Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 15.PERDE
"İhanet en büyük günahtı ve
bunun telefisi yoktu."
Tutuşmuş Beraber - Melike Şahin
Ara Beni Lütfen - Kenan Doğulu
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN KİŞİ VE OLAYLAR TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR.
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
X/ruhunlasavas
İyi okumalar ballarım bölüm sonunda yorumlarda buluşalım🫶🏻
Mecburiyet insanı bitirir dedikleri zaman inanmazdım. Her zaman başka bir yol olacağını düşünürdüm ama şimdi anlıyordum ki bazen başka yolda yoktur. Bazen yol tektir ve sen istemesende o yolda yürümek zorunda kalırsın. Seni o yola isterler ve o yol seni bitirir. Bu yol beni bitirmişti.
Abime “İnsanın canını en çok ne yakar?” diye sormuştum bir gün.
“İhanet.” demişti. “Bunun telafisi yok mu?” diye sormuştum merakla. “Yok.” demişti.
O zaman bunu anlayamamıştım ama şimdi anlıyordum. Hatta sadece anlamakla kalmayıp iliklerime kadar bunu hissediyordum. İhanet benim işlediğim en büyük günahtı ve telafisi yoktu. Bakışlarım Sarp’a döndüğünde bakışlarının altında ezildim. Acı kahvelerinde bir şehir yıkılmıştı, bir şey söylemesini bana bağırmasını bekledim ama o sustu. Anlarım demişti, bana söz vermişti. Beni anlamaya çalışması lazımdı. Son ana kadar çırpındığımı bilmesi lazımdı. Halimi görmesi lazımdı, mecburiyetimi anlamalıydı.
“Sarp…” diyebildim zayıf bir şekilde. O ise bakışlarını benden çevirdi ve Turan’a döndü. Beni tamamen görmezden gelmesi bana bağırıp çağırmasından daha ağırdı, kalbim sıkıştıkça sıkıştı. “Ne yapmam lazım?” diye sordu buz gibi bir sesle.
“Hakkında arama emri var.” demesi kalbimi iyice deşti, yaptıklarım yüzüme tokat gibi vurulurken oturduğum yerde sarsıldım. “Teslim olup ifade vermen gerekiyor.” bu sefer bakışları bana döndü. “Hangi konu hakkında ihbar ettiğini bize söylemen gerekiyor Deren.” dedi lakin sesinde suçlama yoktu. Ne diyeceğimi bilemedim, ne denirdi ki zaten. Onu ihbar etmiştim. Hemde yapmadığı şeyler için bile, ona iftira atmıştım.
“Gidelim.” dedi Sarp oturduğu yerden kalkarken. Beni yok sayıyordu, az önce bana sarılıp beni kollarında teselli edip beni öpen adam yoktu, gitmişti. Onun yerine artık beni görmezden gelen ve bana buz gibi gözlerle bakan adam vardı. Canım yandı ama bu sefer onu bu hale getirenin ben olduğunu bildiğim için. Eğer kalkakabilseydim şuan onun peşinden giderdim onun yerine “Sarp!” diye seslendim yüksek sesle. Beni dinlemeliydi, beni anlamasa bile buna çalışmalıydı. Anne olma ihtimalimi bile feda ettiğimi bilmeliydi.
Sarp durmadı, arkasına bile bakmadan odadan çıktı. Bakışlarım çaresizce Turan’a döndü “Turan…Mecburdum. Yemin ederim mecburdum, istemedim, zorunda kaldım. Ona söyle bunu!” dudaklarımdan bir hıçkırık döküldü “Beni anlamaya çalışacağına dair söz verdi!” Turan’ın bakışları acıyla bana bakarken yanıma yaklaştı ve kollarını bana doladı. “İstemedim.” dedim acıyla. “Çok şey bıraktım, zorunda kaldım.”
“Anlıyorum kardeşim.” dedi sadece sırtımı sıvazlarken. “Oda anlayacak, sadece bu hepimiz için ağır bir şey. Onun içinse daha ağır, ona zaman ver kendini onun yerine koy.” geri çekilip gözyaşlarımı sildi ve oturduğu yerden kalkıp odadan çıktı Berk’de onun arkasından çıktı. Gözlerim Işıl’ı aradağında onunda çıktığını fark ettim. Beni anlamıyorlardı
Yanımda oturan Şeyma’ya döndüm bu sefer “Sen anla.” dedim son çare ona. “Beni tanıyorsun beni biliyorsun. Dobrayım, kin tutarım, öfkeliyim, dengesizim ama kimseye bile isteye ihanet etmem.”
Şeyma bana baktı ama sadece bir an baktı, öyle uzun uzun değil bir an ve beni anladı. Hemde tek bakışta beni anladı. Zorunluluklarımı ve mecburiyetimi… feda ettiklerimi, hepsini anladı. Kollarını hemen boynuma doladı ve beni bağrına bastı. “Benim bal’ım.” dedi sesi titrerken. “Ben seni hiç anlamaz mıyım? Anlarım tabiki, hemde bir bakışta anlarım.” dedi. İçime tekrardan umut tohumları ekildi. Şu an tutunabileceğim tek dala tutundum. Şeyma’ya. Hayatımızın her anında birbirimize dal olduğumuz o kızla yine birbirimize dal olduk. Bu sefer karanlıktan aydınlığa çıkmak, karanlığa galip gelmek için…
🩰
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Üzerindeki floresan lamba cızırdarken bakışları yumruk yaprığı kelepçeli ellerindeydi Sarp’ın. İçi yanyordu, kızgındı, kırgındı ve ne yapacağını nasıl davranacağını bilmiyordu ama yine de bir sorgu odasındaydı. Hayat hiçbir zaman ona adil davranmamıştı, oda hiçbir zaman bundan şikayet etmemişti. Aksine istediği herşeyi kendisi almıştı, kolaylıkla ya da zorla.
Bunu ona yapanlardan hesabını illaki bir gün soracaktı ama bu sefer bazı şeyler farklıydı. Onu yıkan farklıydı. Elindeki dosyaları masaya koyan polise bakışlarını çevirdi Sarp. “Evet Matias Sarp Çeliker.” dedi polis. “Hakkında devlet için önemli silahları kaçırma ve illegal dövüşlere katıldığın hakkında bazı delillerle beraber atılan iddialar ve ihbarlar var. Bu konu hakkında ne söyleyeceksin?” dedi.
Sarp ifadesizliğini korurken içinde bir şeyler eksildi. Sevdiği kadın ona ihanet etmişti, onu anlıyordu. Kim bilir neler yapmışlardı da o bunu yapmak zorunda kalmıştı, bunları anlıyordu ama bazen anlamak yetmiyordu işte. Öfkeliydi, o kadar öfkeliydi ki öfkesi ve hayal kırıklığı şu an ikiye katlanmıştı. Çünkü bu ihanetten bile öteydi, onu bitirmekti. Onu bitirmeye çalışıyorlardı ve artık bu işin içinde ne olursa olsun sevdiğin kadında vardı.
“Avukatım olmadan konuşmayacağım.” dedi geriye yaslanırken Sarp. Avukatı falan yoktu ama ne kadar çok yasal hakkını kullanır sessiz kalırsa suçsuz bulunması o kadar yüksek olurdu. Delil yetersizliğinden serbest kalırdı.
“Niye suçlu olduğun için mi?” diyerek yem attı polis ama Sarp Çeliker bunları yemezdi. “Avukatım olmadan konuşmayacağım.” dediğinde karşsındaki polis güldü. “Sence avukatın olsa şu ana kadar gelmez miydi?”
Tam o anda kapı açıldı. Siyah takımı üzerine tam otururken yüzünde ve ela gözlerinde sert bir ifade vardı. Bütün ihtişamı ile dik bir şekilde içeri girdi ve polise döndü “Ben Adil Koçak. Sarp Çeliker’in avukatıyım.” elindeki çantasını masanın üzerine koyarken bakışlarını karşısındaki polise kenetledi. “Sorun neyse öncelikle benimle konuşmanızı rica ediyorum.”
Polisin sinirli bakışları Adil’e çevrildi “Matias Sarp Çeliker illegal maçla ve silah kaçırma ile suçlanıyor.”
“Kanıtınız var mı?” diye sordu direkt. Yıllardır avukatlık yapıyordu ve bu zaman kadar baktığı davaların çok azını kaybetmişti. Bu dava onda olduğu sürece kaybetmesi çok düşük bir ihtimaldi.
“Bazı deliller var.”
“Görmek isitiyorum.” dediğinden polis önüne bir kaç fotoğraf bıraktı. Fotoğrafta yandan çekilmiş bir adam vardı ve silahları kontrol ediyordu. Bunun ilk bakışta Sarp olduğunu herkes sanabilirdi lakin Adil bunun Sarp olmadığını bilecek kadar uzun tanıyordu yanındaki adamı. “Bu o değil.” dedi direkt. “Onun olduğuna dair bir kanıtınız yok. Bu bir fotoshop.”
“Buna inanmamı mı istiyorsunuz avukat bey.”
“Bana inanmanızı istemiyorum. Bu fotoğraf üzerinde inceleme istiyorum. Ayrıca müvekkilim, takdir edersiniz ki dünyaca ünlü bir boksör, ona çamur atmak isteyen bir sürü kişi var.” diye savunmasını öne koydu.
“Yine de mahkemeye çıkması gerekecek.” dedi polis hemen.
“Bu konuda ise, müvekkilim bir İspanya vatandaşı ve eğer bir mahkeme olacaksa onunda İspanya’da olması müvekkilimin yasal hakkı.”
Polis sinirle güldü “Dersine iyi çalışmışsın avukat.”
Adil masaya koyduğu çantasını aldı ve ceketini düzeltti “Şimdi müvekkilimin kelepçelerini açmanızı rica ediyorum. Onu şuan burada tutmanız için hiçbir geçerli yasal sebebiniz yok. Deliller yetersiz ve asılsız.” diyerek son noktayı koydu. Polis bir şey diyecek oldu ama sustu ve Sarp’ın kelepçeli ellerini açtı. Sarp oturduğu yerden kalktı ve Adil ile beraber sorgu odasından çıktılar. “Eyvallah.” dedi düz bir sesle. Uzun yıllar sonra amerikadaki arkadaşını görmeyi beklemiyordu. Neredeyse beraber büyümüşlerdi, yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Adil amerikaya gittikten sonra bile araları açılmamıştı, çok konuşup görüşmezlerdi ama zor zamanlarda birbirlerinin orada olduklarını bilirlerdi.
“En son gördüğümden daha berbat haldesin oğlum.” dedi alayla karışık Adil. “Beni özlemişsin öyle duydum, hemen koştum geldim.”
“Siktir git lan!” dedi Adil’in cıvıklığına karşı Sarp.
“Aa.” dedi kınayan bir sesle “Hayatım beni özlemedin mi?”
“Oğlum ne oldu sana gay falan mı oldun lan?”
“Belki oldum.” dediği anda telefonu çaldı. Arayan nişanlısı Bahar’dı, hemen açtı telefonu “Efendim güzelim.” dedi şefkatli bir sesle.
“Adil niye telefonunu açmıyorsun?” dedi telaşlı sesiyle Bahar.
Sarp’a yan bir bakış attı. “Müvekkilimin sorgusundaydım hayatım. Bir şey mii oldu?”
Dudakları büzüldü Bahar’ın “Olmadı. Seni özledim.”
“Kurban olurum sana bende seni özledim. Merak etme en kısa sürede geri döneceğim.” dedi Adil.
“Tamam. Seni seviyorum”
“Bende seni seviyorum.” dedikteen sonra telefonu kapattım.
“Yenge mi?” diye sordu Sarp.
“Öyle.” dediğinde kafasını salladı hafifçe. Aklına yine onun sevdiğinin ona yaptıkları geldi ve darmadağın oldu. “Niye buraya düştün Sarp?” diye sordu bu sefer ciddiyetle.
“Sevmekten.” dedi sadece Sarp.
Çok sevmekten.
Delicesine sevmekten…
🩰
DEREN SİLDAY
Acılarımız vardı.
Acıtanlarımız vardı.
Yaralarımız vardı.
O yarayı açanlarımız vardı.
