Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

V. 11.PERDE




Herkes nasıl olmamı istiyorsa öyle oldum daha sonra ise kendimi kaybettim



Tutuklu - Sezen Aksu

Bölüm geciktiği için simdiden özür dilerim ballarım ama elimde değildi maalesef. 

 Ig/ sesimiziduyuramadik 

Tt/sesimiziduyuramadik 

X/ ruhunlasavas

İyi okumalar ballarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım 



 YAZAR’DAN 


Bakışları saatlerdir onun yatağında yatan kadının üzerindeydi. Hala bir kaç gündür yaşadıklarını idrak etmeye çalışıyordu. Dün yanımda ol diyen kadın bugün bana karşı açık olma diyordu. Onun içindeki düşünceleri, kafasında kurduğu senaryoları tahmin etmek zordu hatta bazen de imkansızdı. Sarp ise bazen onunn içini okuyorken bazen hiç anlayamıyordu. 


Bir elini başının altına koymuş diğer elide pikenin üstünde cenin pozisyonunda küçük bir çocuk gibi uyuyordu. Deren’in kaşlarının çatıldığını hissedince oturduğu yerden kalkıp yatağın kenarına oturdu. Ağzından mırıltılar çıkardı ama ne dediği seçilmiyordu lakin bunun kötü bir kabus olduğunu anlaması için ağzından çıkanları duymasına gerek bile yoktu. Huzursuz olduğu belliydi ve buda Sarp’ın yerinden kalkması ve onunla ilgilenmesi için yeterdi. 


Elleri Deren’i rahatlatmak için saçlarının arasına gezinmeye başladı ve öyle de oldu. Sarp Deren’in saçlarını okşadıkça Deren iyice mayıştı ve kabuslar onu terk etmeye başladı. “Sarp.” diye mırıldandı Deren. Gözleri hala kapalıydı, o yüzden Sarp uyuyor mu yoksa uyanık mı anlayamadı. “Burdayım.” dedi varlığını belli ederek.


Yeşile - mavi gözlerini aralayıp karşısındaki adama baktı. “Buradasın.” dedi huzurla, rahatladığını hissetti o an. “Sende uyusana.” Sarp buna cevap vermedi onun yerine saçlarını okşamaya devam etti. “Kanepe rahatsızsa yanıma uzanabilirsin.” dedi bir anlık boşluğuna gelerek. 


Deren’in başının üstündeki eli durdu Sarp’ın, ne diyeceğini ya da ne yapacağını bilemedi. Yanına yatmak isterdi elbet ama sonradan Deren bundan pişman olursa bu onun kaldırabileceği bir şey değildi. Yüzlerce adamı yere serer bir onun için onun yanında dizlerinin üzerine çökerdi. 


Herşeye rağmen yinede “Sen uyu.” dedi. O yanında varken herşey zordu ama bildiği bir şey varsa onsuz her şeyin daha da zor olduğuydu. Onsuz geçen yılların daha zor oluşuydu, Deren belki bunları bilmezdi ama Sarp’ın en büyük yenilgisi onaydı, hep onaydı. Deren tekrardan uykuya dalana kadar başında bekledi sonra ise koltuğu yatağın kenarına çekip kafasını geri attı. Gözleri ağır ağır kapanırken kabuslar bir karabasan gibi üstüne çöktü.


🤧


DEREN SİLDAY


 Kafamın altındaki sıcaklık beni rahatsız etmeye başlarken zorlukla gözlerimi araladım. Elbetteki karşımda koltukta yatann Sarp’ı görmeyi beklemiyordum ama bütünüye oradaydı. Kafasını geri atmış bir şekilde uyuyordu. Kaşları düz bir çizgi gibiydi, bu kadar ifadesiz olması tüylerimin diken diken olmasına sebep oldu. Aslında garipsenecek bir şey değildi her zaman ifadesizdi Sarp.


“Elimi ne zaman bırakırsın Deren?” demesiyle gözlerini açtı. Yeni kalktığı için sesi hafif çatallıydı. Bir dakika elini mi tutuyordum? Kafamın altındaki elinin varlığını anımsadığımda hızlı biri şekilde ellerimi kolundan çekip yattığım yerden kalktım. Yanaklarım alev alev yanarken bakışlarım kaçırdım. “Kusura bakma.” dedim mahcup bir sesle. Oturduğum yerden kalktım ve kapıya doğru ilerledim, sessizliği gerginliğimi daha da artırırken bir şey söylemeden odadan çıktım. Hızla duşa girip üzerimi değiştirdim, büyük ihtimalle kimse daha uyanmamıştı. 

