Nitelikli
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
V. 19.PERDE
"Sonra hayatında bir şey olur ve
sen buna ömür boyu ağlarsın"
Sar Bu Şehri - Can Ozan
Derinden - Barış Diri
BU KİTAPTA GEÇEN BÜTÜN OLAY VE KARAKTLER TAMAMEN HAYAL ÜRÜNÜDÜR HİÇBİR ŞEKİLDE GERÇEKLİĞİ YANSITMAMAKTADIR.
Ig/sesimiziduyuramadik
Tt/ sesimiziduyuramadik
X/ruhunlasavas
Bölüm sonu yorumlarda buluşalım lütfen ballarım
Bir dokunuş bir sarılma şu dünyadaki bütün kelimelerden daha güçlü olabilirdi ve öyleydi. Şu an Sarp’a sıkı sıkı sarılmak, onun saatlerce konuşmasından daha değerliydi. O değerliydi. Onu seviyordum, bun artık kendime itiraf etmiştim ve ona da itiraf etmenin ise çoktan vakti gelmişti.
Yüzünü boyun girintime gömüp derin derin nefesler aldı ve kokumu ciğerlerine doldurdu. “Kötü kokuyor olabilirim.” diye itiraf ettim alayla karışık bir sesle. Bunu ciddi bi şekilde söylüyordum çünkü son günlerde kendime hiç bakmamıştım ve kokuyor olmam çok büyük ihtimaldi.
O ise sanki benim dediğimi duymamış gibi bir kez daha kokumu içine çekti “Kokunla nefes alıyorum.” diye fısıldadı. Nefes almak, onunla nefes almak, sadece onun yanında nefes alabilmek.
“Biliyorum.” diye onayladım onu. “Çünkü bende seninle nefes alıyorum.” yavaşça geri çekildiğimde bakışları direkt benimkileri buldu. “Eve gidelim.” dedim sadece ve onun koluna girdim. Bana itiraz etmedi sadece bana ayak uydurup yürümeye başladı.
“Basına çıkmadığı için şükretmeliyiz.” dedi yanımızda yürürken Adil. Diğer tarafımda duran Şeyma’nın elini kolumda hissettiğimde bakışlarım ona döndü ve gülümsedim. Ona minnettardım, hemde her zaman.
Bakışlarım tekrardan Sarp’a döndüğünde “Eğer bir süre daha burada olacaksak bizimkileri de buraya çağırmalıyız.” dedim. Bakışları Adil’deyken kafasını salladı.
“Adil sana da çok teşekkür ederim.” dediğimde çocuksu bakışları beni buldu “Senin sayende yenge.”
“Bana yenge demeyi bırakmalısın.” dedimde kaşlarım tekrardan çatıldı.
“Ama yenge-” sözünü yarıda kestim “Aması falan yok. Bir daha yenge lafını duyarsam külahları değiştiririz.”
Adil kafasını sallarken Sarp araya girdi “Ufuk’u oradan çıkarmamız lazım.”
“Ufuk kim?” diye sordum.
Sarp sorumu cevaplamazken Adil araya girdi “Onun çıkması çok zor daha yirmi yılı var.” diye savunma yaptı.
“Adil o çocuk çıkacak. Avukat olan sensin zor senin işin.” dediğinde konuya son noktayı koymuş gibiydi. Adil başka bir söylemedi ya da ben ve Şeyma burada olduğu için konuyu uzatmak istemedi.
“Enişte artık sen Deren’in yanında olduğuna göre bana da dairelerinden birin verirsin.” diyen ise tabiki Şeymaydı.
🩰
Yol boyunca Sarp arabayı kullanırken hiç konuşmadık hatta ben ona bakmaktan bile kaçındım. Çok sakindi hemde gereğinden fazla bir sakinlikti, bu sessizliği arttıkça benim korkum daha da çoğalıyordu. İçeride bir şey olduğu kesindi ama onunlla konuşmaya bile korkuyordum.
Şeyma’ya aynı binada bir dairenin anahtarını verdikten sonra kendi dairemize girdik. Topuklu ayakkabılarımı zorlukla çıkardıktan sonra salondaki koltuğa oturdum “Ben duşa gireceğim.” dedi Sarp kuru bir sesle.
“Sarp iyi misin?” diye sordum lakin bana cevap vermedi hatta yüzüme bile bakmadan banyoya girdi. Normal zamanda bu yaptığı için ona bağırabilir hatta banyonun kapısını yumruklayabilirdim ama normal zamanda değildik. Son zamanlarda hayatımda olan hiçbir şey normal değildii.
Oturduğum yerden kalktıktan sonra üzerimi değiştirmek için bu sefer kendi odama girdim. Havalar artık soğumaya başladığı için üzerime bordo bir takım giyip, Sarp’a yetişmek için yüzümdeki makyajı bile silmeden odadan çıktım. Mutfağa ilerleyip malzemeleri dolaptan çıkardım. Çorba yapacaktım,tıpkı söz verdiğim gibi. Sebzeleri doğrayıp suyun içine attığımda Sarp’ın banyodan çıktığını duydum. “Mutfaktayım!” diye seslendim hemen.
Tezgaha yaslanmış sebzelerin haşlanmasını beklerken elinde havluyla mutfağa giren Sarp’ı gördüm. Yüzüme buruk bir tebessüm yerleşti ve ona doğru ilerledim. Elini yeniden sarmış yüzündeki yaralara krem sürmüştü. “Yaralarına su değdirmeseydin.” diye hayıflandım.
“Önemli değil.” diye geçiştirmeye çalıştı ama önemliydi. Benim için onun canının yanması önemliydi. Bir kaç adımda dibinde bittim “Benim için önemli.”
“Deren.” dedi sesinde acı varken “Sana ne yaptılar?” diye sorduğunda yüzümdeki tebessüm silindi ve kaşlarım çatıldı.
“Anlamadım?”
“Sana orada ne yaptılar?” diye sorduğunda bu sefer kafamda şimşekler çaktı. Bunları bana neden soruyordu ki? Öğrenmiş miydi? Öğrenmesinin imkanı yoktu.
Hızla arkamı dönüp ocağa baktım “Nereden çıktı şimdi bu?”
“Soruma cevap ver lütfen.”
“Sanki Sen benimkilere cevap vermiyorsun da!” diye yükseldim hemen “Geldiğinden beri yüzüme bakmadın. Benimle konuşmadın, şimdide bunları bana sorma. Saçma zaten bunları sorman, ne olduysa oldu. Sonunda ihanet ettim sana, mecburdum ama yine olsa yine yapardım.” sesimin titrememesi için büyük bir çaba sarf ediyordum. Bunları bana sormamalıydı, sormasındı bunları. Bunları öğrenmek ona hiçbir fayda sağlamayacaktı, sadece acı verecekti.
“Deren.” dediğine siniler arkamı döndüm “NE DEREN!” diye bağırdım birden ardından bağırdığıma pişman oldum. Gözlerimi kapatıp geri açttım ve derin bir nefes alıp onun acı kahvelerine döndüm “Sorma.” dedim.
“Özür dilerim.” dedi kısık bir sesle. “Antonio Fernandez yaşıyor. Bunu sana yapan o.” gözünden akan bir damla yaşı gördüm. Sarp Çeliker ağlıyordu. “Özür dilerim.” dediğinde ben donup kalmıştım. Oğlunun hayatını mahveden bir adam benimde hayatımı mahvetmişti. Benim canımı almıştı, beni kurutmuştu. Bir baba nasıl bu kadar zalim olabilir diye sorgulmadım bu sefer. Benim babamda zalimdi, anlardım onu, hayır onu anlıyordum. Sadece…Neden şimdi öğrenmek zorundayım ki bunu?
Kulağıma gelen taşma sesiyle hızla kendime geldim ve mahvolan çorbaya ve ocağa baktım. Hızla ocağın gazını kapattığımda gözlerim doldu “Çorba yapacaktım.” dedim ağlak bir sesle. “Söz vermiştim Sarp. Sana çorba yapacaktım.” gözyaşları birbir yanaklarıma doğru akmaya başladığında ona döndüm. “Neden izin vermiyorlar?” dedim ağlarken. “Sözümü tutamıyorum işte!”
Ben o an herşeye ağladım,yapamadığım bir çorba sadece bahaneydi.
“Neden!” diye acıyla inledim. “Yaşamama izin vermiyorlar!” dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimi yüzüme kapattım “Abi! Ölüyorum bir şeyler yap, nefes alamıyorum!” bedenime dolanan kollarını hissettim ve onun göğsüne sığındım. “Sarp dayanamıyorum!”
“Ağlama.” dedi sadece kısık sesle. “Sen yıkılınca ne yapacağımı bilmiyorum Deren. Özür dilerim, beni öldür ama ağlama.” geri çekildi “Ben sana dokunmaya bile korkar oldum. Onlar sana nasıl kıydılar?” bu bir soru değil isyandı.
Ellerimi yeni traş olmuş yüzüne sardım “Beni soldurdular. Benim canımı aldıkları gün benim toprağım kurudu. Herşeyi bıraktım, ben kendimi tanıyamıyorum. Seni tanımıyorum, ne yapacağımızı bilmiyorum.” gözlerinin içine baktım “Ben bu savaşı kazanabilir miyiz onu bile bilmiyorum. Tek bildiğim sana yaslanmaya ihtiyacım olduğu, Sarp benim arkama yaslanmak için bir dağa ihtiyacım var. Benim sana ihtiyacım var, bunları söylüyorum çünkü-” sözümü yarıda kesti “Söyleme. Söylersen dönüşü olmaz.”
“Olmasın.” dedim net bir şekilde gözlerimden hala yaşlar akıyorken. “Seni seviyorum Sarp Çeliker ve bu benim elimde olan bir şey değil. Hemde ilk kez değil ikinci kez seni herşeyden çok seviyorum.” bu itiraf bizim yeniden başlangıcımız olabilirdi. Bir kez onu sevmiştim ve benim kalbim ilk defa değil ikinci defa ona tutulmuştu. Ona zarar veriyordum, belki oda bana zarar veriyordu, belkide biz her zaman birbirimize zarar vermeye devam edecek ve birbirimizi daha fazla yaralayacaktık. Bunların hepsini yapabilirdik lakin yapamayacağımız bir şey varsa oda birbirimizi sevmekten vazgeçmek olurdu. Birbirimizden vazgeçsek bile birbirimizi sevmekten vazgeçemezdik.
“İlk defa değil.” dedi ağır ağır Sarp. “İkinci defa kalbim bu kadar hızlı atıyor, kalbim duracak gibi atıyor, üstelik üzüntüden değil heyecandan.” dediğinde güldüm sadece. Benimle böyle konuşması hala garibime gidiyordu. O Sarp’tı işte; abimin arkadaşı, duygusuz duvarları olan, öküz adamdı. Benim karşımda olan adam ise bu adamın tarifine uymuyordu, bu adam farklıydı. Beni seven, benim bir damla gözyaşıma dahi içi yanan adam Matias’tı.
“Hadi kalk.” dedim gözyaşlarımı sildikten sonra. “Çorba yapacağım sana.” dediğimde bu sefer o güldü, ayağı kalktı ve elimi tutup benide kaldırdı. “Söz verdim.” diye hatırlattım “Sözümü tutacağım. Sen içeride geç otur. Şu haline bak her yerin yara.” bir şey söyler sandım ama onun yerine sadece mutfaktan çıktı.
Ben ise ocağı temizledim tekrardan sebzeleri doğrayıp suya attım ve yaklaşık yarım saatte çorba çoktan pişmişti. Hem ona hem kendime bir kase çorba ve yanına ekmek koyup tepsiye yerleştirdim. Mutfaktan çıkıp oturma odasına girdiğimde koltukta uyuyakalmış Sarp’ı gördüm.
Elimdeki tepsiyi masanın üzerine koymuştum ki Sarp anında gözlerini açtı. Uyku mahmuru gözleri bana döndüğünde “Çorba hazır.” dedim gülümseyerek. Yattığı yerden doğrulup oturur pozisyona geçtiğine bende tepsiyi masaya koydum ve yanına oturdum. Kendi çorba kasemi önüme aldıktan sonra ona döndüm “Elin yaralı kendin içebilir misin?”
“İçerim.” dediğinde kafamı sallayıp kendi çorbama döndüm. “Deren, o adam iyi biri değildi. Karısın bi tuzsuz yemek yüzünden döven ve kendi öz oğlunun bile hayatını mahveden biriydi. Onun izini kendimden silmeye çalıştım ama tam kurtuldum derken yine karşıma çıktı.” diye açıklama yaptı ama açıklama yapması bile gereksizdi. Bana olanlar için onu suçlamayacaktım, olanlardaki bütün suç bendeydi. Ne olduğunu hatırlamadığım bir işe burnumu sokmuştum ve bunun sonucunu da kendim çekmiştim.
“Çorbanı iç soğuyacak.” dediğimde onun da çorbayı içmeye başladığını göz ucuyla gördüm. Her içtiğim yudum sanki boğazımdan aşağı giderken daha da büyüdü.
“Baleye devam etmek istiyor musun?” diye sorduğuna içtiğim çorbayı yutmakta zorlandım. Bu hayatını baleye adamış biri için sorulacak en son soru bile değildi ama yine de bunu hiç düşünmemiştim. Devam etmek…. bunca şeyden sonra benim için mümkün müydü ? Aynı kişi değildim, kirliydim, ellerim kanla doluydu. Eski Deren artık yoktu hatta şu anki Deren bile yoktu, kayıptı. Ben kayıptım.
Yarım kalmış çorba kasesini masanın üzerine koyup omuz silktim “Bilmiyorum.” dedim dürüstçe. Dizlerimi kendime çektiğimde Sarp’a döndüm, benim aksime onun çorbası çoktan bitmişti. “Bir kase daha getireyim mi?”
“Doydum.” dedi sadece ve bedenini bana çevirdi. “Devam edeceksin.” diyen sesi karalıydı. “Herşey bittiğinde yeni bir hayata başlayacağız ve sen görüp görebileceğin en iyi balerin olacaksın. Gerçi benim gözümde hala öylesin, hep en iyisisin.” dediğinde dizlerimi daha çok kendime çektim ve başımı dizime yaslayıp ona bakmaya başladım.
“Sarp.” sesim her zamankinden daha uysaldı “Acını yaşamak seninde hakkın.” dediğimde kaşlarını çattı. “Acım yok.” dedi ama sadece kendini kandırıyordu. Yıllarca ölü bildiği hem çocukluğunun hemde annesinin katili olan adam yaşıyordu. Bu onun için bile ağır bir şeydi.
Üsteleyebilirdim ama onun yerine “Ağrın var mı?” diye sordum konuyu değiştirerek.
“Var. Dinlenmem lazım.” dediğinde iyice bana yaklaştı “Bana ilaç olur musun doktor?” sesindeki müziplik beni sadece güldürdü. Şu durumda bile şunu nasıl yapabiliyordu anlayamıyordum.
Bacaklarımı aşağı indirip kollarımı ona açtım “Buraya gel bakalım koca bebek.” dediğimde gözlerinin içi parladı ve hiç vakit kaybetmeden kollarını belime doladı oturduğu yerden kalktı. “Hey nereye?”
“Odamıza.” dedi. Kalkmanın etkisiyle otomatik olarak bacaklarımı onun beline doladım. Odaya girdiğimde kendiyle beraber benide yatağın içine çekti ve beni kollarının arasına aldı. Kafam onun göğsünün üzerine yerleşirken bir elimi de onun göğsünün üzerine koydum. “İyi geceler.” dedim ve ekledim “mia mor.”
🩰
İLAHİ BAKIŞ AÇISI
Anneler çocukları için ölümü bile göze alırlar derlerdi. Öyle miydi bilmiyordu Nihal, annesi onun için böyle bir şey yapmazdı ama o kızı için yapardı. Oğlu için geç kalmıştı ama en azından kızı için bunu yapardı, yapacaktı.Elindeki silaha son bir kez daha baktı. Aslında silah kullanmayı bilmiyordu bile titreyen elleri ise bunun en büyük kanıtıydı.
Oturma odasına doğru ilerklerken kendini sakinleştirmeye çalıştı “Sakin ol Nihal.” dedi kendi kendine “Çocukların için bunu yapacaksın. Kızın için yapacaksın.” oturma odasına girip kocasının tam önünde durduğunda nefesini tuttu. Silahı havaya kaldırdığında ise Salim bakışlarını önündeki gazeteden çekip karısına çevirdi.
“Nihal.” dedi hayretle “Ne yapıyorsun?”
“Sana dedim Salim, kızıma bir şey olursa herkesi yakarım dedim.” derken sesi titriyordu. “Sen kızımı yakacaksın Salim.” dedi acı içinde. Elindeki silah daha çok titremeye başlarken gözünden yaşlar akmaya devam etti. “Ben seninle bir ömür dedim Salim. Hastalıkta sağlıkta, iyi günde kötü günde dedim.” kafasını ik yana salladı “Çocuklarımı öldürme pahasına demedim. Sen benden bir canımı aldın, diğerini almana izin veremem.” bu sözleri sevdiği adama söylerken bile içi yanıyordu.
Salim korkuyla ellerini kaldırdı ama içindeki suçluluk hissi daha da baskındı. “Nihal kurbanın olayım dur!” diye yalvardı karısına “Düzelteceğim, yemin ederim bana bir şans daha ver düzelteceğim!”
Bu sefer inanmazdı Nihal, bir kere inanmıştı daha inanmazdı “Evlatlarımı aldın benden, nasıl düzelteceksin!” diye haykırdı. “Ben seni çok sevdim Salim ölesiye sevdim, herşeyinle sevdim. Sen ise benim canımı aldın, benim evlatlarımı aldıın! Beni kandırdın! Beni oyuna getirdin! Deren’i güvenli bir yere göndereceğim dedim ama kızımızı o şerefsizlere verdin!”
“Özür dilerim!” diye inledi. “Gel konuşalım.” diyerek öne bir adım attığında Nihal “Gelme!” diye bağırdı
“Gelmiyorum ama beni dinle.”
“Çok dinledim.” dedi hayal kırıklığıyla. Çok dinlendim ama sen beni bir kere bile dinlemedin. Nihal’in parmağı tetiğe gitti, bir silah patladı ama ağzından acı bir inilti duyulan Salim değil Nihal’di. Nihal yaşlı gözlerle kocasına bakarken yere yığıldı. Salim Nihal’in arkasındaki adamın gözlerine baktı Koray. “Emir bu.” dedi sadece Koray.
Salim bir şey söylemedi karısının bedeninin üzerine eğildi ve onu kollarının arasına aldı. Sırtında kocaman bir delik vardı “O bir şey yapmadı!” diye acıyla inledi Salim. Karısına döndü bakışları “Nihal!”
Nihal’in baygın bakışları Salim’e döndü, kesik kesik nefesler alırken hala gözlerinden yaşlar akıyordu. Salim tekrardan Koray’a döndü “Onun bir suçu yok! Onu kurtarın!” dedi yalvarır gibi. Koray’ın ise sanki kalbi donmuş gibiydi, bu görüntü karşısında hiçbirşey hissetmiyordu. İçi biraz bile olsa sızlamadı, arkasını döndü ve evden çıktı.
“Yalvarıyorum!” diye haykırdı Salim. “Bir şey yapın onun suçu yok!” karsının yüzünü avuçladı “Nihal!” dedi içi gide gide.
Nihal zorlukla dudaklarını aralarken “Kızım…” dedi. “Kızımı kurtar.” kızımızı demedi. Bir baba kızına kıyamazdı, o ise kızını diri diri gömmüştü. Gözünden bir damla daha yaş düşerken son kez gözleri kapandı Nihal’in. Mükemmel ya da kusursuz bir anne değildi ama evlatlarını hep sevmişti, onlaraa göstermesede…. Bir anne evlatları olmadan yapamaz derlerdi, Nihalˆde yapamamıştı. Ama onun sonunu ilk kocası getirmişti.
“Nihal’im!” diye inledi Salim. Kafasını karısının gövdesine eğerken “Onu da öldürdün.” diyen sesini duydu Özer’in. Kafasını hızla kaldırırken başlarında dikinlen Özer’i gördü “Sonumuzu getirdin baba. Hepimizin sonumuzu getirdin, en çokta kendi sonunu getirdin.” dedi.
“Oğlum.” demişti ki Özer artık orada yoktu. Ailesinin sonunu getiren bir adamdı Salim, bu yükü omuzlarında ömür boyu taşıyacaktı.
🩰
Yine aynı ormandaydım, aynı lanet günde ormanın içinde koşuyordum. “Abi!” diye seslendim ona. Bütün gücümle koşmaya devam ettim, ne kadar hızlı koşarsam o kadar çabuk abime yetişirdim. Bu sefer onu kurtarabilirdim. Çıplak ayaklarım her toprağa değdiğinde ayaklarıma daha çok diken batıyor canım daha çok yanıyordu lakin yine de durmadım.
Ormanda yankılanan silah sesini duymamla olduğum yerde durdum ve onu gördüm. Abim gülerek bana bakıyordu, kahverengi saçları rüzgardan salınmaya başladı “Abi!” dedim heyecanla. Abim sadece bana gülerken annemin abimin arkasından bana baktığını gördüm. Annemin burada ne işi vardı?
“Abi!” dedim tekrardan sesim titrerken. “Yoruldum. Beni de yanına alsana.” bu sözleri söylerken boynum büküldü.
“Sen yaparsın çiçeğim. Yorulduysan dinlen ama vazgeçme.” dediğinde sesinde güven vardı, her zamanki gibi.
Rüya
Bu bir rüya Deren.
“Gitme” dedim sadece. Abimse bana güldü ve annemin elini tutup arkasına döndü “Abi gitme!” dedim lakin beni duymadı ve annemle beraber ilerlemeye devam etti. Ona koşmak, ulaşmak istedim ama ayaklarım olduğu yere mıhlanmıştı adeta. Hareket bile edemedim
Rüya.
Bu bir rüya.
Gözlerini aç.
“Deren!” diyen ses ise boğuktu. “Aç gözlerini güzelim.” buğulu gözlerim onu bulurken bir kaç saniye sonra görüşüm netleşti ve onun acı kahve gözlerini gördüm. Korku dolu gözleri benim üzerimde dolaşırken zorlukla yutkundum. “İyisin. Sadece kabustu.” dedi yatıştırıcı sesi.
Kafamı salladım ve yattığım yerden doğruldum. “İyiyim.” dedim kuru bir sesle lakin bakışlarım Sarp’ta değil karşımdaki duvardaydı. Abimi neredeyse her gün rüyamda görüyordum ama annemi hiç görmemiştim. Neden rüyama gelmişti ki ? Hiç konuşmamıştı bile sadece bana bakıp gülümsemişti, abimin elini tutmuştu.
“Sarp.” dedim ona dönerken. “Annem iyi mi diye öğrenir misin?”
Onun bakışları da bana dönerken kafasını salladı “Öğrenirim.” dediğine bende kafamı salladım
Oturduğu yerden kalktıktan sonra
banyoya girdi, birkaç dakika sonra traş makinesinin sesini duymamla üzerimden yorganı atıp oturduğum yerden kalktım ve banyoya ilerledim. Elim banyonun kapısına giderken bir an tereddüt ettim ancak kapı daha ben açmadan açıldı. Sarp sadece altında bir pantolonla Beni karşılarken bakışlarım vücudundaki izlere kaydı ve onun yerine içim sızladı. Elindeki traş makinesini lavabonun kenarına koyarken “Gelmiyor musun?” diye sordu.
Bizi büyük bir oyuna davet ediyor Deren.
Zorlukla yutkunup kafamı salladım ve içeri girdim. Kapı arkamdan kapandığında ben çoktan Sarp’ın arkasına geçmiştim. Bakışlarım onun sırtında gezindiğinde genzim sızladı ardından hemen gözlerim doldu. Sırtında büyük bir kaç morluk vardı ama benim canımı asıl yakan sırtının sağ tarafında kabarık yara izleriydi. Üzerinden bayağı geçmişti ama izleri oradaydı. “Sarp.” dedim zorlukla. Elimi yavaşça sırtının kabarık yerlerinde gezdirdim. Benim dokunuşumla sırtı anında gerilmişti. Bilerek üstünü çıkardığını o an fark ettim, bana yaralarını gösteriyordu. Bana kendini açmaya başlıyordu. Gözlerimden yaşlar akmaya başlarken yaraya iyice yaklaştım, yaralarının hepsini masum masum öptüm. Bütün acılar gitsin istedim, dudaklarımı geri çektiğimde kollarımı beline doladım ve kafamı sırtına yasladım.
“Ağlama.” dedi net bir sesle. “Ağla diye göstermedim. Yaralarımı gör diye gösterdim, aramızda sır kalmasın acılarımı, yaralarımı gör ki nasıl bir adam olduğumu bil diye gösterdim.”
“Senin canın yanmışsa benimde canım yanar.” dedim hemen. “Kim yaptı bunu?” dediğimde bu sefer içimde büyük bir öfke vardı. Acım yine yerini öfkeye bırakmıştı. “Söyle ki bende onun canını yakayım.” dediğimde hissettirik bir kahkahasını duydum. Kollarımı tutup beni arkasından çekip göğsünün önünde kollarının arasına aldığında bende çenemi göğsüne yasladım. Islak gözlerimle alttan alttan ona baktım, oda baş parmağıyla gözyaşlarımı sildi.
“Alırsın.” diye onayladı beni “Alırsın bilirim ama karanlık olan benim. Sen hep aydınlıkta kal. Hem sen demedin mi arkamda dağ ol diye olacağım, sen sadece bana yaslan kendini yorma..” dedi.
İçim eridi yeniden ona, kollarında mayıştım adeta “Sen öptün ve iyileşti benim yaralarım.” dedi içimi mest eden bir sesle. “Sen varsan ben varım. Sen varsan ben iyiym, ben güçlüyüm.”
“Sen öptün benim yaralarım iyileşti.” diye onu tekrar ettim Ardından bakışlarım lavabonun kenarından duran makasa kaydı “Saçlarını mı kısaltıyorsun?” diye sordum ona tatlı tatlı.
Kafasını salladığında heyecanlı gözlerle ona baktım “Ben keseyim mi?” diye sordum ve ekledim. “Sende bana kahkül kesersin.”
“Olur.” kolların arasından çıkıp makası ve traş makinesini lavabonun kenarından aldım “Sandalye getirmemiz lazım. Boyun çok uzun böyle yetişemiyorum.” dememle beni kaldırıp lavabonun kenarına oturttu “Şimdi yetişirsin.” dedi rahat bir tavırla.
Ben büyük bir özenle önce makasla önerlerini kısaltırken o dikkatle beni izliyordu. “Bakma öyle.” diye kızdım “Dikkatimi dağıtıyorsun.” gülerek başını öne eğdiğinde ben kesimime büyük bir özenle devam ettim. Önleri bitirdikten sonra makineyle kenarlarını ve arkasını düzelttim. “Saçınının arkasına D harfi mi yapsam?” diye sordum alayla.
“İstersen anlıma bile kazıtırım.” dediğinde ikimizde güldük. Ben kesimimi bitirdiğimde heyecanla ona döndüm “Bak bakalım beğenecek misin.”
O ise oldukça profesyoneldi “Sen yaptıysan güzel olmuştur.” dedikten sonra eline makası ve tarağı alıp bana döndü. Saçlarımı büyük bir nezaketle tararken ön taraftan ayırdı ve eli bile titremeden düz bir şekilde kesti. Kenarlarını da düzelttikten sonra musluğa elini daldırdı ve elini ıslatıp saçıma dokundu. Kahküllerimi ıslattıktan sonra dolaptan kurutma makinesini çıkardı ve saçımı kurutarak şekil verdi. “Bak bakalım nasıl olmuş?” derken beni lavabodan indirdi.
Aynadan kendime baktığımda gördüğüm görüntüden olduça memnundum. Gerçekten güzel kesmişti. “Aferin.” dedim gülerek “Güzel kesmişsin mi prometida (nişanlım)”
Söylediğim hitap şekli hoşuna gitmiş olacak ki elini belime koydu ve beni göğsüne yasladı. Dudağı şakağımı bulduğunda huzurla gülümsedim “Yaran nasıl?” diye sordu bana.
“İyi ama iz kalacak gibi en son yamuk dikmiştim.” ellerimi onun kollarına sardım “En azından artık ikimizinde bizimle ömür boyu kalacak bir izi var.” dedim.
“Sende kalmasın isterdim.” dedi bu durumdan nefret ettiğini belli ederek. Yaram çirkin mi duruyordu? “Kafandaki senaryoları bırak Deren. Bunun çirkinlike alakası yok.”
Kaşlarım anında çatıldı “Hey!” bakışlarımı ona çevirdim “Kafamın içinden çık.”
“Malesef ki orada müebbetliyim yavrum.” dedi erkeksi bir sesle. Şu an ona yükselemezsin Deren. Yükselebilirim…
Bakışlarımı ondan kaçırırken aynı hızla kollarının arasından çıktım. Sürekli böyle kelimeler ederken ben nasıl sakin kalabilirdim ki? Kalamazdım ve kalamıyordum. Sürekli karnımda bir sancı hissediyordum ama bu kötü anlamda değil iyi anlamda olan bir sancıydı.
Kıyafetlerimin olduğunu odaya girip dolaba doğru ilerledim ve elime gelen ilk penye siyah triko elbiseyi aldım. Tamamen düz ve kolları uzun olan bir elbiseydi ayrıca dizlerimin biraz altına geliyordu. Elbiseyi üzerime geçirip makyajımı yaptım ve son olarak dudaklarıma kırmızı bir ruj geçip oturma odasına geçtim.
Adil, Turan ve Sarp çoktan konuşmaya başlamışlardı bile. Bakışlarım Turan’a dönerken konuşmayı bölmemek için sadece kafa ile selam verdim oda bana sıcak bir gülümsemeyle karşılık verdi. Onlarınn yanına oturup bende konuya dahil oldum. “Haftaya Koray'ında içinde olduğu aynı zamanda bu örgüt denilen kişilerden birkaç tanesi de büyük bir sergide olacak.” diye açıkladı Turan. Önümüze bir kaç dosya koydu. “Ayhan Yıldırım şu an için en dikkat etmemiz kişi. Sergi onun evinde yapılacak. Sizi tanımlamaları için kılık değiştirmeniz gerekecek.” Masanın üzerine bir davetiye koydu. “Oraya on yıldır evli olan bir çift olarak gireceksiniz. İsimleriniz Alya ve Tarık. Yapmanız gereken tek bir şey var adamın dikkatini çekmeden ofisindeki flash belleği almak. Bu adam örgütün baş kollarından biri bu yüzden o flash da önemli şeyler olabilir”
“Sen bu kadar bilgiyi nereden biliyorsun?” diye sordum merakla
Dudaklarına sinsi bir gülüş yerleşti. “Benimde ellerim uzun Deren.” dedi gururlu bir şekilde. Bakışları tekrardan Sarp’a döndü “Aynı zamanda o gün bir maçın var. O yüzden sadece en fazla üç saatiniz var maça yetişmelisin. Bu bizim için önemli bir maç. Yarı finale yükseleceksin.”
Sarp kafasını salladıktan sonra Adil’e döndü “Ufuk’un dosyası ne durumda?” diye sordu. Hala bu kişinin kim olduğunu ve Sarp’ın neden bu adamı çıkarmak için bu kadar ısrar etmesine anlam veremiyordum.
“Yani çok zor bir dava. Ortada bir cinayet var. İşi zor.”
“Cinayet mi?”
“Nefsi müdafaa diyebiliriz.” diyerek sorumu duymazlıktan geldi Sarp.
“Bana da olayı söyler misiniz?”
“O çocuk hayatımı kurtardı Adil. O oradan çıkacak.” dedi Sarp net bir sesle.
Turan ve Adil oturduğu yerden kalkarken bende onları yolcu etmek için kapıya kadar eşlik ettim. “Turan.” dedim anlayışlı bir şekilde. “Şeyma alt dairede onu görsen iyi olur. Onun yaraları kolay kolay iyileşmez ama sana kıyamaz hemen barışır.” dedim. Şeyma benim can dostumdu ama Turan’a da kıyamazdım. Abim gibiydi o benim abimden bir anıydı sanki. Hem onun bilerek Şeyma’yı kırması imkansızdı, suçluydu ama pişmandı bu yüzden ona da asla kıyamıyordum.
“Yaralarını sarmak için herşeyi yapacağım.” dedi kararlı bir sesle.
“Biliyorum.” dedikten sonra ona veda edip kapıyı kapattım ve oturma odasına geri döndüm. “Bu Ufuk kim?”
“Adil hapishanede bana göz kulak olması için göndermiş güya. Başta tersledim ama sonradan ses etmedim. Orada benim canımı kurtardığında ona neden buraya düştüğünü sormuştum.” bakışları bende değil tavandaydı. “Sözlüsünü korumak için kavga arasında bir arbede olmuş ve bir silah patlamış. Kızın abisini öldürmüş” diye açıkladığınında onun canının da acıdığını fark ettim. “Canımı kurtardı benimde ona bir can borcum var. Onu oradan çıkarmam lazım.”
Ne kadar sert olursa olsun bu adamın kocaman bir kalbi vardı. Hiçbir gerçek bunu değiştiremezdi. “Seninle gurur duyuyorum.”
Acı kahveleri benim gözlerime kenetlediğinde bakışlarında bir minnet vardı. Onu anladığım, onu gördüğüm için bana teşekkür ediyor gibiydi. Buna karşılık sadece gülümsedim, bütün zorluklara ve acılara rağmen sadece gülümsedim ki bunun üstesinden gelebilileyim.
Selam ballarım umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Olayların gidişatını nasıl buluyorsunuz
Bundan sonraki bölümler biraz daha aksiyonlu olacak hazır olunnnn
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar

asiri guzelll
YanıtlaSilMükemmeldiiii harika olmuş yeni bölümün acilll hızlı gelmesi lazım🩷
YanıtlaSilCumartesi gelecekkk balımmm
SilÇok güzeldii
YanıtlaSilgüzel bölümdüü
YanıtlaSil