Yaranın üstünü kapat kimse görmesin, ne olduğunu sormasın. Ya da onu herkese aç sonra o yara artık alışıldık olup görmezden gelinsin. İnsanlar anlamasın ama hep içinde kalmaya devam etsin. Acın öfkeye dönüşsün herkes seni kibirli sansın ama hiçbir zaman bunun sebebini sormasın. Sen yıkılma ama yık, sen yık ki kimse seni yıkmaya cesaret edemesin.
Saatlerdir karşımdaki duvara bakıyordum. Ev kalabalıktı ama aynı zamanda boştu. Eve geleli bir haftadan fazla olmuştu, yaram yavaş yavaş iyileşiyordu. Şeyma yanımda kalıyordu, Turan ve Berk’te ara ara uğruyorlardı ama benimle konuşmaktan kaçınyorlardı. Işıl o günden sonra hiç yanıma gelmemişti. Birde o yoktu, sadece fiziksel değil tamamen yoktu, izi bile yoktu kendi evinde. Odasından sanki bir anda kokusu silinmişti, her an onun odasındaydım neredeyse. Onun balkonunda oturuyor onun tişörtleriyle onun yatağında yatıyor, onun yüzüğünü takıyordum.
Onun bendeki tek varlığı sadece kalbimdeki sızısıydı. Birde ara ara gördüğüm gerçekleğinden bile emin olamadığım kabuslarımdı. O günden sonra çok nadir uykuya dalıyordum, vücudum artık dayanamayıp bitkin düşüyordu. Yine onun odasındaydım elimde onun tişörtü vardı. Bugün Şeyma’ya gitmesi için ısrar etmiştim, biraz yalnız kalmam gerekiyordu. Kafamı toparlamalıydım.
Uzandığım yerden zorlukla ayağı kalktım ve balkona doğru yavaş adımlarla yürüdüm. Hala yaramdan dolayı yürüken zorlanıyordum. Balkona girip onunla oturduğumuz yerde tekrardan oturdum.
Eğer ihanet etmeseydin şuan oda yanında olurdu.
Mecburdum.
“Yemin ederim.” dedim yüksek sesle. Zaten şu an beni duyacak kimse yoktu. Bir ben bir de Tanrı var. “İstemedim. Zorunda kaldım” anlaması lazımdı beni, en azından anlamaya çalışması lazımdı. Ben denemiştim, en azından denemiştim ve onu dinlemiştim. Elim kasığımın üzerindeki taze yaraya değdi, “Herşeyimi verdim.” dedim çaresizce. Yanaklarımdan yaşlar süzülmeye başladı, ağlamam boğuk hıçkırıklara dönüştü. Ağladıkça canım yandı, nefesim daraldı ama ağlamamı durduramadım. “Mahvettin.” çıktı dudaklarımdan “Herşeyi mahvettin Deren.” başımı gökyüzüne çevirdim. Derin nefesler almaya çalıştım, yaram haddinden fazla sızlıyordu. Midem kasılmaya başladığında duvardan tutunarak zorlukla ayağı kalktım.
Elimin altındaki ıslaklığı hissetmek duraksamama sebep oldu. Sırtımı duvara yaslayıp üzerimdeki Sarp’ın tişörtünü yukarı sıyırdım “Siktir!” dedim panikle. Dikişlerim açılmıştı, banyoya kadar yürümem imkansızdı bu yüzden yatağa doğru ilerleyip yatağın üzerinden telefonumu aldım ve yere oturup sırtımı yatağın bazasına yasladım.
Alnımdan boncuk boncuk ter damlıyordu, titreyen elime rağmen o an ihtiyaç duyduğum tek kişiyi aradım. Sarp’ı. Açmazdı, biliyordum. Ben olsam açmazdım.
Telefon açıldı, konuşmadı ama benim aradığımın farkndaydı. Anında gözlerim dolarken zorlukla yutkundum ve yarama daha çok bastırdm. Acıyla inlememek için dudağımı ısırdığımda gözlerimi kapattım. Bir kaç dakika geçti ama kapatmadı, gözlerimi açtım ve kafamı yatağa yaslayıp “Sarp.” dedim güçlü tutmaya çalıştığım sesimle. Bana cevap vermedi. “Biliyorum şu an seni aramam yüzsüzlük, aramamalıyım aslında. Ama kimi arayacağımı bilemedim.” derin bir nefes aldım “Aklıma kimse gelmedi değil aslında, geldi ama hiç kimse ihtiyacım olan kişi değildi. İhtiyacım olan kişi sensin.” acıyla istemeden inledim. “Sana ihtiyacım var.”
