Ana içeriğe atla

Nitelikli

A. 21-ACIDAN GERİYE KALAN KÜL

“Benim deli kızım artık kapattı bu hayata gözlerini, şimdi söylesene kim durdurabilir bunda sonra beni?” Always You Been - Chris Grey Valse - Evgeny Grinko  İyi okumalar bal kuşlarım bölüm sonu yorumlarda buluşalım Sindirerek okuyun tamam mı.... Beklediğim sadece bir cevaptı. Ya elimi sıkacaktı ya da arkasını dönüp gidecekti ama Mortis ona uzattığım elime o kadar uzun süre baktı ki yutkunmakta zorlandım. Bakışları tekrardan saçlarıma değdi, omzuma kadar gelen kahverengi saçlarıma baktı. İz kalan ve kocaman bir morluk olan boynuma baktı. Yaralarla dolu ellerime baktı ve ağır ağır yutkundu. Gözlerindeki acıyı görmemek için kör olmam gerekirdi, içi acırmış gibi baktı her zerreme. Sanki onunda canı yanıyormuş gibi baktı.    “İstersen size her şeyi açıklayayım sonra karar ver,” diyerek sessizliği bozdum. Zihnimde onu en son gördüğüm zamanda söylediğim cümleler dolandı. Sonra açıklayacağım. demiştim. Sonra açıklayacağım ama şimdi git. Gitmişti ve ben açıklamak için geri dönmüş...

V. FİNAL

 




"Eğer bir yerde bir hikayen varsa onu yarım bırakma, tamamla"


Tastamam - Can Bonomo

Hoşçakal - Emre Aydın


Son kez iyi okumalar bal kuşlarım...

Vedayı sonda beraber yapalım ve son kez bu hikaye için yorumlarda buluşalım.








Değişmek.

Hayatımızda asla yerini kabul etmediğimiz ve korktuğumuz en büyük şey. Bize bunu söylemişlerdi çünkü, değişmenin korkutucunu olduğunu söylemişlerdi. Bazıları söylemiş sadece öylece gitmişti, bir vedayı bile layık görmemişti. Değimenin o kadar kötü bir şey olduğunu hissettirmişlerdi ki, biz değişmeyi kabullenmek yerine sonsuza kadar kendimizden vazgeçmeyi bile göze almıştık.


Halbuki bazen ferahlık, dinginlik, kendini sevmek, kendini bulabilmek için değişmek gerekirdi. Bu değişim acı verici olsa bile bunu kabullenmek bununla yaşamayı öğrenmek lazımdı. Kendinle barışmayı öğrenmek lazımdı.


Ve ben Deren acılarının üzerine yürüyen o kadın.

Değişmiştim. Acılarım beni değiştirmişti. Yaralarım beni değiştirmişti. Bütün o yıkılmalarım beni değiştirmişti. Sevmek beni değiştirmişti. Sevilmek beni değiştirmişti. En çokta anne olma hissi beni değiştirmişti. 


Dikenlerim hala yerindeydi ancak artık eskisi gibi sevdiklerime batmıyordu. Eskisi kadar sırtımda yük yapmıyor kalbimi acıtmıyordu. Ruhumu ezmiyordu artık öfkem, kelimelerim bir bıçak görevi görmüyordu. Nefes almak artık o kadar da zor gelmiyordu.


Ben değişmiştim, değişmeyen tek şey sadece abime duyduğum özlemdi. Bu özlemin hiçbir zaman tam anlamıyla geçmeyeceğini biliyordum, bunu kabullenmiştim. 


Elim belirginleşmiş karnıma doğru gittiğinde dudaklarımda minik bir tebessüm oluştu. “Oğlum oradasın değil mi?” dedim günde bilmem kaçıncı kez. Azra hanım hamileliğimin diğer hamileliklere göre daha farklı olduğu için karnımın diğerlerine nazaran daha küçük olacağını söylemişti. 


Biraz sessiz bir bebekti hareket ettiği nadir anlar oluyordu ki bu anlar genelde ben uyurken oluyordu. Oğlum bana şimdiden geceleri zehir etmeye yeminli gibiydi.


“Deren karnının bu kadar küçük olması gerçekten normal mi?” diye sorarak yanımda her zamanki yerini aldı çok sevgili kocam.


Onun bu dediğine gülerken gözlerimi devirdim. “Tabi ki normal hayatım.” dedim biraz daha ona yaklaşarak. “Doktor zaten bunu söyledi ya bize. Normal hamileliklerden biraz daha küçük olacak göbeğim.” 


Büyük eli hemen karnımın üzerine yerleştiğinde bende ona iyice sırnaşıp sırtımı göğsüne yasladım. “Oğlum bu küçücük yerde nasıl büyüyecek Deren?”


“İçerisi onun için kocaman sen merak etme.”


Kaşlarının çatıldığını onun yüzüne bile bakmadan anlayabiliyordum. “O nasıl oluyor?”


“Sarp.” derken yavaş yavaş sinirlenmeye başladığımın sinyallerini veriyordum.


“Sadece iyi olmanızı istiyorum.”


Elimi karnımın üzerinde duran elinin üzerine koydum “Biz iyiyiz.” dedim içini rahatlatmak için. “Ayrıca merak etme oğlumuz geceleri canavara dönüşüyor. O kadar çok hareket ediyordu ki umarım beyni bulamamıştır oğlumun.”


“Sen az önce oğluma canavar mı dedin?” göğsünden uzaklaşıp yüzüne bakarken bana kınayıcı bakışları atıyordu. Sanki geceleri kendisi uyanık kalıyordu? Onun bu kadar rahat uyuması sinirlerimi bozmuyormuş gibi birde bana kınayıcı bakışlar atıyordu. 


“Senin oğlunda benim kayınbiraderim mi Sarp!” şu an kesinlikle bir tık sesimi yükseltmiştim. 


“Öyle mi dedim ben?” derken hayretler içindeydi. 


Ne olurdu hiçbir şey demeden sadece beni kollarının arasında tutsa. “Her neyse.” derken oturduğum yerden yavaşça kalktım. “Ben biraz uzanacağım.” dediğimde penguen gibi yavaş adımlarla yürümeye başlamıştım. Her adımda canım biraz yanıyordu, bunun sebebi ise karnımın büyüdükçe yararlandığım yerin gerilip zorlanıyor olmasıydı. Arkamdan gelmesini hatta beni kucağına alıp yatağa taşımasını bekledim ama o bunu yapmadı. 


Ne olurdu sanki biraz beni idare etseydi?


Hamileydim ben. Canım yanıyordu ve korkuyordum. Mesela her saat başı oğlumun orada olup olmadığını kontrol ediyor onu hisseden kadar içim içimi yiyordu. Sarp’ın da bu konuda çok gergin olduğunu biliyordum ama hamile olan bendim.


Anladık Deren en çok sen hamilesin.


Odaya girdiğimde üzerimdeki Sarp’ın kazağını bir çırpıda çıkardım ve komidinin üzerinden karnıma süreceğim losyonu alıp yere bağdaş kurup oturdum. Elime bir miktar losyon sıktıktan sonra ellerimi birbirine sürtüp losyonu elimde ısıttığım sırada odanın kapısı açıldı. 


Sarp’ın geldiğini anladım lakin bakışlarımı kaldırıp ona bakmadım onun yerine losyonu yavaş bir şekilde göbeğime sürdüm. Tam önümde oturduğunda yine ona bakmadım o ise kafasını eğip karnıma doğru konuştu. “Oğlum annen galiba yine alıngan gününde.” dedi.


Kaşlarım çatıldı dediği şey ile. “Ama bilmiyor ki ben en çok bu hallerini seviyorum. Böyle ne kadar tatlı olduğu hakkında hiçbir fikri yok. Geceleri biraz annene izin ver olur mu? Oda çok yoruluyor.” kafamı sağa yatırdığımda ona döndüm lakin o hala karnıma dönmüş ona konuşuyordu. “Ayrıca evlat seninle bu konuda anlaşmıştık değil mi? Geceleri ben sana hikaye okuyacaktım sende annenin uyumasına izin verecektin. Sözden caymak yok.” hayranlıkla ona baktığımda oğlumuzun karnıma attığı bir tekmeyle dudaklarımdan bir kıkırtı kaçtı.


Sarp’ın bakışları anında bana döndü. “Sanırım bu tamam demek.” dedim ona bakarken. 


Kafasını sallarken iyice bana yaklaştı “Yükünün ne kadar ağır olduğunu biliyorum ve bunun için sana minnettarım.”


Elimi sağ yanağına yasladığımda yeni çıkmaya başlayan sakalları parmak uçlarıma battı. “Bu ikimizinde oğlu. Onu kucağımıza almak için sabırsızlanıyorum.” 


“Bende.” dudaklarını alnıma yasladı. “Bence bugün oğlumuza r şeyler almaya gitmeliyiz. Neredeyse hiçbir şey almadık, çocuğum doğduğunda çıplak mı kalacak?” bunu o kadar masum sormuştu ki kahkaha atmama sebep oldu. “Gülme Deren gayet ciddiyim. Oğlumuz Tarzan gibi götünde yaprak elinde mızrakla mı doğacak.”


“Saçmalıyorsun.” dedim gülüşlerimin arasında.


“Belki ama seni güldürdü.” dediğinde zaten en başından beri amacının bu olduğunu anladım. 


“Sen beni hep güldürürsün.”  bunu söylerken tamamen dürüsttüm. Sarp geri çekilip ayağı kalktı ve elini bana uzattı. Elini tutup oturduğum yerden kalktım ve hızla dolaptan beyaz bol bir kazak ve yüksek bel mavi kot pantolon giydim. Karnım belirgin olduğu için düğmesi kapanmamıştı lakin bu sorun değildi zaten kazağım uzundu. “Artık hiçbir kıyafetim bana olmuyor.” diye sızlandım.


Kolları arkadan belime sarıldığına sırtımı ona yaslayıp kafamı geriye atarak omzuna yasladım. “Erkek çocukları anneyi güzelleştirir derler bir de, şuna bak kocaman oldum.” sesim sadece bir fısıltıdan ibaretti. 


“Oğlumuzun senin güzelliğine güzellik kattığı kesin.” 


“Ama çok şişko oldum.”


“Böyle de güzelsin.” 


“Biliyorum ama-” dudaklarını boynumda hissetmemle kelimeler yarıda kaldı. Onun dokunuşunu bile özlemiştim lakin düşük riskim olduğu için doktor beraber olmamızın tehlikeli olabileceğini söylemişti. Öpüşü boynumdan çeneme doğru ilerlediğinde derin bir nefes verdim. Onu gerçekten özlemiştim.  “Sarp.” sesim mırıltı gibi çıkmıştı.


“Hm.”


“Gitmemiz lazım.” dedim lakin bu sefer dudakları gerdanıma doğru ilerlediğinde ellerimi ensesine attım. Dudaklarımda kısık bir inilti çıkarken “Gerçekten gitmeliyiz.” dedim.


En sonunda dudaklarını boynumdan çekerken göğsüm deli gibi inip kalkıyordu, sadece benim değil onun da nefesleri sıklaşmıştı. “Sadece iki ay daha.” bunu daha çok kendi kendine söylüyor gibiydi. “O kadar hasretim ki sana, o kadar hasretim ki tenine.” ellerimi ensesinden çekmeden ona döndüm acı  kahveleri daha da koyulaşmıştı. 


