Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

V. 16.PERDE

 


The Machine - Reed Wonder, Aurora Olivas

Mecburum - Göksel İpekçi 


"Bazen en büyük silah kelimelerdir. 

Onların izi asla geçmez."


BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE KARAKTLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR 

İyi okumalar ballarım bölüm

 sonu yorumlarda buluşalım 

Yağmur damlaları yerleri ıslatırken o yağmurda topukluları üzerinde yürüyen bir kadın vardı. Kahverengi bukle bukle saçları yağmurdan ıslanıp düzleşmişti. Adımları daha sert yara basarken oğlunun elini daha sıkı tuttu Ayla. 


Herkes ona Ayla Fernandez derdi. Ev hanımı, evlendikten sonra çalışmayan kendini kocasına ve oğluna adayan Ayla Fernandez. Koskoca Antonio Fernandez’in karısı…


Bunlar sadece onların dedikleriydi, gerçekte ise o Ayla Çeliker’di. Türk istihbaratçı Ayla Çeliker. Yirmi beş yıllık kocasının gerçek yüzünü görüp onu çökertmeye çalışan Ayla Çeliker. Ve şimdi ise artık vakti gelmişti, sadece son bir oyun kalmıştı.


Sadece kocasını değil kendisinin de biteceği son oyunu oynayacaktı. Son kez maskesini takacaktı deliler gibi aşık olduğu kocasına. Ona el kaldıran ve vatanına ihanet eden kocasına…  Yirmi beş yılın hepsinin yalanlardan ibaret olduğunu on beş yıl önce bir dakikadan daha az bir sürede öğrenmişti.


Dakikalarca yürüdükten sonra bir kapının önünde durdu ve oğlunun yüzüne baktı. Artık o kadar da küçük değildi, artık on dört yaşındaydı ve çoğu şeyi anlayabilecek yaştaydı. Yumruk yaptığı eliyle kapıyı çaldığında kapı anında açıldı Nizami’nin bakışları önce Ayla’nın daha sonrada oğlu Sarp’ın üzerinde gezindi. Kardeşinin karısını dövdüğünü bilmiyordu şayet bilseydi kardeşini kendi elleriyle öldürüdü. 


“Yardıma ihtiyacım var Nizami abi.” dedi Alya çelik gibi sesle.


“İçeri gel bacım.” dedi direkt Nizami ama Alya kafasını iki yana salladı. “İçeri gelemem. Sadece sana emanetim var Nizami abi. Senden başkasına emanet edemem.” dedi.


“Emanetin emanetimdir bacım söyle.” 


Bakışları Sarp’a kaydı anlık “Matias’a iyi bak Nizami abi. Matias sana emanet.” dediğinde bu sefer Sarp’ın bakışları hemen annesine döndü. “Seni asla bırakmam!” dedi hiddetle. 


Ayla’nın gözleri doldu hemen yüreği sızladı oğluna, Sarp’ın elini bırakıp yüzünü ellerinin arasına aldı ve gözlerinden öptü. Sonra alnından öptü, sonra ise yanaklarından ve yüzünün her yerinden öptü en sonun da saçlarından öptü. “Matias’ım.” dedi içli içli. “Senin dünyaya geldiğin gün benim gönlüme yeniden bahar geldi. Sen bana tanrının hediyesisin. Şimdi ise ben olmasam bile sen kendi ayaklarının üzerinde durabilirsin.” yüreği daha da burkuldu. “Ben bilirim çünkü anneyim. Senin annenim, seni ben büyüttüm ve ben çok güçlü bir oğlan çocuğu büyüttüm.” 


“Seni babamdan korurum.” dedi hemen Sarp. Çoğu zaman annesi dayak yemesin diye antrenmanlar yapıyordu. Vücudu güçlü olsun istiyordu ki bu sayede babası annesine vururken ona daha fazla karşı koyabilsin.


Buruk bir şekilde gülümsedi Ayla. “Sen beni zaten korudun oğlum. Sen beni hep korudun ve artık seni koruma sırası bende.” gözünden iki damla yanaklarına doğru yaş düştü. Gök gürledi bir annenin yüreğinin acısına, sanki sadece o değil bütün şehir ağıt yakıyordu. Bütün şehir ağlıyordu. “Hem bu uzun bir ayrılık değil ki.” dedi Ayla. “Göz açıp kapayıncaya kadar geçer.” 