O an sesini bir hafta sonra ilk defa duydum “Sen iyi misin?” diye sordu direkt, sesi neredeyse ilgiliydi ama hayır bu sadece benim kafamın içinin bir oyunuydu. Hatta belkide bu an bile rüyaydı.
“Rüya mı bu yoksa ben seni gerçekten aradım mı?”
“İyi misin?” diye sordu tekrardan.
Gerçekti
“Değilim.” dedim kafamı iki yana sallarken beni görmeyeceğini bile bile. “Canım acıyor, hayır fiziksel değil bu sadece…” bakışlarım ellerime kayarken kulaklarım çınladı “Ellerimde çok fazla kan var.” dedim birden.
“Neredesin hemen geliyorum.” dediğinde içim kıpır kıpr oldu ilk defa. Sevindim hatta, o benim için geliyordu artık yaranın önemi yoktu.
“Evdeyim. Yaram açıldı biraz, kendim dikebilirim ama…” duraksadım. “Kafam bulanık konuşmakta zorlanıyorum. Biraz da sen konuşsana.” o konuşursa kafamı toplardım, sesini özlemiştim. Arkamda olan varlığını özlemiştim, üzerime düşen gölgesini özlemiştim.
“Yorma kendini güzelim. Geliyorum dayan tamam mı?”
“Tamam.” diye onayladım onu.
“Aferin benim bebeğime.” dediğinde içim sıcacık oldu. İlk defa içimi çocuksu bir neşe doldurdu. Onun bebeğiydim. Dudağımda acı bir tebessüm oluşurken şakağıma doğrı bir damla yaş aktı. “Anlardın hani?” diye sordum çarezice. “Ben bile seni anlamaya çalıştım, herşeye rağmen yanında kaldım. Hayır suçluyum biliyorum ama sen beni ilk hatam da sildin.” bunları neden söylüyodum ki? Ben bizi bitirmiştim artık bunların önemi yoktu.
“Anladım.” dedi bana “Ama anlamak yeter mi bazen?”
Yine görmeyeceğini bile bile başımı iki yana salladım “Yetmez. Haklısın bizi birbirimizi anlamak yetmedi.”
“Yetmez zorunda.” diyen ise oydu.
Yeter miydi bilmiyordum ama benim şu anımın bile garantisi yoktu. Elim uyuşmaya başlarken telefonu yere koydum. “Çok mu uzaksın?” diye sordum tavandaki çizgilere bakarak. Telefondan ses gelmedi “Uzak değilim.” diyen sesini ise telefondan değil arkamdan duydum. Ben kafamı çevirmeye fırsat bulamadan onu dibimde buldum. “Siktir Deren!” dedi yüksek sesle.
“Pansuman seti banyoda onu getir.” dedim hemen. “Ben dikeceğim hadi getir.” konuşurken gözlerine değil yere bakıyordum. Ayaklandı ve önümden kalktı, saniyeler içinde elinde set ile geri geldi. “İğne ve ipi çıkar.” dedikten sonra tişörtü iyice yukarı çıkardım ve yarayı görüş alanıma soktum.
“Canlı canlı kendini mi dikeceksin!” dedi hiddetle.
“Şuan başka çarem yok.” dedim elindeki iğneyi ve ipi alırken. Parmakları benimkileri teğet geçti, elinin sıcaklığını bile özler miydi insan? Özlemiştim.
“KAFAYI MI YEDİN?” diye kulağımın dibinde bağırdığında bende “CANLI CANLI KESİLMİŞTİM!” dedim birden. Hayır bunu söylemem gerekiyordu ama bir kere ağzımdan çıkmıştı bile.
“Ne?” dedi zayıf bir sesle ama ona dönmedim. İğne ve ipi ayarladım titreyen ellerime rağmen iyi kötü yarama dikiş attım. Şuanki tek temennim mikrop kapmamasıydı. yarayı temizlemeye yeltendiğim sırada Sarp elimi tuttu “Ben yaparım.” dedi
Kollarını bacaklarımın altından dolayıp beni tek hamlede yavaşça kucağına aldı ve banyoya getirdi. Kan kaybettiğim için midem daha da bulanmıştı. Lavabonun kenarına yavaşça bıraktı “Oturunca canın çok acıyor mu?” diye sorduğunda bakışlarım beyaz fanyansa bakmaya devam etii. “Çok acımıyor.” dedim sadece.