 

Oturma odasına girdiğimde gördüğüm görüntü ile hızla arkamı döndüm. Şeyma, Turan ile aynı koltukta yan dönmüş bir şekilde uyuyorlardı. Onları bu kadar hızlı bir sürede bu şekilde görmeyi beklemiyordum. “Uyanın!” dedim rahatsız olduğumu belli ettiğim bir sesle. Kimsenin özel ilişki hayatına dahil olmak istemezdim.


Şeyma’nın homurtu seslerini duyduğumda tekrardan onlara doğru döndüm ve ona baktım. Turan yattığı yerden kımıldamazken Şeyma çoktan yattığı yerden kalkmıştı bile. “Saat kaç?” diye sordu gözlerini ovuştururken.


“12.00.” 


“Daha çok erken!” diye isyan etsede onu duymazlıktan gelip mutfağa doğru ilerledim, kendime soğuk bir kahve yaptım. Bu ayılmama yardımcı olurdu zira bugün buna fazlasıyla ihtiyacım olacaktı. Sarp’ın mutfağa girdiğini fark ettiğimde ise ister istemez gerildim ama bunu ona belli etmedim. 


“Bugün Lara’nın dans okuluna gitmem gerekiyor.” dedim düz tutmaya çalıştığım sesimle. Sesimi olabildiğince düz tutmaya çalıştım ki, sesimden ne kadar acı çektiğimi içimdeki ızdırabı anlamasın.


“Bugün gitmek zorunda değilsin. Dünden sonra kendini biraz toparlaman lazım, bu kadar acele etme.” dediğine kaşlarımı çattım. Tam konuşacakken sözümü kesti. “Dışarıdan kırıkların gözükmüyor olabilir Deren ama ben senin içindeki kırıkları görüyorum.” bu ise kaşlarımı daha da çatmama sebep oldu. Bana acımasını ya da beni zayıf küçük bir çocuk gibi görüp önüme taş koymasını istemiyordum.


“Dışım nasılsa içimde öyle. Küçük bir kız çocuğu gibi mızmızlanmayacağım. Abim o mezarda yatarken değil, o yüzden bugün o okula gideceğim.” dedim kararlılıkla. 


Başta itiraz edecek sandım ama o sadece “Tamam.” dedi ve mutfaktan çıktı. Kahvemi bitirip mutfaktan çıktım “Biz çıkıyoruz!” diye seslendikten sonra deri ceketimi  ve çantam ile telefonumu da alıp evden çıktım. Asansörün düğmesine basıp beklerken onun varlığını arkamdan hissettim. Gölgesi hep arkamdaydı. Kapı açıldı ve biz içeri girdik, o asansörün bir ucunda bende bir ucunda durdum. Konuşmak istedim ama sustum, tam iki kere sesimden rahatsız olduğunu belli etmişti. Bunu ne kadar inkar ederse etsin bazen sözlere gerek yoktu hareket ve davranışlar çok şey anlatırdı. 


Arabaya bindiğimizde sessizliği bozan o oldu. “Çocukluğun nasıldı?” diye sordu ilgiyle. Bu sorusu beni şaşırtsa da ona bunu belli etmedim.


“Yani ailenin en küçük kızıydım. Annem için bir hanfendiydim. Babama göre doktor. Abime göre ise onun savaşçı kızı, bendim yani. Evdeki herkese göre bir profilim vardı bir aktördüm ve kim ne istiyorsa onu oynadım. Küçükken annemin bu bir kıza yakışmaz diye kahkahalarımı kestiği bir çocuğu oynadım. Babam için ise onun elle gösterip gururla göğsünü kabartacağı doktor kızını oynadım. Abim ise…” derin bir iç çektim “Onun yanında hep kendimi oynadım. Bazen mutlu bazen mutsuz. Çoğu zaman dengesiz sağı solu belli olmayan. Kahkahalarla sokakları inleten, çok konuşan bir kadını oynadım. Abim “Kimse için ışığından vazgeçme çiçeğim” derdi, ama kendisi giderken ben soldum, benim ışığım soldu.” sıkıntıyla omuzlarımı indirip kaldırdım “Abimin geri dönme şansı olsaydı, kesin dönerdi Sarp. Işığımın solduğunu görseydi ve geri dönebilseydi dönerdi, çünkü abim bana asla dayanamazdı, bana kıyamazdı.” 