“Söz mü?” dedi Sarp. Sürekli itiraz ededip annesini üzmek istemiyordu çünkü babası annesini yeterince üzüyordu.


“Söz tabi.” o an ilk defa kocaman gülümsedi Ayla. O kadar uzun zaman sonra içten bir şekilde gülümsedi ki Sarp annesinin gerçekten huzurlu olduğunu düşündü. Aslında ise oğlunu emin ellere bırakmanın mutluluğuydu bu, onun huzuruydu. Kollarını oğluna dolarken daha çok içi sızladı son kez oğlunun saçlarını okşadı ve öptü.


Geri çekildikten sonra Nizami’ye döndü “Abi oğluma iyi bak.” dedi sadece.


Ayla ona başka bir şey söylemedi ama Nizami anladı ve kafasını sallayıp Sarp’ı yanına çekti. Kahverengi gözleri son kez oğluna değdi ardından arkasını döndü, anında gözlerinden yaşlar boşanırken yürümekte zorlandı ama düşmedi. Yağmur şiddetini arttırdı ve bütün şehri ıslattı.


Ayla Fernandez kimdi bilmiyordu ama Ayla Çeliker’i ruhu gibi biliyordu.  O gün bir şehir bile bir oğul ve annenin ayrılığına ağladı. Sabaha karşı ise yağmurdan uçuruma sürüklenen bir araba kazasının haberi geldi. Herkes direksiyonda kadının olduğunu düşündü lakin direksiyondaki adamdı ve adam o gece deliler gibi sevdiği kadını bile isteye öldürdü. Onunla beraber ise kendi ruhunu da gömdü…



🩰



Hayatımda hiç bu kadar değer gördüğüm bir an oldu mu diye merak ediyorum. Bana en son bu kadar iyi davranan kişi abimdi. Hayır, bu iyi davranmak değildi, bu herşeyi görmezden gelmekti. Bu aşktan gözü kör olmak demekti. Beni affedemezdi, beni affetmemeliydi ama affetmişti. Yaptığım her şeyi görmezden gelmişti, ben gelmezdim ama o gelmişti.


Elleri hala saçlarımı okşarken uyuduğumu zannediyordu ama uyumuyordum. Gece ara ara uyanmıştım ve her seferinde saçlarımı okşayıp beni sakinleştirmişti. Uyumakta zorluk çekiyordum ama o gelince deliksiz bir uyku çekmiştim. O buradaysa güvendeydim. 


Gözlerimi araladığımda onun bana bakan acı kahveleriyle karşılaştım. Ne düşündüğünü çözmek ister gibi gözlerimi kıstım ama anlayamadığımda içime korku tohumları ekildi. Ya pişman olduysa? Dün geldiği için pişman olabilir miydi? 


“Günaydın.” dedi yumuşak bir sesle.


Yattığım yerde dikleşmeye çalıştım lakin bu çok zor olduğu için Sarp bana yardım etti. “Günaydın.” saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdım gergince “Dün gece uyumadın mı?” uykusunu alamamış gözüküyordu.


“Uyku tutmadı.” dedi sadece ve oturduğu yerden kalkıp yataktan çıktı. “Ben ilaçlarını almaya gideceğim o zamana kadar beni burada bekle. Sonra kalkmana yardım ederim.”


“Bende geleyim.” dediğimde hemen “Olmaz.” dedi.


“O zaman bari aşağıda bekleyeyim. Sıkılırım burada.” dedim. Sabır dileniyormuş gibi kafasını iki yana sallayıp dolabından kendi tişörtlerinden birini alıp benim yanıma geldi. Yorganı üzerimden çekerken bakışları vücudumda değil yüzümdeydi. O an ise altımda dün geceki ıslak şortumun olmadığını fark ettim. Tişörtü dikkatlice bana giydirdikten sonra bir çırpıda beni kucağına aldı. “Niye kucağına alıyorsun?” dedim hemen panikle. “Kolundan tutunup yürüyebilirdim.”


“O zaman yarın sabaha kadar anca salona varırdık.” dedi istifini bozmadan. Diyecek bir şey bulamadığım için kaşlarımı çatıp kollarımı göğsümde birleştirdim ve sinirli sinirli ona baktım. “Bakma öyle.” dedi yine hemen. 