Suyu açtı ve ellerimi sıcak suyun altına koydu, bakışlarım ellerimdeyken elime değen suyun kırmızıya dönüşmesini izledim. Elimi bir kaç kez sabunladı ve kanı tenimden sildi. Ellerimi suyun altından çıkarıp kucağımda birleştirdim “Yaranı temizlemem lazım. Tişörtü çıkarabilir miyim? Bakmayacağım merak etme. Bakma dersen bakmam biliyorsun.” biliyordum.
“Çıkarabilirsin.” dedim izin vererek. Tişörtün eteklerinde tutup yukarı çekti, bez bebekmişim gibi üzerimdeki tişörti söküp çıkardı. Üzerimde sadece bir sütyenle karşısında kaldım. Gözlerine bakamadım ama sadece yaraya odaklandığını fark edebiliyordum. “Acırsa söyle.” dediğinde kafamı salladım ama söylemezdim, bunu oda çok iyi biliyordu.
Büyük bir özenle yaramı temizledi, üzerine üfledi ve yarayı kapattı. Bakışlarını yüzümde hissettim “Niye bana bakmıyorsun chica guerrera?”
“Sen nasıl sana ihanet eden kadının yüzüne bu kadar rahat bakabiliyorsun?” diye sordum. “Sen nasıl sana iftira atan kadının yarasını temizleyebiliyorsun? Sen nasıl seni ihbar eden kadının telefonlarını açabiliyorsun?”
“Bana bak.” dedi sadece ama bakmadım. Çenemin altındaki ellerini hissettiğimde ona bakmak zorunda kaldım. Haftalar sonra ilk defa yüzüne baktım, acı kahvelerine gömüldüm. “Çünkü seni anlıyorum.” saçımı kulağımın arkasına itti. “Sevdiğim kadını anlıyorum. Onun mecburiyetini anlıyorum.”
“Yapma.” dedim başımı sağ omzuma yatırarak. “Affetme. Bana bu kadar iyi davranma çünkü bunu hak etmiyorum. Ben ölmeliydim, ölmesi gereken birine bu kadar iyi davranmazsın”
“Sakın bir daha bunu söyleme.” dedi keskin bir sesle. Acı kahveleri kısıldı “Bana sarılsana. Kokunu özledim.”
“Ne!” dedim hemen. “Konuşmalıyız.”
“Konuşuruz ama yarın. Bugün sadece bana sarıl, çünkü buna ihtiyacım var sana ihtiyacım var.”
Gözlerim doldu yeniden. Ona ne kadar zarar verirsem vereyim bana geliyordu. Bu mutlu olacağım bir şey değildi, kendini düşünmesi lazımdı. Bana ne kadar yakın olursa o kadar zarar görecekti bunu biliyordum. Komik olan şey ise bende ona karşı böyle hissediyordum sadecee benim aksime o güvenli bölgeydi, benim limanındı.
Ben bir kuzey yıldızı mıyım bilmiyorum ama o kesinlikle bir pusulaydı ve o yanımda olduğu sürece yönümü kaybetmezdim. Gözyaşları tekrardan yanağıma doğru hücum ettiğin kollarımı zorlukla da olsa onun boynuna doladım ve onu göğsüme çektim. Teni tenime değdiğinde oda kollarını belime doladı. Derin bir nefes aldığını hissettim. “İşte şimdi…” dedi boğuk sesle. “Şimdi nefes alıyorum. Kokunla nefes alıyorum Deren.”
Dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtığında yaram yeniden sızladı. Aynı anda aniden bedenim titremeye başladı. Üşüyordum ama aynı zamanda sanki vücudum yanıyor gibiydi. “Siktir!” diyen sesini duydum zorlukla da olsa. “Ateşin var Deren!” dediğinde ağzımdan boğuk mırıltılar çıktı. “Duşa girmen lazım.” dedi. Geri çekileceğini anladığımda daha sıkı sarıldım boynuna “İyiyim ben.” dedim hızla.
Sarılmayı bırakmasını istemiyordum. Belki de yarın hiç sarılmayacaktı, bu yüzden şimdi sıkı sıkı sarılmalıydım. Ona bir şeyler söylemek istedim ama uykum vardı. “Küveti dolduracağım.” dediğinde bedenim anında kaskatı kesildi ve istemsiz yutkunmakta zorlandım.
“Küveti sevmiyorum.” diye mırıldandım.
“Duş olmaz Deren. Ben yanındayım merak etme.” dediğinde beni iyice kollarının arasına alıp oturduğum yerden kaldırdı. Gözlerim kendiliğinden kapanmıştı bile. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama tenime değen soğuk suyla bulunduğum yerde irkildim ve gözlerimi açtım. “Soğuk.” diyebildim zorlukla.
“Ben buradayım.” dediğinde ise onunda çıplak göğsünü hissettim. Küvette göğüslerimiz birbirine değerken daha çok sokuldum ona. “Söylesene ben ne yapacağım seninle?” dedi sıkıntılı bir sesle.
Cevap vermedim iyice sindim göğsüne, tekrardan ona sığındım. Güvenli yerdi orası, biraz daha dinlendim. Bir kaç dakika sonra sudan çıktığımızı hissettiğimde yeniden onun kucağındaydım. Beni havluyla sardı ve banyodan çıkarıp yatağa yatırdı. Altımda penye şortun ıslak olmasını umursamadı bile.
Gözlerimi hafif aralayıp yorganı üzerime çektim ve onu izlemeye başladım. Gözlerimin yanmasına rağmen onun dolaptan çıkardığı kıyafetleri almasını izledim. Üstündeki tişörtü çıkardığını gördüğümde ise yine ona bakmaya devam ettim. Ayın ışığı sırtına yansıyordu, sırtındaki yara izini görmek canımı yaktı. Sırtının yarısından beline kadar uzanan bir yaraydı, bir zamanlar derin olduğunu çok belliydi çünkü yara kapanmış olsa bile kabarıktı. Tişörtü üzerine geçirdi, pantolonunu çıkaracağını anladığımda bu sefer bakışlarımı hemen ondan çekip karşımdaki duvara sabitledim.
Yatağın içinde küçülebildiğim kadar küçüldüm. Yok olayım istedim belki de, bilmiyorum. Tam karşımda durduğunda dizlerinin üzerine çöküp benim hizama geldi ve bakışlarını yeniden gözlerime kenetledi. “Tişörtü giydirelim.” dedi. Kafamı salladığımda yorganı üzerimden çekti ve kalkmama yardım etti. Sonra dikkatlice tişörtü giydirdi ve geri yattım.
“Sen uyumayacak mısın?” diye sordum
Kafasını iki yana salladı “Bir süre seninde uyumaman lazım. Ateşin hala pek düşmedi. Yemek yemen lazım.”
Yüzümü buruşturdum. “Midem bulanıyor.” diye mızlandım. Hala mızlanmaya hakkım var mıydı?
“Zaten kilo vermişsin hiçbir şey yemiyor musun sen?” diye azarladı bu sefer beni duymazlıktan gelerek.
“Yanıma gelsen ya?” dedim ama sesim zayıf çıkmıştı. Aciz biriydim şuan o kadar acizdim ki tek başıma yürüyemiyordum bile.
Bakışları anlık duraksadı ardından oturduğu yerden kalktı ve yatağın etrafını dolanıp yanıma uzandı. Aramızda hala bir hayli mesafe vardı, bu mesafeler görünürde az olabilirdi ama aslında içten içe bir uçurum vardı.
“Sırtındaki iz çok acıdı mı?” diye sordum bakışlarım duvara dönükken. Onun bakışları ise bende değildi karşıdaydı bunu bilmem için ona bakmama gerek yoktu.
“Bilmiyorum.” dedi buz gibi bir sesle. Sesinin altındaki soğukluk ile iliklerime kadar titredim.
“Yalancı.” dedim sesimin titremesine engel olamazken. “İzi kalmış, kabarık. Derin bir yara o acımıştır.” sende de daima seninle kalacak bir izin var. “Özür dilerim.” dedim bilmem kaçıncı kez. Özür her şeyi düzeltmezdi elbet bunun farkındaydım ama yine de… düzeltmesini isterdim.
“İftira atmanı da mı onlar istedi?” diye sorduğunda yatağa daha çok sindim.
Bunlar bizim aramızda küçük hanım.
Susmalıydım ama susmak istemiyordum, ona gerçekleri haykırmak istiyordum ama yapamazdım. Sarp beni anlardı onu korumam gerektiğini anlardı. Anlardı çünkü oda susmuştu, oda beni korumak için susmuştu.
“Sorma.” dedim acı içinde. “Sadece şunu bil bunu istemedim. Zorunda kaldım, halimi görmüyor musun?” tekrardan gözlerim doldu. Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Sıfırdayd şu an en dipteyim ve kendimde devam edecek cesareti bulamıyordum. “Niye körsün bu kadar. Kaç haftadır yoksun beni dinlemedin. Söz vermiştin beni anlamaya çalışacağına söz vermiştin ama sen beni dinlemedin bile.”
“Ağlama.” diyen sesini işittim. Ağlamamak mümkün müydü ? Bitmiştim, bitirmiştim bunun geri dönüşü var mıydı?
“Artık fazla, bana bile fazla. Çok zorda kaldım, yemin ederim çok zorda kaldım.” dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtığında canımın acısıyla inledim.
“Ağlama işte canını yakıyorsun!” diye yükseldi bir anda ve beni kendine döndürüp göğsüne yasladı. “Yakma canını, senin canın yanınca benim canım daha çok yanıyor.” parmakları saçlarımda dolaşmaya başladı. “Anladım. Artık kendini suçlama, sadece…” duraksadı “Biraz zaman ikimizede iyi gelecek.” beni bırakacaktı. Haklıydı, ona ihanet edip ona iftira atmıştım gitmek onun hakkıydı ama yinede kalsa olmaz mıydı?
“Kafanda kurmayı bırak. Seni bir adım yanımdan ayırmayacağım artık. dedi net bir sesle. “Senden gözümü ayırdığım her an başına bir şey geliyor ve ben aklımı kaybediyorum. Yani bu da demek oluyor ki benim akıl sağlığımın yerinde olması için senin hep gözümün önünde olman gerekiyor.”
“Ne yapacağız peki? Seni ihbar ettim, polis artık senin ensendedir.”
Dudaklarını alnıma yasladı “Bilmiyorum. Bir süre İspanya’da olacağız gibi duruyor.”
“Geri mi çekiliyoruz?”
“Hayır sadece biraz dinleyeceğiz.” kollarını daha çok bedenime doladı. “Bebeğimin dinlenmeye ve bakıma ihtiyacı var.” içim eridi onun bu sözlerine. Elim tişörtünün üzerinden göğsüne resim çizmeye başladı. “Bana çok mu kızgınsın?”
“Hayır.”
“Ne kadar kızgınsın?” diye mırıldandım.
“Biraz”
“Kırgın mısın peki?” diye sorduğumda bu sefer sustu. İnkar etmedi, sessizce kırgınlığını kabul etti. “Düzelteceğim.” dedim kararlılıkla. “Daha önce hiç düzeltmedim, nasıl yapılacağını da bilmiyorum ama deneyeceğim.”
“Uyu bebeğim.” diye fısıldadı kulağıma. “Yarın güneş sadece bizim için doğacak ve biz bu oyunu artık kendi kurallarımız ile oynayacağız.” dediğinde sesinde karanlık vardı. Saf karanlıktı bu. Bizim artık aydınlığımız yoktu belki ama bundan sonra herkesi de kendimizle beraber karanlığa gömecektik.
Uyu çiçeğim yarın güneş bizim için doğacak….
Umarım bölümü beğenmişsinizdir ballarım.
Diğer bölümlerden sadece 200 kelime falan azdı buda duygu yoğunluğu çok fazla olduğu için oldu.
Sizi çok seviyorum kocaman öpüyorum 🩰
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar


Harikaydı yeni bölümü sabırsızlıkla bekliyorum🩷
YanıtlaSilGüzel
YanıtlaSil