“İlk aşerdiğim şey sen olacaksın bu gidişle.” alnını alnıma yasladı “Herşey oğlumuz için.”


“Oğlumuz için.” bir adım geri çekildiğimde parmaklarımız birbirine kenetlendi. Arabaya bindiğimizde ikimizde sessizdik ve tabiki de minik oğlumuzda. Ona ne isim vereceğimize henüz karar vermemiştim. Abimin ismini ne kadar çok vermek istesem de bu sadece beni yaralardı. Onun ismini her söylediğimde ciğerim delinirdi ve bunun olmasını istemiyordum. 


Büyük bir avm'nin önünde durduğumuzda Sarp arabayı otoparka park etti. Arabadan indiğimde hemen dibimde bitti ve elini elimin içine aldı. “Büyük ihtimalle oğlumuz bahar ya da yaz çocuğu olacak ona göre bir şeyler alabiliriz.” dedim mağazaların arasında dolaşarak. 


“Yine de kalın şeylerde alalım. Üşür.” konu oğlumuz olunca normalden on kat daha da dikkatli oluyordu.


“Şuraya girelim mi?” elimle bebek giyim mağazasını gösterdim. Kafasını sallarken mağazaya girdik.


“Hoşgeldiniz nasıl bir şey bakıyordunuz?” görevli kadın hemen dibimizde bittiğinde ona hafifçe gülümsedim “Oğlumuz için kıyafet bakacaktık.” 


“Tabiki sağ tarafta erkek bebek bölümümüz.” diye gösterdiğinde kafamı sallayıp teşekkür ettim. Erkek bebek reyonuna doğru ilerlediğimizde Sarp iyice sessizleşmişti, sadece dudaklarında küçük bir tebessümle bebek zıbınlarına bakıyordu. Öyle bir bakıyordu ki sanki kendi eksiklerini görüyordu. 


“Hayatım.” derken elini bırakıp koluna sarıldım. 


Bakışları bana dönerken sanki yanında olduğumu tekrardan fark ediyormuş gibiydi. “Bir şey mi oldu? İyi misin?” 


“İyiyim sakin ol.” baktığı zıbınlardan birini elime aldım. Üzerinde arabalar vardı. “Nasıl bu beğendin mi?”


Omuz silkti “Bilmem ben anlamam öyle şeylerden.” 


“Bence alalım.” dediğimde içten içe onunda bunu sevdiğini biliyordum. “Sarp şuna bakar mısın!” heyecanla elimde tuttuğum ayılı tulumu gösterdim. “Çok tatlı kulakları bile var.” 


Sarp bana gerçekten mi der gibi bakarken ben hiç ona aldırış atmadan “Bunu da alalım.” dedim.


“Çocuğumuza ayı kostümü mü giydireceğiz?”


“Tulum bir kere bu. Ayrıca çok tatlı.” dedim. 


“Bunun neresi tatlı acaba çok merak ediyorum. Bana bunu giydirselerdi kesinlikle bebeklik travmam olurdu. Dağ ayısı mı olacak oğlumuz?”


Gözlerimi devirdim dediklerine “Abartıyorsun. Ayrıca oğlumuzun bu tulumun içinde olsa olsa bal ayısı olur. Baldan tatlı bal ayısı.” dediğim şeyle küçük bir kahkaha atarken karnıma doğru eğildi.


“Merak etme oğlum sana bunu giydirmeyeceğim.”


“Yalnız duyuyorum ben.”


“Sen anneni duyma oğlum. Sana travma yaşatmayacağım.”



🩰




Gözlerimi açtığımda canım o kadar çok o şeyi istiyordu ki şu an onu yemezsem ölecek gibi hissetmem normal değildi. Yanımda yatan Sarp’ın hala uyuduğunu fark ettim, kolları benim belime dolanmıştı ve sıkı sıkı tutuyordu. Onu uyandırmamaya dikkat ederek kolunun altından çıktım ve yattığım yerden zorlukla da olsa doğruldum. 


Oğlum artık yedi buçuk aylık olmuştu, karnım her ne kadar çok büyük olmasa da fazlasıyla ağırdı. Kesinlikle bebek değil gülle doğuracak gibi hissediyordum, neyseki bugün doktor randevum vardı ve son durumun ne olduğuna bakacaktık.


Bir elim belimdeyken diğer elim ise otomatik olarak karnıma gitmişti. “Oğlum gerçekten sabahın altısında böyle bir şey yemek istemen normal mi?” mutfağa girdiğimde önce çekmeceden geçen aldığımız cipsi çıkardım daha sonra ise dolabı açıp içinde salatalık turşusunu çıkardım. “Baban bunu görse kalpten gider.” dedim lakin yinede cips paketini açtım. 


Cipsi ağzıma attıktan sonra turşudan da bir ısırık aldım, canımın çektiği şeyi yemenin rahatlığıyla gözlerimi kapatıp inledim. Normalde yesem kusacağım ama şu an yediğim için bana bu zamana kadar yediğim en iyi şeydi. 


“Hayatım ne yapıyorsun?” diyen sesi duyduğumda oturduğum yerde adeta zıpladım. Bir elim kalbimin üzerine giderken korkudan elimdeki cips bile düşmüştü. Ben ona cevap vermezken o bir kaç adımda dibimde bitti ve turşu ve cipse tuhaf tuhaf bakmaya başladı. “Yavrum bu ne?”


“Cips ve tuşu.” diye açıkladım çok açık bir şekilde.


“Onu görebiliyorum.”


“Ne yapayım oğlum ve benim çok canım çekti.” diye acındırdım kendimi. Nihayetinde yalanda değildi doğruları söylüyordum. 


“Cips ve turşu mu gerçekten?” bunu söyler inananamıyormuş gibi bana bakıyordu.


O öyle bakınca kendimi o kadar kötü hissettim ki gözlerim doldu. “Ne yapayım çok aşerdim. Oğlumuz da çok istedi. Yemeseydim de oğlumuzun bir yerleri mi eksilseydi.” 


Sesimin titrediğini fark ettiğinde hemen bakışları yumuşadı ve derin bir nefes alıp benim yanımdaki sandalyeye oturdu. “Sonradan mideni rahatsız eder diye diyorum beni boncuk gözlüm.” parmaklarını gözlerimin altını sildiğinde akmaya hazır olan gözyaşlarım geri gitti. 


“Biliyorum ama ne yapayım.” bakışlarım hala turşu ve cipsteydi. “Biraz daha yiyeyim sonra bırakırım.” dediğimde güldü ve yanağıma kocaman bir öpücük kondurdu. 


“Kurban olurum sana.” dedi içli içli.


Sonra ben yemeye devam ettim Sarp bana hala biraz tuhaf baksada ses etmedi sadece yemeyi bitirmemi bekledi. Turşu kavanozunun yarısını bitirdiğimde derin bir nefes alıp geri çekildim “Sanırım gerçekten çok yedim.” dediğimde kafasını iki yana salladı. 


“Hadi seni yatağa taşıyalım.” dedikten sonra hiç zorlanmadan beni kucağına aldı. Kafamı onun omzuna yaslarken çoktan mayışmaya başlamıştım bile. 


“Ona hiç oyuncak almadık.” dedim içli bir şekilde. 


Evden neredeyse hiç çıkmıyordum çünkü oğlumuza zarar gelmesinden korkuyordum.  Zaten hamilelik riskliydi birde ufak şeyler için doğumu tehlikeye atmak istemiyordum. “Bugün randevundan sonra alabiliriz.” beni yatağa yatırdığın kendiside yanıma yattı ve beni kolunun altına aldı.


“Oğlumuza ne isim vereceğiz?” diye sordum göğsünün üzerine bir erkek çocuğu çizmeye başlarken.


“Bilmem.”


“Biraz düşün o zaman bakalım bu kutsal görevi sana veriyorum.” dedim alayla.

“Deren-” itiraz edeceğini anladığımda lafını kestim “Hayır bahane üretmen yasak. Bu hamilelik boyunca oğlumuzu ben taşıyorsam sende ona bir isim düşünmelisin.” 


“Tamam.” 


“Aferin kocam.” dedim cilveli bir sesle. 


“Kocanım değil mi?”


“Kocamsın. Benim bir tanecik kocamsın. Evimin direği çocuğumun babasısın.”


“Böyle söyleyince de tuhaf oldu.”


Kolumu beline sararken sırıttım “Alışırsın canım, alışırsın.” 



🩰


Uyandığımda öğlen olmuştu ve az kalsın bebek kontrolünü kaçırmıştık. Neyseki son dakikalarda yetişmiştik ve şimdi ise tekrardan bebeğimizin iyice belli olan ultrason görüntüsüne bakıyorduk. 


“Oğlunuz birazcık kilolu olacağı kesinleşti. Maşallahı var.” dediğinde onun minik yüzüne bakıyorduk. “Bazen hırçın bazen sakin bir bebek. Ama genel olarak annesine yormayan bir bebek olacağını söyleyebilirim.”


“Bana neler yedirdiğini bilseydiniz onun bu kadar kilolu olması az bile olacağını düşünürdünüz.” dediğimde Azra hanım gülümsedi sadece.


“Bu gayet normal merak etme.” yüzümde küçük bir tebessümle Sarp’a dönerken onunda ekrandaki görüntüyü çözmeye çalıştığını fark ettim. Her gelişimizde aynı şey yaşanıyordu, o kadar dikkatli bakıyordu ancak eve gidince yine ultrason görüntüsünü bana gösterip neyin neresi olduğunu soruyordu. 


“Şu an yedi buçuk aylık. Zaten erken doğum olacağını sana söylemiştim, rahmindeki yaranın zorlanmaması için sezaryenle erken doğum olacak. Yaklaşık iki üç hafta sonra tekrardan çağıracağım seni kontrole şu anlık bir sıkıntı yok.”


“Bazen karnımda çok ağrı oluyor.” dediğimde Sarp’ın elimdeki elinin kasıldığını hissettim.


“Bu çok normal. Rahminizin içindeki açıklık gerildiği için oluyor, merak etme bu doğumu sorunsuz bir şekilde bitirmeye çalışacağız. Ayrıca sadece prosedürü gereği bunu sormak zorundayım. Doğumda herhangi bir soruna karşı kimin tercih edileceğine dair bir beyanname imzalamanız gerekiyor.” 


Kalbime milyonlarca dikenin aynı anda battığını hissettiğimde gözlerim doldu. “Düşünecek bir şey yok.” diye atıldım hemen. “Bebeğimizi seçiyorum.”

“Bunu düşüneceğiz.” diyen ise Sarp’tı.  


“Dediğim gibi düşünün. Acele etmeyin.”


Bu sefer bir şey söylemek yerine kafamı salladığımda karnımı sildim ve oturduğum yerden kalktım. Azra Hanıma veda ettikten sonra el ele odadan çıktık. “Ağrının olduğunu bana neden söylemedin?” diye sordu Sarp. 


Birde böyle bir şey yapmıştım.


“Seni endişelendirmek istemedim. Doktor zaten bunun normal bir şey olacağını söylemişti sadece yine de haberdar etmek istedim.”


“Yine de bana söylemen gerekiyordu Deren. En ufak bir tehlikede hastaneye gelirdik.” onda gergin ve endişeliydi ve onuda anlıyordum ama bazen o kadar üstüme düşüyordu ki sanki boğuluyordum.


Cevap vermedim. Zaten kafamda binlerce korku binlerce soru işareti varken konuşmam sağlıklı olmazdı. “Oyuncak almaya gidelim mi?” diye sorduğunda kafamı salladım. 


Konuşursam ağlardım ve ne konuşmak ne de ağlamak istiyordum. Arabaya bindiğimizde ellerimiz ayrıldı, kollarımı koruma iç güdüsüyle karnıma sardım. 


Ya seni seçerse? dedi iç sesim. Ya oğlunu da kaybedersen? Ya bu senin lanetinse?


“Canım…” tek bir kelime. Canım. Gözyaşlarım akmaya başlarken dudaklarımdan küçük bir hıçkırık koptu. Olmuyordu işte, kafamın içinden o lanet düşünceleri atamıyordum. Bana doğru eğildiğinde kendimi geri çektim “Yapma.” dedi acı çekiyormuş gibi ama ben itinayla bakışlarımı ona çevirmiyordum. “Deren…”


“Hayır.” dedim hıçkırıklarımın arasında. “Sus söyleme. Konuşmamız gerekmiyor.” konuşmasak olurdu ama bana sarılabilirdi. Sarılırken konuşmasına gerek yoktu sadece sarılsa yeterdi. “Ama sarılabilirsin.” dediğimde ona döndüm ve kollarımı iki yana açtım.


Hiç beklemedi ya da gurur yapmadı sadece beni sımsıkı göğsüne sardı. Aramızda duran karnım bizi engelledi lakin bu sorun değildi onun sıcaklığı hala oradaydı. Ve o an minik bir tekme hissettim. Oğlumun ben burdayım deme şeklidir bu, varlığını belli diyordu. Geri çekildiğimde gözyaşlarım çoktan kurumuştu “Gidelim o zaman oğlumuza oyuncak almaya.”


Bu dediğime sadece gülerken arabayı çalıştırdığında bundan sonra konuşan tek şey sessizliğimizdi. Avmenin otoparkında arabayı park ettikten sonra el ele yürümeye başladık. Karşımıza çıkan ilk oyuncak mağazasına girdiğimizde bir elim karnımdaydı, oyuncakların arasında dolaşmaya başladık. 


Aslında Sarp ne tarafa giderse o tarafa gidiyorduk çünkü benim aklımda olan tek şey oğlumuzun bu oyuncaklarla oynayamama ihtimaliydi. Bu düşünce beni o kadar içine çekiyordu ki karnıma sancı girmişti.


Düşünme düşünme.


Kafamı dağıtmak için Sarp’a döndüm o ise elindede küçük bir mavi araba tutuyordu. Benim ona aldığıma benziyordu “Bence bizim evlat buna bayılır.” dedi bana dönerek.


“Kesin bayılır.”  


Kafasını karnıma eğdi ve arabayı da karnımın üzerinde tuttu “Beğendin mi babacım?” diye sorduğunda bir kaç saniye sonra gelen tekme şaşırmama sebep oldu. “Bence bu beğendi demek.” dedi bakışlarımı karnımdan çekmeden.


“Bencede.” diye onayladım onu. Elim bir anda Sarp’ın elini sıktı “Midem bulanıyor.” dedim. Bu aylarda normalde olmazdı lakin şu an neden olduğunu bilmediğim bir şekilde midem bulanmaya başlamıştı. 


“Bir şey mi oldu?” derken çoktan beni mağazasın çıkışına doğru yürütmeye başlamıştı bile.


“Hayır sadece midem bulanıyor.” lavaboların önünde durduğumuzda Sarp’ın içeri girmesine izin veremden kendimi bir tuvalete attım. Kapının kapanmasını bile beklemeden klozetin içine kustum. Saçlarımınn toplandığını hissettiğimde bunun kim olduğunu biliyordum ama şu an bir şey diyemeyecek durumdaydım. 


Bitkin bir şekilde geri çekildiğimde sırtım onun göğsüne yaslandı “İyi misin?” diye sordu endişeli bir sesle. 


Rahatlaması için kafamı salladım “İyiyim sanırım bir daha cips ve turşu yememeliyim.” dedim yüzümü buruşturarak. Oysa oğlum çok istemişti ve o an yiyebileceğim tek şey oymuş gibi gelmişti.


“Kesinlikle bundan sonra cips ve turşu kombinasyonu size yasak.” 



🩰



“Ne demek hala oğlumuza isim bulamadın?” dedim ağlamaklı sesle. Şuan tam olarak oğlumuzun sekiz aylık olmasına bir hafta kalmıştı ve pek sevgili kocam hala oğlumuza koyacağımız ismi düşünmemişti. “İsimsiz mi olacak oğlumuz?”


Bu dediğime gülerken hemen yatakta yanıma yerleşti. Beni kolunun altına alırken dudaklarını alnıma yasladı. “Saçmalama Deren. Hem doğuma daha iki hafta falan var.” bu dediği doğruydu Azra hanım erken doğum olacağı için iki hafta sonra ameliyata alınacağımı söylemişti ki benim için baştan sonra korkutucuydu. 

“Şeyma ile Turan’ın nişanına katılmak istiyorum ama umarım oğlumuz o zamana kadar içimde kalmaya devam eder.” evet bu olmuştu. Şeyma sonunda Turan’ın evlenme teklifini kabul etmişti. Tam olarak üç kere reddettikten sonra. Ve iki gün sonra nişanları vardı. 


“Umarım arkadaşın bu sefer de Turan’ı nişanda reddetmez.” hafifçe omzuna vurdum 


“Arkadaşım hakkında böyle konuşma. Ayrıca alt tarafı üç kere evlenme teklifini reddetti.” 


“Üç kere az mı lan!” diye yükseldi bir anda. “Ben olsam şimdiye çoktan kalpten gitmiştim.” 


Dudaklarımdan küçük bir kahkaha döküldüğünde “Ne! dedim.


Oda bana döndüğünde bakışları oldukça ciddiydi. “Ne ne? Sana evlenme teklifi etmeden önce o yüzüğü bir hafta yanımda taşıdım ve en iyi haline denk getirmeye çalıştım ki reddetme ihtimalin daha da az olsun. Birde reddetseydin o ringte gerçekten yıkılırdım.” 


“Aptalsın.” kafamı göğsüne yasladım. “Ben yine her seferinde senin evlenme teklifini kabul ederdim.” 


“Benim gibi bir adamı görsem bende hemen kabul ederdim.”


Gözlerimi devirdim “Sarp’ın egosu aramıza hoş geldin.” dedim lakin yine de sadece onunla eğleniyordum. Dudaklarımı aralayıp bir şey diyeceğim sırada yatakta bir ıslaklık hissettim. Gözlerim kocaman açılırken korku dolu bakışlarım Sarp’a döndü. 


Hayır kesinlikle altıma işememiştim.


“Sarp, bebek geliyor.” bir an sadece bir an gözlerime bakakaldı ardından beni kucağına aldı. 


“Erken değil mi?” dedi korkuyla bana.


“Erken ama geldi işte. Oğlumuz zaman tanımıyor tıpkı babası gibi.” dediğimde ilk sancı kasıklarıma vurdu ve acıyla gözlerimi kapattım. 


“Tamam sorun yok hallediyorum.” cebinden telefonunu çıkardığında bir koluyla da beni tutuyordu.  “Turan kalk lan doğuruyoruz.” karşının dediğini duymadım lakin Sarp’ın sinirleri bozulmuş olacak ki “Lan kalk şu yataktan siktirtme bana bir yerlerini!” sesi o kadar telaşlıydı ki onun bu paniği beni de korkutmaya başlamıştı. “Hay ben senin Turan! Beş dakikan var doğuruyoruz diyorum sana!” cevap vermesini beklemeden telefonu kapattı.


Bakışları bana döndüğünde gözlerimden yaşlar çoktan akmaya başlamıştı bile. “Çok mu acıyor?” diye sordu bana.


“Yok Sarp hiç acımıyor!” diye yükseldim bir anda acıyla. 


Otoparka girdiğimizde arabaya doğru ilerledi Şeyma’yı gördüğümde hızla arka kapıyı açtı Sarp benimle beraber arka koltuğa geçti. “Deren iyi misin?” bunu soran ise Turan’dı.


“Lütfen artık hastaneye gidelim.” diye yakardım. Kasıklarımdaki ağrı o kadar fazlaydı ki bayılacak gibi hissediyordum. Bir elim sıkıca Sarp’ın elini tutarken Şeyma kolumu sıvazlıyordu. “Sarp!” diye haykırdım adeta acıdan. “Acıyor çok acıyor!” derken hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.


“Bebeğim özür dilerim, çok özür dilerim.”


“Sen niye özür diliyorsun salak!”


Dudaklarını alnımda hissettim “Acını alamıyorum özür dilerim. Keşke alabilsem.” dediğinde dudaklarımdan yeniden bir hıçkırık koptu. 


“Lütfen ona bir şey olmasın.” kafamı acıyla Sarp’a çevirdim. “Onu seç!” bakışları anında değişti. “Yalvarıyorum onu seç Sarp!” 


Eliyle alnımdaki terleri sildi “Konuşma böyle ikinizde iyi olacaksınız.” 


Anlamıyordu, onu da kaybedersem bizi kaybederdim. Her şeyimi kaybederdim. Ya o Deren? Ya o seni kaybederse ne yapacaktı?


“Yapmam Sarp onsuz yapamam.”


“Yapmam canımın özü sensiz yapamam.” alnını alnıma yasladığında bilincimin artık sonlarında olduğunu fark ettim. Kasılıyor, bağırıyor, acı içinde kıvranıyordum. Araba ne ara hastanenin önünde durmuş ben sandalyeye otutturulmuştum bilmiyordum bile. 


“Sarp!” diye bağırdım onun elini sıkarken, kafam acıyla geriye yaslanmıştı.


“Burdayım bebeğim, burdayım chica guerrera.” sesi en az benimki kadar korku ve telaş içindeydi. Ameliyathaneye girdiğimizde oda benimle girdi, ben acıyla kıvranırken Azra hanım yanıma geldi “Deren açılman çok fazla ve bundan sonra sezeryan yapamayız. Normal doğuma almak zorundayız.” dediğinde kafamı salladım.


“Bu onu tehlikeye atacak mı?” diyen sesini seçebildim Sarp’ın. 


“Risk her zaman vardır.”


“Ha-” devamını benim acı çığlığım kesti. “Lütfen artık oğlumu içimden alın!” diye haykırdığımda sustu ve dudaklarını alnıma yaslayıp elimi sıkı sıkı tuttu. Doktor her ıkın dediğinde acıyla kıvrandım. Yaramın olduğu yer o kadar acıyordu ki bir ara yırtıldığını bile düşündüm. Sarp bir şeyler mırıldanıyordu ancak kelimeleri seçemiyordum. Ne kadar vakit geçti bilmiyordum lakin en sonunda ıkındığımda bütün kaslarım gevşedi. Ve bir bebeğin ağlama sesi…


Oğlumuzun sesini duyar duymaz tekrardan ağlamaya başladım ancak karanlık beni içine çekmeye hazır gibiydi. “Tebrikler Çeliker ailesi. Doğum saati 23.59.”


 “Onu… bir kez…. alayım.” dedim zorlukla. Sarp’ın yaşlı gözlerini gördüğümde doktor oğlumuzu çıplak göğsüme bıraktı. Tenimi hisseder hissetmez oğlum sustu. Bir elim onun başına gittiğinde onun yumuşacık tenini hissettim.


“Umut.” dedi Sarp lakin sesi fısıltı gibiydi. “Hoşgeldin oğlum.”


Umut…. Bizim umudumuz, karanlıktan aydınlığa çıkma sebebimiz. Bizim bu zamana kadar çektiğimiz bütün çilelerin ödülü olan bir mucize. “Seni seviyorum oğlum, anneni bırakmadığın için teşekkür ederim.” 


“Teşekkür ederim.” dedi içli içli “Beni bırakmadığın, oğlumuzu hayatta tuttuğun için teşekkür ederim” bakışlarım duvarın köşesine takıldı, abim yine oradaydı beni gülümseyerek izliyordu. Başardın çiçeğim, sen başardın. Dudaklarımda silik bir tebessüm oluşurken bu sefer gözlerimi kapattım ama bu sefer karanlık için değil aydınlığa ulaşmak için.


🩰




Anne olmak…

O kadar tuhaf bir histi ki, karanlıktan seni aydınlığa çeken bir şeydi. İçin içine sığmayan, sürekli sevgi dolu olmanı sağlayacak bir şeydi. O kadar eşsiz o kadar kutsal bir şeydi ki bunu şimdi daha iyi kavrıyordum. 


Oğlumuz Umut şu an tam iki aylık olmuştu ve erken doğuma göre gayet tombul bir bebek olarak doğmuştu. Küvezde iki hafta kaldıktan sonra daha fazlasına gerek olmadığını düşünüp onu hastaneden çıkarmışlardı.


Şimdi ise minik oğlum bir yanda göğsümü emerken diğer yandan da boncuk gözleri bendeydi. Minik eli ise her zamanki gibi açık göğsümün üzerindeydi, onun haline sadece gülümsedim. Oda bu fırsatı hiç kaçırmadı dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. Kendisi ilk günden beri fazlasıyla güleç bi bebekti. Bu huyu kesinlikle abime çekmişti, bunu inkar edemezdim. Saçları ve kaşları da aynı babasıydı. 


“Uyumadı mı daha?” diyerek kapıdan içeri girdiğinde kafamı kaldırıp güldüm. 


“Oğlumuz galiba uykuyu pek sevmiyor.”


“Kime çekmiş acaba?” dediğinde kaşlarımı çattım 

 

“Ben gayet uyuyorum bir kere.” diye savundum kendimi.  Bana doğru ilerlerken yanıma oturdu “Karnı doyduysa bana ver ben uyutayım sende biraz kendine vakit ayır.” diye bir öneride bulundu ki bunu çok sık yapıyordu.


“Aslında iyi olabilir çünkü bugün bizimkiler gelecek.” dediğimde artık karnı doymuş oğlumu Sarp’a uzattım. İlk zamanlarda her ne kadar Umut’u kucağına alırken korksa da şimdi daha rahattı. Banyoya girip kısa bir duş aldıktan sonra saçlarımı kurutup biraz makyaj yaptım. Banyodan çıktığımda ise Sarp’ın Umut’u çıplak göğsüne yaslamış sırtını sıvazlarken bir şeyler mırıldandığını gördüm.


Hiç vakit kaybetmeden telefonumu elime alıp onların bu halini çektim. “Çok tatlısınız.” dedim dudak büzerek. İki aydır en çok zevk aldığım şeylerden biri ise buydu, onu ve oğlumuzu izlemek. 


Anneydim ben.


Sarp bakışlarını oğlumuzdan çekmezken dolabın önüne geçtim ve üzerime uzun çiçekli bir elbise giydim. Elbise bordoydu üzerinde ise beyaz çiçekleri vardı. Anne olunca tarzım da biraz değiştirmiştim çünkü oğlumun karnını doyururken rahat kıyafetle olmam lazımdı. 


Onlara son bir kez baktıktan sonra odadan çıktım ve mutfağa ilerledim. Zaten çoğu şeyi dünden hazırladığım için sadece yemekleri servis tabaklarına koydum. Çayı koyacağım sırada kocamın arkamda hissettim ve varlığıyla güldüm. Kolları arkadan belime sarıldığında dudaklarını gerdanıma bastırdı. “Biraz dinlenmelisin.” dedi.


“Ben yorulmuyorum merak etme.” kollarının arasında dönüp ellerimi belime yerleştirdim “Anneyim ben anne.”


“Bu hallerin.” kafasını iki yana sallayıp güldü “Seksi anne seni.” dediğinde kollarımı boynuna doladım.


“Hala seksi miyim?”


“Sen her zaman seksisin.” dediğinde dudaklarıma uzandı. Öpüşü yavaş değildi sertti, hoyrattı. Bunun nedeni doğumdan sonra sadece bir kere beraber olmamış oluşumuzdu, çünkü oğlum o kadar kıskançtı ki sanki hissediyormuş gibi ne zaman baş başa kalsak hemen ağlamaya başlıyordu. “Evlat galiba beni sevmiyor.” dedi geri çekilirkenn.


“O nerden çıktı?”


“Bana hiç acımıyor. Annesin ne kadar hasret olduğumu bilmiyor bu yüzden sürekli her anımızda ağlıyor.”


“O sadece bir bebek.”


“Yine de bilerek yapıyor.” derken küçük bir çocuk gibiydi. Dudaklarına minik bir öpücük kondurdum “Merak etme sen hala benim koca bebeğimsin.” dediğimde kapı çaldı ve tek romantik anımızda bu şekilde bölünmüş oldu.


“Artık sikeceğim!” diye söylenerek benden ayrıldığında kapıya doğru ilerledi bende masayı kurdum. 


Yemekleri yedikten sonra Umut’un ağlama sesiyle oturduğum yerden kalktım “Oğlunda sana çekmiş Sarp.” diye laf eden Turan’dı. Zaten bu aralar favori aktivitesi Sarp’a bulaşmaktı. 


“O ne demek lan!”


“Senin gibi her zaman huysuz.”


“Hey oğluma laf söylemeyin.” derken çoktan odaya doğru ilerlemiş Umut’u kucağıma almış ve karnını doyurmaa başlamıştm bile. “Annem.” dedim içli içli. Elim henüz çok yeni çıkmaya başlamış saçlarını okşamaya başladı. Ağzından küçük bir ses çıkardığında gülümsedim. “Seni yemek istiyorum, bu kadar tatlı bir şey nasıl doğurdum acaba?” Umut karnını doyurduğumda oturduğum yerden oğlumla beraber kalkıp aşağı indim. 


Turan ve Şeyma bir ay önce evlenmişlerdi ve daha yeni balayına gidecekleri için onun hakkında tartışıyorlardı. “Adanaya falan gitmeyeceğiz Turan!” dedi sinirle Şeyma.


“Ya güzelim mis gibi Adana işte ne var?”


“Adana’ya gidersek seni boşarım.” dediğinde istemsizce güldüm. 


Bakışlarımı onlardan çekip Işıl ve Berk’ çevirdim. Işıl iki aylık hamileydi ve bu konuda oldukça telaşlıydı. Bu yüzden sürekli Berk’e sataşıyordu o ise sadece dediklerine gülüyor ve onu kolunun altına çekiyordu. 


Adil ve Bahar’da daha yeni evli sayılırlardı onlar Amerika’da yaşıyorlardı lakin bir kaç hafta tatil için buraya gelmişlerdi. Bahar’a hemen ısınmıştım çoktan tatlı ve içten bir kızdı. 


Ufuk ise yoktu. Galiba onun eksikliğini hep hissedecektim. Yeni bir başlangıç yapmak için taşınmıştı, sürekli Sarp ile konuşuyorlardı. Hatta Umut için altın bile göndermişti oda artık aileden biriydi. Ailemiz günde güne büyüyor ve değişiyordu ama bunu seviyordum.


Aile olmak bana verilen en büyük hediyeydi.


Sarp’ın elini belimde hissettiğimde hafifçe gülümseyip acı kahvelerine baktım “Senin için bir kursla konuştum. Kendini hazır hissettiğin zaman oraya gidip bale eğitimi verebileceksin. Bir yerden başlamanın iyi olacağını düşündüm.”


Her zamanki gibi beni benden önce düşünüyordu “Teşekkür ederim.” kafamı omzuna yasladım “Her şey için.” 


“Teşekkür ederim ailem olduğunuz için.”


Ve ben Deren…

Belki aynı kız değildim ama yine de bunu kabullenmiştim. 

Büyümüştüm, olgunlaşmıştım ve hayatımda ilk defa kendim olduğum için huzursuz değildim. 

Ben başarmıştım çünkü asla pes etmemiştim. İmkansız diye bir şey yoktu sadece çabalamaya devam etmem gerektiğini öğrenmiştim.

Ben yaptıysam sende yaparsın.

Kendini sev ve bundan asla vazgeçme. 

İstediğin şeylerden vazgeçme…


Abicim aslında hiç ölmedin biliyorum çünkü seni kalbimde yaşatıyorum.

Şimdi ve daima….






SON


Unutma son sadece sen istediğin zaman olur…





Öncelikle sadece bu satırları okuyanlarla konuşmak istiyorum. Lütfen kendini sev, hiç gocunmadan utanmadan sadece kendini sev en azından bunu dene bunun için çaba göster. Çünkü sen sevilmeyi sonuna kadar hak ediyorsun çünkü sen eşsiz birisin.

Visal'i yazmak beni hem yaralayan hemde iyileştiren bir şeydi. Kendime en başından beri "Bu kitaba bu kadar bağlanmayacağım." demiştim ama yine dediğimi yapamadım. Kalbimde öyle bir edindi ki bunun ben dahi farkına varamadım. Bu hikayedeki bütün karakterlerimin zihnime düşüşü benim için bir minnet sebebi...


Ve öncelikle benimle bu yolda eşlik eden bütün okurlarıma, bütün herkese çok teşekkür ederim siz olmasaydınız bu yol yürünmesi daha zor bir yol olurdu. Her bölüm sonrası gelip bana yazan artık benim için bir okurdan fazlası olan çok sevgili Yağmur sana da çok teşekkür ederim bana attığın her mesaj benim için bir ödüldü.

Hiç abim olmasa bile bana bir abiden fazlası olan canım dayım... hala en sevdiğim şey seninle küçüklüğümüzdeki gibi oyun oynamak. Uzakta olsan bile her daim gölgeni yanımda hissediyorum. Bana hem abi hem sırdaş hemde arkadaş oldun... Teşekkür ederim.

Son olarak ise Şeyma karakterinin doğuşu olan canım arkadaşım, canımın özü Şeyma... Her anımda her zaman yanımda olduğu ve bana ilham olduğu için çok teşekkür ederim çiçeğim. 

Uzakta olsa bile hep kalbimde olan Semina ve Azra her daim arkamda olduğunuz için çok teşekkür ederim.


Bu satırları okuyup sesim olan özel kişi seni çok seviyorum unutma bu bir son değil. Son yalnızca sen istediğin zaman olur.



Yorumlar

Yorum Gönder

Popüler Yayınlar