“Mesela lise zamanında bir keresinde okulda bir çocuk benim saçımı çekmişti. O an çok canım yanmıştı ama ben ağlamak yerine o çocuğu ısırmıştım ve neredeyse etini koparıyordum.” kocaman bir kahkaha attım ve Sarp’a döndüm “Evet bunu yaptım. Sonra velim olarak ben abimi aradım, abim müdürün odasına ilk girdiğinde direkt yanıma gelip iyi olup olmadığımı sordu. İşte o zaman ben ağlamaya başladım çünkü abim güvenli bölgeydi o varsa benim güçlü olmama yada kendimi düşünmeme gerek yoktu. Çünkü biz abimle ne kadar kavga edersek edelim abim yine gün sonunda bana kıyamazdı.” özlemi ciğerlerimi doldurdu. 


Abi sana nasıl kıydılar? 


Her neyse. Yine çok konuştum.” 


“Sen konuş.” dedi net bir şekilde. “Ben dinlerim.”


“Sende konuş.” dedim birden “Hep ben konuşuyorum, hep ben kendim hakkında bir şeyler anlatıyorum. Sen hiç konuşmuyorsun, hep duvarlar örüyorsun. Hayır anlatmak zorunda değilsin ama birileri bir şey sorarsa sonuçta sahtede olsa nişanlıyız. Bunu bizden başka kimse bilmiyor.” 


“Lafı dolandırma Deren. Direkt söyle. Beni merak ediyorsun.” diyen sesi keyifliydi ama onun egosunu  beslemeyecektim.


“Seni değil çocukluğunu.” dedim. Çok fark var Deren. Bana sorarlarsa arada fark vardı, ben onu değil çocukluğunu merak ediyordum. Kendini kandırıyorsun. 


“Bir gün söz.” dedi yola bakmaya sürdürürken. “Sana kendimi açacağım ama bunun için seninde bana güven vermen lazım Deren. Hiçbir şey tek taraflı olmuyor, bunu en iyi sen bilirsin.” 


Bu dediğine cevap vermedim sadece sustum ve yolu izlemeye başladım. Lara’nın bana attığı konuma vardığımızda sessizce bir şey söylemeden arabadan indim. Okulun kapısından girmeden telefonuma bir bildirim düştü.


Sarp: Gitmek istediğinde sadece beni ara ya da yaz.


Sarp : Her zaman aramandan yana olacağım.


İçime güven hissi oluştu benden habersiz, onun bana verdiği güven hissini tarif edecek kelime bile bulamıyordum. Sadece oradaydı işte, hissi sadece kalbimin üzerindeydi. Mesaja tamam yazdıktan sonra telefonu kapattım ve okulun içine girdim. 


Danışman kadının önüne geldiğimde bakışları hemen beni buldu. “Buyrun nasıl yardımcı olabilirim?” diye sordu güler yüzle.


Tam ağzımı açarken “Deren geldin mi!” diyen neşeli sesi duydum. Arkamı döndüğümde o gün yemekte gördüğüm kadının çok aksi birini gördüm. Üzerinde civciv sarısı spor kıyafeti saçları tepeden dağınık topuz yapmış ve sıfır makyaj ile neşeli bir şekilde gülümsüyordu. 


Bir kaç adımda yanıma geldiğinde yüzünde yine aynı samimi gülüş vardı. Yemekteki kadın bu olamazdı, böyle biri olamazdı. “Lara.” dedim sesimdeki şaşkınlığı gizleyemeyerek. 


“Evet bu biraz tuhaf oldu ama sende zamanla alışırsın.” dediğinde sesindeki utancı hissetmiştim. “Gelsene. Bale için çalışma salonumuz şu tarafta.” derken eliyle beni yönlendirdi. Maskemi yüzüme taktım ve bende ona gülümseyip onu takip ettim. “Burada kıyafetlerini değişebilirsin. Benim şimdi dersim var bir saat sonra kafeden buluşalım mı?”


“Olur. Tabi ki.” dedikten sonra Lara’ya veda edip üzerimi değiştirdim ve soyunma odasından çıkıp çalışma salonuna girdim. İçeride antrenman yapan insanları umursamadan salonun ortasında önce ısındım daha sonra ise parmaklarımın üzerinde yükseldim. Kollarımı yukarı kaldırıp parmak ucunda yürüdüm ardından sağ bacağımı öne doğru uzattım ve sol ayağımın üzerinde iki kere döndüm. Dans ruhuma işlerken ben asla ritmimi kaybetmedim. Sağ elimi yukarı sol elimi daha aşağı tuttum ayaklarımı çapraz pozisyona alıp üç kere aşağı inip kalktım. Büyük adımlarla parmak uçlarımda ilerledim, tekrardan döndüm ve kollarım yukarıda, parmak uçlarımda durup düz bir çizgi şeklini aldım. Derin bir nefes alıp ayaklarımın üstüne geldim ve gülümsedim. Bana iyi gelen nadir şeylerden biri olabilirdi bale, sadece vücudumu değil ruhumunda nefes almasını sağlıyordu. Bale yapmak benim için bir spor dalı değildi, hayata tutunma sebebimsi. Bir tutkuydu. İleride herkesin önünde de dans etmek istiyordum.


Herşey bitince hayallerimin peşinden gitmeye devam edeceğim. Kendime söz veriyorum, içimdeki o kıza söz veriyorum.


Alkış sesini duymamla düşüncelerimden sıyrıldım ve alkış tutan adama döndüm. Bakışları benim üzerimdeydi ve bana otuz iki diş gülümsüyordu. Ağzına bir tane çakmak vardı. Hanfendiliğimizden ödün veremezdim, vermeyecektim. Geniş geniş gülümserken tam karşımda durdu “Çok güzel dans ettin.” dedi aynı gevşeklikle.


“Sağol.” diyen sesim ifadesizdi. Gereksiz muhabbeti sevmezdim heleki bu muhabbet gevşek bir erkekle olursa.


“Biraz gergin misin?” dedi alayla.


“Sen çok gevşeksin.” adamın yüzü şaşkınlıkla donup kalırken bende pointlerimi çıkardım ve soyunma odasına doğru ilerledim. Soğuk ve hızlı bir duşa girdikten sonra hızla üzerime yüksek bel kahverengi kumaş pantolon üzerine ise beyaz, kalın askılı bir bluz giydim. Saçlarımın çoğu nemini aldıktan sonra çantamı da takıp soyunma odasından çıktım. Cafe üst katta olmalıydı büyük ihtimalle. 


Bacaklarıma çarpan biriyle bakışlarımı aşağıya indirdim. Yere düşmüş dudaklarını büzen küçük bir kız çocuğu görmek canımı acıttı. Bende kızın önünde dizlerimin üzerine çöktüm, kız neredeyse ağlayacaktı boncuk mavisi gözleri dolu doluydu. “Özür dilerim.” dedim onun bana çarpmasına rağmen. Sonuçta o bir çocuktu. “Seni görmedim.” baştan aşağı onu süzdüm, neyseki bir yeri yaralanmamıştı.


“Önemli değil.” dedi ince sesiyle.


“Dizin acıyor mu?” diye sordum suçluluk hissi hala üstümdeydi.


“Acımıyor.” dedikten sonra oturduğu yerden kalktı. O kalkınca bende çöktüğüm yerden kalktım. “Benim adım İdil.” 


“Bende Deren.” 


İdil utana utana elini bana uzattı “O zaman arkadaş olalım mı?” 


Sorusuyla içim sıcacık olurken onun küçük elini sıktım. “Olalım.” 


“İdil burada mıydın!” telaşlı sesi duyduğumda Lara’ya döndüm. İdil benim yanımdan geçip hızla Lara’nın boynuna atladı “Anne! Bak ben yeni biriyle arkadaş oldum.” başımdan aşağı kaynar sular dökülürken olduğum yerden kımıldayamadım. Lara’nın kızı mı vardı? 


“Demek benim ve babanın iş arkadaşının nişanlısıyla tanıştın.” küçük kızı kucağına aldı ve bana doğru ilerledi. “Çoktan tanıştınız demek.”


“Öyle. Bir kızın olduğunu bilmiyordum.” dedim. Sanki suçluymuş gibi gözlerini kaçırdı. “Anne! babam işten geldikten sonra beraber yine çizgi film izler miyiz?” diye heyecanla sordu İdil. Bazı kelimeleri yutuyordu, yinede bence yaşına göre iyi konuşuyordu. Dört ya da beş yaşlarındaydı büyük ihtimalle. Bir katilin kızıydı. Babasının katil olduğunu bilse yine onunla film izlemek ister miydi? Midem her zamanki gibi çalkalanmaya başladı. 


“Lara kahve işini sonraya ertelesek olur mu? Sarp’ın acil işi çıkmışta onunla beraber olmam lazım.” dedim aceleyle. 


“Tabi ki. Sonuçta artık sık sık görüşeceğiz.” 


Hızla kafamı salladıktan sonra Sarp’a yazdım 


Deren : Gelir misin?


Sarp : Aşağıdayım 


Neden aşağıda beklediğini sorgulamadım sadece hızlı adımlarla dışarı çıktım. Onun arabasını görüp ilerleyecekken biri gözüme ilişti. Onunda bakışları bana dönerken içimdeki öfke harlandı. Ordaydı, iki yıl önce bana hiçbir açıklamada bulunma zahmetine girmeyip beni bırakan adam oradaydı. Bana doğru ilerlediğinde duruşumu dikleştirdim ve onu görmezden gelip ilerlemeye devam ettim.


“Deren” diye arkamdan seslendi ama yinede ona dönmedim. Ben arabaya varmadan Sarp arabadan indi ve oda bana doğru ilerledi. Tam karşımda durduğunda hiç bir şey demeden sadece kollarımı onun boynuna doladım. Neden ona sarıldığımı sormadı sadece kollarını belime doladı ve kulağıma fısıldadı “Eğer bakışlarını biraz daha senden çekmezse onun son günü olacak.” vücudum kaskatı kesilirken kafam karıştı. Bahsettiği kişi büyük ihtimalle Eray'dı. 


“Onu tanıyor musun?” diye sordum merakla. Onu tanımasının imkanı var mıydı? 


“Senin beni görmediğin zamanlarda bile ben seni görüyordum Deren. Seni hep gördüm.” ama ben seni hep kaçırdım.


Geri çekildiğimde bakışlarımı ona çevirdim “Eğer yanımda olsaydın bende seni görürdüm.” dedim açık bir şekilde. Artık ona karşı içimdeki kırgınlığı saklamaktan yorulmuştum. Ona kırgındım ama onunla sarılınca iyi hissediyordum. Ona kırgındım yinede onun yanında güvendeydim. Ne kadar kırgın ya da kızgın olursam olayım yine de günün sonunda onun yanındaydım.


“Deren biraz konuşabilir miyiz?” arkamdan gelen ses ile gözlerimi Sarp'tan kaçırdım. Eray'la konuşmak istemiyordum o geçmişti ve hep öyle kalacaktı. Hayat her seferinde kaçtığım ve arkamda bıraktığın kişileri önüme çıkarıyordu.


Ona doğru döndüm, yüzüm ifadesizdi. “Seninle konuşmak isteseydim ilk seslendiğinde seni görmezden gelmezdim. Görmezden geldiysem konuşmak istemiyorumdur.” 


“Haklısın ben sadece…” sözünü bitirmesine izin vermeden devam ettim. “Sen sadece iki yıl sonra karşıma çıktın o kadar. Kendini açıklama ya da bana bir şey söyleme. Özür dileme. Çünkü artık hiçbirinin önemi yok, benim için yok.”


“Nişanlandın mı?” diye sordu ama buna şaşırmış gibi durmuyordu.


“Öyle” dedim buz gibi sesle. Sarp hala arkamdaydı ama aramıza girmiyordu. Bu yüzden ona minnettardım, en azından bana karşı bu anlayışı vardı. “Her neyse konuşacak bir şey yok. Müsadenle işlerim var.” 


“Tabi ki.” dedi. Arkamı dönüp arabanın etrafından dolandım ve ön koltuğa oturup kemerimi bağladım. Sarp’ta arabaya bindi ve arabayı çalıştırıp eve doğru sürmeye başladı.


“Bana o lavuk var diye mi sarıldın?” diye sormasıyla kaşlarım çatıldı. Bu ne biçim soruydu böyle? Böyle saçma bir soruya cevap vermeyecektim. “Niye susuyorsun? Doğru olduğunu bildiğin için mi susuyorsun? Yoksa hemen dikenlerini yine çıkarırdın bana?” sözleri bir bıçaktan farksızdı. 


“Bu saçma soruya hiçbir cevap vermeyeceğim.” dedim net bir sesle. “Kafanda kur ve kendi kendini ye umurumda bile değil.” 


“Zaten kafayı yiyorum lan!” diye sesini yükseltince istemsizce olduğum yerde irkildim lakin yinede istifimi bozmadım ve sakinlikle “O zaman daha çok ye, bu benim problemim değil.” dedim. İçten içe kanım kaynasada ona istediğini verip delirmeyecektim. Sakin kalıp onun delirmesine sebep olacaktım. 


“Hasbinallah ya!” dedi direksiyona yumruğunu geçirirken. “Zaten ne bekliyordum ki! Aynı Deren işte yıllar önce nasıl bıraktıysam aynı kişi.” sözleriyle bakışlarım hayretle ona döndü. Sözleri kırıcıydı, hemde fazlasıyla. Seni bıraktı çünkü sana tahammül edemedi.  Seni hak etmedi.


“Bırakmasaydın o zaman!” dedim bende hiddetle. “Durdur şu arabayı.” sesim sakin ama keskindi. İtiraz eder sandım ama etmedi sadece arabayı durdu, hızlı bir şekilde arabadan indim. Mideme giren ağrıyla elim karnıma gitti lakin durmadım ilerlemeye devam ettim, arkamı dönmedim, gözyaşlarım göz pınarlarıma doldu ama ağlamadım. 


Seni hak etmiyor dedim kendi kendime. 

Seni hiç hak etmedi.

Seni hiç hak etmeyecek

Seni hiç sevmedi.


Araba hala arkamda mıydı bilmiyordum, yine de yürümeye devam ettim. Derin nefesler alıp verdim, nefesimi düzene soktum. Sırtımı dikleştirdim adımlarımı daha sağlam attım. Seni kimse sevmezse sen kendini sev, hatta o kadar çok sev ki kimseye gerek kalmasın. Bende öyle yaptım kendimi sevdim, çünkü beni seven kişi toprağın altına girdi.


Telefonumun çalmasıyla çantamdan telefonu çıkardım ve telefonu açtım. “Alo?” 


“Moralinin bozuk olduğunu gördüm. Sana bir sürprizim var.” yine o adamdı. Lanet gibi üzerime çöken o kişi.


“Ne istiyorsun benden Allah'ın cezası!” 


“Şimdi sakin olalım biraz. Ne kadar hızlı koşabildiğini test edelim.” dedi keyifle. “Ben sana dur diyene kadar koşmanı istiyorum, ne kadar acı çekersen çek sadece koşmanı istiyorum. Sadece bu kadar.”


“Yapmazsam?” dediğimde sesimden asla taviz vermiyordum. 


“O zaman nişanlını bir dahaki görüşün yerin altı olur. Bedenini bile göremezsin, arabasında bir patlayıcı var. Parçalarını gömersin, tabiki bulursan.” 


“Yalan söylüyorsun.” dedim hemen. “Az önce arabadaydım, yalan söylüyorsun.” 


“İstersen deneyelim.” 


“Bunu neden yapıyorsun?” diye sordum bu sefer.


“Acı çekmek nasıl bir şey gör istiyorum.” ardından telefon kapandı ve aynı anda bir bildirim düştü.


Bilinmeyen Numara:  30 saniyen var karar ver.


Ne yapacaktım? Sarp’ı aramalıydım, arabadan hemen çıkmalıydı. Hızla ismine tıkladım ve telefonu açmasını bekledim ama o telefonu açmadı. İçimdeki panik artarken yeni bir bildirim düştü.


Bilinmeyen Numara: Zamanın daralıyor Deren. Koşsan iyi edersin.


Tekrardan Sarp’ı aradım açmadı. Onun için canımdan vazgeçer miydim? Canımı riske atmaya değer miydi? Belki değmezdi ama yinede koşmaya başladım. O kadar hızlı koşmaya başladım ki yolun sonunda hayallerimin olduğunu düşündüm, ben hayallerime bile bu kadar hızlı koşmamıştım ama şimdi unuttuğum bir adam için koşuyordum. Hemde canım pahasına… Göğsümün yandığını hissettim eve doğru koşmaya devam ettim onun iyi olduğunu görmem lazımdı, o arabadan inmek zorundaydı. Adımlarım gittikçe sarsaklaşmaya devam etti yine de durmadım, duramazdım. Nefesim kesilmeye başlarken gözlerim anlık karardı ama kendimi toparladım. 


Nefes almak artık imkansız gibi bir şeydi. Güçsüz bir şekilde dizlerimin üzerine çökmek zorunda kaldım. Çantamdan ilacımı arayıp hızla dudaklarıma götürdüm, bir kaç nefes içime çektim ama yetmedi bu sefer ise öksürmeye başladım. Bir nefes daha çekmek için ilacı dudaklarıma götürdüğümde ilaç gelmedi. 


Bitmişti


“Hanımefendi iyi misiniz?” diye sordu biri lakin benim diyebildiğim tek şey “Ambulans.” oldu gözlerim karardı ve bilincim kapanmadan önce hissettiğim son şey başımın sertçe yere çarpması oldu. 


YAZAR’DAN 


Geçmiş


Gözlerinden yaşlar akarken telefonuna sarıldı Deren. Az önce öğrendiği şeylerin ağırlığı vardı üstünde. Aklına gelen ve sığınabileceği tek kişiyi aradı o an. Telefon ilk çalışta açıldı “Efendim güzelim.” dedi Sarp uykulu sesiyle daha yeni bir kaç saat önce bir maçtan çıkmış ve uyumuştu. Deren’in dudaklarından bir hıçkırık kaçınca kaşları çatıldı ve hızla yattığı yerden kalktı.


“Sarp.” dedi içli içli. “Beni buradan alır mısın?” dudaklarından bir hıçkırık daha kaçtı. “Lütfen beni buradan al, ben burada kalmak istemiyorum. Lütfen gel.”


“Deren ne oldu?” dedi telaş bütün bedenini ele geçirirken. Deren ağlamaya devam edince “Neredesin?” diye sordu ama o an Deren’in gözleri kör ışık yüzünden kapanırken bir araba ona acımasızca çarptı. Dudaklarından dökülen çığlıkla beraber yere yığıldı, kafasından akan kan saçlarını ıslatırken bütün kemikleri sızlıyordu. Nefes aldıkça canı acıyordu.


“Deren!” diye haykırarak kardeşinin kanlı bedeninin önüne çöktü Özer. “Ne oldu?” dedi gözyaşlarına hakim olamazken. “Güzelim ne oldu?” diye fısıldadı ona acıyla bakan kıza bakarken. “Ambulan çağırın!” dedi etrafına toplanan kalabalığa.


“Abi.” dedi zar zor Deren. Canım yanıyor demek istedi ama diyemedi, gözleri ağır ağır kapandı. Özer’in haykırışları bütün sokağı inletti. 


“Abim.” dedi acıyla “Canım, güzelim, yapma. Yakma beni.” titreyen ellerini saçlarına uzatacak oldu ama ona zarar gelir korkusuyla bundan vazgeçti. “Acımasın canın. Acımasın.” deliriyordu sanki. “Dayan lütfen olur mu?” telefonun sesini duyunca hızla açtı “Sarp!” dedi acıyla.


Sarp bu geçen on beş dakikada neredeyse kafayı yiyecekti bu yüzden çoktan yola çıkmıştı bile. “Oğlum ne oluyor? Deren nerede?” adeta haykırıyordu.


“O yerde kanlar içinde yatıyor lan! Hastaneye gel. O gözlerini açmıyor oğlum.” dedi ama ne dediğini bile bilmiyordu Özer sadece öylece konuşuyordu.


“Özer ne oldu?” sesi korkudan dolayı fısıltı gibi çıkmıştı.


“Onunda sonunu getirmeye çalışıyorlar Sarp. Öğrendiler.”


🥀


Herkese yettim bu dünyada bir kendime yetemedim. Herkesi sevdim bu dünyada bir kendimi sevemedim. Herkese yer verdim hayatımda bir kendime yer veremedim. Hayatımın her anı hayal kırıklarıyla doldu ben yine kendimi suçladım. Herkes nasıl olmamı istiyorsa öyle oldum daha sonra ise kendimi kaybettim. Ben kimim bilemedim. 


Öfkeme sarıldım sonra elimde bir tek o kaldı. Bu sefer de kimseye yaranamadım ama kimsenin beni kırmasına da izin vermedim. Önce kendim dedim sonrası sonra, hep sonra.


Serumun damla sesini duyduğumda içim korkuyla doldu. Gözlerimi açmak istemedim. Ya gözlerimi açtığımda Sarp’ı kaybetmiş olursam korkusuyla gözlerimi daha sıkı yumdum. Duyacak ya da göreceklerime hazır mıydım bilmiyordum, şakaklarıma doğru akan yaşı hissettim. Gözlerini aç ve yüzleş. Korktum ama yinede gözlerimi açtım, onu görmeyi bekledim gözlerim odada onu aradı ama bulamadı. Gelmez diye İsmini seslenmeye korktum. “Sarp.” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle, boğazım sanki yırtılıyordu.


Onu kaybettin! 

Kes sesini!


Hızla yattığım yerden kalkıp kolumdaki serumu çıkardım.  Kolumda sızan kanı, hastane kıyafetlerini ve çıplak ayaklarımı umursamdım. Hızla yürümeye başladım, odadan çıktım koridorda delirmiş gibi etrafa bakındım. Birinin omzuna çarptığımda “Pardon.” deyip yanından geçtim. Bahçeye çıktım etrafa baktım ama o yoktu, bağırmak ona seslenmek istedim ama sanki sesim çıkmadı. Bir ağacın dibine çöktüm ve toprağı eşelemeye başladım. Tırnaklarımın içine toprak doldu ama durmadım. “Onu bana ver!” dedim fısıltı gibi çıkan sesimle. Gözlerimden yaşlar boşanmaya başlamıştı “Onu da alma onu bana ver!” daha çok eşeledim “Bari onu bana bırak.” omuzlarım sarsıla sarsıla ağlamaya başladım. Başım ağrımaya başlamıştı.


“Onu bana bırak!” dedim acıyla. “Alma onu benden alma.” onu kaybetmiştim. Bu sefer gerçekten onu kaybetmiştim. “Deren.” diye sesini duydum zihnimde ama aynı zaman sanki burada gibiydi. “Lütfen.” dediğimde bakışlarım gökyüzündeydi. “Bari o kalsın, zaten herkes gidiyor.” yanağıma yerleşen eli hissettiğimde bakışlarım hızla ona döndü. Buradaydı, tam karşımda duruyor, bana bakıyordu. Korka korka elimi elinin üzerine koydum, buradaydı.


Kollarımı o kadar hızlı bir şekilde ona doladım ki o sendeledi. Hıçkırıklarım kontrolsüz bir hal aldı ama umursamadım. “Buradasın.” dedim şükreder bir şekilde. “Gerçekten buradasın. Kaybetmedim.” 


“Burdayım.” dedi kollarını bana dolarken. “Kaybetmezsin. Beni asla kaybetmezsin. Özür dilerim. Öyle konuşmamalıydım, seni bırakmamalıydım.” onu daha sıkı sardım. “Zamanı geri alamam ama özür dilerim. Herşey için. Seni buraya gelmene sebep olduğum için.”


“Sarp artık bu işi bitirelim. Benim ruhum ölüyor.” dedim titrek sesimle. “Bugün olan şey sadece bir başlangıç. Bugün sadece hastane yatağındayım yarın…” devamını getirmeme izin vermedi. “Söyleme.” dedi net bir sesle. “Devamını getirme. Bugün bir kez daha canımdan can gitti, bu hissi ikinci defa yaşıyorum ve ben bu hissin anasını”


“Küfür etme.” diye araya girdim. “Sana sarıldım çünkü canım öyle istedi. Canım sana sarılmaktan çok memnun, canım hep sana sarılmak isteyebilir.”


“Canın hep bana sarılmak istesin.” geri çeklipi alnını alnıma yasladı. “Söz veriyorum. Bu işi en az hasarla bitirmeye çalışacağım. En az zarar görmeni sağlayacağım.” 


“Birlikte.”


“Birlikte.”


“Bundan sonra biz onlarla oynayacağız. Artık devir bizim devrimiz ve biz bu savaştayken geriye kalan herkes kaybetmek zorunda.” dedi net bir şekilde. Bundan sonra kartlar bizim istediğimiz şekilde dağıtılacaktı. Artık piyon değil şah olacaktık ancak bunu onlar asla bilemeyeceklerdi. 




Selam bal kuşlarım umarım bölümü beğenmişsinizdir. 

Bölüm hakkındaki düşüncelerinizi merak ediyorummmm








Yorumlar

  1. Bölüm çok kısa amaaaa

    YanıtlaSil
  2. Evet çok kıssada

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında bölüm çok kısa değil ama daha uzun yazmaya çalışırım

      Sil
  3. Yeni bolum ne zaman gelirr coook iyiydi bu bölum ama keske daha uzun olsaaa

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Şehitlerimiz olduğundan dolayı cumartesi ya da pazar

      Sil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar