları gözlerimin önüne serildi. Elime eldivenleri takıp yarasındaki bandı çıkardım. Dikkatli bir şekilde temizledikten sonra tekrardan bantı yapıştırdım “Bir şeyler buldun mu?” diye sordum eldivenlerimi çıkarırken.
“Henüz değil ama kamera kayıtlarına tekrar tekrar bakıyorum.”
“Sence bunun arkasında da bu peşinde olduğunuz örgüt mü var?” diye sordum elimdeki malzemeleri çöpe atmak için ayaklandım.
“Büyük ihtimalle.”
Çöpleri banyodaki kutuya attıktan sonraa ellerimi yıkadım ve oturma odasıa geri döndüm. “O gün o adam oradaydı.” dedim sakince.
“Hangi gün?”
“Vurulduğun gün kliniğin orada. Her adımımızı biliyor, bunu nasıl yapıyor anlamış değilim.”
“Sana bir şey yaptı mı?”
“Hayır. Ayrıca konumuz bu değil, bu adam nasıl oluyor da her haltı biliyor.”
“Bilmiyorum.”
Kapının açılma sesi ile beraber bizimkilerin sesini duydum “Biz geldik.” Şeyma’nın neşeli sesini duymak ruhumunn enenrjiyle dolmasına sebep oldu. Arkasından ise Turan, Işıl ve Berk girdi.
“Bir süre bu kaosa ara verelim artık!” elindeki poşetleri yukarı kaldırdı Turan.
“Hangisine?” dedim imalı bir sesle “Bana hiçbir şey söylemediniz.” aslında bu konuyu açma niyetim yoktu ama bir anda ağzımdan çıkıverdi. Kırgınlığımı artık saklayamıyordum.
Herkes ne olduğunu anladığında bakışlarım Şeyma’ya kaydı, onun bakışlarındaki mahcubiyet ise beklemediğim bir şeydi. O benim canımdı ve o bile benden herşeyi saklamıştı.
“Deren ben…” devamını getiremedi çünkü buradaki herkes sadece benim iyiliğimi düşündüğünü söyleyecekti.
“Neyse boşverin. Geçmişte kaldı.” sesimin umursamaz olmasını umuyordum. Oturduğum yerden kalkıp Turan’ın elindeki poşetleri aldım ve mutfağa geçtim. Aldığı abur cubur ve içecekleri ayarladıktan sonra tabak ve bardakları içeriye götürüm. Ortada bir yuvarlak bir orta sehpası vardı, koltuklar krem ve gri tonlarındaydı. Bu ev sade ama güzeldi, yine de bu evde de çatlaklar vardı.
Herkes orta sehpanın etrafına kurulurken Sarp’a döndüm “Sen yere oturmasan daha iyi olur.” dedim lakin o yinede beni dinlemeyip yavaşça oturduğu yerden kalkıp yere oturdu ve sırtını koltuğa yasladı. Bende aynı onunn gibi oturup sırtımı koltuğa yasladım.
“Evet rezil anlarınızı anlatmaya hazır mısınız?” Turan heyecanla ellerini birbirine sürttü. “Şimdi şöyle yapıyoruz şişe çeviricez ucu kime gelirse ya rezil bir anını anlatacak yada bir ceza belirliyeceğiz.”
“Nasıl bir ceza?” diye sordu Berk
“Dene ve gör kardeşim bilemiyorum.” dedikten sonra şişeyi çevirdi. Şişenin ucu Berk’e gelirken elini alnına vurdu “Ben benim şansın.” dedikten sonra bana döndü “Söyleyin cezamı ben buna cevap veremem.”
“Niye hemen pes ettin ya.”
“Deren burada benim rezil anılarımı anlatmam demek bu iki şerefsizin dilinden bir daha asla kurtulamayacağım demek.”
“Sanki hiç rezil anını bilmiyoruz da.” dedi Sarp alayla
“Onları karıştırma.”
“Ee konuşmayı bırakında ceza ne olacak?” diye sordu heyecanla Şeyma.
Işıl hemen kollarını sevgilisine doladı “Benim yakışıklı prensime çok ağır cezalar vermeyin.” dedi dudaklarını büzerek.
Berk kolunu Işıl’ın beline dolarken şakağına bir buse kondurdu “Merak etme kızıl prensesim bana hiçbir ceza işlemez.”
“Görücez bakalım.” yeşilleri sinsiik ile parlarken Sarp’a döndü “Kardeşim bizim geçen aldığımız bir acı sos vardı.”
“Hayır!” dedi hemen Berk “Oğlum herşeye tamam ama o olmaz. Acıya karşı dayanıklığım olmadığını biliyorsunuz lan!”
“Kural kuraldır. Ya anlat ya da acıyı ye.”
“Allah’ın cezaları anlatıyorum tamam.” dedikten sonra Işıl’a döndüm “Öncelikle kızıl prensesim bu çok önceden olan bir şey. Senden bile önce o yüzden bu duyduklarını kale alma hatta kulaklarını kapat.”
“Abartma Berk ne yapmış olabilirsin ki?”
“Bir kere bizimkiler ile bir kulübe gitmişik. Ama ben nasıl sarhoşum hiçbir şeyden haberim bile yok yani.”
“Eee.” Işıl’ın bakışları kısılırken Berk daha da olduğu yere sindi.
“Berk odalardan birine girdi.” diyerek araya girdi Turan “Ama tabiki yalnış kata girmiş odaya bir dalmış baktı ki kızlar ama ne fena. Biz bunu Sarp ile ararken baktım bu geri zekalı altından sadece donu ile koridorda koşuyor.”
“Ne!” hepimiz aynı anda bağırırken Işıl’ın ölmcül bakışları Berk’e saplanmıştı “Seni geberteceğim Berk.” derken ellerini boğazına götürdü.
“Oğlum sen beni yuvamı yıkmaya yemin mi ettin!” Turan ise keyifli keyifli sırıtıyordu.
Gözlerimi kısarak ona baktım “Çok kötüsün.”
“Bize eğlence lazımdı, sen bundan güzel eğlence bulabilir misin?” deikten sonra ağzına cipsi attı.
Bir kaç dakika sonra Işıl ellerini Berk’in boğazından çekmiş ama ondan en uzak köşeye oturmuştu. Berk ise onun gönlünü almak için öpüyor ve sarılıyordu.
“Hadi bir kez daha.” dediğinde elimi kaldırdım
“Asla! sen bu gidişle hepimizi yakarsın.” dedim dürüst bir şekilde.
Tam bir şey söyleyecekken telefonun çalması ile sustu ve telefonu açtı. Surat ifadesi gerginleştiğinde bende istemsizce gerildim. “Peki.” dedikten sonra telefonu kapattı ardından Sarp’a döndü “Yarın maç var.”
“Olmaz!” dedim direkt onun cevap vermesine izin vermeyerek. “Yarası daha iyileşmedi bu halde maça katılamaz.”
“Yapacak bir şeyim olsa inan yapardım ama bu iş benden çoktan çıktı bile.” dediğinde sıkıntıyla nefes verdi.
“Başka bir yolu olabilir, yani başka zaman yapın mesela.” içimdeki korku mantıklı düşünmemi engelliyordu.
“Bu iş abinin katilini bulmamıza yardımcı olabilir.”
“Yine de olmaz.” özür dilerim abi ama birinin daha ölümüne göz yumamam.
“O maça gideceğim.” dedi Sarp düz bir sesle.
Hızla kafamı ona çevirdim “Çok tehlikeli hala yaralısın.” anlaması lazımdı. O maçtan sağ çıkamazdı, normal zamanda belki ama bu zamanda değil böyle bir anda değil.
“Yine de gideceğim. Turan haber ver o maça çıkacağım.”
Sinirle ayağı kalktım “O zaman ben yokum. Kimsenin ölümü izlemeyeceğim. Senin ölümünü izlemeyeceğim.” sonda sesim fısıltı gibi çıkmıştı “Ve eğer döndüğünde hala kalbin atıyorsa senin yaralarını tedavi etmem için benim yanıma gelme. Kendine açtığın yaraları iyileştimeyeceğim. "
Bu maçın sonunda ya yaralı hali yada ölüsü gelecekti.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Yaaa çabucak bitti tam diyorumki aralarında bişey olucak bı bakıyorum bölüm bittiyo haftada bı bolüm ve kısa bölüm olması çok kotü doyamıyorum bu çifte
YanıtlaSilBalım aksine bölümlerin kelime sayısını uzattım. Elimden geldikçe de uzun yazmaya çalışıyorum. Aralarında hemen bir şey olamaz sonuçta ama ilgin için çok teşekkür ederim ❤️🩹
SilÇok beğendim yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum
YanıtlaSil