Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 18.PERDE
"Bir kere çizgiyi aştığın zaman
bir daha asla geri dönemezsin."
Yansın - Çağan Şengül
Princesses Don't Cry - Carys
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE
KARAKTLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR
HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ
YANSITMAMAKTADIR
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/sesimiziduyuramadik
X/ruhunlasavas
Bölüm sonu yorumlarda bulusalım
balkuşlarımmm
Nefret ve intikam.
Size her istediğini yaptırabilecek iki şey.
Sizi en doğru yoldan en yanlış yola sürükleyebilecek iki şey.
Canınızı yakacak ve onların yolunda herşeyi kaybedebileceğin iki şey.
“Bana onu buldun mu Adil?” dedim düz bir sesle.
“Yenge bu doğru bir düşünce olmayabilir.” diyerek beni yatıştırmaya çalıştı Adil.
“Adil.” dedim uyarıcı bir ses tonuyla. “Eray’ı buldun mu? Biliyorsun sen bulmazsan ben bir şekilde bulurum.”
“Sarp beni mahvedecek.”
“Sarp’ın haberi olmayacak.” dedim. O bu sefer bu işin dışında kalacaktı, o benim için yeterince şey yapıyordu zaten. Şimdi bir şeyler yapma sırası bendeydi, benim ve sevdiklerimin canını yakanların canını yakmanın zamanı gelmişti.
“Deren.” diyen sesini duydum Şeyma’nın. Bakışlarımı ona çevirdiğimde uykulu bakışlarlı beni süzülüyordu. “Bir yere mi gidiyorsun?”
“Türkiye döneceğim. Biraz işim var, yarın gece dönmüş olurum.”
“Bir şey mi oldu? Hem Sarp nerede normalde şu ana kadar buraya damlaması lazımdı.” demesiyle içim sızladı. “Sonra anlatırım seni seviyorum.” dedikten sonra uzaktan bir öpücük attım ve evden çıktım. Adil benim peşimden gelirken ben önce Sarp’ın arabasına ilerledim. Arabayı açıp torpido gözünü açtım ve onu gördüm. Parlıyordu beni değiştirecek o şey bana bakıyordu. Çizgilerimiz vardı. Bundan sonra çizgilerim sadece sevdiklerimdi. Parmaklarım silahın kabzasını tuttuğunda başta elime ağır geldi ama bu ağırlığa bile alıştım. O an fark ettim ki ben bu hayatta herşeye alışmıştım. Derin bir nefes alıp silahı çantama koyduğumda arkamda Adil’in sesini duydum “O silahla seni havaalanına alacaklarını düşünüyor musun?” dediğinde haklıydı. Ona delici bir bakış attıktan sonra silahı çantamdan çıkardım ve geri torpido gözüne koyup ona döndüm.
“Bir silaha ihtiyacım olacak.” dedim.
Adil’in bakışları anında keskinleşti, o normal zamanda ki neşe silinmişti bakışlarından. “Olmaz.” dedi hemen.
“İzin istemedim Adil.”
“Ben bir hukuk adamıyım bunu bana söylemen ne kadar doğru? Ayrıca ben şiddette karşıyım.”
“Ya beni hemen ihbar edip buna engel ol. Yada gözlerini kapat, görmezsen bilmezsen bir şey değişmez.” sözlerim net ve karalıydı. Yaptığım şeyin doğruluk ya da yanlışlığına bakmıyordum. Bana bu kadar acı çektirenler de bunu düşünmemişti.
“Ne dersem duracaksın?”
“Durmayacağım!”
👠
Bakışlarım keskin başım dikti. Topuklu ayakkabılarımın sesi boş sokakta yankılanmaya başlarken cebimdeki ağırlık her adımda kendini daha da belli ediyordu. Yalnızdım, her zaman olduğu gibi ama belki de ilk defa yalnız olmaktan gocunmadım, hatta şuan bu durumdan mutluydum. Kimse yoktu, işleyeceğim günah için bir şahidim yoktu.
Kapının önünde durup zili çaldım. Bir kaç dakika sonra kapı heyecanla açıldığında Eray’ın bakışları adeta parlıyordu. Yüzünde kocaman bir sırıtış vardı, buraya gelmem onun için bir sürpriz değildi aksine bunu zaten bekliyordu. Bunu planlamıştı.
“Deren!” diyerek kollarını bana doladı. “İyisin! Seni öyle kucağımda görünce öleceğini düşündüm.” kaşlarım anında çatıldı. Yavaş bir şekilde geri çekildiğimde oda içeri girmem için bir adım geri çekildi. “Tabiki o nişanlın sana söylememiştir sana ilk yardımı ben yaptım. Seni ben buldum.”
Kaşlarımı havaya kaldırdım “Öyle mi?”
“Nasılsın? Nişanlın nerede?” diye sorduğunda oyunculuğu karşısında midem bulandı. İki yılımı böyle bir adama vermiştim, onu gerçekten sevmiştim. O tam bir hayal kırıklığıydı.
“İyiyim. Nişanlım da gayet iyi, onun için buraya geldim.” elim cebime gitti ve silahın kabzasını sıkı sıkı kavradım. “Aslında bir sorunumuz var.”
“Ne sorunu?”
Cebimdeki silahı çıkarıp Eray’a doğrulttum “Onu sen bana söyleyeceksin?” dedim. Eray korkulu gözlerle bana bakarken ben konuşmamı sürdürdüm “Sana kim Sarp için yalancı şahitlik etmeni istedi?”
“Ne şahitliği?” diyerek salağa yatmaya çalıştı. Oturduğum yerden kalktım ve silahı kafasına dayadım “Salağa yatma Eray! Neyin peşindesin?”
Kafasını yukarı kaldırdı ve bana gerçek pis bakışlarıyla bakmaya başladı. Korku dolu bakışları gitmişti onun yerine alaycı bir bakış vardı gözlerinde “Gerçekten beni öldürebilecek misin Deren?”
Beni kışkırtmasına izin vermeyecektim.
Silahın emniyetini çektim “Sana bunu yapamayacağımı düşündüren ne Eray?” dedim buz gibi bir sesle. “Oysa yaparım dediğim şeyi yaparım. Yapamaz mıyım sanıyorsun? Deneyelim mi?” dedikten sonra silahı bacağına çevirip ateş ettim. Eray acıyla bağırıp bacağını tutarken yüzünü yüzüme hizaladım. “Konuş!”
“Orospu!” diye acıyla inledi.
Namluyu diğer bacağına çevirdiğimde kanlı elini bana doğru kaldırdı “Dur! tamam söyleyeceğim lütfen dur!”
O acıyla inlerken ben oldukça rahattım “Konuş!”
“Baban istedi. Ondan da örgüt istemiş, abini şehit eden Örgüt. Ankaradayken bir anda İstanbul'a tayin edildim ve baban bana ulaştı. Yüklü miktarda para verdiler bende ne dedilerse onu yaptım. Senin kaçırılmanı sağladım, onlara bilgileri verdim. En sonda ise benden bunu istediler ona silah ticareti yaptığına dair yalancı şahitlik yapmamı.”
“Neden!” diye sesimi yükselttim.
“Bilmiyorum.” dediğinde topuklu ayakkabılarımla yaralı bacağına bastım. “Neden!”
“Bilmiyorum!” diye acıyla inledi. “Yemin ederim bilmiyorum.”
Ayağımı bacağından çektikten sonra tetiğe bastım ve diğer bacağını da vurdum. “Yaparım dediysem yaparım Eray. Bunu unutmuşsun ama merak etme ben sana hatırlatacağım, hepinize hatırlatacağım.” dedim keskin bir sesle. “O örgüt müdür ne haltsa onlara da söyle hodri meydan beni asla yıkamayacaklar. İntikamımı alıp kanımın son damlasına kadar savaşacağım.” silahı indirip tekrardan cebime koyduğumda elimin titrediğini fark ettim.
Çizgilerimiz vardı.
Çizgiyi aştın çiçeğim.
Evden dışarı adım attığımda hızlı adımlarla oradan uzaklaşmaya başladım. Sokakta topuklu ayakkabılarımın sesleri yankılanıyordu. Az önce birini vurmuştum, masum biri değildi ama yinede onu vurmuştum. Abi umarım bu anı görmemişsindir. Dönüşmem dediğim kadına dönüşüyorum acımasız ve merhametsiz bir kadın oluyorum. Yolum karanlıktı, artık hep karanlıktı. “Abi…” diye fısıldadım ifadesiz bir sesle “Özür dilerim.” yürüyen bacaklarım titremeye başladı. Abimin cümleleri kulaklarıma doldu “Seninle o kadar gurur duyuyorum ki çiçeğim. Ne olursa olsun değişme.”
Değiştim abi….Gidişin beni değiştirdi, kayıplarım, öfkem beni değiştirdi. Öğrendiğim her şey beni o kadar değiştirdi ki aynada gördüğüm kadını artık tanıyamıyorum. Sen beni böyle görme, lütfen beni görme.
Adımlarım durduğunda bir kaldırımın köşesine oturdum. Elim boynumdaki kolyeye gitti onu özlemiştim. Aç mıydı? Üşüyor muydu? Uyuyabilmiş miydi? Başımı öne eğdiğimde gözümden yaşlar akmaya başladı. Her Şey her defasında bu kadar zor olmak zorunda mı? Artık taşıyamıyorum.
Üzerime düşen gölgeyle kafamı kaldırdım. Yeşil gözleri endişeli bir şekilde benim üzerimde geziniyordu “Deren.” dedi endişeli bir sesle Turan.
Cebimdeki silahı ona uzattığımda elim istemsizce titredi “Onu vurdum.” dedim ama elimin aksine sesim düzdü. “Ölmeyi hak ediyordu ama yapmadım. O bir suçlu ama ben kendimi kötü hissediyorum.”
Elimdeki silaha uzandı ve silahı alıp kendi cebine koydu. “Ben vurdum.” dedi. “Sen değil ben vurdum.”
“Ne!” dediğimde hızla oturduğum yerden kalktım. Suçu üstlenemezdi!
Turan elini kaldırıp yanağımdan makas aldı “İtiraz yok.” dedi hafifçe gülümseyerek. “Bende senin abin sayılırım, abiler kardeşleri için herşeyi yapar.”
“Turan…”
“Bırakta en azından kardeşim için bunu yapayım. Hem senin hemde Özer için bunu yapayım.” dedi güven veren bir sesle. O an yapılabilecek tek şeyi yaptım, Turan’a sarıldım hemde bir abiye sarılır gibi.
“Bunu yapma.” dedim ona “Kendim yaptığım şeylerin sorumluluğunu alabilecek biriyim.” dedim net bir sesle. Ben bugün birini vurmuştum bir günah işlemiştim. Ellerim kanlanmıştı ve bunu hiçbir gerçek değiştiremezdi.
“Biliyorum.” dedi kollarını bana daha sıkı dolarken “Ama bunu yapmak istiyorum.”
Onlara güven çiçeğim
🩰
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Antonio’nun bakışları odada uyutulan Eray’a çevrildi. İki saat önce onu iki bacağı da vurulmuş bir halde bulmuşlardı, fazlasıyla kan kaybetmişti ve bunu kimin yaptığını az çok tahmin edebiliyorlardı. “Deren sandığımızdan daha dişli çıktı.” dedi Antonio.
“Öyle.” diye onayladı onu Azer.
Azer uzun zamandır bu örgütün içindeydi. Hatta bir zamanlar bu örgütün başıydı ama yıllar ondan çok şey götürmüştü artık eskisi kadar genç değildi. Saçlarına kırlar düşmüştü ve sağlığı da eskisi kadar yerinde değildi. Bu sebeplerden dolayı oğlu gibi büyüttüğü Antonio eğitmiş, onu kendisinin miraşçısı yapmıştı. Tabiki de Azer’de sadece bu örgütün bir halkasıydı tıpkı diğer herkes gibi.
“İspanya’dakiler artık kızdaki şifreyi ve silahların yerininin öğrenilmesini istiyor.” dedi düşünceli bir sesle Azer.
“Biliyorum ama işler gittikçe sarpa sarmaya başladı.”
“Oğlun da bu işin içinde.” dedi Azer lakin Antonio bunu zaten en başından beri biliyordu. Oğluna karşı bir nefreti yoktu ama yine de onun kendisinin varlığını bilmemesini istedi. Oğlu zaten kendisine hep düşmandı bu zamana kadar kendini saklamış olsada bundan sonra kendini gösterecekti. Yüzleşme zaman gelmişti.
“Artık zaman geldi.” dedi Azer. “Artık daha da acımasız olman gerekiyor. Sen acımasız olmazsan sanada acımazlar Antonio.”
Antonio bunların hepsinin farkındaydı ama bir şey söylemedi. “Bu adam biraz daha bizimle olacak.” dedi onun yerine. “Bize faydalı olacağı bazı konular var.” dedikten sonra yaşlı adama döndü. “Ayhan’da kendini tekrardan belli edecek. Bu aralar küçük hanımı çok boşladık kiminle uğraştığının farkına varsın.” dedi.
Bu sözlere beraber Azer’in göğsü kabardı. Bu adamı o eğitmişti ve şimdi dönüştürdüğü kişiden gurur duyuyordu. Antonio onun en büyük ve en iyi eseriydi. Onun en güçlü silahıydı ve gün sonunda ya silah elinde patlayacaktı ya da başkalarını patlatacaktı.
🩰
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Elindeki fotoğrafa saatlerdir bakıyordu Sarp. Bir elini kafasının altına koymuş diğer eliyle ise Deren’in fotoğraflarından birini tutuyordu. Eski bir fotoğraftı, ona çiçek aldığı ilk zamanlara aittir. Deren dudaklarını öne büzmüş, çiçeği elinde Sarp’a poz vermişti.
Günlerdir burada sadece onu düşünüyor aklından onu mavi ile yeşilin karışımı olan gözleri bir saniye bile çıkmıyordu. Aç mıydı? Üşüyor muydu? Yarasını temizlemiş miydi? Hepsini düşünmekten kafayı yiyeceğini sandı. Özledim. diye geçirdi içinden. Hatta şu an hissettiği şey özlemden daha da büyük bir şeydi onsuz ölmekti.
Yatağının başında biri durduğunda fotoğrafı kapatıp cebine koydu ama duran kişiye bakmadı. “Sarp abi.” dediğine Sarp onu görmezden gelip gözlerini kapattı. Başında durup ona ela gözlerle bakan genç çocuk ise yine konuştu “Beni Adil abi gönderdi.” dediğinde bu sefer gözlerini açtı. Yattığı yerden dikleşti ve karşısındaki genç delikanlıya döndü.
“Ne diye gönderdi?” diye tersledi Sarp. Adil her zamanki gibi saçma sapan işler yapıyordu, bu olanlar yetmiyormuş gibi birde çolukla çocukla mı uğraşacaktı.
“Buradaki elin kolun olayım diye.” dedi hemen genç adam. “Burada gözün kulağın her şeyin olurum.”
“Hadi işine git kardeşim.” diye başından savmaya çalıştı Sarp.
“Adım Ufuk abi.” dedi ardından devam etti “Bırakta buradaki elin ayağın olayım. Senin arkanı kollayayım.” bunu o kadar içtenlikle söylüyordu ki Sarp onu daha geri itmedi.
“Ayağımın altında dolaşma.” dedikten sonra oturduğu yerden kalktığında Ufuk’un da onu arkasından takip ettiğini gördü. “Oğlum ne diye takip ediyorsun!” diye yükseldi Sarp.
“Abi arkanı kolluyorum.” dedi Ufuk.
Sarp sabır dilenir gibi gözlerini kapadı “Senin yapacağın işe Adil.” diye söylendi kendi kendine. Gözlerini açtığında Ufuk’a baktı tekrardan “Oğlum işemeye giderken mi beni kollayacaksın!”
“Abi…”
“Başlatma lan abine!” dedi yüksek sesle “Yürü git işine bak.” Ufuk mahcup bir şekilde yatağına geri giderken Sarp tuvaletlerin olduğu yere doğru yürüdü. Kapıdan içeri adımını atar atmaz daha ne olduğunu anlamadan sırtına bir darbe indi. Sarp öne doğru sendelerken hızla arkasını döndü. Elinde sopa olan dört adam karşısında duruyordu, beşincileri ise bir adım daha önde duruyordu.
“Ne oluyor lan!”
“Sana Antonio Fernandez’in selamını getirdik.” dediğinde Sarp olduğu yerde çakılı kaldı. Ölen biri selam gönderir miydi? Bu adamlar kesinlikle onunla taşşak geçiyordu, onun babası ölmüştü. Antonio Fernandez ölmüştü. Onun cesedini Sarp’ın gözleri önünde yakılmıştı oysa Sarp’ın içinde babası çok daha ölmüştü. Çok önce yakmıştı onu göğsünde.
“Hadi lan oradan kimsiniz siz?”
Karşısındaki adam pis pis sırıttı “Gösterelim arkadaşlar.” dedikten sonra yanındaki adamlara kafasıyla işaret etti. Adamlar ellerindeki sopalarla Sarp’a doğru ilerlemeye başladılar.
Bir adam Sarp’ın kafasına vurmaya çalıştı ama Sarp eliyle onu durdurdu ve yumruğunu ona vurmaya çalışan adamın yüzüne geçirdi ama arkadan gelen darbe geç olmamıştı. Sarp’ın beyni bulanırken arkasına döndü ve yumruğunu adamın karnına geçirmeye denedi ancak çift görmeye başladığı için bunu da yapamadı.
Ensesine gelen bir darbe daha onu dizlerinin üzerine çökertmeye yetmişti. Üst üste yediği darbeler onu sersemletirken kapıdan bir ses duyuldu “YETİŞTİK ABİ!” diyen ise Ufuk’tan başkası değildi. Yanında bir kaç adamla beraber kapının tam eşiğinde duruyordu. Elinde bir sopa vardı, hiç durmadan onlarda adamların üzerine giderken içinde bir damla korku bile yoktu. Sarp’ı hiç tanımıyor olabilirdi ama o ona emanetti, koskosca adam bile olsa emanetti. O her zaman emaneti canı pahasına korurdu, buraya düşmesinin sebebi bile emanetti. Sarp’ın kafasına vuran adamın kafasına sopayı geçirdi. Adam ne olduğunu şaşırırken Ufuk bir kez daha vurdu, adamın bilinci kapanırken Ufuk hemen Sarp’ın önünde diz çöktü. “Abi iyi misin!” dediğinde korkulu gözleri Sarp’ın üzerindeydi.
Sarp’ın bilinci yarı kapalıyken kafasını sallayabildi sadece. O an bile aklında olan tek şey Deren’di onun canıda bu kadar acıdı mı diye düşündü. “Biri gardiyanları çağırsın!” diye bağırdı o arbede arasında. Sarp’a saldıran adamlar gardiyan kelimesini duyduğu anda kaçarken diğerli ise gardiyanlara seslendi. Sarp’ın kafasından akan kan mavi fayansı kirletmeye başlamıştı. “Abi kapatma gözlerini!” dedi Ufuk.
Gardiyanlar ve sağlık çalışanları tuvaletlerin olduğu yere girip Sarp’ı sedyeye taşıdılar. “Beni duyuyor musunuz?” dedi başındaki adam doktor.
Sarp ise sadece Deren’i görüyordu, onun dalgalı kahve saçları yeşille mavinin karışımı gözlerini ve o güzel gülen kiraz dudaklarını. “Deren…” diye mırıldandı sadece. Doktor bir yandan başındaki darbeye bakarken bir yandan ise sürekli Sarp’a bir şeyler söylüyordu. Sarp’ın asla duymadığı şeyler.
Revire geçtiklerinde doktor Sarp’ın kafasındaki yarayı kapattı. “Kafatasının içi zarar görmüş olabilir.” dedi doktor gardiyana lakin gardiyan bunu umursamadı. “Bir şey olmaz.” dedi “Yarına sağ çıkarsa bakarız.” dedikten sonra doktoru dışarı çıkardı. Bakışları uyuan Sarp’tayken yanındaki komidinin üzerine bir kamera bıraktı.
Son bir kez daha Sarp’a baktıktan sonra başını iki yana salladı ve odadan çıktı. Dakikalar saatleri kovalarken Sarp gözlerini araladı, kafasının arkasında keskin bir ağrı hissetti “Siktir!” diye inledi ama ona rağmen yattığı yerden doğruldu ve oturur pozisyona geçti. Neler olduğunu yavaş yavaş anımsadığında dudaklarında yine okkalı bir küfür çıktı. Bakışları komidinin üzerindeki kameraya kaydığında, ne olduğunu sorgulamadan kamerayı aldı ve kameranın üzerindeki not ile duraksadı.
Bu da sana yıllar sonra ilk hediyem evlat. Seninle görüşmeyi dört gözle bekliyorum.
A.F.
Antonio Fernandez yaşıyordu. Küçük Matias’ın babası yaşıyordu.
“Şerefsiz!” diye bağırdı Sarp.
Yıllardır ölü bildiği intikam ateşinin içinde kül olmasına sebep olan adam yaşıyordu.. Annesinin katili yaşıyordu. Kamerayı öyle bir sinirle açtı ki sanki ellerinde parçalanacaktı. Önüne çıkan tek videoyu oynattığında kalbi duracak sandı. Oradaydı, sevdiği kadın bir sedyenin üzerinde babasından yardım istiyordu. Babası ise başını öne eğmişti.
“Konuş!” diyordu bir adam “Konuşta kurtul!”
“Bilmiyorum!” diye haykırıyordu Deren. Neşterin karnına girmesiyle sevdiği kadının çığlıkla doldu kulağına ama hayır kalbine vuruyordu onun acısı. Bakamadı daha fazla kafasını yana çevirdi ama çığlık sesleri devam ediyordu “ABİ!” diye bağırdığında göğsüne bir hançer girdiğini hissetti. “SARP!” diye bağırdığını duyduğunda ise göğsündeki hançer kalbini paramparça etti. Canı ondan yardım istemişti ama o onu duyamamamıştı.
“Seninle bir anlaşma yapacağız küçük hanım.” dediğini duydu adamın. Sevdiği kadının ise artık sadece acılı iniltiler dökülüyordu dudaklarından. “İhanet edeceksin.” diye fısıldadı adam “Onu yıkacaksın, onu bize teslim edeceksin. Yoksa şu an her sevdiğinin yanında bir adamımız var. Tek sözümle hepsini abinin yanına yollarız.”
“Yapma.” diyen zayıf sesini duydu Deren’in. Ağlıyordu, sesi zayıftı canı yanıyordu “Affetmez.” diye sayıkladı. Ben sana hiç kıyabilir miyim? O an Sarp’ın son noktasıydı kamerayı duvara fırlatırken kolundaki serum söküldü. “NASIL YAPTINIZ LAN!” diye haykırdı acıyla. Odada ne var ne yoksa dağıttı. Serumun asılı durduğu demirle ilaç dolabını kırdı camlar aynı anda elini kesmişti. Dolabı yere sererken dizlerinin üzerine çöktü “NASIL KIYDINIZ LAN!” eline yerden bir parça alıp avucunun içinde sıkmaya başladı, biraz da olsa hissetmek istedi acısını ama hissedemezdi. Onun acısının yanında bile geçemezdi biliyordu ama o zaman neden göğsü acıdan bu kadar kasılıyordu?
Acıdan insanın kalbi durur muydu?
Sarp o an duracak sandı, yirmi sekiz yıllık hayatında hiç hissetmemişti ama şimdi hissediyordu. Sevdiği kadınının canının acıdığını duymuştu ve bu onun kalbini durduracaktı, bunu hissediyordu.
🩰
DEREN SİLDAY
Onu özlüyordum.
Hayır bu özlemek değildi, bu ona ihtiyaç duymaktı. Onun sesine onun dokunuşuna onun herşeyine, tamamen ona ihtiyaç duymaktı. İki haftadır sesini duymuyordum, yüzünü görmüyordum, kokusunu unutmaya başlıyordum. Abimin kokusu gibi kayboluyordu kokusu.
Tahliye talebi red yemişti ve mahkemeye dört gün kalmıştı. Oradan çıkması lazımdı, orada kalamazdı. Kalıyordu.
Telefonumun çalma sesiyle hızla düşüncelerimden çıktım ve telefonu elimden aldım. Bilinmeyen Numara. Sarp’ın araması umuduyla telefonu heyecanla açtım “Küçük hanım.” duyduğum ses ise tamamen hayal kırıklığıydı. Yine o adamdı uzun zaman sonra tekrardan oydu.
“Ne istiyorsun şerefsiz!” diye soludum sinirle.
“Sadece nişanlını son bir kez görsen iyi olur diyecektim. Malum dört gün sonra bir daha ebediyen görüşemeyeceksiniz. Belkide dört güne bile kalmaz.”
Bu ne demekti şimdi?
“Ne diyorsun sen be!”
“Nişanlına iyi bak diyorum. Son kez bak.” bir söyleyecekken telefon kapandı. Korkuyla oturduğum yerden kalkarken Adil’i aradım. Adil ilk çalışta telefonu açtı “Sarp’ı görmem lazım Adil!” dedim hemen.
“Yenge ne oluyor?”
“Adil beni aradılar o iyi değil benim ona görmem lazım!” dediğime sesim o kadar çok titriyordu ki konuşmayı unutmuş gibiydim.
“Yenge sakin ol Sarp iyi. Seninle oynamak için yapıyorlar. O iyi. Mahkemeye kadar görüş yok. Mahkemede sonra anca görebilirsin”
“Önce görsem.” dedim bir umut.
“Ayarlamaya çalışacağım sen içini ferah tut. O çıkacak.” dedi Adil kendinden emin bir şekilde.
“Çıkacak.” dedikten sonra telefonu kapattım ve olduğum yere çöktüm. Gözyaşlarım benden izinsiz yanaklarıma doğru akarken dudaklarımdan bir hıçkırık kaçtı. İyi değildi bunu biliyordum, hissediyordum. Telefonun başında araması için bekledim, o beni arardı. Ne kadar bekledim bilmiyordum ama bir melodiyle kapanmış gözlerimi hızla aradım. Telefonumun çaldığını fark ettiğimde kim olduğunda bakmadan telefonu açtım.
“Alo?” dedim uyku mahmuru bir sesle ama ses gelmedi. Sadece telefonun diğer ucundan sık sık nefes alma sesleri geliyordu. “Sarp?” sesim sorar gibiydi ama nedense onun olduğunu hissediyordum. “Sen misin?” diye sordum bu sefer titrek bir sesle.
Bir hıçkırık sesi geldiğinde içim sıkıntıyla doldu Ağlıyor muydu? “Sarp.” oydu. Ben emindim telefonun diğer ucundaki oydu. “Konuş benimle, bir şey söyle.” yine konuşmadı. “İyi misin!” dedim bu sefer daha yüksek sesle. “BİR ŞEY SÖYLE!” diye bağırdım bu sefer. Konuşmayacaksa neden aramıştı. Konuşmalı bana iyi olduğunu söylemeliydi .
“Deren!” diyerek endişeyle yanıma geldi Şeyma. “Ne oldu?” diye sorduğunda telefon elimden düştü.
Gözyaşlarım yanaklarıma doğru akarken ellerimle yüzümü kapattım “Mahvettim Şeyma!” diye inledim acıyla. “Ona bir şey oldu ben mahvettim Şeyma. Ben onu mahvettim.” Şeyma kollarını bana dolarken ben daha çok ağlamaya başladım. Ölmek istiyordum, bu dünyadan silinmek bir daha geri gelmemek istiyordum. Bir insan dokunduğu herşeye lanet bulaştırabilir miydii? Ben bulaştırıyordum. Ölürsem herkes daha huzurlu olurdu..
“Çözeceğiz.” diye fısıldadı Şeyma kulağıma.
“Hangi birini?” dedim çaresizce. “Artık güçlü kalabilmek için daha kaç defa yıkılmam lazım?”
Güçlü kalmak tam bir saçmalıktan ibaretti. Hayat bu kadar berbat giderken güçlü olmak tam bir saçmalıktı. Artık güçlü olmak istemiyordum.
🩰
MAHKEME GÜNÜ
Yine o kapının önündeydim ve ayaktaydım en azından şimdilik. Mahkemeden önce son bir kez görüşme izni almıştım ve hayır buna cesaretim yoktu. Onu ikinci defa kelepçeli görmek istemiyordum. İyi olduğunu bilmelisin Deren. Son konuşmamızdan sonra bir daha beni aramamıştı, oysa sabaha kadar gözümü bile kırpmadan aramasını ve iyi olduğunu söylemesini beklemiştim.
Elim kapının kulpuna gitti ve kapıyı açıp içeri girdim, sonra onu gördüm. Ayakta duruyordu, üzerinde siyah bir gömlek ve altında ise siyah bir kumaş pantolon vardı. Elleri kelepçeliydi ama beni asıl yakan sargılı eli yaralı yüzüydü, bunlar eski yaraları değildi yeni açılmış taze yaralardı. Gözlerinin altı yorgunluktan morarmıştı, üç haftada kilo bile vermişti. Sakalları iyice uzamıştı.
Kafamı yana eğdim, ister istemez dudaklarım büküldü gözlerimden birer damla yaş aktı. Hızlı adımlarla dibinde bittim ve kollarımı boynuna doladım. Onun kelepçeli elleri ise armamızda öylece duruyordum. “Biliyordum işte!” diye sitem ettim “Bir şey olduğunu biliyordum. Yok bir şey dediler ama ben hissederim.” geri çekilip yüzündeki yaraları inceledim Sarp ise ifadesizce bana bakıyordu. Konuşsun istedim, sesini özlemiştim.
İçeride bir şey olmuştu yoksa benimle konuşurdu “Ne oldu?” diye sordum zayıf bir sesle “Sarp Allah aşkına konuş ne oldu? İçeride sana ne yaptılar?” yine konuşmadı. Elim yanağına gittiğinde sakallları hafifçe elime battı “Canım.” dedim içli bir şekilde. “Konuş benimle, korkuyorum.”
O sadece bana bakmaya devam ettiğinde boynum büküldü yana doğru istemsizce. “Mi amor. Seni buradan çıkaracağım.” dedikten sonra bir kaç adım geri çekildim. Şimdi konuşmasada ben onu buradan çıkarınca konuştururdum. “Sözümü tutacağım.” dedikten sonra zorla da olsa gülümsemeye çalıştım “Ve seni buradan çıkardıktan sonra o yüzünün halinin hesabını herkesten soracağım ama önce senden.” yine sadece gözümün içine baktı ama bu sefer tek değişiklik dudağının kenarında oluşan minik bir sırıtıştı. Kimse onu görmezdi ben görmüştüm.
Odadan dışarı çıktığımda ise omuzlarımı daha da dikleştirdim. Güçlü olmak istemiyordun. Onun için güçlü olmalıydım. Mahkemenin olacağı salona girdiğimde ise orada beni bekleyen Şeyma’yı gördüm. Sağlam adımlarla onun yanına gidip yanına oturdum. “Başaracağız.” dediğinde sadece kafamı salladım.
Sarp kelepçeli bir şekilde kapıdan içeriye girip kürsünün önünde durdu. Polisler ise hemen arkasında duruyordu. Hakim tokmağı vurdu ve konuştu “Sayın Matias Sarp Çeliker. Yasa dışı boks maçları ve silah kaçırma suçundan hakkınızda iddialar ve bazı deliller olmasının gerekçesiyle hakkınızda Türkiye'de dava açıldı ve burada yargılanmak istediniz doğru mu?”
“Evet.” dediğinde haftalar sonra ilk defa sesini duydum. Sesi bile değişmişti artık duygudan yoksundu.
“Hakim bey söz hakkı istiyorum.” diyerek araya girdi Adil.
“Söz hakkı verildi avukat bey.”
“Delilde önünüze sunulan fotoğraflar tamamen iftira amaçlı yapılmış bir şeydir. Bunlar uzmanlar tarafından araştırılarak onaylanmıştır.” bir kaç adım öne çıkıp elindeki dosyayı hakime uzattı. “Ayrıca müvekkilim ünlü bir boksör olduğundan dolayı çekemeyen fazla kişi olmuştur. Bunlardan biride Sarp Beyin nişanlısının eski sevgilisi Eray Taşkındır.. Kendisi terk ettiği sevgilisinin nişanlandığını kabullenemeyip böyle bir yola başvurmuştur. Bunu kanıtı ise 17 Ağustos gecesi Sarp Çeliker’in illegal maç yaptığını daha sonrasında ise silah kaçakçılığına gittiğine dair asılsız bir İhbar yapmıştır zira o gün oralarda olmadığına dair şahitler vardır. Şahitlerin dinlenmesini talep ediyorum”
Hakim göz ucuyla Adil’e bakıp “Talep kabul edildi.” dediğinde önce Şeyma oturduğu yerden kalkıp Sarp’ın yanındaki kürsüye ilerledi “Şeyma Tepe.” diye tanıttı kendini.
“O gün Sarp Çeliker ile beraber miydin?” diye sorduğunda çevirmen Şeyma’ya dediklerini söyledi. “Evet gece sularında onunla nişanlısının doğum gününü kutladık.” dediğinde çevirmen bu sefer Şeyma’nın dediklerini hakime çevirdi. Hakim yerine geçmesi için eliyle işaret yaparken bu sefer ben kürsüye çıktım. Bakışlarım hakimden önce Sarp’ı buldu. Onun bakışları ise bana hiç dönmedi.
Bakışlarımı tekrardan hakime çevirdiğimde “Deren Silday.” diyerek kendimi tanıttım.
“O gece nişanlın Matias Sarp Çeliker ile miydin?”
“Sadece gece değil o gün ful beraberdik bir an olsun yanımdan ayrılmadı. Psikolojik olarak iyi değildim ve o gün gece de dahil olmak üzere hep beraberdik. Daha sonrasında ise doğum günümü kutladık. Açıkçası eski sevgilim Eray uzun yıllardır hayatımda yoktu ve beni öylece terk etmişti. Şimdi ise birden ben düzenimi kurmuşken hayatıma girdi bu yüzden tamamen kıskançlıktan böyle birşey yaptığını düşünüyorum.” diye açıkladım. Belki herşey doğru değildi ama çoğu şey doğruydu.
Bir kaç dakika neredeyse nefesimi tutarak bekledim. Dakikalar sonra hakim tokmağını vurdu “Karar!” dediğinde bakışlarım direkt olarak Sarp’a kaydı, oda bana bakıyordu. “Matias Sarp Çeliker hakkında atılan iddialar sonucu açılmış olan dava şahitler ve deliller sonucunda suçsuz bulunarak üzerinden düşmüş ve berabetine kanat getirilmiştir.”
Beratine kanat getirilmiştir.
Bütün dişlerimi göstererek içtenlikle gülümsedim sadece. Mahkeme salonundan çıkarken topuklularım tekrardan yankı yapmaya başladı. Mahkeme kapısının önünde dururken onun çıktığını gördüm. Ellerinden kelepçeler yoktu sadece o vardı.
Durmadım ya da beklemedim sadece ona koştum ve kollarımı boynuna doladım. Ellerinde kelepçe olmadığı için oda kollarını belime sıkı sıkı dolarken kokusunu içime çektim. “Özledim.” dedim sadece. Geri çekildiğimde bu sefer beklenmedik hamle ondandı. Dudakları dudaklarıma saniyelik kapanırken “Benden çok değil.” diye fısıldadı
Sözümü tutmuştum bu sefer ona verdiğim sözü tutmuştum. Koridorun sonunda abimi gördüm buruk bir tebessümle bizi izliyordu. Daha sıkı sarıl çiçeğim. Ve ben öyle yaptım onu tekrardan kendime çekip ona daha sıkı sarıldım. O kadar sıkı sarıldım ki beni hiç bırakmasın istedim.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir ballarım.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

Güzel gidiyorsun askm ama yeni bölüm ne zaman gelir
YanıtlaSilCuma günü balımm
Sil