“Sanane. Göz benim bakış benim, bakarım.”


“Öfkeli civciv seni.”  


“Civciv sarı olur bir kere.” dedim zihnimde tekrardan aynı anı canlanırken. “O zaman kara civciv.”


“O zaman kara civciv.” dedikten sonra beni koltuğa bıraktı. “İlaçlarını alıp geleceğim.” dedi tekrardan. “Sakın bir yere ayrılma.”


Gözlerimi devirdim. “Sanki ayrılabilirmişim gibi.” diye homurdandım ağzımın içinden. Alnıma kısa bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildi ve üzerine ceketini alıp evden çıktı. Ben ise hala öpmenin etkisindeyken alık alık baktım arkasından. Bu his hala tuhaftı, bana yabancıydı. Televizyonu açıp kanalları karıştırmaya başlamıştım ki kapının açılma sesini duydum. “Bu kadar çabuk mu geldin!” diye seslenirken kapıya döndüm ama karşımdaki Sarp değildi, Işıldı. O günden bu yana benimle asla konuşmamıştı, şimdi ise buradaydı. Ona beni anlamadığı için öfkeli değildim çünkü ben onu anlıyordum.  “Hoşgeldin Işıl.” dedim normal bir sesle.


Işıl bir şey söylemeden karşımdaki koltuğa oturdu ama bakışlarını bana çevirmedi sadece etrafta gezindi. “Işıl, beni daha ne kadar görmezden gelmeye devam edeceksin?” dediğimde yine cevap vermedi. “Benim için kolay olduğunu mu sanıyorsun? Ben bunu istedim mi sanıyorsun?”


Bakışları aniden bana döndü ve ben o bakışları gördükten sonra yok olmak istedim. “Sana güvenmiştik Deren. Her yaptığına hepimiz sustuk hepimiz alttan aldık, acıdan dedik ama bu kadarı…” başını iki yana salladı. “Bu kadarı fazla anlamıyor musun?”


“Ben…” 


“Hayır açıklama yapma çünkü hiçbir açıklama bu yaptığını telafi etmeyecek. Sarp gözümün önünde eridi, onu ilk defa bu kadar yıkık gördüm. Sen vurulduğunda o yıkıldı ama senin ihanetini öğrenmek, onu asla çıkmayacağı bir enkazın altında bıraktı.” 


“Mecbur olmasam yapmazdım!” diye kendimi savundum. “Neleri feda ettiğimi bilmiyorsun.”


“Sende bilmiyorsun!” diye yükseldi. “Seninde bir bok bildiğin yok! Anca öfkeni kus, kır, yak, dök. Sarp’ın senin için nelerden vazgeçtiğinden, Özer’in senin için nelerden vazgeçtiğiinden haberin yok.” oturduğu yerden kalkıp tam karşımda durduğunda bende kendimi zorlayıp oturduğum yerden kalktım ve çenemi dikleştirdim. “Ve birşey söyleyeyim mi benden artık bu kadar.” acıyla gülümsedi. “Abin düştüğün bu durumu görseydi senden utanırdı. Abin senin bunu yaptığını görseydi, seni böyle görseydi senden utanırdı. İyi ki görmedi.” dediğinde sarsıldım. 


Bu ağırdı, benim kaldıramayacağım kadar ağırdı. Kalbim bin parçaya ayrıldı  haklı olma ihtimaliyle. Anlardı abim, o hep beni anlardı. Sözümde duruyordum benden utanmazdı, güçlü duruyordum hala güçlüydüm. İçim yandı ama yüz ifademi bozmadım. “Asıl abim kardeşini emanet ettiği insanların kardeşine bu lafları ettiğini görseydi sizden utanırdı. İyi ki görmedi.” dedim buz gibi bir sesle.


Bir şey söyleyecek sandım ama söylemedi sadece yanımdan geçti ve çıkarken kapının çarpma sesi kulaklarımı doldurdu. Oturmak istedim ama yıkılırım diye korktuğum için oturamadım. İnsanlar senin taş olduğunu düşünüp sana her şeyi söylüyorlar ama seninde insan olduğunu ve kırılabileceğini unutuyorlar. 


Karşımdaki duvara baktım sadece, abim benden utanmasın bu anı görmesin istedim. Ona olan sözümü tutuyordum, güçlüydüm ve hala yoluma devam ediyordum. Ya abim benden utandıysa? Bu ihtimal midemin kasılmasına ve kalbimin sıkışmasına sebep oldu. Abi sen bende utanma. Sen anlarsın beni, sen hep anlarsın. Odanın köşesinde duvarın tam köşesine sinmiş bir şekilde bana bakıyordu abim. “Kendini kaybetme çiçeğim.” diyen sesi kulaklarıma doldu.


“Yolumu kaybettim abi.” diye fısıldadım kendi kendine. Daha çok gülümsedi bana “Sen bir kuzey yıldızısın o bir pusula ve unutma pusula her zaman kuzeyi gösterir. Pusulanı kaybetme çiçeğim.”  abim yavaş yavaş kayboldu ama içim onun varlığıyla doldu.


“Deren.” diyen sesi kulaklarımı doldurdu. Kafamı ona çevirdiğimde telaşlı bakışları hemen üzerimde gezindi. Hemen dibimde bitti “Bir yerin mi ağrıyor?” diye sorduğunda kafamı iki yana salladım. Ruhum ölüyor diyemedim.


“Sarılsana bana.” dedim titrek bir sesle. Ona ne kadar aksi davransamda bir onun yanında kendim oluyordum. Onun yanında Deren’dim. Sadece Deren, dinlenmeye ihtiyacı olan bir kadın.


Kollarını belime dolarken beni nazikçe kendine çekti. Kollarımı sıkı sıkı boynuna dolayıp kafamı boyun girintisine gömdüm. “Özür dilerim. Biliyorum bu hiçbir şeyi düzeltmez ama…”


“Dileme.” dedi hemen. “İhanetse sana ihanet, iftiraysa sana iftira Deren. Hala anlamadın mı sen ne yaparsan yap bundan sonra ben seni bırakmam.” 


“Yapma.” gözlerim doldu. “Altından kalkamıyorum, yapma.”


“Ben tutarım elini beraber kalkarız.” 


Suçluluk öyle bir histi ki asla geçmiyordu, dinmiyor aksine daha da artıyordu. Demiştim ya ihanet benim en büyük günahımdı diye. Ben bir günah işledim ve cezam buydu. Suçluluk; Üzerinden yıllarda geçse asla sırtımdan kalkmayacak o yüktü. 


🩰


ŞEYMA TEPE



Geçmişimiz bizim zincirlerimizdir.

O zincirlerden kurtulmak tamamen bizim elimizde olsa da onlardan kolay kolay kurtulamazdık. Bir kere kurtulduğun zaman ise tamamen yok olurlardı. Benim bu zincirlerden kurtulmam on yılımı almıştı. Annem ve babamı kaybettiğimden beri o zincirlere bağlıydım ama on yıl sonra onlardan kurtulmuştum. Beni o karanlıktan kurtaran Deren’di. O kadar karanlığın arasında bana aydınlık olarak gelip ellerimi tutmuştu. 


Bir kaldırım kenarında bana elini uzatmıştı ve o günden sonra her zaman birbirimizi koruyup kollardık. Herkes yıkılsa biz yıkılmazdık, yıkılamazdık. “Söylesene.” dedim bir anda Turan’a dönerek. “Hiç canından bile çok sevdiğin bir kız oldu mu?” dışarıda olan bakışları bana döndü ve hüzünle gülümserken “Oldu.” dedi


“Kim peki?” 


Bakışları dövmeli olan koluna değdi “Bu dövmenin sahibi olan kişiye. Canımdan çok sevdiğim arkadaşımdı o.” dediğinde rahatsız olurcasına yerimde kıpırdandım. Onun başka bir kadını canından bile çok sevmiş olması canımı sıktı istemsizce.


“Anlatsana?” diye üstelediğimde kolunu omzuma atıp beni koltukta yakınına çekti. “Bir kaldırımın kenarında görmüştüm onu, kalbimde bir dürtü oluştu ama sandığın gibi değil. Böyle koruma içgüdüsü abi içgüdüsü gibi bir şey. Yanına gittim bir dal sigara uzattım öyle hiç konuşmadık sadece yan yana sigara içtik. Sonra her gün gittim aynı kaldırıma ve o hep oradaydı. İsmini çok sonra öğrendim, adı Gizemmiş. Gülüm derdim hep ona, gül gibi dikenliydi ama çok saftı sadece kendini korumak için kendini öyle gösteriyordu.” elleri saçlarımı okşamaya başladı. “Öyle uzun süre sadece her gece o kaldırıma gittim onunla sigara içtim. Onu kardeşim yerine koydum, başına bir şey gelmesin diye sabaha kadar onunla o kaldırımda oturdum.”


“Sonra ne oldu?” diye sordum kısık sesle.


“Bir kış gecesi o kaldırıma gittiğimde o yoktu. Sabaha kadar gelir diye o kaldırımda oturdum, iki sigara paketi bitirdim ama gelmedi. Sabah cenaze arabası karşımdan geçti, bir sürü insan vardı onun için gözyaşı döken ama o yoktu. O an sadece şunu fark ettim. İnsan en çok kalabalıkların arasında yalnızdı.” içim acıdı hatta kıskandığım için kendime kızdım. “O benim gülümdü ve gülümü öldürmüşlerdi, gülümü kanatmışlardı.” bakışlarını bana çevirdi ve burukça gülümsedi “Şimdi sen varsın bana yeniden baharı getirdin.”


Ne diyeceğimi bilemediğim için göğsüne sindim, onun acısını almak istedim. Gizem için onu tanımasam bile üzüldüm. Işıklar içinde uyu Gizem…


Kapının birden açılmasıyla hızla Turan’dan ayrıldım “Böyle bir şey nasıl söylersin Işıl!” diyen Berk’in sesini duydum. Oturduğum yerden kalkıp kapıya doğru döndüm “Ne oluyor?” diye sordum.


Berk’in çekingen bakışları bana döndü “Işıl Deren’in yanına gittiğinde tartışmışlar Işıl’da sinirle yanlış bir şey söylemiş.” 


“Ne söylemiş?” diye araya giren ise Turan’dı.


“Öze bu yaptığını görse sende utanır gibisine bir şey söylemiş.” dediğinde diğer herşeye algım kapandı ve direkt Işıl’a döndüm. Bu ne cüret böyle?


“Pardon.” dedim Işıl’a dönerken. Işıl’ı severdim, iyi kızdı ama bu yaptığı hadsizlikten başka bir şey değildi. “Senin ne haddine bunu söylemek.” dedim hemen Işıl’ın karşısında geçerek. “Sanki Deren’in ne hale geldiğini görmüyormuş gibi birde böyle hadsiz bir şey mi söyledin?”


“Ben sadece Sarp’ı düşünüyorum. Deren’le hiçbir sorunum yok ama bazen bencil gibi davranıyor.”


Parmağımı kaldırıp ona diktim “Işıl beni zorlama istersen. Başlarım arkadaşına, ben bunca yıl arkadaşımın Sarp yüzünden çektiği şeyler için Sarp’a gitseydim o zaman bu iş yürümezdi.” 


“Şeyma.” diyen sesini duydum Turan’ın ama onu duymazdan gelerek devam etti “Sarp öküz kadar adam aklı var. Sen gereksiz yorumlarını benim arkadaşıma yetiştirmene gerek yok.” bir adım daha atıp tam dibinde bittim “Bir daha sakın!”


“Şeyma yeter!” diye bağırdı ikiside aynı anda. Bir kaç adım geri çekilip Turan’a döndüm. “Bencede yeter.” dedim hayal kırıklığıyla “Ben İzmir’e geri dönüyorum.” 


Arkadaşımın anlaşılmadığı yerde benim bulunmama gerek yok.



🩰


İSPANYA 


Ters bakışlarım Sarp’ın babaannesinin üzerindeydi. Tekrardan aynı masada yemek yiyorduk ama ikimizde birbirimizi boğazlamak için yer arıyorduk. “Balığını temizledim hadi ye.” diyen Sarp’ın sesiyle odağım dağıldı ve ona döndüm. “Bana bakma ye.” dedikten sonra kendi balığına döndü. Tabağımdaki temizlenmiş balıktan bir kaç parça alıp ağzıma götürdüm. 


Matías, ¿cuándo es tu boda? ( Matías, düğünün ne zaman?)”demesiyle bakışlarımı ona çevirdim. Sanane be kadın seni ne ilgilenirir. 


Ten la seguridad de que no te invitaré a mi boda. ( Emin olun düğün yaptığımda sizi çağırmayacağım)” dedim hemen. Sarp yanımda gülmemek için öksürürken babannesine döndü “Onun bu haline bayılıyorum.”  dediğinde oturduğum yerde duraksadım. Bana mı bayılıyordu?


“Ben doydum.” dediğimde Sarp oturduğu yerden kalktı ve koluna girmem için bana kolunu uzattı. Tereddüt etmeden koluna girdim ve yavaş adımlarla yukarı çıkıp bizim kalacağımız odaya girdik. Ben yatağın kenarına otururken o banyoya gitti ve elinde pansuman seti ile geri geldi. “Topuklu ayakkabılarım yokken kendimi eksik hissediyorum.” diye sızlandım. Yaram hala taze olduğu için spor ayakkabı giymek zorunda kalıyordum ve bu hayatını topuklu ayakkabılar ile geçirmiş olan ben için çok zordu.


Yaranın üzerini dikkatle temizlerken konuştu “Biraz daha sabret.” dedi. Yaramı sargı beziyle sardıktan sonra dudaklarını yaramın başlangıcından kasığıma kadar olan sonuna kadar uzun ama naif bir şekilde kapattı. İstemsizce gözlerimi kapatırken “Sarp.” diye mırıldandım.


“Bebeğim.” diye karşılık verdi içten gelen bir sesle. Dudakları hala yaramın üzerindeyken ellerimi saçlarına daldırdım. Saçları yumuşacıktı ama konumuz bu değildi, ona durmasını söylemeliydim. Dudaklarını oradan çekmesini söylemeliydim ama yapamadım. Onun yerine sadece saçlarını daha derin okşadım. Kollarını belime sarıp dudaklarını yaramdan çekmeden bizi yatağın ortasına çekti. “Sana doymak mümkün değil.” dedikten sonra dudaklarını yaramdan çekti ve kafasını dizlerimin üzerine koydu. “Biraz böyle kalalım olur mu?” 


Gözlerimi açıp ona baktım o ise tam karşı duvardaki boy aynasın bakıyordu. Bizi izliyordu onun dizimde yatan başı ve benim onun saçlarında olan ellerim. Biz güzeldik, biz böyle çok güzeldik. “Olur.” dedim saçlarını okşamaya devam ederken. “Sarp.” 


“Hm.” dedi onaylayan bir mırıltıyla.


“Annenin ismi ne?” diye sordum merakla. Hep böyle bir adamı büyüten o kutsal annenin ismini merak etmiştim.


“Ayla.” dedi sadece.


“Ayla.” diye tekrar ettim. Güzel bir isimdi, hemde çok güzel. Eğer bir gün anne olursam ve bir kızım olursa adını Ayla koyacaktım. En azından bir annenin adını daha yaşamış olurdum. Hemde bu öylesine bir adamın annesinin ismi değil sevdiğim adamın annesinin ismi. Kendime itiraf etmeye korktuğum bir şeydi bu ama artık korkunun bir faydası yoktu. Bu hala benim bir sırrımdı, göğsümün içinde sakladığım ve herkesten sakındığım bir sır. 


Düzenli nefes alışverişlerini hissetmemle yüzüne eğildim. Gözleri kapalı bir şekilde huzurla uyuyordu. Yüzündeki benlere baktım uzun uzun, ona yakışan en güzel şeylerden biride bu benlerdi. Bu anı ölümsüzleştirmek istedim ve yavaşça Sarp’ın uyanmamasına dikkat ederek yatağın yanındaki komidinin üzerinden telefonuma uzandım. Kamerayı açıp önce aynadan kendi yüzümü kapatacak şekilde çektim ardından onun saçlarında olan ellerimi çektim. 


Saçlarına yaklaşıp uzun uzun öptüm, sonra şakağını öptüğümde hareketlendi ve gözleri kapalı olmasına rağmen bizi yorganın altına soktu. Bunları yaparken ben sanki hiç onun için bir ağırlık değilmişim gibi davranıyordu. “Sarp.” diye seslendim ona. Aynı yatakta uyuyamazdık.


“Merak etme yarana dikkat edeceğim lütfen biraz uyumama izin ver. Günlerdir uyuyamıyorum.” demesiyle içim acıdı. Parmaklarımla kafasına bastırıp onu göğsüme çektim. Bensiz uykusuz geçirdiği geceleri ona ancak uykularını geri vererek telafi edebilirim. 


“İstersen her gün uyu.” diye fısıldadım kulağına “Asla şikayet etmeyeceğim. Sana uykularını geri vereceğim, hatamı telafi edeceğim.”



🩰



Gözlerimi açtığımda bir ameliyat masasındaydım. Hayır bu sefer yatan ben değildim elimde neşter vardı. Bakışlarımı ellerime çevirdiğimde kanlarla kaplı olduğunu gördüm. 


Ellerimde neden kan vardı?


“Sen yaptın.” diyen sesi duymamla hızla arkamı döndüm ama orada kimse yoktu.


Rüya.

Bu bir rüya Deren.

Aç gözünü.


Etrafımda dönüp sesin geldiğini kişiyi aradım. “Neredesin?” diye seslendim ama kimseyi görmedim.


Bu bir kabus.

Aç gözünü.


Gözlerim korkuyla açılırken elimi göğsümün üzerine koydum ve nefes almaya çalıştım. Yattığım yerden dikleştiğimde bakışlarım Sarp’ı aradı ama bulamadı. Yanımda yoktu, gitmişti. 


Banyoda olabilir diye düşünerek “Sarp!” diye seslendim ama ses yoktu.


Oturduğum yerden yavaşça kalktım ve aşağı inmeye başladım. Evin her odasına baktıktan sonra kapının önünde durdum. Bu saatte nereye giderdi ki?


Matias’ı mi arıyorsun?” duydum sesle arkamı döndüm. Bianca Fernandez karşımda pişkin pişkin bana bakıyordu. “O gitti.” dedi sanki bundan mutluluk duyuyormuş gibi. 


Biliyorum.” diye cevap verdim sakince ama kanım kaynıyordu. “Onun yanına gidiyorum.” 


Sonsuza kadar onu yanında tutamazsın, bunu biliyorsun değil mi?” sadece yüzüne bakmaya devam ettim. “O birine bağlanmaz. En son bu şekilde annesine bağlıydı ve anneside onu bir gece bırakıp gitti. Onun annesi birer haindi.” 


Kaşlarım anında çatıldı bu kadının derdi neydi? Bunları neden bana anlatıyorsun? Bunları anlatmanın sana ne gibi bir faydası var?”


“Anlatıyorum. Çünkü her ne kadar ben Matias’a karşı olsamda o benim torunum ve soyum. Ailemizde yeni bir hain istemiyorum. O kadın benim oğlumu yıktı, çünkü haindi. Sende onu yıkacaksın bunun farkındayım. O yüzden sen onu yıkmadan onun seni bırakmasını için dua ediyorum.”


“O zaman geceleri de uyumasanız iyi olacak bayan Fernandez. Çünkü benim Sarp’tan ayrılma gibi bir planım yok. Ayrıca Sarp’ın annesiyle o kadar gurur duyuyorum ki mükemmel bir evlat yetiştirmiş. Sizin aksinize.” dedikten sonra cevap vermesine izin vermeden ona arkamı döndüm ve evden çıktım. Kapıdaki korumaları görünce direkt onlara ilerledim. “Bana bir araba lazım.”


Tabi efendim.” dedikten sonra gitti ve siyah bir spor arabayla geri döndü. Geçen Sarp ile gittiğimiz yeraltı maçlarının olduğu yere gidecektim. Bu saatte oradan başka hiçbir yerde olamazdı. Adam arabadan indikten sonra ona kafamı sallayıp arabaya bindim. Yaram olduğu için oldukça dikkatli davranıyordum zira bir kez daha dikişlerimin açılmasını asla istemiyordum. 



Arabayı çalıştırıp yine aynı deponun önüne sürdüm. Bir kaç kere Sarp’ı aradım ama açmadı. Yaklaşık yarım saat sonra deponun önüne park ettiğimde Sarp’ın arabasının da burada olduğunu fark ettim. Artık bu maçları bırakmalıydı.

Deponun kapağını açıp aşağı indim ki bu benim için işkence gibiydi. “Yani ne zıkkıma yerin dibine yapıyorsunuz şu yeri!” kendi kendime söylene söylene yürümeye devam ettim. Kesinlik o ringe Sarp’ı ben gömecektim, bunu çoktan hak etmişti. Kapıdaki görevlilerin tam karşısında durduğumda keskin bakışlarımı onlara çevirdim ama onlar hiç istifini bozmadan yüzüme bakmaya devam ettiler. “Sarp Çeliker’in nişanlısıyım.” dedim hemen onlara. Güvenlik beni hiç ciddiye bile almadı, oysa daha öncede buraya gelmiştim beni çoktan tanıyor olmaları lazımdı.


“Deren hanıma izin verin.” diyen bir ses duyduğumda bakışlarımı yanıma gelen tanımadığım adama çevirdim. Dalgalı kumral saçlı ve üzerinde siyah deri ceket giyen uzun boylu bir adamdı.


“Sende kimsin?” diye sordum düz bir sesle


“Adil ben. Sarp’ın çocukluk arkadaşı.” ilerlemem için sırtıma dokunurken kafasını bana çevirdi “Sende Deren olmalısım.”


“Sen bunu nereden biliyorsun?” dediğimde dokunuşundan hemen kurtuldum. Önüne dönerken güldü sadece “Seni şimdide sevdim yengeciğim.” Yenge mi? 


“Sensin yenge be!” diye çemkirdim hemen. “Sarp nerede?” 


“Ringte.” demişti ki hemen Nakavt naraları duyuldu etrafta. Olabildiğince hızlı bir şekilde. Demir kafesin önüne geldiğimde kapının önündeki görevli beni durdurdu. “Bayan buraya giremezsiniz.” dedi otoriter bir sesle.


“Aç şu kapıyı.” dedim keskin bir sesle.


“Bayan-” demişti ki elimle kafesin girişine vurdum “Başlatma şimdi bayanına aç şu kafesi diyorum! Hasta etmeyin kadını aç işte şu kapıyı!” dedim hiddetle. Üzerime dikilen bakışları hissettim ama onları umursamadım. Adam bir şey söyleyecekti ama bunun yersiz olacağını anlamış olacak ki maç bittiği için kafesin kapısını açtı.


“Yenge!”


“Ne yengesi be! Çıtır yirmi dört yaşında bir kızım. Sensin yenge!” dediğimde çoktan kafese girmiştim bile. Sarp’ın şaşkın bakışlarını gördüğümde sinirlerim daha da gerildi. Sinirle üzerine yürümüştüm ki “Deren.” dedi sanki buraya geldiğime inanamıyormuş gibi. Ben ise ona cevap vermek yerine yumruğumu yüzüne indirdim, o daha ne olduğunu anlamadan bu seferde yüzünü ellerimin arasına alıp dudaklarına kapandım. Etraftan alkış ve tezahürat sesleri gelirken nefes nefes geri çekildim. “Ne oldu lan az önce.” dedi yamuk bir gülüşle.


Oda yüzümü avuçlarının arasına aldığında alınlarımızı birbirine yasladık. “Bir daha…” dedim tehditkar bir sesle. “Beni yatakta tek bırakıp gidersen seni bu ringe ben gömerim.” 


Gözleri şaşkın ama bir o kadar da bu durumdan memnun gibiydi. “Deren.” dedi içli içli “Güzelim benim, yavrum bir daha bırakır mıyım hiç.” dudaklarını alnıma yasladı ve uzun uzun öptü. “İyi vurdun.” dedi alayla.


“Vururum.” dedim bilmiş bilmiş. “Matias.” diye fısıldadım. “Bu nişan artık gerçek, en azından benim için öyle.”


“Günaydın bebeğim ama bilmediğin bir şey var ki bu nişan en başından beri gerçekti.”




Umarım bölümü beğenmişsinizdir ballarım. Bu arada an itibariyle 1.kitap sonuna gelmiş bulunmaktayız. Bende ne ara bu kadar yazdım bilmiyorum gtbytvtv. Merak etmeyin ara vermeden devam edeceğiz.

Yorumlar

  1. Harikaydiiiiiii böyle bir sürü bölüm istiyorummm🩷

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim balım her hafta cumartesi buluşalımm

      Sil
  2. Ben bile eridimmm

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar